Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #09 — Mesnevî 1788. Beyit: Yok ve Var Olduğumuz An

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #09 — Mesnevî 1788. Beyit: Yok ve Var Olduğumuz An. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Cenâb-ı Hak Bizi Var-Yok-Tekrar Var Etti

Sonra tekrar yok edecek bizi. Biz tekrar yok olacağız. Sonra tekrar var edecek. O zaman buradaki varlığımız bir hayali varlık gibi bir şey. Bu itibarıyla biz aslında yokluğa koşuyoruz. Biz yokluğa koşunca bizim varlığımızın esamesi yok. Çünkü bizim için zaman 80 yıl 70 yıl bu varlık perdesinde var gibi görünmemiz 50-60 yıl 70 yıl. Sonuçta görünmeyeceksek ki görünmeyeceğiz o zaman varlığımızın bir hakikati yok. Varlığımız fâni geçici. Varlığımız hakikat noktasında değil. Kendince hakikat noktasında ama hakikat noktasında değil. Böyle olunca o zaman bütün her şey yok olucu. Her şey bir taraftan bir tarafa gidici. Kasas âyet 88. Allâh ile beraber başka birini ilah edinme. Ondan başka hiçbir ilah yoktur.

Hüküm sadece onundur. Ona döndürüleceksiniz. Şimdi Allâh, ilahımız, Rabbimiz başka bir şeye Allâh’tan başka bir şeyi ilah edindiniz. Herhangi bir şey. Bu at olur, put olur, bu ne olursa olsun bu insan olur. Neyi ilah edinirsen edin. Bakın neyi ilah edinirse edin. O yok olucu. Gidici, kalıcı değil. eski dille fâni. Fâni. Biz bu dili çok aşinayız ya. Fâni dünya. geçici bir dünya. Fâni dünya hayatı. geçici bir dünya hayatı. O zaman normalde var gibi gördüğümüz nesnelerin, var gibi gördüğümüz eşyalar geçici. bir müddet sonra yok. Ben kendimce kendime soruyorum. Nerede babam? Yok. Zahiren görünüyor mu? Hayır. Rüyanda görürsen, manada görürsen göreceksin. Peki o varlığı var mı? Elde tutuyor musun?

Hayır. Ne? Bir suret görüyorsun rüyanda veya halinde. Peki o suretin kendince varlık değerlendirmesi var mı? Yok. Matematiksel bir değeri var mı? Yok. Hocam matematiksel bir değeri var mı gördüğünüz rüyadaki nesnelerin? Yok. Hocam da zaten benden bir sürü matematik şeyler alıyor. Hocam sıfırları çoğalttım. Âmîn. her dönemde sıfırlar çoğalıyor. Bugün muhabbet oldu. En son 6 sıfıra kadar mı gittiniz? Sizin matematikçiler kaç sıfır adı? Birang zamandılar. Efendim? Birang zamandılar. 10 üzeri x 43 saniye. virülden sonra 43 basamak gitmek gerekiyor. Daha doğrusu 43 tane sıfır bölmek gerekiyor. Evet. Ben ilk varoluşa gittim bugün de sohbet esnasında dedim ki ona sıfır yetişmez dedim. İlk ruhumdan ve nurumdan bir şey yarattım deyince la taayyünden taayyüne taayyünden bir şey yaratmaya zamanlaması yok bunun dedim.

Fizikte tanımlı olan daha doğrusu evrende tanımlı olan en küçük zaman saniyeni mesela 43 sefer 10’a bölmek gerekiyor. demek istediğim 1 saniye 10’a bölüyoruz. Çıkan sonucu 10’a bölüyoruz. Çıkan sonucu 10’a bölüyoruz. Bunu 43 sefer yapıyoruz. Tanımlı olan tek zaman bu. bunun daha altına indiğimiz zaman zaman tanımlığını yitiriyor fiziksel açıdan. Zaten zaman tanımlılığını tanımlama açısından bitirmesi lazım. Evet. zaman kesikli oluyor sürekli olmuyor ama sizin dediğinizi tanımlayamıyorlar. Duymadım daha doğrusu. Evet. Çünkü orada varlığın üzerindeki zaman tanımlaması Cenab-ı Hakk’ın yaratmada ilk bir şey yarattım dediğinde bu zaman tanımlamasının hesaplanamaması gerekiyor. Burası çünkü hesaplanabilir olduğu anda Cenab-ı Hakk’ın o bir şey yarattım. la ta ayünden bilinmezlikten bilinirliğe geçmesi ve bir şey yaratması o böyle bütün zaman birimlerinin hesaplanabilir zaman birimlerinden daha kısa.

Böyle an meselesi filan değil bu.


Hayat ve Ölümün Sırrı — Bakara 2/28

Çok çok kısa olması gerekiyor. Matematiksel bir hesabının hesabı olmuyor. En son nokta hayal oluyor çünkü. O zaman bir var gibi görünen bütün her şeyi de hayal üzerinden hesaplıyoruz o zaman. Var gibi görünen. Şimdi böyle olunca da zaten var gibi görünenlerinin hepsini de hayal üzerinden yürüttüğünüzde o zaman orta yerde bir eşya ve insan yok ki onu ilah edinesin. O zaman bir tek var olan Allâh kalıyor. Var olan Allâh kalıyor. Allâh da zât olarak değil sıfatsal olarak tabi zâtıyla sıfatı burada ayırt etmiyoruz. Zâtıyla sıfatını ayırt edersek yine ayağımız yere sağlam basmaz. O zaman zât ve sıfat noktasını tecelliyatta ayırıyoruz. Bakın tecelliyatta. O zaman Allâh’tan başka ilah edinmeme ayeti kerimesini normalde ne olursa bakın dikkat edin ne olursa illa ki bir put olup onu ilah edinmek değil veya ne bileyim insan ilahı edinmek değil veya başka bir şey her ne olursa olsun.

Allâh’ın yerine veya yanına koyduğunuz her şey ama bir gün yok olacak veyahut da siz onu yok göreceksiniz ve hepsi de ona döndürülecek. Hepsi de ona döndürülecek demek hiçbir şey kalmayacak. Hiçbir şey. O zaman normalde senin bir şeye ibadet ettiysem o da seninle beraber yok olacak. Veyahut da bir şeyi kendince ilah edindiysen o da yok olacak. O zaman yok olmayacak olan hiçbir şey yok. meşhur ya İsrafil Aleyhisselâm’ın suru üflemesi birinci sur üflenecek kıyamet kopacak herkes ölecek öyle tanımlayalım. Ardından ikinci sur üflenecek bütün melekut alemi ve Azrail de ölecek. Ondan sonra Cenâb-ı Hak üçüncü suru üfleyecek yeniden dirilecek ama bu ikiyle üçüncü sur üfleme arasında Allâh her şeyi her şey nefeslerini alınca hepsi de ölünce hepsi de tabiri caizse yok olunca Cenâb-ı Hak soracak bugün malükül mülk kim?

Sorduğu soruya kendisi cevap verecek hadîs-i şerîf böyle. Bugün malükül mülk olan aziz olan Allâh’tır. O zaman her şey yok oldu. Bu alemde bendi, bizdi, oydu. Hem sıfatsal tecelliyatlar hem de zati tecelliyatlarında görünen varlığa bürünen her ne var ise yok olucu. Varlığa büründüğü yer neresiydi? Birinci tahiyyün bilinmezdi. İkinci tahiyyün Allâh’ın Allâh olarak bilinmesi. Üçüncü tahiyyün derece olarak ayağını sabiteydi. Demek ki ayağını sabitede varlıklar bilinirliğe geçti. Sonra dördüncüsü neydi? Ruhlar alemiydi. O zaman dördüncü de hepsi de niye? Vücuda büründü. Bakın ayağını sabitede bilinir oldu. Ruhlar aleminde görünür oldu. Göründü. O zaman geriye doğru rüce ettimizde görünürlükten de kayboldu.

Nereye dönüş oldu o zaman? Tekrar ayağını sabiteye dönüş oldu. görünürlüğü kalmadı varlık ve eşyanın. Bakın görünürlüğü kalmadı. Görünürlüğü kalmayınca Cenâb-ı Hak sordu. Bugün malükül mülk olan kim? Cevap verecek hiçbir şey yok. Allâh dedi ki kudret ve kuvveti elinde tutan Allâh. Kendisi sordu kendisi cevap verdi. Çünkü cevap verecek görünürde hiçbir şey yok. Bilinirde nerede var? Ayağını sabitede var. Bakın bunu tekrar Arabi Ekolü’nden cevaplıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Bilinirlikte var, görünürlükte yok. Şimdi ayağını sabitede, bilinirlikte var olan şey tekrar görünürlüğe çıkar mı? Evet. Âyet-i Kerîme’de ne diyor? Sizi daha önce var eden, tekrar sizi var edemez mi? Müşriklere söylüyor bunu.

Sizi daha önce var eden. sizi daha önce varlık sahnesine atan, sizi daha önce sahneye çıkaran, sahnede size can veren, size hareket ettiren daha sonra aynı şekilde sizi var edemez mi diyor?


Mesnevî 1788 — Tâcir-Dûdû Kıssası Sonrası

Evet, var eder. O zaman normalde sen bir gün yok olacaksan şimdiden, bakın şimdiden sen kendini var hükmünde görme. O yüzden burada Hazret-iPir diyor ki ben, biz, bizler her neyse bütün söylediklerin hem vardır, varlığı vakidir, görünür hem de yoktur. Neden yoktur? Çünkü bir gün, çünkü bir gün o bu görünürlüğünü kaybedecek. Görünürlüğünü kaybedecek. Ne kalacak? O kalacak. Bir tek. Ey kün emri! Ey gel denmekten ve söz söylemekten münezzeh Allâh! Sen gel! Kün emri dedi, bir şeye ol dedi her şey oldu. Yasin 82. Bir şeyi murad ettiği zaman onun emri sadece ona ol demektir. O da oluverir. Bu normalde demek ki ey kün emri dediğinde burada yalnız Cenab-ı Hakk’ın Zatına söylemiyor bunu. Ey kün emri deyince Allâh’ın ol demesine söylüyor.

Ol demesine. Ey gel denmekten ve söz söylemekten münezzeh olan Allâh! E şimdi aslında Allâh bir şeye ol demekten de münezzehtir. Biz tabi bunu Ayet-i Kerim’e mucibince kün lafı ol dedi, oldu. Bu müteşâbih bir meseledir, teşbihtir. Bizim anlamamız içindir bu. Yoksa Cenâb-ı Hak bir şeye ol demez. O bundan da münezzehtir. O bir kelime konuşmaktan da münezzehtir. Cümle kurmaktan da münezzehtir. O bir şeyi murad etmekten de münezzehtir. Biz ona desek ki şunu murad etti, o murad etmekten de münezzehtir. Bunların hepsi de bizim anlamamız için birer teşbihtir, birer örnektir. O yüzden kim ona gel diyecek? Birine gel demek emir vakilliktir. Emir vakilik. Ben şimdi birisine salime salim gel diyeceğim buraya.

Bu emir vakilliktir. Salime gelir misin diyeceğim bu ricadır. Lütfen gelir misin diyeceğim bu yalvarıştır. Allâh için bunların hiçbirisinde konuşulması mümkün değildir. O hepsinden de münezzehtir çünkü. Bizim ona söz söylemekten de münezzehtir. Söz de söyleyemeyiz. Bunların hepsi de birer nedir? Teşbihtir. Teşbi ve müteşabihdir. Teşbi benzetmedir. Biz bir şeye benzetiriz ama o benzettiğimiz değildir. Allâh’ın zati ve sıfatları hiçbir şeye benzemez. Allâh’ın zati ve sıfatları bir şeye de benzetilmez. O yüzden İmam Azam Hazretleri fıkıh ekberinde Allâh’ın görmesi insanların görmesi gibi değildir der. Bakın burada bir o teşbihe dahi müsaade etmez. Öyle bir teşbihtâye koymaz. O zaman bütün bu konuşulanların hepsi de kurulan cümlelerin hepsi de birer teşbihten ibarettir.

Ayet-i Kerimeler de dahil buna. Allâh bir şeye kün demekten de münezzehtir. Dikkat edin buraya. Çünkü eğer onu kün demeye, Allâh’ı kün demeye, kün deme noktasında değerlendirirseniz, onu sınırlandırmış olursunuz. Allâh her türlü sınırdan da münezzehtir. Bakın her türlü sınırdan da münezzehtir. Biz Allâh’ı tanımlamada ve bilmede sıkıntı yaşayan Müslümanlarız. Allâh durdu bir şeye kün oldu dedi oldu veya bir şeyi murad etti. Biz bunları böyle söylerken insani vasıflarla bunları algılıyoruz ve söylüyoruz. Insani vasıflarla. Allâh bundan da münezzehtir. O yüzden diyorum Allâh kün onun üzerinde cümle kurmak, onun üzerinden bir emir vaki bir şey söylemek, onu sınırlandırmaktır. Allâh’ı hiçbir sınırı koymanız mümkün değildir.

Bu gizli şirk olur. Bakın bu gizli şirk olur. Her türlü sınırlama, her türlü had koyma onu bizi küfre götürür. Allâh muhâfaza eylesin. Ama tabi normalde ol dediğinde her şey oluyor. Şeriat noktasında baktığımızda hadisi kutusu var ya ey kullarım benim affettiklerim dışında hepiniz de günahkarsınız.


Kölelik, Hürriyet ve Hakk’ın Kulu

Öyleyse benden mağfiret dileyin de sizi bağışlayayım. Benim zengin kıldığımdan başka hepiniz fakirsiniz. Muhakkak ben cömertim, bol veririm, dilediğimi yaparım. Benim vergim bir sözdür, azabım bir sözdür. Bir şeyi istediğim zaman ona sadece ol dedim, ol derim o da oluveririm. Bakın burada benim vergim bir sözdür, azabım da bir sözdür. Allâh sözden de münezzehtir. Ama burada Cenâb-ı Hak teşbih ediyor, benzetiyor kulları Allâh’ı tanısınlar, bilsinler diye teşbih ediyor. Tanısınlar diye teşbih ediyor. Yoksa Allâh’ın teşbihe de ihtiyacı yoktur. O her türlü teşbihten de uzaktır. Her türlü benzetmeden de uzaktır. Yoksa biz Allâh’ı tam manasıyla anlayamazdık teşbih olmasaydı. Teşbih olacak ki biz Allâh’ı tanımlayalım, biz Allâh’ı bilelim.

O zaman baktığımızda o bütün varlıkla alakalı şeyler birer teşbih sanatı. Hepsinde tenzih edilmesi gerekir. Cisim, cisim olarak görebilir seni. Ten gözü seni görebilir mi? Senin gamlanman, neşelenip gülmen hayale gelir mi? sen bir cisimsin, ona bakarken cisim olarak bakıyorsun. Çünkü mana gözün açık değil. Mana gözün açık olmuş olsaydı, sen onu cisim olarak görmeyecektin. Veya ten gözüyle seni görebilir mi dediği şey bu cisimle alakalı. Siz tabi hemen şimdi bütün İslam dünyasının büyük bir çoğunu en am 103. âyet-i kerimeyi söylüyor. Gözler onu göremez. Dün akşam meallere baktım büyük bir çoğunu en am 103’ü öyle meal olarak vermişler. Gözler onu göremez. Gözleri göremez. O ise bütün gözleri görür.

Meallere baktığımızda meallerde öyle yazıyor. Dedim ki hayır bu böyle olamaz. bu âyet-i kerîme böyle değildir. Bunun özü bu değildir. Düşüncesiyle o da hakkını helal etsin. Gece yarısı bizim Meryem Karadağ Hoca’yı aradım. Dedim ki en am 103’ü bana söyle. Dedim buradaki meallerde gözler onu göremez diyor. Oysa Allâh görünendir. Zahir ismi şerefiyle görünendir. Bunun dedim bana harf kelime kelime tekrar bunu söyle. Allâh razı olsun. O da bu konuda açıklama yaptı. Allâh ilmini arttırsın inşallah. Bu âyet-i kerimeyi Türkçeye çevirmeye kalkarsak gözler onu idrak edemez. Gözler onu ihata edemez. Oradaki kelime bu dedi. Bu ama dedi. Allâh görünmez diyenler Türkiye’de de çok ya bunlar. Allâh görünmez.

Hatta böyle Allâh şeyde de ne o ahirette de görünmez diyenler var. Allâh görünür denilince sanki ellerinden bir şey gidecek bunların. bir sürü benim başımda da yaygara kopardılar ya teneke çaldılar buradan geri döneyim diye. Yok geri dönmedim. Evet Allâh görünür. Burada enam âyet 103 e isterseniz bakın akılsız telefonlarınızdan oradaki meallerin büyük bir çoğunu gözler onu göremez olarak söylüyor. Ama yok öyle değil. Mana o değil. Mana şu gözler onu idrak edemez. onu kavrayamaz. Sen ten gözünle onu kavraman mümkün değildir. Bunun bir alt avamcası daha doğrusu kafircesi cisim olarak görür. Allâh’ı ne yaptılar? Puta çevirdiler. Put olunca cisim olarak gördüler çünkü onlar madde perestler. Kendileri ince görmedikleri Allâh’ı, görmedikleri Allâh’ı kabul etmiyorlar.

Ama bunun bir çıt üstüne diyorlar ki gözler onu göremez. Ama bunun hakikati ne? Gözler onu idrak edemez. Şimdi o zaman ten gözünle senin bunu idrak etmen mümkün değil. ten gözüyle onu göremezsin. O zaman hiçbir yere sığmadım mümkün kulumun kalbine sığdım. O zaman kalp gözüyle onun sıfatsal tecelliyatlarını görebilir misin?


Âşık-Ma’şûk Li-sânı ve Kalbin Zikri

Evet. Evet. Şimdi sadece cisimler ve maddeler aleminde dolaşan insanlar için Allâh’ı bir cisme benzetmek, Allâh’ı bir maddeye benzetmek. O yüzden bunlar var mı? Evet bunlar manadan habersiz olanlar. Bunu alan Müslümanlar da bir şeye benzeyebilirler mi? Evet. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir cariyeye sormuştu. Allâh nerede dedi? Yukarıda gökte dedi. Bakın Allâh nerede deyince, yukarıda gökte deyince ona bir yücelik atfetti. Allâh Resûlü onu Müslümanlar sınıfına koydu. Neden? Yücelik atfetti. Allâh gökte mi ki? Hayır. Hayır. Ama orada yücelik atfettiği için Hazreti Peygamber onu Müslümanlar sınıfına koydu. avamdı. Avam olduğu için Allâh’a bir mekan belirledi. Allâh göklerdedir dedi.

Allâh göklerdedir deyince aslında mekandan münezze ama yücelik kastettiği için Hazreti Peygamber onun küfrüne hükmetmedi. Çünkü oradaki niyeti yücelik kastetmekti. insanlar da Hazreti Allâh’ın kanlandığını, üzüldüğünü, sevindiğini, hatta üzüldüğüne dair sevindiğine dair de hadîs-i şerîfler var mı? Var. Bakın bunlar da müteşabı. Allâh üzüntüden uzaktır. Allâh sevişten uzaktır. Hüzünlenmek, sevinmek kullara ait sıfatlardır. Bakın kullara aittir. Biz Allâh’ın hüzünlendi veya Allâh tövbe edenleri görünce sevindi. Bu teşbihle alakalıdır. O sevinmekten de, üzülmekten de, neşelenmekten de münezzehtir. Ama teşbih ile biz onu ne yaparız? Biz onu tanımlamak, bilinmesini arttırmak için böyle söyleriz. Ve o ten gözü onu görebilir mi?

Hz. Epir bunu derken o ten gözüyle, ten gözüyle zahir olanı görürsünüz. Sıfatların tecelliyatını görürsünüz. Ama manaya gelince onu ten gözüyle görmeniz mümkün değil. Ya onu kalp gözüyle görürsünüz ve hatta onu rüyanızda görürsünüz. Görüneceğini söyleyen hadîs-i şerîfler var mı? Evet. Çok hadîs-i şerîf var. Mesela hadîs-i şerîfin birisinde diyor ki ben Rabbimi gördüm. Bakın direkt hadîs-i şerîfin metni bu. Ben Rabbimi gördüm. Bunu Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah naklediyor bu hadîs-i şerîfi. Mesela Hz. Ayşe annemiz kim Muhammed Allâh’ı gördü derse o yalan söylüyor der. Allâh’ın görünmeyeceğini idda edenler Hz. Ayşe annemizin bu sözünün arkasında bu sözünü delil olarak getirirler. Ama bu söze Hz. Abbas’ın oğlu İbni Abbas Hazret-i Abdullah Efendimiz Hz.

Ayşe annemizin bu sözüne karşı bir hadîs-i şerîf koyar. Bu da hadîs-i şeriftir. Bu hadîs-i şerifte de Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti bunu İmam Hanbel naklediyor. Aynı zamanda İmam Malik’te de geçmesi lazım. Tirmizi de buna benzer. Yine böyle bir hadîs-i şerîf var. Ben Rabbimi gördüm diyor. Cenâb-ı Hak. Bakın burada ben rüyamda gördüm hadislerinin dışında bu. Tekrar söylüyorum ben rüyamda gördüm hadislerinin dışında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ben Rabbimi gördüm diyor. Başka bir hadîs-i şerifte mesela yine Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri burada rüyadan bahsetmiyor yine. Bu gece Rabbimi en güzel surette gördüm diyor. Tirmizi. Bakın rüyada dediğinde rüyayla alakalı da hadîs-i şerîf var.

Rabbimi rüyada bir delikanlı suretinde gördüm. Bak burada delikanlı suretine büründü. Bu da tabarhanede geçiyor bu hadîs-i şerîf. Ama öbür ilk söylediğim hadîs-i şeriflerde rüyayla alakalı bir incelik yok, rüyayla alakalı bir şerh yok, rüya yok. Ben Rabbimi gördüm. Bir de ne diyor?


Hadîs-i Kudsî ve Allâh’ın Kuluna Yakın Oluşu

Bir de ne göreyim? bir de ne göreyim dediğinde aniden tecelleden bir şey, aniden görünen bir şey. burada biraz hayret var. Bir de ne göreyim? normalde bir de ne göreyim? Rabbimi en güzel şekilde olduğu halde gördüm. Demek ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. bir Rabbini uyanıkken de gördü. İki Rabbini rüyada da gördü. Üç Rabbini miraçta da gördü. Üç görünme hali oldu. Üç görünme hali. Bir, Cenab-ı Hakk’ı Rabbisini daha doğrusu burada Rabbimi diyor. Dikkat edin. Allâh kelimesi yok. Rabb kelimesi var. sıfati boyutta söylüyor. Ve bütün hemen hemen Hadis-i Şeriflerin büyük bir çoğunluğunu incelediğinizde veya Allâh affetsin beni incelediğimde her Hadis-i Şeriflerde büyük bir çoğunlukta Rabb ismini söylüyor.

Ben Rabbimi gördüm. Ben Rabbimi en güzel surette gördüm. Ben Rabbimi rüyamda delikanlı suretinde gördüm. Genç delikanlı suretinde gördüm. Onu sonra yine bir enteresan Hadîs-i Şerîf daha var onu da söyleyeyim. Rabbimi firdevz cennetinden bir avluda bir delikanlı suretinde gördüm. Bakın firdevz cennetinde bir avluda delikanlı suretinde gördüm. bu seferde mesele başka bir boyuta geçti. Hazreti Peygamber’i salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri firdevz cennetinde avluda delikanlı suretinde gördüm dedi. Bakın burada aynı zamanda da işin içerisine cennet de girdi. Şimdi bir Hazreti Peygamber’i salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri rüya olmaksızın Rabbini gördü. 2. Hazreti Peygamber burada bir benzetme yok bakın.

Ben Rabbimi gördüm dediğinde delikanlı sureti de yok burada. Ben Rabbimi gördüm dediğinde bir suret yok. Surete bürünmüş bir hal değil. Suretsiz. Şimdi ben Rabbimi delikanlı suretinde gördüm dediğimizde müteşâbih var burada. Teşbih var. Delikanlı sureti dedi teşbihye girdi. Ama ben Rabbimi gördüm dediğinde burada teşbihye girmedi. Burada direk Rabbimi gördüm sözü var. Bunu Allâh’ın tanınmasını istemeyenler istedikleri gibi itiraz edebilirler. Varsa bu konuda tartışacak atışacak olan bu hadîs-i şeriflerin metinleriyle beraber nerede hangi eserlerde geçmiş onlarla beraber getirebilirim. Hoş İzmir’deki ilahiyatçılar kavilleştiğimiz sohbete gelmediler. Rüyetullah ile alakalı. Orada çok attılar tuttular dedim bir dakika hafta Rüyetullah ne deliniz varsa alın getirin dedim.

Bekledim gelmediler. İlahiyat fakültesinin öğretim üyesi profesörler. İtiraz ettiler Allâh’ın görünmesi ile alakalı. Gelin dedim ben getireyim bir dahaki ay sohbete delillerimi siz de alın gelin beraber orada bu konuyu konuşalım. Bir tanesi gelmedi. Gelemezlerdi çünkü. Bakın gelemezlerdi. Sebep ne zahiri ilimleri yeterdi ne de manevi ilimleri yeterdi. Zahiri de manevi de ilimleri yok çünkü. Papağan gibi. Boyuna tekrarlıyorlar. Papağanlar. Oturuyorlar kendi ezberlerini konuşuyorlar. Kalibi ilimleri de yok. Kalbi ilimleri de yok. Birisi ne dediyse bu doğru mu değil mi diye bakmıyorlar. Onun özüne inmiyorlar. Onun hakikatine inmiyorlar. Türkiye’deki şeyhlerin büyük bir çoğunluğu da böyle. Meselenin hakikatinden uzaklar.

Meselenin hakikatinden uzaklar. Çünkü kalbi ilimleri yok. İdda ediyorum buradan. Kalbi ilimleri yok. Şeyh olabilirler ama mürşid-i kamil değiller. Şeyh olabilirler. Birileri onları şeyh demiştir. Nereden dedilerse olabilirler ama kalbi ilimleri yok. Büyük bir çoğunluğunun yok. Çok acı bir şey bu.


Ney’in Feryadı — Ayrılığın Sırrı

Kimseye böyle ateş etme noktasında değilim. Acı halimiz bu. Çünkü bir kısmının dergahlarını İngilizler kurdu. O yüzden yetişmiyor. Hüsisi yetiştirilmiş şeyhler tarafından devam ettiriliyor. Hüsisi yetiştirilmiş şeyhler ne? İngilizlerin koyduğu şeyhler. Sonra da Mossad girdi işin içerisine. CIA’ye girdi. Başlangıç kimden? İngilizlerden. Başlangıç İngilizlerden. İngilizlerden sonra işin içerisine CIA’ye girdi. İşin içerisine Mossad girdi. Zaman zaman KGB’ye çalışan, KGB’yle ortak hareket eden Türkiye’de tarikatlar da var. Mossad’ın da tarikatları var. Masonlar bir Mossad tarikadadır. Örneğin, Mason olan şeyhler var. Mason olan, Mason olan ilahiyatçılar var. Bunların hepsi de Mossad ajanıdır. Bunlar hakikatin görülmesini istemezler.

Bu ülkede hepsi de var. O yüzden tarikatlar kapatılsın terenennisi okununca hemen Twitter’a yazıyorum. Diyorum ki evet bütün tarikatlar kapatılsın. Mossad’ın kurmuş olduğu tarikatlar da kapatılsın. Mason tarikatları da kapatılsın. Siyonist tarikatlar da kapatılsın. Kabalacı tarikatlar da kapatılsın. KGB’nin kurduğu tarikatlar da kapatılsın. Evet var. İngiliz kraliyet ailesinin tarikatları ve cemaatleri var. Kapatılsın. Ben hepsinde kapatılmasını istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Milli İstihbarat Teşkilatı var. Eğer o Milli İstihbarat Teşkilatı gerçekten milli ise, içinde siyaye yosmalarını, Mossad bozmalarını, İngiliz fahişelerini içlerinde dolaştırmıyorlarsa, incelesinler ülkede ne kadar yabancı unsurlarla alakalı topluluklar varsa hepsini de kapatsınlar, hepsini de fes etsinler.

Buyursunlar. Hiç sıkıntı yok. Bunlar kapatılırsa ülke özgürleşecek çünkü. Bunlar kapatılırsa din de özgürleşecek. Dindarlar da özgürleşecek. Bunların kapatılması lazım. Bu kapitalist sistemin uşaklarının kurmuş olduğu cemaatler, tarikatlar, ne kadar oluşumlar varsa bu emperyalistlerin emrinde olanların hepsinde kapatılması lazım. Evet. Hatta bazen zaman zaman böyle coşuyorum kendi kendime. Diyorum ki bir dilekçe yazayım. Cumhuriyet Savcılığından müracaatta bulunayım. Ülkedeki Mason toplulukların, Lyonsların, Lyoneslerin neler yaptığına dair araştırılması nereye bağlı bunlar? Bu Lyonslar, Lyonesler nereye bağlı? Araştırılsın. Bülent Ecevit Mason’du. Bülent Ecevit Mason bir başbakanımız oldu. Nerenin Masonuydu?

İngiltere’nin Masonuydu. Bakalım araştırılsın. Veya hatta bugüne kadar devlet bakanlarının içerisinde başbakanlık yapmış, bakanlık yapmış Mason tarikatına tabi bakanlarımız ve başbakanlarımız oldu. Şimdi var mı yok mu? Araştırılsın. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın içerisinde Yahudi Mason tarikatına müntesip insanlar var mı yok mu? Araştırılsın. Hadi bizim işimiz sufilik, tasavvuf, tarikat. Gelin araştırın kardeşim. Bu ülkede ne kadar Masonik yapılı tarikat varsa kapatın. Kapatın. Kökü İngiliz Kraliyet Ailesi’ne bağlı ne kadar oluşum var ise kapatın. Merkezi Londra’da. Kimin merkezi Londra’daysa? Merkezi Londra’da olan vakıflar kimlerine aitse kapatılsın. Hakkında soruşturma açılsın. Vakfın merkezi Londra’da.

Sen nesin burada? Çelebiyim diye geziniyorsun. Sen ne yaptın? Deden gibi İngiliz ajanı mısın? Nesin sen? Araştırılsın. Çünkü sufim diye dolaşanların hakikatten haberi yok. Şeyhim diye dolaşanların hakikatten haberi yok. Diyanet, ilahiyatta profesörüm diyenler hakikatten haberi yok. Ayet-i kerimeyi gözleri görmüyor ya da kasıtlı, kör. Ayet-i kerime gözler onu ihate edemez diyor. Gözler ihate edemez. Dışarı çıktın şimdi. Birisi dışarı çıksa göğe baksa desen ki onu ne gördün? Göğü gördüm der. Öyle değil mi? Desen ki ne gördün gökte?


Dünya Şarkısı ve Ruh’un Sessizliği

Yıldızları gördüm der. Peki sen göğü tam olarak görebildin mi? Hayır. Sen bütün yıldızları görebildin mi? Hayır. Hayır. Gözünün alabildiği yeri gördün. Senin gözün bütün yıldızları ihate etti mi? Etmedi. diyor ki gözler onu ihate edemez. Sen onu görürsün ama göz onu ihate edemez. Gözler onu ihate edemez. Tamamını göremezsin. Bakın tamamını göremezsin. Şimdi bir seyri sülükte bir kimse şehlik yapabilmesi için o kimsenin Cenâb-ı Hak’ın cemal sıfatında fâni olması gerekir. Eğer cemal sıfatında fâni olmadıysa o kimse mürşid-i kâmil değildir. Bu sözümü çalabilirler, bu sözümü alay da edebilirler hiç umrumda değil. Çalabilirler diyorum. Aynı hâli anlatırlarsa bilin ki çalmışlar. Çalıntıyı anlatıyor.

Çünkü Cenâb-ı Hak hiçbir zaman aynı şekilde tecelli etmez. Sıfatları da aynı şekilde tecelli ettirmez. Her fena da ayrı bir tecelliyat olur. Her fena da. bir fena yaşarsın cemalde ama bir dahaki fena da aynı şeyi yaşamazsın. Aynı şeyi yaşıyorum dediğinde sen onu hayallemişsindir. O hakikat değildir. Hâlde de aynıdır bu. Burayı bütün herkes iyi dinlesin. Bu kemalatın son noktalarıdır. Kemalatın son noktalarında o derviş Allâh’ın cemalinde fâni olur. Fenaya giderken bazen o cemal sıfatı ile tecelli ederken önce şeyhini görürsün. Şeyhinin cemalinde cem olur, yok olursun, fena olursun. Sonra Hz. Muhammed Mustafa’nın cemalinde fena olursun. Bu ama onun arkasından eğer sen kemale doğru yürüyen bir dervişsen önce şeyhinin cemalinde fâni olur, fena olur.

Sonra birden şeyhinin cemali de kalmaz. Senin cemalin zaten şeyhinin cemaline giderken kalmaz. Bir anda şeyhinin cemalini seyrederken kendi cemalini de görürsün. Kendi cemalin şeyhinin cemalinde fâni olur. Bunları iyi dinleyin. Bu şeyhinde fena olmaktır. O yüzden diyorum şeyhinde daha fâni olan yok diye. Bu gitseniz Türkiye’de dergah dergah, tarikat tarikat dolaşsanız bu sohbeti dinleyemezsiniz. Çünkü hiçbirisinin böyle bir fena hâli yok. Edebiyatını yaparlar. Bir çift daha söyleyeyim de bu mesele daha iyi anlaşılsın. Rumuz’un da söyleyeyim. Oraya geçiş çok sırlı bir kapıdan olur. Altın revaklı öyle görünür. Veya da pırıl pırıl parlar, o kapı açılır. O kapı açılınca karşında direkt şeyhinin cemalini görürsün.

Ve sen kendi cemalin onun cemalinde fâni olur. Şeyhde fâniliğin son mertebesidir bu. Ey! Ölüp gideceğim, iyi dinleyin bunları. Bu şeyhde fâninin son merhalesidir. Öyle şeyhi seviyorum demek de sevilmez. Fenanın son hâledir bu. Artık sen şeyhde fâni olmuşundur. O şeyhin eğer gerçekten mürşid-i kâmil ise şeyhde fâni budur. Ve şeyhin mürşid olup olmadığı, şeyhin kemal olup olmadığı da buradan meydana gelir. Abdullah efendinin kemalinden alâf söyleyenler mahşerde şeyh efendiyle helâllaşverkler. Zor işleri. Bunun ikinci merhalesi. Ya bunları ardı ardına yaşar derviş ya da bunları zaman içinde yaşar. Zaman içinde yaşarsa ardından Hz. Muhammed Mustafa’nın cemalinde o kimse fâni olur. Bu da yine şeyhinin cemalinden geçer.

Artık o şeyhinde fâni şeyhi mürşid-i kâmil. O bir delildir. Şeyhinin suretinde kendi sureti yok olur. Anında Hz. Muhammed Mustafa’nın suretine geçer. Hz. Muhammed Mustafa’nın suretini görür. O surette de fâni olur. Yine kendisi kalmaz. Dikkat edin yine kendisi kalmaz. Bir fena daha yaşar. Ardından Cenâb-ı Hak’ın cemaline gelir sıra. Hz. Allâh’ın tabiri caizse böyle nitelendiriyorum. Rabbinin cemalinde fâni olur. Rabbinin cemalinde fâni olunca artık kendisi yoktur. Bu da onun tabiri caizse son durağıdır. Ondan sonra bekaya geçer. Ya da kimisi burada fenada kalır. Fenada kalınca da o kimse velidir.


Tekişmenin Nizâmı — Özgürlük Tuzakları

Mürşid-i kâmildir. Pir değildir. Pir olması için bekaya geçmesi gerekir. Şimdi gözler onu ihata edemez. Bu esnada bu gözler onu ihata edemez âyet-i kerimesini bir kimsenin hali yoksa, bu konuda seri sülükü yoksa der ki gözler onu göremez. Seri sülükü varsa böyle bir şey yaşadıysa o zaman der ki bunu söyleyen yalan söylüyor. Gözler onu göremez dediği bu meal yalan der. Bu meal doğru değildir. Neden? Evet. Gözler onu görür. Ama tengözü görmez. O fenayı yaşayan kimse der ki bu âyet-i keriminin mealinde sıkıntı var. Ayet-i keriminin mealinde sıkıntı var. Neden? Allâh’ın cemal sıfatında fena olmak var. Allâh’ın cemal sıfatında fâni olan bir kimse bu âyet-i keriminin böyle mealinin kabullenmesi mümkün değildir.

O zaman evet gözler onu ihata edemez. Ne? Bu vücut gözü. Vücut gözüyle siz gözünüzün alabildiği ilminizce sıfatların tecelliyatını görürsünüz. Sıfatların tecelliyatını. Kalp gözüyle ise siz farklı bir görüş alırsınız. Ama yine de bakın o cemalde fâni olsanız dahi o dahi teşbihtir. Bunu yaşasanız dahi o teşbihtir. Orada kalırsanız bir şeye benzetme noktasında durursunuz yine küfür olur. O hiçbir şeye benzemez. Zaten o cemalde fânili fenalığı yaşayınca bir müddet çok böyle, hocam dedi ya eksi kaçtı hocam? Kaç? 10 üzeri eksi 43. O böyle öyle bir zaman birimidir ki dediğim gibi o kadar çok böyle zaman birimini hesaplamanız mümkün değil. O böyle hulû da değildir. O cemalinde fena olmak hulû değildir.

Bakın tekrar söylüyorum. Orada hulûluk yoktur. Bir anda mesela bir anda şeyhinin cemalinde fena bir anda Hazreti Resûlullâh da bir anda Cenâb-ı Hak’ın cemaat sıfatında fena yok olur. Hiçbir şey görmezsiniz. Bakın hiçbir şey göremezsiniz. Fena olduğunuzu bilirsiniz. Hiçbir şey göremezsiniz. Böyle bir bunların hepsi de müteşabî. Böyle bir ayna gibi bir şey hissedin karşıda anında oluşunlar oluyor. Görüyorsunuz onu. Kendinizi de görüyorsunuz orada. Yok oluşunuz da görüyorsunuz. fena oluşunuz da görüyorsunuz. Öyle ancak idrak ediyorsunuz zaten. Kalbî olarak öyle idrak ediyorsunuz. Bu kalbî idrak bu. Bu normalde aklın idraki değil zaten. O zaman bunun delili Cenab-ı Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri diyor ki Rabbimi gördüm.

Buradaki hangi sıfatsal boyutta gördü? Bunu nasıl, bunu bir teşbih etti mi, benzetti mi? Benzetmedi. Burada bir benzetiş yok. Ben Rabbimi rüyamda genç bir delikanlı olarak gördüm. Burada bir teşbih var. Bu teşbihle yaptı. Bir şey daha söyledi. Fir-Devs cennetinde dedi genç bir delikanlı olarak gördüm. Burayı da atlamayın. Burası da önemli. Neden burası önemli? Ben Rabbimin Fir-Devs cennetinde genç bir delikanlı suretinde gördüm dedi. Burası neden önemli? Burası Seyyid-i Sülük’te önemli. O yüzden bu hadîs-i şerîfi buraya aldım. Neden Seyyid-i Sülük’te bu önemli? Beşinci esmanın sonuna doğru. Emmele Levame Mülhüme Mutmeinne Râdiye. Beşinci esmanın sonuna doğru Seyyid-i Sülük’te o sufi kendisini rüyasında cennette görür.

Halde demiyorum. Rüyasında cennette görür. Rüyasında cennette gördüğünde Cenâb-ı Hak ona hitap eder. Allâh’ın hitabına mazhar olur. Bu beşinci esmadır. Emmele Levame Mülhüme Mutmeinne Râdiye. Râdiye’nin sonuna doğru o kimse kendisini cennette görür. Ama görürken de orda da rumuzlar vardır. Hakikat mi değil mi noktasında kendisini cennette görür ve Cenâb-ı Hak orada ona hitap eder. Burada zil de çalsınlar önemli değil ilim olarak kalsın. Hitap ettiğinde ses bir cihetten gelmez. Bütün vücut kulak olur. Bütün vücut kulak olur. Sesi bir cihetten duyarsan doğru değil.


Hak Aşkı Kalbin Hayat Nefâsidir

Aldanma. Bir cihetten duyarsan bütün vücut önden arkadan yerden yukardan zaten öyle bir rüyada böyle dünyevi bir objede göremezsin orada. Ama senin manevi durumun da oradan çıkar. Cennette nerede hitaba mazhar oldun? Kaçıncı kat cennette mazhar oldun? Mazhar olduğun yerde obje olarak nitelendirelim bugünkü dilde. Veya ağaç, bahçe, saray ne oradakiler o esnada onlar da önemlidir. Bakın onlar da önemlidir. O hitaba mazhar olduğunda Allâh-u Alem Cenâb-ı Hak’ın izniyle onun yolu vardır. O hitaba mazhar olduğunda zaten esmayı alır o. Esma onda oturmuştur. O beşinci makamın sonuna gelmiştir artık. Oradan altıya geçecektir. Bu onun seyri sülükte yol yürüceğinin işaretidir. Seyri sülükte onun artık cemale doğru gideceğinin işaretidir.

Doğrusunu Allâh bilir. Evet, müminler cennetlikler, Rab’bilerini görecekler. Cennette görecekler müminler. Ben tabi oradaki çıplak gözle de görecekler Rab’bilerini ama orada da gözler onu ihata edemeyecek. Çünkü bir kimse bunu söylerse, ihata ettim derse cahilliğindendir. Çünkü hiçbir şey ne Allâh’ın zâtını ne de sıfatını ihata edemez. Hiçbir şey. Bakın hiçbir şey, hiçbir kimse ve hiçbir şey. Hiçbir kimse ve hiçbir şey Allâh’ın zâtını ihata etmesi mümkün değildir. Küfürdür bu. Bir kimse Allâh’ın cemal sıfatında fena olur ama cemal sıfatını ihata edemez. Bu mümkün değil. Bir kimse cemal sıfatında kendisinin fena olduğunu görür, kendisiyle alakalı zerre-i miktar kadar bir şey kalmadığını görür.

Tekrar söylüyorum. Cenab-ı Hakk’ın cemal sıfatında fena olan bir kimse böyle toprağının ucu kadar kendisiyle alakalı bir şey kalmaz. Fena olur. Kendisinden bir leke, kendisinden bir boya, kendisinden küçücük bir şey dahi kalmaz. Bu fena’nın zirvesidir. Kendisinden hiçbir şey kalmadığını da kendisi görür. Hiçlik burasıdır. Bir kimse ben hiçim diyecekse bu hali yaşayacak öbür türlü yalan söylüyor. Edebiyat yapıyor. Biz bir hiçiz ya. Otur, sus! Edebiyat yapma. Ayağına basayım da göreyim seni. Hiçmiş. Herkes oturmuş biz bir hiçiz. Basayım ayağına da gör. Sen hiçsin. Kaynananı şikayet ediyorsun, kayınpederini şikayet ediyorsun. Hiçsin. Kocanı şikayet ediyorsun, kızını şikayet ediyorsun, oğlunu şikayet ediyorsun.

Hiçsin. Alamadım, veremedim, yapamadım, edemedim, çatamadım. Hiçsin. Neye üzüldün? Hiçsin. Neye gamlandın? Hiçsin. Neye neşelendin? Hiçsin ya. Bu haller ne sende o zaman? Ben hiçim deme. Ben hiçim deme. Hiç olanlara hakaret ediyorsun. Onların hakkına nasıl giriyorsun? Tekrar söylüyorum. Bir kimse ben hiçim deme ruhsatını alması için cemaat sıfatında kendisiyle alakalı zerre zerre bir şey görmeyecek. Ona diyeceğiz ki bu hiç olmuş. O ben hiçim diyor benim param diyor. Oğlum hiçsen nereden senin paran? Ben hiçim diyor benim malım diyor. Nereden senin malın? Hiçsen? Ben hiçim. Zâkir bana yan baktı. Nereden hiç oldun? Kolay mı öyle hiç olmak? Allâh bizi affetsin. Evet. Cenâb-ı Hak görülmek sıfatıyla tecelli ederken Allâh görülmek sıfatıyla görülme sıfatıyla tecelli ederken hiçbir kimse ve hiçbir şeyin görmesi onu tam olarak ihad edemez.

Hiçbir kimse dediğim insanlar. Hiçbir şey dediğimde şunu iyi anlayayım. Diğer varlıklar var. Cinni taifesi gibi. Başka perdelerdeki yaşayan varlıklar gibi. Onları ben böyle bir şey olarak nitelendiriyorum. Bu sözümün nereye gittiğini bilmiş olun. Eşyayı nitelendirmiyorum. Masayı nitelendirmiyorum. Başka perdelerde değişik varlıklar var. Onları isimlendirmekte zorluk çekilen. Çünkü böyle pırr geçip gidiyorlar. Kimsin nesin bile diyemiyorsun. Başlıyorlar tavaf etmeye Allâh’ı zikretmeye.


Gönül Evi ve Allâh’ın Tahtgâhı

Kimsin nesin deme noktasında olmuyorsun. Böyle tecelliyatlar olur. Bir kısmı insana benziyor, bir kısmı insana benzemiyor. Değişik değişik varlıklar. Onları ben hiçbir şey olarak nitelendiriyorum. Hiçbir şey. Evet. Allâh görülmekle kendisini vasıflandırırken hiçbir kimse ve hiçbir şey görme noktasında onu tam olarak ihata etmesi mümkün değildir. Bu ara derslerde çok konuşuyoruz ya bilmekle, bilinmekle alakalı. Allâh ne dedi? Ben bilinmekli. İstedim bilinmekliyi sevdim dedi ya. Özür dilerim. Ne yaptıysa bu Lodos’tan dolayı oldu. Bizim Yunus da Lodos’un olmasına seviniyor. Dedim Lodos bu hale getirdi Elhamdülillah dedi. Evet. Bilinmekle alakalı da Allâh bilinmezdi bilinmekliyi istedi. Burada bilinmekliyi istedi dediğimizde bilinmekliyi de hiçbir kimse ve hiçbir şey tam olarak ihata edemez.

Şimdi bilinmeklikte ihata edemedik görünmekte değil. Görünmekten buraya çıktık şimdi normalde. Görünmekten bilinmekliye çıktık. Bilinmeklikte de tam olarak ihata edemez. Mümkün değil. Çünkü bir kimse bilinmekliyi ihata ettim dediğinde Allâh’a sınır çizdi bilinmeklikle alakalı. Neden? Kendi sınırıyla sınırlandırdı onu. Allâh yaratmış olduğu hiçbir şeyin sınırıyla sınırlanmaz. Bu mümkün değil. Bilinmekle de alakalı Allâh hiç kimsenin bilgisiyle de sınırlı değildir. Onun neyse kabı onun o kadardır. Onun bildiği neyse ilmi o kadardır. Ne kadar da tecelliyatı o kadardır. O yüzden ne zahiri ilmimizle ne kalbi ilmimizle manevi ilmimizle biz Allâh’ı bilme ve görme noktasında ihata edemeyiz. Komplesine erişemeyiz ancak fena oluruz orada.

O da bizim fenamızdır. O da müteşabıhtır. Gama neşeye merbut olan gönüle onu görmeye layıktır deme. Keder ve neşeye bağlanmış olan bu iki ağrıyet vasıfla yaşa. Günlük hayatının içerisinde yaşadığın gam, keder, sevinç, neşe, hüzün, sinirlenme, relax olma, gevşeme. Bunların hepsi de insanlar için gelip geçicidir kalıcı değildir. Bu yaşanan haller de gelip geçicidir fanidir. Dün hüzün deryasında dolaşırsın bugün neşe deryasına dalarsın. Bir gün gamlanırsın gamlıyken bir kardeşin arkadaşın gelir bir iki sohbet edersin gamın geçer sevinçe gark olur neşeye gark olursun. Bu gelip geçici hallerle haşır neşir olan, bunları hakikatmiş gibi gören ve bunları hakikatmiş gibi görüp de onda bağlı kalan orada kalan bir kimse Allâh’ın cemalinde fena oldu fena olur.

Onu görebilir denilmez. Yok. Hazreti Pir diyor ki bu gelip geçici hallerle bağlı olan bu gelip geçici hallerle yaşayan hayatını bunların üzerinde idame ettiren. Anne sorma bugün ne oldu kör olmaya sıcağı adam yaptığım kavaltıyı beğenmedi de çekti gitti çok üzgünüm. O Allâh’ı göremez. Anne senin pişirdin kuru fasulyeyi gibi pişiremiyorsun bu kadın ya. Dostları bir kuru fasulyeyi yiyemiyorum anne ya. O Allâh’ı göremez. Bir hüzünlendi orada hüzünde kaldı. O Allâh’ı göremez. Gelip geçici hallere bağlı kalan Allâh’ı göremez. Veya da bir çift yukarı çıktık şimdi. Sufilerle alakalı. Zikrullâh da bir hal gördü orada kaldı. Devamlı hal görüyor sıkıntı yok. Her zikrullâh da hal görüyor. Hatta Allâh’ı zikretmeye başladığında bile hal görüyor.

Daha ilerisi bir çift ilerisi yok. Hal görüyor. Yaz her gün yazıyor. Yazar dervişlerin büyük bir çoğunluğu görüyor. Evet güzel bir şey. Harika. İleri ona bağlı kalıyor. Bakın ona bağlı kalıyor. Ona bağlı kalan da göremez. Bir makama bağlı kalan ona demişler ki sen zakirsin ona bağlı kalmış. Kendince kurtuluş erdi mi zannediyor. Ona çavuşsun demiş ona zakirsin nakipsin demiş. Makama bağlı kalmış.


Mevlânâ’da Muhabbet-Ma’rifet Yolu

Orada duruyor. O da göremez. Ve hatta o hu esmasını almış. Oh ne güzel canı rahat etti. Hu esmasını almak demek cennetlik olmak demek. Orada kalmış ama oraya bağlanmış orada o bağı tutmuş onu. O da göremez. O da göremez. Onlar da görmeye layık değildir. Yürü. Yolun var daha sevin. Sen sonsuz bir yola giren yolcu gibisin. Senin yolunun sonu yok. Senin yolunun sonu yok. Bir durakta durdun aldandın. Bir durakta kaldın aldandın. Hele indiyorsan trenden seni fidav trenine binmen de çok zor. Son vagona denk gelirsen at kendin içine. O yüzden kedere, neşeye, üzüntüye, gama bu tip şeylere geçici bu özelliklere geçici hallere bağlanan kimse de ne yapar? O da onu göremez. Allâh bizi onlardan eylemesin.

Halbuki yemyeşil aşk bağının sonu ucu bucağı yoktur. Orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var? Aşıklık. Bu iki halden daha yüksektir. Baharsız, hazansız, ter tazedir. O zaman bu aşıklık yolu o yola girdiysen bunun sonu, bunun ucu bucağı yoktur. Bu yoldaki bütün insanlar o aşıklık yolundadır. Ben öyle inanırım. Bütün insanlar o aşıklık yolundadır. Ama kimisi gam vagonunda hapis kalır, kimisi neşe vagonunda kalır. İleri doğru gitmez. Ama aşıklık yolundadır. O yüzden dervişleri, sufileri aşıklık yolunun dışında tutmadığım gibi bütün müminleri, Müslümanları o aşıklık yolunda görüyorum. Ama herkesin derecesi, kategorisi aynı değil. Ama bu aşıklık yolu senin geçici yaşamış olduğun bütün hallerden, zevklerden, neşelerden, kederlerden, gamlardan yücedir, yüksektir.

Bunlarda takılı kalmaman lazım. Ve bu böyle, bu yolda sadece gam ve neşe yoktur. Aşıklık yolunda insanların akıllarının düşünemeyeceği, bilgilerinin yetmeyeceği, öylesine nimetler, öylesine tezahürler vardır ki bu aşıklık yolunun içindedir. O yüzden bu yolda bir yerde takılmak, bir yerde kalmak seni zarara götürür. Hiçbir zaman benim kardeşlere anlattığım yolda vuslat oldum dediğin anda olmadığın anlaşılır. Çünkü ister camalde fena ol ki bu fena’nın en yüksek derecesi, mertebesidir. Bakın fena’nın en yüksek mertebesi derecesi camalde fena olmaktır. Sen camalde fena olsan dahi sen yolun sonuna gelmedin. Aldanma. Aşıklık yolu sonu olmayan bir yoldur. Aşıklık yolu başı da olmayan bir yoldur. Nasıl?

Basbayağı. Allâh’ın aşıkları kendi zatı ilahiyyesinde seçilmiş kimselerdir. Tabirimi hoş görün, ayağını sabit eden de öncedir. O ilmi ilahiden dir. İlmi ilahiden olan bir şeyin başı da yoktur sonu da yoktur. O yüzden yedi kat sema da aşk türküleri söyler, yedi kat arz da aşk türküleri söyler. Sen ne tarafa dönersen dön, neyi dinlersen dinle, sen aşk namelerini dinlersin. O yüzden bir kimse aşıklık yoluna girdi ise ve hususi manada aşıklık yolunda yürüme gayretindeyse onun başı da sonu da yoktur. Varlığa bürünmenin başı vardır. Bütün varlıklar için varlığa bürünmenin başı vardır. Ama aşkın başı yoktur, aşıklığın da başı yoktur. Aşkın ve aşıklığın başı olmadığı gibi, aşkın ve aşıklığın da sonu yoktur.

O yüzden bu aşıklık yolunda vuslat hep başka baharatır. Vuslata erdim diyen ermemiş olur.


Allâh Cümlemizi Aşıklarından Eylesin — Kapanış

Bu aşıklık yolu öyle bir yoldur ki de daha zahiri manada yolun başındayım diyenin üzerinde yüzlerce binlerce menzil vardır. O yüzden bir menzile vardım diyen kendince sona erdim diye düşünmesin. Aşıklık yolu öyle bir yoldur ki bu yola bir son düşünülemez, mümkün değildir. İnsan beyni bunu tasavvur etmekten, bunu şekillendirmekten uzaktır. Akıl aşkı ihata edemez çünkü. Akıl aşkı ihata edemediği için ona bir son da tasavvur etmesi mümkün değildir. Aşıklık öyle bir şeydir ki henüz daha iki cihanda yaratılmazdan önce aşığın nakşı vurulmuştur olacak olan alemlere. O yüzden aşıklık dünyada başlamaz. O yüzden aşıklık anne karnında da başlamaz. Aşıklık bu manada ilmi ilahidendir. Ne zaman başladığını bilemeyiz.

Nasıl Allâh’ın zât noktasında sıfat noktasında başlangıcı yoksa, aşıklığın da mana itibarıyla başı yoktur. Aşıklığın sonu tasavvur edilemediği gibi, aşıklığın kenarı, dibi, yüksekliği de tasavvur edilemez. Bir şeye son tasavvur edemezseniz, siz onun yanını, kıyısını, derinliğini, yüksekliğini de tasavvur edemezsiniz. Bunu böyle söyleyenlerin hepsi de ya anlaşılsın diye müteşâbih ederler ya da cahilliklerini ortaya koyarlar. Aşkı ve aşktan ve aşıklıktan uzaktırlar. Aşktan ve aşıklıktan uzak olduklarından dolayı, aşka bir kıyı, aşka bir derinlik, aşka bir yükseklik biçiyorlarsa onların aşktan da aşıklıktan da haberleri yoktur. Aşık her gördüğü kimseyi ve şeyi, aşıklık yolunun yolcusu olarak görür.

O yüzden kim sarhoştur, kim değildir, kim aşıktır, kim değildir, aşık onun farkında bile değildir. Her gördüğünü aşıklık yolcusu olarak nitelendirir. Aşıklık yolcusu olarak nitelendirdiği için de taşlanır. Aşıklıktan bahsedenler, aşıklık yolundan olduğunu söyleyenler, ne yazık ki her zaman bunu söylüyorum, aşıklıkları arttıkça kendi vahşetleri de artar. Kendi dehşetleri de artar. Aşıklı kadar vahşetin içerisinde, aşıklı kadar dehşetin içerisinde, aşıklı kadar hayretin içindedir. Vahşeti arttıkça feryadı artar. Feryadı arttıkça artar, arttıkça artar. Hz. Epir dedi ya, ben feryat etmiş gibi görünüyorum der. Feryadının ilacı yine aşktır. Aşk feryat ettirir. Kah seni çöle düşürür, çöle düştüğünde naçallıktan feryat edersin.

Kah seni neşeye düşürür, o neşeden kurtulmak için feryat edersin. Kah seni hüzne düşürür, hüzne düştüğünden feryat edersin. Kah seni neşey düşürür, senin hüznünü alır, sevince çöle düşürür, bu sefer de sevinçten kurtulmak için feryat edersin. Kahişin feryadı bitmez, feryadına feryat eklenir, onun feryadına gene aşk yetişir. Onun feryadının ilacı yine aşktır. O yüzden aşk hem feryat ettirir hem feryadına ilaç gibidir. Allâh cümlemizi aşıklardan eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Var-Yok-Tekrar Var Etme: «Nasıl ölüsünüz? Allâh’ı inkâr ediyorsunuz? Halbuki siz ölüler idiniz, O sizi diriltti» — Bakara 2/28; Hac 22/5-7; Mü’min 40/11; Rûm 30/11; iade-i kıyâmet — Kıyâme 75/3-4; Yâsîn 36/78-79; Tâberî, Câmiu’l-Beyân; Kurtubî, el-Câmi’.
  • Mesnevî 1788. Beyit: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1780-1800 arası; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/360-375; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi.
  • Kölelik ve Hakk’ın Kulu: «An-şş-şâû rûh-u ve-ş-şakûv-lânî» hayat-ölüm dualitesi — Muhyiddîn Arabî, Fusûs; Mülk 67/2; İnsân 76/1-2.
  • Âşık-Ma’şûk: «Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı severler» — Mâide 5/54; Âl-i İmrân 3/31; İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Muhabbe; Ahmed-i Gazâlî, Sev-ânihu’l-Uşşâk.
  • Hadîs-i Kudsî — Kulun Yakınlığı: «Kulum Bana nâfilelerle yaklaşır…» — Buhârî, Rikâk 38; Fâtır 35/15; Ra’d 13/28; İbn-i Kayyim, el-Fevâid.
  • Ney’in Feryadı: Mesnevî 1. Defter 1-18 beyitler (ney kasîdesi); Aynû’l-Kudât Heme-dâ-nî, Temhîdât; Ann-emarie Schimmel, Triûm-phal Sun.
  • Dünya Şarkısı: Dünya sevgisi tüm hatâların başıdır — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 7/339; İbn Ebî’d-Dünyâ, Dem’mü’d-Dünyâ; Âl-i İmrân 3/14; Hadîd 57/20; Münâfikûn 63/9.
  • Tekişmenin Nizâmı ve Özgürlük: Kur’ân ve Sünnet sınırları — Bakara 2/187, 229; Talâk 65/1; Tirmizî, Ce-nâ’iz 24.
  • Gönül Evi Ârş’ullahdır: «Kulumun kalbi Benim Arşımdır» — Ebû Talib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb; Gazâlî, İhyâ, Kitâbu Şerhi Acâibi’l-K-alb.
  • Mevlânâ Muhabbet-Ma’rifet Yolu: Mesnevî 2. Defter 4000-4100 (ma’rifet beyitleri); Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Schimmel, Mystical Dimensions of Islam.
  • Allâh Aşıklarından Eylesin: «Vemmâ halaknâ-’l-cinne ve’l-inse illâ li-ya’budûn» — Zâriyât 51/56; sevgi-ibâdet eklâi — Bakara 2/165 («îmân edenlerin Allâh’ı sevgisi daha şiddetlidir»).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Ruh, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı