Allah kullarının rızkını kendi üzerine vacip kılmıştır, sana düşen Allah’ı zikretmektir
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Mümin suresinin on üçüncü âyetinin hakikatini izah eder: «Huve’llezî yürîkum âyâtihî ve yünezzilu lekum mine’ssemai rızkân. Ve mâ yetezekkerü illâ men yünîb» (Göklerden size rızık indirip âyetlerini gösteren odur. Ona yönelmiş olandan başkası öğüt almaz). Bu âyet hem âfâk tezahüründe Allahın delillerini gösterdiğini, hem rızık vermenin Allahın üzerine vacip olduğunu, hem de öğüt alabilmenin sadece münîb kullarına nasip olduğunu beyan eder. Mustafa Özbağ Efendi bu âyetin tasavvufî tahlilini sunar; rızkın Allah tarafından üstlenildiği kesin bir hakikatken kulun esas görevi rızk çabasına ek olarak zikrullah ile yönelmektir. Karabaşı Velî sohbetlerinin manevî havzasından geçen mürid, helal kazancın yanında kalbini rızk endişesinden arıtır ve hayatını tevhid müjdesi ile bezer.
Mümin 13: göklerden inen rızık ve zikir bütünlüğü
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin açılışında Mümin suresinin on üçüncü âyetini müridine bir müjde olarak takdim eder. Âyette «Göklerden size rızık indirir» ifadesi tasavvuf erbabınca yalnızca yağmur, kar veya güneş ışığı şeklinde maddî rızkın indirilmesi olarak kabul edilmemiştir; müfessirler aynı zamanda manevî rızkın – ilim, hikmet, manevî sekîne – göklerden indirildiği hakikatini de bu âyetin kapsamına yerleştirmiştir. Âyetin son kısmı ise ön plana çıkar: «Ve mâ yetezekkerü illâ men yünîb». Bu cümlecik münîb kavramının önüne çekiliyor: yalnızca Allahıa yönelmiş olan kullar öğüt alabilirler. Burada zikir bir öğüt alma kapısı olarak takdim edilir; zikir, kişinin âyetlerden ders almasını mümkün kılan manevî bir kuvvettir. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «münîb kulun zihni Allahın âyetlerine açık bir manevî pencere gibidir; o pencerenin perdesi zikirdir, perde çekilirse pencereden tastağa kadar Allahın nüruna erişir» vechiyle bu hakikati pekiştirir.
Füssılet 53: âfâk ve enfüs âyetlerinin manevî tahlili
Mustafa Özbağ Efendi sohbette dervişliğinin başlangıcında Bayındır’daki melami meşrepli muhitlerden duyduğu Füssılet suresinin elli üçüncü âyetine sık sık temas eder. Âyette «Senürîhim âyâtinâ fi’l-âfâki ve fî enfüsihim hattâ yetebeyyene lehum ennehü elhak» (Onlara ufuklarda ve kendi içlerinde âyetlerimizi göstereceğiz, ta ki bu Kur’an’ın hak olduğu onlara apaçık belli olsun) buyurulmaktadır. Bu âyet ehli sufi için tevhidin iki kanadını hatırlatır: âfâk ve enfüs. Âfâk tarafından insan gözünün gördüğü, kulağının duyduğu, elinin tutuğu, dilinin tatdığı, burnunun kokladığı dünya delillerini ele alır; enfüs tarafından ise kendi iç aleminin sırlarını, akıl, kalp, ruh, hayalînın hattını, vicdânın nidasını ihtiva eder. Allah Teâlâ bu iki sahadı mü’mine olduğu kadar münafıka, kafire, mürtete, ehli kitâba dahi gösterir; mucizevi noksanlık çıkarmaz. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine âfâk delillerini gün boyunca görmesi, enfüs delillerini ise zikrullah ile kalbinin nabzı üzerinde bilinmesi gerektiğini izah eder. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «semaına bakan tevhidin yansımasını, kalbine bakan da tevhidin aslını bulur» vechiyle bu çift kanadı resm etmiştir.
Rızk teminatı: Hüd 6 ve Zariyat 22
Allah Teâlâ Hüd suresinin altıncı âyetinde «ve mâ min dâbbetin fi’lardı illâ alallahi rızkuhâ» (Yerüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allahın üzerinde olmasın) buyurarak rızık taahhüdünü en açık bir lisân ile beyan eder. Zariyat suresinin yirmi ikinci âyetinde «Ve fi’ssemâ’i rızkukum ve mâ tu’adun» (Sizin rızkınız ve size va’dolunan şey göktedir) buyrulur. Bu âyetler tevbe ettiğimiz rızık endişesini manen kaldıran âyeti kerîmelerdir. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Sizden hiçbiriniz rızkı gelmedi diye ölmez; siz Allah’a tevekkül ettiklerinizde sabah kuşlarının aç çıkıp tok dönmesi gibi rızkın size geldiğini görürsünüz» (Tirmîzî, Zühd 33) buyurmuştur. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine rızkı arama, ticâretı istemenin sünnet olduğunu, fakat rızk endişesiyle yatakta uyku kaçıran, hayatını gergin yapan, ailesine yorgunluk veren bir müslümanın için bu âyetlerin dersinin yetersiz olduğunu izah eder. Helal kazanma yolunda yürürken, kalbin daima zikrullah ile ferahlaması gerekir. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «Helal kazan, ailene götür, fakirini doyur ve geri kalanı ile Allah’ı zikret» vechiyle bu denge yi izah eder.
Akıl ile inkar yolunun tutmaz olduğu: tefsir literatürü
Mustafa Özbağ Efendi sohbetinde selef âlimlerinin Allahın varlığına delil getirmek konusunda hiçbir çaba sarf etmediğini, çünkü Cenabı Hak’ın âfâk ve enfüs ekseninde gösterdiği delillerin akıllı bir kim için yeterli olduğunu nazara verir. İmam İbn Ceğce, İmam İbn Teîmiyye, İmam İbn Kayyım el-Cevziyye gibi büyük âlimler Allahın varlığını inkar edenleri akıl ehli sınıfından saymanın mümkün olamayacağını vurgulamıştır. İmam Maturidî ve İmam Eş’ari kelam ekollerinde «dehri» (sadece zamanı tanıyan ateist) görüşüne karşı aklî deliller geliştirilmiştir; fakat bu delillerin temeli daima Âli İmrân 191’in «Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan» (Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın) ifadesinden gelir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette çağdış ateist veya agnostik düşüncenin müslüman gönül aynasına yansımışlık yaptığını, ancak müridin asıl görevi inkar polümığına girmek değil, kalbini zikrullah ile dolduran bir manevî defter oluşturmaktır. Bu çerçevede selef âlimlerinin tavrı müslümanın gerek manevî gerekse fıkhi gündelik hayatının ana çizgisini oluşturur.
Müridin gündelik vazifesi: rızk peşinde kalbi zikre rabt
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin son kısmında müride pratik bir rehîn verir. Sabah namazından sonra mürid «Hasbunâllâhu ve ni’me’lvekîl» (Allah bize yeter, o ne güzel vekildir) ifadesini yedi defa söyler ve rızk endişesini Allah’a havale eder. Sonra gün boyunca yağ ticâreti, esnaflık, ofis işi, çiftçilik, sanat ya da ne yaparsa yapsın çalıştığı yerde dilini «Estagfirullah» ve «Subhanallah» ile devamlı örer; kişilerden gelen kınama, eleştiri, baskı karşısında kalbinde zikrin manevî siperini kor. Öğle ve ikindi vakitlerinde zikrullah saatleri kor; akşam namazından sonra ailesi ile birlikte ev halakai zikriyyesi yapar; yatı namazından sonra kalp zikrine geçer. Bu gündelik vazife Karabaşı Velî’den ve Şabânıye Velî’den miras gelen bir Halvetîye standartıdır. Mustafa Özbağ Efendi mü’minin rızk peşine düşmesini mücadele bayraktarlığı olarak kabul eder; ancak rızk peşinde kalbin zikre bağlı kalması manevî defteri yedi misli ağırlaştırır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «Helal rızk peşinde yürürken kalbi zikre bağlamanın manevî deftere çizdirdiği izi sadece ilâhî nazar tanır» vechiyle bu dengeyi tarif eder.
Tesellüm ve tevekkül: kalbin manevî sigortası
Tasavvuf erbabı tevekkülü tasavvuf manevî mertebelerinin ana gövğesi olarak kabul etmiştir. İmam Ebü Tâlib el-Mekkî Kütu’l-Kulüb’da, İmam Gazzâlî İhya’da, İmam Kuşeyrî Risale’de tevekkülü rızk teslimıyetinin manevî bağı olarak yerleştirir. Tevekkül, çalışmayı bırakmak değildir; tevekkül, çalıştıktan sonra kalbi rızk endişesinden arıtarak Allah’a teslimiyet etmektir. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam’a «Devemi bağlayıp tevekkül mu edeyim, yoksa bırakıp tevekkül mü edeyim?» sorusu sorulduğunda «Onu bağla, sonra tevekkül et» (Tirmîzî, Kıyâmat 60) buyurmuştur. Bu sünnet tevekkülün bir tembellik olmadığını, sağlam çabadan sonra kalp dengesinin Cenabı Hakk’a havale edilmesi olduğunu ortaya koyar. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müride rızk konusunda çabasını tam göstermesini, fakat bu çabadan sonra kalbinde «deveyi bağlayan kim Allah’a teslim ettiğim» bilinciyle bir tevekkül savunması bulundurmasını izah eder. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «tevekkül, kalbin manevî sigortasıdır; rızk endişesi yangın gibidir, tevekkül ise söndürün söndüren su» vechiyle bu dengeyi tasvir etmiştir.
Bibliyografya
- Kur’ân-ı Kerîm, Mümin süresi, ayet 13 (göklerden rızık indirir).
- Kur’ân-ı Kerîm, Füssılet süresi, ayet 53 (âfâk ve enfüs âyetleri).
- Kur’ân-ı Kerîm, Hüd süresi, ayet 6 (yerüzündeki canlının rızkı Allah’a aittir).
- Kur’ân-ı Kerîm, Zariyat süresi, ayet 22 (gökte sizin rızkınız vardır).
- Kur’ân-ı Kerîm, Talak süresi, ayet 3 (Allah’a tevekkül edene yeter).
- Kur’ân-ı Kerîm, Âli İmrân süresi, ayet 191 (Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılan).
- Süneni Tirmîzî, Zühd 33 (sabah kuşları tevekkül hadisi).
- Süneni Tirmîzî, Kıyâmat 60 (deveyi bağla sonra tevekkül et).
- Sahîhi Buhârî, Tevekkül bölümü.
- İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’t-Tevekkül.
- İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Tevekkül faslı.
- İmam Kuşeyrî, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Bâbu’t-Tevekkül.
- İmam İbn Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-Sâlikîn, Menzilu’t-Tevekkül.
- İmam Maturidî, Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne, Mümin 13 tefsiri.
- İmam İbn Teîmiyye, Mecmu’u’l-Fetâvâ, Tevhid bahsi.
- İmam Mâturidî, Kitâbu’t-Tevhîd, Allah’ın varlığının delilleri.
- Mevlâna Halid Bağdadi, Mektubat-ı Mevlâna Halid, Tevekkül bahsi.
- Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Rızk Tevekkülü bahsi.
- Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Günlük Vird bölümü.
- Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Âfâk ve Enfüs tahlili.
- Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Rızk ve Zîkir Dengesi» faslı.
- Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
- İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Mümin 13’ten Hayata Yön» yazısı.
Sohbetin Tasnîfi
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin rızkzikirtevekkül üçgeninde işlenmiş tipik bir örneğidir; Allah kullarının rızkını kendi üzerine vacip kılmıştır, sana düşen Allah’ı zikretmektir başlığıyla Mümin 13’teki göklerden inen rızk âyeti, Füssılet 53’teki âfâkenfüs tezahürleri, Hüd 6 ve Zariyat 22’deki rızk teminatı, akıl ile inkar yolunun tutmaz olduğu, müridin gündelik vazifesi ve tevekkülün manevî sigorta oluşu ekseninde işlenmiştir. Karabaşı Velî hazretlerinin Risalei Kâşife’sinden ve İmam Ebü Tâlib el-Mekkî’nin Kütu’l-Kulüb’undan mülhem temsillerle Türkçe tasavvuf okuyucusuna takdim edilmiştir.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Video: YouTube | Seri: Zikrullah
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Rızk, Tevekkül, Münîb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı