Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #07 — Mesnevî 1795. Beyit: Âşık Şarkısı ve Zekât Nisâbı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #07 — Mesnevî 1795. Beyit: Âşık Şarkısı ve Zekât…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış — Tevhîd ve 1795. Beyit Girişi

Dedim ona, dedim aynı şey bende de var. Bu ara dedim, ondan sonra beytlerden dedim, yazıyorum beyt dedim önümde duruyor. Bunu şimdi nasıl anlatayım, nasıl dile dökeyim deyince dedim, öyle dedim geçiyor o zaman dedim. O yüzden şimdi bu ara ayaklarımız geri geri gidiyor sohbetten önce. Bir bunu yazması var, bir de anlatması var ya, normalde şimdi bunlar tel yakan beytler benim tabirimle. Allâh muhâfaza eylesin. Böyle bir şeyi, tabii insanın yaşamış olduğu, görmüş olduğu hali, dile dökmesi zor.

Güzel Hakkında


İlâhî Aşk ve Âşıklığın Mahiyeti

Bizim çünkü edebiyatımız o kadar geniş değil, kelime dağırcımız o kadar geniş değil. Tabii buna bir de sufi kelime dağırcı lazım. Böyle olunca Allâh beni affetsin. Neyi nasıl konuşuruz derdine düşüyoruz. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Şimdi aşıklık ilahi aşk bir insanın üzerinde tecelli edince, bunda bütün hemfikirdir herkes. Onlardan çıkan kelamdan o insanlar sorumlu olmazlar. Ama gerçekten aşk vurduysa ona, o kendisinden sudur eden o kelamdan mehsul sayılmaz. Bunları normalde bir kimse o halde olmadığı halde bunları terennüm etmesi doğru değil. bu şuna benzer, kul mizana çıkarıldı, mizana çıkarıldığında Cenâb-ı Hak kulunun kulağına eğildi. Dedi ki sen bu günahları bunları işledin. Kul üzüldü.

Allâh bir daha onun kulağına bir daha eğildi. Dedi ki bunların hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı, bir soluklandı, bir böyle sevindi, hoşuna gitti. Sonra Allâh kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki onların hepsini de hayra çevirdim. Kul öyle sevindi ki dedi ki ben ne güzel Rabb’mişim, sen de ne güzel bir kul’muşsun. Şimdi bir kuldan beklenmeyecek kelam ben ne güzel Rabb’mişim, sen de ne güzel bir kul’muşsun. Bu diyor. Allâh’ın hoşuna gitti, Allâh tebessüm etti buna. Şimdi aşıkların hali de bu haldir. Bu konuda aşık ona vurunca o esnada ağzından çıkan o kelimelerden kendince sorumlu olmaz. Neden? Çünkü ilahi aşık noktasında ayık değildir. Ayık olmayınca o kimsenin normalde söylediklerinden onu sorumlu tutmamız mümkün değil.

Hazret-i Mevlânâ’da ama mesnevisini yazdırırken veya kendi dilinden terennüm edilirken veya divan-ı kebir kendi dilinden terennüm edilirken söylenirken sorumlu değil. Sebep aşk vurmuş çünkü. Aşk vurunca o kimsenin dilinden dökülen kendisine ait olmaz.


İlâhî Nefesler — «Ey Güzel Yüzlü» Nefesi

İşte bu bir hikayemiz vardı, hikayeyi unuttunuz bile öyle değil mi? Dudukuş’un hikayesi vardı. Bakın Dudukuş’un hikayesi kaldı. Araya o kadar çok meseleler Sufilik yolunun, Tasavvuf yolunun önce öyle ince meseleleri geldi. Biz Dudukuş’u, Dûdû’yu unuttuk. Hz. Pir’in böyle bir hali var ama sonradan tekrar Dudukuş’una dönüyor mu? Ondan sonra tekrar dönüyor. Bu da onun gibi bir şey. O yüzden normalde araya bir sürü ilahi nefesler çıktı. o ilahi nefeslerden birisi yine. Ey güzel yüzlü! Güzel yüzünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerhet. Onu anlat. Bu yine dediğimiz gibi böyle sözlerden birisi. Şimdi ey güzel yüzlü diye seslendiği Allâh Celle Celaluhu. O yüzden öyle olunca en güzel isimler Allâh’ındır.

Araf 180 ve Allâh’a bu isimlerle dua edin. Onun isimleri değiştirenleri de terk edin. Demek ki en güzel isimler neymiş? Allâh’ınmış ve o isimlerle dua edilirmiş. Ve onun isimlerini değiştirenleri de terk edin diyor. O zaman normalde demek ki Allâh’ın isimleri belli. nasıl belli? malum Tirmizi’nin naklettiği hadîs-i şerîfi 99 tane ismi şerifi var. İmam-ı Şafi ben bin bir tane ismi şerifini tespit ettim diyor. Bunun gibi demek ki Allâh’ın isimleri var. Bunun dışında Allâh’a başka bir isim takıyorsa bir kimse siz onları da terk edin diyor. bir asıl baba diyor ya Hristiyanlar. Demek ki Allâh’ın ismini değiştirdiğinden dolayı onlar terk edilecek bunun gibi. Veyahut da Allâh’ın Allâh olduğu kelime olarak anlaşılmış.

Kur’ân-ı Kerîm’de bu. birileri de Tanrı demek için iddia ediyor ya işte. Tanrı da o manaya gelir. Yok canım kardeşim o manaya gelmez. Allâh diyeceksin gibi. Onları da terk edin diyor. Demek ki o zaman en güzel isimler kimin? Allâh’ın. Ve yine İsra 110 senomuş şirkleri şöyle de. İster Allâh deyin, ister Rahman deyin.


Zekât Nisâbı ve Kırkta Bir Hükmü

Nasıl çağırırsanız çağırın isimlerin en güzeli onundur. Yine hadîs-i şerîf. Hayrı, iyiliği güzel yüzlü olanların yanında arayın. Hayrı ve iyiliği güzel yüzlü olanların yanında eriyin. Bir hadîs-i şerîf daha var. Bu harda geçiyor bu. Şimdiki de Beyhakî’de. İyiliği güzel yüzlülerden talep edin. Demek ki iyilik talep edecekse o da güzel yüzlülerden olacak. E şimdi Hz. Piri de diyor ki, Ey güzel yüzlü, güzel yüzlünün zekatını ver. Yine pare pare olan canı şerhet, anla. E güzel yüzlü deyince onun zekatını ver. Yüzünün zekatını ver. Güzel yüzünün zekatını ver. E şimdi kim zekat verir? İslam fıkhına göre nisap miktarı kadar malı ve paraya sahip olan bir kimse, onun kırkta birini zekat olarak verir.

Güzel yüzünün zekatını ver. O zaman buradan güzel yüzden benim anladığım Cenâb-ı Hak’ın cemali. Güzel yüz deyince Allâh’ın cemali. cemali sonsuzsa onun nisap miktarını mümkün değil hesaplamamız kaldı ki, bir de cemal ismi şerifi, bizde sadece yüz gibi algılanıyor. Aslında cemal ismi şerifi, Cenâb-ı Hak’ın bütün lütuf ve rızasını gösteren sıfatların cemidir. Bunun altını tekrar çiziyorum. Cenâb-ı Hak’ın cemal ismi şerifinin altında ne kadar Cenâb-ı Hak’ın lütuf ve razılık sıfatları varsa hepsi de o sıfatının altında toplanır. Cemal ismi şerifi de Rahman ismi şerifinin altındadır. Rahman ismi şerifi de Allâh ismi şerifinin altındadır. Bunlar ayrı ayrı cem makamlarıdır. Şimdi böyle olunca güzel yüzden Murad, güzel yüzden Murad, Murad Allâh’ın cemalidir.

Ve geçen haftada Allâh’ın cemaliyetiyle alakalı uzunca bir sohbet etmiştim zaten ne manaya geldiğini. O zaman Hz. Epir diyor ki, o cemal makamının bize inceliklerini öğret. Onun tecelliyatını bizim gönlümüze ver. Bu cemalde, cemalullahda uslat olmayan bir kimsenin anlayabileceği bir şey değil. Hz.


Kendi Aksini Gördü — Cem-i Hakkı Müşâhede

Epir öyle sözler söylemiş, o sözlere karşılıkta karşılık olarak değil anlaşılması için bunu normalde bir yere bağlayarak anlaşılması zor olan bir mesele. Bunu akli olarak da, akli olarak da yorumlamamız da zor bir mesele. Çünkü Cenâb-ı Hak’ın cemal sıfatında o sıfata, o tecelliyata ram olmuş, orada fena olmuş bir kimsenin onu dile dökmesi kadar zor bir mesele yok. Belki de benim için zor, Allâh bizi affetsin. O yüzden biz de beytle işin içerisine girelim. Sevgilim, cemalinin zekatını ver de, yine güneş gibi cemalini göster. Cemalini örtüp gizleme, şenliğe benzeyen cemalini göster. Aşıklar sana vefa göstererek canlarını kurban etsinler. Cemalin her göze güneş kesesin. Güzel yüzler o güzellikten de daha güzel bir hale gelsin.

Cemalinin zekatı olsun. Gözümün bebeği sevgilinin, cemalinin netafetinden yüzünde kendi aksini gördü. Onda cem olup kendini hiç gördü. Cemalinin renginden gönlüm kendinden geçti. Neye? Rab baba hacet yok. Cemalini göster de, cemalinin ateşi beni semaya çıkarsın. Haydi gel canım cemalini gözlemede. Yine gel gönlüm ayrılığın derdinden feryat etmede. Yine gel ey aziz ve güzel sevgili. Cemalin olmadıkça bu perişan aşığın gözlerinden yaşlar akmada. Her bakışta o sevgilinin cemalini görsün. Görürse içinde şüphe kalmasın. Nazar sahibi olduğunu bilsin. Hazreti Pirdan, Fettan gözünün ucuyla ve nazla bir baktı da gönlüme yeni bir dağ vurdu. O sevgili kirpü kırarak, kırparak, göz süzerek, karşımda naz ve göz ucu ile gönlümü gıcıklayarak baksın.

Onun bu bakışı gönlümün üzerine taze bir yara daha açsın. Yine cilvelenmeye başlasın, yine naza girişsin. Sevgili nazlanırsa ah ben niyaz ederim. Ey nazlı güzellik selvisi, ne güzel naz ederek tecelli ediyorsun. Aşıklar her an senin bir nazına karşı binlerce dua etmede. Güzel cemalin kutlu olsun, naz elbiseni ezelden kendine giydirmişsin.


Cemâlin Rengi ve Gönlün Kendinden Geçmesi

Yine Hazreti Pirdan, kanımı bile dökse ona helal ettim. Helal sözünü söyledikçe o kaçmaktaydı. Seni ilk gördüğüm anda kanım vebalim helal demiştim. Kan diyetimi sevgiliden istemem, sevgiliden öç almaya kalkışmam demiştim. O nazlı sevgili kanımı an be an dökse de, garip Mustafa hoş gör, şikayet yok. Hatta ana sütü gibi helal et geç. Gönlüm kan denizi olsa da helal ettim. Gönlüm kanlara bulansa da, dudağıma kürdan koydum. Kan kesilmiş gönlümün acısını kimseye söylemedim. Akan kanıma parmak bastı da alnına sür. Ey sevgili cümle alemde senin kurbanın olduğumu anlasın. Garip Mustafa aşkının şahidi olsun. Yaşayan öyle olduğu mezarıma bir uğrah. Kanım sana helaldir. Yine Hazreti Pirden, madem ki topraktakilerin feryadından kaçmaktasın, Kederlilerin yüreğine niye kam saçarsın?

Allâh aşıklarının bedenleri toprağa mensupturlar. Aşıkların feryadından uzaklara gitme. Aşkın gamdan başka ne hüneri var? Ne zamana kadar gamımdan ciğerimin kanını içip duracaksın? Göz yaşlarımla isteğimin namesini yazdım. Gel, gel ki sensiz gamdan ölmek üzereyim dedikçe, Sen uzaklara kaçtın. Bu ne zamana kadar? Dedin ki bana bu yolda öyle bir yolcu gerek ki, İki alemi ateşe versin, yaksın, yandırsın. Bu yola faydasız, ham ve gamsız kişi yakışmaz dedin. Hem de feryadımdan fersah fersah uzak durursun. Gel, gel de feryadımı, acımı, gamımı unutturan ilacımı, dudağımı sun. Hz. Pirden, her sabah doğudan parlayınca seni, Doğu pınarı güneş gibi coşmakta zuhur etmekte buldu.


Gel Gel Ki Gamdan Ölmek Üzereyim — Kapanış

Nasıl her sabah güneş doğan ve ortalığı aydınlatır, ısıtırsa, Güneş ve tüm varlıklar seni bulur ve ancak senden nur alır. Güneş doğmayı da, coşmayı da senden alır. Her an senin derdinden, gamından, gönlümün kanı coşmakta. Gel de gözümün ve gönlümün coşkunluğu artsın, sevinsin kendinden geçsin. Bu akşamlık bu kadar. Ben bu biyotlerin içerisinden böyle çıktım. Siz nasıl çıkarsınız bilmiyorum. 1800. beytten devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Ey şeker dudaklarına paha biçilmeyen güzel, Divanene ne bahaneler buluyorsun? Sen benim feryadımdan uzaklara gittikçe, Bu divana aşıktan hep bir bahane buluyorsun. Bu bahaneleri benim önüme ardı ardı mı sıralıyorsun? Ve diyorsun ki bir nefes sonra, bir nefes sonra, bir nefes sonra, Nereye kadar bir nefes sonra deyip de bu divane ağışını aldatıp duracaksın.

Aldatmak sana yakışır mı? Sen nasıl kandırıkçı bir sevgilisin ki hep bahade, hep bahade, hep bahade diyorsun. sonra diyorsun. Ne zaman bu sonraların sonu gelecek? Ne zaman bu sonraların sonunu gelip sen katına alacaksın? Yine eski günlerdeki gibi senin katında gül dermiye, gül koklamaya ne zaman alıp götüreceksin? Diyelim bu geceyi kapatalım. Yarın saat 14’te bayanların Şebarız programı var burada. Bütün bayan kardeşler davetlidir. Böylece Şebarız programlarımız başladı inşallah. Bu pazar değil, bir dahaki pazarda Mursa’da yapacağız. Ondan sonraki pazarda Gelibolu’da yapacağız. Haklarınız helal edin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Tevhîdi ve Mesnevî 1795. Beyit: Eûzü-Besmele — Nahl 16/98; Lâ ilâhe illâllah’ın efdali — Müslîm, Zikir 5; Mesnevî 1. Defter 1780-1800 arası beyitler (Tâcir’in dönüşünden önceki muhtevâ) — Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî; Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/365; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî.
  • İlâhî Aşk ve Âşıklığın Mahiyeti: Aşk-ın tasavvufî mânâsı — Mâide 5/54 («Allâh onları sever onlar da Allâh’ı severler»); Âl-i İmrân 3/31; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-Kulûb; İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Muhabbe; Ahmed-i Gazâlî, Sevânihu’l-Uşşâk; Aynû’l-Kudât Hemedânî, Tem-hîdât.
  • İlâhî Nefesler Geleneği: Tasavvufî halk edebiyâtında ilâhî ve nefes türüleri — Abdulbâkî Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarîkatler; Mustafa Tatcı, Türk Tasavvuf Edebiyatı; Hayâtî Efendi, Üftâde, Niyâzî Mısrî, Eşrefoğlu Rûmî’nin divân-ları; «Ey güzel yüzlü» nefesinin mazmûnı — klasik ilâhî-nefes formu; Musahipzâde Celâl, Esk-i İstanbul Yaşayışı.
  • Zekât Nisâbı: Zekâtın farziyeti — Bakara 2/43, 110, 277; Tevbe 9/60 (zekâtın sekiz sınıf y-etkilisi); altın için nisâb 20 miskâl (~85 gr), gümüş için 200 dirhem (~595 gr) ve bir sene geçmesi — Buhârî, Zekât 4; Müslim, Zekât 3-5; Ebû Dâvûd, Zekât 2; Tirmizî, Zekât 3; Serahsî, el-Mebsût, Kitâbu’z-Zekât; Kâsâ-nî, Bedâi’ 2/5; «onda bir» (üsur) arâzî; kırkta bir mal — klasik fıkıh kaynakları.
  • Kendi Aksini Görme — Cem-i Hakkı Müşâhede: «men ’arafe nefsehû fe-kad ’arafe rabbehû» sözü — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2/262; İmâm Kâşânî, Istılâhâtu’s-Sûfiyye, bâbu’l-ma’-rife; İbn Atâullâh, el-Hikem, hikmet 57 («Kim kendini bilirse Rabbini bilir»); Muhyiddîn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, bâbu Ma’rifeti’n-nefs.
  • Cemâlin Rengi ve Gönül’ün Kendinden Geçmesi: Fenâ-makâmın ilk mertebesi — Cüneyd-i Bağdâdî, Kitâbü’l-Fenâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/290-292; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbü’l-fenâ; Celâleddîn es-Suyûtî, el-Hâvî.
  • Gel Gel Ki Gamdan Ölmek Üzereyim — Sohbet Kapanışı: Hasret ve iştiyâk — Mü’min 40/60 («Bana duâ edin icâbet edeyim»); Fâtır 35/15-18; hasret duâsı — Hasan-ı Basrî’den gelen rivâyetler — Ebû Nuaym, Hilyet-ü’l-Evliyâ 2/131; Mevlânâ’nın ney kasîdesi — Mesnevî 1. Defter 1-18 beyitler (ayrılığın aşkı).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Zikir, Tevhîd, Nefs, Aşk, Müşâhede. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı