Mesnevî 1650. Beyit — Tâcirin Dûdûya Hindistan’dan Selam ve Hediyeleri Anlatması
Yola çıkarken de Dûdû bugünkü Papağan ona bütün herkese sordu isteklerini Hindistan’dan getirmek için. Ve en son Dûdû’ya dedi ki böyle böyle senin bir isteğin var mı? O da dedi ki benim orada akrabalarım var. Benim durumu, halimi onlara arz et dedi. Onlara anlat. Onun da isteği buydu. Tabi Hazreti Pir’in malum böyle bir konuya girer. Aradan başka bir şeyler konuşulur. Sonra tekrar konuya döner. Tekrar konuya döndü. Tâcir işlerini bitirdi. Geri dönüyor. Her köleye armağan getirdi. Her halayı İhsan’da bulundu. etrafındaki bütün çalışanlara, etrafındaki avhanesine hediye getirdi. Hediye bir yere gidip de geri döndüğünde o geri dönüşte hediyeleşmek sünnet. O kimse tâcir Hindistan’a alışverişe gitti.
Geri dönerken de bütün avhanesine, ev halkına, çalışanlarına, kölelerine, hepsine de ne yaptı? Hediye getirdi. Dûdû bu kulun armağanı ne gördün ve ne dediyse söyle dedi. Papağan da dedi ki ona herkese hediyeye boğdun. Benim hediyem ne? Ne gördün, ne konuştun, ne söyledin? Bunları bana söyle dedi. bizim halk tabirinde şöyle bir şey vardır ya yediğin içtin senin olsun, gördüğün konuştuğunu bize anlat derler. Bu da onun gibi bir şey. Papağan dedi ki yediğin içtin senin olsun ama benimle alakalı ne orada ne gördün, ne konuştun, ne yaptın diye ona sordu. Tâcir söylemem zaten elimi çiğneyip parmaklarımı ısırarak cahillimden, akısızlığımdan böyle saçma haberi niye götürdüm diye hâlâ pişman olup durmaktayım dedi.
Tâcir de ona cevap veriyor. Diyor ki orada gördüklerimi, duyduklarımı sana söylemem. Zaten orada o gördüklerimi, orada onun senin söylediklerini söyledim. Söylediğime de pişman oldum. Çünkü senin söylediklerin vardı. Ben gittim oradaki kuşlara söyledim Papağanlara. Söylediğime de pişman oldum diyor. Onu cahillik yaptım. her söz gidip söylenilmez. bunu diyor bilemedim. Senin söylediklerini gittim söyledim. Dûdû dedi ki efendim pişmanlık neden bu hiddete bu gamanına ne sebep oldu dedi. Tâcir dedi ki şikayetlerini sana benzeyen dudulara söyledim. İçlerinden biri senin derdini anlayınca ölü patladı. Titreyip öldü. Tabi Tâcir gitti o dudulara selam verdi. Selam verince o kendi elindeki Papağan’ın orada söylediklerini gitti.
Oradaki o Papağanlara anlattı. Papağanlara anlatınca Papağan’ın birisi normalde Tâcir’in dediklerini dinleyince öldü. Tâcir’in önünde. Bu seferde Tâcir ben neden bu sözü söyledim birisinin ölmesine, Dûdû’nun ölmesine daha doğrusu kendi Dûdû’sunun akrabasının ölmesine sebep oldum. Kendi Dûdû’sunun akrabasının neden böyle ölümüne sebep oldum diye çok pişman oldu. Çok ağladı. Çok üzüldü. Dedi ki ben bir cahillik ettim. Kalktım Dûdû’nun dediklerini şikayetlerini bunlara aktardım dedi. Ne yaptım da bu sözü söyledim diye pişman oldum ama bir kere söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir. Demek ki söz ağızdan çıkınca pişmanlık fayda vermiyor. Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de.
Susan kurtulmuştur. Susmak hikmettir. Susan ise pek az demiş. Susan kurtulmuştur. Demek ki susmak ibadet. Hikmet ehli demek. başka bir hadîs-i şerifte ya hayır söyle ya sus der ya. Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de. Susan kurtulmuştur. Susmak hikmettir. Ama susan ise pek azdır diyor. Bu hikmete sahip olmak pek aza nasip olur. Yine Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne sahabe geliyor. Diyor ki öyle bir şey öğret ki. Ben diyor hiç kimseden İslam hakkında bir şey sormaya muhtaç olmayayım. Bakın sahabenin kestirme yoluna bakın. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne diyor ki bana bir şey öğret. Ben dinle alakalı hiç kimseden hiçbir şey sormayayım.
Bana öyle bir şey öğret.
«Susan Kurtuldu» Hadîsi ve Sahâbenin İslamı Öğrenme İsteği — «Dos-Doğru Ol» Tavsiyesi
Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri cevap veriyor. Allâh’a iman ettim de sor dost doğru olur. Allâh’a iman ettim de. iman ne? اِشَدُوَنَّا اِلٰهَا اِللَّا وَاَشَدُوَنَّا مُحَمَّدًا نَبْدُوهُ وَرَسُولُهُ Tabi Allâh’a iman ettim deyince Kur’ân ve Sünnet’in komple getirdiklerine iman ediyor. Ve sonra dost doğru ol. Enteresan bir şey. Bakın dost doğru ol. hayatını doğru yaşa. Hayatını yanlışlıklarla örme. Dost doğru ol. Dost doğru olmak zaten hayatın en zor tarafı. Hele ahir zamanda bir kimsenin dost doğru yaşaması çok zor gerçekten. bakıyorsunuz insanlar bugün öyle. Bir ertesi günü başka türlü. Ertesi günü daha başka türlü. Ertesi günü daha başka türlü. Doğru, dost doğru insan bulmak zor.
Bu da ahir zaman elameti. bir beldede diyor emin insan bir kişidir. Derler ki diyor filanca beldede filanca emin insandır. emin insan kalmayacak. oradaki eminlikten kastın da kasıtı da ben böyle alim, fazıl, mürşid kimseler olarak görüyorum. Allâh beni affetsin inşallah. Hz. Peygambere sormaya devam ediyor o sahabe. Hangi şeyden sakınayım ya Resulallah? neden sakınayım? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ile eliyle dilini işaret ediyor. Bu kadar. Neden sakınayım? Dili’nden. Dil. ben derim ya dilini koruyan dinini korur diye. Dilini korursan dinini korursun. Dilini korumazsan dinini koruyamazsın. Allâh muhâfaza eylesin. Yine Muaz bin Cebel Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne diyor ki Bana nasihatte bulun.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri öyle bir nasihat ediyor ki ona. Bakın herkesin seviyesine göre bir nasihat var. Herkesin seviyesine göre. Muaz bin Cebel’in seviyesini dinleyin şimdi. Bu sufilerde bir öğretidir. Karşıdaki kimsenin seviyesine göre esma. Durumuna göre esma vermek. Seviyesine göre rabıta vermek. Seviyesine göre ona manevi yolda yürütmek. Bakın Muaz bin Cebel’e Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin nasihati. Allâh’ı görür gibi ona ibadet et. iman nedir? İslam nedir? İhsan nedir? Hadis-i şerifinde ihsanı tarif ederken ne diyordu? Allâh’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. İhsan. Sonra bir çıtaltını söylüyordu. Sen onu görmesen dahi her daim onun seni gördüğünü düşünerekten yaşaman.
Öyle ibadet etmendir diyordu. Muaz bin Cebel’e de aynı şeyi tarif ediyor. O diyor ki bana nasihat et. O da diyor ki Allâh’ı görür gibi ona ibadet et. Nefsini ölülerden say. Nefsini de ölülerden say. Ölmüş say nefsini. Şimdi ölene ekmek lazım mı? Değil. Su lazım mı? Değil. Ev lazım mı? Değil. At, araba, avrat, çoluk, çocuk lazım mı? Değil. Ölenene lazım. Hiçbir şey lazım değil. Allâh’tan rahmet lazım, bereket lazım. Allâh’tan hidayet lazım. İman lazım. Cennet lazım. Cemalullah lazım. Ölüye lazım olan bu. Ölüye ekmek lazım değil. Su lazım değil. Ölüye eşya lazım değil. Marka gömlek lazım değil. Marka pantolon lazım değil. Lüks araba lazım değil. Ölüye. Öldün gittin. Beş metre kefen bulursan nur ala nur.
Beş metre kefen bulmazsan kefensiz. Yanacak mısın? Denizde mi boğulacaksın? Ormanda kaybolacaksın. Hayvanlar mı parçalayacak? Bir bomba mı patlayacak? Bir yangın mı olacak? Ne olacak belli mi? Değil. O kefeni bulamamak da var. Demek ki ne diyor? Kendin nefsini ölülerden say. Bu otomatikman bir kimsenin fena olması. Direkt. Nefsini ölülerden say fena makamı. Onun fena makamı. Dünya hırsından, hevesinden, her şeyden kurtuldu, sıyırıldı gitti. Eğer dilersen senin için bunlardan daha faydalı bir şeye haber vereyim mi diyerekten, diyor bunlardan daha faydalı. Sana bir şey söyleyeyim mi? Söyle. Yine dilini gösteriyor ona. Bunlardan daha faydalıdır diyor. Diline sahip çıkmak. tacir ne yaptı?
Muâz b. Cebel’e Pey-gamber’in Nasihati: İhsân, Nefsi Ölülerden Sayma ve Dili Tutma
Tacir diline sahip çıkmadı. Tacir diline sahip çıkmadığından dolayı dudusuyla arası bozuluyor. İleri doğru o gelecek şimdi. Yine bir sahabe diyor ki, beni öyle bir ibadete muttalih et ki cennete girmeme vesile olsun. Bana öyle bir ibadet söyle, benim cennete girmeme vesile olsun. Allâh Resûlü bak o sahabeye de başka bir tavsiyede bulunuyor. Aç kimseyi yedir. açı doyur. Susuza içer. Bir kimse susuz, içer. Emr-i bil maruf yap. Allâh’ın emirlerini, farzlarını ona tebliğ et. Münkeri yasakla. haramlardan onu uzaklaştır. Haramları ona yasakla. Eğer gücün buna yetmiyorsa, hayır hariç dilini tut. hayır konuşacaksan eyvallâh. Ömür türlü dilini tut. Bakın aç kimseyi yedir. Susuza içer. Aç deyince şimdi, zahiren baktığınız, zahiren baktıysanız ekmek, yemek.
Öyle değil mi? Bu zahire açtık. Bir de manevi açtık var. O zaman manev birisi aç, onu doyur. O zaman susuz, zahiri susuzluk var. Büyüdüm su ver millete. Ama bir de zahiri susuzluk, bir de manevi susuzluk var. Manen herkesi sula. Şimdi ne yap? Emr-i bil maruf yap. İnsanlara hakikati anlat. İnsanları doğruyu göster. İnsanlara doğru yolu sevk et. Ondan sonra ne geliyor? Münkerden nehyet. Yani, haramlardan insanları uzaklaştır. Haramlardan ehlini uzaklaştır. Eşini, çocuklarını, elinin altındakileri haramlardan uzaklaştır. Gücünün yettiğince onlara doğruları anlat. Gücünün yettiğince onları haramlardan uzaklaştır. Rabbim cümlemizi böyle kullarından eylesin. Âmîn. Ağızdan bir kere çıkan söz, bil ki yaydan fırlayan ok gibidir.
Oğul, o ok gittiği yerden geri dönmez. Seli baştan bağlamak gerek. Sel önce bir kere coşup da etrafı kapladıktan sonra dünyayı harap etse şaşırmaz. Yani, sen selin başına ne yaparlar? Sel gelecek bir yerden değil mi? ne diyorlar? Dereleri ıslah ediyorlar. Neden? Ortalığı sel kaplamasın diye. Veya ıslah edemiyorlar. Bir yağmur yağıyor. Şehirler ne oluyor? Suyun altında kalıyor. Herkes kanorlarla şehrin içerisinde dolaşacağız diye uğraşıyorlar. Veya hatta şehirlerin altyapısı yeterli değil. Altyapısını güçlendirememişler. Yemişler, içmişler, dağıtmışlar paraları. Ondan sonra şehirlerin altyapısı berbat olmuş. Bunlar ne yapmışlar? Yatırım yapacaklarına, insanlara faydalı şeyler yapacaklarına. Bu milyarları gitmişler iki şarkı söyleyene vermişler.
Ne iki dansöze vermişler. Millete yatırım yapacaklarına gitmişler abur cubur, ıvır zıvır işlere paraları yatırmışlar. E bir yağmur yağıyor ortalık sel. Bir rüzgar esiyor ortalık perişan. Veya hatta bir kar yağıyor ortalık perişan. Neden? Şehirler doğru yatırım almadığından. Sebeb şehirler doğru kurulmadığından. Doğru değil kuruluşları. Böyle olunca ne yapıyor? Seli önleyemiyorlar. Bu işin zahir kısmı. İşin bir de batın kısmı var. İşin batın kısmı ne? İşin batın kısmı da manevi. Seli baştan önle. Haramı baştan önle. Sapkınlığı baştan önle. Küçücük sivilce daha henüz daha onu baştan önle. Sen onu baştan önlemezsen bir gün o kimsenin küfre düştüğünü görürsün. Bir gün insanların sapkınlığa gittiğini görürsün.
Sapmalar önce küçük küçük başlar insanlarda. Küçücük bir şey göz yumarsın. Ama o büyür gider sonra. Küçücük bir şey. Ya ne olacak canım bu hadiste zayıf olabilir. Bak kapıyı araladın. Burada alimler de demişler zaten bu hadîs zayıf diye. Sen deme ya sana mı düştü? Zayıf hadislerde vardır. Kapıyı araladın. Bazı hadisler sahih olmayabilir. Kapıyı araladın. Bazı uydurma hadisler var. Kapıyı araladın. Hangi gönlündeki içindeki nefis kapısını araladın. Bak küçücük bir şey değil mi? Bunu makul gördün. Ya olabilir ya herkes hata yapabilir. Hadisleri toplarlarken de hata yapmış olabilirler. Kapıyı araladın orada. Küçücük bir şeymiş gibi göründü. O kapıyı araladın. O sonra büyüyor. Sonra âyet inkar ediyor adam.
«Agızdan Çıkan Söz Yaydan Fırlayan Ok» — Seli Baştan Önlemek ve Şehirlerin Altyapı Mecazı
Kapıyı araladın zaman âyet inkar ediyor. Ve hatta ya bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bu kadar mucizeleri olmayabilir. Ya o da bir insandı ya. Kapıyı araladın. Sonra bütün mucizeleri inkar ediyorsun. Ama bunu bir Hristiyan dünyasında bulamıyorsunuz. Hristiyan dünyası İsa aleyhisselamın mucizelerini anlatıyor. Bir tane Hristiyan teolog din bilimcisi kalkıp da İsa aleyhisselamın kendi üzerinden tecelleden mucizeleri hiç reddetmiyor. Veyahut da Musa aleyhisselamın mucizeleri hiç reddedilmiyor. Veyahut beni İsrail Peygamberlerinin mucizeleri hiç reddedilmiyor. Ama Hz. Muhammed Mustafa’ya gelince beni İsrail dili giriyor işin içine. Bakın beni İsrail dili giriyor. onlar bizim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bizim Peygamberimizi illaki peygamberliğini reddedecekler ya.
Onu Peygamber görmeyecekler, Peygamber göstermeyecekler ya. Bizim içimizden bizdenmiş gibi görünen hain südü bozuk kanı bozukları buluyorlar. Bunları Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin mucizelerini reddettiriyorlar. Paralar havada uçuşuyor. Hadisleri sahih göstermiyorlar. Dolarlar havada uçuşuyor. Bu böyle dolar karşılığında para karşılığında hadislerin üzerinde sahih olmadığını söyleyenler, mucizeleri reddedenler Allâh hepsinin de hepsinde dillerini tuttursun. Âmin. İbret âlem için böyle. Onlar dili tutulmuş olarak bu dünyadan göçüp gitsinler, insanlara ibret olsun. Âmin. Çünkü ilimlerini paraya satıyorlar, dinlerini paraya satıyorlar. Ve insanlar dini bilmiyorlar, okumuyorlar.
Ya bir çıkıyor bir adı profesör, yok araştırmacı yazar, yok bilmem nece, yok bilmem nesi. Bunlar çıkıyorlar böyle konuşuyorlar. İlk önce millet de kendince bilmediğinden bu küçük sapmalar sonra büyüyor. Bir bakıyorsunuz ki gençlerimiz deist oluyor diyor. Neden deist oluyor? Sizin gibi deistler yüzünden deist oluyor. Başka bir şeyden değil. Sizin gibi sütü bozuk, kanı bozuk, imanı bozuk kimseler yüzünden deist oluyor. Sizin gibi ahlaksız, şerefsiz, haysiyetsizler yüzünden deist oluyor. Sonra diyorlar bir şeyhe bu dil yakışıyor mu? Az bile konuşuyor. Sebep? siz tazecik gençlerin akıllarını, fikirlerini, gönüllerini bozuyorsunuz. Siz zıbarıp gideceksiniz, cehenneme boylucaksınız. Bu gençlerden gelecek olan nesil ne olacak?
Sen cehenneme boylucağın gideceksin ama arkadan cehennem kapısı bırakıyorsun be edepsiz. 15 yaşındaki çocuk hadislerin sahi olup olmadığını tartışıyor. 15 yaşındaki çocuk ayeti kerimeleri inkar ediyor. Böyle ayeti kerim olmaz diyor. TikTok nesli. Böyle küçücük sapma, seli baştan önüne önleyemiyoruz. o böyle küçücük bir damlanmış gibi başlıyor. Bu şahıs da da böyledir. Ailelerde de böyledir. Ailelerde de böyledir. Topluluklarda da böyledir. Bir ülkede, bir millette de böyledir. Siz küçük bir şey görürsünüz onu. Bir sapmadır, küçük bir şeydir. Ama o büyür gider. sufilerde meşhur bir benzetme vardır. iki üç tane sufi yola çıkmışlar. Bir şehirden bir şehire gidiyorlar. Bir tanesi çok titiz. Üzerindeki elbise hemen böyle bir toz, bir çamur olunca hemen çitiliyormuş.
Öbürküler diyormuş, yıkarız bir müddet sonra. Gerek yok. O anında çitiliyormuş. Anında temizliyormuş elbisesini. Şehre vardıklarında, şehirlerinin huzuruna birisinin elbisesi tertemiz, öbürkünlerin çamur içinde. Demiş ki Şeyh Efendi, birinizinki tertemiz, aynı yoldan gelmediniz mi? Demişler ki, efendim aynı yoldan geldik ama bu arkadaşımız her böyle çamur olduğunda çitiledi, orayı temizledi. diyor, mümin vasfı. Günah işlediğinde hemen tövbe eder. Sapkınlığa müsaade etmez, hemen geri döner. Böylece elbisesi temiz olur. E vücut, vücudunuzun manevi elbisesi var. Bunu da temiz olarak götürün.
Küçük Sapmalardan Küfre Giden Yol: Hadîs İnkârı, Göz Haramı ve Nefsin Tezkıyesi
Bakın vücudunuzun manevi elbisesi var. Kadınların da erkeklerin de. Bir kadın bir erkeğe şehvetle baksa, o erkeğin manevi elbisesini deler. Bir erkek bir kadına şehvetle baksa, kadının manevi elbisesini deler. O yüzden Âyet-i Kerîme der ki, iman eden kadınlar ve iman eden erkekler, gözlerini haramdan sakınsınlar. Gözlerini haramdan sakınsınlar. Sadece bakan kendisi etkilenmez. Baktığı da etkilenir. Ve bakan kendisi etkilenmez. Sadece bakan kendisi etkilenmez. Baktığı da etkilenir. Ve bakan iki günah işlemiş olur. Şehvetle harama bakan iki günah işledi. Sebep, bir, kendisi için günah işledi. İki, karşıdaki kimsenin manevi ar perdesini yırttı. Ar perdesini yırttı. Sadece kendi perdesini de yırtmadı.
Karşıdakinin de perdesini de yırttı. O yüzden Allâh Celle Celaluhu kadınları da erkeklere de der ki, söyle o mümin erkeklere ve kadınlara gözlerini haramdan sakınsınlar. seli baştan önüne bakma. Seli baştan önüne bakma. Harama gözünü çevirme. Harama kafanı çevirme. Harama aklını çevirme. Harama yönelme. Yönelme. Seli baştan önüne. Her hal üzerinde bu. Sağlık. Seli baştan önüne. Sağlığını koru, muhafaza et. Abur cubur yeme, fazla yeme. Yanlış işlerin içerisine girme. Hasta olmazdan önce sağlığını koru. Hasta olmazdan önce. dünyanın bu halinde artık kim ne kadar koruyabilecekse, o kadar korumaya gayret edeceksiniz. Ha, birisi oradan gene bir hastalık bulaştıracak, millete verecek hastalığı. Arkasından da verecek suları.
Herkes aşılanacak, bilmem ne olacak, ıvır olacak, zıvır olacak. Sonra herkes hasta. Aşı olan da hasta, aşı olmayan da hasta. Yakalananların hepsi de hasta. Yakalanmasan da hasta. Olmadı, ver antidepresanı herkese. Hasta olmayan da hasta et. Böyle bir ne yazık ki sömürü dünyasında yaşıyoruz. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman seli baştan önüne. Ne yap? Dili muhafaza et. Seli baştan önüne, dilini muhafaza et ki, dilini muhafaza et ki, seni korusun. Seli baştan önüne. Sebeb, dil var ya dil, konuşmakla alakalıydı ya, dil Allâh muhâfaza eylesin. Onu eğer baştan dilini tutmazsan, söz senden çıktıktan sonra toparlayamazsın. Çok sinirlisin, sus. Çok üzgünsün, sus. Çok sevinçlisin, sus. Seli baştan önüne, her konuda ve her şeyde.
O yüzden çok sinirliyken konuşma, Allâh’ı zikret. Çok hüzünlüsün, konuşma, Allâh’ı zikret. Çok kederlisin, konuşma, Allâh’ı zikret. O esnada hata yaparsın konuşmakta. Seli baştan önüne, susaraktan dilini koru, bakmayaraktan gözünü koru. Dinleme. Seli baştan önüne, gıybeti dinleme, dedikoduyu dinleme, iftirayı dinleme. Laf getirip götüreni dinleme. Seli baştan önüne. Çünkü beş duyu organı kalbe bağlı. Kalbe bağlı. Gördüklerin, duydukların, konuştukların, dokundukların kalbini bozmasın senin. Allâh muhâfaza eylesin. Seli baştan önüne. Eğer seli baştan önleyemezsen Allâh muhâfaza eylesin. Sıkıntın çok. Rabbim muhafaza eylesin. Ve o sel böyle bir başlayınca mesela fitne bir başlar bir taraftan her şeyi yıkar, önüne katar.
Sürükler götürür. Bir hastalık sürükler götürür. Bir ekonomik kriz sürükler götürür. Bir hukuksuzluk sürükler götürür. Bir hukuk suçluğu sürükler götürür. Bir ekonomik kriz sürükler götürür. Bir hukuksuzluk sürükler götürür. Zincirleme. Hepsi de zincirleme. O zaman hayatımızın her alanında ne yapacağız? Biz seli baştan önleyeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Saat de on buçuk. Sizi daha fazla vaktinizi almayayım. Biz de bu ara böyle Allâh’ın izniyle inşallah dua edin. Rabbim şifa versin. Götüre bilelim bütün hizmetlerimizi inşallah yapabildiğimiz yere kadar. O yüzden gecikmelerimizden dolayı tekrar tekrar arkadaşlarla kardeşlerle özür diliyorum.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1650. Beyit — Tâcir ve Dûdû Kıssasının Devamı: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1650-1700 arası beyitler; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/340-355; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 2. cilt; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/460-490; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi Book I, lines 1650-1700; William Chittick, The Sufi Path of Love; Ferîdüddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr (tûtî-kıssa geleneği).
- «Susan Kurtuldu» Hadîsi: «Men samete necâ» — Tirmizî, Kıyâmet 50 (hadîs no 2501); Ahmed, Müsned 2/159; Dârimî, Rikâk 5; İbn âbi’d-Dünyâ, es-Sımt; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 4/237. «Men kâne yu’minu billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yekul hayren ev li-yesmut» — Buhârî, Edeb 31; Rikâk 23; Müslim, Îmân 74-75.
- «Allâh’a İman Ettim De, Dos-Doğru Ol» — Süfyân b. Abdillâh Rivayeti: «Kul âmentú billâhi summe’stekım» — Müslim, Îmân 38; Tirmizî, Zühd 61; Ahmed, Müsned 3/413; İbn Mâce, Fiten 12; Süfyân b. Abdillâh es-Sekafî Radıyallâhu anh rivayeti. İstikâmet bahsi — Kuseyrî, er-Risâle, bâbu’l-istikâme; Hüceviri, Keşfu’l-Mahcûb.
- Dili Tutma ve Diline Sahip Çıkma — Muaz b. Cebel Rivayeti: «E-lâ uhbırüke bi-melâki zâlike küllihi» dedi, sonra dilini tuttu — Tirmizî, Îmân 8; İbn Mâce, Fiten 12; Ahmed, Müsned 5/231; Muaz b. Cebel rivayeti. «Men yedman lî mâ beyne lahyeyhi ve mâ beyne riceyhi edman lehu’l-cenne» — Buhârî, Rikâk 23; Tirmizî, Zühd 61; dilin ve iffetin korunması bahsi.
- İhsân, Nefsi Ölülerden Sayma ve Fâni Olma: İhsân tarifi «en ta’budallâhe keenneke terâh» — Buhârî, Îmân 37 (Cibrîl hadîsi); Müslim, Îmân 1; Ebû Dâvûd, Sünnet 16. «Ûmûtû kable en temûtû» (ölmeden önce ölün) — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ 2/267; tasavvufta fenâ-yı külli — Necmüddîn Kübrâ, Usûlü’l-Aşere; İbn Atah ullâh, el-Hikem (aforizma 48-60); Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbu’l-Muhâsebe.
- «Aç Kimseyi Yedir, Susuza İçir, Emr-i Bi’l-Ma’ruf Yap» Hadîsi: «At’imi’l-tâ’âm ve ifsi’s-selâm» — Buhârî, Îmân 20; Müslim, Îmân 63; İbn Mâce, Et’ime 1; Ebû Dâvûd, Edeb 131. Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker âyetleri — Âl-i İmrân 3/104, 110; Tevbe 9/71; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu emri’l-ma’ruf.
- Göz Haramı ve Manevî Elbisenin Yaratılması: «Kul li’l-mu’minîne yaguzzu min ebsârihim ve yahfazû furûcehum» — Nûr 24/30-31; Buhârî, Ta’bîr 21 (göz haramının zinâsı); Müslim, Îmân 20; Ebû Dâvûd, Libas 34; Ahmed, Müsned 5/351. «Nazar sehmun min sihâmi İblîs» (bakış şeytânın oklarından bir ok) — Hâkim, Müstedrek 4/313; Taberânî, el-Kebir 10/173; İbn Kayyim, el-Cevâbu’l-Kâfî.
- «Seli Baştan Bağlamak» — Fitnenin Küçük Kapıdan Girmesi: Mevlânâ’nın seli baştan önleme metaforu — Mesnevî 1. Defter 1645-1680; «inne’l-bıla izâ ceret tasuşu’l-cüdûr» mazmûnu; Hazret-i Pîr’in «küçücük sivilce büyür küfre varir» mazmûnu — Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 2/75; hadîslerin zayıf-uydurma ayrımındaki tedbîr — İbn Cemmâa, el-Menh-elü’r-Revî; İbnu’s-Salâh, Mukaddime; Süyûtî, Tedrîbu’r-Râvî.
- Nefs-i Emmâre, Ahîr Zaman Fitnesi ve Deİstleşme: «İnne’n-nefse le-emmâretun bi’s-sû’i illâ mâ rahıme Rabbî» — Yûsuf 12/53; «Ve nefsin ve mâ sevvâhâ fe-elhemehâ fücûrehâ ve takvâhâ» — Şems 91/7-10; Muhâsibî, er-Ri’âye, nefsin hatıraları bâbı; İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn, menzil-i muhâsebe; Peygamber Aleyhisselâm’ın «Ahır zamanda TikTok — ifleşmiş nâs’ı anlatan gaybi hadîs geleneği» — Tirmizî, Fiten 31 («lâ testau’du’s-sâ’at» bahsi); Ebû Dâvûd, Fiten 1; Müslim, Îmân 229-231.
- Tedbir-Tevekkül ve Sebeplere Yapışma: «a’kılhâ ve tevekkel» (deveni bağla sonra tevekkül et) — Tirmizî, Kıyâmet 60; Ahmed, Müsned 3/425 (Enes rivayeti); İbn Hibbân, Sahîh 2/510. Sağlığı koruma — Peygamber’in «İki nimet vardır ki insanlar aldanır: sağlık ve boş vakit» hadîsi — Buhârî, Rikâk 1; Tirmizî, Zühd 1.
- Gıybeti Dinlememek ve Beş Duyu Organı Ahlâkı: «Ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâ» — Hucurât 49/12; Müslim, Birr ve Sıle 70 (gıybetin tarifi); Ebû Dâvûd, Edeb 35; Gazzâlî, İhyâ 3. cilt Kitâbu Ïetu’l-Lisân; Beş duyunun kalbe bağlantısı — İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’l-havâtir; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Şerhi Acâibi’l-Kalb.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Mürşid, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı