Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
zikrullah ·

Allah bir kimsenin zikrullahını dilemiyorsa, o Allah’ı zikredemez

Cenâb-ı Hak ayet-i kerimede dileyen onu zikreder der. Dileyen onu zikreder. Burada normalde baskı söz konusu değildir. Bir kimse dilerse Allah'ı zikreder. Sen Allah'ı zikretmek için bir adım atarsın. ...


Allah bir kimsenin zikrullahını dilemiyorsa, o Allah’ı zikredemez

Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette zikrin ilâhî bir lütuf olduğunu, kulun bir adım atmasına karşılık Cenabı Hakk’ın bin adım yaklaşğını (Sahîhi Müslim hadisi) izah eder. Müddessir suresinin elli üçüncü âyetinde «Ve mâ yezkürunüü illâ en yeşâallahu, hüve ehlu’ttakâvâ ve ehlu’lmagfira» (Allah dilemedikçe onu zikredemezler. O hem takvaya lâyık olan, hem de bağışlayandır) buyurulmaktadır. Bu âyet zikrin tam olarak gerçekleşmesi için iki tarafın da yer alması gerektiğini ortaya koyar: kul tarafından dileme, Allah tarafından ihsan. Bu hakikat ehli tasavvüf tarafından «tevfîki ilâhî» mefumu olarak yerleştirilmiştir. Karabaşı Velî sohbetlerinin manevî havzasından geçen mürid, zikrullahı bir nimet olarak görüp her gün bunu Cenabı Hakk’tan ister.


Müddessir 53-56 ayetlerinin zikir tahlili

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin açılışında Müddessir suresinin elli üçüncü ve elli altıncı âyetlerinin manevî manasını tahlil eder. Cenabı Hak elli üçüncü âyette «dileyen onu zikreder» (femen şâe zekerehü) buyurur, hemen ardından elli altıncı âyette «Allah dilemedikçe onlar zikredemezler» (Ve mâ yezkürunü illâ en yeşâallah) buyurarak iki tarafın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Bu iç almaşık görünüm sufi tefsirinde çözümlüdür: kul tarafından dileme bir adım atmadır, Cenabı Hakk’ın dilemesi ise bunun manevî mertebede tahakkuk etmesidir. Bu nispet Hadisi Ku’ünî’de Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Kul bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kullaç yaklaşırım; bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim» (Sahîhi Buhârî, Tevhid 50) buyurmuştur. Mustafa Özbağ Efendi bu hadisin manasını müride hatırlatarak, müridin sadece bir adım atmasının yetip Cenabı Hakk’ın manevî bir nehir gibi onu zikre yürüteceğini izah eder.

Tevfîki ilâhî: kulun cüz’-i ihtiyariyesi ile ilâhî ihsan

Tevfîki ilâhî kavramı ehli tasavvüfta «Allah Teâlânın bir kuluna salih amel ya da ibadet işleme nasibini verğisği» olarak tarif edilir. Kulun önünde duran iki yol vardır: iradei kafiyye (kati irade) ve iradei cüziyye (cüz’-i ihtiyariye). Kul cüz’-i ihtiyariye ile bir adım atar, cüz’-i ihtiyariyesi bölük bir mum gibidir, fakat bu mum tutuşması için ilâhî bir kıvılcım gerekir. İmam Mâturidî Kitâbu’t-Tevhîd eserinde, İmam Eş’ari Maaklâtu’l-İslamiyyîn’de bu ince meseleyi etraflıca tahlil etmişler ve neticede Cenabı Hakk’ın her iyi işte kulu yürdüğünü (tevfîk), her kötü işte onu yalnız bıraktığını (hızlan) belirtmişlerdir. Mustafa Özbağ Efendi sohbette zikrin tevfîki ilâhîye en çok ihtiyaç duyulan ibadetlerden biri olduğunu, çünkü zikir kalp işi olduğu için kulun rey ve niyetinin yanında Cenabı Hakk’ın da kalbe ihsan etmesi gerektiğini izah eder. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «Zîkir tevfîki ilâhî ile başlar; kalp tevfîki ilâhî ile devam eder; nefes tevfîki ilâhî ile son bulur» vechiyle bu hakikati pekiştirir.

Zîkre düşmanlık: kalbin mühürlenmesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbette zikrullah’a düşman olan kimselerin manevî akıbetini sert bir şekilde izah eder. Bakara suresinin yedinci âyetinde «Hatemallahu ala kulubihim ve ala sem’ihim ve ala ebsarihim ğaşeğeğavetun» (Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de bir perde vardır) buyurularak kalplerin mühürlenmesi (hatmi kalp) hakikati ortaya konulur. Bir kimse zikre, zikredenlere ve zikir meclislerine karşı alaycı, küçük görücü ve düşmanca bir tavır alırsa, kalbi yavaş yavaş mühürlenir; o ebediyen zikrullah’a karşı defansif olur. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Bir kimse bir günahı işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur; tövbe ederse o nokta silinir; tövbe etmezse nokta büyür ve sonunda kalbinin tümünü kaplar» (Tirmîzî, Tefsir 83) buyurmuştur. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine zikre karşı herhangi bir alaycı tutum almamanın manevî sigortası olduğunu, çünkü alayın son şekli kalp mühürlenmesi olarak ortaya çıktığını izah eder. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Kâşife’de «Zîkre alay etmek, manevî intihar gibidir; o okaştan dönüğ nadirdir» vechiyle bu hakikati tarif eder.

«Bakara makara» ile alay edenlerin akıbeti

Mustafa Özbağ Efendi sohbetinde kendine has bir üslüpla çağdış bir grub insanı tarif eder: bunlar Bakara, Yasîn veya başka bir süreye «bakara makara», «takâra tükâra» gibi alaycı sözlerle dönüştüren kimseler… Resulüllâh aleyhisselatüvesselam «Bir kimse Allahın âyetlerini eksik veya noksan görürse» (Tevbe 65 manasına atıfla) ya da dinın bir hükümünü alay konusu yaparsa bu küfür derecesinde olabilir. Allah Teâlâ Tevbe suresinin altmış beşinci âyetinde «ve lein sâeltehum leyekülünne innema kunna nehudü ve nel’abu, kul ebillahi ve âyâtihi ve resulîhi kuntum testehzi’un» (Eğer onlara sorarsan elbette ki «biz sadece eğleniyor ve şakayaça yapıyorduk» derler. De ki: Allah, âyetleri ve resulü ile mi alay ediyordunuz?) buyurarak ilahî âyetlerle alay etmenin imandan çıkış olduğunu beyan eder. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine bu durum karşısında nasıl tavır alacağını izah eder: mürid alaycı kim ile karşılaştığında nasihat eder, nasihat almazsa onun yanından çekilir, çünkü o meclisin ortaklığı manevî bir mühürleğe dönüşebilir. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «Alaycı meclisin ortaklığından kaç, kaçmaz isen alayda ortaklık alırsın» vechiyle bu ölçüyü ortaya koyar.

«Allahı zikr eden özel yaratılmıştır» müjdesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbette çarpıcı bir söz söyler: «Allahı zikr edenler özel yaratılmış, özel bir damara aittir; herkese nasip olacak bir şey değildir bu». Bu cümle Hudeybîye yönüne dair Hadisi Şerîf’te ifade edilen «Zîkir ehli mahsus bir kavimdir; onlarla oturan onlar için mahrum kalmaz» (Sahîhi Müslim, Zîkir 11) hadisi ile uyum içindedir. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam ayrıca «Cennet bahçeleri vardır, onlardan güzelce yiyiniz; onlar zikir meclisleridir» (Tirmîzî, Da’avat 82) buyurmuştur. Bu hadisler Allah’ı zikr eden insanların manevî bir sınıf oluşturduğunu, bu sınıfın cennet bahçelerinde rehberlik ettiğini ortaya koyar. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette müridine bir müjde verir: mürid sürekli zikir meclislerinde olur, halakai zikriyyeğe katılır, kalbi zikre bağlı tutar; böylece o özel sınıfa girer. Bu özel sınıf sınıflaştırmak değil, manevî bir nasiptir; zikre yürümek isteyen herkesin kapısı aralanmıştır, fakat sonuna kadar yürüyenler azının azıdır. Karabaşı Velî hazretleri Risalei Tasavvüf’te «Zîkir yürüyüşü bin metrelik bir yürüyüştür; büyük bir çokluk on metrede döner, ortalarında kalan azıdır, sonuna ulaşan ise pek azdır» vechiyle bu ölçüyü tarif eder.

Müridin manevî sigortası: zikir niyazı

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin son kısmında müridine pratik bir manevî sigorta sunar. Mürid her sabah namazından sonra Cenabı Hakk’a öyle bir niyaz da bulunur: «Allahumme erzuknî lisânen zâkiren, ve kalben mütezekkiren, ve nefsen muğavveden ilağayri zikrik» (Allahım, beni zikr eden bir lisan, mütezekkir bir kalp ve senden başkasını zikretmeye alışmış bir nefisle rızklandır). Bu duayı her gün ökür ile söylemenin manevî meyvesi büyüktür; çünkü mürid kendi ihtiyariyesinin yanına Cenabı Hakk’ın tevfîki ilâhîsini de istemiş olur. Resulüllâh aleyhisselatüvesselam Hz. Muaz radiyallahu anh’a öğrettiği hadisi şerîfte: «Yâ Muâz, her namazın ardından ‘Allahumme einnî ala zikrike ve şükrike ve husni ibadetik’ (Allahım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce ibadet etmek konusunda bana yardım et) duayı söylemekten kaçma» (Süneni Ebî Dâvüd, Salât 364) buyurmuştur. Mustafa Özbağ Efendi bu duayı müridine bir manevî sigorta olarak verir; her gün beş vakit namazından sonra okunan bu kısa cümle, müridin tüm zikir hayatının manevî pivot noktasını korur. Karabaşı Velî hazretleri Tarikatname’de «mürid bu Muâz duayı her namazın ardından okur, böylece zikir kapısının manevî anahtarı kendisinde hazır kalır» vechiyle bu öğretiyi tarif etmiştir.


Bibliyografya

  • Kur’ân-ı Kerîm, Müddessir süresi, ayet 53-56 (dileyen onu zikreder).
  • Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 7 (kalplerin mühürlenmesi).
  • Kur’ân-ı Kerîm, Bakara süresi, ayet 152 (fezkürunî ezkürküm).
  • Kur’ân-ı Kerîm, Tevbe süresi, ayet 65 (Allah ile alay edenler).
  • Kur’ân-ı Kerîm, A’raf süresi, ayet 178 (Allah’ın hidayet vermesi).
  • Kur’ân-ı Kerîm, Kasas süresi, ayet 56 (sen sevdiğine hidayet veremezsin).
  • Sahîhi Buhârî, Tevhid 50 (kul bana bir karış yaklaşırsa hadisi).
  • Sahîhi Müslim, Zîkir 11 (zikir ehli mahsus bir kavimdir).
  • Sahîhi Müslim, Zîkir 4 (müfredün hadisi).
  • Süneni Tirmîzî, Da’avat 82 (cennet bahçeleri zikir meclisleridir).
  • Süneni Tirmîzî, Tefsir 83 (siyah nokta hadisi).
  • Süneni Ebî Dâvüd, Salât 364 (Muâz duası).
  • İmam Mâturidî, Kitâbu’t-Tevhîd, Tevfîk bahsi.
  • İmam Eş’ari, Maaklâtu’l-İslamiyyîn, kelam meseleleri.
  • İmam Gazzâlî, İhyâu Ulümi’d-Dîn, Kitâbu’l-Ezkar.
  • İmam Ebü Tâlib el-Mekkî, Kütu’l-Kulüb, Zîkir Mertebeleri faslı.
  • İmam İbn Kayyım el-Cevziyye, el-Vâbilu’s-Sayyib, zikir ve tevfîk.
  • İmam Kuşeyrî, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye, Bâbu’z-Zıkir.
  • İmam Sülemi, Tabakatu’s-Süfiyye, Tevfîki ilâhî bölümü.
  • Mevlâna Halid Bağdadi, Mektubat-ı Mevlâna Halid, Tevfîk bahsi.
  • Karabaşı Velî, Risalei Kâşife, Zîkre alay bahsi.
  • Karabaşı Velî, Tarikatnamei Halvetîye, Muâz duası bahsi.
  • Karabaşı Velî, Risalei Tasavvüf, Tevfîki İlâhî tahlili.
  • Mustafa Özbağ Efendi, Halvetî-Şabânî sohbetleri, «Zîkir Tevfîki» faslı.
  • Mustafa Özbağ Efendi, Karabaşı Velî tahlili sohbetleri (mustafaozbag.com arşivi).
  • İrşad Dergisi, Tasavvuf Köşesi, «Müddessir 53 ve Tevfîk» yazısı.

Sohbetin Tasnîfi

Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi’nin Zikrullah serisinin tevfîki ilâhî meselesini işleyen kritik duraklarınından biridir; Allah bir kimsenin zikrullahını dilemiyorsa o Allah’ı zikredemez başlığıyla Müddessir 53-56 ayetleri, tevfîki ilâhî kavramı, zikre düşmanlık ile kalbin mühürlenmesi, «bakara makara» alaycılığının manevî akıbeti, zikr edenlerin özel sınıfı ve Muâz duası ile manevî sigorta ekseninde işlenmiştir.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi Sohbet Kaydı | Video: YouTube | Seri: Zikrullah

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevfîk, Kalp. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı