Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Mesnevî #25 — Halvet, Reform ve Zulüm

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Mesnevî #25 — Halvet, Reform ve Zulüm. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Besmele ve Sıkıntılı Günler Duâsı

Efdalu’z-zikri fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Hak Muhammeden Resûlullah, cemî’an, enbiyâ ve mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn eûzübillâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm. Geceniz hayırlı olsun inşaAllah. Amin. Cenâb-ı Hak cümlemize hayır kapılarını açan, hayırda koşan kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip hak üzerinde mücâdele eden, batılı batıl bilip batıla karşı durup mücâdele eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim cümlemizin evini, işini, aşını, memleketini, ümmet-i Muhammed’i korusu muhâfaza eylesin. Amin. Cenâb-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed’i her türlü afattan, dertten, gamdan muhâfaza eylesin.

Amin. Rabbim cümlemizi ve cümlesini inşaAllahurrahman bu zor günlerde, sıkıntılı günlerde kolaylaştırsın işimizi gücümüzü. Amin. Rabbim cümlemizi katında muhâfaza eylesin inşaAllah. Amin. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, inşaAllah meslemiyle sohbet edeceğiz. Ama ve lakin ben kardeşlerden bir şeyi saklayan, gizleyen bir kimse değilim. Böyle bir tecelliyât oldu. Sıkıntılı günler, sıkıntılı zamanlar, ümmet-i Muhammed’i bekliyor. İnşaAllah çok dua edelim. Rabbim inşaAllah sıkıntıdan muhâfaza eylesin, korusun. Amin. İnşaAllah memleketimizi, ümmet-i Muhammed’i her türlü beladan, musibetten, sıkıntıdan beri eylesin inşaAllah. Amin. Allah izin verirsen inşaAllah kaldığımız yerden de Mesnevî okullarının okumasına devam edeceğiz inşaAllah. 1297. beytten devam ediyoruz.


Tavşan-Aslan Hikâyesi ve Kuyu Tuzağı

Bu konu başlıyor. Tavşanın ayağını geri çekmesindeki sebebi aslanın ciddiyetle bunu sorması. Aslan dedi ki sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle. Benim maksadım o. Neydi hikaye? Bir aslan vardı. Aslan, malum ormandaki aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, bir aslan, malum ormandaki av hayvanlarını avlamakla meşgul idi. Av hayvanları toplandılar. Aslan’a dediler ki sen bizi korkutma. Biz her gün senin yiyeceğini önüne getirelim. Sırayla hayvanlar kendilerince içlerinden bir kurban seçip aslanın önüne kendisini kurban ediyorlardı. Diğerleri de rahat ediyordu. Sıra Tavşan’a gelince Tavşan nereye kadar bu zulüm dedi, isyân etti.

Bütün ormandaki av hayvanları Tavşan’a bundan vazgeçirmeye uğraştılar. Ama Tavşan dedi ki hayır ben bundan vazgeçmeyeceğim. Ben onu alt edeceğim. Sizi bu zulümden kurtaracağım dedi. Ve bu sefer de Aslan o Tavşan’a geçen hafta anlattığımız Tavşan ona bazı hikmetli sözler söylüyordu. bu hikmetli sözleri söyledikten sonra dedi ki Tavşan bu normalde Tavşan’a sorunca sen bu sebepleri bırak da şu geriye çekilmenin sebebini söyle benim maksadım o deyince Aslan Tavşan ona cevap verdi. Dedi ki o Aslan bu kuyuda oturuyor. Bu kalenin içinde bütün âfetlerden emin dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir.


Kâmil Akıl ve Nefs-i Emmâre

Çünkü gönül sefalarını halvette bir kimse sağlar dedi. Tabii buradaki daha önce de bahsettiydim buradaki Tavşan’dan Murad irfân ve ilimle terbiye olmuş ahiretini düşünen dünyayı da analiz eden akıl sahibi olgunlaşmış kemâl sâhibi olmuş bir kimse. Tavşan’dan Murad bu Aslan’dan Murad ne? Aslan’dan Murad da nefsi emaresine düşmüş bir nefis sahibi. Nefsi emaresine düştüğünden sadece yemekten içmekten hayatı algılıyor. Nefsi emarenin hâlleri onun üzerinde tecellî etmiş. O akletmiyor, fikretmiyor, o tefekkür etmiyor, o zikretmiyor. O hevâ ve hevesinin peşine düşmüş bir kimse. Bu Allah alem bu illaki benim dediğim doğru noktasında değil ta en başından itibaren bunu böyle algıladığımı söylemiştim. O yüzden o Tavşan daha önce Aslan’a olan nasihatleri söylediği şeyler bir kâmil akıl sahibinin nefsi emmâre taşıyan bir kimseye nasîhat etmesi, ona tebliğ etmesi gibi ve normalde o kimse nasihati kabul etse veya o nasihatleri üzerine alsa kendini terbiye etse mesele hallolacak ama normalde o nefis insanı hayvani noktaya doğru sürükleyip götürdüğünden o Aslan da hevâ ve hevesinden, nefsinden dolayı tuzağa doğru yavaş yavaş nereye gidiyor, o tuzağa doğru gidiyor.

Tavşan onu bir müddet nasihatle düzeltmeye çalıştı ama yok o illaki seni bu yoldan alıkoyan neyse onunla savaşmaya gitmek istiyorum. Tabii burada Tavşan o Aslan bu kuyuda oturuyor, bu kalenin içinde bütün âfetlerden emin dedi. Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir çünkü gönül sefaları halvettedir.


Dergâh Halveti ve Kuyu Emniyeti

Halvet denilince tabii işin içerisine sûfîlik girdi ve kuyu dibinde olmak girdi. Malum tabii kuyudan da buradaki böyle yukarıda Tavşan, Nefse Emareyi pardon Tavşan kâmil bir kimseyi, kâmil bir aklı Aslan da nefs-i emmâre isim geliyorsa Tavşan da diyor ki kuyunun dibi kuyu emin yerdir. O zaman bir mürşidin, bir velinin dergahı emin yerdir. O velî, o mürşid nerede durur? Kendi dergahında, kendi topluluğunun içinde durur ve orası onun için emin yerdir. Dervişler için en emin yer dervişlerin dergahıdır. Orası kuyu dibidir. Kuyunun dibi nasıl yırtıcı hayvanlardan her türlü afattan en fazla korunan yerse biz şimdi Yûsuf’u kuyuya attılar diyoruz ama Yûsuf kuyuda korundu. Hem yırtıcı hayvanlardan korundu hem kardeşlerinden hem de kötülük yapacak olanlardan korundu.

Eyyûb mağarada durdu. Eyyûb aleyhisselâm mağarada durunca mağara kuyu hükmünde ama korundu. İbrâhîm aleyhisselamı annesi götürdü mağaranın içerisine koydu, sakladı. Biz mağaraya baktığımızda kötü bir yer ama velakin orada İbrâhîm aleyhisselâm korundu, muhâfaza edildi. Demek ki öyle yerler vardır dışarıdan sanki böyle kötüymüş gibi görünür ama içine girince insan orada değişik tecelliyatlar görerekten korunduğu bir yer olur. O yüzden bir sûfî için bir derviş için korunaklı yer o kimsenin dergahıdır. Dergâh bir zahiridir bir de batınıdır. Zahir nedir? dört duvarın toplandığı yerdir. Batın nedir? O üstadın silsilesini intisap edip onun muhabbetini kazanıp onun gönül deryasında, gönül dünyasında yer edilmektir.

Bu da batını dergahın içerisine giriştir. O zaman kuyunun içerisindeki normalde arslandan murat mürşidi kamildir. Haristeki arslandan murat ise haristekinden o da nefsi emmaredir. Bakın o da nefsi emmaredir. Çünkü kuyunun içerisindeki normalde arslan aslında kimdi? Dışarıdaki arslandı. Ama birazdan kuyunun içine baktığında o arslan kendisini görecek. Kendisini görünce zaten içerde o aynan vazifesini görecek. O yüzden nefs-i emmâre hükmündeki insanlar o kuyuya geldiklerinde kendilerini görürler. Kendi eksikliklerini, noksanlıklarını görürler. Eğer görürlerse yok görmezse o zaten Allâh muhâfaza eylesin hiç kimseye de o hale getirmesin. O kimsenin o zaman sûfîlikten bir payı yoktur ya da o dergattan payı yoktur.

Kuyu dibini seçmiş çünkü gönül sefaları halvettedir. halvetten buradaki kasıt, Kur’ân ve sünnetin dışından, Kur’ân ve sünnetin içine giriştir. Heva ve hevesten kurtulup hakîkatin peşine düşmektir. Şeytanın yolunu bırakıp Allah’ın yolunda gitmektir. O zaman ne olmuş oldu o? O kimse dergahta emin yerde olmuş oldu o. Şimdi burada harâm bir şey olmuş olsa emin yer değil burası emin yer olmaz. Burada harâm işlenmediği müddetçe o zaman burası emin yer oldu. Burada harâm tebliğ edilmediği müddetçe burası emin yer oldu. Ama harâm tebliğ edilirse, hevâ hevest tebliğ edilirse, şeytâniyet tebliğ edilirse o zaman dışarıdan bir farkı kalmadı. Kuyunun karanlığı halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Halkın ayağını tutan, halkla karışıp görüşen, başını kurtaramamış selamete erişememiştir.

Burada bir nasîhat daha çıkıyor. Kuyunun karanlığı halkın verdiği karanlıklardan daha iyidir. Şimdi dergahlara gittiğinizde, tekkelere gittiğinizde ışıl ışıl pırıl pırıl bir yer değildir. örneğin burası dahi loş ışıklı, öyle değil mi? Bu tasarlanmış bir şey de değil ha böyle. Aman burası loş ışık olsun, böyle bir derdimiz olmadı tadilat ettirirken. Bu işler böyle kendiliğinden olur, gidermiş gibi görünür, tecelliyât öyledir. Hiçbir dergâh ışıl ışıl, pırıl pırıl değildir. Hep böyle loş ışık olur. Orada böyle bir çok parlak böyle, çok affedersiniz salon gibi, böyle ne bileyim herhangi bir hevâ hevesinin kol dolaştığı, kol gezdiği bir yer gibi olmaz. Şimdi orası böyle hafiften loş olur. Ama o dergahın loşluğu o dışardakinin parlaklığından iyidir, hoştur.

Ve normalde bir başkasının daha da Kur’ân Sünnet’in dışındaki karanlıktan iyidir. Ama halkın ayağını tutan, ya normalde halk ne diyor deyip de onun peşine düşen, insanların dedikodusuna, lafına, küfüne, hevâsına, hevesine düşenler hep aldanmış insanlardır. Allah peygamberlerini hep ikaz etmiştir Kur’ân-ı Kerîm’inde.


Çoğunluğa Uyma Yasağı, En’âm 116

Mesela En’âm Sûresi âyet 116’da, eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan sattırırlar. Onlar ancak zanına uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar. O zaman sen yeryüzünde dolaşan çoğunluğa bakma. Sen çoğunluğa bakarsan senin yolun sapar. Şimdi bize demokrasi olarak yutturuyorlar değil mi? Ne diyorlar? Çoğunluk idare edecek. Ama bu çoğunluk hepsi de eşcinsel olursa, eşcinseller bizi idare edecek. Bu çoğunluk derse ki eşcinsel bir başbakan olsun. Ne yapacak? Eşcinsel bir başbakan mı olacak bizde? Veya bu çoğunluğa, veya çoğunluğa soruldu mu ki zinâ suç olmaktan çıksın diye? Çoğunluğa soruldu mu ki fâiz caiz olsun diye, helâl olsun diye? Çoğunluğa soruldu mu içki serbesi olsun diye?

Çoğunluğa soruldu mu pavyonlar serbesi olsun diye? Bu çoğunluğa soruldu mu acaba ki bilmem ne evleri bütün şehirlerde olsun? 120.000 tane kayıtlı kadın olsun, 120-130-140-150.000 kadın da kayıt ettirmek için sırada beklesin. O zaman çoğunluk doğru yola gitmiyor olsa, çoğunluk işin hakikatine kör ise, ne yapacağız? O körlüğü herkes kabul mu edecek? Ve çoğunluk nefsine uyduysa, çoğunluk namaz kılmak istemiyorsa, çoğunluk oruç tutmak istemiyorsa, çoğunluk peygambere tabi olmak istemiyorsa, çoğunluk Kur’ân’a tabi olmak istemiyorsa, ne yapacağız? Hep beraber sapkınlığa mı gideceğiz? Demek ki çoğunluk bir meselenin halli için geçerli değil. Cenâb-ı Hak diyor ki, yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.

O zaman bize lazım olan Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim, onun Peygamberi Muhammed Mustafâ’nın yolu. Bütün çoğunluk buna karşı çıkmış olsa biz de yolu tarikme edeceğiz. Çoğunluğa bakarsan tasavvufi hayatı istemiyorlar, sûfî bir düşünceyi, sûfî bir hayatı istemiyorlar. Ne yapacağız? Bırakacağız mı? Peygamberler bıraktı mı? Hangi peygamberin peşinde çoğunluk takıldı gitti? Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin arkasında çoğunluk mu vardı? Yoktu. O zaman yeryüzü halkı, Âdem’den itibaren büyük bir çoğunluğu hep sapkınlığın içinde kalmış. Büyük bir çoğunluğu sapkınlığın içinde kalmış. Cenâb-ı Hak diyor yeryüzünün büyük bir insanların büyük bir çoğunluğu sapkınlık içindedir diye.

Başka âyet-i kerimede de and olsun ki onlardan önce geçenlerin de çoğu sapıtmıştı. Sâffât 71. Demek ki bu çoğunluklar, bu çoğunluk yuru hep sapkın olmuş tarih boyunca. Çünkü hevâ ve hevese hitap etmişler, şeytani yola hitap etmişler. Nasıl şu anda dünya çoğunluğu sapkın ise, dünya insanlığının çoğunluğu Kur’ân ve Sünnet’in dışında sapkın bir hayat yaşıyorsa, sapkın bir dini hayatları sapkın bir hayat yaşıyorsa, sapkın bir dini hayatları sapkın bir sosyal hayatları var ise, demek ki çoğunluk bizi aldatacak. Yine Âyet 103 Yûsuf Sûresi, Sen ne kadar hırs göstersen de insanların çoğu inanmazlar. Demek ki toplulukların peşine düşen, kendince halkın peşine düşen kimse yandık eten helva. Sebep çünkü çoğu inanmayacaklar.

Çoğu inansız olacak. O yüzden Cenâb-ı Hak Müslümanlara, ey îmân edenler, îmân ediniz diye tekrar hatırlatıyor. İmanı hatırlatıyor. Yeniden îmân etmemizi söylüyor, yeniden tövbe etmemizi istiyor. Yeniden îmânımızı tazelememizi istiyor. Çünkü onlar normalde sapkınlığını dahi bilmeyen topluluklar var. Sapkınlığını bilmeyen insanlar var. Kendi sapkın hayatını doğru gören insanlar var. Kendi sapkın düşüncesini kendince doğru gören insanlar var. Adam ciddi ciddi maymundan geldiğine inanıyor. Adam ciddi ciddi faizin olması gerektiğine inanıyor. Müslümanım diyor bir de. Adam ciddi ciddi fuhuşun serbest olmasını istiyor. Müslüman ama bu kimse. Ben müslümanım diyor. Adam ciddi ciddi içkinin serbest olmasını istiyor.

İsteyen içsin istemeyen içmesin diyor. Adam ciddi ciddi fuhuşun serbest olmasını istiyor. İsteyen içsin istemeyen içmesin diyor. Adam ciddi ciddi uyuşturucunun serbest olmasını istiyor. Sapkın. Bugün müslümanım diyenlere çıksanız, Kur’ân sünnetin hükmüyle hükm olunmasını ister misiniz deseler, bu benim tahmini yüzde 70’e hayırdar. Bakın müslümanım diyenlerin, müslümanım diyenlerin çıksan, bir anket yapsan, bu benim kötü zanım olsun, anket yapsan müslümanım diyenlerin yüzde 70’i, yüzde 70’i Kur’ân ve sünnetin hükmüyle hükmedilmesini istemez. Şu anda müslümanım diyenlerin yüzde 70’i namazı kılmadıkları gibi. Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun içki içmesi gibi. Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun zinâyı caiz görmesi gibi.

Müslümanım diyenlerin büyük bir çoğunluğunun Kur’ân ve sünnet yaşantısından uzak olması gibi. Demek ki çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bize gerekli olan doneyi sağlamıyor. Çoğunluğa baktığımızda çoğunluk bizi aldatabilir. Çoğunluk bizi yarı yolda bırakabilir. Ümmetimin, siz ümmetim yanlışta karar kılmaz dediğini sakın ha.


Reformist Söylem ve Bedevî Nasîhati

Namaz kılmayan, oruç tutmayan, Allah’ı zikretmeyen, Kur’ân ve sünnetin içindeki kaidelere karşı çıkanları ümmetten saymayın. Bir kimse ben müslümanım dese ama Kur’ân ve sünnetin kaidesine karşı çıksa, olmaz böyle dese dinden çıkar çünkü. Kur’ân ve sünnet de sabit bir hükmü bu olmaz bu zamanda dese dinden çıkar. var ya şimdi böyle reformist Müslümanlar, bunların hepsinin de atılması lazım, bunların hepsinin de değişmesi lazım, bu hadislerin hepsini de atmamız lazım. Bu eski fıkıh ne kadar varsa hepsini değiştirip atmamız lazım. İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Hanbelî, bu mezheplerin, bu koymuş olduğu kaidelerin hepsini de çıkarmamız lazım, atmamız lazım hayatımızdan. Ne? Bize bir tek Kur’ân yeter.

Şimdi baktığımız zaman cümle çok güzel, bize Kur’ân yeter. Sorsan şimdi adama yetmez mi desen yeter diyecek o da. İyi Kur’ân’da Peygamber’e tabi olun var, peygamber nesine tabi olacaksın? O tarihseldi. 1400 yıl önce yaşamış olsaydın Peygamber’e tabi olmak ayeti tecellî edecekti. Şimdi? Şimdi tecellî etmeyecek. Tarihsel kaldır rafa. O hale geldi. Demek ki çoğunluk bazen ne yaptı? İnsanı sapkınlığa götürdü. Allâh muhâfaza eylesin. Ama yine Hazret-i Pîr diyor ya, o kuyunun içerisinde halvet etmek, orada durmak, o daha iyidir diye. halveti koyuyor orta yere. Eyvallâh halvet gerekli midir? Bir müddet zamanlı gereklidir. Îtikâf gibi. Zaman zaman peygamberler halvet etmişler mi? Evet. Halvet etmişler.

Evet. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o Mekke müşrik halkının müşrikliğinden uzaklaşmak için Hirâ Nurdağı’na gidip orada halvet etmiş mi? Zaman zaman 15 gün falan kaldığı söylenir. 20 gün kaldığı söylenir. Evet. Mûsâ aleyhisselâm Tur-i Sinâ’ya gidip halvet etmiş mi? Evet. En uzun peygamber halvetidir. 40 gündür. Ne bileyim Yûnus aleyhisselâm Balığın karnında halvet etmiş midir? Evet. Eyyûb aleyhisselâm Hasta olduğundan zorunluluktan mağaraya Göçüp mağara da yaşamaya mağara da halvet etmiş midir? Evet. Zaman zaman halvet insana faydalıdır. Bu insanın kendi bazen derim ya evinizin bir köşesi olsun. Secdadenizi koyun oraya. Namaz kılın, zikrullâh yapın, dua edin, tövbe edin.

O seccâdenin orada o evin bir köşesi sizin halvethâneniz olsun.


Peygamberlerin Halveti ve İtikâf

Bir köşe olsun. E tabi bizleri şimdi tıktılar 2 artı 1 lira hatta 1 artı 1 lira. O da büyük geliyor artık. Bir odalara tıkıyorlar. o kapitalist sistem bizi İslâm’ın dışına itiyor. Ev kültürüyle itiyor. Mahalle kültürüyle itiyor. Sokak kültürüyle İslâm’ın dışına itiyor bizi. Biz artık devasa sitelerde oturmaya başladık. Zenginler bir site de, orta haliler bir site de, fukaralar bir site de, daha iyiler ayrı ayrı sitelerdeler. Getto’lar kurdu kapitalist sistemimize. Biraz parayı buldun mu şöyle bir siteye, biraz daha para buldun başlığa bir siteye, biraz daha para buldun daha büyük bir siteye, biraz daha para buldun o zaman sadece villaların olduğu 10 tane köşe, 10 tane köşe, 10 tane köşe, 10 tane köşe, 10 tane köşe, 10 tane köşe, 10 tane köşe, o zaman sadece villaların olduğu, 10 tane 20 tane villanın olduğu siteye, biraz daha para buldun daha lüks bir siteye.

Kapitalist sistem bizim önümüze bunu getirdi ve hepimiz buna doğru koşuyoruz. İnsanlar buna koşuyor, özeniyor. Dizilere bakıyorlar, dizilerde villalar, kıyafetler, arabalar, dekolteler. İnsanlar oraya doğru özendiriliyor. O özentinin içerisinde. Oraya nasıl sahip olacağını düşünmüyor hiç kimse. Ben bazen bu hızlı araba yarışları var ya, ne diyorlar ona? Ralli olan o. Geçenlerde Türkiye’de yaptılar. Formula 1. Diyor mu, onları izliyor, birisi Formula 1 izliyor da, ömrü boyunca o arabayı alamayacak. O arabayı binemeyecek ama o arabanın yarışını izliyor adam. Ömrü boyunca çalışsa, o arabanın tekerlerine dair dokunamayacak o. Ama o yarışı izliyor, özeniyor ona. Ya ömrü boyunca sen tenis oynayamazsın canım kardeşim ya.

Tenis maçınla ne işin var senin? Ömrü boyunca o bir tane top atıyorlar, böyle toprağın üzerinde küçük delikler var. Golf. Ömrü boyunca sen oynayamazsın ya. Ömrün boyunca oynayamazsın. Ya bir fabrikada çalışan bir kimsenin golçle ne alakası var? Koca devlet televizyonu golf maçını gösteriyor. Golf gösteriyor. Ya nereye oynuyorsun? İngiliz soyullarının oynadığı bir oyun. Kapitalist sistemin en üst zirvesindekilerin sporu. Böyle aldatılıyoruz, biz de hiç seslenmiyoruz. Kimse televizyonun önüne gidip de protest etmiyor. Bu nedir? Bir dilekçe yazamıyor. Bunu mu gösteriyorsunuz bize ya? Bizim bundan ne alakamız var kardeşim? Bizim kültürümüz mü? Bizim sporumuz mu? Bu ülkenin yüzde kaçı golf oynar ya?

Bu ülkenin yüzde kaçı golf oynar ya? Bu ülkenin yüzde kaçı golf oynar ya? Bu villaları gösteriyorsunuz. Bu ülkenin yüzde kaçı o villada oturuyor? Asker ücreti 2830 lira. Bu insanlar onu izliyor ama. Demiyor ki ya ben 2830 liralım. Ben bu eteği alamam. Bu ayakkabıyı alamam. Kadının giydiği bu blüzeyi almam mümkün değil veya adamın pantolonu mümkün değil. Yetişemem. Üzerindeki cekete, üzerindeki takım elbiseyi yetişemem. Bindiği arabaya yetişemem. Ben bu diziyi izlemekle ne anlayacağım ben? Bana ne katacak bu? Vatandaşın yaşantısından uzak bir dizi. Ahlakını bozan bir dizi. o 2830 lira. Hadi asker ücreti 2830 lira. Hadi normal en düşük memur maaşı ne kadar bilmiyorum ki. 5000 lira oldu mu? o 2830 lira.

Hadi asker ücreti 2830 lira. Hadi normal en düşük memur maaşı ne kadar bilmiyorum ki. 5000 lira oldu mu? Ne kadar? Yaklaşık kaç? 5500 lira. Adamın 5500 lira maaşı olan bir kimse o hayatı nerede yaşayacak ya? İzliyor ama herkes. Bir özgüven. Ben dükkan çalıştırırken biliyorum ya. Dükkan çalıştırırken. Yemekteyiz de ki bardağı görüyor o kadın. Gelip dükkanda diyor ki diyor yemekteyiz de diyor filancanın evinde diyor bir bardak vardı ondan getirtirin bize diyor. Biz sayitle o bu kadar. Dükkan getirtirin bize diyor. Biz sayitle o bardağı bulacağız diye uğraşıyoruz. İstanbul’u arıyor mu? Diyor filanca programda çıkmış yavrum böyle bir bardak varmış. O da bana diyor ki baba fotoğrafını gönder. Hah buldun diyor fotoğrafı gönder Zeki.

Gerçekten bunu bire bir yaşayan insanım ya. Yemekteyiz programındaki tabağı istiyor kadın. Ben gördüm diyor yemekteyiz programında filanca programında o tabak vardı diyor. O tabağı buldur bize diyor.


Kapitalist Site Kültürü, Dizi Özentisi

Kulakları için arıyor mu İstanbul’u bizim necati. Necati selamün aleyküm aleyküm selam. Oğlum böyle böyle baba bu yemekteyiz dekinden bıktık zaten ya diyor. Bu kadar özentinin içindeyiz halk böyle özentinin içerisinde. Allâh muhâfaza eylesin. Ve normalde evet. O zaman bu insanların o çok affedersiniz keşme keşiğine bakınca insanların Kur’ân sünnetin dışında yaşantılarına bakınca evet bir insan halvet edesi geliyor. Ama yol buna müsait değil. Neden? Bizim yol celvette halvet. halkın içerisinde duracaksın. Bizim yolun usulünün kaidenin birisi bu. senin o bir kenara gidip de bir mağaraya kapanma lüksün yok. Evin bir köşesine kapanma lüksün yok. Sen gidip de ben çileye haneye kendimi kapatacağım çile de duracağım.

Böyle bir lüksün yok. Sen dışarıda duracaksın. Annen karşı baban karşı eşin karşı çocukların karşı mahalledeki komşular çarşı senden için hûcî oldu diyecekler. Kafayı bozdu diyecekler kafayı yakında kıracak bu diyecekler. bu senin paranı yiyecekler pulunu yiyecekler şunu yapacaklar bunu yapacaklar diyecekler. Diyecekler de diyecekler hakkında dedikodu yapacaklar seni rahatsız edecekler. Tepeden bakacaklar içecekler kakaklayacaklar düğünlere davet etmeyecekler sünnettere davet etmeyecekler seni dışlayacaklar. Ama birisi ölürse gece saat üçte arayacaklar. Başını sağ olsun birader. Ne oldu hayırdır babam vefat etti. Sen cenaze müdafimi gibi ama cenazelerine gideceksin. Evet. Düğün olunca aramayacaklar seni hiç.

Neden? Ya bu düğünlere gelmez şimdi. Sebeb düğünde her türlü harâm var. Bu adamın gelmeyeceği belli. Eee ölüme gelsin. Ölünce birisi ölünce çağıracak o zaman. Ne oldu cenaze var. Koşacaksın sen de cenazeye. Ölü yıkayıcısın ya sen veya gömücüsün. Öyle ya. Böyle zaman zaman görüyorsunuzdur camilerde. vefat ediyor. Yakınları birer tane güneş gözlü herkes dışarıda cenaze namazını kılan oradaki gariban namaz kılan Müslümanlar. Kimin namazını kıldığı da bilmiyor. Kimin namazını kıldığını da bilmiyor. Musallâh’a kimin koyuyorlarsa namazını kılıyorlar. Bir de soruyor nasıl bilirdiniz herkes tek ses. İyi bilirdik tanıyor musun? Hayır nereden iyi bildin? Şahitlik yapacaksın. Nereden iyi bildik dedin? Hiç olmazsa Allah bilir de.

Hiç olmazsa sus. Tanımıyorsun bilmedin adam. Kim olduğu belli değil. İyi bilirdik gömün anasını satayım. İyidir. Lan nasıl bir şey bu? Ya kimisi diyor sağlığında. Beni Musallâh’a götürmeyin kardeşim. Biz inatla götürüyoruz. Adam açıklama yapıyor. Ben Müslüman değilim. Beni camiye götürmeyin. Ya götürme nereye götürüyorsun? Bir de yeni adet çıktı. Nereye? Tiyatrocu. Tiyatroya gidiyor. Alkışlarla uğurluyorsun. Lan bırak oradan git götür göm. Oradan camiye bir daha namaz getiriyorsun. Alkışlarla gitsin gömsün. Alkışlarla gömülecek mezarlıklar. Belediyeler ayarlasın ayarlasın. Müslümanlara ayrı bir mezarlık ayarlasın. Alkışlarla gömülecek olanları ayrı ayarlasın. Herkesin ayrı mezarlıkta bulsun.

Benim başımda alkışlarla uğurlanan birisi var. İstemem yanımda. Ne işi var onun benim yanımda? Sabahtan akşama kadar alkış mı dinleyeceğim orada? Örnek. Eee normalde ama şey yok. O yüzden normalde halvet, lâf, el-cevâb lazım. Ama bizim yolumuzda halvet o değil. Bizim yolumuzdaki halvet ne? Halkın hevâ ve hevesinden kendini uzak tutmak. Halkın şeytaniyetinden kendini uzak tutmak. Şeytaniyetin hevâ hevesinin kol gezdiği yerlerden kendini uzak tutmak. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Gideceksen de tebliğ için gideceksin. Ne için gittin? Ben tebliğ etmeye gittim.


Halkın Eziyetine Katlanma, Celvet Hâli

Tebliğ ettin mi masada kınlara bakıyor gözümün içine. Ulan sen de neşelenmeye gitmişsin işte. Tasdîk ettin. Tasdîk ettiysem içmen önemli değil. O günahı işe yiyin. O günahı işe yiyin. Tasdîk ettiysem içmen önemli değil. O günahı işlemiş gibi günâha girdin. Gittiniz bir yere. Kur’ân ve sünnetin dışında bir ahenk var orada. Değil mi? Kur’ân ve sünnetin dışında. Kardeş bu ahenk bize göre değil. Uzak dur. Bilmeden gitmişsin. Çık. Durma orada. Bakın durma orada. Yoksa o senin ayağından tutacak harama doğru götürecek. Allâh muhâfaza eylesin. Ama zaman zaman uzaklaşmak gerekir mi? Evet. Zaman zaman halvet gerekli midir? Evet. Şems-i Tebrîzî’in Tebriz’i’den. Bazen uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için.

Bakın uzaklaşmayı yakınlaşmaya bağlamış. Allah’a yaklaşmak için uzaklaşmak gerek. Nereden? Heva hevesine uymuş kimselerden. Bazen hatırlamak gerekir hatırlanmak için. Hatırlamak gerekir hatırlanmak için. Allah’ı zikret. O da seni zikretsin. Sen Allah’ı zikredersen o da seni zikretecek. Bazen ağlamak gerekir açılmak için. Ağla. Perden açılsın. Ağla. Gözün açılsın. Ağla. Gönlün açılsın. Bazen anmak gerekir anılmak için. An. Allah’ı an, Peygamber’i an. Sallallâhu Aleyhi ve Sellem. Pir efendileri an. Hatırla onları. Bazen de susmak gerekir duymak için. O zaman sohbette de sus. Konuşma. Yanındakini de dinleme. Sohbete gitmişsin. Sus kardeşim. Sohbete gitmişsin. Konuşmaya gitmedin. Konuşacaksan gel kardeş dışarıda konuşalım biraz.

Hal hatır soralım. Konuş. Öbür türlü sus. Yoksa konuş. Öbür türlü sus. Yoksa duymazsın. Duymazsan anlamazsın. Anlamazsan bilemezsin. Bilemezsen bilmeden yürür gidersin bu dünyadan. Kör olursun. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden biz yol olarak halkın içerisinde olacağız. Halkın içinde yaşayacağız. İşimize aşımıza, eşimize gücümüze her şeyimize bakacağız. Ama kalp olarak Allah’la beraber olacağız. Bizim halvetimiz bu olacak. Haramlardan uzak duracağız. Şöhretten uzak duracağız. Bilinmekten, tanınmaklıktan uzak duracağız. Allah’a yakın olacağız. Haramlardan uzak duracağız. Halvet edeceğiz. Ama helalların içinde yaşayacağız. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bizim için üstün olan celvet halidir. halkın içerisinde durup halkın eziyetlerine katlanmaktır.

Halkın içinde durup dedikodusuna, gıybetine, iftirâsına, osuna, busuna katlanmaktır. Yolumuz bu. Allâh muhâfaza eylesin.


Aslanın Kuyuya Atlaması, Zulmün Tarifi

Aslan ileri yürü. Benim açacağım yara onu kahreder. Bir bak, o aslan orada mı dedi? Tavşan, ben o ateşten bir kere yanmışım. Sen beni kucağına alırsan, ey kerem madeni! Ancak o vakit yardımınla gözümü açar, kuyuya bakabilirim dedi. Bakın tavşan neydi? Aklın, mârifetin terbiye edilmiş bir kâmilin simgesiydi. Hemen anında ne yaptı? O emareye tuzak kurdu anında. Dedi ki ben onun kahrını biliyorum. Ben onun ne olduğunu da biliyorum. Ancak sen beni dedi, bir garantiye alır. Beni iki ayağının arasına saklarsan ancak o zaman bakabilirim dedi. Aslan da bu tuzağı yuttu. Ona dedi ki gel bakalım. Sen benim bu iki ayağımın arasına gir. Emin olarak kuyudan içeri doğru bak. Konum başlıyor. Aslanın kuyuya bakıp kendini ve tavşanın aksini görmesi, aslan onun kucağını aldı.

O da aslanın himayesinde kuyuya kadar vardı. Kuyunun içine bakınca aslanın ve onun aksi su içinde parıldadı. Aslan su içinde parıldayan aksini gördü. Suda bir aslan şekliyle kucağında şişman bir tavşan şekli gördü. Su içinde düşmanını görünce tavşanı bırakıp kuyu içine sıçradı. Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü. Çünkü yaptığı zulüm kendi başına geldi. Zalimlerin zulmü karanlık bir kuyudur. Bütün alimler de böyle dediler. O zaman demek ki tavşan bu manada olgunlaşmış, kemâle ermiş olan akıl, emmareyi yendi. Ne yaptı? emmâre de o emmâre her şeyi kendisine düşman gördüğünden o kendi görüşünle tuzağa düştü. emmâre zalimdi, zulüm ehliydi. Ne oldu? Kendi kazdığı kuyuya kendisi düştü. Kendi zulmünden dolayı gözü görmedi.

O zaman kimdir zâlim? Allah’ın koyduğu hudutları aşan insanlar zalimlerdir. Allah’ın koymuş olduğu hududu, Allah’ın koymuş olduğu hukuku aşan insanlar zâlimlerin ta kendileridir. Kim Allah ve Resûlünün indirdiğiyle hükmetmezse zâlimlerin ta kendileridir. Başka bir âyet-i kerime de kâfirlerin ta kendileridir. Başka bir âyet-i kerime de münâfıkların ta kendileridir. O zaman duruma, ahvale göre âyet-i kerime farklı farklı tecellî etti. O zaman bir kimse eğer ki Allah’ın hududunu aşıyorsa o zâlim bir kimsedir. Kur’ân’da zulüm tarif edilirken şirk, küfür, inkâr, günâhkârlık, itikadi amellerin dışına çıkmak veya itikadi kuralları çiğnemek, Allah’ın koyduğu harâm helâl sınırlarını çiğnemek, bakın harâm helâl sınırlarını çiğnemek. bir şey harâm, evet haramı sen helallaştırma, o sınırda dur.

Ama bir şey de helâl, sen o helalı da haramlaştırma. Şimdi bu son dönem bunlarda olmaya başladı. Kardeşim bir şey çay helâl mı diye soramazsın. Neden? Çay zaten helâl. Haramları öğren. Haramları öğren, o sana yeter. Helâl çoktur çünkü harâm azdır. Helâl çoktur. Haramları öğren, geri kalan helâl sana. Bu helâl mı diye sorma. Bilgi, harâmları öğrenmektir. Yeter bu insana. Bir Müslüman kendi dini bilgiye sahip olması, harâmları bilmesidir. Geri kalan helâl zaten. Yiyecekler harâmlar, içecekler harâmlar, kullanılacaklar giyimdeki harâmlar, ticaretteki harâmlar, ticaret yapıyolarsa. Evinin içerisinde işine karşı olan harâmlar, çocuklarına karşı olan harâmlar bitti. Bitti bu kadar. 50 sayfaya geçmez.

Mekke’ye göre günâh-ı kebâir 24 tane. Bakın Mekke’ye göre günâh-ı kebâir 24 tane. Mekke’ye göre günâh-ı kebâir 24 tane. Bir kimse harâmları öğrendi, bitti onun işi. Öğrendi işlemesin harâmları, bitti. Namazlarını kılsın, bitti. İşi bitti. Din, o kadar çok senden tefara at bir şey beklemiyor. Bizi din anlatırken de, bu dini de çok çok düşündü. Birisi de tanıştı, o kadar çok işler yapmıyor, birisi de tanıştı, birisi de tanıştı, birisi de tanıştı. Bizi din anlatırken de uzatıyorlardı, büyütüyorlardı, zorlaştırıyorlardı. Geldi Bedevî’nin birisi, dedi ki ona beş vakit namazını kıl, orucunu tut, dost ol, bu kadar mı bu kadar dedi. Vallahi yine bir fazla yaparım, ne bir eksik yaparım dedi. Allah Resulü arkasından dedi ki, sözün de durursa cennetlik bir kimse ona iyi bakın.

Bakın bu kadar. Beş vakit faz namazı kıl, otur Ramazan orucunu tut, dost ol dedi. Üç şey, biz beş vakit namazı kılıyoruz, orucunu tutuyoruz, dost ol değiliz ama. Zaten Müslümanlar dost ol olsa mesele bitecek.


Dost Doğru Ol, Dervişin Ahlâkı

Namaz kılanlar dost doğru olsa, oruç tutanlar dost doğru olsa mesele bitecek. ilâhiyâtçılar, ilahiyatçılar, diyanetçiler, sufiler, İslâmî cemâat cemiyetinin içerisinde bulunanlar, bu toplulukların içerisinde bulunanlar, bulunanlar dost doğru olsa, yemin ediyorum Kur’ân ve Sünnet hakim olur bütün dünyaya. Bütün dünyaya hakim olur. Bir Müslüman evinde, işinde, aşında, eşinde, sokakta, caddede, memurlukta, işçilikte, siyasette, bürokratta, adalette dost doğru olsa yemin ediyorum vallâhi, billâhi, tillâhi bütün dünya İslâm olur. Bütün dünya İslâm olur. Ama şimdi olmaz. Biz oturmuşuz kulaklarının, memesinin önene mi değdi, ardına mı değdi Allah’a akber derken tartış Allah tartış. Dost doğru ol kardeşim ya.

Dost doğru ol. Dost doğru ol. Kimsenin parasında, pulunda, malında, mülkünde gözün olmasın. Dost doğru ol. Devlet ihalelerini dost doğru yap. Belediye ihalelerini dost doğru yap. Dost doğru ol. İşçinin hakkını dost doğru ver. Çalışanların hakkını gözet. Dost doğru ol. Kimseye aldatma, kandırma dost doğru ol. Dervişliğin de dost doğru olsun. Şeyhliğin de dost doğru olsun. Müritliğin de mürşidliğin de dost doğru olsun. Yapma dost doğru ol. Sadece kendine yapmıyorsun. Kocaman bir İslâm dünyasına yapıyorsun. Kocaman bir yola yapıyorsun. Dost doğru ol. Hem sûfî im deyip hem gidip eşine zulmetme. Hem derviş im deyip hem çocuklarına zulmetme. Dost doğru ol. Hem dini senden iyi bilen yok senden fazla da eşine ve çocuklarına zulmeden yok.

Dost doğru ol. Dost doğru ol. Kibrinden yanından geçilmiyor. Her şeyi sen biliyorsun. Bu kadın neden ağlıyor? Senden başka bilen yok. Bu çocuklar neden ağlıyor? Sen çok iyi olsan bu kadın neden durmasın ki senin yanında? Kovsan gitmez. Ahmak mı? Sen çok iyi bir kadın olsan bu adam neden başımaya kalksın? Dost doğru ol. Sen dost doğru bir anne baba olsan çocuk neden senden nefret etsin? Çocuk senden neden uzaklaşsın? Sen dost doğru bir evlat olsan anne baba sen o neden lanet getirsin ya? En büyük sıkıntımız bu. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Kur’ân ve sünnetin dışındaki her türlü davranış zulüm. Kim yaparsa yapsın. Kim isterse işlesin. Ama bizde bir de bu oluştu. Bu bizim derviş kardeşimiz ya.

Ne olacak ki zulmüne sessiz mi kalacağız? Bu bizim kardeşimiz ya. Ne yapalım zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim partiden ne yapalım? Zulmüne sessiz mi kalalım? Bu bizim cemaatten ne yapalım? Zulmüne sessiz mi kalalım? Kur’ân ve sünnetin dışında yaptıklarına, ettiklerine sessiz mi kalalım? Sessiz kalıyoruz. Bu da ayrı bir zulüm. Bakın bu da ayrı bir zulüm. Abi ne yapalım şimdi ya? Söyle kardeşim. Yaptığın yanlış de. Söyle. Söyle yaptığın yanlış de. Susuyor. Ne susuyorsun? Sen zulmü git talime yardım et. Zulm ediyor. Ona yardım et. De ki yapma. De ki yapma. Bunu yapmaya hakkın yok da Allâh muhâfaza eylesin. Hadîs-i Kudsî, ey kullarım ben zulmü kendime harâm kıldım ve onu sizin aranızda da yasakladım.

Sakın birbirlerinize zulmetmeyin. Müslümde geçiyor. Hadîs-i Kudsî, Allah kendine zulmü harâm kıldı. Allah kendine bir şey harâm kılır mı? Bakın kendine zulmü harâm kılmış. Allah zâlim değil. Allah bir kimsenin üzerine zorla kötülük elbisesi giydirmez. Allah bir kimsenin ayağına çelme takıp da düşürmez. Allah tuzak kurup seni tuzağına düşürmez. Allah zâlim değildir. Allah senin oturduğun yerde hasta etmez. Hastalığı duvar etmez. Sen bir şey yapmışsındır. Allah Âdem’i durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Allah havvayı durduğu yerde cennetten çıkarmadı. Allah adem hatasını anladı. Ben nefsime zulmedenlerden oldum dedi. Sen de Âdem’in yolunu seç. Tövbe et. Ben nefsime zulmedenlerden oldum de. O zaman zulmetme.

Allah’ı da zâlim görme. Allah’ı zâlim görmek küfürdür. Allah’ı kendisine zulmeder görmek küfürdür. Bir kimse böyle imtihan, bir zorluk, bir sıkıntı gelir. O zorluğu sıkıntı eder ki Allah gönderdi bunu bana. Benim yaptıklarım var önümde demez. Allah kimsenin kötülüğünü istemez. Allah kimseye zulmetmez. Allah kimsenin başına kötülük örmez. İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. Sizin önünüze sizin yaptıklarınız vardır. Âyet-i Kerime. Sen Allah’ın ipine sımsıkı yapış. Sen Habibinin yoluna sımsıkı yapış. Sen haramlardan kendini uzak tut. Kendini hayır yoluna adapte et. Haramlardan uzak dur. Senin başına gelen bir şey işlemiş olduğun bir haramdan mütevellittir. Sen bir yerde harâm işlemişsindir.

Sen bir yerde yanlış yapmışsındır. Sen bir yerde eksik yapmışsındır. Kendini Eyyûb aleyhisselâm ile eşdeğerde tutma.


Hadîs-i Kudsî ve Zulmetmeme Emri

Kendini İbrâhîm aleyhisselâm ile eşdeğerde tutma. Kendini Yûsuf aleyhisselâm ile eşdeğerde tutma. Kendini Abdülkâdir Geylânî Hazretleri ile eşdeğerde tutma. Kendini Hazret-i Ahmed er-Rifâî hazretleri ile eşdeğerde tutma. Kendini Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rumi ile eşdeğerde tutma. Kendini üstadınla eşdeğerde tutma. Sen üstadda değilsin. Eşdeğerde tutma. Kendini o noktada görme. Görüyorsan gel senin icazetini vereyim. Üstad ol başımıza otur. O zaman senin önünde senin yaptıkların var. Eşine zulmettirsen o kadın senin yanında durmayacak. Çocuklarına zulmettirsen çocuklar sana düşman olacak. Olacak. Sen arkadaşına zulmettirsen yalnız kalacaksın. Sen bir topluluğa zulmettirsen onun karşılığını göreceksin.

Onun karşılığını göreceksin. Sen bir mümine zulmettirsen onun karşılığını göreceksin. Zulmeden zulmünün karşılığını görecek. O zaman âdemin yolunu seç. Ben zulmettim de tövbe et. Tövbeden hiç günâh istememiş gibidir. Ama ya topluluğa zulmettirsen hakkı var topluluğun. Senin tövben bu topluluğun hakkının hukukunu kaldırmaz ortaya da. Sen geleceğin bu topluluktan helâllik isteyeceksin. Sen çünkü topluluğun hepsine de zulmettin. Bir laf söyledin. Topluluğun hepsine de bir zarar verdin. Sen onlarla helallaşmadan göçüp gitme bu dünyadan. Sana tavsiyem. Birine zulmettin. Göçüp gitme bu dünyadan. Onunla helâlleş. Onunla işini bitir. Yoksa zulmedenlerin âhirleri perişan olur. Allah zâlimlerden döner intikâmını alır.

Kim zulmederse Allah diyor onun başına bir zâlim memur eder, atar. O zâlim ne diyor zulmeden intikâmını alır. Sonra döner diyor o zalimden kendisi intikâm alır. Demek ki zulmeden muhakkak o zulmünden dolayı ondan intikâm alınacak. Onun başına diyor başka bir hadîs-i şerifte zulmeden Allah başına bir zâlim tayin eder. Zâlim ne o zulmeden intikâmını alır. Zalimin başına bir kılıç tayin eder. O kılıçla diyor o zalimden intikâmını alır. Sonra döner kılıçtan intikâmını alır diyor. Allah’ın hesabı kitabı Allah’a ait. Ben bilecek bir şey değilim. O zaman bana düşen kulluk, zâlimlerden uzak durun. Zalimlerin peşinden gitmeyin. Zulmedenlerin peşinden gitmeyin. Adaletle hükmetmeyenler zalimdir.


Adâletin Önceliği, Mâverdî ve Kapanış

Adaletle hükmetmeyenler zalimdir. İslâm dünyasında en önemli şey adalettir. Adâlet adâlet. Evde, iş yerinde, sokakta, şehirde, devlette adalettir önemli olan. Namaz değildir. Oruç değildir. Adalettir. Çünkü topluluğu ayakta tutacak, aileyi ayakta tutacak olan, cemâatleri, cemiyetleri, tarîkatları ayakta tutacak olan adalettir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır. Zulmün olduğu yerde bereket yoktur, lütuf yoktur, ikrâm yoktur, ihsân yoktur. Neden? Zulüm var çünkü. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden İslâm dünyasında adâletle alakalı, sosyal hayatla alakalı, devletle alakalı adâlet meselesini en önemli, klasik olarak işleyenlerden birisi Mâverdî’dir. Mâverdî o kadar adâletle alakalı meseleleri işlemiştir ki, İslâm dünyasında adâletle alakalı bölük pörçük olan şeyleri cem etmiş, toplamıştır.

Çünkü eğer bir devlet düzeninde adâlet yok ise, bugünkü tabirde ona kamu diyorlar ya, kamu düzeninde devlet düzeninde adâlet yok ise, devlet idaresi olarak adâletin olmadığı bir yerde devlet yönetiminde adâlet yok ise Allâh muhâfaza eylesin. O zaman büyük tehlike vardır. Hem sosyolojik olarak halkın içerisinde, tebanın içerisinde, milletin içerisinde büyük sıkıntı vardır hem de devlet yönetiminde büyük sıkıntı vardır. Ve bu hem dış dünyaya karşı hem de içeri karşı içerideki tebaya karşı sıkıntının en büyüğüdür. O yüzden adâletsizlik, adâletsizlik en büyük zulümlerden birisidir. Ve tarih boyunca adâletle hükmetmeyen devletler, adâleti istemeyen milletler batmaya ve dağılmaya mahkûm olmuştur. Toplum içerisinde adâlet sağlanmazsa, aile içerisinde adâlet sağlanmazsa, cemâat tarîkat içerisinde adâlet sağlanmazsa hepsi de dağılmaya mahkûm olur.

O yüzden bireyi kendisinden tutun, ailesi ve sülalesi, cemaatı, topluluğu, devlet komple sisiyle olarak adâletle hükmetmek zorundalar. Adaletle hükmetmeyen baba, koca, patron, zâkir, çavuş, şeh, mürşid hepsi de zulmetmiş olur. Adaletle hükmetmeyen belediye başkanı, müdürler, amirler hepsi de zâlim sıfatına girer, zulmetmiş olur. Adaletle hükmetmeyen vali, kamu düzenindeki amirler, memurlar hepsi de zulmetmiş, zâlim sınıfına girer. Adaletle hükmetmeyen devlet başkanı, bakanlar, yöneticiler hepsi de zâlim sınıfına girer. Ve adâlet, cumhurbaşkanından en böyle kıyıda fukarâ vatandaşa kadar adâletli davranılmak zorundadır. Bütün herkese, bütün herkese. Adaletin olmadığı bir yerde zulüm vardır ve o topluluk, o devlet, o millet, o zulmü düzeltmezse dağılmaya mahkûm olur.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden, nerede bir kötülük var ise orada adâletsizlik vardır. Nerede bir dengesizlik varsa orada bir adâletsizlik vardır. Nerede harâmlar kol geziyorsa orada bir adâletsizlik vardır. Orada bir adâletsizlik vardır. Nerede halka zulmediliyorsa orada bir adâletsizlik vardır. Nerede aile bireylerine zulmediliyorsa orada bir adâletsizlik vardır. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman zulüm ne dediğimizde? Zulüm, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şey birer zulüm aracıdır ve zulümdür. Allâh muhâfaza eylesin inşallah. 1310. beytten devam edeceğiz ama böyle Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin iki duası var. Onunla sohbeti kapatalım. Bismillâh. Allah’a sığındım.

Allah’ım hata yapmaktan, yanlış yollara sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahilliğe maruz kalmaktan sana sığınırız. Allah’ım fakirlikten, kıtlıktan, zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan da sana sığınırız. Amin. Amin. El-Fâtihâ. Amin. Amin. Ejmeyin. Haklarınızı helâl edin inşallah. Bizden yana da helâl olsun. 1310. beytten devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • Besmele ve Sıkıntılı Günler Duâsı: Sohbete besmele, Efdalu’z-zikr (“Efdalu’z-zikri fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh”) ve salavât ile giriş âdabı — Tirmizî, Da’avât 9; İbn Mâce, Edeb 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned; “Geceniz hayırlı olsun” selâmlaşması — Müslim, Selâm 3-5; Cenâb-ı Hak’tan hayır kapılarının açılması, hakkı hak bâtılı bâtıl bilmek duâsı — İbrâhîm 14/27; Bakara 2/256 (“Rüşd sapıklıktan ayrılmıştır”); ümmet-i Muhammed için âfât, dert, gamdan muhâfaza niyâzı — Bakara 2/286 (“Rabbenâ lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih”); Mesnevî-i Şerîf 1297. beyitten devam kararı; Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî I. cilt, Aslan-Tavşan kıssasının önceki haftadan hulâsası
  • Tavşan-Aslan Hikâyesi ve Kuyu Tuzağı: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1297-1303. beyitler; av hayvanlarının Aslan’a her gün birer kurban vermesi, Tavşan’ın isyânı ve hîleyle Aslan’ı kuyuya götürmesi — Aslan-Tavşan kıssasının klasik tasavvufî tefsiri — Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Sarı Abdullah Efendi, Cevâhir-i Mesneviyye; Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Aslan’ın kuyuda huzur bulacağına, kuyu dibinin âfetlerden emîn olduğuna inandırılması; “Aklı olan kimse oturmak için kuyu dibini seçmiştir” beyti — halvet ve uzletin tasavvufî anlamı
  • Tavşan Kâmil Akıl, Aslan Nefs-i Emmâre: Tavşan sembolizmi: irfân ve ilimle terbiye olmuş, âhireti düşünen, dünyayı analiz eden kemâl sâhibi kâmil akıl; Aslan sembolizmi: nefs-i emmâre sâhibi, akletmeyen-fikretmeyen-tefekkür etmeyen, hevâ ve hevesinin peşine düşmüş hayvânî mertebe — Yûsuf 12/53 (“Nefs kötülüğü emredicidir”); Kıyâme 75/2 (“Kendini kınayan nefse yemin ederim”); Fecr 89/27-28 (“Ey mutmainne nefis”); nefs-i emmârenin nasîhati kabul etmeyip tuzağa sürüklenmesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; Gazzâlî, İhyâ III, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; “Nefsinin peşinden giden hevâsını ilâh edinmiştir” — Furkân 25/43; Câsiye 45/23
  • Dergâh Halveti ve Kuyu Emniyeti: Kuyu dibi = mürşidin dergâhı / velînin halkası, dervişler için en emîn makam; Yûsuf aleyhisselâmın kuyuda, Eyyûb aleyhisselâmın mağarada, İbrâhîm aleyhisselâmın mağarada korunması — Yûsuf 12/10-15; Sâd 38/42-44; Meryem 19/41-50; dergâhın zâhirî (dört duvar) ve bâtınî (üstâd silsilesine intisâb, gönül deryâsı) boyutu; halvetin şartı: Kur’ân ve Sünnet’in dışına çıkmama, hevâ ve hevesten kurtulup hakîkatin peşine düşmek — Kehf 18/28; Müzzemmil 73/8; Şeyhülislâm Ebussuûd, İrşâdu Akli’s-Selîm; Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbu’l-Halve ve’l-Uzle; halvetin loş ışığı ve dışarının parlaklığı kıyâsı
  • Çoğunluğa Uyma Yasağı, En’âm 116: “Eğer yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna uyarsan seni Allâh’ın yolundan saptırırlar; onlar ancak zanna uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar” — En’âm 6/116; “Andolsun ki onlardan önce geçenlerin de çoğu sapıtmıştı” — Sâffât 37/71; “Sen ne kadar hırs göstersen de insanların çoğu îmân etmezler” — Yûsuf 12/103; demokrasi ve çoğunluk kültürünün tenkîdi; eşcinsellik, zinâ, fâiz, içki, uyuşturucu, fuhuş sapkınlıklarının çoğunluk tarafından normalleştirilmesi; çoğunluğun sapkınlığı aldatmaca kılıfı — Ahzâb 33/67 (“Ey Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itâat ettik; onlar da bizi yoldan saptırdılar”); “Ey îmân edenler, îmân ediniz” yeniden îmân emri — Nisâ 4/136
  • Reformist Söylem ve Bedevî Nasîhati: Ümmet-i Muhammed’e dâhil olmak için Kur’ân ve Sünnet’in sâbit hükümlerine teslîmiyet şartı; namaz kılmayan, oruç tutmayan, zikretmeyen, Kur’ân ve Sünnet kaidesine karşı çıkanın ümmetten sayılmaması — Nisâ 4/150-151; Mâide 5/44, 5/45, 5/47; “Bize bir tek Kur’ân yeter, hadîsleri ve fıkhı atalım” reformist söyleminin reddi; dört mezheb imâmı (İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Ahmed b. Hanbel) otoritesi — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Peygamber’e itâat emrinin târihsel değil ebedî oluşu — Âl-i İmrân 3/32, 3/132; Nisâ 4/59, 4/80; Haşr 59/7 (“Resûl size ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının”); Ahzâb 33/21 (“Resûlullâh’ta sizin için güzel örnek vardır”); Bedevî hadîsi: beş vakit namaz, Ramazan orucu, dosdoğru olmak — Buhârî, Îmân 34; Müslim, Îmân 8 (“Rabbim Allâh’tır deyip dosdoğru olan cennetlik”)
  • Peygamberlerin Halveti ve İtikâf: Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in Hirâ Nûrdağı’nda halvet etmesi — Buhârî, Bed’u’l-Vahy 3; Müslim, Îmân 252; Mûsâ aleyhisselâmın Tûr-i Sînâ’da kırk gün halvet etmesi — A’râf 7/142-143; Bakara 2/51; Yûnus aleyhisselâmın balığın karnında halveti — Sâffât 37/139-148; Enbiyâ 21/87-88; Eyyûb aleyhisselâmın hastalığında mağaraya çekilmesi — Sâd 38/41-44; Enbiyâ 21/83-84; İtikâfın meşrûiyeti — Bakara 2/187; Buhârî, İtikâf 1-19; evin bir köşesini halvethâne/seccâde alanı edinme tavsiyesi; kapitalist sistemin 1+1, 2+1 dairelerine hapsederek ev, mahalle, sokak kültürünü İslâm’ın dışına itmesi
  • Kapitalist Site Kültürü, Dizi Özentisi: Kapitalist Getto-site düzeninin fukarâ, orta halli, zengin tabakaları ayırması; lüks villâ, araba, dekolte dizilerin özentisi ve asker ücreti (2830 TL) / düşük memur maaşı (5500 TL) gerçeği — Âl-i İmrân 3/14 (“Kadınlar, oğullar, yığın yığın altınlar, gümüşler… sevgisi insanlara süslü gösterildi”); Tekâsür 102/1-8 (“Çokluk kuruntusu sizi oyaladı”); Hadîd 57/20 (“Dünyâ hayâtı bir oyun, eğlence, süs, övünme ve mal-evlâd çoğaltma yarışından ibârettir”); Formula 1, golf, tenis gibi üst sınıf sporlarının devlet kanalında özendirilmesi; “Yemekteyiz” programı bardak/tabak özentisi anekdotu; Lokmân 31/18 (“Allâh kibirlenenleri sevmez”); İsrâ 17/37 (“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme”)
  • Halkın Eziyetine Katlanma, Celvet Hâli: Halvetten tebliğ için çıkma âdabı: ziyâfet-tasdîk meselesi, hevâ-heves ahenginde durmama — “İnkâr edildiğinde ayrılın” — Nisâ 4/140; En’âm 6/68 (“Âyetlerimiz hakkında ileri-geri konuşanları gördüğünde başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzaklaş”); Bizim yol = celvet: halk içinde durup kahrına katlanmak, ailenin ve komşunun alay, dedikodu, iftirâ, dışlamasına sabretmek; düğüne çağrılmayıp cenâzeye çağrılma; “İyi bilirdik” şehâdetinin sorumluluğu — Buhârî, Cenâiz 85-86; “İnsanlara merhamet etmeyene Allâh da merhamet etmez” — Buhârî, Edeb 18; “Sabreden mümine âit ecir” — Zümer 39/10; haramlardan uzak dururken helâller içinde yaşama dengesi; Şems-i Tebrîzî: “Bazen uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için”
  • Aslanın Kuyuya Atlaması, Zulmün Tarifi: Tavşan’ın “Beni iki ayağının arasına sakla” hîlesiyle Aslan’ı kuyu kenarına getirmesi; Aslan’ın sudaki kendi aksini düşman sanıp kuyuya atlaması — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1304-1310. beyitler; “Kendi kazdığı kuyuya kendi düştü — zulüm kendi başına geldi; zâlimlerin zulmü karanlık bir kuyudur” hikmeti; Zulmün Kur’ânî tanımı = Allâh’ın hududunu aşmak — Bakara 2/229 (“Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, sakın bunları aşmayın; kim aşarsa zâlimdir”); Mâide 5/44-45-47 (Allâh’ın indirdiğiyle hükmetmeyen kâfir/zâlim/fâsık); Yûnus 10/44 (“Allâh insanlara hiçbir sûrette zulmetmez, lâkin insanlar kendi nefislerine zulmederler”); harâm-helâl sınırlarını çiğnemeyip günâh-ı kebâir (24 adet) istikâmetinde yaşama
  • Dost Doğru Ol, Dervişin Ahlâkı: “Sözünde durursa cennetlik bir kimse” — Bedevî hadîsinin devamı; Müslim, Îmân 8; Tirmizî, Îmân 4; Müslümanların ilâhiyâtçılar-diyânetçiler-sûfîler-cemâatler olarak dosdoğru olamayışı; Hûd 11/112 (“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”); Şûrâ 42/15; Fussilet 41/30 (“Rabbimiz Allâh’tır deyip dosdoğru olanlar”); eş, çocuk, işçi, belediye, devlet ihâleleri, dervişlik-şeyhlik-mürîdlik-mürşidlik hakkının dosdoğru edâsı; kibrin helâki — İsrâ 17/37; Lokmân 31/18; Hadîd 57/23; “Durduğu yerde Allâh ceza vermez” — Âdem’in tövbesi (A’râf 7/23 “Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ”); “İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir” — Nisâ 4/79; kendini Eyyûb-İbrâhîm-Yûsuf-Abdülkâdir Geylânî-Ahmed er-Rifâî-Mevlânâ ile eşdeğer görmeme uyarısı
  • Hadîs-i Kudsî ve Zulmetmeme Emri: “Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, onu sizin aranızda da yasakladım; sakın birbirinize zulmetmeyin” — Müslim, Birr 55; Ahmed b. Hanbel, Müsned V/160; Ebû Zerr’den rivâyet edilen Hadîs-i Kudsî; “Allâh kendisine zulmü haram kılmıştır, Allâh zâlim değildir” — Âl-i İmrân 3/182; Enfâl 8/51; Fussilet 41/46; zulmedene dünyada ve âhirette bir zâlim / bir kılıcın musallat edilmesi — “Allâh zâlimin mühletini uzatır ama yakaladığı zaman bir daha bırakmaz” Buhârî, Tefsîr Hûd 5; Müslim, Birr 61; “Mazlûmun duâsından sakının, onunla Allâh arasında perde yoktur” — Buhârî, Zekât 63; Müslim, Îmân 29; kul hakkını ödemeden âhirete göçmeme emri, helâlleşme farzı — Buhârî, Mezâlim 10 (“Kardeşine zulmeden bugün helâlleşsin”)
  • Adâletin Önceliği, Mâverdî ve Kapanış: “Adâletle hükmetmeyen zâlimdir” — Mâide 5/44-45-47; Nisâ 4/58 (“İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmedin”); Mâide 5/8 (“Adâletli olun; o takvâya daha yakındır”); İslâm dünyâsında adâletin namaz-oruçtan önce gelen toplumsal farz oluşu; aile, cemâat, tarîkat, devlet için adâletsizliğin dağılma sebebi — Enbiyâ 21/11; Kasas 28/59; Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye ve Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn — İslâm siyâset-hukuk-adâlet klasiği; baba-koca-patron-zâkir-çavuş-şeyh-mürşid-belediye başkanı-vâli-bakan-cumhurbaşkanı hiyerarşisinde adâletin her kademede şart oluşu; kapanış duâsı: “Allâh’ım hatâ etmekten, yanlış yola sapmaktan, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cehâletten sana sığınırız; fakirlikten, kıtlıktan, zillete düşmekten de sana sığınırız” — Ebû Dâvûd, Vitr 32; Nesâî, İstiâze 14-15; el-Fâtihâ ve haklarınızı helâl edin niyâzı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı