Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2022 ·

2022 Sohbeti #05 — Kalb Körlüğü ve Vechullâh

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2022 Sohbeti #05 — Kalb Körlüğü ve Vechullâh. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Tevhîd Açılışı ve Hz. Ömer’in Sâdeliği

Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Efdalü’z-zikr fe’lem ennehû. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak, Muhammedün Resûlullâh cemî’an, enbiyâ-i ve’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Rabbim cümlemizin gecesini hayırlı eylesin. Rabbim gündüzlerimizi hayırlı eylesin. Rabbim ayımızı, yılımızı, ömrümüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı hak bilip hak yolunda mücâdele eden, bâtılı bâtıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışıp, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi yaşama ve yaşatma mücâdelesi veren kullarından eylesin inşâallâh.

Geçen haftadan kaldığımız yerden Mesnevî okumalarına inşâallâh devam edeceğiz. Seni kötülüğe sevk eden vesveselere yoldaş oldukça sen meveccullaha nasıl bilebilirsin? bir Hz. Ömer efendimizi, bir Rum kayseri ziyarete geliyordu. O ziyarete gelince dediler ki nerede? Şurada ağacın dibinde oturuyor. Öyle deyince halîfenin köşkün aradı her zaman gibi normalde halîfeler, devlet başkanları o zaman için. Köşklerde yaşardı, daha doğrusu saraylarda yaşardı. Malum Kisrâ Devleti vardı, sarayı vardı. Mısır’da saray vardı. Ülkelerini saraydan yönetiyorlardı. Rumlar hem Doğu Roma İmparatorluğu, Batı Roma İmparatorluğu saraylardan idare ediliyordu. O zaman için İslâm Devleti kurulunca İslâm Devleti saraylardan yönetilmiyor.

İslâm’da saray anlayışı yok. Türklerde de önceden saray anlayışı yok. Mesela Orta Asya’da Çin Devleti var. Çin Devleti’nin sarayı var. Hindlilerin sarayı var. Örneğin Hindistan Devleti’nin sarayı var. Ama Türklerde saray yok. Sonradan artık Türklerde saray olgusu oluşmaya başlıyor. Selçuklularda, Emevîlerde saray var. İslâm’da ilk saray Emevîlerde. Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh Hazretleri ne kadar saray yok. Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh Hazretleri vefat ettikten şehîd olduktan sonra, Hazret-i Hasan Efendimiz 6 aylık bir halîfelik yapıyor, yine saray yok. Ama Şam’da Muâviye’nin sarayı var. O hali ama sarayı var. Sonradan Muâviye’den sonra oğlu Yezîd sarayı var. Sonra Emevîler, Abbâsîler hep sarayları var.

Türklerin de normalde Orta Asya’dan sonra Selçuklularda sarayı var. Selçuklulardan sonra saray oluşunca Osmanlı’da da sarayı var. Osmanlı tarihi boyunca saraydan yönetilmiş. Sarayı var. Peki, size şimdi bir soru. Dünya üzerinde kaç tane saraydan yönetilen ülke var? Bir tane. Neresi? İngiltere. Yeryüzünde devletler olarak saraydan yönetilen tek devlet var. O da İngiltere. Diğer ülkelerin imparatorlukların, sarayların ne oldu? Hepsi de müze oldu. Bakın, müze oldu. Avusturya, Macaristan, Müze. Fransa, Müze. İspanya, Müze. İn aşağı, Afrika’da saraydan yönetilen saray olarak yok. Zaten Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu’na bağlıydı. o sonradan sarayı kim yaptı? Şey, ne o? Suûd yaptı. Suûd sarayı yaptı.

Ama eski mi? Değil. Yeni devâsâ saraylar yapıyorlar. Her şehirde kralın sarayı var. Şimdi o zaman için Rum o kimse geldi, bir saray arıyor, bir köşk arıyor Hz. Ömer Efendimiz’le. Yok. Ve böylece o normalde onun üzerinden Hazret-i Pîr bize nasihatlerde bulunuyor. O nasihatlere devam ediyor. Ve diyor ki, seni kötülüğe sevk eden vesveselerle yoldaş oldukça ne tarafa dönersen dönün Allâh’ın ve çoğu o taraftadır âyet-i kerimesi var ya. Diyor ki, Fe-eynemâ tüvellû fesemme vechullâh. ne tarafa dönerseniz dönün. Allâh’ın ve çoğu oradadır âyet-i kerimesi.


Fe-eynemâ Tüvellû ve Kötülük Vesvesesi

Sende tecellî etmez. sen bu kalbindeki kötülüğe sevk olduğu müddetçe, kalbinde kötülük vesvesesi durduğu müddetçe. Kötülük vesvesesi. Bakın bütün herkesin kalbinde vesvese vardır şeytanla alakalı. Kötülük vesvesesi ayrıdır. Kalbinde kötülük vesvesesi varsa, senin kalbin devamlı bir fenalığı istiyorsa, bir fenalık yapmayı arzu ediyorsa ve fenalığı istediği müddetçe şeytanın vesvesesi onun üzerinde duracak. Ve hep o fenalık isteyecek. Ve o fenalık isteyenler de âyet-i kerime mûcibince onlar kendilerinin güzel işler yaptıklarını düşünecek. Âyet-i kerimede de oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. Kef âyet 104. bu kalbinde kötülüğe meyleden, kalbinden kötülük yapan, Müslümanlara zulmeden, Sûfîlere zulmeden, Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya çalışanlara zulmeden, iyilere zulmeden, doğrulara zulmeden veyahut da masum insanlara zulmeden, insanlara haksızlık yapan, haksızlık da insanların malına, nâmusuna, şerefine, haysiyetine göz diken insanlar.

Bunlar kendilerince ne düşünüyorlar? İyilik yaptıklarını düşünüyorlar. Ve oysa kalplerinde ne var? Her daim kötülük var. Kalpleri kötülüğün içerisinde yüzüyor. Ve bunlar normalde oysa ne tarafa dönerse dönsün. Allâh’ın vechi görecek. Âyet-i Kerime ve Rahman âyet 29’da da göklerde ve yerde kim varsa hepsi de ondan ister. O her gün bir şen içindedir. gökteki, yerdeki bütün varlıklar devamlı ondan bir şey ister. Ve o devamlı her şeyi daima yaratır. O devamlı her şeyi yaratırken ve bütün varlığın üzerinde fiiliyat olarak Allâh’a ait olup aktif iken, aktif, duran bir sıfat yoktur. Cenâb-ı Hakk’ın bütün sıfatları aktiftir. Ebediyen aktif olacaktır. Bütün sıfatlar. Ve bütün varlığı Cenâb-ı Hak kendi sıfatlarıyla bürümüştür.

Varlığın üzerinde toplu iğnenin ucu kadar bir yer yoktur ki Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal olarak oraya bir tecelliyyâtı olmamış olsun. Bakın varlığın üzerinde bir toplu iğne ucu kadar bir yer yoktur ki toplu iğne ucu kadar ve hatta biz ona mikroskop ile bakılabilecek en küçük mikrobik bir şey diyelim. Onun üzerinde dahil Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyyâtı vardır. Öyle olmasına rağmen, öyle olmasına rağmen ve bütün kendi üzerinde hem içsel olarak hem de kendi dışsallığın olarak hem de yaşadığın dünya olarak hem içsel olarak hem kocaman evren olarak Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları bu kadar tecellî ederken ve Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları her an her şeyi yaratırken sen Allâh’ı görmüyorsun, tanımıyorsun, bilmiyorsun.

Sebep çünkü kalbinde senin kötülük var. Oysa sen daha la ilahe illallah derken la’da daha görmen lazım. Daha la derken komple gözünün önündeki bütün varlık silinmesi lazım. İlahe dediğinde ilahelerin hepsi gitti illallah, illallahı görmen lazım. Ama yok, görmüyorsan o zaman senin kendinle alakalı bir şey ve görmeyenler senin kendinle alakalı bir şey. Ve görmeyenler bir kâfirlerdir. Kalp gözü açık, gördüğünü bilmeyen bir kâfirlerdir. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir perde vardır ve onlar için büyük bir azap vardır. Bakar âyet yedi. Kafirlerin Allâh’ın sıfatsal boyutunu ve tecelliyyâtını Allâh’ı tanımadıklarından ve göremediklerinden dolayı mühürlenmiştir.

Devam ediyor âyet-i kerimeler. Onlar sağırdırlar, dilsizler, kördürler, akledemezler. Bakın kördürler, kör neydi? Gözle alakalıydı, akledemezler, kalple alakalı, akılla alakalı. Demek ki onların akılları da örtülü. Bakar âyet yedi. Aklı da örtülü onun. Onun aklı da donmuş, aklı da çalışmıyor. Sebep? Çünkü onun kalbinde kötülük var. Çünkü o kalbi tıkalı. Çünkü onun kalbi kararmış. O kötülükten dönmediği müddetçe onun kalbi çalışmayacak.


Cebriyye Reddi ve Dünyâ Temizliği

Ancak kötülükten döndüğünde Cenâb-ı Hak onun kalbini çalıştıracak. Îmân edecek, salih amelleşecek, Allâh’ı sevecek. O zaman kalp ne olacak? Açılacak, kalbi devam edecek. Bütün o küfür gibi, nifâk gibi, olumsuz inanç noktasında sapıklıklar gibi, bütün bunların yüzünden onların kalpleri ne olmuş oluyor? Kararmış oluyor, mühürlenmiş oluyor. Burada ayırt edeceğimiz şey şu, bir kul kendi yaptıklarından dolayı kalbi mühürlendi. O kalbi mühürlendiği için sapkınlık yapmadı. Sapkınlık yaptığı için kalbi mühürlendi. Yolunu eğrilttiği için kalbi mühürlendi. O kendisi kendi kendisine zulmettiği için onun kalbi mühürlendi. Onun kalbi mühürlendiği için sapkınlık yapmadı. O zaman bu cebriyyeye girer. Buraya ayırt edeceğiz.

Sizin önünüzde sizin işledikleriniz vardır. sizin önünüzde sizin işledikleriniz var. Sen bir günaha girdiysen senin önüne gelecek o. Sen bir yanlışlık yaptıysan senin önüne gelecek o. Bundan asla şüphe etme. Eğer dünyada gelirse bil ki mü’minlerdensin. Dünyada önüne geldi senin. Dünyada nedir mü’min için gelen ekonomik sıkıntıdır? Nedir mü’min için gelen hastalıktır, zorluktur, sıkıntıdır, beladır, müsibettir? Dünyada mü’minin başına geliyorsa bu o hamd etsin. Sebep Cenâb-ı Hak ona dünyada gösteriyor, uyarıyor. Dünyada onu temizliyor. O yüzden hastalıkları nimet bilin. O yüzden sıkıntıları nimet bilin kendinize. Sıkıntı, nimet bil onu kendine. Cenâb-ı Hak seni temizliyor. Cenâb-ı Hak sana lütf ediyor.

Mesela bir kimse hasta oldu değil mi? Onu Cenâb-ı Hak temizliyor. Tertemiz ediyor onu. Biz hastalık olunca sıkıntı duyuyoruz kendi kendimize. Allâh’a hamd et. Sebep Cenâb-ı Hak seni temizliyor. Biz de şimdi böyle bir ekonomik sıkıntı yaşayan bir kimseye tüh yaa filan. Kafası çalışmadı da, yok beyni çalışmadı da. Ben derim ki nerede batırdı? Meyhanede mi batırdı? Barda mı batırdı? Kavyonda mı batırdı? Nerede batırdı parayı? Ticaret yaparken yanlış adam geldi, malı verdi ona. Gözü kapandı, verdi ona. Verilmeyecek adama mal verdi. Veya öderim dedi adam söz verdi, verdi ona. Adam ödemedi. Bakın adam ödemedi. O sıkıntı onun için dünya temizdi. Bakın dünya temizdi. Adam kumarda batırmadı ya. Adam içki de batırmadı ya, pavyonda batırmadı ya.

Adamın kafası çalışmamazlıktan batırmadı ya. Ticaret. Bir ekonomik buğran oldu, batırdı adam. Adamın dolar borcu vardı. Dolar 1300 liraydı, ben kendime anlatıyorum. Dolar 1300 liraydı, bir gecede 3.300 oldu dolar Türkiye’de. Üç gün içerisinde 3.300 lira oldu dolar. Üç gün içinde. 1300 liradan 3.300 lira oldu. Ben televizyonda benim gözüm, başım, gözüm, her şeyim televizyonda. Üçüncü gün gözlerim kan çanağı benim, ben battım dedim, battım. Herkes bir dedikodu durdurdu. Ben dedim ben nerede battım? Bu memlekette battım. Bir gecede battım. Bir gecede batar insan. Evet, bir gecede batar. Bir deprem olur, batarsın. Bir sel olur, batarsın. Yangın olur, batarsın. Batarsın. Adamın birisi gelir, devamlı çalıştığın bir kimsedir.

Yıllardır çalışıyorsundur, çek alıyorsundur, çek veriyorsundur. Haberin yoktur senin. Adam konkordato da ilân eder, bir gecede batarsın. Bunlar bakın, bunlar adamın kafasızlığından değil. Cenâb-ı Hak temizliyor, biz öyle düşünürüz. Deriz ki ya tamam Rabbimden geldi veya zarar ediyorsun, bir mal alıyorsun, bir mal satacaksın. Zarar ediyorsun tüccarlar için. Kendince kar edeceğim diyorsun, zarar ediyorsun. Bu normal, gayet normal. Ama bunlar diyecek ki kimse, evet ben nerede yanlış yaptım, yanlışlıklarımı tespit edeyim, eyvallâh. Ama kendi içimde, kendi içimde, kendi içimde, kendi içinden de sabret çekecek. Diyecek ki bunlar bana lazım, temizleniyorum. Hamd edecek Allâh’a. normalde bu kalbinde küfürdür, nifaktır, hırsdır, dünya hırsıdır, yalandır, gıybettir, dedikodudur.


Münâfık Aklı ve Allâh Âyetlerini İnkâr

Bunlar var ise veya birisine kötülük yapmaktır, fitne çıkarmaktır. Bir topluluğa fitne çıkarmaya çalışıyor o kimse. Kendince iyi yaptığını düşünüyor. Bir topluluğun içerisine fitne atıyor. Kendince iyi şey yaptığını düşünüyor ama öyle değil. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden böyle kalp gözü körleşmiş, basîreti bağlanmış kimselere Cenâb-ı Hak körler diyor. Kör. Ayeti kerimede Allah onları kör olarak nitelendiriyor. Bunlar anlattığımız kâfirler, müşrikler, mürtedlerle alakalı. Allah onların ışığını giderdi. Karanlıkların içerisinde görmez halde bırakıverdi. Sağırdılar, dilsizdirler, kördürler. Onlar artık dönmezler. Bu kesin. Kalbi mühürlemiş artık. Onun dönüş yolu yok. tövbesi kabul edilmeyenler var ya, tövbesi kabul edilmeyenlerden.

Şirk ehli. Allah şirk ehlinin tövbesini kabul eder mi? Hayır. İbadetlerini kabul eder mi? Hayır. Önce o şirkten dönmesi gerekir. Eğer şirkten dönmezse, Cenâb-ı Hak onun tövbesini kabul etmez. Hadîslerle sâbit. Âyetlerle sâbit bu. Allâh muhâfaza eylesin. İnsanların bir kısmı da, bu da münafıklarla alakalı. And olsun ki biz, cin ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratık. Onların kalpleri vardır, anlamazlar. Bunlar münafıklarla alakalı. Kalbi var, anlamıyor. Gözleri var, görmüyor. Kulakları var, duymuyor. Onlar da hayvanlar gibidirler. Hatta daha sapıktırlar. onlar gafillerin ta kendileridir. A’râf sûresi 179. âyet. Bunlar da münâfıklar. Bunlar akle etmiyorlar. Gördüklerinden bir hisset çıkarmıyorlar.

Bunlar o münâfıkça kalbi muhafaza ediyorlar. Münafıkça yaşıyorlar bunlar. Bunlar o münâfıklıklarına devam eden insanlar. Allâh muhâfaza eylesin. Bunlar da Allâh’ın nereye bakarsan bak, vetsini görebilecek olanlar değil. Bunlar da görmüyorlar. onlar normalde bu Cenâb-ı Hakk’ın yaratmış olduğu organları da yerli yerinde kullanmıyorlar. Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu o kalbi hissiyatı da yerli yerinde kullanmıyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Ne var ki kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar Allâh’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Ahkâf sûresi 26. âyet. Demek ki bunlar, bu münâfıklar Allâh’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.

Allâh’ın ayetlerini inkâr ettiklerinden dolayı onlar Allâh’ın vetsini görmüyorlar. Şimdi diyeceğiniz Allâh’ın ayetlerini inkâr eden mi var? Dolu. Öyle değil mi? Gün geçmiyor bir ilâhiyat fakültesinden bir öğretim üyesi bir bomba patlatmamış olsun. Gün geçmiyor diyanetten bir kimse bir bomba patlatmamış olsun. Gün geçmiyor ki herhangi bir ilâhiyâtçı, şeyh, derviş, sûfî adına ne derseniz deyin bir bomba patlatmamış olsun. Bakıyorsun Allâh Allâh diyorsun ya bu nereden çıktı? Gün geçmiyor ki bir profesör faize cevaz vermemiş olsun. Oturuyor enflasyon mektarı kadar faiz alınabilir diyor. Dıdımın dıdı şunu dedi, dıdımın bıdı bunu dedi diyor. Âyet var kardeşim dıdımın bıdımın ne bakıyorsun sen? Ona bakmıyor o. bundan 100 yıl sonra belki de çıktı ya ülkeden bazı sapkın insanlar.

Biz bunu kulaklarımızda duyduk 28 Şubat’ta. Adam çıktı Ankara İlâhiyat Fakültesi dekanı Horoz’dan kurban olur dedi. E çıktı adama ayakkabı getirdi masanın üzerine koydu televizyonda. Ayakkabıdan kurban olur dedi. E bunları bu göz gördü. 100 yıl sonra birisi çıkacak neydi o adamın adı ya? Zekeriyâ Beyaz. Diyecek ki Türkiye’de bir alim yaşamış Zekeriyâ Beyaz adında o fetva vermiş. Ayakkabıdan kurban olur. Bu şimdi tuhaf gelmesin size. Evet. Adem’den beri İslâm dünyasında bu tip dolu fetva var. Bakın dolu fetva var. Neden dedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Hayır zamanda ümmetim 73 fırkiye bölüncek 72 delalette olacak birisi hidâyette olacak diye. Adam bunun fetvasını veriyor.

Veyahut da adam kalkıyor bunlar Kur’ân âyeti olamaz diyor.


Zekeriyâ Beyaz Fetvâsı ve Kur’ân Kursları

Almanya’ya soluklandı. Bakın bunlar tarihe not düşülüyor. Bunlar İslâm dünyasında kitap yazıyorlar. Ciddar ciddar kitapları var bunların. Bunların üniversitelerde tez hazırlatıyorlar. Öğrencilere diyorlar ki böyle tez hazırlayacaksın bitirme tez hazırlayacaksın. Öğrencilerin gideceği yolu gösteriyor. Öğrenci ne yapsın o bitirme tezini onun istedikleri gibi yapıyor. Bakıyorsun o bitirme tezlerini inceliyorsun o kadar çok sapkınlıklar var ki. dini biliyorsan sinirinden patlarsın. Diyorsun bununla alakalı âyet-i kerime var onu biliyorsun. Bunu nasıl görmedi diyorsun. Onunla alakalı hadîs var diyorsun onu biliyorsun. Bunu nasıl koymadı buraya diyorsun. Sapkınca bir şey çıkıyor ortaya. Sonra Cübbeli de diyor ya iyi ki çocuklarımı imam edip göndermemişim elhamdülillah diyor.

Şimdi o zaman haydi herkes cübbeliye saldırıyor. Hadîs inkarcısı çıkıyorlar. Âyet inkarcısı çıkıyorlar. bu münâfıklar ne yapıyorlar? Allâh’ın ayetlerini bile bile inkâr ediyorlar. Onları biz Müslüman olarak düşünüyoruz. Sebep bizim yanımıza geldiklerinde namaz kılıyorlar. Bizle beraber namaz kılıyor. Bizle beraber oruç tutuyor. Ama diyor ki başörtüsü yok ne alakası var diyor. Geçen gün Twitter’da paylaşmıştım. Ne başörtüsü demeyeyim diyor. Ne çul diyor. Öbür kü diyor. Kur’ân kurslarıyla alakalı orta çağ ziyniyeti diyor. Kur’ân kurslarıyla alakalı. bir kimse çocuğuna din öğretecek orta çağ ziyniyeti. Bir kadın inancından dolayı başını örtcek onun örtüsüne çul diyeceksin. Bir de ne diyorlar? Din de bunun yeri yok.

Âyet-i Kerim’i inkâr etti mi? Etti. Dinde yeri yok. Çünkü Türkiye öyle bir yer ki siyasetçisi din hakkında hükmediyor, hüküm veriyor, bürokratı veriyor. Ondan sonra ekonomi profesörü veriyor, sosyal ilişkilerle alakalı ilim yapmış bir kimse veriyor, felsefeci veriyor. Dinle alakalı herkes istedi fetvayı veriyor ülkede. Ama birisi ben burada doktorum dese, diploması olmasa adamı çarmıha geriyorlar. kaldı mı önceden dişçiler vardı. Öyle değil mi? Diplomasız, yetişmiş çıraklıktan kaldı mı? Kaldı mı? Kalmadı. Ha söyle de bassınlar adamın dükkanına. Nerede? Onun anında şikayet ederler, adamın tezgahını başına giydirirler. O mümkün mü? Ya sen diplomasız bir diş doktorunu çalıştırmıyorsun. Adamın dinle alakası yok.

Onun sözünü neden kullanıyorsun? Kullanıyor ama. Veya bir kimse örneğini bütün herkes dinle alakalı basıyor, fetvayı geçiyor, konuşuyor. Bunda bir sıkıntı yok. Allâh muhâfaza eylesin. Şayet Allah onlarda bir hayır görseydi onlara işittirirdi. Eğer işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirenler olarak arkalarını dönerlerdi. Enfâl sûresi 23. âyet. Bunlar küfürde, bunlar müşrikde o kadar ileri gitmiş ki Allah onlara âyet-i kerimi duyursa dahi onlar tekrar yüz çeviriyorlar. Cenâb-ı Hak onlara âyet-i kerimeleri duyuruyor. O tekrar geri dönüyor, tekrar yüz çeviriyor. Ne var ki yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalpler de körleşir. en sıkıntılı yer burası. Hac Suresi âyet 46. Bunların topladığımızda hepsinde yalnız o kimsenin gözü körlendirilir.

O kimsenin kalbi de körleşiyor. Zaten konumuz da bu. Kalp körlü. Demek ki bir kimse âyet-i kerimeleri inkâr etti, hadîs-i şerifleri inkâr etti, mezhepleri inkâr etti, inkâr ede ede geldi. O kimsenin kalbi de körleşti. Âyet-i kerimeyi reddetmek için o kimsenin kalbi de körleşti. Âyet-i kerimeyi reddetmiş, şunu yaptı, bunu yaptı, bunu yaptı, kalbi de körleşti. En sıkıntılı nokta burası. Sûfîler içinde en sıkıntılı yer burası. Kalbin körleşmesi. o kimsenin hakikati görememesi. Hakikate sırtını dönmesi. Maneviyata sırtını dönmesi. Maneviyatı anlamaması, algılamaması. Kalbinin körleşmesi. Bu neyle alakalı? Bu o kimsenin kalbindeki vesveseyle, o kimsenin kalbindeki şeytânî duygularıyla alakalı. Öyle bir hale geliyor ki o kimse manen artık körleşmiş oluyor.


Hâc 46 ve Mânevî Körlüğün Sûretleri

O gördüğü rüyayı bile inkâr ediyor. Gördüğü hali bile inkâr ediyor. Tuttuğu eli bile inkâr ediyor. Manevi körlülük bu. O artık her yer karanlık şarkısı söylüyor. Manevi körlük. Namazını kılıyor, orucunu tutuyor, manevi kör. Baktığımızda beş vakit namazında abdestinde manevi kör. Hakikati görmüyor. Doğruları görmüyor. Hakikati ve doğruları görmeyince o kimse manevi kör oluyor. Ve manevi kör olan bir kimse de Cenâb-ı Hakk’ın vecini görmekten, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelliyyâtını görmekten uzak oluyor. Yağmuru yağdıranın Allah olduğunu unutuyor. Diyor ki bulutlar geldi, yağmuru yağdırdı. Ulan bütün bulutlar toplanıyor, yağmıyor. O zaman ne oluyor? O diyor ki şu şöyle oldu, bu böyle oldu, yağmur yağmadı.

Yağmuru yağdıranın Allah olduğunu unutuyor. Bulutları sevk edenin Allah olduğunu unutuyor. Tohuma can verenin Allah olduğunu unutuyor. Menîye can verenin Allah olduğunu unutuyor. Anne karnında ona bir suret giydirenin Allah olduğunu unutuyor. O surete dişi mi olacak, erkek mi olacak, onu normalde hükmedenin Allah olduğunu unutuyor. Anne karnında oksijen yok, gaz yok, ekmek yok, pırasa yok, patlıcan yok. O çocuk orada büyüyor, onu büyütenin Allah olduğunu unutuyor. Ve normalde o insan hayatına devam ederken, hayatının içerisinde saç rengini, göz rengini, bıyık rengini, sakar rengini, şeklini, şamalini, bütün her şeyini dizayn edenin Allah olduğunu unutuyor. Kaşını, gözünü, burnunu, ağzını, dişlerini, okka gibi oturturanın Allah olduğunu unutuyor.

Her nefes alış-verişte Cenâb-ı Hakk’ın ona hayat verdiğini, her nefes alış-verişte Cenâb-ı Hakk’ın onunla bizatihi ilgilendiğini unutuyor. Gaflet basıyor o kimseye. Ve hücrelerini dizayn edeni, bütün kâinâtı dizayn edeni, bütün semavati dizayn edeni, bütün varlığı hayat vereni ve bütün varlığı ruhunu üfleyenin Allah olduğunu unutuyor. Ve o gören körlerden oluyor. Gören körlerden oluyor. Ve o kimse Allâh’ı sevmediğinden, Resûl’ünü sevmediğinden, Allah dostlarını sevmediğinden ve şeytânî şeyleri sevdiğinden de kör oluyor. Çünkü bir kimse şeytânî bir şey severse Allâh’a kör olur. Bir kimse şeytânî bir şey severse Resûlullah’a kör olur. Bir kimse şeytânî bir yolu severse velîlere kör olur. Bir kimse şeytanlaşmış insanları severse müminlere kör olur.

Bakın bir şeyi sizin sevmeniz, aşırı derecede sevmeniz başka şeylere karşı sizi kör eder. Bir kimse dünyayı çok severse Allâh’a kör olur. Resûlullah’a kör olur. Velilere kör olur. Tanımaz, bilmez, anlamaz ve onları kötüler. Bir kimse nefsine uydur, şeytana uydursa, Hazret-i Ali Efendimiz demiş ya bana bir harf öğretenin kölesi olurum, ona harf öğretene kör olur. Ona ilim öğretene kör olur. Ona Allâh’ı tanıtana kör olur. Onu Resûl’üne tanıtana kör olur. Onu Allâh’ın zikrini tanıtana kör olur. Ona iyiliği öğretene kör olur. Kör olur o kimse. Sebep o kimse çünkü hevâ hevesine uydu, gaflete düştü. Şeytani vesvese onun kalbine oturdu. Çocuk babasına kör olur. Çocuk annesine kör olur. Seni büyüttü, yetiştirdi, eğitti, belli bir hale getirdi.

Sen annene babana nasıl asi oluyorsun? Asi oluyor, kör annesine babasına. Eşler birbirine kör olur. Eğer onlara şeytânî sevgi basarsa eş birbirine kör olur. Çünkü şeytânî bir sevgi oluştu onda. Şeytani bir sevgi oluştu. Ne oluştu? Bana koltuk takımı almadın, ben gidiyorum anneme. Evlendiğimizden beri bir gün yüzümü gösterdin, gidiyorum anneme. Senin gibi kadın olmaz olsun. Ben seni istemiyorum. Defol bu evden. Kör eşler birbirine.


Şeytânî Sevgi ve Âile Körleşmesi

Ya evlenmişsiniz, evliliğinizi yürütmeye bakın. mâkul dâirede buluşun, çocuklarınız var. şuyun var, buyun var, bunca yıl geçmiş. mâkul dâirede buluşun, buluşmuyor. Buluşmuyor, kör birbirine. Birbirine kör olduğu zaman bir şey anlatmam mümkün değil. Ona bir nasihatta bulunmam mümkün değil. Neden? Kör. Kör olunca kalbi mühürlü onun. Gözü mühürlü, ona bir şey gösteremezsin. Anlatıyorsun, anlatıyorsun, anlatıyorsun aynı yerde duruyorlar. Anlatıyorsun, anlatıyorsun, anlatıyorsun aynı yerde duruyorlar. Bir, bir saat, iki saat, üç saat, dört saat anlatıyorsun. Aynı yerde duruyorlar. Ya bir adım ilerle ya. Bir adım ilerle. Bir adım ilerlemiyor. Kör olmuşlar birbirlerine. Karı koca körler veya anne baba çocuk kör olmuşlar birbirlerine.

Bakın çocuk anne baba kör olmuşlar. İletişim sağlamaları mümkün değil. Sen anlatıyorsun boyuna, ikisinin iletişim kurdurmak için her iki tarafta kör. Körler sağırlar, birbirlerine ağırlar. Kör. Allâh’ım diyorsun ya, bu nasıl bir körlük? Âyet koyuyorsun, orta yer Adi-i Şerif koyuyorsun, imamların iştahadını koyuyorsun, sûfîlikten koyuyorsun, evliyalardan menkıbeler anlatıyorsun. Yok anlamakta inat ediyorlar. Anlamamakta inat ediyorlar. Kör, bildiğiniz kör. Körlerle uğraşmak kadar dünya üzerinde zor bir şey görmedim ben. Hele Müslüman’ın körü var ya, yemîn ediyorum bakın yemîn ediyorum dünyanın en zor işi. Müslüman’ın körü. Sebep? Ya âyet söylüyorsun ya, adam âyeti dinlemiyor. Müslüman. Hadîs var diyorsun, hadisi söylüyorsun.

Ala eder ki bu hadîs nerede geçiyor diyor. Geçtiği yeri söylüyorsun, koyuyorsun önüne, bu senin kitabın diyor. Kör. Böyle dervişlerin de körleri var. Derviş. Anlatıyorsun anlatıyorsun, kör. İçinden diyorsun ki ya böyle bir kör derviş olacağına olmaya varsın. Dersi bırakıp gidiyor zaten. Dersi bırakıp gidiyor zaten. Dersi bırakıp gidiyor zaten. Neden? Kör çünkü. Şaşı. Bildiğiniz şaşı. Çok eski dönemden adam dersi bırakacağım dedi ya bırakabilirsin dedim. Rüyaları ben dinliyorum, halileri de ben dinliyorum. Kim ne ne o anlatmış, biliyorum. Bu rüyayı sen görmedin mi? Evet dedi. Bu rüyaydı görmedin mi? Evet. Dedim sen dedim bana en azından on taneye yakın rüya anlattın mı anlattın. Bu gördüğün rüyalar sayı.

Ben rüyaya da inanmıyorum dedi. Dedim rüyanın varlığına mı inanmıyorsun? Evet dedi. Ayeti inkâr ettim dedim ben. Sen âyeti inkâr ettin. O rüyadan bu rüya mı acaba kasıt dedi. He işin gücün nasıl gelsin dedi. Tamam. Tecrübe bunlar. Kör. Bir bain derdi bırakan bir hep tecrübe ya. Hoca dedim ya. İtikafta dedim geldim. Dedim. Oktay da buna şahittir. Birinci gün ben gidiyorum i’tikâfa soruyorum. Var mı bir şey diyorum ben yok diyor. İkinci gün gidiyorum i’tikâfa var mı bir şey dedim ben yok dedi. Üçüncü gün yatsıdan sonra teravih kıldım gene girdim yanına. Dedim hoca var mı bir şey yok dedi. Oktay da yanımda. Destur dedim kaldırdım ayağı. Oturuyoruz biz. Bir başladım zikrullâh’a. Üçümüz beraber zikrullâh yapıyoruz bu başladı ağlamaya.

Ben gördüm dedi göreceğim dedi. Ben de baynırda dergâh oturacak yerleşecek böyle kendimce büyük mücâdele veriyoruz. Ben onun hali açılsın ondan sonra Allâh’a münâcât ediyorum. Hali açılsın delillensin baynırda yolumuzun hak olduğu bilinsin diye Allâh’a münâcât ediyorum. Hali açıldı bunu gördü peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Sabah namazından sonra gelip kapımda ağlayan insan. Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri geldi. Dedi ki git Mustafa’ya şunu şunu şunu söyledi diye ağlayan insan. Bakın böyle rüya görüp böyle hal gören bir kimse. Dersi bırakıyor bu. Daha doğrusu bıraktı da ben ona delillendiriyorum. Bunları gören sen değil miydin?


Dervişin Şaşılığı ve Eşek Sûreti Menkıbesi

Evet. Peki dedim kimi gördün de rüyanda gittin? Öyle ya peygamber sahibi bu. Sûfîlik yolu bu. Bunun ölçüsüne rüyanda bir şeyhi görmüşsün gitmiş intisap etmişsin. Bir daha rüyanda göreceksin bir başkasını, gitcen intisap etcen. Hak. Dedim kimi gördün? Hiç kimseyi görmedim dedi. Dedim gitmene sebep ne senin? Ben dedi sabah namazından sonra râbıta yaptım. Şeyh Efendi’yi dedi şeyh efendi demiyor. Abdullâh Gürbüz efendi dedi uyurken gördüm dedi. Dedim tamam. Bunun üzerine söylenecek bir söz yok dedim. Sen râbıta yapacaksın. Râbıta da şeyhini göreceksin sabah namazından sonra. Onu uyurken gördüm. Ben soru sordum. O uykuda olduğu için bana cevap veremedi deyip gitcen. Sonra ona eşek muhabbetini anlattım.

Bilir misiniz eşek muhabbetini? Evet. Körlük böyle bir şey bak. Dervişin birisi şeyh efendiye geliyor. Efendim ben size râbıta ettim de sizi eşek sûretinde görüyorum. Âlâ oğlum diyor. Sen öyle bir şey olduğunda diyor yanında diyor hançerin bir çan kesici bir aletin yok mu? Var efendim diyor. Sen öyle olduğunda diyor bizim bir o diyor eşeğin diyor kulağını kes de getir benim yanıma. Derviş de böyle körlük öyle bir şey. Böyle kibirle tamam efendim diyor. Neyse neyse Zikrullâh da yine râbıta yapıyor bakıyor. Şeyhi eşek sûretinde yine. Şeyhim emretti artık diyor çekiyor o hançeri. Cahit kesiyor yandım Allah kendi kulağı. Kulak elde koşa koşa şeyhin yanına. Efendim diyor böyle böyle ben kulağımı kestim.

Benim diyor eşek sûretinde gördüğüm meğer benmişim ya diyor. Meğer benmişim ya. Eşek suretinde gördüm. Bu eşek muhabbeti. Körlük böyle bir şeydir. Bu da sûfî körlüdür. Doğruyu göremez. Görmüş olduğu doğruya sonradan eğrilik katar. Kendi rüyasını inkâr eder. Kendi halini inkâr eder. Ve ne yapar o körlüğünden dolayı Allâh muhâfaza eylesin. Mühürlenir. Bu işin daha acı tarafı. Bakın mühürlenir. Rabbim kimseye böyle bir şeyle karşılaştırmasın. O yüzden Rabbim körlükten cümlemizi muhafaza eylesin. Hem maddi körlükten hem manevi körlükten. Rabbim cümle kardeşlerimizi korusun muhafaza eylesin. En önemlisidir. Rabbim manevi körlükten hepimizi korusun ve muhafaza eylesin. Ve bir insan şeytanı kendine kıyafet etmesin. bir insan şeytanı kendine dost eder, hevâ ve hevesini sever, heva ve hevesine rap edinirse o körlükten olur ki bir daha onun gözü açılmaz.

Allâh muhâfaza eylesin. Kimin kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür. Demek ki eğer şeytanın vesvesesine oldu kör oldu. Ama bir de kalbinde kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür. Ve normalde insanoğlu gözleri açıktır, bakın gözleri açıktır insanların. Ama ne yazık ki çoğunluğunun kalbi uykudadır. Göz açık kalp uykuda. Ben böyle daha makul olanı söyleyeyim. Kalbi uykuda kimisinin göz açık kalbi mühürlü. Kimisinin göz açık kalbi uykuda. Eğer normalde o kalbi uykudaysa o kimsenin manadan haberdar olması, ne bileyim manada perdeden perdede geçmesi mümkün değil. O zaman o kimse kalbin uyurluğunu yok etmeli. Kalbin uyanık hale gelmeli. Öyle bir kalbin uyanık hale gelmeli ki o uykudayken bile uyanık olmalı.

Öyle bir kalbin uyanık hale gelmeli ki gözü açıkken o kimse uyanık, gözü açıkken de uyanık olmalı. Şimdi kalbin uyanık olmanın gece yatarken kalbin uymaması, kalbin uyanık olması, o kimsenin rüya görmesi, o kimsenin perdeden perdeye halden hale geçmesi. Bu normalde baş gözü uyurken kalbin uymaması. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazret-i Âişe annemize dedi ya, benim kalbim uyumaz diye o göz uyusa dahi kalbinin uyumaması. Bunun daha ilerisi var daha ilerisine normalde uyumadığı halde de çıplakken kalbinin naması görmesi, uyumaması. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kabristânda gidiyordu, üç kişinin başına birer tane yeşil hurma dalı dikti. Dediler ki ya Resûlallâh bu nedir?

Dedi ki bu kardeşlerinizin kabir azâbını duydunuz mu, gördünüz mü? Hayır ya Resûlallâh dedi bir tanesi bevlederken dikkat etmezdi dedi, üzerine sıçratırdı. Dedi bir tanesi böyle laf getirir götürürdü gibisinden onların kusurlarını söyledi. Lafı uzatmayayım şimdi. Bu ne? Bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gözü açık uykuda olmadığı halde kalbi uyanıktı. O uyurken de kalbi uyanıktı, o ayaktayken de kalbi uyanıktı. Bu normalde sûfîler için önemli. Sûfî de gözü açıkken kalbi uyumamalı.


Kalbin Uyanıklığı ve Mevlânâ’nın Necâset Îkâzı

Onun kalbi basîret nuruyla nûrlanmalı, zikrullâh nuruyla nûrlanmalı. Ve o kimsenin de muhakkak ve muhakkak o nur onda oluşmalı. İllaki herkes rüya görecek hal görecek diye bir kaydı yok ama o kimsenin kalbi ilham almalı. O doğruyu yanlışı ayırt edebilmeli. O eksiği fazlayı ayırt edebilmeli. Hazret-i Mevlânâ diyor ki, zahiri kör olan görünen mecasetlere bulaşır. Fakat can gözü kör olan kişi gizli olan, görünmeyen pisliklere bulaşır. Demek ki o kimse eğer kalp gözü kör ise o görünmeyen pisliklere ulaşacak. Görünen pisliklerden temizlenmek kolay. Üzerinize bir mecaset dökülürse bulaşırsa gider yıkar temizlenirsiniz. Ama kalbe necaset girer de bunu fark etmezseniz yandık eten elva. O yüzden Hazret-i Peygamber’in, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri mü’minin ferâsetinden sakınınız.

Çünkü o Allâh’ın nuruyla bakar dedi. Yine velîlerle alâkalı, gören gözüm, duyan kulağım, tutan elim, yürüyen ayağım olur, benimle görür dedi. O zaman o kalp o körlüğü atacak o kimse üzerinden ve Sûfîler ferâset sahibi olacak. Bunun oluşması için veyahut da olmamasının sebebi ne? Olmamasının sebebi şu. Ey îmân edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir. O zaman bu manevi kör olanlar kimlermiş? Allâh’ın zikrini terk edenler. Ve Allâh’ın zikrini terk ederse o o zaman o kimse ne yapıyor? Manevi körlerden oluyor. Allâh muhâfaza eylesin. Ve o manevi körlerden olursa da bir daha asla ve asla kendini toparlamıyor.

Rabbim korusun muhafaza eylesin inşâallâh. Bir âyet-i kerîme daha. Rahmanı anmaktan yüz çeviren Allâh’ı anmaktan yüz çeviren yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz. Demek ki kim zikrullâhı terk etti, zikrullâhla bağını kesti. Allah diyor ki bakın Allah diyor. burada bilinmeyen bir şey yok. Ona diyor şeytanın yanına bir tane ondan ayrılmayacak bir şeytanı ona arkadaş veririz. O onun yanından ayrılmaz. Ve onun kalbine habire ne yapar? Vesvese verir. Devamlı onun kalbine tabiri caizse işer. Kalbine oturur. Hadîs-i şerit Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki şeytan kalbin kapısında bekler. Zikrullâh oradan çıkınca şeytan girer oturur dedi. Demek ki Allâh’ın zikrini terk edene Cenâb-ı Hak bir şeytan arkadaş veriyor, bir şeytan dost veriyor.

Ve o kimse Allâh muhâfaza eylesin. Körlerden oluyor. Ve artık onun kalbi ne yapıyor? Hiçbir şey hissetmiyor. Kalbi körlerden oldu. Allâh muhâfaza eylesin. Ve ferâset nûru ondan çıktı gitti. Bakın onlara dedikodu ederler, gıybet ederler. Bir müddet sonra Allâh’ın dostlarına laf söylerler. Bir müddet sonra peygamberlere laf söylerler. Bir müddet sonra yolu izi insanlara her şeyi laf söylemeye başlarlar. İzleyin. Takip edin böyle görürsünüz. Sebep? Onun çünkü kalbine şeytan otururdu. Zikri terk etti, Cenâb-ı Hak onun kalbine şeytanı dost etti. Şeytanla dost oldu. Allâh muhâfaza eylesin. Yıldızların içinde ay nasıl görünürse, başkaları arasında da Allah da öyle görünür. Demek ki yıldızların içerisinde gece baktınız.

Ay nasıl görünüyorsa Allah da böyle görünür. Allah görünmez bir varlık değildir. Allah bilinmez bir varlık değildir. Allah tanınmaz bir varlık değildir. Bugüne kadar öğrenilen öğretileri değiştirecek herkes. Görünmeyen, bilinmeyen bir Allâh’a îmân etmedik. Görünen, bilinen bir Allâh’a îmân ettik. Dualarımızı işiten, duâlarımıza cevap veren, dualarımızı Allâh’ın izniyle bir izniyle yerine getiren bir Allâh’a îmân ettik. Tövbe ettiğimizde tövbemizi kabul eden, Ya Rabbi dediğimizde buyur kulum diyen bir Allâh’a îmân ettik. Görünmeyen, bilinmeyen, tanınmayan bir Allâh’a îmân etmedik. Görünen, bilinen, tanınan Allâh’a îmân ettik.


Yıldızlar İçinde Ay — Allâh’ın Zâhirliği

Kullarıyla konuşan, kullarının istediklerine cevap veren, kullarının duâlarına icâbet eden kulları kendisini zikrederse, kullarını zikreden bir Allâh’a îmân ettik. Bakın kulları kendisini zikrederse, kullarını zikreden bir Allâh’a îmân ettik. Şimdi zikrullâh yapıyoruz, o da bizi zikrediyor. Onu tanıtıyoruz, o da bizi tanıtıyor. Biz onu tanıyoruz, o da bizi tanıyor. Tanıtıyor. Biz burada insanlara onu tanıtıyoruz, o da meleklere tanıtıyor. O da Arş’ın meleklerine tanıtıyor, Kürsî’nin meleklerine tanıtıyor. Siz burada onu zikrediyorsunuz, o da sizi meleklerin huzûrunda zikrediyor. Ey meleklerim! Onlara diyor kadın verdim, çocuk verdim, adam verdim, mal verdim, mülk verdim, şeytan verdim, vesvese verdim, cinni tayfesine verdim.

Hepsini de geçtiler, beni zikrettiler diyor. Onlara duâ edin diyor. Melekler dua ediyorlar. Kim Allâh’ı zikrederse, melekler o kimseye duâ eder. Kim namaz kılarsa, melekler ona duâ eder. Kim oruç tutarsa, melekler ona duâ eder. Kim bir fukarayı bir lokma yedirirse, melekler ona duâ eder. Kim zekatını verirse, melekler ona duâ eder. Melekler duâ eder, malını artır diye. Kim bir cömertlik yaptı, melekler duâ eder. Daha verirken daha. Daha verirken, bir fukaranın eline daha tutuştururken, hemen melek baş ucunda başlar. Ya Rabbi sen buna fazlasını ver. Sayısız ver. Âmîn. Hemen melek duâ eder. Başında duâ eder. Melekler günah işler mi? Hayır. Günahsız, ağızla yapılan dualara icâbet edilir mi? Evet.

Bir mâ-zûrâtınız varsa, tasadduk ederekten duâ edin. Bir mâ-zûrâtınız, bir sıkıntınız varsa, tövbe ederekten, tasadduk ederekten duâ edin. Cenâb-ı Hak icâbet eder. Allâh’ı zikrederekten duâ edin. Cenâb-ı Hak icâbet eder. Ve bir karanlık gecede, yıldızların içerisinde ay nasıl tanınırsa, Allah da böyle tanınır. Hz. Bir diyor, çünkü Hak zahirdir. Batın olduğu kadar zahirdir. Ortadadır. Belirgindir. Bellidir. Tanınır. Görünür. Görünür. Görünür. Çünkü göklerde, yerlerde ne varsa her şey onu zikreder. O azizdir. Ve her şeyi elinin altında, hükmünün altında toplayan Hakim’dir. Kudret sahibidir. Kuvvet sahibidir. Her şey gözünüzün önünde tecellî eder. Her şey. Göklerin de yerin de mülkü onundur. Her şeyin sahibi odur.

Kalplerin de sahibi odur. Ruhların da sahibi odur. Canların da sahibi odur. Rezzak olan da odur. Rızıklandıran da odur. Yağmuru yağdıran da odur. Deprem oluşturan da odur. Darlığı veren de odur. Boluluğu veren de odur. Kıtlığı veren de odur. Yağmuru yağdıran da odur. Yağmuru yağdırmayan da odur. Evlendiren de odur. Boşandıran da odur. Her şeyde, bütün fiiliyatta Allah çalışır. Allah. La fa’ili illallah. Allâh’tan başka fa’il olan yoktur. İşleyen Allah’dır. Onu görmezsen körlerden olursun. O her şeyde kadirdir. Onu güçsüz zannetme. Onu kuvvetsiz zannetme. O bunu yapmaz, o bunu etmez, o buna gücü yetmez. Düşünme, şirke düşersin. Onun gücün yetmeyeceği hiçbir şey yoktur. Onun kudretinin ulaşmayacağı hiçbir şey yoktur.

Ve o Evvelin Evvelidir. Evvel’dir, ondan öncesi yoktur. Ondan öncesi yoktur. Âhir’dir, sonrası da yoktur. Devam eden ahir, devam eden sonu olmayandır. Her şey ölümü tadar. Bütün her şey fânîdir. Bâkî olan odur. Bütün nefeslerin nefeslerini alacak olan odur. Ve bugün Vâhidü’l-Kahhâr olan kim diye sorduğunda yine kendisi cevap verir. Bugün Vâhidü’l-Kahhâr olan Allah der. Ve her şeyi yeniden yaratır. Her şeyi şimdi yaratana bir daha yaratmak zor gelmez. O her şeyi her an yeniden yaratır. O her şeyi yaratan bir daha yaratmak zor gelmez. O her şeyi yeniden yaratır. O her şeyi yeniden yaratan bir daha yaratmak zor gelmez. O her şeyi yeniden sonlandırır. O her şeyi yeniden sonlandırır. O her şeyi yeniden yaratan bir daha yaratmak zor gelmez.

Onun kudretiyle uğraşacak olan hiçbir şey yoktur. Onun kuvvetiyle baş edecek olan hiçbir şey yoktur. Bu işlerim gibi oldu ama bitmez. O bitti demeden bitmez. Ümidini kesme, umudunu kesme duanı kesme, zikrini kesme, mücâdele kesme Bütün dünya sana düşman olsa o sana kulum dediği müddetçe hepsi de havasını alır. Bütün dünya, bütün dünya sana karşı olsa, eğer o karşı değilse bütün dünyayı dize getir. O Vâhidü’l-Kahhâr ulandır. O Ebâbîl kuşları ile orduları helak edendir. O bütün Lût kavmini dünyanın altına geçirendir. O Nûh’un kavmini suyun altında boğandır. O Hûd’un kavmini alabora edendir. O Sâlih’in kavmini bir ses ile donakalı dondurup bırakandır. O Mûsâ’ya Kızıldeniz’den yol açan ve Kızıldeniz’de Firavun’u boğandır.

O Nemrûd’un burnuna küçücük bir sinek sokup Nemrûd’u kendi balyozuyla öldüren Allah’tır. O İbrâhîm’i ateşten alan Allah’tır.


Enbiyâ Kıssaları ve Hz. Ali’nin Kesin Şahâdeti

O Yûsuf’u kuyudan çıkaran Allah’tır. O Ya’kûb’un kör olan gözünü açan Allah’tır. O Eyyûb’u topuğundan su çıkarttırıp onunla yıkatıp gençleştiren Allah’tır. O Allâh’la baş edecek olan hiçbir güç, hiçbir kuvvet yoktur. Ve o Allah gösterir kendini, saklamaz. Ama onu gören göz lazım. O göz harâmla, o kalp şeytanla, o kalp hevâ hevesle, o kalp harâmla iştigal ederse, o kalp kör olur, görmez. O göz kör olur, görmez. O zaman ne tarafa dönersen dön, Allâh’ın vech oradadır, oradadır. Âyet-i Kerimesinin sırrına o kimse ulaşamaz. Ancak imanını tazeleyecek, salih ameller işeyecek, tövbe edecek, Allâh’ı çokça zikredecek, Allâh’ı sevecek, Resulünü sevecek, Allah dostlarını sevecek, mü’minleri sevecek, şeytanla, şeytanlaşmış olanlarla dost olmayacak.

Gözünü şeytanı şeylere çevirmeyecek, kalbini şeytâniyyete çevirmeyecek, kalbini kötülüğe çevirmeyecek. Bu dünya geçip gidecek her şey, bomboş kalacak. Ne zamana kadar kör gelip kör gidecek insanlar. Mal onun, mülk onun. Verecek olanda o, alacak olanda o. Birinizi bin yapacak, birinizi milyon yapacak o, milyonunuzu bir yapacak olanda o. Milyonunuzu bir gece uzun, bir dakikada milyonunuzu, milyonunuzu bir yapar, bir lira olur. Bir dakikada. Bir dakikada bir liranız da milyon olur. Ona yazılan, ona dâ. Yedi gök, yedi arz. İçindekiler onun, içindekiler onun. Bir başkasının değil, yedi gökün de yedi arzın da, yedi semânın da, Arş’ın, Levh-i Mahfûz’un, Kürsî’nin, Kader’in, Kalem’in hepsinin sahibi o.

Kalem onun, kader onun. Yazan o, silen o, bozan o. Kimin elinde kalem var Allâh’tan başka? Kimin kitabı var Allâh’tan başka? Kimin cenneti var Allâh’tan başka? Kimin cehennemi var Allâh’tan başka? Kimin kabri var Allâh’tan başka? Kim yaratıyor Allâh’tan başka? Kim düzen veriyor Allâh’tan başka? Kim? Bir güç göster, bir kuvvet göster, bir kudret göster. Kim yaratıyor ki ya? Allah ve görünen. Hz. Ali Efendimiz’in sözünü unuttu Müslümanlar. Görmediğim Allâh’a ibadet etmem dedi. Pîr’imiz, Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın damadı, ilmin kapısı, Haydar-ı Kerrâr. Görmediğim Allâh’a ibadet etmem dedi. Nerede kaldınız Müslümanlar? Nerede kaldınız? Görmediği Allâh’a ibadet etmeyen bir pirin evlatlarıyız. Evet.

Çıkarılacak olan oku namazdayken çıkarın diyen bir pirin evladıyız. Bu sözü nereye açacağız? Şimdi ki o kör gözlü ilâhiyâtçıların, kör gözlü diyanetçilerin Allah görünmez dediklerine bakmayın. 100 bin sefer beni mahkemeye verseler, 100 bin sefer bağırırım. Allah görünür. Allah görünür. Allah rüyada da görülür, zahirde de görülür, batında da görülür, perdede de görülür, gözün açıkta görülür, gözü kapalı da görülür. Allah görülür. Çünkü her an sıfatlarıyla her yere tecelledendir. Allah görünmez diyenler küfür ehlidir. Allah görünmez diyen küfür ehlidir. Kâfirin ta kendisidir. Allah görünmez diyen kâfirin ta kendisidir. İlan ediyorum yazın her yere Allah görünmez diyen kâfirin ta kendisidir. Altına Mustafa Özbağ’ye yazın.

Bununla mahşere çıkarım. Bununla mahşere çıkarım. Bununla hesaba çıkarım. Bununla huzuruna çıkarım. Allah görünür. Sıfatlarıyla görünür. Allah bütün sıfatlarıyla görünen biriler varlıktır. Görmeyen körün körüdür. Kör gelmiş kör gider. Allah çünkü hiçbir zaman kendini saklamamıştır. Saklamadı saklamayacak da. Ebediyen hep görünür olacak. Allah Müslümanlara cennette gösterdi. Allah dünyada da görülür. Ahirette de görülür. Her an her yerde görünür Allah. Sen yeter ki Hazret-i Pîr’in dediği gibi gözünden parmağını kaldır da diyor. Ne istiyorsan gör. Bakın burada ne diyor? Allâh muhâfaza eylesin. Diyor ki fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy bir şey görebilir misin? İnsaf et. Sen görmesen de dünya yok değildir.

Kusur ancak şom nefsin parmağında. Kusur neredeymiş? Şom nefsin parmağındaymış.


Zerrelerin Zikri ve Hurma Kütüğünün Sadâsı

Sen ellerini koy şimdi gözlerinin üzerine. Görebilir misin bir şey? Göremezsin. Allâh’ın suçu ne? Sen nefsine uyduysan Allâh’ın suçu ne? Sen şeytanı dost edinmişsin. Allâh’ın suçu ne? Heva hevesini ilah edinmişsin. Peygamberin suçu ne? Sen nefsin perdesinden nefsin perdesine geçiyorsun. Şeyhinin suçu ne? Ahmak adam. Sen zikrettin de Allah mı saymadı? Sen zikrettin de, sen salatu selam getirdin de Hazret-i Muhammed Mustafâ mı salatu selam vermedi sana? Değil. Bu senin nefsinden. Bu senin nefsinden. Bu senin kendi gönlünden. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ne dedi? Yedi kök, yedi arz, her şey dedi. Allâh’ı hamd ile tesbîh eder. Ama dedi, siz onların tesbîhlerini anlamazsınız. Neden? Duymadın.

Neden? Görmedin. Anlamadın. Sen hücrelerindeki hücreler dahi seni zikrederken, sen yücelerin zikrini duymaktan uzaksın. Senin hücrelerin Allâh’a hamd ederken, sen kendi hücrelerinin hamdini duymaktan, hamdini görmekten uzaksın. Senin yediğin yemek Allâh’ı zikrederken, Allâh’ı tesbih ederken, onu görmekten uzaksın. Senin adımını attığın toprak Allâh’ı zikrederken, elinde tuttuğun kaşık, elinde tuttuğun çatal, giydiğin elbise Allâh’ı zikrederken. Sen bunu görmekten, duymaktan uzaksın. Bunu anlamaktan uzaksın. Kendini evsime söylemiş olayım. Ağaçların zikrini duymaktan uzaksın. Sordum Sarı Çiçek’e, annen babam var mıdır? Çiçek dedi ki, derviş baba, annen babam ne dedi? Topraktır. Yûnus konuştu, sen konuştun mu?

Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın üzerine çıkıp hutbe okudu, Kütük konuştu. Hurma Kütüğü konuştu, Hurma Kütüğü. Biz konuştuk mu? Biz duyduk mu? Madem ki bütün mükevvenât, her şey Allâh’ı hamdediyor, tesbîh ediyor, tenzîh ediyor, tesbîh ediyor, zikrediyor. Hangisini duyduk? Hangisini duyduk? Ama biz din hakkında ahkam kesiyoruz buna. Herkes bir ahkam kesiyor, ben de dahilim. Allâh bizi affetsin inşâallâh. Kıymetli dostlar, sakın, sakın hiçbir zaman Allah görünmez bir varlık olarak düşünmeyin. Bu büyük bir şirk olur. Allâh muhâfaza eylesin. Sürç-i lisân ettiysek affola. Rabbim cümlemizi afv-ü mağfiret eylesin. Rabbim cümlemizi görenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi körlerden eylemesin. Rabbim kör olarak bu dünyadan geçip gidenlerden eylemesin.

El-Fâtiha ma selavat. Âmîn. Soruyu gene mi unuttuk? Haftaya kaldı gene. Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Hadîs-i şerîf. Kaçacak yerimiz var ya. Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Deliller sorumlu değil. Uykuda olanlar sorumlu değil. Ne kadar güzel. Hepsi de var biz de o yüzden hiç sorumlu değiliz. Benim deliliğim şeyhimden tasdikli. O yüzden ben kendi kendime ben deliyim desem benim hakkımdır. Şeyh Efendi bana öyle dedi. Oğlum canın istediğinde uyuyacaksın. Uyumayacaksın dedi. İstediğin zaman yiyeceksin istemiyorsan yemiyorsun. İstediğin zaman konuşacaksın istemiyorsan konuşmayacaksın dedi. İstediğin zaman duracaksın istemediğin zaman durmayacaksın. Böyle sıraladı böyle. Şunu ister yapan ister yapman, isten yapan isten yapman.

Dedim efendim bu tam 46’lık dedim. He he ondan Mustafa Efendi dedi. 46’lık bir adam var karşınızda. Bence yolunuz yakınken dönüp gidin. Akıllılık edin dönüp gidin. Öyle. Şeyhim öyle dedi ne yapayım 46’lıkmışım. Şükür hamdolsun. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Tevhîd Açılışı ve Hz. Ömer’in Sâdeliği: Sohbet açılışında okunan kelime-i tevhîd ve salavât — Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 19 (“Efdalü’z-zikr Lâ ilâhe illallâh”); hakk-ı hak, bâtılı bâtıl bilmek duâsı — Müslim, Duâ 73 (“Allâhümme erine’l-hakka hakkan ve’rzuknâ ittibâ’ahû, ve erine’l-bâtıla bâtılan ve’rzuknâ ictinâbehû”); Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışma emri — Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allâh’ın ipine sarılın”); Nisâ 4/59; Hazret-i Ömer radıyallâhu anh’ın Medîne’de saray ve köşk yerine hurma ağacının dibinde uyuması — Kisrâ elçisinin hayret kıssası: Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk 4/195; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 7/132; Rum-Bizans sarayları mukâyesesi — Edward Gibbon, The Decline and Fall of the Roman Empire; Muâviye döneminde ilk İslâm sarayı (Kubbetü’l-Hadrâ’nın Şam’da yapılışı) — Taberî, aynı eser; İslâm’da saray olgusunun Emevîlerle başlayışı — Hugh Kennedy, The Prophet and the Age of the Caliphates; Abbâsîler, Selçuklular, Osmanlılar ve saraydan yönetim geleneği — İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek; İngiltere’nin günümüzde saraydan yönetilen tek devlet oluşu — David Starkey, Monarchy; Avusturya-Macaristan, Fransa, İspanya saraylarının müzeleşmesi — UNESCO World Heritage dosyaları; Suûd’un yeni devâsâ sarayları — Steffen Hertog, Princes, Brokers and Bureaucrats
  • Fe-eynemâ Tüvellû ve Kötülük Vesvesesi: Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın Mesnevî-i Şerîf’te kötülüğe sevk eden vesvese ile yoldaşlığın vechullâhı görmeye mânî oluşu — Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter (Nicholson neşri); Bakara sûresi 115. âyet (“Fe-eynemâ tüvellû fesemme vechullâh — Her nereye dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Bakara 115 tefsîri; İbn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye (vücûdun vechullâh ile kuşatılması); Rahmân sûresi 29. âyet (“Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister; O her gün bir şe’n içindedir”); Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarının ebediyyen aktif oluşu — İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân; sıfât-ı subûtiyye ve sıfât-ı zâtiyye taksîmi — Sa’duddîn et-Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; toplu iğnenin ucu kadar bir yerin Hakk’ın tecelliyâtından hâlî olmayışı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. cilt 221. mektûb; kötülüğün kalbe oturması ve oysa güzel iş yapıldığının sanılması — Kehf sûresi 18/104 (“Onlar, dünyâ hayâtında çabaları boşa giden, oysa kendilerini güzel iş yapıyor sayanlardır”); hevâsını ilâh edinme — Câsiye 45/23; Furkân 25/43
  • Cebriyye Reddi ve Dünyâ Temizliği: Kalbin mühürlenmesi ile sapkınlık arasındaki sebep-netice ilişkisi — “kalbi mühürlendiği için sapkınlık yapmadı, sapkınlık yaptığı için kalbi mühürlendi” ayırımı; Cebriyye reddi — Eş’arî, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd (insânın kesb ve fiili); cüz’î irâdenin Ehl-i Sünnet tanımı — Fahruddîn er-Râzî, el-Metâlibü’l-Âliye; insânın kendi zulmü — Nisâ 4/79 (“Sana gelen her iyilik Allâh’tandır, sana gelen her kötülük de kendi nefsinden”); Âl-i İmrân 3/165; Rûm 30/41 (“İnsanların kendi ellerinin kazandığı yüzünden karada ve denizde fesâd çıktı”); mü’minin başına gelen sıkıntının dünyâda temizlik oluşu — Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Birr 52 (“Mü’mine isâbet eden yorgunluk, hastalık, keder, hüzün, ezâ, mihnet, hattâ ayağına batan diken sebebi ile dahi Allâh o mü’minin hatâlarını silmektedir”); ekonomik buhrân imtihânı — Bakara 2/155 (“Sizi korku ile açlık ile mallardan, canlardan ve mahsûllerden yana eksiltme ile mutlakâ deneyeceğiz; sabredenleri müjdele”); doların bir gecede üç katına çıkması misâli (2018 Türkiye kur krizi) — iktisâdî imtihân muhâsebesi; konkordato ve ticârî iflâs — Ticârî Kânûn düzenlemeleri (İİK 285 vd.); meyhâne-kumar-içki ile ticâret zararlarının ayrımı; Allâh’a hamdetmek — İbrâhîm 14/7 (“Şükrederseniz arttırırım”)
  • Münâfık Aklı ve Allâh Âyetlerini İnkâr: A’râf sûresi 179. âyet (“Andolsun ki biz, cinnlerden ve insânlardan birçoğunu cehennem için yaratmışız; onların kalbleri vardır onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler; onlar hayvanlar gibidir, belki daha da sapıktırlar; işte gâfiller onlardır”) — Taberî, Râzî, Beyzâvî tefsîrleri; Ahkâf sûresi 26. âyet (“Kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ne var ki kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, çünkü onlar Allâh’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı”) — İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Enfâl sûresi 23. âyet (“Şâyet Allâh onlarda bir hayır görseydi onlara işittirirdi; eğer işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirenler olarak arkalarını dönerlerdi”) — Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; münâfıkların alâmetleri — Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 106 (“Münâfığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, va’dederse durmaz, emânet edilince ihânet eder”); münâfıklar hakkında — Bakara 2/8-20; Münâfikûn 63/1-8; hadîs inkârcılığı ve ayrı bir fırka oluşu — Kardâvî, es-Sünne ve mekânetühâ fî’t-teşrî’; 73 fırka hadîsi — Ebû Dâvûd, Sünne 1; Tirmizî, Îmân 18 (“Ümmetim 73 fırkaya bölünecek, biri müstesnâ hepsi dalâlette”); âyetleri Kur’ân değildir diyerek reddetmek — Bakara 2/85; mezheblerin inkârı — Eş’arî, el-İbâne; Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye
  • Zekeriyâ Beyaz Fetvâsı ve Kur’ân Kursları: 28 Şubat süreci (1997) mağdûriyyeti — başörtü yasağı, imam-hatip mağdûriyyeti, İlâhiyat fakültelerinde kontrollü müfredât — Hakan Yavuz, Modernleşen Müslümanlar; Zekeriyâ Beyaz’ın Ankara İlâhiyat Fakültesi dekanı iken televizyonda ayakkabıdan kurban olur meâlinde verdiği fetvâ (1998) — dönemin basın arşivleri; “Horoz’dan kurban olur” söylemi; bu tip fetvâların hadîste işâret edilen dalâlet fırkalarına misâl oluşu — Ebû Dâvûd, Sünne 1; Kur’ân âyetlerinin inkârı — Mâide 5/44-45; ilâhiyâtçı ve diyânet mensûbu bâzı zevâtın faiz fetvâsı tartışmaları (enflasyon kadar faiz meselesi) — Bakara 2/275-281; faizin mutlak haramlığı — Diyânet İşleri Başkanlığı Dîn İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; Kur’ân ayetinin inkârı (Almanya’da sığınan İslâmcı tasavvurlar) — Dücane Cündioğlu ve benzeri kalem erbabının eleştirileri; Cübbeli Ahmed Hoca’nın “İyi ki çocuklarımı imam edip göndermemişim” sözünün yaşadığı suçlamalar — sosyolojik tahlîl; hadîs-i şerîfleri reddin teolojik zemîni — İmâm Şâfiî, er-Risâle, sünnetin hüccetliği; bitirme tezi yönlendirmelerindeki sapkın fetvâ uygulamaları — akademik etik tartışmaları; başörtüsüne “çul” denilmesi ve “orta çağ zihniyeti” ithâmı — Kur’ân 24/31, 33/59 (âyetlerin reddi); başörtüsünün farzlığı — Diyânet Dîn İşleri Yüksek Kurulu fetvâları; diplomasız doktorun men edilmesi ile dînî ihtisâssız kimselere fetvâ verdirtme mukâyesesi
  • Hâc 46 ve Mânevî Körlüğün Sûretleri: Hâc sûresi 46. âyet (“Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun; gerçek şu ki gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalpler kör olur”) — Taberî, Câmiu’l-Beyân, Hâc 46 tefsîri; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbnü’l-Kayyım el-Cevziyye, Medâricü’s-Sâlikîn, kalp ahvâli; Bakara sûresi 2/7 (“Allâh onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinin üzerinde de perde vardır, onlar için büyük bir azâb vardır”) — Sa’lebî, el-Keşf ve’l-Beyân; Bakara 2/17-18 (“Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, artık onlar dönmezler”); manevî körlüğün beş vakit namaz kılıp oruç tutan kimseyi bile saracağı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü Acâibi’l-Kalb; kalbin kararmasının sebebleri (“küfür, nifâk, hırs, dünyâ hırsı, yalan, gıybet, dedikodu, fitne”) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/297 (“Kul bir günâh işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur”); Mutaffifîn 83/14 (“Hayır, doğrusu onların kazandıkları kalplerinin üzerine pas olmuştur”); kıyasen basîret körlüğü ve zâhirî organların sâlim oluşu — İbn-i Arabî, el-Fütûhât, Bâbü’l-Kalb; yağmuru, bulutu, tohumu, menîyi, anne karnını dizaynı unutma — Fâtır 35/11; Müminûn 23/12-14; her nefeste Cenâb-ı Hakk’ın hayât verişini unutma gafleti — Âl-i İmrân 3/190-191 (ulü’l-elbâb)
  • Şeytânî Sevgi ve Âile Körleşmesi: Bir şeyin aşırı sevilmesinin başka şeylere karşı kör etmesi — Buhârî, Edeb 42 (“Bir şeye duyduğun sevgi insanı kör ve sağır eder” — isnâd-ı zayîf olsa da mânâca muvâfık); dünyânın aşırı sevilmesi ile Allâh, Resûl ve velîlere kör olmak — “Hubbu’d-dünyâ re’sü külli hatîetin” (Deylemî, el-Firdevs, 2/240); Nahl 16/107; Hazret-i Ali’nin radıyallâhu anh “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” sözü — Bu söz ile birlikte ilim öğretene minnetsiz kalan kimsenin Allâh’a kör olması; Câsiye 45/23 (hevâ ilâh edinme); çocuğun anne-babaya karşı âsîleşmesi — İsrâ 17/23-24 (“Ana-babaya iyi davranın; biri veya ikisi senin yanında yaşlılık çağına erişirse onlara ‘öf’ bile deme”); Lokmân 31/14-15; anne-babaya itâat — Nisâ 4/36; Bakara 2/83; eşlerin birbirine körleşmesi ve boşanma tehdîdi — Nisâ 4/34 (“Kadınlar üzerinde erkekler yönetici ve koruyucudurlar”); Nisâ 4/19 (“Onlarla iyi geçinin”); Müslim, Radâ 67 (“Kadınları koruyup sevmenin vasiyyeti”); âile ihtilâfında makûl dâirede buluşma — Nisâ 4/35 (iki hakem tâyini); Tirmizî, Radâ 10 (“Sizin en hayırlınız âilesine en hayırlı olanınızdır”); “Körler sağırlar birbirlerine ağırlar” darb-ı meseli — Türk atasözleri — Ömer Asım Aksoy; Feridüddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr (körlerin fil tarif etmesi hikâyesi); Hucurât 49/10 (mü’minlerin kardeşliği)
  • Dervişin Şaşılığı ve Eşek Sûreti Menkıbesi: Sûfîlikte râbıta âdâbı ve şeyhin nasıl görüldüğü meselesi — Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, râbıta bâbı; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cilt 41. mektûb (nisbet ve râbıta); rüyâ ve hâllerin inkârı — Buhârî, Ta’bîr 2 (“Mü’minin rüyâsı nübüvvetin 46 cüzünden biridir”); Müslim, Rü’yâ 6; sâdık rüyâ ve kâzib rüyâ ayrımı — İbn-i Sîrîn, Tefsîru’l-Ahlâm; müntesibin şeyhini eşek sûretinde gördüğü klâsik sûfî menkıbesi — Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; Hâcegân silsilesinde benzer misâller — Reşehât-ı Aynü’l-Hayât; eşek kulağını kesince kendi kulağının kesildiğini anlama menkıbesi — sûfî terbiye lîteratüründe “nefs-i emmâre”nin kendi eşekliğini görememesi istiâresi — Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 2. ve 3. defter (nefs-i emmâre ile şeyh sûreti); i’tikâfta açılan hâl ve dersi bıraktırmak — Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5 (Ramazân son on gün); Hazret-i Peygamber’in uyurken gelen rüyâ ile hâl ayırımı — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 3 (mübeşşirât); rüyâda Hazret-i Peygamber’i görmenin mukaddesliği — Buhârî, Ta’bîr 10 (“Kim rüyâsında beni görürse beni hak olarak görmüştür, çünkü şeytân benim sûretime giremez”); Abdülkâdir-i Geylânî’nin kudsî tasavvurda görünmesi — Şattanûfî, Behcetü’l-Esrâr; mürşide hüsn-i zânın terbiyevî mânâsı — Ahmed Sirhindî, Mektûbât 1/292
  • Kalbin Uyanıklığı ve Mevlânâ’nın Necâset Îkâzı: Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Gözüm uyur, kalbim uyumaz” hadîsi — Buhârî, Teheccüd 16; Müslim, Müsâfirîn 125; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl 15 (Hazret-i Âişe annemizin rivâyeti); kalbin uyanık olmasının sûfî terbiyesindeki yeri — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, Bâbü’n-Nevm ve’l-Yakaza; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Tertîbi’l-Evrâd; Hazret-i Peygamber’in kabristândan geçerken üç kabre yeşil hurma dalı dikmesi ve kabir azâbının sebebini açıklaması hadîsi — Buhârî, Cenâiz 82; Müslim, Tahâret 111 (“Bu iki kabir sâhibi azâb görüyorlar; biri bevlinden sakınmazdı, diğeri koğuculuk yapardı”); mü’minin ferâseti hadîsi — Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 15 (Hicr sûresi tefsîri) (“Mü’minin ferâsetinden sakının, çünkü o Allâh’ın nûru ile bakar”); velînin kurb-i nevâfil ile Allâh’ın gören gözü oluşu hadîs-i kudsîsi — Buhârî, Rikâk 38 (“Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devâm ettikçe onu severim; sevdiğim vakit işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum”); Hazret-i Mevlânâ’nın “Zâhirî kör olan görünen necâsetlere bulaşır; fakat can gözü kör olan kişi gizli görünmeyen pisliklere bulaşır” beyti — Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter; zâhirî ve bâtınî temizlik — Mâide 5/6 (abdest); Müddessir 74/4 (“Elbiseni temiz tut”); kalb temizliği — Şems 91/9 (“Nefsini tezkiye eden kurtulmuştur”); Şuarâ 26/89 (“Ancak Allâh’a temiz bir kalb ile gelenler kurtulur”); ilhâm alan kalp ve doğruyu yanlıştan ayıran basîret — İsrâ 17/72; Enfâl 8/29 (takvâ üzere furkân ihsânı)
  • Yıldızlar İçinde Ay — Allâh’ın Zâhirliği: Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın “Yıldızların içinde ay nasıl görünürse, başkaları arasında da Allâh öyle görünür” beyti — Mesnevî-i Ma’nevî; Allâh’ın görünmezlik iddiâsının reddi ve Zâhir ismi — Hadîd 57/3 (“O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır”) — Müslim, Zikir 61 (Ebû Hüreyre’nin meşhur duâsı); Ra’d 13/28 (“Kalbler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur”); Münâfikûn 63/9 (“Ey îmân edenler, mallarınız ve evlâdınız sizi Allâh’ın zikrinden alıkoymasın”); zikri terk edene şeytânın arkadaş olması — Zuhruf 43/36-38 (“Kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa ona bir şeytân musallat kılarız; artık o, onun yoldaşı olur”); Nâs 114/4-6; şeytânın kalbin kapısında durup zikir çıkınca içeri oturması — Ebû Nuaym, Hilye (Hâris el-Muhâsibî bölümü); meleklerin zikredenlere duâ etmesi — Buhârî, Daavât 66 (“Allâh’ın yollarda gezen birtakım melekleri vardır, zikir ehlini ararlar”); Müslim, Zikir 25 (“Kim bir mecliste Allâh’ı zikrederse günâhları affolunur”); meleklerin infâk edene duâsı — Buhârî, Zekât 27 (“Her sabah iki melek iner, biri ‘Allâh’ım, infâk edene ver!’ der”); Müslim, Zekât 57; tasadduk ederek duâ etmek ve icâbet — Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr; Her zerrenin Allâh’ı zikri — İsrâ 17/44 (“Yedi gök, arz ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbîh ederler; O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbîhini anlamazsınız”); Nûr 24/41; Haşr 59/24 (esmâ-i hüsnâ tespîhi)
  • Enbiyâ Kıssaları ve Hz. Ali’nin Kesin Şahâdeti: Ebâbîl kuşları ile Ebrehe ordusunun helâki — Fîl sûresi 105/1-5; Lût kavminin helâki ve şehirlerinin alt-üst edilmesi — Hûd 11/77-83; Hicr 15/61-77; Neml 27/54-58; Nûh aleyhisselâm kavminin suda boğulması — Hûd 11/36-48; Şuarâ 26/120; Kamer 54/9-14; Hûd aleyhisselâm’ın kavmi Âd — Hûd 11/50-60; Fussılet 41/13-16; Hâkka 69/6-8 (rüzgârla helâk); Sâlih aleyhisselâm’ın kavmi Semûd’un bir sayha ile helâki — Hûd 11/67 (“Sayha onları yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kalıverdiler”); A’râf 7/78; Hazret-i Mûsâ’ya Kızıldeniz’in yarılması ve Firavun’un boğulması — Şuarâ 26/63-66; Tâ-hâ 20/77-79; Bakara 2/50; Nemrûd’un küçük bir sineğin burnuna girmesi ile helâki — klasik târih: Taberî, Târîhu’l-Ümem, İbrâhîm aleyhisselâm bölümü; İbn-i Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ; Hazret-i İbrâhîm’in ateşe atılışı ve ateşin serin olması — Enbiyâ 21/68-70; Ankebût 29/24; Hazret-i Yûsuf’un kuyudan çıkarılması — Yûsuf 12/15-19; Hazret-i Yakûb’un gözlerinin beyazlaşıp Yûsuf’un gömleğiyle açılması — Yûsuf 12/84, 12/93-96; Hazret-i Eyyûb’un topuğundan su çıkartılıp onunla yıkanarak şifâ bulması — Sâd 38/41-44; Hazret-i Ali radıyallâhu anh’ın “Görmediğim Allâh’a ibâdet etmem” sözü — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ 1/73; İbn-i Ebî Tâlib’in kesin şuhûd-i kalbî ikrârı — Nehcü’l-Belâğa (hutbe ve sözler); Haydar-ı Kerrâr lakabı — Buhârî, Meğâzî 39 (Hayber fethi); ilmin kapısı — Tirmizî, Menâkıb 32 (“Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır”); namaz kılarken Hazret-i Ali’nin ayağından ok çıkarılması menkıbesi — İbn-i Hacer, el-İsâbe
  • Zerrelerin Zikri ve Hurma Kütüğünün Sadâsı: Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın “Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy, bir şey görebilir misin? İnsâf et; sen görmesen de dünyâ yok değildir; kusur ancak şom nefsin parmağındadır” beyti — Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter; nefsin parmağının hakîkati örtmesi — Âl-i İmrân 3/14 (süslenmiş şehvetler); Yûsuf 12/53 (nefs-i emmâre); yedi gök-yedi arzın her zerresiyle Allâh’ı tesbîh etmesi — İsrâ 17/44 (“Onların tesbîhini kavrayamazsınız”); Haşr 59/24; Cuma 62/1 (semâvât ve arzdaki her şey tesbîh eder); hücrelerin zikri ve yediğimiz yemeğin tesbîhi — kelâm-ı Hâk’ta her mahlûkun tesbîhi: Ebû Hayyân, el-Bahru’l-Muhît, İsrâ 44 tefsîri; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili (İsrâ 44 şerhi); Sarı Çiçek’in Yûnus Emre’ye konuşması — Yûnus Emre Dîvânı (menkıbevî rivâyet) ve cemâdâtın nutku — Rûmî, Mesnevî 3. Defter; Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hutbe îrâd ettiği hurma kütüğünün inilemesi (Hannâne hadîsi) — Buhârî, Menâkıb 25; Dârimî, Mukaddime 6; İbn-i Mâce, İkâmetü’s-Salât 199 (“Mescidde bir hurma kütüğü vardı, Rasûlullâh ona dayanarak hutbe verirdi; minber yapılınca kütüğün iniltisi duyuldu, Rasûlullâh onu bağrına basıp teselli etti”); İmâm Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve; cemâdâtın zikri ile insanın gafleti mukâyesesi; sohbet kapanışı: körlükten — hem maddî hem mânevî körlükten — Allâh’a sığınma duâsı; Sürç-i lisân ettiysek affola kapanışı — tasavvuf âdâbı; El-Fâtiha ma’a’s-salavât ile mâhiyyetlenme âdâbı — İmâm-ı Âzam’ın meclis kapanışı tavsiyesi

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı