Yûsuf 12/53 Ders Takdîmi ve Hâfız Kıraâti: «Ben Nefsimi Temize Çıkarmam»
nasihat olarak geçebilir. Yusuf Sûresi âyet 53. Bu akşamki ders konumuz. Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis şüphesiz çokça kötülüğü emredendir. Bununla alakalı inşâallâh dilimiz döndüğünce sohbet edeceğiz. Hafız buyr. Rahmanirrahim. Vemâ überri’ü nefsî, inne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sûi illâ mâ rahime Rabbî, inne Rabbî gafûrun rahîm. Sadakallâhu’l-azîm. Âmîn. Yusuf Sûresi âyet 53. Ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz çokça kötülüğü emredendir. Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnâdır. Şüphesiz ki Rabbim çok affeden, çok merhamet edendir. Mâlum Yusuf Aleyhisselâm Mısır padişâhının hanımı tarafından iftiraya uğramıştı. İftiraya uğrayınca zindana atıldı. Zindana atıldıktan sonra Mısır’ın o padişahı olayı incelemeye başladı.
Sordu, soruşturdu, soruşturma yaptı.
Yûsuf Aleyhisselâm Kıssası: Azîz Hanımı’nın İftirâsı ve Zindandan Çıkış
Soruşturmanın neticesinde Yusuf Aleyhisselâm’ın bu konuda temiz olduğu ve kadınlara sarkıntılık yapmadığı, taciz etmediği ve Aziz olarak geçer ya Aziz’in hanımına bir şey yapmadığı belli olunca bu sefer o zindandan çıktı. Aziz onu zindandan çıkardı. Onun namuslu güvenilir bir insan olduğuna hükmedi. Namuslu güvenilir bir insan olduğunu hükmedince onu bir de kendi etrafına aldı. Tabiri caizse onu etrafında danışman gibi görevli yaptı onu. Ve bu esnada da Yusuf Aleyhisselâm ağzından bu âyet-i kerîme, Cenâb-ı Hak âyet-i kerimi Yusuf’un ağzından söylüyor. Diyor ki, ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Çünkü nefis şüphesiz çokça kötülüğü emredendir. Bizim bu akşamki sohbet konumuz bu. Nefis kötülüğü emreder.
Bu tabi nefsi geniş bir yelpazete alırsak, İçin içerisine ruh da giriyor, işin içerisine can da giriyor, işin içerisine nefsin kötülüğü emreden, terbiye edilmemiş tarafı da giriyor. Eğer nefis terbiye olursa o zaman nefis böyle bu manada kötülüğü emretmiyor. Ama nefsin oyunu bitiyor mu? Bitmiyor. Ölünce kadar nefsin oyunu var mı? Var. Ancak kimmiş? Rabbinin merhamet ettikleri bu nefsin hile ve desyesinden, oyunundan, tuzağından beri oluyorlar. Burada beri olmak şu, nefis ona bir tezgah, bir oyun düzenlerse Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham ediyor. Kalbine ilham edince o tezgaha, o oyuna o düşmüyor. Bu da en alt kategoride Rabbimin merhamet ettiği, Rabbimin korumayı aldığı, muhafaza ettiği kullar olmuş oluyor.
Ama öbür türlü nefis ne yapıyor?
Nefs-i Emmâre Tefsiri, Cihâd-ı Ekber Hadîsi ve Murat Hoca Tabîb-Oruç İmtihânı
İnsana her daim kötülüğü emrediyor. O zaman nefis her daim kötülüğü emrediyorsa, bir Müslüman için en büyük, hadîs-i şerifte de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Savaştan döndüklerinde küçük savaştan büyük savaşa döndük. Sahâbe soruyor, ya Resûlullâh bizim karşımızda kim var? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de nefis var diyor. Nefis de savaş, en büyük savaştır. nefis de cihâd, en büyük cihattır. cihâd-ı ekber’dir diyor. Çünkü nefis de olan savaş, nefis de olan mücâdele, asla Allâh, asla bu noktada bitmeyecek. Tabi nefis bizden ne istiyor? Bizden haramları istiyor. Birinci derecede haramları istiyor. Bizi ne yapıyor? Harama doğru yönlendiriyor. Bizleri ibadetsizliğe doğru yönlendiriyor.
En büyük oyunu bu. Önce ne yapıyor? Önce bizi ibadetsizliğe götürüyor. Önce bizi namazı gevşetmeye, zikrullahı gevşetmeye, ibadetleri gevşetmeye götürüyor. Bakın Ümmet-i Muhammed’in düşmüş olduğu en büyük yanlışlıklardan birisi bu. Ümmet-i Muhammed ibadetleri bırakıyor, ibadetleri terk ediyor. Nefsin bu oyununa düşüyor. normalde kendince o ibadetleri askıya almanın, ibadetleri terk etmenin, kendince haklı bahaneleri var. Namazı terk edecek kendince haklı bahanesi var. Orucu terk edecek haklı bahanesi var. Ne bileyim zekatı terk edecek haklı bahanesi var. Veyahut da gitmiş bir üsdahttan ders almış orayı terk edecek haklı bahanesi var. Veyahut da günlük virdi var, virdini çekmeyecek haklı bahanesi var. o nefis önce bizde ne yapıyor?
Bizde önce ibadetleri, farzları engellemeye çalışıyor. Ardından nefis bizi ne yapıyor? Oradan ibadetlerden zayıflatınca haramlara yönlendirmeye başlıyor. Artık ona tattı, önce nefis gevşeklik yapıyor, ardından haramlara yönlendirmeye başlıyor. Önce ne yaptı? Önce ibadetlerle bağını kopardı, senin kopardı. Senin sûfîlerce dersle bağını kopardı. Sûfîlerce dergahla, tekkeyle, zikirle, semayla her neyse iştigal ettiğin şey senin onunla bağını kopardı. Zikrullâhlara artık böyle gevşek geliyorsun. Dersini gevşek çekiyorsun, namazı gevşek kılıyorsun. Orucu böyle kendince başını ağrıyor, mideni ağrıyor. Sen rahatsızsın, senin tansiyonun var, şekerin var, damartı kanıklığın var, var da var. O yüzden doktorlara gittiğinde, söylediğinde o da diyor zaten.
Onunla o zaman sen oruç tutma. Bana on yıldır diyorlar oruç tutma diye. Ben Cenâb-ı Hak hamdolsun on yıldır orucumu tutuyorum. Bak on yıldır bana oruç tutma diyorlar. Ben on yıldır daha fazlasından beri oruç tutuyorum. Allâh razı olsun. Profesör Murat Hoca öbür birkaç doktora gittiğimde onlar dediler ki kesinlikle oruç tutmayacaksın. Murat Hoca’ya dedim ben hocam ben oruç tutmadımdır. Sen tut hocam orucun dedi. Onunla o zaman ilaçlarını ihmal etmeyalnız dedi. Bir tane sabah içtiklerini sahurda, akşam içtiklerini de şeyde iç. Ne o? İftarda iç, orucuna devam et sen dedi. Velhâsıl biz tabi Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun orucuna devam ediyoruz. Şimdi nefis insana türlü türlü oyun, türlü türlü hile getirir insana.
Nefsin Dervişi Tırmalaması ve Zamânın Kolay Harâmları: Uyuşturucu Sevkiyâtı Sabah Namâzından Önce
Onun hilesi bitmez, onun oyunu bitmez. Onun insan üzerindeki etkisi bitmez. Hele dervişlerin üzerinde hiç bitmez. Her daim onu tırmalar, her daim onu böyle tabiri caizse uzaklaştırmak için, her daim onu Kur’ân’dan, Sünnet’ten, dergahtan, tekke’den, iyilikten, koşuşturmaktan uzaklaştırmak için her daim onu ırgalar, her daim onu tırmalar, her daim onun önüne engel getirir. He o kadar çok engel vardır ki bütün engeller onda toplanır. Neden? O çünkü nefis onunla uğraşıyor. Bu bir taraftan iyi bir şeydir. Nefsin insanla uğraşması. Senin doğru yolda olduğunu gösterir. Ama bir taraftan da iyi değildir. Allâh muhâfaza eylesin. O senin çok şedid bir şekilde uğraşır da ona doğru meyledersen, onun istediğine meyledersen, seni günâh-ı kebâir’e götürür.
Seni bu sefer öyle bir şey yapar, seni dergahtan da uzaklaştırır, seni Kur’ân Sünnet’ten de uzaklaştırır, camiden cemaatten de uzaklaştırır, seni her şeyden uzaklaştırır. Bir anda bir bakmışsın kendini daha önce içki içiyorsan içki masasındasın. Bir bakmışsın daha önce uyuşturucu kullanıyorsan uyuşturucu masasındasın. Bir bakmışsın daha önce her türlü melaneti işliyordun Allâh affetsin. Bir bakmışsın oraya gelmişsin. Farkına bile varmazsın. Farkına vardığında artık ben oraya layık değilim dersin, nefis bir daha vurur sana. Bakın nefis bir daha vurur sana. Hele bu zamanda haramlar kolay basit ucuz. Haramlar o kadar basit o kadar ucuz ki şuradan kapıdan dışarı çık istedin haram işte. Seni durduracak hiçbir güç yok.
Seni yasaklayan hiçbir güç yok çünkü. Her şey serbest. İçki serbest, kumar serbest, uyuşturucu serbest. bunlar yasak diyecekler değil kardeşim ya. uyuşturucu serbest değil diyecekler. Ya okulların önünde satılıyor. Okulların önünde satılıyor. Her yerde satılıyor. Ceyir ceyir çalışıyorlar. Müslümanlar sabah namazına kalkmıyorlar. Uyuşturucu satanlar sabah namazında işlerini bitiriyorlar. Dağıtımı bitiriyor adam. Ben böyle hayrette kaldım. Bak Müslümanlar sabah namazına kalkmıyorlar. Camiyi bıraktık zaten. Ben size tavsiye edemem. Ben gidemiyorum sabah namazına camiye. Ben size tavsiye edemem. Ben size desem ki sabah namazına camiye gidin yalancı olurum. Eyvallâh. Ama sabah namazına Müslümanlar kalkmıyor.
Uyuşturucu satan, uyuşturucu alacak olanlar sabah namazında işlerini bitiriyorlar. Evet, dağıtım sabah namazında bitiyor. İzliyorum. Sabah namazından sonra ışıklar kapanıyor tamam bitti. Dağıtım bitti. Sonra gelene vermiyor. Bağırıyor millet Nuri Nuri diye. Ama yok dağıtım bitti. Saati kaçırdı o. Bir de bağırıyor adam. Ya diyor 10 dakikaya geç kaldım. Bak saatli. Bağırıyor sokaktan 10 dakikaya geç kaldım diyor. Ben içimden diyorum ki ümmet-i Muhammed’in çocuklarına bak. Ümmet-i Muhammed’in çocukları ne hale gelmiş. Namaza gitmeyen ümmet-i Muhammed’in çocukları sabah namazından önce uyuşturucu almak için sırada. Namaza gitmeyen ümmet-i Muhammed’in çocukları sabah namazında, sabah namazında uyuşturucu peşinde. bu nefis seni sabah namazına kaldırmaz.
Ama uyuşturucu almak için seni sabah namazında ayağa diker. Bu nefis seni helaldan kazandırmak için sabah namazında iş yeri açtırmaz sana. Sabah namazında gitti, namazını kıldı camide veya evde. Oradan gidip iş yerini açtırmaz bu nefis sana. Ama uyuşturucu satan sabah namazında işini bitirir. Sevkiyatını yapar satar. Bak sevkiyatını yapar satar, biter işi adamın. Bu nefis öyle bir nefistir. Bu nefis öyle bir nefistir. Dışarıda adam sana küfür eder, hakaret eder, laf söyler. Senin ona mıkın çıkmaz.
Bugünün Riyâzatı: Farzlara Sımsıkı Yapışmak ve Starbucks-İsrâîl Boykot İmtihânı
Burada bir kardeşin sana dokunur, vay bana nasıl dokundun der. Nefis böyle bir şeydir. Evde, iş yerinde, sokakta, orada burada. Evet. o kimse buraya gelir, burada birisi onu öte gider. Oooo burada yiğit kesilir. Bu nefis böyle bir şeydir. O yüzden nefisle mücadelede hiç kimse kendisini, peygamber söylüyor bunu. Diyor ki ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam. Nefsini temize çıkaranlardan olmak yok. Hele sufi yolunda hiçbir zaman sen haklı değilsin. Nefsini temize çıkarma. Bu konuda nefisle mücadelede hiç kimse kendisini, peygamber söylüyor bunu. Bu konuda nefsinle mücâdele et. Riyâzat yap. Riyâzat. Biz riyâzatı az yemek, az uyumak, az konuşmak olarak biliyoruz. Doğru. Ama değil. Bugünün riyâzatı az yemek değil.
Bugünün riyâzatı az uyumak değil. Bugünün riyâzatı farzlara sımsık yapış. Bugünün riyâzatı haramlardan uzak dur kardeşim. Haramlardan uzak dur. Asıl riyâzat bu. derslerde derim ya, onun nefsi 40 yıl pekmez istemiş, o nefsiyle mücâdele etmiş. 40 yıl pekmez yememiş. Ben o zaata diyorum ki gel, gel sen bu zamanda bırak pekmezi. Sen gözünü haramdan koru, ben seni alkışlayayım. Gel bu zamanda beş vakit namazı camide kıl, ben seni alkışlayayım. Bırak pekmezyi, pekmez helal. Bal helal. Helal yoldan kazan ye. İstersen kazanla ye. Ama farzlara sımsık yapış. Bu zamanın riyâzatı farzlara sımsık yapışmak. Bu zamanın riyâzatı haramdan uzak durmak. Bu zamanın riyâzatı gösterişten, şatafattan, şatahttan uzak durmak.
Şatahat ne? Sende bir şey olmadığı halde varmış gibi göstermen. Şatafat ne? Desinler diye bir sürü lükse, bir sürü israfa girmen. Bu zamanın riyâzatı bu. Nefisle mücâdele bu. Neymiş, bilmem ne kahvesi içmezse olmazmış. Türk kahvesinin içine ne oldu? Domuz mu girdi? Yok, o ne o Starbucks’ta kahve içecekler. Dolacak bir de zıngazıng. Ne? İsrail’e mermi parası. Umurunda değil hiç kimsenin. Örtülüsü de orada, sakallısı da orada. Örtülüsü de orada, sakallısı da orada. Dervişi de orada. Mücahitim diyen de orada. Ondan sonra kahro olsun. İsrail. Hatırlan yalancı! Kahro olsun. İsrail diyecekmiş. Her tarafları Avrupa malı dolu, lüks mallarla donatmışlar kendilerini. Ondan sonra git kahro olsun. İsrail’de.
Sen önce yabancı markalardan kurtar kendini. O Gucci çantalarınızı satın önce bir. Gucci ayakkabılarınızı satın önce bir. Salı gün sohbetten geliyorum, uyku bastı. Dedim bir yerde bir kahve içeyim öylesi gideyim kendi kendime. Bir tarafım da diyor ki, bas durma yolda. uykunu iyice gelmesin. Böyle bir yere benzinlik gibi bir yere girdim. Orada kafe gibi bir yer var. Baktığım içerisi böyle çok hoşuma gitmedi. Arabadan bile inmedim. Yürüdüm bir başka bir yere girdim. Orada da Starbucks böyle şey açmış. Ne o? Yer açmış böyle. Dedim acaba burası nasıl? İsrail gündemde ya. Arabadan inmedim. Arabanın içerisinden böyle kafamı çevirdim. Baktım hınca hınç. Sakallısı var, örtülüsü var, hepsi de var. İçimden dedim ki ya. dedim bangır bangır bağır kahro olsun.
İsrail’de. Ondan sonra Starbucks’ta bir kahveye 150 lira ver 200 lira ver. Kaç paraysa. Bir çaya 80-90 lira ver şimdi kaç para desem. Starbucks’a gidenler belli olacak. O yüzden sormayın fiyatını kaç para diye. Ama tahmini söylüyorum. Birisi çıksın şimdi desin ki ya Starbucks’ta kahve şu kadar desin. Söyleyin ya kızmayacağım ona. En son giden ne zaman gitti, kim gitti? Şimdi kimseler elini kaldırmaz ki. En son ne zaman gittin? 3-4 ay oldu. 3-4 ay oldu da neler değişiyor? Ne kahvesi içtin? Sütlü kahve 60 lira. Bildiğin sütlü kahve. İyi bak hiç olmazsa cesaretle söylenir.
Dergâh İçi Kardeşlik Hukuku: Buğzdan Uzak, Aynı Halaka Edebine Sabır
Var mı başka cesaretle olan söyleyecek olan? En düşük içecek elleri dedi. İçmek için değil öylesine sordun. Sen kağıt topluyorsun orada çünkü. Allâh iyi etsin inşâallâh. En düşük içecek çay o zaman. Ya da su mu yoksa 50 lira? Tabii ya Allâh Allâh. Olabilir. Çayı 50 lira vermezler çünkü. En düşük içecek sudur o. O yüzden sanılır. Her neyse. Sonuç itibariyle insanlar nefisleriyle mücâdele etmiyorlar. Riyâzat ne o zaman? Bugün kanınamda riyâzat senin lüksden, israftan uzak durman. Bugün kanınamda riyâzat farzları yerine getirmen. Bugün kanınamda riyâzat senin haramlardan uzak durman. Ve nefsini Kur’ân ve Sünnetin önünde haklı görmemen. Nefsini Sûfîlik yolunda kendini haklı görmemen. Kendini haklı görmemen.
Nefsini terbiye etmen. Güzel ahlakla ahlaklanman. Bugünün riyâzatı o. Şimdi bazen sohbetlerde soruyorlar. pekmez yememiş, bal yememiş. Yok çörek istemiş canı. 20 yıl çörek yememiş. Ben diyorum ya yesin. Helalun da yesin. Sıkıntı yok bunda. Ama harama bulaşmasın. Haramla iştigal etmesin. Harama kaymasın. Ne yazık ki ümmet-i Muhammed buradan imtihanı kaybediyor. Farzlardan imtihanı kaybediyor. Ve haramlara bulaşmaktan imtihanı kaybediyor. Sûfîler için de dergâh içerisinde birbirlerinin kardeşliklerine kardeşliklerine itibar etmiyorlar. Oradan kaybediyorlar. Burada kardeşsiniz. Birbirlerinizle kim olursa olsun sen ona muhabbet besleyeceksin, ona selam vereceksin, onunla kardeşliğini tesis edeceksin.
Aynı Zikrullâh halakasındasın. Aynı şeyh’e intisâb etmişsin. Senin ona karşı içinde bir buğzun, bir bühtanın olmayacak. Oliyorsa sen yol yürüyemezsin. Riyâzat yap. Hiç kimseye karşı içinde buğzun olmasın. Hiç kimseye karşı içinde bir set olmasın. Olmaz. Dervişlik bu değil. O derviş kardeşin senin canını acıtsa dahi sen ona set çekme. Sen ona set çekiyorsan bakın dikkat edin. Sen yol yürüyemezsin. Yol yürüyemezsin. Set çekme. Senin normalde etini lime lime etseler dahi sus. Etini lime lime etseler dahi. başındaki bir kimse benim tabirim ne? Seni satsa dahi sen sus. Allâh’ı zikrediyor. Aynı halakadasın. Ona sabret. Dışarıdan bir kimseye sabredemiyorsun. Sabrediyorsun ya. Bir müşterine sabrediyorsun.
Mal aldın kimseye sabrediyorsun. Mal sattın kimseye sabrediyorsun. Sen patrona sabrediyorsun. Müdüre sabrediyorsun. Derviş kardeşine neden sabredemiyorsun? Derviş kardeşini küçük görüyorsun çünkü. Onu horhakir görüyorsun. Böyle gördüğün zaman sen yola ihanet ediyorsun kendi dairende. Olmadı. Kardeşliğe hukukunu dosdoğru kur. Hiç kimseye karşı kalbinde buğz olmasın. Hiç kimseye karşı kalbinde bir kota olmasın. Yoksa bir sinan derse bir kota kalmasın. bir kota olmasın.
Avâm-Hâs-Hâsü’l-Hâs Riyâzatı, Eş-Çocuk-İş Disiplini ve Sünnet-i Seniyye
Bunun riyazatını yap. O yüzden eee normal şartlarda avamın riyâzatı ilim noktasındadır. Avamdır o. Kendince bir şey okur, o okuduğu şeye tâbi olur. Bu kendince o böyle bakar şimdi o. pekmez yememiş. Anam benim canım ne istedi bugün? Pekmez istedi. Ben pekmez yemeyeyim, riyâzat yapayım. Hanım Allâh senin cezanı versin. Ulan pekmez yiy de o lafı söyleme. Hanımının arkasından gıybet etti. Hanımına küfretti. Çoluğuna çocuğuna küfretti. Ne arkadaş riyâzat yaptı, pekmez yemedi. Öyle mi? Ha o az uyuyacak. Ha ne yapacak? Az uyuyor ya o. O şimdi kadın erkek ders çekiyor. O az uyuyacak. Ulan eşin seni yatakta bekliyor. Eşinle ilgilenmen nafile ibadet. Ha oturmuş sen nafile zikir yapmışsın. Ha eşinle ilgilenmişsin.
Önce eşinle ilgilen. Sünnet o. Kadın erkek. Ondan sonra eşinle ilgilendikten sonra ne yapacaksan yap. Ya sen eşinden kaçıyorsun kadın veya erkek. Eşinden kaçıyorsun. Bana dokunmasın diyorsun. Kendi kendine de dervişlik yaptığını düşünüyorsun. Veya riyâzat yaptığını düşünüyorsun. Değil canım kardeşim. Eşinle ilgilen, çocuklarınla ilgilen. Ondan sonra sabaha kadar ders mi yapacaksın yap. Yalnız sabaha kadar ders yapacağım deyip ertesi gün 12-1’e kadar yatma. O da olmadı. O da olmadı. Sabah işine gideceksin. Hem de disiplinli bir şekilde. Disiplinli bir şekilde. Öyle sabah işine erkenden gitmiyorsan, işinin vaktinde, saatinde yapmıyorsan çalıyorsun. Ama patrondan çalıyorsun ama kendinden çalıyorsun.
Ya iş yeri benim istediğim saat giderim. Gidemezsin. İş yeri senin, sen istediğin saatte gidemezsin. Sen de vaktinde gideceksin. Dükkanını açacaksın. Neden? Bir başkasının işi var çünkü. Bir başkasının işi yetişecek. İş, disiplin ister. O zaman kendi kendine de disiplin edeceksin. Riyâzat. Kendini disiplin etme. Yapman gerekenleri yapma. O zaman avamın bu konuda kendince riyâzatı veya kendince nefsini haklı çıkarmamak için uğraştığı yer ne? İlim noktası. O ilim noktasında durur. Yol mudur? Yoldur. Yol mudur? Yoldur. Bir üst, hasın bu konudaki riyâzatı daha farklıdır. Has ne yapar? O kendince farzlara dikkat eder. haramlara dikkat eder. Kendince yapması gereken şeyleri yapar. O daha derli topludur.
Öbürkü ne? Hasül has diyelim. O da ne yapar? Onun riyâzatı daha ileridir. O artık yemede, içmede, oturmada, kalkmada şüphelilerden uzak durur. Eyvallâh. Bunlar kitaplardan okursunuz. Bu sıraladıklarımı riyâzatla alakalı, haramlardan uzak durmakla alakalı hadislerden, her şeyden okursunuz. Her şeyden bunu okumanız mümkün. Okumayacağınız bir yer söyleyeyim size.
ASIL RİYÂZAT: Allâh-Resûlullâh-Üstâd-Müminler Sevgisi (Sırrın Sırrı)
Asıl riyâzat, asıl riyâzat, asıl kendini temizleme yeri. Allâh’ı çokça sevmen, Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i çokça sevmen, Üstâd’ını çokça sevmen, müminleri çokça sevmendir. Bu değişmeyen riyazattır. Bu değişmeyen riyazattır. Bu işin sır noktasıdır. Sır noktası. Sen nefsinle mücâdele etmek istiyorsan, Allâh’ı çok sev. Nefsinle mücâdele etmek istiyorsan, Hz. Muhammed Mustafa’yı çok sev, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i. Sen nefsinle mücâdele etmek istiyorsan, Üstâd’ını çok sev. Herkesten üstün ve yüce tut onu. Asıl riyâzat odur. Üstâd’ını çok seversen, onun yerine başka bir kimseyi koymazsın. Senin akdağın ön derin o olur. Hz. Muhammed Mustafa’yı çok seversen, senin yol rehberindir. Hiçbir ölçü, hiçbir ölçü, hiçbir kimse onun yerini dolduramaz.
Onun sünnetleriyle hayatını süslersin. Hayatını sünneti seniyeyle bezersin. Eğer Allâh’ı çok seviyorsan, Allâh’ın hududuna, hukukuna riayet edersin. Onunla dostluk kurar, onunla alır verirsin. O senin kalbine doğruyu ilham eder. O senin kalbine istikametini otutturur. O senin kalbinden bilmediğini öğretir. O senin kalbine işin hakikatini ilham eder. Asıl dikkat edilmesi gereken yer burasıdır. O kimse Allâh’ı çok severse bütün işi hallolmuştur. Bütün işi. Allâh’ı çok sever, çok zikrederse o meseleyi can evinden vurmuştur. Can evinden vurmuştur. Onun dolanbaşlı yollara, onun farklı farklı yol aramasına, farklı farklı kendine ayrı bir perde aramasına gerek yoktur. O Allâh’ı öylesine sever, öylesine sever, ona lazım olan ilim, ilm-i ledün olarak onun kalbine gelir.
Ona lazım olan doğru onun kalbine gelir. Ona lazım olan her ne var ise, her ne var ise onun kalbine gelir. Onun kalbi ilham almaya başlar. Cenâb-ı Hak ama vasıtalı, ama vasıtasız onunla konuşur, ona doğruyu ilham eder. asıl işin özü, asıl işin can noktası burasıdır. Allâh’ı çok sevmek, Resulünü çok sevmek ve bir kimsenin bağlı bulunduğu üstâdını çok sevmesidir. Yol budur. O yüzden bir kimse nefsiyle mücâdele ederken kendisine kestirme bir yol çizmek istiyorsa, kendisine en kestirme yolu çizmek istiyorsa bu üç sevgiyle kendisini donatacak. Farzları yerine getirecek, farzları yerine getirecek, haramlardan uzak duracak, Allâh’ı sevecek, insanlara faydalı olacak, etrafıyla tabiri caizse iyi geçinecek, güzel ahlaklı olacak, kimseyi kırmamaya, kimseyi üzmemeye, kimseyi incitmemeye dikkat edecek.
Sözlerine, gözüne, kaşına, fiillerine dikkat edecek. Haza derviş olacak. o dervişlik yolunda yürürken, o da kurtuluşa erecek. Cenab-ı Hakk’ın memnun olduğu, kullarından edecek. Âyet-i Kerîme’nin ikinci kısmında olan, Allâh’ın korudukları, Allâh’ın merhamet ettikleri, müstesna dediği kullarından olacak. O nefisle mücâdele ettikten sonra, evet, o nefsiyle mücâdele ettiği belli bir noktaya geldiğinde, artık Cenâb-ı Hak onu kendi emanına alacak. Kendi emanını alarak onu büyük günâh-ı kebâir’den koracak, muhafaza edecek. Ve onu büyük günâh-ı kebâir’den geriye edecek.
Allâh’ın Kıskanç Sevgisi, Kebâir’den Muhâfaza ve İlm-i Ledün Tecellîsi (Nahl 16/78)
Tabiri caizse, kalbini tırmalacak, tabiri caizse, ayağını geriye doğru çekecek onun. Hatta ve hatta daha ileri gitmek istese, Allâh onu durduracak. Çünkü Allâh kıskançtır. Kulunun, sevdiği kulunun hataya, günaha gitmesini istemez. Onu durdurur. Hatta öyle yapar, karşıdaki hatayı, günahı bertaraf eder. O kul oraya gitmesin diye. O yüzden Allâh’ın muhafaza ettikleri, Allâh’ın korudukları, Allâh’ın gayretine aldığı kimselerden olmak için nefsini haklı çıkarmak yok, nefsini temize çıkarmak yok, nefsinle mücâdele edip Allâh’ını, Resûlü’nü, Resûlü’, Üstâd’ını, derviş kardeşlerini çokça severekten yol yürümek. Ve o riyâzatla, benim dediğim manevi riyâzatla yolunu yürütmek. Bu yemekten, içmekten, kesilmekle alakalı değil.
Üç gün yemekten, içmekten kendince az yer, dördüncü gün bütün sofrayı götürürsün. Ama Allâh’la hemhal olursan, daim Allâh’ı zikredersen, senin ne kadar yiyeceğini, neyi yiyip, neyi yemeyeceğini, dahi kalbine ilham eder senin. Senin neden ne kadar yiyeceğini de kalbine ilham eder. Bu kadar en ince noktanla senin ilgilenir. O yüzden senin pekmez yemeği bırakmana gerek yok. O sana pekmez yenilmeyecekse de sen bundan yeme diye kalbine ilham gelir. Ya üstâdının sesinden gelir, ya Hz. Piri’nin sesinden gelir, veya Pir efendilerimizin sesinden gelir, veya Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem’in sesinden gelir, veya hatta Peygamberlerin sesinden gelir, bir ses gelir. Bunlar sır sohbetler.
Ve o sesle sen yoluna devam edersin. Sen neyi yiyip, neyi içmeyeceksin, neyi yapıp, neyi yapmayacaksın, nereye girip, nereye girmeyeceğini artık senin kalbinde tabiri caizse, ama üstâdının sesinden, ama Pir efendinin sesinden, ama Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sesinden, ama Meleğin sesinden, muhakkak bir sesle uyarılır hale gelirsin. Ve o ayeti kerimede bilmediklerinizi Allâh öğretir. Ayeti kerimesi tecelliden. Rabbim bizi öyle olan kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak istikametimizi bizim sağlam eylesin. Cenâb-ı Hak Kur’ân ve Sünnet-i Seneye sımsıkı yapışıp, Allâh’ın dinini yaşayanlardan eylesin. Bu konuda nefsimize uyup da gevşeyenlerden eylemesin. Bu konularda dini yaşama noktasında, eşlerimizi, çocuklarımızı, akrabalarımızı, gelecek zürriyetlerimizi de hidayet edip, onların dinlerini dostlu, yaşamalarına sebeb ve vesîle eylesin.
Kaynakça ve Referanslar
- Yûsuf 12/53 ve Yûsuf Aleyhisselâm Kıssası: Yûsuf 12/23-32 (Azîz hanımının iftirâsı); Yûsuf 12/35 (zindana atılma); Yûsuf 12/50-53 (zindandan çıkış ve nefsi temize çıkarmama beyânı); Taberî, Câmi’u’l-Beyân, Yûsuf 53. âyet tefsîri; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili.
- Cihâd-ı Ekber Hadîs-i Şerîfi: «Küçük cihâddan büyük cihâda döndük» — Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr 374; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd 13/523; İbn Hacer, Tesdîdü’l-Kavs; Cihâd-ı ekber kavramı — İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn III, Riyâzatü’n-Nefs ve Tehzîbu’l-Ahlâk kitâbı; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Nefs-i Emmâre ve Mertebeleri: Yûsuf 12/53 (emmâre); Kıyâmet 75/2 (levvâme); Fecr 89/27-30 (mutmainne); Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Atâullâh el-İskenderî, Hikem-i Atâiyye; Suhreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif.
- Riyâzat ve Mücâhede: Ankebût 29/69 («Bizim uğrumuzda mücâhede edenler»); Şems 91/7-10 (nefs tezkiyesi); A’lâ 87/14-15 (tezekkâ); Kuşeyrî, er-Risâle fi’t-Tasavvuf, Riyâzat bâbı; İbrâhîm b. Edhem ve Bişr-i Hâfî menkıbeleri — İmâm Gazâlî, İhyâ.
- Avâm-Hâs-Hâsü’l-Hâs Mertebeleri: Kuşeyrî, er-Risâle, Merâtibü’l-Ârifîn; Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb; İmâm Rabbânî, Mektûbât, müttakî derecesinde şüphelilerden uzak durma.
- Sevgi (Mahabbet) ve Üstâd Hukuku: Mâide 5/54 («Allâh’ı sever, Allâh da onları sever»); Buhârî, Îmân 8 («Beni babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevmedikçe iman etmiş olmaz»); Müslim, Îmân 70; Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, Mahabbet bâbı; Şeyh Şihâbüddîn Suhreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif, mahabbet ve râbıta.
- İlm-i Ledün ve Bilmediklerinizi Allâh Öğretir: Nahl 16/78 («Size bilmediklerinizi öğreten Allâh’tır»); Bakara 2/239, 2/282 (öğretmek); Kehf 18/65 (Hz. Hızır’ın ledün ilmi); Mevlânâ, Mesnevî I, Mûsâ-Hızır kıssası; İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye, ledün ilmi.
- Kardeşlik Hukuku ve Halaka Edebi: Âl-i İmrân 3/103 («Allâh’ın ipine sarılın, parçalanmayın»); Hucurât 49/10-12 («Müminler kardeştir», gıybet, buğz, hüsn-i zan); Ahzâb 33/41-42 (zikrullâh-ı dâimî); Buhârî, Edeb 73; Müslim, Birr 28-32; Tirmizî, Da’avât 5 (halaka-i zikr fazîleti).
- Bugünün Riyâzatı — Lokal Harâm, Küresel Boykot: Bakara 2/172-173 (helâl-harâm); A’râf 7/31 (israf yasağı); Furkân 25/67 (orta yol); Hûd 11/113 (zâlimlerle yakınlık yasağı); Mâide 5/2 (günahda yardımlaşma yasağı); Filistin’e destek konusunda fakîhler görüşü — DİB Din İşleri Yüksek Kurulu fetvâları.
- Eş, Çocuk ve Aâile Hukuku (Sünnet-i Seniyye): Rûm 30/21 (mahabbet ve rahmet); Tahrîm 66/6 (eş-çocuğu cehennemden koruma); Nisâ 4/19, 4/34 (güzel geçim); Buhârî, Nikâh 80; Müslim, Nikâh 56 («Sizin en hayırlınız, eşine karşı en hayırlı olanınızdır»); Tirmizî, Rıdâ 11.
- Allâh’ın Kıskançlığı (Gayretullâh): Buhârî, Nikâh 107; Müslim, Tevbe 32 («Allâh kıskançtır, kıskançlığı harâmları yasaklamasıdır»); İbn Kayyim, Medâric, gayret bâbı; İbn Atâullâh el-İskenderî, Hikem.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi (Kapanış Hediyesi): Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî Efendi; Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi; Hacı Haydar Baba; Hacı Bekîr Baba; Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Efendi (mürşid-i kâmil); Tarîk-ı Aliyye-i Halvetiyye-Karabaşiyye; Hüseyin Vassaf, Sefîne-i Evliyâ; Şeyh Mehmed Nûrî Şemseddin, Miftâhu’l-Kulûb.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı