Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #10 — Sevgiyi Ölçülü Yap ve Dârûl-Hasar Uyarısı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #10 — Sevgiyi Ölçülü Yap ve Dârûl-Hasar Uyarısı. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Sevgiyi Ölçülü Yap — Tirmizî Hadîsi

Hepsini de helâk eylesin. Nerede bir müslümana zulmeden varsa, o zulmeden zâlimleri Cenâb-ı Hak helâk eylesin. Nerede bir müslümana zorluk çıkaran var ise, Rabbim bile bile onun dininden, imanından dolayı zorluk çıkarıyorsa, onları helâk eylesin. Âmîn. Evet. Dostunu severken ölçülü sevginin birinde düşmanın olabilir. Düşmana da bu hudunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir, Tirmizî hadîsi. Bu, zamana kadar çok ihanet gördüğünüzü ifade buyurmuştunuz. Şahsınızla ilgili olarak karşı tavrınız ne oldu, şu an nedir? Hadîs-i şerîf’teki ölçü ifadesinin karşılığı nedir? Düşmana karşı yapılan buğuz tam olarak neyi ifade eder? Dost ile bir gün düşman olabilme tedir. Ne o? Ginliğini mi? Buraya okuyamadım.

Tedirginliğini nasıl aşabiliriz? Dostunu severken ölçülü sevginin birinde düşmanın olabilir, düşmana da buğzunu ölçülü yap, günün birinde dostun olabilir. Ben bu noktada bir kimsenin bir kimseye, bir derviş, mürşid, mürşid, iki arkadaş, normalde makûl ölçülerde insanların ilişkileri, bunları sevme noktasında insanların gelebileceğine inanmıyorum çok. Muhabbet besleme bizde var, beğenme var, muhabbet var. Sevmek deyince işin içerisinde sevginin kendi içerisinde dereceleri var. Hazret-i Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, buradaki bu derecelendirmeyi hangi ölçüde yaptı? Bunu normalde bizim kendi dairemizde, gayet bunu olumlu, hüsnü, zan besleyerek de söylesek, evet bir kimse dostunu, dostum dediği kimseyi ölçülü sevebilir.

Buradaki ölçü, o dostum dediği kimse Peygamber’den fazla değildir. Dostum sevgisi, dostum dediği kimse Allâh’tan fazla değildir sevgisi. Eğer biz bu sevgi ölçüsünü Peygamber’den fazla veya Allâh’tan fazla oluşturuyorsak orada sıkıntı vardır zaten. Bu normalde sufi cenahtan bakarsak, bir kimsenin en fazla sevdiği üstadıdır. Sufi cenahtan bakarsak, bütün gözünün gördüğü bütün insanlardan fazla üstadını sever. Onun üstünde Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem’ı sever, onun üstünde Allâh’ı sever. Böyle olunca bir mürit için, bu severken dostunu ölçülü sev, o zaman arkadaşlarının arasında severken ölçülü sevecek.


Sevgi Dereceleri ve Peygamberî Muhabbet

Bu sevgisi onun Kur’ân ve Sünnet’in dışına itmeyecek. Bu sevgisi onun Kur’ân ve Sünnet’i delmesine şey yapmayacak, ölçü bu. Burada dostunu severken ölçülü sev, Kur’ân ve Sünnet’i aşmasın. Kur’ân ve Sünnet’i delmesin. Ben seni seviyorum ya sen beni seviyorsun, aramızda sevgi bağı var, o zaman bunun ölçüsü Kur’ân-Sünnettir. Kur’ân-Sünnet’in dışına çıkan bir sevgi bağı, doğru bir sevgi bağı değildir. Ölçü Kur’ân ve Sünnettir çünkü. O zaman düşmanına da ölçülü düşmanlık yap, evet düşmanına da Kur’ân-Sünnet dairesinde ölçülü yap. o zaman sen birisine düşmansan eğer ki bu mü’min olamaz. Bakın sen birisine düşmansan bu mü’min olamaz. Çünkü Ayet-i Kerim’de sen mü’minlere karşı, iman edenlere karşı şefkatli ve merhametli ol der.

Öyle olunca bir Müslüman’ın bir Müslüman’a, bir Mü’minin bir Mü’mine düşmanlığın söz konusu olmaz. E normalde kime düşman olur? O zaman etrafında gayr-i Müslüman insanlar var ise veya Kur’ân-Sünnet dışındaki insanlar varsa, onlara karşı bir düşmanlığın söz konusu olabilir. O zaman normalde bu mânâda, ben kendi, burada benimle şahsınızla ilgili olarak diyor, ben şahsımla alakalı eğer ki hep söylüyorum ya, bu dergâhın içerisinde dervişse o kimse benim hakkım helal olsun. Her ne yaptıysa yaptı. Ben onunla bir hak iddia etmiyorum. Ama dersi değil ise, bu topluluğun dışındaysa benim hakkım helal değil. Ben o kadar çok böyle çok iyi bir insan değilim. Açık konuşuyorum bu konuda. Diyorum ki Allâh’a intikamımı alsın.

Benim bu konuda şeyim yok. Ya şöyle yapayım, böyle bir şeyim yok benim. Ben diyorum ki, ben garip bir Mustafa Özboh’um. Eğer bir o kimse bana kendince zarar verdiyse, kötülük yaptıysa, çünkü bana zarar vermesi demek benim şahsi bir meseleden dolayı değil. Beni nereden tanıyor insanlar? Bu topluluktan tanıyorlar. Beni ticaretten tanıyan yok, beni alışverişten tanıyan yok. Veya nereden konuşuyor? Benim normalde Kur’ân ve Sünnet tarihisinde durmaya çalıştığım bu toplulukla alâkalı, sufilimle alâkalı, bununla alâkalı bana düşmanlık yapıyorsa, o zaten münafığın teki. Müslüman görünümünde münafığın teki. Bakın benim dini hayatımla alâkalı, dini söylemlerimle alâkalı, bir kimse bana düşmanlık yapıyorsa münafığın teki zaten.

Ben ona neden hakkımı helal edeyim ki Allâh’a intikamımı alsın benim. O yüzden veya bir kimse benim şahsıma herhangi bir kötülükte bulunuyorsa, benim şahsımla alâkalı bir şey yapıyorsa, Mustafa Özba kim tanırdı ki? Mustafa Özba normalde tanındığı yer dergahla alâkalı, sufilikle alâkalı.


Derviş-İhânı — Hayır İsteme Edebi

O yüzden böyle bir şey yapıyorsa dergahla sufilikle alâkalıdır. Yine münafın ta kendisidir. Sebep kardeş. Ben senin malına zarar vermedim, mülküne zarar vermedim, karına zarar vermedim, çoluğuna çocuğuna zarar vermedim. Sen ne yapma benim arkamdan, benim kötülüğüme aleyhime uğraşıyorsun? Benim dinimle alâkalı, benim yolumla alâkalı. O yüzden hakkım helal değil. Ben bunu taa ama dervişliğimin başlangıcından beri söylüyorum. bir şey diyorlar ya, herkese hakkını helal et. Ya neden helal edeyim? Kâfirse Allâh intikam mağsın, münafıksa Allâh intikam mağsın. o kimse dergattansa helal-ı hoş olsun. Tekrar söylüyorum. Yemiş, içmiş, kırmış, dökmüş. Bunları duymuyor, görmüyor, zannetmeyin. Onun hesabını görmüyorum.

Onun hesabını görsem, bu topluluk onun hesabını veremez. Hizmet edenler de veremez. Sen bu topluluğun bir tane bardağını kırsan nasıl vereceksin hesabını? Sen bir tane fincanını kırsan nasıl vereceksin hesabını? Bir topluluğun tabağını zarar versen nasıl vereceksin hesabını? Pirincine zarar versen nasıl vereceksin hesabını? Bir lokmanın bir tanesine zarar versen nasıl vereceksin hesabını? Kapısını, penceresini, elektriğini, osunu, busunu bir zarar versen nasıl vereceksin hesabını? Veremezsin hiç kimse. Bunlar görünmeyen yerler, şeytanın örttüğü yer bunlar. Semâzen düşünün, semâzen, sema kıyafetini giyiyor, sema ediyor. Ona bir zarar verse nasıl verecek hesabını? Ona bir zarar verse nasıl verecek hesabını?

Ses cihazları var, hapörlörler var, bir sürü teşkilat var bizde. Kimseye boynumuzu bükmeyelim diye. Ona bir zarar veren bir kimse nasıl verecek hesabını? Hataların olabilir, hayır, kasıtlı yapan da var. Nasıl verecek hesabını? Nasıl kasıtlı yapan var? Her toplulukta ifrat ve tefrit vardır. Her toplulukta, her toplulukta. Gözü görmez, şeytan onu göstermez, bir şeyi önemsemez, kırar atar. Nasıl, salınıyor der. Aç telefon, Cafer abi bu lazım, tamam al bitti. Cafer abi bu eksik, tamam al bitti. Doğru mu Cafer? İş yerinde dükkandayız. Ben kameradan seyrediyorum. Kızın birisi şef. Böyle bir mal düzeltiyor, fincanınla beraber attı kızın üstüne. Tabakla fincan, hemen çıktım yukarı. Dedim ne yaptın? Mustafa, sen ne yaptın?

Dedim ne yaptın? Mustafa Bey çok sinirlendim. Kırdığın mal kimin dedim. Kırdığın mal kimin? Kaldı. Attığın mal kimin dedim, parasını vermiş olsaydın atar mıydın sen fincanı böyle dedim kızın üstüne. Sustu. Şimdi, sayet bilir, raf yapıyorlar, kırıyorlar. Eyvallâh. Kırılıyor gün içerisinde. Müşteri kırıyor, kendileri kırıyorlar.


Hopörlör, Cihaz Kırımı ve Hesap

Çalışıyorlar ama. Ağzımı açmıyorum ben. Sen vardı ya, sen biliyorsun onu. Sonuna gönderdik ya. Kimin fincanını kırdın? Kendi fincanın olsa atar mısın hala? Beni çok kızdırdı da, bana şunu yaptı da, bana bunu yaptı da dedim yok. Hadi kes hesabını. Dedim ben seni böyle çalıştıramam. Ayıp söylemesi, içeride borcu vardı, pahalıydı. Ayıp söylemesi, içeride borcu vardı, para çekmişti. Onu da düşünmedim. Neden? Hain çünkü. Hain. Evde de kadın kırıyorsa sıkıntı vardır. Onun gibi şimdi öyle olunca işin içinden çıkılmaz olur. Ben o yüzden derviş kardeşleri derim ki arkadaşlar, derviş sizsiniz hepinizde. Ne yaptıysanız, ettiyseniz benden bir hakkım yok. Helal o iş olsun. Dergahın dışında. Yok kardeş, helal değil.

Allâh bizi affetsin. Allâh’a emanet olun. Allâh’a emanet olun. Allâh’a emanet olun. Allâh bizi affetsin. Yok ben o kadar çok iyi bir insan değilim. Ölçü ifadesinin karşılığı nedir? Benim için ölçü Kur’ân ve Sünnettir. Kur’ân ve Sünnet aşılmadığı müddetçe ölçünün içindedir o kimse. Kur’ân ve Sünnet’i aşıyorsa ölçü yoktur. Düşmana karşı yapılan buğuz tam olarak neyi ifade eder? Mü’min mü’mine buğuz etmez. O yüzden burada mü’min olmayanın dışındaki bir kimse buğuz eder. Bunda sıkıntı yok. Dost ile bir gün düşman olabilme tedir. Tedirginlik nasıl aşabilir? Ben hiç tedirginlik, tedirgin olmam. Dostumsa o kimse, ben ona karşı herhangi bir şey yapmam. O yaparsa o kendi utancından uzak durur. Herkesin dostları vardır.

Ben kendime dost gördüm, kimseye karşı tedirgin olmam. Bir şey yaparsa günün birinde çok açık konuşurum bu konuda. Onun kendi sütü bozukluğundandır. Ben bir şey yapmam. Kendimden de bu kadar eminim. Ben dostlarıma karşı bu kadar eminim. Dervişlere karşı da eminim. Ben bile bile, kasıtlı hiçbir dervişe kötülük yapmam. Rabbim beni affeylesin. Böyle emin konuşuyorum. Ben bugüne kadar hiçbir dervişe kötülük yapmak, öyle bir noktada durmadım hiç. Beni hiç ilgilendirmezdi, hiç ilgilendirmedi. Dervişin parası, turası, makamın mevkisi beni hiç ilgilendirmezdi. Ben dervişlere karşı, derviş kardeşlere karşı öyle gözümü dikmem bir şeye. Hatta derim, benden mal almayın kardeşim. Ben bir şey satıyorsam. Yarın ömür gün nefsinize uyarsanız dersiniz ki, acaba pahalı mı aldım?

Ben de normalde acarın dükkanına bakıyordum. hiyaraşide, anlaşmada ortaktım oraya. Böyle de konuşmak istemiyorum ama ortak olsam ne olacak, olmasam ne olacak. Hepsini de alsam da benim de. Benim öyle bir şeyim yok. Ben ona dedim, hukuk böyleydi ama ben bir şey istemiyorum dedim.


Dervişin Fayda-Zarar Ölçüsü

Komple ona bıraktım. Erkut da burada, Erkut Senetler onda değil miydi? Evet. Ben ona dedim ki ben ticareten bakmadım buraya dedim. Her neyse. Ama o arkadaşlara diyordum ki ucuz burası. Bir şey alacaksanız ucuz, ucuz. Bursa’nın en ucuz mağazasıydı. Ben bırakınca bayram etti zaten züccaciyeciler. Şimdi bu dervişlerin faydasına bir şey oluyorsa eyvallâh. Öbür türlü ben dervişlere bir şey satmam. Kolay kolay dervişlerden bir şey almam. böyle mal noktasında. Ama iş yaptırırım. Burhan kaç yıldır iş yapıyorsun bana? Kaç? 20’yi geçmiştir. Hiç pazarlık yaptın mı seninle? Hiç yapmadım. Yok mu nafız? Yok mu nafız? Gelmemiş mi nafız? Hayır et. Vallahi adam bir gün gelmez sorulur. İbrahim oralarda mı yok mu?

Eyvah. Gelmez yandı keten elva. Allâh’ın yerini versin. Allâh yerini versin inşallah. Normal değil mesela arkadaşlar bir şey yapılacak. Şaban? Şaban. Sen kaç yıldır iş yapıyorsun? Hiç pazarlık yaptın mı? Evet. Ben dervişlere iş yaptırırım. Benim hukukum budur. Hiç pazarlık yapmam. Kaç para? Şu para. Bitti bu kadar. Benim şeyim yoktur. Dervişle pazarlık yapmam. Pazarlık yapacaksam ona yaptırmam. Pazarlık yapacaksam ona yaptırmam. O yüzden benim dervişlerle olan hukukum benim kendime özeldir. Bak kendime özeldir. Pazarlık yapmam bir iş yaptıracaksam. Ama derim benden mal almayın. Neden? Nefsinize uyarsınız. Allâh muhâfaza eylesin. Ben zakirlere de derim. Dervişlerle alışır iş etmeyin. Hele kurbanin nerede sen?

Yoldaydın. Hoş gelmişsin. Dedim yoksa torun mu oyalıyor seni? Yok. Pişmişte miysen? Yok. Hiç kucağını almaysan? Birkaç sefer aldım. Birkaç sefer aldın. Allâh yerini. Allâh yerini. Dedim yoksa torun oldu. Kurbanı dedim torun koklamaya mı kaldı yoksa? Yok. Yok. Tamam. Kaç yıldır iş yapıyorsun bana? Dergaha girdimden beri. Dergaha girdiğinden beri? Yıl yok yani. Hiç pazarlık yaptım mı ben sende? Yok. Yok yapmamışım bununla da. Allâh razı olsun. Otur kurbanı. Hakkını helal et. İyi yetiştin yoksa cezayı yiyecektin. Allâh razı olsun. Şimdi böyle olunca benim dervişlere karşı da eminim ben. Ben bile bile bir dervişe zarar vermem, bile bile bir şey yapmam. Bilmediklerimden de sorumlu değilim. Veyahut da normalde o noktada bir kastım olmadığından dolayı sorumlu değilim.

Öyle olunca ben rahatım. Ben birisinin parasını istemem, pulunu istemem. Beni ilgilendirmez. Dervişlerin parası, malı, mülkü, arabası, katı, yatı beni ilgilendirmez. Allâh hepsine daha fazlasını versin. Hayırlısıyla. Öyle olunca ben dostlarıma böyle ölçü koyma noktasında değilim. Tedirgin de değilim. Ben tedirginlik de yaşamam. Kalbim mutmaindir yani. Ben bütün dervişlerle alakalı hiçbir tedirginliğim olmaz. O yüzden öyle bir tedirgin de davranmam. Hayatıma rahat bir şekilde yaşarım. Hakkınızı helal edin. Dînimizde bu yaptığınız sesti ve görsel zikrin yeri nedir? Normalde Kur’ân ve sünnetin içindedir bu. Bilmeyenler bunu dinde yok zanneder. Bilmeyenler bunu dinde yok zanneder. Zaman zaman böyle ya… Dinde böyle bir şey var mı?

Var diyorsun şimdi.


Hakk’ın Huzûrunda Hesap Verme

Kalıyor. E var. Sen olmadığını bize ispatla diyorum. Sen olmadığını ispatla. İslam dünyasında… Bilhassa Sufilerde son 200 yıl böyle bir özgüvensizlik var. özgüvensizlik şu… böyle bunları söyleyen de böyle tepeden konuşuyor. Bu yaptığınız dinde var mı? Var lan sana ne? Olmasa sana ne? Olmasa sana ne? Sen Allâh mısın? Sen peygamber misin sorgulayacak? Kimsin sen sorgulayacak? Kimsin? Böyle tepeden konuşacak bize. İslam’da yok kaç tane kitap okudun? Fıkıh kitabı. Soruyorum şimdi. İslam’da yok diyene diyorum ki… Okudun mu İbn-i Abidini? Okudun mu diyorum Fetavayı Hindiyye’yi? Birisi durdu şimdi. Biliyor musun. Fetavayı Hindiyye’yi dedim ben. Bilmiyorum dedi. Ne yapmak soruyorsun o zaman böyle tepeden? ben de ezilcem ya onun karşısında.

Amın ya dinde var mıydı yok muydu? Var lan sana ne? Sana mı soracağım? Sen mi ahkam sahibisin? Nesin sen? Kendini ne zannediyorsun sorgulayacak? Taharetlenmesini bilmiyorsun dedim. Birine. Nasıl dedi bana nasıl taharetlendin anlat. İslam’ı usullere göre dedim. Kaldı bu. Şu anda Türkiye’deki ben Müslümanım diyenlerin %70’i İslam’ı usullere göre taharetlenmesini bilmiyor. %70’i bilmiyor. %30’ı da böyle gerçekten aslında büyük rakam da Hüsnü Zan besleyerekten söylüyorum. %30’ı da böyle düzgün böyle abdestini alan bu konuda düzgün hareket eden kimsedir. Evet büyük abdest taharetlenmesini bilmiyor bizim toplumumuz. Hangi elle taharetleneceğini bilmiyoruz. Ama şunu söylüyor. Bu yaptığınız İslam’da var mı?

Var. Olmadığını sen ispat et. Bir de böyle özgüven patlaması görünce bakıyor duruyor şimdi o şaşırıyor. Çünkü ona bunu söylüyor bu hadîs sahih mi filan. Sanki buharayı yuttu arkadaş. Sanki kütüb-i sidd’i yuttu. Kütüb-i sidd’e komple ezberinde sanki. Ezberinde 40 hadisi var mı diyorum ben kalıyor. Ezberinde 20 hadisi var mı kalıyor. Diyorum namazla alakalı 5 hadîs söyle bana. Evet imanla alakalı 5 hadîs, namazla alakalı 5 hadîs, oruçla alakalı 5 hadîs, abdestle alakalı 5 hadîs. Her Müslüman’ın bilmesi gereken bir şey. Yok. Ama sorgulamak var. Bu hadîs sahih mi? Böyle ibadet var mı İslam’da? Var. Yapıyoruz var. Bu özgüveni görünce karıştırıyor zaten. ona alışmış. Bu hadîs var mı? Sen ona anlatacaksın 40 dereden ona 40 dereden su getireceksin.

Taklatacaksın. Bir de şey var Müslümanlarda böyle bütün herkes de. Aman o bir laf söylemesin aman bu bir şey demesin. Bizde bu yarılen cahil adam avam adam. Elif’i görse Mertek zannedecek. Taharetlenmesini bilmeyen adama oturacağız 100 dereden su getireceğiz. Söz. Cahilliğinin cahil olduğunu da bilmiyor. Cahil cahilliğini de bilmiyor. var ya adam. Siz mürşid-i kâmil misiniz? Evet desem ne olacak hayır desem ne olacak? Sen ne o nabza mı bakacaksın mürşid-i kâmil mi değil mi öyle mi bakacaksın? Nesine bakacaksın? Ne kadar Kur’ân Sünnet biliyorsun ki. Ne kadar tasavvuf bilgin var ki. Ne kadar manevi halin var. Nasıl Basbayağ’a ertesi gün olacak olanı rüyanda görüyor musun? Hayır diyor. Bir ay sonra olacak olanı rüyanda görüyor musun?


Orman, Ağaç ve Tabiat Emaneti

Hayır. E senin rüyan kapalı diyor. Nasıl Basbayağ? Sen diyor mu hiç zikrediyor musun? ara sıra zikrettiğinde gözünün yumruğunda bir şey görüyor musun? Öyle bir şey mi oluyor diyor. Nereden bireceksin sen mürşid-i kâmili o zaman? Nereden bireceksin? Bilmediklerinden gidiyorlar İngiliz soytarısına, Mossad yosmasına, siyahı yancısına, çarçısına derviş oluyorlar. Nereye derviş oldun? Merkezi Londra’da olana derviş oldun. Nereye derviş oldun? Mossad’ın hesabına çalışana derviş oldun. Nereye derviş oldun? İngiliz soytarısına çalışana derviş oldun. Böyle söyleyince de kızıyorlar. Kardeş kökenine in! Şeyhuna in kökenine! Virüsü çıkmış sabahleyin erken kalkmış, on iki ölücüler gibi darbe yapmış. Ben şeyhim demiş.

Ulan nereden şey oldun sen? Hacı Oktağ hoş geldin! Allâh bizi affetsin. Allâh’ın peygamberine sihir, halüsinasyon vs. etki edebilir mi? Mısır Tanta şehrinden kardeşimiz Amr-ı Gâmil’in sorusudur. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sihir yaptılar, anında felak nas geldi. Anında felak nas gelince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o sihirden herhangi bir zarar görmedi. Herhangi onda hiçbir etkisi olmadı. Halüsinasyon peygamber için söz konusu değil. Peygamberler halüsinasyon görmezler. Peygamberlerin gördükleri rüyada sahihtir, gerçektir. Asla öyle bir şey olmaz. Asla öyle bir şey olmaz. A bunu sorunun başı varmış. Hazret-i Musa Firavun’un sihirbazları ağasalarını yere attıklarında yılan olduğunu gördü.

Bu bir halüsinasyon muydu? Yoksa ağasalar gerçekten yılan mı dönüştü? Onların yaptığı sihirdi. Sihirle onlar ağasalarını attılar, hepsi de yılan oldu. Bu sihir. Bu sihirin sonucu halüsinasyon olursa bir kimse kendi kendisini görmek demektir o. O kendi hayalini veyahut da kendi korkularını, heyecanını, kendi kendisine ürettiği şeyleri görmektir halüsinasyon. Ama sihir ayrıdır. O Musa’nın Firavun’un etrafındaki sihirbazlar ağasalarını attılar. Her biri de ayrı bir, kimisi yılan oldu, kimisi farklı şeyler oldu. Böyle sadece yılan olmadı. Bir sürü herkes kendi maharetine göre attı ağasasını. Herkesin kendi maharetine göre bir sihir oluştu. Böyle oluşunca ondan sonra Cenâb-ı Hak Musa’ya dedi ki, Sen de Allâh’ın adını at, Allâh’ın adını an, ağasanı at dedi.

O da Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedi, attı ağasasını. Onun ağasası komplesini yutacak ejderha gibi bir şey oldu. En büyük yılan gibi, en büyük ejderha gibi bir şey oldu. Bütün o sihirbazların, sihirlerin ağasalarıyla beraber hepsini yuttu. Dikkat edin buraya. Burası ayrı bir ayrıntıdır. Ağasalarıyla beraber hepsini de yuttu. Ağasaları kalmadı ellerinde. Ve Musa’nın elinde ağasası var. Musa’nın elinde tekrar attığı değişik rivayetler var. Ejderha oldu, çok büyük bir yılan oldu gibisinden. Ama o sihirbazların ağasaları da ortadan kayboldu. Halistasyon olmuş olsa veya başka bir şey olmuş olsa, ağasalar durur. Ağasalar durmadı. Bu da sufi ayrıntısı. Bunu kitapta yok. Sufi ayrıntısı. Musa aleyhisselâm ağasasını atınca, komple onların ağasalarını da yuttu.


Mürşid-Mürîd Muhabbet Ölçüsü

Onların sihirlerini de yuttu. Orta yerde ağasa kalmadı. Sihirbazlar o yüzden dediler ki evet, bu ağasanın yaptığına Musa da şaştı dediler. Bu Musa’nın Rabbi Hak, Musa’nın Rabbi. Çünkü dedi ağasanın yaptığına Musa da şaştı. Ve bu halistasyon değildi. Aslında normalde ne? Musa aleyhisselâm aslında onların yılan olmadığını biliyor muydu? Bilmiyordu. Onların ne yapacağını da bilmiyordu. Musa aleyhisselâm oraya Allâh’a yalvararakten gitti. Allâh’ın emriyle gitti. Cenâb-ı Hak dedi ki git, öğlesi gitti. Yoksa bu sihir ona etki ederek halistasyonu gerçek yılan gibi mi gösterdi? Yok. Hiçbir peygamber halistasyon görmez. Hiçbir mürşid-i kâmil halistasyon görmez. Dördüncü makamdan sonra hiçbir derviş halistasyon görmez.

Gördüğü haldir onun. Gördüğü haldir. Dörtte duruyorsa, bazen derviş düşer dörtten aşağı. Hayalini hal zannedebilir mi? Evet. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Anne-babanın nasihatlerini dinlemede ve babamın isteklerini yerine getirmede zorlanıyorum. Mâkûl olsa dair bunu nasıl çözebilirim? Oturup babanla görüşeceksin. anne-babalar çocuklarının kaldıramayacağı, yapamayacağı şeyleri çocuklarından istemesinler. Bu sıkıntı çocuklar için. Allâh bizi affetsin. Yeni doğanın sünneti yaptırılması uygun mu önerirsiniz? Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri doğar doğmaz yaptırmadı sünnet olan o. Ama velakin bir kimse yaptırırsa ona söylenecek bir şeymiş. Olmaz. 2010 yılından bu yana psikiyatri ilacı kullanıyorum.

Antidepresen yasak bana. Bipolar hastasıyım. Detayları biliyorsunuz. Sizce ilaçları bırakmalı mıyım? Bırakıp Allâh’a teslim olmalı. Karar senin. Bu normalde bu haftalar şeyle alakalı ne o? Antidepresenlerle alakalı konuşuyorum ya. Tekrar bu konuda kesin ve net söylüyorum. Antidepresenlerden uzak durun. Psikiyatri ilaçlarından uzak durun. Çocukluktan bu yana baş ağrısı problemim var. Şu an gözlerimde de sıkıntı mevcut. Şakaklarıma ve iki kaş ortasına sülük yaptırmak istiyorum. Sizce yaptırabilir miyim? Karar senin. Namazı kasten bırakan annemiz, babamız dahi olsa, saçımızı bile göstermeyerek, bu kişi kadının eşiyse boşanma hakkı doğuyor mu? Nikah bahsi nasıl oluyor? Hanefi’ye göre bir kimse bir ibadeti kasten terk etse dahi, mağdur idi ve hanefi’ye göre kâfir olmaz.

Şafiye göre olur. Allâh bizi affetsin. Mahalle derslerimizi gönüllülük esasına dayalı, davet eden kardeşlerimizin evlerinde misafir olarak icra ediyoruz. Dersimize ara sıra katılan ve sürekli arz etmeyen bir arkadaşımız, bazı derslere gelerek misafirlik adabına aykırı hareketlerde bulunup, gerek arkadaşlara gerek bana, bunu mu çavuş yaptılar, bu mu çavuş, bu çavuş olduysa tamam artık gibi, çıkışlarda bulunarak sohbeti ve arkadaşları arasındaki muhabbeti zedelemekte. Bu durumu birkaç kez, Hüseyin Karadağ ağabeyi dile getirdim, fakat o da bu arkadaş biraz sıkıntılı laftan anlamıyor, bizi dinlemez dedi, ben de size yazmak zorunda kaldım, hakkınızı helal edin. Soru bir mahalle derslerinde veya herhangi bir eve misafir olunduğunda, bir dervişin edep adabı nasıl olmalıdır?


İnsanın Sözünün Ağırlığı

Normalde bir derviş bizim kardeşlerimiz nereye giderse gitsin, orada ders yaptıran bir kimse varsa, hangi eve, hangi yere giderse gitsin, orada iyi bir çavuş, onbaşı, zâkir neyse, orada eski derviş olabilir, orada ders yaptırıyorsa, oraya gider, edeble oturur, oradaki derse katılır, orada zikrularını yapar, sohbeti dinler, varsa sohbet, adabından çeker gider. Orayı eleştirmek, oradaki eleştirmek, onun haddine değil. Bu doğru da değil. Örnekliyorum şimdi, işte, Telefilikte ders var, Telefili’ye derse gitti, oranın bir ders yaptıran bir kimsesi var, oraya gitti o kimse, aa bu mu buranın çavuşu? Bu da çavuş olduysa yandı ortalık. Dedi, şeyhiyle manevi bağ kesildi. O kardeş gelecek, dersini vercek, gidecek.

Bu kim olursa olsun. Sufilik böyle bir şey. senin kalkıp da bir zâkire, bir çavuşu eleştirmeye hakkın yok. Ne demek bu mu buranın çavuşu oldu? Ha biz bilemedik arkadaş, kimi çavuş edeceğimizi, sen bildin. Gel buraya koltuğa sen otur o zaman. Sen yönet. Tabii cahil cesaretle olur, gelir vallaha, ben oturayım burada yöneteyim der. bu küstahlığı yapan bir kimse onu da yapar. Bir ara bizde bir arkadaş vardı, o imama diploğu, ondan sonra beni de beğenmiyor zaten. İyi dedim, al burayı, sen buranın dedim çavuşu ol. Saydık geçmiş gün 100 kusur kişi vardı derste. Ben oraya, Reyhan doldu bu, Reyhan ders yapıyordu 100 kusur kişi, bırakacağım ben onu, sayın buraya dedim, saydılar 100 kusur kişi, 120 miydi?

Adnan Hoca öyle miydi? Değil mi? 100’ün üstündeydi değil mi? 100’ün üstündeydi. Al dedim yap burada sen, sen buranın çavuşu ol dedim. Öyle dışarıdan davunun sesi güzel geliyor. Ne güzel Mustafa Özbah herkes dinliyor onu, herkes ona itaat ediyor, o öyle görüyor, sanki ben emrediyorum böyle, tepeden davranıyorum, öyle oluyor zannediyor. Tabi dakika 1 gol 1 bu, o hafta derse gitmiş, demiş bana ayağa kalkacaksınız. Tabi Kemal Sunal’ın filmi gibi, ayağa kalk herkes ayağa kalkacak, oturacak herkes oturacak. Tabi 1 hafta, 2 hafta, 3 hafta, arkadaşlar bana geliyorlar, ağabey ne olursun perişan olduk, gel. Diyorum yok devam etsin. Tabi düşe, en son 35-40 kişiye düşmüş, 100 kusur kişiydi. Dediler ki dağıldık iyice, kalmadı hiç kimse.

İyi o hafta aniden patlak gittim. Selamünaleyküm, aleyküm selâm. Hiç muhabbete girmeden, sayın, bir saydık 30 kusur kişi var. Döndüm, 100 geçmiş gün, şu kadar insan dedim sana bıraktım, ne oldu dedim be? IK çıktı, KIK çıktı, BIK çıktı. Arkadaşlar bundan sonra Adnan dedim burada ders yaptıracak, çavuşunuz Adnan dedim. Anında. Şimdi bunun gibi, dışarıdan bir kimse, kendisine şöyle der, bunun yaptığı çavuştu, ben yaparım. Çavuş şöyle der, nefsin uydu mu? Ben zakir olsam böyle yapmazdım. Bunun yaptığı zakirliği daha iyi yaparım. Zakir bir çıt nefsin uydu mu? Bunun yaptığı şehri ne olacak? Ben onun şehri, ben o şehriyi yaparım. Zakir de nefsin uydu mu? O da şehriye gözünü diker, der ki, ben bunun yaptığı şeyhliği yaparım.

Allâh bizi affetsin.


Tecrübe ve Tasavvufun Ameli

Ama dergah öyle değildir. Diyor ya, başınıza bir zenci de tayin olsa, ona itaat edin. Sen itaat et kardeşim. Senin çavuşa itaat etmemen, şeyhe itaat etmemen. O şeyhi de, maneviyat atadıysa, sen kime itaat etmedin o zaman? O şeyh de sabah ile kalktı, ben şeyhim demedi herhalde. İngiliz kraliyet ahalesinden de icazet almadı herhalde. Mossadın ilahiyatında yetişenlerden de değilse, ne yapacaksın? Ben her zaman için söylerim, arkadaşlar, başınıza birisi var mı? Var. Otur, itaat et. Edebi aşma. Sufilik, nefis terbiyesi. Herkes nefsine uyduktan sonra, sufilin bir anlamı kaldı mı? Kalmadı. Hiyararşi var. Hiyararşiye uy. Sen oradaki çavuşa uy. Varsa çavuşun bir sıkıntısı, gel söyle. Öyle ya. Varsa orada zâkirin bir sıkıntısı, gittin zâkirin, söyledin, ağabey bu böyle olmaz, bu üstadımızın veya yolumuzun adabı, bu değil dedin, o hâlâ da yapıyorsa gel söyle.

Buraya geleni hepsini de okuyoruz, Allâh’ın izniyle. Bazen, bazı gece yetişmiyor, yetişmediği zamanlar ayrı. Kimisi de hep böyle kendi özel meselesini anlatıyor, onlar da ayrı. Hadi diyorum şimdi, kim olduğunu bazen tanıyorum, özel meselesini buraya açıyor, açmasını istemiyorum. Burada herkese lazım olan sohbet olsun. Birinin özel meselesini, burada eşiyle olan veya işiyle olan bir meseleyi, gerek yok konuşmaya. Bütün umuma bir fayda sağlasın sohbet. Bu soru gibi veya önceki sorular gibi. Ama şimdi tekrar söylüyorum, arkadaşlar bizim tayin ettiğimiz Çavuş’a, Zâkir’e, Nâkib’e bir itaatiniz olmayacaksa, bunu uygun görmüyorsanız, demek ki çok biliyorsunuz, bu dergahta işiniz yok, dersinizi teslim edeceksiniz, gideceksiniz, gideceksiniz.

Diyeceksiniz ki hakkını helal et. Ben bu Çavuş’u, ben bu Zâkir’i tanımak istemiyorum. O yüzden sen isabetli bir Zâkir’i, isabetli bir Çavuş tayini yapmamışsın. Ben dersimi iade ediyorum, hakkını helal et, helal olsun kardeşim. Allâh yolunu açık etsin. Bir de misafirliğe gitmişsin. Oraya misafir olarak gitmişsin. Sana ne kimin Çavuş olup olmadığından? Sana ne kimin Zâkir olup olmadığından? Bunlar haddi aşan şeyler, şımarıklık, bunlar hevâ-hevs ürünü, hevâ-hevs ürünü. Bu kim olursa olsun, derga adabını, erkanını, hiçe sayan, dergah adab ve erkanını ezen bir kimse. Ben bazen diyorum ki, kim olursa olsun birisini atamışlar mı oraya atamışlar? Birine söylemişsin, sen Zâkir ol, sen Çavuş ol, burada dersi yaptır.

Sana ne? Sen tâbi ol. Sen eleştirme kurulu musun? Allâh vizâf vesin. Soru iki, müntesibi olduğumuz dergahın şeyhi, üstadı konumundaki bir kimsenin temsilci olarak atadığı mahalli veya il ilçe temsilcilerini aşağılamak, beğenmemek, görevlendiren şeyh, üstadı aşağılamak ve beğenmemek midir? Evet. Biz bir yere Zâkir tayin ettiysek, herkes ona Kur’ân Sünnet tarihisinin dergah adabı içerisinde tâbi olur. O Zâkir ona derse ki, git benim tarlama sür, gidip sürmez. Veyahut da ücretini alır. O Zâkir derse ki, benim arabamı tamir et, eder, ücretini alır, ücretsiz yapmaz. Ücretsiz yaptırıyorsa, o Zâkir de Zâkirliğini istismar ediyor. O da Zâkirliği istismar ediyorsa, onun da hesabı görülür.


Hevâ Hevesini Bilmek — Nefis Analizi

Görülmez değil. Her hesap görülür. Görülür. Veyahut da Zâkir karnını doyutturuyorsa bir yerlerde, hesabı görülür. Veyahut da çavuş, veya ders yaptıran kimse kendine ayrı bir böyle hizmet ettiriyorsa, hürmet ettiriyorsa, hesabı görülür. Görülmez değil. Allâh bizi affetsin. Sufilik ince meslektir. İnce meslek. O ince mesleği, tatlı tatlı yaşamak gerekir. Eğer bir kimse o sufilik yoluna, yolunu istismar ediyorsa, o sufilik yolunu, heva ve hevesine uyup, nefsine uyup bir şey yapıyorsa, Allâh muhâfaza eylesin. Onun hesabı görülür. Ben 35-36 yıldır dergah içerisindeyim. İnsanlar böyle görülmüyor zanneder, görülür onun hesabı. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’nin zamanda da ölüleri vardı. Ben diyordum, seyredin siz.

Kimisi öyle diyordu. Ben bir şey yapsam, beni maneviyat, ne o? İkaz eder. Bakın şimdi hiçbirisini, maneviyat ikaz etmiyor. Her biri şehsiz kaldı. Bir üstehazı var. Bir üstehade intisap etmediler, edemediler. Görmediler rüyalarında. Memlekette, dünya üzerinde veli mi bitti? Hadis de sabit. Her daim 40 tane mürşid-i kâmil var, hadîs de sabit. E, sen birini göreydin de gidiydin. Birini görüp de gidiydin sen. Abdullah Efendi vefat etti, kendi sağlığında söyledi. Ben vefat ettikten sonra istihara yapın, bir mürşidi kamili, bir şeyh’i intisap edin, bağlanın dedi. E, ne bağlanmadın? Neden bir mürşidi kamile bağlanmadınız? Yok mu memlekette? Yok dersen, Allâh’ın veli ismi şerifi ortadan mı kalktı? Haşa, küfre düşmüş olursun.

Var. E, sen bulamadın. Neden? Körlük yaptın. Sebep, sen çorumun Hacı Mustafa Efendi veya oraya kadar girmeyelim. Sen Abdullah Efendi, bir mürşidi kamilken, o böyle üstadlık yaparken, sen dost doğru dervişlik yapmadın, o yüzden senin yolun kapandı. Hadi git intisap et. Dedikodu etme, intisap et. Bilgisilik taslama, intisap et. Çok biliyorsun, nerede şeyhin kimsenin? Şeyhin kimsenin? Biz üveyse olduk. Ulan ne çabuk üveyse oldun. Abdullah Efendi, Kadir-i Rufaydı. Sen ne zamanın üveyse oldun? Hele birisini söylediler, dediler ya filanca yerde zahkirlik yapıyor. Kim? Filanca. Tanımıyorum dedim. Nasıl yani? Bizim zamanımız da o. Bu dedim, zahkirlik değil, derviş bile değildi dedim. Ne zahkiri dedim, zahkirlilerin hepsini tanıyorum ben dedim.

İcazet alan, nakibinin kabalları da tanıyorum, nakipleri de tanıyorum, zahkirlileri de tanıyorum, çavuşları da tanıyorum. Dedim o bu zahkiri değil, derviş bile değildi. Sor dedim kendisine. O da gitmiş sormuş. Demiş ki Abdullah Efendi’nin zamanında senin dervişliğin var mıydı? Yok. Dervişliği olmayan nereden çavuş olacak, nereden zahkir olacak? Demiş ki rüyamda gördüm. Bana zahkirlik verdi. Dedim bunlar Şeyh Efendi’nin yolunu kirletiyorlar. O zaman herkes ertesi gün sabah kalksın, rüyamda Abdullah Efendi bana zahkirlik verdi. Eee toplanın kardeşler. Paraları da toplayın. Zahkir olmuş da zaten. Bursa’da da bir kadın çıkmış öyle daha önce. O dervişti. Demiş Abdullah Efendi bana rüyamda verdi. Ne verdi?

Zahkirlik verdi. Ne zahkirliği? Bursa’nın zahkirliği. Bursa’nın zahkirliği.


Kelime-i Şehâdet’in Ağır Yükü

Öyle mi dedim ben? Kaldı. Abdullah Efendi, Bursa’nın vefat ettiğinde Bursa’nın bayan zahkiri vardı ki. Nereden bir daha zahkir veriyor? Zahkirlik veriyor ama nefsine tatlı geliyor ya, hoş geliyor. Allâh bizi affetsin. Onlar normalde bu tip insanlar, diyorum ya, Kur’ân ve Sünnet’i ve dergahın ahdaf ve erkanına herkes uyacak. Sen uyarsan yolun sonunu görürsün. Uymazsan yolun sonunu göremezsin. O yüzden adabı, erkanı riayet edecek herkes. Bir kimse oraya, bayanlardan da erkeklerden de birisi oraya çavuş atanmış. Otur kardeşim, zikrularını yap, dersini yap, sohbeti dinle, Selamünaleyküm, aleykümselam, yürü git. Orada birisi sana sataşıyorsa, oranın çavuşu sorumlu, oranın zahkiri sorumlu. Sana birisi sataşıyor.

Orada bir şey yapıyor, değil mi? Sen sus, oradaki çavuş, zahkir, oradaki çavuş, zahkir, o sataşanı susturmuyorsa, gel bana söyle. Ben o çavuşun çavuşluğunu alayım, ben o zahkirin zahkirliğini alayım. Sen neden orada derviş kardeşinin hakkını, hukukunu korumadın diye? Sebep? Yok kardeş, herkes bu konuda itaat edecek. Ya giderler diye korktum. Gidiyorsa gitsin kardeşim ya. Allâh Allâh. Sen edebi adabı uygula. Sen ne edebi adabı uygulamıyorsun? Hüseyin aga merhamet etmiş. o arkadaş dinlemiyor laf. Dinlemiyorsa, diyeceksin ki bu laf dinlemiyor. At bunu dergattan, ben de atacağım. Hüseyin’i dinlemiyorsa bir kimse, Hüseyin diyecek ki, kardeş bunu böyle yapma. Ama o gene yapacak mesela, aaa! Böyle bir şey yok.

Böyle bir şey yok. Dergah disiplin yeridir. Sen kimi tayin ettilarsa, Atışerif var ya, ne diyor? Kulağı delik, burnu kesik, zenci de olsa. Öyle miydi? Atışerif? Burnu kesik zenci diyor değil mi? Bu burnu mu? Hadîs-i şerîf hatırlayan var mı? Kulağı kesik, habeşli bir köle bile olsa, Siz ona itaat edin. Sufiler buna çok dikkat ederler. Bu Hadîs-i şerîf’i ölçü alırlar kendilerine, Sufiler. Kulağı kesik, habeşli bir köle de olsa, Sen Kur’ân Sünnet tarihisinin ona itaat etmek zorundasın. Oraya bir çavuş tayin edilmiş mi edilmiş, tamam bitti. Sen ona itaat edeceksin. O kardeş susar mısın dediğinde susacaksın. Üzerine düşmeyen, üzerine vazife olmayan işe karışmayacaksın. Sen orayı yönetmeye kalkmayacaksın.

Sen orada ahkam kesmeye kalkmayacaksın. Bu söz öyle ağır bir söz ki ya, seni mi çavuş ettiler? He onu yaptım. Beğenmiyorsan gel dersini al git şimdi. Netim bu konuda. Bir ara, Cafer’e, Adnan’a, Hüseyin’e takmışlardı bazıları kafaya. Onları yanımda taşıyormuşum. İyi dedim onları taşıyorum. Sen istemiyorsan gelmeyeceksin dedim. Birisi de Murtaza’ya kafaya taktı ya, hâlâ da Murtaza’ya ön safta sallayacak. O zaman, o zaman, o zaman, Birisi de Murtaza’ya kafaya taktı ya, hâlâ da Murtaza’ya ön saftası bu dergahda işim yok dedi gitti. He Murtaza hâlâ da ön safta. Oradasın değil mi Murtaza? Bak iki elini birden kaldırıyor. He ön safta. Ya bu, ya sen dervişlik yap. Sen dervişlik yap. Sen Allâh’ı zikrettin de Allâh saymadı mı?

Sen tövbe ettin de Allâh kabul etmedi mi? Sen dervişliğini yap. Bunun sonu gelmez çünkü. O küstahlığı ele almış.


Âşıkların Edebi ve Tükenmezliği

Ben burada hiç kimse kalmayacağını bilsem, ben Kur’ân Sünnet tarihisinde dergahını adabını korurum kardeşim. Ben birisi gidecekmiş, birisi üzülecekmiş, birisi ayağa giderse ne olurmuş? Benim böyle korkularım yok. Bu korkuları yaşayan Şeyh Efendi’nin zamanında zâkirler vardı. Bu korkuları yaşardı zâkirler. Ben derviş bırakır gider diye benim korkum olmaz. Eş beni bırakır gider diye bir korkum olmaz. Çocuk beni bırakır gider diye bir korkum olmaz. Birisi bırakır gider, böyle bir korkum olmaz benim. Hatta netimdir ben. Denim ki Allâh daha iyisini verir bana derim. Birisi bırakır gider diye korkum olmaz. Birisi bırakır gider diye bir korkum olmaz. Hatta netimdir ben. Allâh daha iyi işini Tschwarming verir bana derim. spicy Zaten 8 kişi çalışıyordu, 6 kişi çalışıyordu pazar günleri 5’i bıraktı.

Ben birisi bıraktı tamam beni zorlamaya çalışıyorlar. Hemen kestim hesabını verdim parasını. İkincisi bıraktı ulan dedim bir tezgah var bunda. Çıktım yukarı var mı başka bırakacak olan ben de bırakacağım. Gelin sizde. Hepsi de bıraktı gitti bir kişi kaldı iş yerinde. Böyle o kaldı. Mustafa Bey ne yapacağız dedi. Ne olacak dedim ben bunları güvenip de veya bir başkasına güvenip de dükkan açmadım ki dedim. Borcu yok harcı yok indiririm kepengi dedim kapatır yürürüm dedim. Ertesi gün dedim bana neden dükkanı kapatıyorsun diye ne olmayacak dedim. Bitti. Ben başladım hemen o gün almaya başladım eleman. Yazdım oraya çalışacak arkadaşlar lazım diye. Gelene aldım pazar günü. Hemen başladı iş lazımsa sana.

Bu korkuları yaşamadım ben rızık korkusu nedir bilmem. Ben işsizlik korkusu nedir bilmem. Ben geçim korkusu nedir bilmem. Ben sohbet ederken şundan korkayım bundan korkayım bunu bilmem. Bu gidecekti bu kalacaktı bu yan yatacaktı bu çamura batacaktı. Bu korkum yoktur benim bu beni satardı hançerlerdi. Böyle korkum yoktur benim ben yalan ayak başı kapak yürürüm ben. Hatta eski arkadaşlar bilir ben derdim ki giderim şeyden no et balığını oradan. Oradan yeniden bir cemaat kurar herkes buradan ulan bunlar kim der bir daha. Ben sıfırdan kurar gelirim gene. Yaşım 63 valla da kurarım billa da kurarım sıfırdan kurarım. Bu dergah zaten yine sıfırdan kuruldu bir daha. Arkadaşlarla beraber hep beraber yaptık eyvallâh.

Hiç korkum olmaz hiç. Bakın hiç o korkuyu tatmadım daha ben. Allâh tattırmasın. İnsanları korkuları yönetiyor şu anda. Bütün insanları korkuları yönetiyor. Allâh Resûlü de salallahu aleyhi ve sellem de korkaklığın şerrinden diyor. Bakın korkaklığı şer olarak görüyor. Ben Allâh’tan korkarım. Ben başka bir Cenâb-ı Hak başka bir korkuyla beni tanıştırmadı. Rabbim tanıştırmasın inşallah. Ben doğru yaşamaya çalışırım. Ben doğru davranmaya çalışırım. Lafımın başına geleceğim. Göz göre göre bir dervişi veya etrafımdaki insanlara haksızlık, hukuksuzluk etmemeye çalışırım. Zarar vermemeye çalışırım. Bile bile yapmamışımdır ben onu. Bile bile değildir o. Zaten ticaretim yok bir şeyim yok hiç kimseyle.

Ama bile bile değildir o.


Kapanış — Tevhîd ve Sohbet Sonu

Bakmamışımdır da ilgilenmemişimdir da cevap vermemişimdir dervişlerinin şikayetleri hep buradan olur ya. Bile bile değildir o. Veyahut da bile bile olsun kardeş. Sabretsen oturacaksın iki dizinin üstünde kıracaksın dizini oturacaksın orada. Bir gün gelir, gün gelir devran döner. O düzelir Allâh’ın izniyle. O düzelmeyecek diye bir kaide yok. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Bizden yana da helal olsun. Üç İhlas bir Fatiha-i Şerîfe. Massulun ec Fortnite Muhammed Mustafa aleyhisselatü vesselamın azettirin mübarek ruh şeriflerine. Âmîn. Adem aleyhisselamına her iki peygamberlerine gelmiş geçmiş bütün peygamber azımuşan efendilerimizin ruh şeriflerine. Âmîn. Cihari yâri güzene efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömer El Faruk, Osman Zinnariyan Ali Ermurtaza kerramullahu vec Hazretleri.

Evladı Resûlullâh, sevcâtı Resûlullâh, şöyheda Resûlullâh, imam As’an, imam Hüseyin yetmiş iki şöyheda Kerbela şehitli kardeşlerim, ruh şeriflerine. Âmîn. Imamımız imam azam Ebu Hanife, imam-ı Şafi, imam Maliki, imam Muhammed, imam ve imam eylem hazretlerinin ruh şeriflerine eylemedik. Vasıl ve istadar eyle ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlal bi Fatiha şerife. Ş thoroughly Bu imious一點 imam Mürşid-i Müştane Efendimizin ruhu şeriften eyleyiz. Basıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haber dar eyle ya Rabbi. Üç ihlas bir Fatiha şerife. Âmîn. Allâh’a emanet olun. Estağfurullah el azim el kerim el rahim. La ilâhe illahuhu el hayy el kayyü ve mevtubiyle keuzbillahimineşşeyh. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Estağfurullah el azim.

Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Estağfirullah en azim, estağfirullah en azim. Estağfirullah en azim, estağfirullah en azim. Ya malik el mülkün kadim, estağfirullah en azim. Ya malik el mülkün kadim, estağfirullah en azim. Ya malik el mülkün kadim, estağfirullah en azim. Estağfirullah aman ya Rabbi, min külli zembi tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi, min külli zembi tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi, min külli zembi tövbe ya Rabbi. Estağfirullah tübdil Allâh, ve le itü kalbi enmesiv Allâh. Estağfirullah tübdil Allâh, ve le itü kalbi enmesiv Allâh. Estağfirullah tübdil Allâh, ve le itü kalbi enmesiv Allâh. Ya Rabbi sen tevvapsın, tövbeleri kabul edensin. Ya Rab tövbe ediyoruz, rüce ediyoruz.

Sen tövbelerimizi kabul eyle ya Rabbi. Âmîn. Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. İnnehu min Süleymane ve innehu Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh. Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh. Ya Subhan, Ya Sultan, Ya Allâh. Ya subhan, ya sultan, ya Allâh Ya hennan, ya mennan, ya Allâh Ya hennan, ya mennan, ya Allâh Ya hennan, ya mennan ya Allâh Ya hennan, ya mennan, ya Allâh Ya dayyan, ya burhân, ya Allâh Ya Deyan, Ya Bur’an, Ya Allâh Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Ya Rabbi, Settar ismine inanıyoruz.

Settar isminin yüzü suyumetine hatalarımızı, kusurlarımızı, eksiktiklerimizi, yanlışlıklarımızı setreyle Ya Rabbi. Âmîn Gaffar ismine inanıyoruz. Ya Rabbi, Gaffar isminin yüzü suyumetine günahlarımızı affa mağfuret eyle Ya Rabbi. Âmîn Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed inne. Âmîn Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed inne. Âmîn Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed inne. Nebi ilumiyyum ve âlihî ve salli ve sellim. La ilâhe illallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • Sevgiyi Ölçülü Yap — Tirmizî Hadîsi: «Sev diğini i’tidâl üzere sev, belki bir gün düşmanın olur. Kızdığın ile de i’tidâl üzere ki’z, belki bir gün dostun olur» — Tirmizî, Birr 60; Bukhârî, Edeb 37; Müsl-im, Birr 28; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 11/35; İbn Ebî’d-Dünyâ, Kitâbu Mukâtal-at-i’l-Ihvan.
  • Sevgi Dereceleri: Âl-i İmrân 3/31; Mâide 5/54; Bakara 2/165; Buhârî, İmân 8; Müslim, İmân 69-70; Muh-abbet-i ilâhiye-i zâtiyye ve muhabbet-i ef’âliye — İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Muhabbe; Aynû’l-K-udât, Tem-hîdât.
  • Derviş-İhânı: Mürîdin edebi — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu âdâbi’l-mürîd; Kısasu’l-Enbiyâ’da Yûsuf aleyhisselâm kardeşleri — Yûsuf 12/90-92; ihânâtın reddi — En-fâl 8/27 («emânetlere hıyânet etmeyin»); Hucurât 49/11-12 (ıstihzâ ve gı-ybet yasağı).
  • Hesap Verme: Zilzâl 99/7-8; İsrâ 17/13-14 («her ins-anın boynuna ameli aslı»); Nûr 24/24-25.
  • Orman ve Tabiat Emaneti: «Yeryüzü size emânetken…» — Bakara 2/30 (halîfe); Enbiyâ 21/107; Ahzâb 33/72 (emânet âyeti); hayvân hakları — Buhârî, Edebü’l-Müfred 379; Müslim, Selâm 132.
  • Müridin Şeyhe Karşı Ölçüsü: Ibn Atâullah, el-Hikem, bâbu Âdâbi’l-Sühbe; Sühreverdî, Avârifü’l-Ma’ârif; fenâ fi’ş-Şeyh mer-tebesi — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/290-292.
  • Sözün Ağırlığı: Kâf 50/18 («söylediği her kelimeyi yaz-an gözcüler var»); Nisâ 4/148; Luk-mân 31/19; Müslim, İmân 64-70.
  • Kelime-i Şehâdet’in Yükü: Müslim, İmân 21-22; Buhârî, İmân 6-7; «Lâ ilâhe illâllah»ın şartları — Abdürrahmân el-Bâsim, Şer-hu’ş-şerîati’l-İmâm Muhammed b. Abdilvehhâb.
  • Âşıkların Edebi: Yûnus 10/62-64 («Allâh’ın velîlerinin korkus-u y-oktur»); Muhyiddîn Arabî, Fütûhât, bâbu’l-muhabbe; Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Necmeddîn Dâye, Mirsâdü’l-’Ibâd.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Mürşid, Mürîd, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı