Âl-i İmrân 3/102-103 — «Allâh’ın İpine Sımsıkı Sarılın, Ayrılığa Düşmeyin»
Âl-i İmrân Suresi âyet 102 ile 103 Ey iman edenler! Allâh’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun ve herhalde müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allâh’ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın ayrılığa düşmeyin ve Allâh’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. siz düşman idiniz de o kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş uçurumunun tam kenarındayken sizi oradan doğru yola ereceksiniz diye kurtardı. Allâh âyetlerini size böylece açıklar. Sadaqallahü’l-Azim. Burada tabi konu başlığı olarak Allâh’ın ipine sımsıkı sarılmak. Ama Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimeden önce Allâh’tan nasıl korkmamız gerekirse öyle korkmamızı öğütlüyor. Bundan bir önceki daha âyet-i kerîme var.
Allâh’a sımsıkı sarılın diyor. Aslında konu olarak Allâh’a sımsıkı sarılından giriş yapacaktım. Fakat o burada bir şey kendimce sezinledim. iman, İslam, ihsan hadisi vardı. İhsanla alakalı meselede önce zirveyi gösteriyordu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Allâh’ı görüyormuşçasına hayat yaşamanız diyordu. Sonra siz onu bu halde olmasanız dahi, onun sizi her daim gördüğüne inanarak öyle yaşayın diyordu. Kalbime gelen o oldu. Ayet-i keriminin aslında bir öncesi Allâh’a sımsıkı sarılın. Bu işin benim nazarımda zirvesi. Ondan sonra diyor ki Allâh’tan hakkıyla nasıl korkmanız gerekirse öyle korkun. Sonra da diyor ki Allâh’ın ipine sımsıkı sarılın. Burada kasıt Allâh’ın ipinden kasıt.
Allahu alem, Allâh’ın dini Kur’ân ve sünnet. Bu işin avamla alakalı küsme. siz Allâh’a sımsıkı sarılamazsanız Allâh’tan hakkıyla hiç olmazsa korkun.
Allâh Korkusunun Hakikati — Sevginin Kolundaki Korku
Yani ve aynı zamanda bir alt kategori de Allâh’ın ipine bari sarılın. Ben buradan yukarı doğru gitmeyi arz ettim. Bu hafta dedim ki kendimce önce Allâh’ın ipine sımsıkı sarılmayı konuşalım. zemini konuşalım. Ondan sonra üzerine merdivenle yürüyelim diye düşündüm. Burada âyet-i keriminin hilafına konuşmak değil. O âyet-i keriminin sıralamasını bozmak da değil. Kalbime gelen bu oldu. önce zirveyi Cenâb-ı Hak konuşmuş. Demiş ki Allâh’a sımsıkı sarılın. E şimdi Allâh’ın dinine uymayan, Allâh’ın zemin olarak Kur’ân ve sünnete tabi olmayan bir kimseye Allâh’ı sarılmayı anlatmak biraz güç. O yüzden onu biz ilk önce olması gereken tabana çekelim. Olması gereken taban ne? O kimsenin Allâh’ın ipine sımsıkı sarılması.
Burada normalde müfessirlere bakarsanız hepsi de Allâh’ın ipi Kur’andır. Allâh’ın ipi İslam’dır. Allâh’ın ipi bu tip benzetmeler, tefsirler okuyabilirsiniz. Burada Allâh’ın ipi bu fakire göre, bunda böyle söyleyen müfessirler de olmuş Kur’ân ve sünnet. Kur’ân ve sünnet. bugün zaten dünya Müslümanlarının en büyük handikapı Kur’ân ve sünnete sımsıkı sarılmamaları, Kur’ân’ı önde tutmamaları, sünnet-i seneyi önde tutmamaları ve Âyet-i Kerîme’de sonra diyor ki zaten tefrikaya düşmeyin, ayrılmayın diyor. O yüzden biz bu manada Allâh’a sımsıkı sarılmak olarak gördüğümüzde Kur’ân ve sünneti öne koyacağız. Size iki şey bıraktım dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Birisi Allâh’ın kitabı Kur’ân, birisi de benim sünnet-i seneyimdir.
Kim bu iki şeye sımsıkı sarılırsa o kurtuluşa erer dedi. Şimdi dünya üzerinde bu seküler dünya dediğimiz bu dünya ve o seküler dünyayı sömüren emperyalistler bizim Kur’ân ve sünnete sarılmamızı istemiyorlar. Bu Müslüman ülkelerde de oynanan büyük bir oyun var. Bu oynanan oyun şu, tarikatları hallettiler, mezhepleri hallettiler, sünnet-i seneyi de hallettiler. Şimdi sıra geldi Kur’ân’ı halletmeye. muhakkak ki Cenâb-ı Hak Kur’ân’ın koruyucusu benim diyor, Kur’ân’ın koruyucusu benim. O zaman bu Kur’ân’ı koruyacak olanlar, Allâh’ın ipine sarılanlar bunu böyle gökten gelecek olan bir el Kur’ân’ı koruyacak diye beklemesin. Müslümanlar. Müslüman Allâh’ın Kur’ân’ını yaşayarak koruyacak, yaşayarak, sünnet-i seneyi yaşayarak koruyacak.
Ne yazık ki Ümmet-i Muhammed bu sekülerlikten nasibini alıyor ve Kur’ân ve sünnet-i seneyi yaşamakta problem çekiyor. Ve biz sünnet-i seneyi, Kur’ân ve sünnet-i seneyi yaşamakta bir sürü bizim amalarımız var, bir sürü bizim kendimizce çekincelerimiz var. Biz artık sünnet-i seneyi işlemekten utanıyoruz. Biz Kur’ân ve sünnet-i seneyi tebliğ etmekten utanıyoruz. Biz sünnet-i seneyi yaşamaktan artık utanıyoruz, çekinir hale geldik. Ve dinimizi yaşamaktan, dinimizi haykırmaktan utanır hale geldik, çekinir hale geldik.
Kur’ân ve Sünnete Sarılma — Allâh Resûlü’nün İki Emâneti
Oysa Âyet-i Kerîme’de diyordu, kınanmaktan korkmayanlar, iman edip kınanmaktan korkmayanlar. Biz artık dinimizle alakalı kınanmaktan korkar hale geldik. Bu seküler dünya, seküler inanç, seküler ta’udi inançlar ve seküler baskılar ve Müslümanların üzerindeki baskılar, Müslümanları ne yazık ki her gün adım adım geriye doğru götürüyor. Adım adım geriye götürünce Müslümanlar kendi dinlerini yaşamaktan, kendi doğrularını söylemekten, haykırmaktan uzaklaşmaya başladılar. Ve tefrikaya da düştüler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin 73 fırkaya bölüncek, 72 fırkaya dahalede olacak bir tanesi, fırkaya Nancıya’da kurtuluşta olacak denilen noktaya geldik. Artık sünnet inkarcıları, artık hadîs inkarcıları, artık âyet inkarcıları, ben Allâh olsaydım böyle âyet indirmezdim, mezhep inkarcılarının baskısı altında, siyasetçilerin baskısı altında, bakın siyasetçilerin baskısı altında, devlet yönetimlerinin baskısı altında.
Müslümanlar ne yazık ki Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeyi kendilerince yaşayamadıkları gibi ve hatta kasıtlı bir şekilde yaşamadıkları gibi ve aynı zamanda da anlatamaz hale geldiler. Ve öyle bir hale geldik ki Müslümanların kendi içerisindeki bir kısım eksiktikler, noksanlıklar, yanlışlıklar kamuoyun önünde ama sosyal medyada daha da abartılaraktan anlatılınca biz dinimizi tam olarak anlatma, dinimizi tam olarak yaşama noktasında sıkıntımız var. Biraz da kendimizi eleştirirsek bizlerde de sıkıntı var. Nerede ne konuşulacağını bilmeyen, nerede nasıl davranılacağını bilmeyen, ne bileyim nerede nasıl yürülüleceğini bilmeyen, nerede ne sohbetin edileceğini bilmeyen ve hatta bu konuda ehliyetsiz kimselerin davranış biçimlerinden dolayı da Müslümanlar ne yazık ki sıkıntı çekiyor.
Ve Müslümanlar o zamanda dinlerini tam anlatma, dinlerini tam yaşama noktasında değiller. Ve biz Allâh’ın ipine sımsıkı sarılanlardan olamıyoruz. Allâh’ın ipine sımsıkı sarılanlardan olmuş olsak bizim birimiz bine bedel olacak ama bizim birimiz bine bedel değil. Bakın bizim birimiz bine bedel değil. Biz artık anne baba korkusu, eş korkusu, çocuk korkusu, devlet korkusu, sistem korkusu, ekonomik sistem korkusu, bütün korkular bizim üzerimize toplanmış. Biz dinimizi tam olarak sımsıkı Allâh’ın ipine sarılıp yaşama noktasında değiliz ne yazık ki. Bakın değiliz. Bizim o kadar çok korkumuz var ki, o kadar çok korkumuz var ki iş kaybederiz, aş kaybederiz, eş kaybederiz, çocuk kaybederiz, kariyer kaybederiz, sınıf kaybederiz, konum kaybederiz, bizim etrafımız var, etrafımızı kaybederiz.
Hep geri adım çekil, geri adım çekil, geri adım çekil. Ne yazık ki artık Müslümanlar kendi dinlerinden, imanlarından taviz verir hale geldiler. Buna sebep ne? Allâh’tan korkmadıkları için. Eğer Allâh’tan hakkıyla korkmuş olsalardı bunlar bu noktaya gelmezdi. Artık dervişler de, sufiler de, dervişim diyenler de ne yazık ki bu geri adımlarda nasipleri alıyorlar ve bütün ümmet olarak biz bu bozulmaktan payımızı alıyoruz. Bu bozulmaktan payımızı alıyoruz.
Seküler Dünyanın Müslümanlara Oyunu — Emperyalist Strateji
Ve biz sufiler olarak da Allâh’ın ipine sımsıkı sarılmadığımızdan biz de bu bozulmadan paylarımızı alıyoruz. Diyeceksiniz ki sen nesin ben de payımı alıyorum. Ben sizlerden kendimi ayırt etmiyorum. Komple hepimizle adım adım, nefes nefes biz Allâh’ın ipine sımsıkı sarılmadığımızdan o bozulmayı, o geri adım atmayı, o gevşemeyi ne yazık ki yaşıyoruz. Bunun sebebi ne? Bunun sebebi Allâh’tan hakkıyla korkmamızdan. Biz çünkü Allâh korkusunu attık. biz Allâh’ı sevdirelim derken, insanlara Allâh sevgisini anlatırken Allâh korkusunu unuttuk biraz daha. Oysa korkmadığımız için itaat etmiyoruz. Korkmuyoruz çünkü. Sevmek korkuyu getirir. Sevmenin kolunda korku var derken bunu anlatamamışım. Sevmek gerçekten bir kimse seviyorsa kolunda korkuyu getirir.
Neden? Seven kimse maşunun kaşını kaldırmasından korkar. azaptan korkmak değil. Kaşını kaldırırsa ne yaparız? Küserse ne yaparız? Darılırsa ne yaparız? Bize selamımızı almazsa veya selamımıza cevap vermezse ne yaparız? Veyahut da biz bir mağzuratımızı anlatırsak bize cevap vermezse ne yaparız? Sevenin içinde böyle bir inceden korkusu olması gerekir. Eğer sevenin bu noktada o korku sevenin kalbinden o korku gittiyse o kimse onun sevgisi heva ve heves sevgisi olur. Heva ve heves sevgisi olduğu için en çok seven en büyük günahı işliyor. En çok seven en büyük problemi çıkarıyor. En çok seven en büyük edepsizliği yapıyor. En çok seviyorum diyen en büyük terbiyesizliği yapıyor. Baktığın zaman kelamda çok seviyor.
Seviyorsan korku olması lazımdı. Korkman lazımdı. O edepsizliği yapmaman lazımdı. Seviyorsan korkman lazımdı. Onun gözünün içine baka baka o günahı işlememen lazımdı. Seviyorsan korkman lazımdı. Aman ben bir hata yaparsam bir yanlışlık bir eksiklik yaparsam bana kaşını kaldırırsa diye düşünmen gerekiyordu. Ama her şey taverne muziği gibi yalan olduğundan bizim sevgilerimiz de birer yalan sevgi oldu. Allâh’a karşı yalan sevgi oldu. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı yalan sevgi oldu. Üstadımıza karşı yalan sevgimiz oldu. Eşlerimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, dostlarımıza, annelerimize, babalarımıza, çocuklarımıza karşı sevgimiz yalan oldu. Bunun gerçek realitesi, o sevginin realitesi yaşamaktan uzak oldu.
Bir edebiyat oldu. Bir güzel bir şiir oldu, şarkı oldu. Biz şarkıyı dinledik, efkarlandık, şiiri okuduk, efkarlandık ama onu biz derinlemesine yaşamadık. O yüzden sevgimizin yanında korku, kolunda korku kalmadı. Kalmayınca biz o seviyoruz terenennesiyle her türlü haltı karıştırır, her türlü haltı yer hale geldik. Hem ümmet olarak hem dervişler olarak. Evet bir başkası dışarıda daha büyük yanlışlıklar yaptı. Biz de içeride ona bize yakışmayacak olan yanlışlıklar yaptık. Çünkü nasıl korkmak lazımsa öylece korkmadık. Şimdi bu ağır bir mesele. Nasıl korkmamız gerekir ve biz nasıl korkuyoruz? Nasıl korkmamız gerekir? Madem ki hiç olmazsa sevemedik, sevemediğimizden dolayı hataların, yanlışlıkların, eksikliklerin içine düştük.
Nasıl korkmamız gerekirdi? O korku bizi hataya, bizi günaha götürmemesi gerekirdi.
73 Fırka Hadîsi ve Tefrikaya Düşüş
O korku, o ateş korkusu evimizde, iş yerimizde, mahallemizde, dergamızda hissedilmesi gerekirdi. Evlerimizde o korku var mı? Evlerimizde o korku Allâh’tan korkmayı yansıtabildik mi? Sabah namazında ev halkı komple namaza kalkabildi mi? Yoksa herkes bir taraflarda kimse kimseye karışmıyor mu? Sabah namazına ev halkı komple kalkmıyorsa ki kalkılmıyor. O zaman demek ki evin içerisinde Allâh’tan bir korkudan emare yok. Bir emare olmuş olsa herkes bir fil namaza kalkacak. Bahanemesi yok. Bende şeker var kafamı kaldırdığımda kaldıramıyorum sabahleyin. Yok şöyle yan geliyorum böyle düz geliyorum. kafa bulanık oluyor. Onun problemi var, onun tansiyonu var, onun şekeri var, onun kalbi var, onun midesi var.
Onda damar tıkanıklığı var, onda ciğer tıkanıklığı var. O çok yorgun, o çok strestli. Onun muhakkak yatması lazım. Sabah namazı yok. Ve bir haram işleniyor mu? İşleniyor. Bir müddet duruyoruz. Düğünlerimiz, nişanlarımız, eğlencelerimiz haram mı? Evet. Kıyafetlerimiz haram mı? Evet. Yolda yürüyüşlerimiz haram mı? Evet. Hayatı yaşayış tarzımızda haramlar var mı? Evet. Herhangi bir sebepten dolayı bu harama dur diye biliyor muyuz? Hayır. Haramlar bizi sarmış mı? Evet. Ama o arkadaşımız şimdi gücenir bize. O akrabamız bize gücenir. O bizim kardeşimiz gücenir. O şöyle derse böyle olur. O şöyle olursa böyle olur. Biz hayatımızı Kur’ân ve Sünnet’e göre dizayn edeceğimize biz ne yazık ki Kur’ân ve Sünnet’e hayatımıza göre dizayn etmeye çalışıyoruz.
Dini yaşantımızı hayatımıza göre dizayn ediyoruz. Ama olmaz ki bu zamanda da faiz almadan ticaret mi olur? Alıyoruz biz. Evet. Bu zamanda da böyle olur canım. Evet. Ama markette soruyor Hacı Efendi. Tavuk helal kesin mi? Markette bunu soruyor. Baktım tavuk helal kesin mi? diyor soruyor. Böyle omuzundan baktım. Tavuk helal kesin mi? dedim. Biz helal mıyız? Böyle baktı. Oo Hacı Efendi ağır bir söz söyledin. Hayır ağır bir şey söylemedim. Sen helal kesim arıyorsun. Midendeki helal mı? Senin kazancın helalsa sen helala doğru gideceksin zaten. Sen o tavuğu yiyeceksin neden helal mı? diyor. Sen o tavuğu yiyeceksin neden helal mı? diyor. Soruyorsun ki helal mı? diyor. Soruyorsan şüpheli zaten. Alma yeme onu.
Biz tavuğun helalını haramını, etin helalını haramını veyahut da herhangi bir gıdada yok domuz ürünü var mı yok mu çok ince detayına kadar detaylandırıyoruz da. Ama namazımızı detaylandırmıyoruz. Orucumuzu detaylandırmıyoruz. Zikrimizi detaylandırmıyoruz. Hareketlerimizi, tarzımızı detaylandırmıyoruz.
Müslümanların Korkudan Taviz Vermesi — Kınanmaktan Korkmamak
Dilimizden çıkanları detaylandırmıyoruz. Biz tavuğun haramını helalına bakıyoruz. Dilimizden çıkanın gıybet olup olmadığını, iftira olup olmadığını ona bakmıyoruz. Veyahut da biz yiyecek olduğumuz herhangi bir konservenin haram mı helal mı olduğuna bakıyoruz. Ama evimizde eşimize davranırken haram mı helal mı davrandık ona bakmıyoruz. Biz konservenin neden imal edildiğine, böyle kullanma kılavuzunu saatlerce okuyoruz. Ama çocuğumuzun hayatı haram mı helal mı ona bakmıyoruz. Konserveyi incelediğimiz kadar çocuklarımızın haramlarını, helallarını incelemiyoruz. Konserveyi incelediğimiz kadar eşlerimizin haramını, helalını incelemiyoruz. Konserveyi incelediğimiz kadar önce kendi nefsimizin haramını, helalını incelemiyoruz.
Ama baktığımızda protip olarak sakalımız güzel, haydanımız güzel, sarığımız güzel, konserveye bakıyoruz. O da çok güzel. Ama çocuklarımız gece nereye gitti, gündüz nereye gitti, namazı tamamladı mı, namazı tamamlamadı mı, tesettürüne dikkat etti mi, etmedi mi, erkek kız, ayırmıyorum. Sebep erkeklerin de tesettürleri bozuk çünkü. Giyiyorlar streç pantolonları her tarafları meydanda onlar da çıkıyorlar meydana. Biz o çocuklarımız genç delikanlı çocuk biz onun da bakmıyoruz kıyafetine. Bu nasıl bir don, nasıl bir pantolon değil o don. Bu nasıl bir don streç her şeyin meydanında bununla dışarı çıkıyorsun. Bu Kur’ân ve Sünnet’e aykırı, bu Hanefi’ye göre tesettürü aykırı biz o çocuklarımız adı diyemiyoruz.
Ama konserveye bakıyoruz biz, konserveye helal mi haram mı diye okuyoruz biz. Veyahut da ne nerede ucuz sonuna kadar araştırıyoruz, ne nerede 1 lira ucuz araştırıyoruz, ne nerede 1 lira ucuz diye araştırdığımız kadar biz kendimiz Kur’ân ve Sünnet’i nerede ne kadar yaşıyoruz, nerede ne kadar yaşamıyoruz araştırmıyoruz ve Allâh’ın dinine ne yazık ki biz sımsıkı yapışamıyoruz. Sımsıkı yapışamadığımızdan dolayı dahılıyoruz, tefrikaya düşüyoruz. Bütün ümmeti Muhammed tefrikaya düşüyor. Ümmeti Muhammed tefrikaya düşüyor ve başlıyoruz. Biz emperyalistlerin istediği gibi bir din oluşturmaya çalışıyoruz. Biz emperyalistlerin, sekülercilerin oluşturmak istedikleri dini oluşturmaya çalışıyoruz. Bizim ellerimizle oluşturuyorlar bir de.
Bizdenmiş gibi görünenlerle oluşturuyorlar ve ne yazık ki biz adım şeytanın yoluna doğru gidiyoruz. Heva ve hevesine uyanların yoluna doğru gidiyoruz. Şunu çok keskin bir şekilde kendi hayatımıza adepte edemiyoruz. Bu Sünnet-i Seniyye’de var mı yok mu? Yok, bırak. Bu Kur’ân’da var mı yok mu? Yok, bırak kardeşim.
Konservedeki Helâl-Harama Bakıp Çocuğa Bakmamak
Bu Kur’ân ve Sünnet’e uygun mu değil mi? Değil, bırak kardeşim. Bırak. Keskin bir şekilde bırak. Ben Mustafa Özbağı olarak yeni Müslüman olduğum zamanki keskinliğimi arıyorum kendimde. Ben kendi nefsimi söylüyorum bakın. Ben yeni Müslüman olduğum zamanki Mustafa Özbağı’yı arıyorum. O keskinliği arıyorum. Bu haram mı haram? Bırakıyordum ben. Hiç unutmuyorum ben bir bayram sabahı. Annem kız kardeşim ben dedemlere gidiyoruz anneannemlere. Annem bana yolda tembihliyor. Bak diyor dayının kızları seninle bayramlaşmak isterlerse bayramlaşacaksın onlarla diyor. tokalaşacaksın, sarmaşacaksın. Yoksa dedi dönerim dedi dönelim dedim ben. Annem durdu bu sefer. Nasıl dedi? Haram haramdır anne. Benden haramı isteme.
Bayramsa bayram, seyransa seyran. Haramsa yapmayacağım dedim. Annem biraz rahmetli konuştu modurdandı bizim oranın tabiriyle. Ben dedemlerin bahçe kapısı var. Daha doğrusu dedemde bir avlu var. Bir de avlunun dışında bahçe var. Biz avlu kapısından içeri girdik. Hacı Mehmet’in en büyük ablası var. Kulaklar içindesin. Çok sever beni. O zaman da nişanlı. Beni bir gördü. Yeni mi evliydi acaba ki ya? Yeni evliydi herhalde. Yeni evliydi. Evlendiği kimse de teyzemizin oğlu. Yetim teyzemizin oğlu. teyzemiz vefat etmiş. Hemen o doğduktan sonra tanımıyordu değil mi? Reşat annesi. Tanımıyordu. Tabii evlenince yakın bir köye gitti. Beni gördü. Şimdi çok sever beni. Kulaklar içindesin. Gerçekten de samimidir böyle sevgisinde.
Beni gördü. Mustafa diye koşturuyor sarmaşçak benimle. Ben dedim ki abla dur gelme. Kaldı böyle. Anlamsın ha? Dedim abla haram. Ben böyle tatlı hava abla haram dedim. Böyle kolları düştü hiç unutmuyorum. Esrahmış demek dedi. Neymiş dedim esrah olan? Senden için derviş oldu dediler dedi. Doğru demişler dedim. Doğru demişler. Neyse bayramın mübarek olsun. Şöyledir böyledir. Biz annemin sülalesi şen şakraktır böyle hani. Donuk bir sülale değildir. Ben de öyleyimdir. Olabildiğim kadar şen şakrak olurum. Öyle nasıl kelam içeri girdik. İçeride de Ethem dayım var. hanımı var. Kızları küçük kızı var. Bizde yaşlı. O var. Ben içeri girdim. Dedemin elini öptüm. Anneannemin elini öptüm. Dayımın elini öptüm.
Yengemin elini öptüm. Kıza gelince bayramın mübarek olsun dedi. Ethem dayım kopardı fırtınayı. Bu ne oluyor şimdi dedi. Bu senin kardeşin değil mi dedi. Ben de döndüm dedeme. Dede dedim kardeşti. Zehra ablanla Reşet abimi neden evlendirdiniz dedim. Kardeş mi dedim değil dedi dedem. Dedim benim yaptığım doğru mu doğru dedi.
Mustafa Özbağ Efendi’nin Gençlik Keskinliği ve Bayram Hatırası
Ethem dayım biraz daha konuşacak oldu. Öst sen dedi ona. O sus demezdi. Öst hele. Tabi Ethem dayım yine biraz bir şeyler pıtır dedi. Ama dedem orada ya. Şimdi ok mesela ne şu. Haram mı haram gitmiyorum ben. Haram mı haram yapmıyorum. Haram mı haram kestirip atıyorum. Bu çok büyük rahatlıkmış. Bu muhteşem bir rahatlıkmış. Sonradan hevâ-hevs giriyor işin içerisine. yani şimdi kimse üzerine alınmasın diye ben buradan adından alınırsa. Ya Cafer alınırsa bu hale geliyorsa oradan insan. Alınsın kardeşim. Sen Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapış. Sen oradan taviz verme. Sen onu dosdoğru yaşa. Bırak alınan alınsın. Bırak kırılan kırılsın. Allâh kırılmasın sana karşı. Allâh gücenmesin sana karşı. Allâh sırtını dönmesin sana.
Ya seni o tarafa çeviriverirse ne olacak? Ya onlardan sayarsa seni? Ya orada bırakıverirse seni ne olacak? Peygamberine dedi seni orada bırakıveririm dedi. Peygamberine dedi. Seni orada bırakıveririm. gücümüzün yettiğince Allâh’tan korkamadık. Korkmadık. Âyet-i Kerîme’de tegabün 16’da diyor ki ne kadar gücünüz yetiyorsa Allâh’tan o kadar korkun. Evet. Biz gücümüzün yettiğince Allâh’tan korkup Allâh’ın ipine sımsıkı sarlamadık. Allâh’ın dinine sımsıkı sarlamadık. Allâh’ın dinini dost doğru hayatımıza rabdedemedik. Biz bozulduk. üzüm üzüme baka baka kararır. Atasözü vardı ya. Bunu Hazret-i Mevlânâ Mesnevî’sinde de bahseder. Üzüm üzüme baka baka kararır. olgunlaşır manasında dedi. üzüm üzüme baka baka kararır.
Üzüm üzüme bakaraktan olgunlaşır. Biz gün geçtikçe olgunlaşacağımıza ne yazık ki biz gün geçtikçe olgunluğumuzu terk eder hale geldik. Bütün ümmet olarak, bütün Anadolu Müslümanları olarak biz bunu terk eder hale geldik. Ve düşünebiliyor musunuz? Üzüm üzüme baka baka kararır. Toplumda, toplumda.
Tegabün 64/16 — «Gücünüz Yettiğinde Allâh’tan Korkun»
Toplumda 2013’e kadar, son 2013’e kadar 10 yıl içerisinde uyuşturucudan tedavi olmak isteyenler 100’de 900 arttıysa, 2013’e kadar uyuşturucu kullananlar 100’de 1600 arttıysa, geldiğimiz noktaya bakın ve sokaklarda ve okul önlerinde uyuşturucu eşkare, eşkare dağıtılıyorsa, dağıtılıyorsa ve bugün benim bu yaşadığım sokağın içerisinde uyuşturucu operasyonu yapılıyorsa ve çok rahat bir şekilde her yerde bu bulunabiliniyorsa, bizim Allâh’ın dinine sımsıkı sarılmadığımızdan, biz Allâh’ın dinine sımsıkı sarılmış olsaydık, toplum bu hale gelmeyecekti. Kabahat önce bizde, sufilerde. Sufiler işin özü kalbi mesavesindedir. Toplumun kalbi sufilerdir. Toplumun kalbi sufilerdir. Toplumun kalbi bozulursa, sufiler bozulursa, toplum bozulur. bir hadîs-i şerîf var, âmirler bozulmadıkça âlimler bozulmaz, âlimler bozulmadıkça halk bozulmaz.
Âmirlerden bir şey beklemiyoruz, artık âmirlerden bir şey beklemeyin. Biz seküler bir devletin içerisinde yaşıyoruz. Biz seküler bir devlet sisteminin içindeyiz. O yüzden âmirlerden ve âlimlerden bir şey beklemeyin. Evet, bunu net bir şekilde söylüyorum. Âmirlerden ve âlimlerden, âmirlerden kastım, siyasetçilerden ve bürokratlardan ve âlimlerden kastım, dîyanetten artık ben bir şey beklemiyorum. Onlardan bir şey beklemiyorum. Onlardan bir şey beklemek benim nazarımda ölü gözünden yaş beklemek gibi bir şey. Bu gereksiz bir ümit, gereksiz bir hayal. Bu boş bir beklenti, boş bir ümit. Artık iş başa düştü. Artık iş başa düştü. Artık Müslümanlar derlenip toparlanıp, önce bizler derlenip toparlanıp, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışıp kendi hayatımızı dizayn etmekle mükellefiz.
Allâh bizden hesap soracaksa önce bunu soracak. Önce bunun hesabını bizden soracak. Biz dinimizi nereye kadar yaşandık ve dinimizi nereye kadar savunduk? Yeter! Müslümanlar artık geri çekilmekten, susmaktan, pısırıklıktan kurtulmaları lazım. niye yazık ki Müslümanlara siyasetçiler hakaret ediyor, bürokratlar hakaret ediyor, LGBT’ciler hakaret ediyor, PKK’lılar hakaret ediyor, terör örgütleri hakaret ediyor ve Müslümanlara önüne gelen hakaret ediyor. Particisi, siyasetçisi, hepsi de hakaret ediyor. Dinsizi, namussuzu, şerefsizi dindarlara çok rahat hakaret ediyor. Çok rahat hareket ediyor, hakaret ediyor.
Âmirlerden Âlimlerden Bir Şey Beklememek — İş Başa Düştü
Sosyal medyada hakaret ediyor, televizyonlarda hakaret ediyor, çalıştıkları yerlerde hakaret ediyor, her yerde hakarete uğruyor. Buna dur diyen yok, buna ne yapıyorsunuz diyen yok, buna seslenen yok. Buna seslenen yok. Müslümanlar gün geçtikçe pısırıklaşıyor, gün geçtikçe sakalları kısalıyor, gün geçtikçe bakın, sakalları kısalıyor, gün geçtikçe pantolonları daralıyor. Erkeklere söylüyorum, gün geçtikçe gömlekleri daralıyor. Bir bakıyorsunuz ki erkek body giymiş, gömlek body yapıştırmış vücuduna, açmış bağrını, bağrının kıllarını da almış, öyle yürüyor. Altında daracık yine bir tane, tight erkeğin bağrı açık kılları alınmış, öyle yürüyor. Annesi, babası, halası, teyzesi, ablası, kardeşi kimse bana bir şey demiyor, diyemiyor.
Çocuk onun değil. Hacı annesi babası çocuk alkolik, hacı annesi babası çocuk eşcinsel, hacı annesi babası kız eşcinsel, hacı annesi babası kız, malum fuuş yapıyor. Sevgilisi var. Ne varmış bunda? Evet, gayet normal. Bu hale geldik. Ama istersen bir şey söyle, bir değişin o tarafı var. kızını biraz sıkıştırmaya kalkıyor adam, kaldırıyor telefonu, babam beni taciz ediyor diyor. Tehdit ediyor babasını. Benim üzerime daha gelirsen diyor, telefon açacağım şimdi, babam beni taciz ediyor diyeceğim diyor. Evet. Adam bana telefon açıyor. Telefonunuzu bilmem nereden aldım, kızım bana böyle böyle dedi, ben şok oldum ben ne yapayım, evi terk et dedim, git. Şimdi çok rahat, kadınlar erkekleri uzaklaştırma alıyorlar.
Al bir uzaklaştırma, telefon açıyorsun, 3 ay uzaklaştırma veriyor. Sistem senin hakkı aksız bakmıyor. Gitti adam 3 ay nerede kalacak kimse bakmıyor, kimse sormuyor. Gitti ya bu adam 3 ay nerede kalacak ya. Sistem bunu da sormuyor. Hiç kimse bunu sormuyor. Sonra telefon açıyor, duydum hocam sizi, benim kocam evi terk etti, onu geri getirmek için ne okumam lazım? Neden terk etti söyle bakalım, neden terk etti? kendini kümdü, uzaklaştırma aldırdın mı, aldırdın mı, neden aldırdın? Sesini yükseltti bana diyor. Adam sesini yükseltmiş beni dövecek diye korkmuş, hiç dövdü mü o güne kadar diyorum ben, hiç dövdü mü seni o güne kadar? Hayır. Ya diyorum hiç dövmemiş, hiç vurmamış, sesini yükseltti diye diyorum ben, sen nasıl telefon açıp adama 3 ay uzaklaştırma aldırdın?
Kadınlar da Allâh’ın dinini unuttu, erkekler de. Ve gün geçtikçe, gün geçtikçe bu artıyor. Artıyor. kadını koruyacağız derken aileleri yıkıyoruz. Bir kadını adamı koruyacak, bir kadını adamı koruyacak, bir kadını adamı koruyacak. Aileleri yıkıyoruz.
Uzaklaştırma Davâları, Âile Yıkımı ve «Müslüman Olarak Ölünüz»
Yani bir kadını adama 3 ay uzaklaştırma ancak, ben kendi nefsim için söyleyeyim, ben bir daha o eve girmem. Bu ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben o eve bir daha adım atamam. Öyle mi öyle? Selamun aleyküm aleyküm selâm. 3 ay değil, 33 ay. 33 ay değil, 33 sene. 33 sene değil, 330 sene. Allâh yolunu açık etsin derim. Çeker giderim ben, bankta yaşarım. Sokakta yaşarım. Paran pulum olmasa da. Bu nasıl bir şey ya? Bu hale geldik. Allâh’ın dini kalmadı. Bizim dinimiz de kalmadı. O sıralığa neden boşanmak istiyorsun diyorum ben? Sırala bakayım. Kadın söylüyor, not alıyorum ben. Erkeği diyorum, sen sırala benim sıralayacak bir şeyim yok diyor. o şikayetçi dedi. Son dinlediğim vaka. Okudum, kadına döndüm.
Kur’ân ve sünnete göre mi hükmetmemi istiyorsun? Senin nefsine göre mi dedim. hocam dedi. Kur’ân sünnet ne diyorsa o dedi. Ne diyorsa oysa dedim. Bu yazdıklarının hiçbirisi de Kur’ân sünnete göre boşanma sebebi değil. Sen nefsine uymuşsun, heva evesine uymuşsun sen dedim. Şeytan sana galip gelmiş. Çok tövbe et, çok Allâh’tan yalvar yakar. Nimet var senin başında dedim. Sen nimeti görmekten uzaksın. Sen körsün dedim. Döndük hocasına dedi ki biz buraya fırça yemeye geldik dedi. Fırça da yiyeceksin dedim. Bak nefsine uymuşsun. Ne yapayım dedim. Sen bayansın diye dedim. Niye dediysem doğru mu demiştin? Hepsi de heva evesi dedim. Bakın o hale geldik. Dini bilmiyor insanlar. Kadınlar da bilmiyor, erkekler de bilmiyor, dervişler de bilmiyor.
Dervişler de bilmiyor. Bayan dervişler de bilmiyor, erkek dervişler de bilmiyor. 35 yıldır okuyun diyorum. 35 yıldır. Her evde bir kuduri olması lazım. Her evde bir ilmihal olması lazım. Her evde dört çiftlik bir fıkıh, İslam-ı Hanefi fıkıh olması lazım. Her evde. Her evde Kur’ân olması lazım. Okunması lazım. Her evde bir hiç olmasa me’al okunması lazım. Her evde riayet-i salin olması lazım. Okunması lazım. Kıymetli kardeşler, yoksa Müslüman olarak ölünüz diyor. Cenâb-ı Hak. Bizim ne olarak öleceğimiz belli değil. Bizim, biz, la ilâhe illallah Muhammedun Rasûlullah derken nerede ayağımız kaydı, nerede dilimiz sürçtü, biz bunu bilmiyoruz. Ve Cenâb-ı Hak bize diyor ki Müslüman olarak ölün. Bakın bu emir vaki Müslüman olarak ölün.
Bakın bu emir vaki Müslüman olarak ölün. O zaman kelime-i şehadet gelip dinimizi muhakkak yenilememiz, dinimizi öğrenmemiz ve öğrendiğimiz dini evlerimizde, iş yerlerimizde, kendi nefsimizde yaşamamız lazım. Biz bir yerden başlayalım, biz başlayalım arkadaşlar. Biz başlayalım. Biz kendi içimizde öyle bir hareket başlayalım ki, Kur’ân ve Sünnetimizi tam anlamıyla okuyalım, öğrenelim ve hayata geçirelim. Birbirimize destek olalım. diyor ya siz ayrılmayınız, ayrılmayalım. Birbirimize destek olalım. Kur’ân ve Sünneti seni yaşamada destek olalım. Yaşamada. Uyaralım, nasihat edelim. Uyaralım, nasihat edelim. Birbirimizin koluna girelim. Heva ve heveslere geçit vermeyelim.
Kaynakça ve Referanslar
- Âl-i İmrân 3/102-103 — Allâh’ın İpine Sarılma: «Yâ eyyuhellezîne âmenû’ttekullâhe hakka tugâtihî velâ temûtunne illâ ve entum müslimûn. Va’tasımû bi-hablillâhi cemî’an velâ teferrekıû» — Âl-i İmrân 3/102-103; Taberî, Câmiu’l-Beyân 4/27; Kurtubî, el-Câmi’ 4/149; İbn Kesîr, Tefsîr; «Allâh’ın ipi» müfessir yorumları: Kur’ân — Tirmizî, Sevâbü’l-Kur’ân 14 («Şüphesiz bu Kur’ân Allâh’ın sağlam ipidir»); İslâm — Taberî 4/27; Cemaat — İbn Mes’ûd rivayeti; Kur’ân-Sünnet birlikte — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb.
- «Size İki Şey Bırakıyorum» Hadîsi: «Terektü fîkum emreyni len tedillû mâ temessektum bihimâ: Kitâbullâhi ve Sünneti» — Muvatta, Kader 3; Hâkim, Müstedrek 1/93; İbn Hişâm, es-Sîre 4/251 (Vedâ Hutbesi); varyant «Kitâbullâh ve İtretî» — Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 36; Tirmizî, Menâkıb 32; iki varyantın uzlaşımı — Şâtibi, el-Muvâfakât; İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ.
- «Muhakkak Ben Kur’ân’ın Koruyucusuyum»: «Innâ nahnu nezzelne’z-zikre ve innâ lehu le-hâfizûn» — Hicr 15/9; Kıyâme 75/16-19; Taberî, Tefsîr; İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, mukaddime; sünnet-i seniyyenin korunması — Buhârî, İtisâm 3; İbn Hazm, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm 1/87; sünnetin delilleri — Şâtibî, el-Muvâfakât 4/15-25.
- Seküler Dünya ve Emperyalist Strateji: 1924 hilafetin ilgâsı — Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey; 1925 Tekke ve Zâviyeler Kanunu; 1928 Latin alfabesine geçiş; Cemîl Meriç, Bu Ülke, Jurnal; Musta-fa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı; Edward Said, Orientalism; Samuel Huntington, The Clash of Civilizations; Müslümanların bünyesel bozulması — Seyyid Hüseyin Nasr, Islam and the Plight of Modern Man; İs-mâil Racı el-Fârûki, Islamization of Knowledge.
- 73 Fırka Hadîsi ve Fırka-i Nâciye: «Tefterikı ümmetî ’alâ thelâsin ve seb’îne firkaten, küllhün fi’n-nâri illâ vâhıde» — Tirmizî, Îmân 18 (hadis no 2641); Ebû Dâvûd, Sünnet 1; İbn Mâce, Fiten 17; Ahmed, Müsned 2/332; fırka-î nâciyenin tanımı — «Mâ ene aleyhi ve as-hâbî» (Tirmizî); Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat tanımı — Şâtibi, el-İ’tisâm; İbn Teymiyye, Mecmûu 3/345-360.
- Mâide 5/54 — Kınanmaktan Korkmama: «Yuhâidûne fî sebîlillâhi velâ yehâfûne levmete lâim» — Mâide 5/54; Nisâ 4/108 («İnsanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler»); Ahzâb 33/37; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 6/74; emr-i bi’l-ma’rûf âdeti — Muslim, Îmân 78 («kim bir münkeri görürse eliyle değiştirsin»).
- Helâl-Haram Hassasiyeti ve Sabah Namazı: Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107 («helâl bellidir, harâm bellidir»); sabah namazının ehemmiyeti — İsrâ 17/78; Tirmizî, Salât 47 («münâfıklara en ağır iki namaz: yatsı ve sabah» — Buhârî, Ezân 34); ev reisinin sorumluluğu — Tahrîm 66/6 («kendînizi ve ehlinizi ateşten koruyun»); aile ibadeti — Tâhâ 20/132.
- Tegabün 64/16 — Gücün Nisbetinde Takvâ: «Fe’ttekullâhe mestata’tum» — Tegabün 64/16; Âl-i İmrân 3/102 («hakka tugâtihî») ile nâsih-mensûh tartışması — Taberî, Tefsîr; İbn Kesîr, Tefsîr; «kolaylaştırın, zorlaştırmayın» hadîsi — Buhârî, İlim 11; Müslim, Cihâd 6; takvânın dereceleri — Muhâsibî, er-Ri’âye; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbu’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül.
- Üzüm Üzüme Baka Baka Kararır: Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter 722-735 beyitler (göz ve kalb kararması); Tirmizî, Zühd 45 («mukarrabîn gören gözü kararmaz»); atasözü olarak Şükrullah İnan, Türk Atasözleri; İbn-i Ayas, Zemm-ül-Heva; toplumsal bozulma hadîsi — Buhârî, Fiten 17; Müslim, Fiten 20 (ahir zaman bilgi kaybı).
- Âmirlerin ve Âlimlerin Bozulması: «İza fesedel-um-erâu fesedel-’ulemâ’u ve iza fe-sedel-’ulemâ’u fesedel-halku» — Ahmed, Müsned (senet zâyıf ancak mana sahîh); Buhârî, İlim 34; Sahihu’l-Câmi 4446 (Albânî tesbiti); Muaviâ b. Ebî Süfyân’dan varyant — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 4/204; «ulu’l-emre itaat şartlıdır» — Nisâ 4/59 («minkum» kaydı); İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye.
- Kadın-Erkek Hakları, Uzaklaştırma ve Âile: 6284 Sayılı Kadını Korumaya İlişkin Kanun (2012); İstanbul Sözleşmesi (2011-2021); aile hukuku ve Sâre’in Ö-ksik, Türkiye’de Boşanmalar ve Uz-aklaştırma Tedbirleri; Kur’ân’da aile hukuku — Nisâ 4/19, 34-35 («aile içinde hakem tayini»); Bakara 2/228-232; Talâk 65/1-2 («ma’rûf tutun ya da ma’rûf sureti ile bı-rakın»); boşanma-kötümserlik — Müslim, Talâk 5 («çevre-i-i-z eline yalvaran boşanmış kadını terk etmek yok»); Şev-kânî, Neylu’l-Evtâr.
- «Müslüman Olarak Ölünüz» Emir Âyetleri: «Velâ temûtunne illâ ve entum müslimûn» — Bakara 2/132 (Hz. İbrâhîm); Âl-i İmrân 3/102; Yûsuf 12/101 (Hz. Yûsuf’un du’âsı); hüsnü zan ile ölüm — Buhârî, Megâzî 83; Müslim, Cen-nah 82 («Allâh hakkında hüsnü zan ile öl-ünüz»); son nefes hadisi — Ahmed, Müsned 3/293; Ebu Dâvud, Cenâiz 20; sûi’l-ha-time’den sakınma — Kurtubî, Tezkiretu’l-Mevtâ; İbn Kayyim, er-Rûh, fa-sıl fî hüsnî’l-hâtime.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, İhsân, Ruh, Kalb, Sünnet, Tevekkül, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı