Şeb-i Arûs Etkinliği — CHP Başkanının Ziyâreti ve Şükran
Hazreti Ali Radıllahu Vellâh Hazretlerini, Hazreti Hasan efendimizi, Hüseyin efendimizi, şehid-i kerbela ve ondan sonra olan ehli beyt silsileyi çok severiz. Bu böyle sanki bir sünni oluşum sanki ehli beyti sevemez gibi. Veyahut da Hacı Bektaş Veli Hazretlerini sevemez gibi bir anlayış vardır. Biz tabii normalde böyle özür dilerim. Bu akşam siyasi hiçbir şey konuşmayacağım. Kendi kendime söz verdim buraya gelirken. Dedim ki siyasi konuşmayacağım bugün. Yoksa yapılanları, dökülenleri bir sayfa yazlıydım maddeler halinde. Dedim ki bugün Hazreti Mevlânâ’dan konuşacağım. O yüzden başka bir şey konuşmayacağım dedim. O sözümde kendi kendime tutmak için dilimi ısırırcasına susuyorum şimdi. Şimdi Hacı Bektaş Veli’yle alakalı anma programları yapıyorduk biz daha önce rahatsız oldular Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin anma programlarından.
Sanki bu toprakların insana değil. Alıştırılmışız ya biz. Bize dışarıdan gelecek. Din de dışarıdan gelecek. Bakın din de dışarıdan gelecek bize. Nereden gelecek? Mesela Selefi akım olacak. Nereden gelecek? Vahabi akım olacak. Nereden gelecek? Dayış olacak. Nereden gelecek? Anadolu’nun bağrında yaşamış, yeşermiş, büyümüş, büyük çınar haline gelmiş. Anadolu’dan bütün dünyaya nefesi ışığı, aşkı, muhabbeti gitmiş olan Hazreti Mevlânâ gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Yunus Emre gibi büyük zatları bize unutturmuşlar. Bize bunları hatırlatmamışlar. Ve bize unutturdukları için biz de Hacı Bektaş Veli deyince böyle bir titreme halini alıyor. Benim pirim olur. Bizim komple hepimizin piri olur. O diyor ki yetmiş iki buçuk milletle barışık değilsen kemale ermedin.
O zaman bu müthiş bir yaklaşım. Hazreti Mevlânâ Celaletin Rumu Hazretlerine atfedilen ne olursan ol gel sözünün ayrı bir versiyonu oluyor. O zaman biz yetmiş iki buçuk milletle barışık olacağız. Töleranslı olacağız. Onlara hürmet ve hizmet edeceğiz. O yüzden Hazreti Mevlânâ’yı bir gürültü insan eleştirir, küfrüne fetva verir. Hacı Bektaş Veli Hazretlerine bir gürültü insan, insan diyelim biz yine onlara, eleştirirler, küfrüne fetva verirler. Yunus Emre’yi tanımaz, bir şiirini okumamıştır, bir nefesini tanımaz, onun küfrüne fetva vermiştir.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin 750. Şeb-i Arûsü ve «Ben Kur’ân’ın Kölesiyim»
Balım Sultan gibi veyahut da düşünebiliyor musunuz Balkanlara gittiniz de Sarı Saltık gibi tanımayan kimseler küfürlerine fetva verirler. Ve ne acı bir şey bizim ülkemizin dini yapısı da bunlara teslim olur. Birisi de kalkıp dur kardeşim ya. Siz ne diyorsunuz? Bu ülkenin değerleridir Hacı Bektaş Veli. Bu toprakların değeridir. Hazreti Mevlânâ Celalettin’in Rumi. Bu toprakların değeridir Yunus Emre. Bu toprakların değeridir Sarı Saltık Balım Sultan. Bu toprakların değeridir. Bütün Allâh diyen, resul diyen, vatan diyen, millet diyen herkes bu toprakların değeridir. Sen kimsin? Sen ne oluyorsun? Sen nereden geldiğinde bu insanların küfrüne fetva verdin? Sende İslam terbiyesi yok. Sende İslam terbiyesi olsaydı, la ilâhe illallah Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimseye küfürle itham etmezdin.
Küfürle itham ettiğinde sen kendinin kafir olacağını bilirdin. Ama bizde öyle bir şey yok. Ondan sen müminsin. Ondan değilsen kafirsin. Böyle bir anlayış var. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden her iki sayın başkanı huzurlarınızla teşekkür ediyorum. Yeniden. Biz Sufiyiz. Sufilerin kapısı da gönlü de açıktır. Sufiler kan katil düşmanı olsa kapıya gelse hürmet eder, hizmet eder. Bu sufilerin Adem’den beri geleneği, göreni, örfü, edebidir. Adem’den beri. İlk sufi Adem’dir. İlk sufi Adem’dir. O yüzden misafir bizim için başımızın tacık gönlümüzün sultanıdır. Hepiniz de misafirimsiniz. Hepiniz de başımızın tacık gönlümün sultanısıdır. Allâh hepinizden razı olsun. Ben yaşadığım sürece Kur’ân’ın kölesiyim.
Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyum. Kim benden bunun dışında bir şey söylerse o sözden de o sözü söyleyen de şikayetçiyim diye Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretlerinin 750. Şebu arzunu kutlamak için toplandık. Allâh hepinizden de razı olsun. Hepinize teşekkür ediyorum. Arka tarafta bir sıkışıklık oldu. Böyle mümkünse erkek arkadaşlar ta böyle geriye doğru gidebilirler. Biraz sandalyeleri öne doğru sıkıştırın. Ben buraya bir bu kadar daha insan aldırırım. Merak etmeyin. Burada kısa bir programımız olacak. Az bir sıkışıklık olabilir. Aynı şekilde burası içinde geçerli. Biraz daha ön tarafa gelin. Birinci sıra değil. Birinci sıralar. Siz yerlerinizi koruyun. Normalde dışarıda kalan arkadaşlar buradan arka taraftan dışarı doğru bu arka tarafı da doğsunlar.
Evet, kapının önü yığılma olmasın. Allâh razı olsun hepinizden. Teşekkür ederim. Arka taraftaki sandalyelerde oturan ııı erkek arkadaşlar lütfen bayan kardeşlere yer versinler. Aynı şekilde burada da görevli arkadaşlar arka taraftan arka tarafa erkek arkadaşları nakletsinler. Ben askerde çalıştım. O yüzden böyle bir ııı nakilleri iyi bilirim. Iyi bu konuda şey yaparım. Sesim de gördü askerdeyken. Taburu ben yürütüyordum. Murtaza benim namımı duymuşundur Doğu Bayastağ. Demişlerdir burada İzmirli bir dış posta vardı. Şöyleydi böyleydi diye. Murtaza benim çömezim. Benden sonra Doğu Bayastağ gelmiş. Ben gözlerinizdeki heyacanı görmek istediğimden herkese içeri alıyorum. En has göz tepeli, İzmir’in göz tepelesi, hoş geldin.
Senin yerin bende çok farklı. Ya neredeyse burada göz tepe diye bağıracağız bak. Tamamız evet. Yavaş yavaş inşallah. Bugün daha hoş konuşmalar yapabilirdik. Yapacağız da ama önce bir resim çizmek istedim. Düşünebiliyor musunuz? Gazze’de yirmi bine yakın insan ne yazık ki şehit oldu, can verdi. Tabii biz Gazze’ye bakarken Çin’de Uygur’uları görmezden geliyoruz. Işin içerisinde siyasi devletsel problemler giriyor. Uygur’u unuttuk, unutturuldu. Ama Gazze’de yirmi bin insan şehit oldu. Çin’de Uygur’da, Sincan bölgesinde ne yazık ki Müslüman Türkler hepsi de zulüm altında. Suriye kan akıyor, Irak kan akıyor, Libya kan akıyor, Lübnan kan akıyor ve dünyanın değişik merkezlerinde ne yazık ki bu Müslüman kanı harıl harıl akıtılmakta.
Ve ne yazık ki dünya buna kör ama asıl biz Müslümanız diyen ülkelerin başındaki liderler kör. Ne yazık ki Müslüman dünyanın başındaki liderler ne yazık ki dünya medyası ve o dünya üzerindeki kurum ve kuruluşlar bu siyonist katliama kör ve sağırlar. Ben böyle eee zaman zaman söylüyorum ya bize düşen şu oluyor.
Sokak Dîni, Kitap Dîni ve Buhârî’deki Hadîsler
Sanki çok mata bir şey yapmışız gibi çok özür diliyorum hepinizden de. Biz gıyabi cenaze namazları kılıyoruz. Biz gidiyoruz kahve yerlerine basıyoruz. Kahvelerde kahve içenlere kızıyoruz. çok onlarla bir şey elde edilecekmiş gibi veya çok önemliymiş gibi. Veyahut da mitingler düzenliyoruz. o mitinglerle bir yere varılacakmış gibi kendi kendimize aslında bizim gazımız alınıyor. Diyorlar ki biz sizin biraz gazınızı alalım. Siz oturun oturduğunuz yerde. Sakın bir hareket yapmayın. Sakın bir şey de yapmayın. Siz koyun olmaya devam edin. Bu koyunluya devam ettiğiniz müddetçe sıkıntı yok deniliyor. Türkçesi bu. Ya da benim anladığım bu. Ve ne yazık ki Müslümanların İslam coğrafyasında kanı akıtılırken Avrupa’da ve Amerika’da baskı altında tutulurken biz bir Şeb-i Aruz kutluyoruz.
Bunu es geçerekten Şeb-i Aruz’a girmeyi vicdanen gönlüm razı olmadı. bu acının içerisinde bu sancının içerisinde bir Şeb-i Aruz kutluyoruz. Bu acının ve bu sancının içerisinde evet eğer dünya üzerindeki Müslümanların kanı akıtılırken dünya üzerindeki bütün insanlık emperyalizmin pençesinde inim inim inlerken ve dünya insanlığı emperyalizmin pençesi altında ütülürken kanı namusu şerefi haysiyeti bütün dünya insanlığının iki paralık edilirken biz bunları es geçip bunları görmemezden gelip Şeb-i Aruz kutlama noktasında değiliz. Ama bunun kurtuluşu Müslümanlar için gerçek hakiki Allâh ve Resulünün indirdiği dini öğrenip o merkezde düşünüp o merkezde yaşamakla alakalı eğer biz hala da başkalarının dinini alıp da bunu din gibi algılıyorsak ve hatta başkalarının din anlayışını kendimize din anlayışı olarak aldığımız müddetçe biz uyanamayacağız.
Ne zaman ki biz gerçek köklerimize gerçek dini manevi köklerimize iner biz onlardan dini öğrenirsek o zaman uyanacağız. O zaman anlayacağız. Ben bunu ilk İslam olduktan sonra benim söylüyorum ya sohbetlerde ilk okuduğum kitap Mesnevi diye ben o zaman anladım bunu. Ben ilk Buhârî okuduğumda anladım. Sokaktaki din ile bize dayatılan öğretilmeye yaşatmaya çalışılan din ile kitaplardaki din aynı değil. Buhârî’deki hadislere baktığınızda veyahut da eski tefsirlere baktığınızda o din ile bugün Diyânetin, ilahiyatın bize dayattığı din farklı. Belki de bu farkı açık yüreklilikle kendimce gür bir seda ile ben bunu söylediğimden ensemde boza pişiriyorlar. Ama bu beden bu bedende bu can var olduğu müddetçe ben bildiğim hak ve hakikati haykırmaya devam edeceğim.
Çünkü hakkın sesi en gür sesdir. Az bir topluluk olabilirsiniz. Ama eğer ki sesiniz hakkın sesi ise deccalı ırgalar, şeytanı ırgalar, firavunu ırgalar, Nemrut’u ırgalar. Nemrut’u tahtından eden İbrahim aleyhisselâm’dı. Etrafında çok insan yoktu. Ama Nemrut’u tahtından etti. Musa aleyhisselâm bir avuçtu. Firavunu tahtından etti. Firavunu tahtından etti. O zaman sizin azlığınız, çokluğunuz önemli değildir. Ya sizin hak ve hakikati konuşmanız önemlidir. Hazreti Muhammed Mustafa bir avuçtu. Bir avuçtu. Hak ve hakikati söylediğinden dolayı Mekke feth oldu, Kureyş teslim oldu. Hak ve hakikati konuştuğundan. O zaman sizin çoklukla işiniz yoktur. Sizin neyle işiniz vardır? Hak ve hakikati doğru bildiğinizi haykırmakla işiniz vardır.
O hak ve hakikati siz haykırırsanız sizin azlığınızı çok eder. hendekte azdılar ama çok olan düşmana galip geldiler. Azdılar. Ama çok olan düşmana galip geldiler. Demek ki azlık da çoklukla alakalı değil. O yüzden Müslüman ülkelerin devlet başkanlarının siyonizmin pençesinde esir olduğunu gördükten sonra İslam dünyasının bunu tekrar gözden geçirip yeniden yeniden dirilmeye ihtiyacı vardır. Avrupa’da biz Hristiyan olarak nitelendirdiğimiz veya başka dinlere mensup olarak nitelendirdiğimiz toplumlar dünya üzerindeki katliamlara ses çıkarırken İslam dünyasının başındaki devlet başkanları böyle cılız açıklamalarla meseleyi geçiştirdiklerini o zaman normalde sizin önünüze sererekten vazifemi yaptığıma inanıyorum.
Bu şartlar altında biz bu mücadeleden hak ve hakikati haykırmaktan geri mi duracağız?
Sûfî’nin Tamam-iyyet Sevgisi — Taş, Toprak, Ot ve Hayvan
Hayır. Daha da ümidimizi arttırıp daha da çalışmalarımızı fazla araştırarak tan hayatımıza devam edeceğiz. Nerede bir zulüm varsa zulme karşı mücadele etmek, nerede bir haksızlık, arsızlık, uğursuzluk var ise ona karşı durmak insani vazifemiz. Ama bu güç, bu vazifeyi nasıl yerine getireceğiz? Kendimizi yenileyip yeniden Bismillah diyerekten her gün yola çıkaraktan. Bu yeniden Bismillah diyip önce biz Sufiler kendi hayatımıza çeki düzen verip ve ondan sonra etrafımızı ve ülkemizi ve dünyayı değiştirme ve dönüştürme ülkümüz ve hedefimiz olduğu müddetçe biz doğru yolda oluruz. Bir Müslümanın bir Sufi’nin hedefi önce kendisini değiştirmek ve dönüştürmek sonra etrafını değiştirmek ve dönüştürmek sonra yaşadığı toprakları değiştirmek ve dönüştürmek sonra da bütün insanlık alemini değiştirmek ve dönüştürmekle mükelleftir.
Nasıl Hazreti Mevlânâ yedi yüz elli yıldan beri nefesi tükenmediyse nasıl Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin yedi yüz elli yıldan beri nefesi tükenmediyse nasıl Yunus Emre’nin nefesi yedi yüz elli yıldan beri Hacı Bektaş-ı Veli’nin Yunus Emre’nin Balım Sultan’ın Sarı Saltuk’un nasıl nefesleri yedi yüz elli yıldır sekiz yüz yıldır hiç tükenmediyse onların bağlı bulunduğu, bağlı bulunduğu nefes aldığı yer Allâh aşkıdır. Onlar Allâh aşkına bezenmiş, Allâh’ın boyasıyla boyanmış, Allâh’ın boyasıyla boyanmış ve Allâh’ın boyasıyla boyandıklarından dolayı o kutlu nuru, o kutlu feyzi almışlar ve üzerinden yedi yüz elli yıl, sekiz yüz yıl, bin yıl geçmesine rağmen nefesleri tükenmemiş. Çünkü ilahi kelamda Cenâb-ı Hak müminleri tarif ederken o müminler ki Allâh’ı şedid bir sevgi, yüksek bir sevgi ile severler buyurur.
O zaman müminin en yüksek, en âli derecede sevdiği Allâh’tır. Mümin Allâh’ı sevmenin önüne hiçbir şeyi koymaz. Ne sizin şeyhiniz, ne sizin piriniz, ne sizin siyasi liderleriniz, ne de sizin hocalarınız, hacılarınız, ne de sizin herhangi bir peygamberiniz Allâh sevgisinin önüne geçmez. Önce Allâh sevilir ve Allâh sevilirken en yüksek derecede sevilir. En âli derecede sevilir. En âli derecede sevilir. Onun önüne geçecek olan hiçbir sevgi yoktur. Sufiler Allâh’ı sevdikleri gibi bir çıt altı Hz. Peygamberi severler. Bir çıt altı da büyük zatları severler. Sufiler onları da severler. Sufiler eşlerini de severler, çocuklarını da severler, akrabalarını da severler, komşularını da severler, ülkelerini de severler, ülkelerinde yaşayan insanları da severler, insanlığı da severler.
Sufiler bunları derin bir sevgiyle severler. Sufiler taşı, toprağı, otu da severler. Hayvanları da severler. Sufiler varlığı tamamiyetle severler. Çünkü varlık tamamiyetle aşkın tecelliyatıdır. Sevginin tecelliyatıdır. Sufiler severler. Sevdikçe severler, sevdikçe severler. Sevdikçe kemale ererler. Sevdikçe olgunlaşırlar. Sevdikçe insan olmanın hususiyetlerine varırlar. Ancak seven insan insan olur. Insan sevmiyorsa sevmiyorsa. Haşa, Hazret-i Mevlânâ’nın sözü öyledir. Aşktan nasibi olmayanın, eşekten farkı yoktur der. Bana bu okuduğumda ilk önce ağır geldi dedi ama sonradan baktım ki dedim ki ya koca pir gerçekten dedim ya sen edeble söylemişsin. Ya bu daha ağır söylenecek bir sözmüş. Sebep?
Çünkü insanı insan eden, insanı kemalete erdiren sevgidir. Bir kimsenin sevgisi yok ise gerçekten onun taştan farkı yoktur. Taştan farkı yoktur. O yüzden seven bir insandan korkmayın. Aşık bir insandan korkmayın. Hatta seveni sevin. Seveni sevin. Ne dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri? Davut’tan söyledi. Dedi ki ya Rabbi seni seveni seni sevdireni seni sevgini seni seveni ve sevdireni bana sevdir dedi. Başka bir rivayette de ne dedi? Bana çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bana da sevgili kıl dedi. Demek ki bütün alem bütün varlık sevgiyle yaratılmıştır. Sevgisiz değil ve etrafınızda sevgisiz insanlar var ise onlara sevgi aşılayın. Bıkmayın, usanmayın.
Onlara sevgi aşılayın. Sebeb eğer o sevmeyi öğrenmezse kötülüğünü zehrini yine bize akıtacak. Kötülüğünü zehrine gene etrafına akıtacak.
Âlemdeki Her Şey Sıfat-i Subûtînin Tecellîsidir — Râbıta
Biz sufiler fedakar olalım. Etrafımızda sevgiden nasibi olmayanları dahi severekten sevgiyle onları terbiye edelim. Hazreti Pir böyle bir sevginin içinde böyle bir sevginin yolunda bir zattır. O yüzden onun o sevgi üzerine aşk üzerine kurmuş olduğu doktrin o yüzden ayaktadır. O sevgi doktrini o sevgi yolu ayakta durmasının sebebi insanların batınına dokunduğu için kalbine dokunduğu içindir. Ve o sevgi yolunun muhteşem insanı hayatını Allâh sevgisine Resûlullâh sevgisine insan sevgisine adamış. Ve öyle adanmış ki sevgiden başka bir şey konuşmamış. Ve her şeyi sevgi üzerinde yoğunlaştırmış. Demiş ki bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adam akıllı temizlendi. Ey bizim sevdası güzel aşkımız, şadoğul.
Ey bütün hastalıklarımızın hekimi, ey bizim kibir ve azametimizin ilacı. Ey bizim eflatunumuz, ey bizim kalinusumuz diyerek ilahi aşka varan kişinin hırstan, tamahtan kesileceğini maddi manevi bütün hastalıklarının ilacını bulacağını ve bu ilacın da Allâh ve Resulunu her şeyden fazla severek ilahi aşka vararaktan oluşacağını bize söylüyor. Eğer o kimse ilahi aşk şerbetini Mansur şarabını dudaklarına sürmediyse hırstan, tamahtan maddi manevi marazlardan hiçbir zaman kurtulamayacaktır. Ne zaman ki Mansur şarabını dudaklarına damlatıldı, ne zaman ki o Allâh’ın cemali sıfatıyla fena olup, cemale ulaştı, o zaman kötü alışkanlıklardan ve kötü sıfatlardan hepsinden kurtulmuş olacak. Eğer ki o cemalullah da fena olmazsa ne yazık ki o kötü huylardan o kötü nefsi problemlerden kurtulamayacak.
Yine Hazreti Pir Efendimiz toprak beden aşktan göklere çıktı. Dağ oynamaya başladı, çevikleşti. Ey aşık! Aşk turun canı oldu. Tur sarhoş, Musa da düşüp bayılmış. Evet, Hazreti Pir Efendimiz bir kimsenin ilahi aşkla uruç ederekten bu toprak bedenden sığrılacağını, bu toprak bedenden sığrılacağını ve uruç edeceğini, yükseleceğini bu ilahi aşkla yürüyebileceğini ötelere doğru kana çırpacağını söyler ve der ki ey aşık! Aşk turun canı oldu. Buradaki aşktan kasıt Cenâb-ı Hak’ın zatıdır. O yüzden turun canı oldu der. Tur nedir? Tur-i Sinadır. Musa aleyhisselamın Allâh’la görüşme yaptığı, konuşma yaptığı yer ve o görüşürken, konuşurken ben seni göremez miyim dediğinde ey Musa daha bak dedinde, daha tecelledince Musa’nın bayılması kendinden geçmesidir.
Ama biz Muhammediler için tur-i sinaya ihtiyacımız yok. Bizim oturduğumuz secde secdademiz tur-i sinamız, duamız tur-i sinamız, aşkımız, aşıklığımız tur-i sinamız. Eğer sen gerçekten Cenâb-ı Hak’a aşk ile yürür, onu sever, ona aşık olursan sen tur-i sinadasın. o zaman sen cemal perdesindesin ve cemal perdesinden ayılmadan hep o sarhoşlukla mansur sarhoşluğuyla hayatına devam edeceksin. Bu mansur sarhoşluğu kendinden geçmek değildir. Mansur sarhoşluğu her dem Allâh’ı her an tecelliyat noktasında sıfatsal olarak o tecelliyata mazhar olduğunun uyanıklığını yaşamaktır. Ve bu varlık alemi onun sıfatlarının tecelliyatıdır. Sen varlık alemindeki bütün her şeyi onun sıfatsal tecelliyatları olarak görür, onun sıfatsal tecelliyatları olarak sen bunu râbıta eder, bunu düşünürsen o zaman sen ne tarafa yüzünü döndürürsen döndür, Allâh vedçesi o taraftadırın sırrına ermiş olursun.
O zaman sen yetmiş iki buçuk milletle dağla da taşla da otla da barışık olursun çünkü varlığın bütün üzerinde tecelli eden Allâh’ın sıfatlarından başka bir şey değildir. Ve senin sevmediğinin üzerinde dahi Allâh’ın sıfatsal tecelliyatı vardır. Senin sevmemen senin gönül eksikliğindendir. Kemala ermediğindendir. Sen sevmekle mükellefsin. Sen sev Allâh’ın yarattıklarını Allâh yarattığı için sev. Taşı da sev, toprağı da sev, bitkiyi de sev, hayvanı da sev, insanı da sev, kocanı da sev, karını da sev, çocuğunu da sev, anne babanı da sev. Sen selamünaleyküm diyene sev. Hatta sen sana selam vermeyeni bile sev. Hatta sana düşmanlık edeni de sev. Hatta sana kötülük edeni de sev. Eğer ki sen kemala ermek istiyorsan, Hazreti Muhammed Mustafa’ya uy ne dedi?
Râzı Olmak — «Yastığım Taş İdi Ama Gönlüm Hoş İdi»
Sen selam vermeyene selam ver. Ne dedi? Sana gelmeyene sen git dedi. Tevazu gösterdi. Alçak gönüllülük gösterdi. Demek ki sevmeyeni sevmek er kişinin işidir. Herkes ne yapar kendisini sevmeyeni sevmez. meşhur ya sev seni seveni aslı şöyle olsa da sevmeseni sevmeyeni Mısır Mısır’a sultan olsa da. Yok biz Mısır Sultanını da severiz. Aslı kim olursa olsun onu da severiz. Değil mi ki insan olarak o yaratıldı? Değil mi ki Allâh ona kendi ruhundan ruh üfledi. Kendinden ruh üfledi. Hangisini sevmezsiniz? Kimi horhakir görürsünüz? Gerçek manada horhakir gördünüz. Allâh’ın kendi ruhundan ruh üflediği kimse. Sen kendi perdende ayırırsın. Bu mümindi, bu kafirdi, bu Hristiyan’dı, bu Yahudi’di, bu ata tapıyordu, bu puta tapıyordu.
Bu eşeğe tapıyordu, bu ineğe tapıyordu, şuna tapıyordu, bunu tapıyordu. Ama Hazreti Muhyiddini, Arabe Hazretleri der ki bütün tapınışlar onadır. Neden? Tapındığı cismi de yaratan, o cismin üzerinde de sıfatsal tecelliyeti yaratan odur. Hazreti Pir diyor ki bize her şey maşuktur. Öğretiye bakın. Her şey maşuktur. Maşuk nedir? Sevilen. Maşuk sevilen. Her şey maşuktur. Aşık bir perdedir. Yaşayan maşuktur. Aşık bir ölüdür. Kimin aşkı meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir. Vahlar ona. Aşk özür dilerim. Sevgilinin nuru önde artta olmadıkça ben nasıl önü sonu idrak edebilirim? Aşk bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister. Aynen gambaz olmaz da ne olur? Aynen bilir misin neden gambaz değil? Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan.
Hazreti Pir kendi silsilesinden gelen zatlardan daha ileri bir şey söyler. Ben o yüzden derim. Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri veyahut da o ekol bazı şeyleri keskince söyler ama Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri en keskin, en grift bir meseleyi yumuşak bir tatlılıkla söyler. Der ki her şey maşuktur. Hazreti Pir’in yolundan gidiyorsak o zaman her şey maşuktur. Sakın ha etrafındaki herhangi bir şeye kem gözle bakma. Sakın ha etrafındaki herhangi bir şeyi kırma, dökme, üzme. Sakın ha sebep etrafındaki her şey maşuksa kırdığında maşukun gönlünü kırdın. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya dedi ki eğer ki birine teşekkür ederseniz bu Allâh’a teşekkürdür. Bakın bir şeye teşekkür ettin Allâh’a teşekkür ettin.
O zaman senin teşekkür ettin nesneye bakma. Sufiler niçin yorgana teşekkür ederler? Yorganı örtünürlerken derler ki Mevlevi Sufiler’e yorgana derler ki teşekkür ederim. Sen olmasaydın ben üşürdüm. Kıyafet giyerlerken kıyafete teşekkür ederler. Derler ki sen olmazsaydın örtünemezdim. Yastıya başını koyacakları zaman yastıya teşekkür ederler. Derler ki yastıya sana teşekkür ederim. Sen olmasaydın boynum ağrıdı, belim ağrıdı. Yatağa teşekkür ederler. Derler ki sen olmasaydın ben hânesinde yastığım, taş, altım, çamur, üstüm yağmur olarak yatardım. Ama Erzurum’la aşık ona ne demiş? Yine de gönlüm bir hoşiydi demiş. Neydi Türk’ü? Dün gece hânesinde yastığım bir taş idi. Altım çamur üstüm yağmur yine gönlüm hoşiydi.
Bizim bu toprakların aşıkları insanı can evinden vuruyor. Can evinden. O zaman yarhanesine gittiğinizde öyle bu yatakta mı yatacağım? Bu yorganda mı? Dişen ki dün gece hânesinde yastığım bir taş idi. Dün gece hânesinde yastığım bir taş idi. Altım yağmur üstüm çamur yine gönlüm hoşiydi. Altım çamur üstüm yağmur yine gönlüm hoşiydi. Şikayet yok. Yağmur da olsa çamur da olsa yastığın taş da olsa ondan razı ol. Şikayet yok. Ondan razı ol. Siz bunu Türk’ü olarak dinlediniz. Ben bunu bir aşığın nefesi olarak söylüyorum. O aşık ne güzel razı olmuş bir aşık ki hânesinde yastığım taş idi ama gönlüm hoş idi diyor. Yastığım taş idi ama gönlüm hoş idi. Bakın razılıkta zirve yapmış. Razılıkta zirve yapmış.
Bu Müslümanlar Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin toprağın üzerine secde ettiğini unuttu. Unuttuğu için bu hale geldi. Bu Müslümanlar Hazreti Muhammed Mustafa’nın bir Ramazan gününde itikafa girdiğinde çamura secde yaptığını unuttu. Unuttuğu için bu hale geldi. Bizim şimdi mescitlerimiz ultra lüks, kocaman camilerimiz var.
Şems-i Tebrîzî ile Mevlânâ Hâtırâsı — Havuz Kıssası
Hangi paradan yapıldığı belli değil. O yüzden duası kabul değil Müslümanların. O yüzden heder olmuş. Eğer ki ne zaman çamurun üstünde namaz kılmayı göze aldınız, ne zaman ki taşı yastık etmeye göze aldınız, ne zaman ki yağmur, çamur dinlemeden hak ve hakikat yolunda yürümeye azm ettiniz ve yürüdünüz, o zaman kurtuluşa erdiniz. Öbür türlü esirsiniz. Manevi manada. O esaretten kurtulamazsınız. Yastığın esiri, yatağın esiri, yorganın esiri, kıyafetin eski esiri, arabanın esiri, koltuğun esiri, yemenin esiri, içmenin esiri, modanın esiri. Paranın esiri, makamın mı esiri? Paranın esiri, makamın esiri ve dini düşünmezsiniz. Esaretiniz devam eder. Güç ne tarafta o tarafa yönelirsiniz. Rüzgar ne taraf eser o tarafa yönelirsiniz.
Hak ve hakikat sizden çekilir. Hak ve hakikat öyle o yolun yolcusunda durmaz. Hazreti Pir diyor ki, Hazreti Pir diyor ki siz o ilahi aşka, o ilahi aşka ererseniz evet siz o zaman her şeyi maşuk olur görürsünüz. O fenada olursanız siz o zaman bütün varlığa baktığınızda varlığın üzerinde tek tecelli eden Allâh ve sıfatlarının olduğunu görürsünüz. O zaman normalde bu o ııı sıra erişirsiniz. O sıra erişmenizin yolu ancak oradan gider. Ve Hazreti Pir diyor ya o sevgilinin nuru olmadıkça ben önümü ardımı göremem ki. Neden? O sevgilinin nuru size ışık saçar. Yol gösterir. O sevgilinin nuruna ulaşmak içinde Allâh’ı her şeyden fazla sevmek. Çünkü Allâh âyet kerimede yerlerin ve göklerin nurudur der. O zaman yerlerin ve göklerin nuru Allâh ise onun içerisindeki olan bütün varlık senin için ne oldu?
Maşuk oldu. Eğer o maşuk olma yolunda görmezsen ve insanları ayırt edersen, eşyayı ayırt edersen, Allâh’ın sıfatlarının tecelli ettiği bir şahıs, bir kimse veyahut da bir oluşum olarak görmezsen o zaman sen gönlün o müjdeyi almamış o sırlara erişmemiş olur. Çünkü Hazreti Pir diyor ki önümde ardımda onu göremezsem o zaman diyor benim aynam tozlanmış. O yüzden aynam haber vermez. Aynadan kasıt ne? O kimsenin gönlü. Gönlü tozlanmış. Gönlü insanın neden tozlanır? Neden kirlenir? Neden pislenir? Günahı kebailerden kirlenir, pislenir. Heva hevesten kibirden kirlenir, pislenir. Günahlara dalarsanız, heva heveye koşarsanız, nefsinize uyarsanız sizin gönlünüz size bir şey söylemez. ne ararsan kendinde aradığın Yunus’un siz sözüne de kulak asmamış olursunuz.
Çünkü Allâh bütün insanların gönlüne tecelli edendir. O gönlü parlatırsanız sizin de gönlünüze tecelli eder. Peki gönlü neyle parlatırız biz? Gönülleri parlatan şey Allâh’ı zikirdir. Iman ederiz. Ibadetleri ederiz ama ama en önemli şey Allâh’ı zikrederiz. Allâh’ı zikretmek Ankabut âyet kırk beş en büyük iştir. Bu Allâh’ı zikretmeyin. Normalde bize sonradan başka türlüye döndürdüler. böyle kötü örnekleri koydular bizim önümüze. Bu yirmi sekiz Şubat döneminde Ali Kalkancı gibi bazı böyle çizgi dışı kimseleri bizim önümüze koydular. Veya böyle yol kaçkını derler sufiler öylesine. Yol azgını olan kimseleri bizim önümüze koydular. Allâh’ı zikir en büyük iştir. Allâh’ı zikretmeyen az zikredenleri Cenâb-ı Hak münafıklık alameti olarak söylüyor bize.
Diyor ki münafıklar Allâh’ı az zikrederler. Dünya sistemi bizim çok zikretmemizi istemiyor. Sebeb ne biliyor musunuz? Hakikati göreceğiz. Çok zikredersek kalbimiz aydınlanacak. Ve biz hakikati göreceğiz. Neyin ne olduğunu öğreneceğiz. Neyin ne olduğunu bileceğiz. Çünkü öyle zikredersek Allâh hakikati bizim gönlümüze tecelli ettirecek. Öyle seversek Cenâb-ı Hak doğruyu bizim gönlümüze tecelli ettirecek. Bakın Yunus Emre, Yunus Emre hafız değildir. Yunus Emre Kur’ân kursu talebesi değildir. Yunus Emre medrese talebesi de değildir. Hacı Bektaş Veli Hazretleri medrese talebesi değildir. Hacı Bektaş Veli Hazretleri hafız da değildir. Özelliği ne? Hazreti Mevlânâ medrese talebesidir. Ama onu irşad eden onu aşk yolunda cezbesiyle çeken Şemsettin’i Tebriz’i ne medrese alimidir ne medrese hocasıdır.
Şemsettin’i Tebriz’i onun manevi hocasıdır. Hatta rivayet edilir ya.
Mevlânâ’nın Üzüntüsü ve Şems’in Göklü Gidişi
Yani bütün kütüphanesini alır devrilir atıverir şeyin içine. Havuzun içine. Hazreti Mevlânâ çok üzülür. Der ki üzün onun üzüntüsünü görür. Der ki neden üzüldün? Der ki babamın hediyesi vardı içinde dört cilt. Avara fül marif. Bunun için üzüldün der. Evet der. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der. Havuzun içerisine eline sokar. Dört cilt avara fül marif elinde. Bunlar mı der? Verir. Hazreti Mevlânâ’ya. Hazreti Mevlânâ celaltır, ruma zetir şokta. O esnada şeyhtir Hazreti Mevlânâ. Icazetli bir şeyhtir. Dergahı vardır, kürsüsü vardır. Ama aşk kanadı yoktur. Aşk kanadını kim takar? Allâh’ın izniyle Şemsettin’i Tebriz’i takar. Şemsettin’i Tebriz’e baktığınızda tarihçesinde tarihçe hayatında hafızlı yok.
Bir medresede talim görmüştü yok. Bir medresede diş çöküp ilim öğrenmesi de yok. Ama o ilim deryası olan Hazreti Mevlânâ celaletin, rumu hazretlerine diş çöktüren ilahi aşk var. O ilahi aşkın piri. O yüzden o pirin önünde o diş çekiyor. Bakın Hazreti Mevlânâ alim, Hazreti Mevlânâ medrese alimi, talebeleri var. Devletin arkasında desteği var. Karıştırmayın devletleri. Devletin arkasında desteği var. O alim zat babasının kitaplarını eline sokup da havuzdan çıkaramıyor. Aşk ehli, aşk ehli. Onun eli Allâh’ın eli olmuş. Ha ne diyor ya Hadd-i Kutsi’de benimle görür benimle duyar benimle söyler benimle tutar benimle yürür. O sırla sırlanmış aldı kitapları Hazreti Mevlânâ dedi ki bunlar mı? Evet dedi.
Kim? Hazreti Şems. Hazreti Mevlânâ o yüzden dedi canım Şems günüm Şems. Dinim Şems, imanım Şems sen olmasaydın ne Allâh’ı tanır bilirdim ne de Resûlullâh’ı bilirdim dedi. Söyleyen kim? Büyük alim Hazreti Mevlânâ. Demek ki Allâh aşkı böyle bir şey ve o aşka erişen kimse o aşkla buluşan kimsenin Cenâb-ı Hak gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı oluyor. Onunla görüyor, onunla konuşuyor, onunla duyuyor, onunla tutuyor. O onda fani olmuş. Allâh onu öyle bir cezbeyle kendine çekmiş. Onu kendine çekmiş. Ben onu tarif ederken böyle hıs diye çeker ya bir şey. Allâh kulunu öyle çekmiş. Öyle çekince kendisinde fani etmiş onu. Kendisinde fani etmiş. Bu Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bu Cenâb-ı Hak’ın ötelerden bir seçmesi.
Bunda yapacak hiçbir şey yok. Allâh Resûlü de o yüzden kalbe cila verecek olan şey Allâh’ı zikirdir der. O zikirle bakın bütün kardeşlere söylüyorum. Bütün ümmeti Muhammed’e söylüyorum. Allâh’ı zikretmek için herhangi bir şeye ihtiyacınız yok. Ne şeyhe ihtiyacınız var, ne müride ne mürşide, ne hacıya, ne hocaya, ne kitaba hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Arkadaşlar kıymetli dostlar. La ilâhe illallah zikrin en büyüğü ve en eftaledir. Herkes çok rahat yapabilir. Ha cemaatta zikir muhteşem bir şeydir. Hadis-i şerifte İmam Muhammed Hazretleri nakrettiği hadîs-i şerifte diyor ki oradan af olmuş olarak kalkınız. Nereden? Cemaat olan zikrullahdan hatta İmam Muhammed Hazretleri’nin ilavesi var. Diyor ki geçmiş günahları hayra çevrilmiş olarak kalkınız.
Hatta başka bir hadisi kutsal ediyor ya o kimse oraya gitmişti seyretmek için gitmişti. Melekler oradan bir topluluk dedi ki yarabbi bu buraya seyretmek için gelmişti. Cenâb-ı Hak cevap veriyor. Allâh’ı zikreden meclis için. O meclis öyle bir meclistir ki orada bulunanlar ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz. O yüzden hepsini affettim diyor. Bu cemaatta olan zikrullahın fazileti. Demek ki cemaatta olan zikrullâh daha faziletli. Hatta hadîs-i kutsal’de diyor ya kim beni bir cemaat içinde anarsa ben onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. Kim beni kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. Demek ki cemaat olan zikrullâh en faziletlisi. Evet. Rabbim bizi onlardan eylesin. Aşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır.
Bir de aşıkların hastalıkları var. güzellikleri anlattık şimdi hastalıklarını anlatmayalım mı? Aşk Allâh sırrılarının usturabıdır. Aşıklık buralara dikkat edin. Öğrendiğiniz dinlerden farklı bu sanki. Siz öğretilenlerden farklı bu. Diyor ki aşıklık ister o cihetten olsun, ister bu cihetten. Akıbet bizim için o tarafa kılavuzdur.
Sevmekten Korkma — Sevgi Zeminâ; Zarar Etmezsin
Yani senin aşıklığın neye olursa olsun. Ister bu tarafa olsun, ister o tarafa olsun. Sana kılavuzdur bu. Sen yeter ki aşık ol. Sen yeter ki bir şeye aşık ol. Bir şeye aşık ol. Geçenlerde Kırşehir’e gittim. Orada genç talebelerden birisi dedi ki sevmek haram mı dedi bana. Ne zamandan beri sevmek haram olmuş dedim. Şok oldu herkes durdu bir anda. düşünebiliyor musunuz? biz çocuklarımıza sevmeyi haram öğretmişiz. Ya sev. Sev. Sevmek haram değil. Babanı sev, anneni sev, eşini sev, çocuğunu sev. Sev ya sev. Sevmekten korkma. Neden sevmekten korkarsın? Neden aşık olmaktan korkarsın? Korkma sev sevebildiğin kadar zarar etmezsin merak etme. Sevmekten kimse zarar etmez. Aşık olmaktan kimse zarar etmez.
Aşıklıktan korkmayın. Evet aşığa dışarıdan baktığınızda bir vahşet gibi görünebilir. Çünkü biraz Müslüm’den olsun, Aişe’nin gözü kör, kulağı sağırdır ya. Aslında o hadîs-i şerîf medni. Bakın hadîs-i şerîf mednini biz Müslüm’den dinleyince sevdik. Oysa o hadîs-i şerîf, hadîs-i şerîf’te Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Aişe’nin gözü kör, kulağı sağırdır der. Hadîs-i şerîf bu. E Müslüm bizim toprakların Müslümü. Ne yapalım? Atalım mı kendine? Biraz arabesk yönümüzde var. Eee birazdan fazla tabii de ne diyor aşığın gözü kör, kulağı sağır. Evet aşık maşûndan başka bir şey görmez. Ondan başka bir şey duymaz. Neyi görse maşûhu bilir onu. Neyi görse? bizim olan mecnun çünkü çok mecnun var.
Ta sümerlerde bile mecnun var. Sümerlerin de mecnun var. Demek ki her dönem aşıklar var. Her dönemin mecnunları var. o bizim mecnun. Böyle bir çok affedersiniz. Merkebe bakarken böyle aşıklıktan nasip olmayan bir kimse demiş ki bu merkepte ne gördün ki demiş. Neden böyle bakıyorsun? Demiş gözlerine bakıyorum. Gözleri nasıl Leyla’nın gözüne benziyor? Aşık ondan başka bir şey görmez. Mesnevi’de geçer ya hikaye. Nası me Beylül Danenin abisi. Kim? O zamanın kralı. Çağırır mecnunu. Ne o? Der ki bu Fuat kime aşık oldu böyle? Pardon. Leyla’yı çağırır. Leyla’yı dediler açın camların perdelerini açarlar bakar. Leyla kara kuru bir şey. İçinden der ki ya bunu mu sevdi bizim Fuat? Kara kuru bir kimse. Tabii der ki bir konuşturayım bakayım.
Der ki sen o Leyla mısın? Leyla tam Leyla muhteşem. Leyla muhteşem. Der ki ben o Leyla’yım ama sen mecnun değilsin. Sende ki göz mecnunun gözü değil. Leyla’lar kıymetli. O zaman bütün bayanlar birer Leyla. Gerçekten bayanlara baktığınızda sizin Leyla’nız olsun. Leyla hava yaptı ya Adem gel dedi. Ne havaysa Adem tıpış tıpış gitti. Ye dedi. Hapur şüpur yedi. Demek ki dünya Leylaların üzerine kurulu. Sakın kendi kendinize. Yok ben adamım, ben herifim, ben öyle bir şey yok. Büyük konuşmayın. Hele sufiler için her şey Leyla’nın emrinde. Leyla gel önünüzü ilikleyin. Buyurun kraliçemdeyin. Geçinmenin yolu bizim. Bizim bizim Orhan Hacer’i gördüm az önce. Orhan Hacer elini kaldır. Şimdi Ahmet Hacer’in abisi vardı.
İhsan Hacer Allâh rahmet eylesin. Orhan Hacer’in hem kayınçosu Ahmet Hacer. Hem neydi? Hem dayı oğlu başka. Bazen düğünde, dernekte soruyorum. Bu, bu kiminle değil mi? Birkaç yıllar. Diyorlar. Diyorum tamam yüz elli gram aklım var. Burada bırakın diyorum ben. Hep böyle çaprazlama gidiyorlar onlar da. Onun Allâh rahmet eylesin. İhsan abimiz vardı. Bana diyordu ki hocam. Adamın akıllısı evde hanımla iyi geçinir, köyde muhtarla iyi geçinir. Adamın akıllısı. Ben evde hanımla iyi geçinmeyi becerdim. Bu muhtarla geçinmeyi beceremedim. Onu beceremedim. O yürüyüşüm sakat efendim. O yüzden onu beceremedim. Allâh bizi affetsin. aşıklık nereden olursa olsun, Hazreti Mevlânâ diyor ki bize kılavuzdur o. Bize yoldur. aşkın mecazi varsa hakikati de vardır.
Sen mecazi bir aşka tutulmuş olabilirsin. O hakikatin var olduğunu, ilahi aşkın var olduğunu gösterir. O yüzden sen aşıklıktan korkma. Günah farklı bir şeydir. Aşıklık farklı bir şeydir. Aşıklığı günah sayma. Sevmeyi günah sayma. Allâh ilk yarattığını sevdi. Ondan hoşlandı. Ondan razı oldu. Allâh’ın onu sevmesi, onun da Allâh’ı sevmesi Allâh’a tatlı geldi, hoş geldi.
Şehir, Bina ve «Sevgisi Olmayan Yıkılır»
O yüzden mükavanatı yarattı. Onu sevdi ilk yarattığını. Sevince o da onu sevdi. O yüzden sevgi büyükten küçüğedir diye hadîs-i şerîf var. Büyük ne? Allâh. Allâh yarattığını sevdi. Yarattığını sevince o da onu sevdi. Büyükten küçüğe. O zaman büyükler, babalar, eş ve çocuklarınızı sevin. Büyükler, elinizin altındakileri sevin. Sevgi büyükten küçüğe çünkü. Eğer siz büyük olarak anne, sen çocuklarını sev. Çocuklarını kanadının altına al. Onlara zulmetme. İllaki benim dediğim gibi olacak diye diretme. Kanadının altına al. Çocuklarını sev. Babalar, eş ve çocuklarınızı sevin. Kadınlar, eş ve çocuklarınızı sevin. Elinizin altındakileri sevin. Amirler, memurlar, yüksek makam sahipleri, elinizin altındakileri sevin.
Sevgi büyükten küçüğe intikal eder. Sevgiyi küçükler, büyüklerinden öğrenir. Evde nefret rüzgarları dolaşıyorsa, evde nefret söylemleri devam ediyorsa o aile dağılır. Ailelerinizi, mahallelerinizi, kentlerinizi sevgiyle sevgiyle ihya edin. Yollarınız çok düzgün olsa harika binalarınız olsa her şeyiniz şehirleşmeniz tam teşekküllü olsa içinde sevgi yoksa orası yıkılmaya mahkumdur. Bir ülkede sevgi hakim değilse o ülke dalılmaya mahkumdur. Bir mahalle, bir topluluk, bir aile küçücük bir birey dahi içinde sevgi yok ise o kimse dağılmaya mahkumdur. Birey olarak içinde sevgi yoksa dağılmaya mahkumsun. Sev canım kardeşim sev. Sen nefret söylemlerine bakma. Sen sevgisizlerin sözüne bakma. Sen sevgisizlik tohumu ekenlere bakma.
Sen eşini sev, kocanı sev, çocuklarını sev. Sen evini sev, tabağını sev, çanağını sev. Sev sev. Sevmezsen mutlu olmazsın. Sevmezsen barışmazsın. Sevmediniz bir kimseyle barışabilir misiniz? Barışamazsınız. Ben aileler tanıdım. Otuz beş yıl bir fiil evde küs olarak yaşayan. Birisi bir odada, birisi bir odada. Kızıyla konuştum. Dedim nasıl bir ailesiniz siz? Vallahi hocam dedi. Otuz beş yıldır dedi. Benim annemle babam küs. Birisi bir odada yiyip içiyor. Birisi bir odada yiyip içiyor dedi. boşanmak söylenmez ama ya dedim söyle onlara boşansınlar. Bir daha evlensinler, mutlu olsunlar, sevsinler. Boşanmıyorlar da. Boşanmamışlar da. Iki tane kızları var, evlendirmişler ikisinde İstanbul’a. Dedim siz yapmayın böyle.
Biz yapmıyoruz hocam dedi. Ama dedi annemin babamın üzerinde büyüğü mü var, şu mu var onu öğrenme. Dedim ben büyücü değilim ki nereden bileyim canım kardeşim. Benim bu işlerle işim yok. Ama dedim sen onlara otur ikisine de söyle birbirlerini sevmeye alıştın. Yok. Adam alıp geliyormuş pırasayı yarım kilo pırasa kendine yarım kilo karısına. Yarım kilo pırasayı kendi pişiriyor yarım kilo pırasayı hanımı pişiriyor. Allâh iyiliğinizi versin. Hiç kimse dedim sevgiden bahsetmedim size. Vallahi bahsetmedim dedi. Ben dedi internetten gördüm sizi. Internetten tanıdım dedi. demiş ki ya demiş bu hoca Ebi Danışeyim. bu nasıl bir şey diye. Dedim ya bu nasıl bir şey? Otuz beş yıl nasıl sürdürdüler bunu dedim ya.
Vallahi otuz beş yıldır böyle siz ne yapıyorsunuz dedim ben. Biz gidiyoruz dedi eve. Yarım kilonun pırasasını pişiriyoruz, yarım kilo donun pırasasını pişiriyoruz dedi. Siz ne yiyorsunuz dedim ben. Biraz ondan yiyoruz. Yoksa kırılıyorlar dedi. Ya bu toplum ne zaman bu hale geldi? Kafayı yiyecek insan. Allâh bizi affetsin. Siz sevin. Sufiler topluluğu olarak size zarar verenleri sevin. Merak etmeyin. Karlı çıkacaksınız. Bir gün bakacaksınız. Size zarar verene karşılaşacaksınız bir yerde. Evet. Size zarar vermiş. Siz onun gözünün içine bakabileceksiniz. O bakamayacak. Neden? Zarar verdi o. Ama sen zarar verdiği için sevdin ya. Zarar verdiği için sevdiğinden dolayı sen mutlusun. Sen büyüksün. Sen kuvvetlisin.
Sen çünkü Allâh için onu sevmiş. Neydi en önemli distür? Allâh için sevmekti. Üç şey bir insanın üzerinde var ise mükemmel bir insan. Bir Allâh ve Resul’unu her şeyden fazla sevmek. Eki sevdiğini Allâh için sevmek. Sevdiğini Allâh için sevmek. Ümmet-i Muhammed’in unuttuğu kural bu. Sevdiğini Allâh için sevmek. Ya ben Mehmet Emin Bey’e iyi bakayım.
Şirkten Korkmak — İmanın Kemâle Erme Şartı
Avukat ya şimdi. Yarın öbür gün bir işim olursa benim işime koşturur ya. Allâh için sevmedi. Mehmet Emin Bey’in avukatlığını sevdi. Yok ya ben Yusuf Hoca’yı ben seveyim. Bakarsanız üniversitede bir işim olur. Yusuf Hoca benim işi mahalleder. Allâh için sevmedi. Ya ben Mustafa Bozbey’e biraz yağ çekeyim şimdi. Böyle bir güzel sevgi. Ondan sonra bu kuvvetleri hazırlayayım. Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda aman başkanım beni tanıdın mı? Ha nereden ya beni tanıdın mı beraber programdaydık filan. He ya şu işimiz vardı da bu işimizi bir halleseydin. He o belediye bak. Büyükşehir Belediye Başkanı olma düşüncesi sende oluşmuş o yüzden parayında atıyorsun. Allâh için sevmedin. Biz başkanı Allâh için sevdik.
Sevmiş, hürmet etmiş, gelmiş. Başımız gözümüz üstüne. Biz başkanı Allâh için sevdik. Gelmiş başımız gözümüz üstüne. Başkanım sakın ha inşallah belediye başkanı olduğunuzda kapınıza gelmeyeceğiz. Allâh mübarek eylesin. Bizim öyle bir alışkanlığımız yok. Allâh razı olsun. Şimdi tabii bunu da teyit ediyoruz önceden. Allâh için birbirimizi sevdiğimizi gösterelim. Biz bir nikah töreninde tanıştık. Nikah töreninde beraberdik. O yüzden nikah töreninden itibaren öyle çok bir araya gelemedik ama dolaylı olarak kardeşler selam getirip selam götürüyorlar. Allâh razı olsun. E bizim de çok zamanımız olmuyor böyle bu tip işlerle iştigal edelim. Ama o kimse İsmail Gönül’ün hoş oldu mu? Eyvallâh. Sevemedim seni kara gözlüm.
Evet şimdi normalde sevdiğimi Allâh için sevmem. Bir de neden diyor o kimse korkacak? Geçmişe şirke düşmekten korktuğu zaman diyor. O kimse kemale erer. Bakın o kimsenin imanı kemale erer diyor. Imanı kemale ermesi için üç hal. Bir Allâh ve Resulünü her şeyden fazla sevmek. Bakın sevmekten geçti. Çok namaz kılmak değil, çok oruç tutmak değil. Kafana sarık sarıp cübbet takıp sakalı da göbeğine kadar bırakmak değil. Allâh ve Resulünü her şeyden fazla sevmek. Ikinci ana unsur ne? Hadis-i şerif Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem söylüyor. Ikinci ana unsur. Sevdiğini Allâh için sevmek. Sevdiğini Allâh için sevmek. Ben Orhan Hacer’e baktım da ya bana bir keresle lazım olursa Orhan Hacer keresle fabrikasından bana bir kamyon keresle gönderir diye sevmeyeceğim.
Ya Allâh için seveceğim. Diyeceğim ki Orhan Hacer bizim kardeşimiz. İstanbul’daki ilk başkanımız bizim. Başkanlık devam ediyor değil mi? Ay vah başkan bıraktın mu? Ha orası Diyânete geçti değil mi? Evet. Hayırlısı olsun. Ben dilimi tutayım. Evet. Sevdiğini Allâh için sevme. Sevdiğini Allâh için seversen bakın bunda başka bir hadîs-i kudside vardı ya hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde mahşerde Allâh’ın gölgesinde gölgelenecek olanlar vardı. Onlar kimdi? Onlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde birbirleriyle alışveriş yapmadıkları menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için sevenler toplandıklarında da Allâh’ı zikredenler hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşerde Allâh’ın gölgesi altında gölgelenecekler.
Müjdeye bakın. Ama bunun için ne lazım? Allâh için sevmek. Ne lazım? Menfaatsiz sevmek. Kardeşler buradan çıkarken hiçbirinize ücret ödemeyeceğiz. Benim o kadar param pulum yok. Bir de sizden de ücret istemeyeceğiz. Yolumuzun kaidesi, yolumuzun şiarı, sufi dilenci değildir. Yolumuzun şiarıdır. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. Talep etmeyiz. Andırmayız. Hiçbir makam sahibinin önünde kendi nefsimiz için eğilmeyiz. Hiç kimsenin önüne elimizi açıp şehenillah demeyiz. Topluluğumuzun içerisinde zekat memuru tayin edip zekat toplatmayız. Topluluğumuzun içerisinde yok cami yapıyoruz, yok medrese yapıyoruz, yok tekke yapıyoruz, yok şunu yapıyoruz, yok bunu yapıyoruz deyip de para toplamayız ve toplatmayız.
Hiçbir devlet kurumunun önünde önümüzü ilikleyip onlardan hiçbir şey istemeyiz. Hatta gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz diyenlerdeniz. Evet. Gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz. Böyle olduğumuz için aşure dağıtacağımız zaman altı üst tane polisi kapımıza indirirler.
Diyânet, Ahlâk Polisi ve Mustafa Özbağ’a İfade Tehdîdi
Böyle olduğumuz için kendi mülküm olan kendi kiraladım yerin etrafına büyükşehirden Osman Gazi’den iş makinalarını getirip aşure dağıtacağım yerde iş makinalarıyla çerçeveletip altı üç tane de emniyet kuvvetini getirip aşure dağıtmayı engellerler ama ben yine buradayım Mustafa Özba yine burada Allâh’a Hallaç gibi dar ağacına atsalar, Hallaç gibi etimizi liyleme liyme etseler, kanımızı, canımızı kıyma makinesinden geçirip dişteye fırata atsalar yine namardin önünde diş çökersin. Mustafa Özba dünyanın en şerefsiz insanoğusun. Uyduruktan istediklere kadar dava açsınlar, uyduruktan istediklere kadar Cumhuriyet savcılarını peşime taksınlar, uyduruktan telefonlarımı dinlesinler, kapımın önünde beni ziyarete gelen bacımızı, kardeşimizi, arkadaşımızı gözaltına alsınlar, ahlâk polisi gözaltına alsın, yine umurumuzda değil, dimdik ayaktayız burada.
O Diyânet denilen kurumu ayağa kaldırsınlar, o Diyânet denilen kurum, kurum, Diyânet denilen kurum otursun kadınları, kadınları istismar ediyor diye Cumhuriyet savcılığına suç duyurulsun da bulunsun ahlâk polisi beni çağırsın orada sorgu yazsın yine yıldıramazlar. Müftüsüyle, hocasıyla, alimiyle, zalimiyle, her şeyiyle, topuyla, tüfeğiyle, siyasetçisiyle, ayakçısıyla, yardakçısıyla, yancısıyla hepsini toplansın, teker teker gelmesinler, hep beraber gelsinler. Biz darağacını hakikat noktasında ilmeği boynumuza kendimiz geçirmişiz. Başkasının geçirmesine gerek yok. Biz buradayız. Biz buradayız. Şu Bayındır’da, Bursa’da Bayındır aklıma almış bak. Buradan çengel mi taktın? Bursa’da seksen tane taksici söyledi.
Seksen tane dedi gece kulübü var. Onca gece alemi var. Sen hepsini bırakacaksın. Mustafa Özbağ’ın mürosunun kapısının önüne yedi yirmi dört ahlâk polisini dikceksin. Yedi yirmi dört izleteceksin. Yedi yirmi dört telefonunu dinleteceksin. Diyânet denilen hıyanet kuruma baskı yapacaksın. Kadınları taciz ediyor diye dava açtıracaksın. Ondan sonra elde delil yok. Kocaman bir iftira o iftiradan da özür dilemeyeceksin. Adı ne bunun? Diyânet. Adı ne bunun? Diyânet. Ve Mustafa Özbağ’ı ahlâk polisine götüreceksin. Mustafa Özbağ’ın orada ifadesini alacaksın. Ne deliliniz var dedim. Bir şikayet var mı hakkımda? Var mı şikayet? Yok dedi. Ne ama çağırdınız beni dedim. Beni ne ama çağırdınız o zaman? Ama gel görün ki Türkiye gibi bir yerde Diyânet denilen kurum size bir iftira atıyor.
Siz mahkemeye kazanıyorsunuz ve onları mahkemeye veremiyorsunuz. Onları dava edemiyorsunuz. Doğru mu Mehmet Emin Bey? Ama yılmak yok. Ama yılmak yok. Ama geri adım atmak yok. Ama sarsılmak yok. Ama ümidini yitirmek yok. Ümitsizlik yok. Ben Twitter’da paylaşıyorum. Ne gün nereye gideceğimi. Yola tuzaklar kurun. Kurun tuzaklarınızı. Her yola çıktığında çevirin. İnimi cibimen araştırın. İndirin arabadan defallarca arabayı da arayın. Hiç önemli değil. Hiç önemli değil. Mustafa Özbağı daha da güçlendirir. Mustafa Özbağı daha da ümitlendirir. Mustafa Özbağı daha diri tutar. Mustafa Özbağı onların üflemesiyle sönecek bir kimse değil. Mustafa Özbağı birisi zorla elini öptürmeye kalkarsa öpmez. Öpmedi bugüne kadar.
Ben bir tek şeyhimin elini öptüm. Ben başka bir el öpmedim. Insanoğluna bir kamil eli öpmek yeter. Kamil eli öptüysen o dudaklar zalim eli öpmez. O zaman o kamil eli senden şikayetçi olur. Der ki sen bir kamil elini öptün. O dudağını zalim eli nasıl kirletirsin der. O yüzden bu dudaklar bir kamil eli öptü. Bu yanak bir kamil yanağına yüz sürdü. Bu gönül bir kamil gönlüne dem vurdu. Bu gönül bir kamili sevdi. Ona aşık oldu. Başka bir şeye aşık olmak o kamil gönle ihanettir. Bu göz bir kamili gördü. Ona muslat vurdu, dem Onunla diz dize durdu, zikrullâh vurdu. Onunla el ele verdi, Anadolu’nun bağrına adım adım Allâh nidasını duyurdu. O gönül başka bir gönle dönmez. Başka bir yöne evrilmez. Bilmeyenler bilsin.
Bu gönül zalimi sevmez. Bu gönül haini sevmez. Bu gönül heva hevese dönmez. Bu gönül şeytana yürümez. Bu gönül nefse paye vermez. Bu gönül zalimin önünde eğilmez. Ona el pençe durmaz. Siz altı yüz polis değil, bin altı yüz polis getirseniz de o diyeceğinden vazgeçmez. O yolundan da geri dönmez. Siz dava üstüne dava açsanız da hakkın nefesi olmaya devam ederiz. Hakkın sesi olmaya, hakkın gür sedası olmaya devam ederiz. Siz emir verirsiniz Büyükşehir Belediye Başkanı salonu vermez. Paramızla tuttuğumuz, parasını yatırdığımız salonu iptal eder. Parasımızı hesabımıza iade eder. Meryun Usta şebaruz yapmamızı önler. Bir gizli el Meryun Usta kirasını yatırırız. Şebaruz yapacağız diye o gizli el bir talimat göndeririz.
Meryun Usta şebaruz yapmamızı önler. Mahkemeye veririz. Mahkemeye Mustafa Özba için yirmi beş sayfa. Gaydırı gupaktan bir sürü şeyler yazar. Altı yok, üstü yok, boş. Enteresan bir şey. Goguldan kes, kopyala, yapıştır, yapıp gönderirler. Sonuçta mahkemeyi kaybederler. Kaybettikleri için de kibir abidesilerdir. Bir özür dahi dilemezler. Senesine bir daha kiralarız. Bu seferde büyük şehir yapamazsınız der. Mustafa Özba deveyi kovulacağı yere kadar kovular, kovular. Bir daha deriz.
Tâciz-Baskı Karşısında Sebat — Mossad Edebiyatı ve Kapanış
Bu seferki Meryunos’un müdürü der ki, burada kardeşimiz. Ben yaptırmıyorum Geri adım mı attık? Hayır. Geldik bu salonu kiraladık. Salonun sahibinden Allâh razı olsun. Cenâb-ı Hak onun işlerini akkın eylesin. Allâh ona sıkıntı yüzü göstermesin. Rabbim nerede derdi varsa derdine derman olsun. Hastalıklarına, müşkilatlarına Cenâb-ı Hak vekil olsun. Çünkü kim bilir ona da ne biçim baskı yaptılar da o baskılarının altında bu salonu bize devamlı kiralıyor. Böyle ara sıra bazı şeyler oluyor. Hasan hoş geldin. Bazen ara sıra bir şeyler oluyor ama o da diktiriyor. Bak salonu kiralayan kimse ona muhakkak kullanan bir şeyler üflüyordur. Üflemeden durmazlar. Ama ne oldu? Biz yine şebarosu yapıyoruz. Yapıyoruz.
Yapmaya devam edeceğiz. Ayın on ikisinde regaip kandili, kandilde de buradayız. Kandil de buradayız. Şimdiden ilan ediyorum. Herkes duysun, görsün, bilsin. Kandili burada kutlayacağız inşallah. Iftarı burada yapacağız Perşembe günü. Yılmak yok. Geri dönmek yok. Kırılıp, incinip, dökülüp, yolda dağılmak yok. Her türlü sıkıntı, her türlü problem, her türlü kavm kasvet bizim için neşe kaynağıdır. Biz güle güle yürürüz. Biz hallacın peşinden gideniz. Sehpaya tebessüm ederek gideriz. Sehpaya tebessüm ederek gidenlerin yolundayız. Biz dara ağacına asılanların yolundan gidenleriz. Biz imam azam gibi işkenceyle öldürülenlerin yolundan gideniz. Biz imamı serahsi gibi kuyuya hapsedilenlerin yolundan gideniz.
Biz seyyid nesimi gibi derisini yüzülenlerin yolundan gideniz. Biz pil efendilerin yolundan gideniz. Onlar ne zorluklar yaşadıysa biz o zorluklara gülerek tebessüm ederek gidenlerdeniz. Onlar zannederler ki baskıyla, taciz de onlar zannederler ki karakolla mahkemeyle yıldıracaklarını zannederler. Değil. Mustafa Özba babası on altı yaşında ölmüş. On altı yaşından beri mücadele etmiş bir insan. Öyle onunla bununla yılacak bir kimse değil. İsterseniz etini kıyma makinesinden geçirin, bir güzel kavurun, aleme savurun. Benden kurtulamazsınız gene. Ne sevenimiz kurtulur ne de sövenimiz. Sevenimiz de mahşer yerinde kol kolayız. Biriz beraberiz. Sövenimiz de kendine yol alsın. Ne yapalım? Yapacak bir şeyimiz yok ona da.
Allâh ona da tövbe nasip eylesin. Cenâb-ı Hak onlara da hidayet eylesin. Ama Allâh Resûlü bize müjdeyi verdi. Kişi sevdiğiyle dedi. O yüzden biz Allâh dostlarını severiz. Allâh için sevenleri de severiz. Allâh için bize bakanlara bakarız. Allâh için yaşar, Allâh için ölür, Allâh için nefes alırız. Rabbim cümlenizden razı olsun. Cenâb-ı Hak cümlemizi bir ve beraber eylesin. Rabbim mahşerde de bizleri beraber eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak her türlü zorluya, sıkıntıya, göğüs gerip hak ve hakikati anlayıp haykıran kullarından eylesin. Âmîn. Ejma’yı. Çok vaktinizi aldım. Şimdi birazdan Sema olacak. E bizim semamız biraz özel. Bu konuyu da biraz değineyelim. Biz çünkü dini ibadetlerimizi ve ritüellerimizi ücret karşılığı yapmayanlardanız.
Bizim hiçbir dini faaliyetimiz bir ücrete tabi değildir. öyle boy boy reklamları görüyorsunuz ya şey bu Aruz bir gün bir gece sanatçı kim? Ahmet Esen ne yapacak? Ne kadar? Iki bin yedi yüz elli lira. Ne kadar şey ne kadardı? Iki bin dört yüz elli lira. Ne? Şey varuz programı. Kim var? Ahmet Esen var. O attı bana da haber. Ben bir şey araştırıp sormuyorum. O Allâh razı olsun. O da atmış. Ahmet Esen’in olursa şey varız. Iki bin dört yüz kaç lira? Iki bin dört yüz elli lira. Bizim Semazen kardeşler Allâh diye sema ediyorlar. Kaç para diye değil. Hepsi de gönüllülük esası. Bunların hepsi de gönüllülük esası. Ne iş yapıyordun? Vebos docusun. Vebos docusun. Ne iş yapıyorsun? Yazılımcı. Yazılımcı sen?
Ticaretle uğraşıyorsun. Ticaretle uğraşıyorsun sen? Gemi imalatı. Gemi imalatı. Ohum. Donanmadısın maşallah sen. Tekstil sen. Lastik, otolastik sen. Servis şoförü sen. Tamircisin. Sen ne eğitmeni sen? Ön muhasebeci sen. Ön muhasebeci sen. Makine mühendisi. Hepsi de ücretsiz. Ben emekliyim. Ben Bağkuru emeklisi. Benim geçimim sizden değil. Benim geçimim dinden değil. Ben ticaretle yapıyorum bilen arkadaşlar biliyorlar. Benim geçimim din değil. Benim geçimim sufilik değil. Ne iş yapıyorsun? Ben Bağkur emeklisiyim. Ticarete devam ediyorum. Biz kendi işimizdeyiz. Gerçek sufilik budur. Horasan’da başlayan sufilik budur. Öğrendiğimiz sufilik budur. Dinden geçinenler kadar dine zarar veren başka bir güruh yoktur.
Dini siyasetine alet eden, dini makamına, mevkisine alet eden, dini ticaretine alet eden, aman ben namaz kılarken görüneyim de beni şef yaparlar, müdür yaparlar diyenlerin hepsi de dine ve dindarlara zarar verirler. Bugün İslam dünyasının çektiği sıkıntı budur. Din ne zamanki geçim aracı olur o zaman dindarların yüzü eğilir, boynu bükülür. Benim boynumun dik olmasının sebebi budur. Benim geçimim belediye başkanlarının önünde para endatıp üç kuruş almak değil. Benim işim devlet erkanının önünde para endatıp para devşirmek değil. Benim işim bilmem hangi partinin il başkanının önünde para endatıp üç beş kuruş bize verirler diye bakan değil. O yüzden dimdik ayaktayım, buradayım. Kendi çalıştığımı yiyorum, kendi alın terimi yiyorum.
Kendi alın terimi yiyorum. Bir yere sohbete gidiyorsam da kendi paramla gidiyorum. Şoförüm yok, korumam yok. Hizmetçim yok. Tek başıma gider, tek başıma dönerim. Öyle kulağımda böyle şey ne o? Böyle sanki çok önemli bir şahıs geliyormuş gibi dinleme araçları falan böyle takım elbiseler. Ne oldu? Hayırdır kim bu? Kim olduğunu biliyorum. Hayırdır kim bu? Gemide karşılaştık. Ben de gemide İstanbul’a sohbete gidiyorum. Bindim araba vapuruna sohbete gidiyorum. Kulaklıklar böyle böyle gözlükler James Bond gibi. Kim olduğunu biliyorum. Dedim hayırdır ne oldu? Üstadımızı dedi. Mossad her an için öldürebilir. Allâh cezanı versin senin. Mossad öldürecek insan bulamamış onu öldürecek. Mossad operasyon yapacak.
Kimse bulamamış onu operasyon yapacak. Mossad’ın operasyon yapmasına gerek yok. Senin siyasi kadronu eline alır, hepsinin de CD’lerini çeker, hepsini elinde oynatır ve geri zekalı senin üç kuruşluk şeyhinle ne uğraşsın. Mossad? Ne uğraşsın? Ama yok böyle ehemmiyetli gösterecekler ya onu. Önemli gösterecekler ya. Böyle ondan önce gitmeler falan. Allâh Resûlü öyle dolaşmadı. Allâh Resûlü çadır bildiğiniz çadır. Çadırın kapısını açtı. Iki tane Türk onu korumak için duruyordu. Dedi ki bakın işin güzel. Ayeti kerime indi. Allâh seni koruyacaktır diye. Ne dedi. Hazreti Peygamber? Hazreti Ömer efendimizin, Hazreti Ebu Bekir efendimizin oğlu Abdullah’a dedi ki ey Abdullah iyi dinle. Buyur iyi dinle.
Buyur. İyi dinle. Buyur. Bütün insanlar sana zarar vermek istese Allâh izin vermedikçe sana zarar veremez. Bütün insanlar sana iyilik yapmak istese Allâh onu müsaade etmedikçe iyilik yapamaz da. Biz Allâh’a teslim olduk. Zararımız da ondan olur, karımız da ondan olur. Korunmamız da ondan olur, korunmamamız da ondan olur. Ona teslimiz, ondan razıyız. Canımız meydanda. Yolumuz belli, izimiz belli, adresimiz belli. Herhangi bir Allâh’tan başka çekintimiz yok. O yüzden Sema başlayacak. Bizim Sema eden kardeşler Allâh diye Sema edecekler. Ondan sonra dua, ondan sonra programımız sona ercek. Allâh razı olsun hepinizden de. Cenâb-ı Hak muvininiz olsun. Sabırla beni dinlediğiniz için Allâh razı olsun.
Haklarınızı helal edin. Haklarınızı helal edin. Haklarınızı helal edin.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış ve Bursa Büyükşehir Başkanlarını Karşılama: Bursa Osmanlı’nın ilk başkenti (1326–14-02 arası) ve tasavvuf merkezi — Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600; M. Baha Tanman, Bursa Tekkeleri; Ekrem Işın, Beşeri Bursa; 2023 yılı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı (Alinur Aktaş, AKP) ve CHP Bursa İl Başkanı iştiraki — Bursa yerel siyaseti kronolojisi; misâfir ağırlama sünneti — Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74 («Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden misâfirine ikrâm etsin»); Tirmizî, Birr 43; hoş geldin-safâlar getirdin kültürü — Nazif Çarıkçı, Türk Âdâbı.
- Şeb-i Arûs Etkinliği ve Şükrân: «Şeb-i Arûs» (visâl gecesi) — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin vefâtı (17.12.1273, Konya) — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Sipehsâlâr, Risâle-i Sipehsâlâr; Sultan Veled, İbtidâ-nâme; Abdülbâkî Gölpınarlı, Mevlânâ Celâleddîn: Hayâtı, Felsefesi, Eserleri; 750. senesi (2023) Şeb-i Arûs anması — UNESCO Mevlânâ Yılı ilânı; siyasî kimlikler arası birlik — Âl-i İmrân 3/103; toplumsal iştirâkin sünneti — Tirmizî, Birr 18 («Mü’min yumuşak kalplidir»); Kemal Karpat, Türkiye’de Siyaset ve Dîn.
- Mevlânâ’nın 750. Şeb-i Arûsu ve Meşhur Sözü: «Ben Kur’ân’ın kölesiyim, onun yolundayım. Kim Benim hakkımda aksini söylerse ondan ve o sözünden bîzârım» sözü — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 2/112; Sipehsâlâr, Risâle; Sultan Veled, Rebâbnâme; Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, 63. meclis; Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 3. beyit («Sen Kur’ân’ın mânâsınsın» şerhi); Ah-med Avni Konuk, Mesnevî Şerhi 1/7-10; Franklin Lewis, Rumi: Past and Present, East and West (2000); William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, I Am Wind, You Are Fire; Mevlânâ’nın kaynağı Kur’ân-Sünnet oluşu — Ibrâhîm Gamard, Rumi and Islam.
- Sokak Dîni, Kitap Dîni ve Buhârî Hadîsleri: Halk arasında olmuş şekilde şekillenen «halk Müslümanlığı» ile klasik kaynaklara dayanan sahîh Islâm arasındaki fark — Hasan Onat, Türkiye’de Din Anlayışında Değişim Süreci; Ahmet Yaşar Ocak, Türkler, Türkiye ve İslam; Buhârî’nin el-Câmi’u’s-Sahîh’i — 9 cilt, 7275 hadîs, 97 kitap; İbn Hacâr, Fethü’l-Bârî (13 cilt şerhi); İmâm Aynî, Umdetü’l-Kârî; Kırbaşoğlu M. Hayri, İslâmî Düşünce Üzerine Denemeler; Sünnetin teşrî’î değeri — Nahl 16/44; Haşr 59/7; Mâlik, el-Muvatta.
- Sûfîn-in Tamam-iyyet Sevgisi — Varlık Aşkın Tecellîsidir: «Her şey tesbîh eder» — İsrâ 17/44 («çşirin Yedi göğün, yerin ve onlardaki varlıkların hepsi Hakk’ı tesbîh eder»); Nûr 24/41 («Göklerde ve yerde bulunanların, sıra-sıra uçan kuşların Allâh’ı tesbîh ettiğini görmedin mi?»); Hadîd 57/1; Saff 61/1; En’âm 6/38; her varlığın muhterem oluşu — Buhârî, Edebü’l-Müfred 379 («hayvana azap verme nehyi»); Muhyiddin-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Fass-ı Şu-aybî (v-ahdet-i v-ücûd olmayan t-ecellî); Sadreddîn K-onevî, Miftâhu’l-Gayb; Y-ûnus Emre, Dîvân («Yaratılanı severiz Yaradandan ötürü»); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Muhabbe.
- Âlemdeki Sıfat-ı Subûtiyye Tecellîleri ve Râbıta: Sıfât-ı Subûtiyye (h-a-yât, ilim, irâde, kudret, sem’, bas-ar, k-e-lâm, tekvîn) — Sa’d-uddîn Teftâzânî, Şerhü’l-Akaid; İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; İmâm Nesefî, Bahrü’l-Kelâm; Beyâzîzâde, Işârâtü’l-Merâm; sıfatların mahlûkât üzerindeki tecellîsi — İbn-i Arabî, el-Fütûhât’ul-Mekkiyye, bâbu Tecelli’l-Hak; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîr-u’l-Kulûb, bâbü’r-Râbıta; râbıta-i şerîf kavramı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; Hâlid Bağdâdî, Risâle-i Hâlidiyye; râbıtanın Kur’ân temelleri — Mâide 5/35 («en-a-r-in-nû ilmihi vesîle»); Ahzâb 33/21.
- Razı Olmak — «Yastığım Taş İdi» Kı-ssası: Kanâat ve rıza — Tevbe 9/100 («Allâh onlardan râzı olmuştur»); Mâide 5/119; B-e-yyine 98/8 («râdıyallâhu anhum ve râdû anhu»); İbrâhîm b. Ed-hem’in «yastığım taş» sözü — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 8/34; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’r-Rıza; İbn Kayyim, Medâricu’s-Sâlikîn, menzil-i rı-za; kana‘atın define oluşu — Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme 36 («Kanâat tükenmez bir defînedir»); İbn Mâce, Züh-d 24; Beyhakî, Şu’ab-u’l-Îmân; «kal-binin hoşluğu» ve «ızdırabı» ayrımı — Mesnevî 3. Defter 1260. beyit.
- Şems-Mevlânâ Havuz Kıssası: Şems-i Tebrîzî ile Mevlânâ’nın hâne-i sû-kûn-ette mu’âşereti — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 2/52-58; Ferîdûn Sipehsâlâr, Risâle; Abdulbâkî Gölpınarlı, Şems-i Tebrîzî ile Altmış İki Yıl; Mu-hammed Ali Movahhed, Şems-i Tebrîzî (Tahran 1996); Makılât-ı Şems-i Tebrîzî; Mevlânâ-Ş-ems buluşması ve ayrılışı (642H/1244 Konya) tarihî zeminî — Franklin Lewis, Rumi: Past and Present; havuz kıssası (Şems’in şarab testisi ile imtihân) — Menâkıbu’l-Ârifîn 2/61-64 (Mevlânâ sükût ettiği için Şems’in içi açıldığı menk-ıbe).
- Mevlânâ’nın Üzüntüsü ve Şems’in Gidişi: Şems’in Konya’dan ilk ayrılışı (642H/1245) ve ikinci dönüşünün ardından kaybolması (644H/1246) — Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn 2/68-100; Sultan Veled, İbtidâ-nâme, beyit 5340-5800; Hüsamî, Risâle-i Şems; Mevlânâ’nın Şems’e olan aşkı — Dîvân-ı Kebîr (35 bin gazel); «Şems gitti, ben Ş-ems oldum» şiirsel aşaması — Fîhi Mâ Fîh, 17. meclis; ayrılığın mânâsı — Mesnevî 1. Defter, ilk 18 beyit (ney-in şikâyeti); Jalâluddîn Humâyî, Mewlev-iyŋnâme; Bedîuzzamân Fürûzanfer, Mevlânâ’nın Hayâtı.
- «Sevmekten Korkma» — Sevgi Zemini: «Allâh sever ve sevilmeye lâyıktır» — Mâide 5/54 («Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı sever»); Âl-i İmrân 3/31 («De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin»); Buhârî, Îmân 8 («Hiç biriniz beni ananız-babanız-evlâdınızdan daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz»); Müslim, Îmân 69-70; muhabbet yolunun kor-kusu reddi — İmâm Gazâlî, İhyâ, Kitâbü’l-Muhabbe; Ibn Kayyim, Ravzatü’l-Muhibbîn ve Nüzhetü’l-Müştâkîn; tasavvufta aşk makamı — Ahmed-i Gazzâlî, Sevânihu’l-Uşşâk; Aynû’l-Kudât Heme-d-ânî, Temhîd-ât; «sev-me-n-in zararı yok» — Mevlânâ, Mesnevî 5. Defter 2184.
- Şehir ve Sevgi — «Sevgisi Olmayan Yıkılır»: Medeniyetin temelinde muhabbet olması — Âl-i İmrân 3/103; Enfâl 8/63 («Yeryüzündeki her şeyi sarf etseydin onların kalplerini birleştiremezdin. Ancak Allâh onları birleştirdi»); Necip Fâzıl, Çile; Cemîl Meri-ç, Bu Ülke; Sezâî Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; İbn-i Haldûn, Muk-addime, bâbü’l-asabiyye ve şehirlerin kuruluşu; Turgut Cansever, İslâm’da Şehir ve Mîmârî; sevgisiz binâların yıkımı — Rum 30/21 («Huzûr bulmanız için eşler yarattı, aranıza muhabbet koydu»); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Âdâbi’s-Sohbe.
- Şirkten Korkmak — İmanın Kemâline Erme Şartı: Şirkin en büyük günâh oluşu — Lokmân 31/13 («şirk kesinlikle büyük bir zulümdür»); Nisâ 4/48, 116 («Allâh kendine şirk koşulmasını afetmez»); şirk-ı hafî (gizli şirk) — Buhârî, Tevhîd 19; Müslim, Zühd 46 («Ümmetim için en çok korkunç şey gizli şirk ve gösteriştir»); Ahmed, Müsned 4/403; İbn Mâce, Zühd 23 («riyâ’nın şirk-i asgar olması»); Bayezîd-i Bistâmî’nin «görünmeyen şirkten korkmak» sözü — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, Bâyezîd bölümü; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 220. mektûb (şirk-i hafî); Ibn Atâ-ullâh el-Iskende-rî, el-Hikem, bâbu Ş-irki’l-Hafî; Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu’r-Riyâ.
- Diyânet, Ahlâk Polisi ve Mustafa Özbağ: Diyânet İşleri Başkanlığı’nın hukukî statüsü (3 Mart 1924 / 429 sayılı Kanun; 633 sayılı Kanun 22.VI.1965) — İştar Tarhanlı, Müslüman Türkiye’nin İslam’ı; İsti’âbî Melik, Diyanet’in Tarihi; din hizmetleriyle lâiklik ilişkisi — Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Siyaset; Sünnî Hanefî çizgisine göre kamusal hizmet — Diyânet İş-leri Başkanlığı Kılı-czâdes Dîn İşleri Yüksek Kurulu yayınları; «ahlâk polisi» kavramının Türkiye’de (res-mî adı yoktur) kınama — Türk Ceza Kânûnu mad-de 216 (halkı kin ve düşmanlığa tahrîk) istis-mâr eleştirisi; hâkimin nâdil ol-m-ası emri — Nisâ 4/58 («emânetleri ehline verin, in-sanlar arasında adâletle hükmedin»); Mâide 5/8; Hucurât 49/11-12.
- Tâciz-Baskı Karşısında Sebat ve Kapanış: Dine hizmet edenlerin bâskılarla imtihânı — Bakara 2/214 («Âhâlî bir fetr-ete düştükçe ‘Allâh’ın yardımı ne zaman?’ derlerdi»); Ankebût 29/2-3 («İşte böylece İnsanlar imtihân edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?»); Tevbe 9/40 («lâ tahzen innallâhe me’anâ» — «üzülme, Allâh bizimledir»); Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Îmân 232 («Hiç bir peygamber benim uğradığım kadar eziyet çekmedi»); tâzim ve imtihân âdâbı — İbn Hanbel, Müsned 2/287; «Mossad, Siyonist, emperyalist tehdit» söylem eleştirisi — Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Ilan Pappé, The Ethnic Cleansing of Palestine; John Mearsheimer, The Israel Lobby; Türk dış politikası çatışması ve ittifâk bozgunu; sabır ve tevekkül — Âl-i İmrân 3/186; kapanış duâsı El-Fâtiha.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet, Râbıta, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı