Lâ Mekân Âlemi ve Zât-ı Ulûhiyyet
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin. Cümlemizi buradan bu gecenin sonunda bütün geçmiş günahları affolduğu gibi hayra çevirilenlerden eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele edenlerden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin inşallah. Lâ mekân alemi nedir, oraya nasıl varılır? Lâ mekân dediği mekânsızlık burası sadece Allâh’ın zâtına aittir. Bununla alakalı bazen lâ mekâna ulaştığını söyleyenler, iddia edenler olmuş. Bütün kün denildiğinde yaratılışa mazhar olan, yaratılışta vücut giyen bütün eşyanın mekânı vardır.
Mekansızlık yoktur. O yüzden mekânsız olan Allâh’ın zâtıdır. Bir kısım sûfîler, lâ mekâna ulaştık, mekân yok, mekansızlığa ulaştık derler. O doğru bir söz değil, fakir onu doğru görmez. Çünkü mekânsızlık, lâ mekân olma Allâh’ın kendi zâtı ulûhiyyetiyle alakalı. Bunu bazı eserlerde böyle sufilerin ilk başlangıçlarında okuduğumuz bazı eserlerde gördüm ben de bunu. O yüzden bu böyle mekânsızlık denildiğinde o kimsenin bütün varlıkla alakalı hiçbir şeyin olmadığı bir noktaya geçmesi lazım. Bu biraz Kur’ân Sünnet tarihinde doğru bir zemin değil.
Âyet İnkârı ve Küfür Fetvâsı
Kişi bir konuyu açıklarken biz bunu âyet bile olsa reddederiz derse küfre düşer mi? Bu konusuna bağlı bir şey olabilir. bu nasıl konusuna bağlı bir şey olabilir? Mesela Kur’ân-ı Kerîm belli. Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyeti bir kimse inkar etse, reddetse küfre düşer. Bu kesin. Ona tecdidi îmân tecdîd-i nikâh gerektiği iddia ederse katli vacip olur. Şimdi İslâm hukukuna göre ama mesela bir konuda bir kimse böyle kinayı kullandıysa böyle bir âyet olması mümkün değil. Allah böyle bir âyet indirmez. dese bu manada mı söyledi? Hangi manada söylendi bilmiyorum ama bu söz tehlikeli bir söz. Çünkü Allah Kur’ân-ı Kerîm’de istediği âyeti indirmiş. O yüzden âyetleri indirildiysen bir daha âyet gelmeyeceğine göre bir daha Kur’ân gelmeyeceğine göre böyle bir âyet indirilse biz buna îmân etmeyiz sözüyle, kastıyla söylendi mi?
Yoksa bir konuyla alakalı mı söylendi? Bunu tam olarak bilmedimden bir şey diyemem ama şu kesin. Bir kimse herhangi bir âyeti inkar ederse, herhangi bir âyeti inkar ederse, herhangi bir peygamberin peygamberliğini inkar ederse, herhangi bir peygamberlere indirilen bir kitâbı inkar ederse küfre düşer. Hadislerin hepsini, künhünü inkar eden hepsinde sahih değil diyen de küfre düşer. Allâh muhâfaza eylesin.
Aklen Reddetmek: Kinâye ve Tehlîkeli Söz
Ama bu böyle bu arada bu ara meşhur moda oldu. birileri çıkıyor bu Allâh’ın âyeti olamaz diyor. Mevcut Kur’ân-ı Kerîm âyeti için söylüyor bunu. Burası parantez içerisinde farklı bir şey. Bakın mevcut Kur’ân-ı Kerîm için, mevcut Kur’ân’dan bir âyet için bu Allâh’ın âyeti olamaz diyor. O küfre düşüyor bu kesin. Ama küfre düştü o kimse bunun basına açık veyahut topluma açık küfre düşerse yine topluma açık bir şekilde tecrübe îmân ettiğine dair onun beyân etmesi lazım. Biz öyle bir beyân etti etmedi bilmiyorum. Ama öbür türlü o beyanı etse, millette bu beyanı duymasa, insanlar dese ki bu küfre ehli hakkıdır. Ama biz bunu âyet bile olsa red ederiz sözü. neyle alakalı, neyle söyledi buna bakmak lazım.
Ama tekrar söylüyorum yine de sıkıntılı ve tehlikeli bir söz. Bakın tekrar söylüyorum bunu sıkıntılı ve tehlikeli. Bu böyle Allâh’ıma vaz eylesin konuşulmaması gereken şeyler. Kıymetli kardeşler, ayetler hakkında Kur’ân-ı Kerîm hakkında îmânî meseleler çünkü. Hadîs-i şerifler hakkında, peygamberler hakkında bu imanın şartları var ya bunların üzerinde insanlar böyle bir şeyi anlatmak için onların üzerinden kinaye dahi yapması çok hoş değil. böyle toplum içerisinde şey olur ya sen âyet olsaydın sana inanmazdım. Küfre düşüyor aslında. Sebep? varlığın hepsi de Allâh’ın âyeti. Varlığın hepsi de Allâh’ın âyeti olunca bu sıkıntılı sözler bunlar. Uzak durmak lazım. biz bunu âyet bile olsa red ederiz çok tehlikeli bir söz.
Bu konuyu bilen var mı bu hangi konuyla alakalı? Çevirin. Bu kişi bir profesör. Ümmet-i Muhammed’in 72-73 fırkaya bölünceyle alakalı. Konuya îmânî noktadan değil de her cemaat kendisine çekiyor. bu noktada diyor bir âyet olmuş olsa dahi bu konuda diyor biz bu konuyu aklen red ederiz. Bu âyeti aklen red ederiz diyor. herhangi bir konuyu açıklayan bir âyet olmuş olsa tam videoyu atayım ben size isterseniz. Böyle bir âyet var olmuş olsa dahi aklen bu âyeti red ederiz diyor. Böyle bir âyet olmuş olsa aklen reddettiğinde küfre düşecek. Bu varsayımlı konuşuyor. ben normalde orucu bozmayı düşünüyorum. Orucu bozuldu mu? Hayır. Böyle bir şey olsa böyle bir âyet olsa aklen red ederim. Âyet olursa reddedecek.
Âyet olmadığına göre reddiyet söz konusu değil. Küfür fetvâsı çıkmaz buradan biraz zor. örnekliyorum bu akan ırmaktan su içmeyin âyeti dahi olsa aklen bu reddedilir dediğinde böyle bir âyet yok. Tekrar söylüyorum yine tehlikeli bir nokta. âyetlerin üzerinden bu söylenmemiş olsa hoş olur.
Anne-Baba İtâati ve Kız Evlâdı Hükmü
Çünkü bunu normalde ince perdeden bunu bir kimse düşünmez ince bir perdeden düşünmediği için o kimsenin küfrüne fetvâ verir. Küfrüne fetvâ verince kendisi küfre düşer tehlikeli bir durum. Allâh muhâfaza eylesin. böyle bir âyet olsa dahi bunu aklen red ederiz. ne yapacaksın ayetler aklına uymazsa red mi edeceksin? Ona sormak lazım Kur’ân’da hangi âyet aklına uymadı? Aklına uymayan âyetleri red mi edeceksin diye sormak lazım. Tehlikeli. Tehlikeli tehlikeli tehlikeli. Allâh muhâfaza eylesin. Annemin babamın bana bir şey söylediğinde karşı çıkıyorum. Bunun sonunda öf diyorum bunun günahı var mı var. Allâh’tan sonra itaat babaya gelir. Allâh’tan sonra babaya itaat gelir. O yüzden bir baba erkek evladına bir şey söylerse otomatikman kabul edecek.
Kız evladı evleninceye kadar babanın çatısının altında kız evladı da babaya itaat edecek. Kız evladı evlendi o zaman kocasına itaat edecek. Babaya itaat kalmadı. Kocaya itaat devam etti. O yüzden bir kimse babasına itaati fars. Kur’ân Sünnet dairesinde bir çocuğun babasına hayır deme lüksü yok. Anneye ise anneye normalde itaat yoktur. Anneye bakım vardır. Anneye üzmemek vardır. Hoş tutmak vardır. O yüzden normalde o kimse anneye değil babaya itaat eder. Anneye de merhamet eder. Onunla ilgilenir.
Üstâd Râbıtası ve Menkıbe Anlatımı
Resûlullah Efendimiz ben ilmin şehriysem Ali de kapısıdır buyurmuştur. Bu halde Kur’ân ve Sünnet ilmin şehri ise Üstâd da kapısı hükmündedir diye düşünürsek Mahalle dersi yaptıran kardeşlerin hadîs ve hukuk hukumanın yanında Üstâdlarıyla olan anılarını Üstâdlarının edebini, adabını anlatmaları diğer kardeşlerin Üstâd olan muhabbetlerini ve râbıtalarını arttırmaz mı? Arttırır söz tehlikeli. Bu Kur’ân, Sünnet ve ilmin şehri ise Üstâd da kapısı hükmündedir diye düşünmek. Bu böyle ben ilmin şehriysem Ali de kapısıdır sözünü hadîs-i şerfin çağrıştırdığı için tehlikeli. Evet bir kimse Üstâdıyla geçirdiği zamanla alakalı, edeb, âdâbla alakalı anlatabilir mi? Evet. Bununla alakalı sen geçmiş peygamberleri de an, onu da anlat, bunu da anlat, şu peygamberi de anlat Âyet-i Kerimesini Sûfîler kendilerince ölçü yapmışlar.
Ölçü yaparaktan geçmiş Üstâdlarının veya Üstâdının menkıbirlerinin anlatılabileceğine dair fetvâ vermişler. Sıkıntı yok.
Belâ-Müsîbetin Peygamberlere Verilmesi
Siz olmadığınız zaman koltuğa oturmak istiyorum. Üç haftadır aklıma takıldı. Mustafa Mervecîm buraya mı oturacaksın? Yoksa oradaki koltuğuma? Buraya mı oturacaksın? Gel otur ya. İstersen gel şimdi otur. Bu koltuğa oturanın dedikodusunu çok yapıyorlar mı? Yok koltuk şu kadar şatafatlı da bu kadar fatımın gösterisi de. İstiyorsan gel otur. Meraklısın valla. Belâ, müsîbet, hastalık en çok peygamberlere verilir diye biliyoruz. Peygamberler günahsız zaten. Allâh’ın peygamberlere belâ, müsîbet, hastalık vermesinin hikmeti nedir? Sevdiğinden. Seviyor ya. Sevdiğine verir. Şimdi bu toplum içerisinde tersinden anlaşılır. birisinde belâ, müsîbet yoksa herkes ondan uzak durur. Bu sıkıntılı bir adam der.
Oysa genel olarak peygamberlere hep vermiş. Bu bir uzun hadîs-i kudsî. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ateşler içinde kıvranırken sahâbe soruyor. sen de mi böyle acı çekeceksin diye. O zaman Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu hadisi kutsiyi beyân ediyor. Diyor, belânın, müsîbetin çoğu peygamberlere. Ondan sonra peygamberlerin yolundan giden velîlere, evliyâlara. Ondan sonra da diyor onun etrafındaki insanlara. Şimdi bu hadîs-i kudsî. O yüzden belânın çoğu kimeymiş? Peygamberleriymiş. Ondan sonra kimeymiş? Allâh’ın dostlarına, velîlerine, mürşidlerine. Ondan sonra kimeymiş? Onların etrafında olanları. Ben böyle zaman zaman diyorum ya uzak durun benden.
Bulaşmayacak olan şey bulaşır size. ateşin yanında durursan sana bir kıvılcım sıçrar. Sıçrar, sıçramaması mümkün değil. o gayr-i kâbil-i bir şey. Şimdi insanlar böyle ateş böceği gibi de yakın olmak ister. Yakın olunca da ben herkese uyarırım, söylerim. Uzak durun. muhakkak bir sıkıntı bulaşır size. Muhakkak bulaşır. sık gelip gidersen polisin dikkatini çeker. Bu adam neden sık gelip gidiyor? Bir şey mi var? Ondan sonra sık görüştün kimsenin telefonları dinlenebilir. aralarında ne var? Bunlar olan şeyler. Öyle olunca benim bir saklım gizli mi var? Değil. Ben bu konuda denilebilir ki Türkiye’nin en rahat adamıyım. izlenilmekten, dinlenilmekten rahatsız değilim. Hatta memnun oluyorum. varsa kafalarında şüphe çünkü şüpheleri gitsin.
Uzak Durun: Sıcaklığın Bedeli
Oo Halit mübarek olsun ya. Yakışmış ya. Hemen kendini güzelle koydun maşallah subhanAllah. Vallahi bir deve eksik Halit. Ne zamandır Çanakkale’nin deve güreşini atmış hacı oktay bana. Vallahi atmış oktay sıralamış seç beğen al diye. Ne yapalım alacağız artık bir deve böyle gidersen ne olacak? Parayı kim yiyecek bizim ya? Nasıl olsa sayamıyormuşuz ne kadar olduğunu bilmiyormuşuz. Ahmet bir de at alayım Demirtaş’tan. Vallahi boyuna biniyorsunuz boyuna görüntü atıyorsunuz. Dıkı dıkı dıkı dıkı rahvancıları toplamışsınız. Bizi bekliyordunuz beni bekliyorsun tamam ya. Bundan sonra öyle ya nerede at koşusu var orada nerede deve güreşi var orada. Ne yapalım yeter atmışına kadar böyle yaşadık atmışından sonra biraz keyif edelim ya değil mi?
Tamam. Horozo da gideriz bir tane güzel pehlivan horoz alalım. Zaten kafayı kıracak millet böyle bu nasıl şey diye. Sanki şeyhim demişim gibi millete bu nasıl şey diye tutturuyorlar. Ya ben şeyhim demedim ki var mı benim ağzımdan böyle bir şey duyan? Bitti. Çok güdük çıktı sesiniz ya. Gerçekten ağzımdan duyan var mı böyle bir şey? Olur. Ha ya aman aman.
Kudsî Hadîs: Belâ Sırası ve Mü’minler
Evet bu hadîs-i kudsî de diyor ki belâ, müsîbet, sıkıntı, dert, gam, kasvet bunların hepsi de çoğu. Peygamberlere ondan sonra velîlere ondan sonra velîlerin etrafındaki mü’minlere. Oradaki ibara önemli çünkü mü’minlere diyor. O zaman velîlerin etrafında kim kalmış oluyor? Mü’min olanlar. Bir velinin etrafında mü’min olanlar kalır. O sıkıntıya ancak mü’min çünkü göğüs geri alır. Mü’min olmayan, gönlü münâfık olan, zayıf olan, kuvvetsiz olan îmânî noktada. Ben biraz onları arttırıyorum böyle. Südünde sıkıntı olan, kanında sıkıntı olan yolda çay atar. Kayış atar Cevdet’in demesine göre. Cevdet diyor ki o oğlan kayışını atmış diyor. Kayış atar. Yoldan çıkar. Zordur ama ben kimseyi küçük görmem. Gerçekten zordur.
Ben o yüzden ders verirken arkadaşlara derim. Yakmayın başınızı. İyi düşündünüz mü? Bir daha düşünün, bir daha istihâre yapın. Bir daha rüyânızda görmeye çalışın. Öylesi ders alın. Yol kolay değil. bildiğini unutuyorsun yolda. Sen diyorsun ki buradan gidilmesi lazım. O sana diyor ki şuradan git. Sen diyemiyorsun ya buradan gidilmesi lazım diyor. Sana oradan git diyor, oradan gidiyorsun. Ben bazen arkadaşlara zaman zaman söylüyorum ya. Ben derviş olduğumda, Şeyh Efendi intisâb ettim de. Böyle yol bilmez, yoldan bilmez, hayat bilmez. bir şey noktada değildim. Ben o zamana kadar bir hayli bahar otu yedim de geldim. Enteresan şeyler yaşanıyor. Sen biliyorsun onun neyin ne olduğunu. Ama o sana diyor ki buradan git.
Sen bildiğini vazgeçiyorsun, yutuyorsun. Oradan git diyor, oradan gidiyorsun. Halbuki bildiğin var. Bildiğin sana o isnada iş görmüyor. Bu kolay bir şey değil.
İntisâb Dersi, Rüyâ ve Bahar Otu
Bazen örnekliyorum ya. Ömre’deyiz, eyvah dedim döndüm geri. Ne oldu dedi? Efendim krem sürüyordum dedim. Onu unuttum dedim. Krem caiz değil dedi. Halbuki ihrâma niyetlenmedik daha. Ben dedim ki bana caiz değilmiş demek ki. Kapıyı kit dedim. O esnada İzmir’in zâkirine demiş ki, caiz olduğunu biliyorken Nisa demiş. Kudûrî ezberinde demiş. Demiş bak koltuğun altından ayırmıyor Kudûrî’yi demiş. Ezberinde Kudûrî demiş. Ama demiş, tâbî olur böyle demiş. Bak bırakır demiş. O arkadaş geri kaldı sonra gruptan. Bana dedi abi ne yaptın dedi. Dedim ne yapacağım sürmedim. E dedi caiz mi dedi. Bana caiz değilmiş dedim. Bak bana caiz değilmiş dedim. Ya dedi aynı şeyi söyledi bana da ya dedi. E dedim böyle bir yere intisâb ettiysem, onu şeyh olarak mürşid olarak kabul ettiysem, harâm olmadığı müddetçe sen ona tâbî olacaksın.
Harama tâbî olmaz. Harama tâbî olunmaz ona. Ama geri kalan söyleyecek bir lafın yok. O yüzden o sıkıntı ona da bulaşır. O da ondan bir nasibini alır. Allâh muhâfaza eylesin. Ben o yüzden arkadaşlara derim, iyi düşünün rüyânızda görmedikçe bir yerden intisâb etmeyin. rüyânda görmedin. İntisâb etme kardeşim. Rüyanda kimi görüyorsan git ona intisâb et. ona vermişlerdir, vermişlerdir. Doğrudur mübarek olsun. Ben rüyâmda görmem lazım. geçen haftada dedim ya rüyada gördün. Git icâzetinde sor. Rüyada gördün. Git Kur’ân ve sünnet tarihinde hangi noktadalar? Onu da araştır. Rüyanda gördün. Eyvallah git bak bakalım. Para toplanıyor mu, pul toplanıyor mu, akçeli işler var mı? Orada ticaretle alakalı dervişlere zarar vermişler mi?
Şu bu olmuş mu? Git sor, soruştur, araştır. Adam dört beş trilyon parayı alıp kaldırıyor. İstanbul’da, Bursa’da, Anadolu’da. Dervişlerden. İki trilyon, üç trilyon, beş trilyon. Kimi ev aldırıyor kendine. Kimi dergâh yaptırıyoruz diyor para topluyor. Kimi kurs yaptırıyoruz diyor para topluyor. Kimi Kur’ân kurs yaptırıyoruz diyor para topluyor. Topluyor millet. Bütün herkes toplamanın derdine düşmüş zaten. İstemenin derdine düşmüş. Ha birey istiyor herkes. Ha birey istiyor. Ama örtülüyor ama örtüsüz istiyorlar topluyorlar beni. Allâh muhâfaza eylesin. Ne yapacaklar bunca parayı bilmem. Allah’a verecekleri hesabı da mı düşünmüyorlar? Ne yapıyorlar bilmiyorum. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden araştırsın, araştırsın insanlar.
Gitsinler öylesi dersi alsınlar. Yol uzun çünkü. Allâh muhâfaza eylesin.
Para Toplama ve Hayrın Algısı
Bu yol bir de makamdır, mevkidir, paradır, pıldır, şandır, şöhrettir, istenilmeyecek bir yol. Bizim yolumuz da istenmez. Yok bana halifelik verir misin? Yok beni nakîb eder misin? Yok bana icâzet verir misin? Yok bize de icâzet verecek misin? Yok birisi rüyâsında görse kendi kendine ona icâzet verir misin? Bizim yolumuz böyle değil. O yüzden makam, mevki, şan, şöhret, mal, mülk, istenecek, toplanacak bir yerde değiliz biz. Biz bir taraftan çok zenginiz, bir taraftan da biz zengin değiliz. Böyle milü, milyonlar veyahut da trilyonluk varlıklara sahip kardeşler yok bizde. Biz o manada fakir fukara bir dervişiz. O yüzden böyle bir şey de umuyorsa düşünüyorsa insanlar yok böyle bir şey. Biz böyle milleti evlendirelim, yok evine alalım, barkına alalım, borçlarını ödeyelim.
Böyle bir durumumuz yok. Yok ona iş bulalım, bir tarafı işe katalım. belediyede, valilikte, hükumette, orada burada tanıdıklarımız var. Yok öyle bir şey. Hatta bizim ismimizi bile anmayın. Bir işiniz olacaksa olmaz. Bizi sevmezler çünkü. gitseniz belediyeye veya resmi kurumlara, biz deseniz ki tasavvuf farkına gidip geliyoruz, işiniz olacaksa biz de bir işimiz olacağız. Gidip geliyoruz, işiniz olacaksa olmaz. Mümkünse hiç söylemeyin. Hatta tanımıyoruz deyin. İsteyim bu konuda. Olacak olan işiniz olmaz. Sevmiyorlar bizi. Hamdolsun. Velî, mü’min insanlara belâ, musibet ve hastalıkları Allâh’ın istemeden vermesinin hikmeti nedir? Seviyor ya. Şeyh Efendi’nin tabiriyle, tabak sevdiği deriyi yerden yere vururmuş.
O yüzden sevdi mi, müminler sevdiği deriyi yerden yere vururmuş. O yüzden sevdi mi, müminler sevdiği deriyi yerden yere vururmuş. O yüzden sevdi mi, maşallah Fırat nehri gibi akıtır. Hayır ve şerrin Allâh’tan olduğuna inanıyoruz. Hayrı nasıl anlamalıyız, şerri nasıl anlamalıyız. Senden bir kötülük çıktıysa, senden bir şer çıktı. Başka bir şer yok. Sen ona bak. Bu gelen bana şerdi dersen, Allâh’la olan dostluğunu bozarsın. Allâh’la olan dostluğunu bozmak istemiyorsan, geleni şer olarak görme. Geleni şer olarak gören herkes, Allâh’la olan dostluğunu bozmuş olur. Kim olursa olsun. Biz başımıza gelen her türlü şeyi hayır görürüz. Dışarıdaki insanlar onu, belâ, müsîbet, hastalık, darlık, gam, kasvet olarak görür.
Biz başımıza geleni hayır olarak görürüz. Bu tip şeyleri. Hastalık gelmiş, geçmiş günahlarına kefâret. Biz günahımız yok diye düşünmeyiz. Aslında onun bir çıt üstüne, senin makamını yükseltiyor. Bir sıkıntı geldiyse sana, geçmiş günahlarına kefâret ya da derece makam atlatıyor sana. Şimdi biz sûfî terbiyesi olarak kendimizi derece alıyoruz, makam atlıyoruz, nefis meratiplerini geçiyoruz diye düşünmeyiz. Deriz ki bizim bir günahımız var, günahımızı temizleniyor. Biz her başımıza gelen olumsuzlukları, kendimizce hayır olarak görürüz. Temizlendiğimize inanırız. hadîs-i şerîf var ya, müminin başı ağrısa ona hayırdır, ayağına normalde bir taş alsa ona hayırdır diye hadîs-i şerîf var. O yüzden bir sıkıntı, bir problem, herhangi bir başınızda bir handikaf var ise bu hayırdır sizin için.
Onu selametle karşılayın, isyan etmeyin. Ona karşı mühtan etmeyin. Ondan kurtulmaya çalışmamak yok. Ondan kurtulmaya çalışın. Ama isyan etmeyin. Onu kötü görmeyin. Allâh muhâfaza eylesin.
Mürşide Küfür ve Ehline Hüsn-i Zan
Mürşid-i Kâmil bir insana küfreden söven birisine karşı davranışımız nasıl olmalı? Zaten o bulacağını bulmuş ya. Ona hiçbir şey gerek yok. Bir kimse bir Mürşid-i Kâmil’le sövüp küfrediyorsa, Allah son nefesinde yardım etsin ona. Onun son nefesi tehlikeli. bütün büyükler, bütün ehli tasavvuf, komple, hatta âlimler, fıkuha kesinlikle hükmetmiş. Bir kimse bir evliyâ, bir velîye, bir Mürşid-i Kâmil’e, bir mürşid-i kâmil’e küfreder, hakaret ederse imanı gider diye. Allâh muhâfaza eylesin. Bu insan öldüyse ona, o insana karşı tavrımız nasıl olmalı? Biz hüsn-i zan besleriz. Kulağımızla duyduk mu duymadık. Kulağımızla duymadığımız için biz hüsn-i zan besleriz. Allâh deriz ki bildiği gibi yapsın, taksiratını affetsin, affolacaksa.
O yüzden bu konuda sûfîler, bu tip insanların üzerine lanet okumazlar, belâ okumazlar, bu tip insanların üzerinde kendilerince günaha girmeme gayret ederler. Ama bugün toplumda çok zaten bunlar. Allâh muhâfaza eylesin. Aslında o kimseler bu hangi Üstâdsa, hangi Mürşid-i Kamilse gidip helâllaşmaları lazım. E onlar da zaten birbirlerine bir şey söyleyemezler. Hangi Mürşid-i Kamilse gidip helâllaşmaları lazım. E onlar da zaten o kinle helâllaşmıyorlardı zaten. Onlarla gidip görüşmüyorlardı, konuşmuyorlardı. Böyle göçüp gidiyorlar bu dünyadan. Yapacak bir şey yok. Dost olamıyorsan hiç olmasa düşman da olma. Üminli insanlar. bugün kolay değildir bir topluluğun başına geçip onlara böyle doğru yolu sevk etmeye çalışmak, onlara Kur’ân Sünnet’i anlatmaya çalışmak, fi se bilillah onlarla haşır neşr olmak.
Kolay bir şey değildir. Bir insanın iki üç tane evladı oluyor da iki üç tane evladıyla baş edemiyor. şu anda evli olan bir sürü çoluk çocuğu olan arkadaşlar var. kendi evladıyla baş edemiyor insan bu zamanda. Kendi oğluyla, kendi kızıyla baş edemiyor. Çocuğun senin her gün evinde. Sen kendi çocuğunla baş edemiyorsun. Ama bir Üstâd düşünün, bir Velî Zahat düşünün. Etrafında binlerce insan var. Hepsinin derdiyle uğraşıyor, hepsinin sıkıntısıyla uğraşıyor. Hepsinin uğraşabildiği yere kadar, hepsinin her şeyle uğraşmaya gayret ediyor. kendi kendinizi kendiniz hesaba çekin. Kaç çocuk var? İki tane. İki tane çocuk da bocalıyorsun. günde üç tane dert dinleseniz yeter sizin gününüz. Çökertir sizi. düşünebiliyor musunuz?
Herkesin bir günü Düşünebiliyor musunuz her gün on tane dert dinlediğinizi? Bir de bunun otuz yıl olduğunu düşünün. En azından söylüyorum bakın, en azından telefonda on kişinin derdini dinleseniz. On tane de mesaj okusanız, bunun otuz yıl olduğunu düşünün. Elli yıl olduğunu düşünün. Bayanı, erkeği, çocuğu, genci, genç erkek, genç kız, işvereni, işçisi, iş batıranı, hanımı kaçanı, adamı kaçanı, çocuğu kaçanı, çocuğu uyuşturucuya düşeni. Bunu bir düşündüğünüzde, bu toplum böyle şimdi burada her şey süt liman değil mi? Kaymak gibi. Öyle değil toplum.
Toplum Çöküşü ve Ders Yaptıranların Yükü
Ben şu kadarını söyleyeyim. Buradaki topluluk elmanın içerisindeki kurum. Ben şu kadarını söyleyeyim. Buradaki topluluk elmanın içerisindeki kurt gibi. Ben neden diyorum bin tane kızım olsa bir dervişle evlendirmek isterim, bin tane oğlum olsa yine bir derviş almak isterim. Öyle dışarsa böyle sizin bildiğiniz gibi değil yani. Toplum bu kadar çökmüş vaziyette. Benim isyanım, benim feveranım biraz da oradan. bunu normalde arkadaşlar bunu kendilerince belki de şöyle düşünebiliyorlardır. Ya çok feveran ediyor. Ben kendi kendime bazen kendimi böyle hesaba çekiyorum. fazla mı feveran ettim diye. Ama değil. Değil. Toplum komple, huşun, uyuşturucun, uyuşturucunun zevki sefanın, israfın, gösterişin pençesi altında inim inim inliyor.
Bakın inim inim inliyor. O zevki sefayı, o gösterişi, o şatafatı yaşayabilmesi için olağanüstü bir para kazanılması lazım. O parayı kazanmıyorsa evin adamı kadın veya kızlar kendilerine başka yol seçiyorlar. Çok rahat herkes. Çok rahat herkes. Adam eşine gerekli farzları yerine getirmesi yetmiyor bugün. Bazı kesimdeki bayanlara, kadınlara. Adamın farzları yerine getirmesi evin yağışesine alakalı evin kirasını ödüyor mu var elektriğinin suyunu doğalgazını ödüyor mu makul bir şekilde geçimini sağlıyor mu? Sağlıyor. Daha ne? Diyordum ben. Daha ne istiyorsun? Ben de herkes gibi bir restorana gidip yemek yemememeliyim miyim? Ben de herkes gibi bir alışveriş merkezinden bir şey almamalı mıyım? Bunun yolu harâm değil.
Bakın bunun yolu harâm değil. Ama çok rahat harama gidiyor kadın. Veya erkek, harama gidiyor. Çok rahat. bir insan kendi evladını pazarlar mı? Kendi evladını pazarlıyor. Kadın kendi evladını pazarlıyor. Kadın kızını boşatıyor, pazarlıyor. Böyle toplum şu anda. Bakın toplum şu anda böyle. Ve bu gün geçtikçe artıyor. Gün geçtikçe artıyor, gün geçtikçe artıyor, derinleşiyor. İnsanlar çok özür dilerim ama böyle konuşmak istemem. Gün geçtikçe hayvanlaşmıyor, hayvandan daha aşağı ediyor. Hayvanlaşmıyor artık. Hayvanlaşma süreci bitti. Hayvandan daha aşağı bir mahlûk haline geliyor. Hayvanlaşma süreci artık. Hayvanlaşma bitti benim için. diyorum ki bu hayvanlaşma değil. Bu hayvandan daha aşağı bir noktaya gelmez.
O yüzden öyle bir kimse, bir velîye, bir zâkire, bir çavuşa, evet bir ders yaptıran kimseye, mahallede toplamış üç kişi, beş kişi ders yaptıracağım diye uğraşıyor. Bunlar kolay şeyler değil. Tekrar söyleyeyim, insan evladına söz geçiremiyor. Evladına bir şey yapamıyor, bir şey diyemiyor. O kimse çıkmış meydana millete Kur’ân Sünnet anlatacağım diye uğraşıyor, ders yaptıracağım diye uğraşıyor. Bir de sen kalk ona küfret, hakaret et. Allâh Allâh hesabı çok sordur onun. Allâh’ıma fazla eylesin. Rabbim cümleyi korusun inşallah. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûluh. Efdalu’z-zikr fa’lem ennehu. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. El Fâtihâ. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Lâ Mekân Âlemi ve Zât-ı Ulûhiyyet: “Herşey O’nun yüzünden başka helak olucudur” — Kasas 28/88; “Allâh’ın zâtı için mekân yoktur, O herşeyden önce var idi başka birşey yoktu” — Buhârî, Tevhîd 22 (Bed’ü’l-halk 1); Sehl b. Abdullâh et-Tustþrî’nin ve Cemâl-i Halvetî’nin lâ mekân terimine dair ikazları — Kelabâzî, Ta’arruf; lâ mekâna ulaştım iddialarına karşı Şeyhulislâm İbn Teymiyye Mecmûu’l-Fetâvâ ve İmâm-ı Rabbânî Mektûbât 1. Cilt tenzîh ölçüleri; varlığın hepsinin mekânlı oluşu — Rûm 30/22 (“Göklerin ve yerin yaratılması O’nun alametlerindendir”)
- Âyet İnkârı ve Küfür Fetvâsı: Kur’ân’dan bir âyeti inkar küfrünü icap ettirir — Fetvâyı Hindiyye, Bâbu Elfâzi’l-Küfr; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Bâbu’l-Mutedd; “Âyetten bir âyeti inkar eden, bir peygamberin peygamberliğini inkar eden, peygamberlere indirilen kitâblardan birini inkar eden kâfirdir” — Nesefî, Akaid; hadîslerin küllîyetini inkarın hükmü — İmâm-ı Şâfiî, er-Risâle; tecdîd-i îmân ve tecdîd-i nikâh şartı — Kudûrî, el-Muhtasar, Bâbu’l-Mutedd; katl-i vâcib hükmünün devlet yürütmesi — Mergınânî, el-Hidâye, Cinâyât 2
- Aklen Reddetmek: Kinâye ve Tehlîkeli Söz: Akla aykırı görülen âyeti reddetme meselesi — Mâturîdî, Te’vîlâtu Ehli’s-Sünne; 72-73 fırka hadîsi — Ebû Dâvûd, Sünnet 1; Tirmizî, Îmân 18; İbn Mâce, Fiten 17; varsayımla konuşmanın fıkhi hükmü — Subıkî, el-Eşbâh ve’n-Nezâir; “varlığın hepsi Allâh’ın âyetidir” — Fâtır 35/13; Âl-i İmrân 3/190 (“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbirini takibinde âkl-ı selim sahipleri için âyetler vardır”); “akan ırmaktan su içmeyin” ıstılahı çerçevesinde akıl ve vahiy ilişkisi — İmâm-ı Gazzâlî, el-Munkız mine’d-Dalâl
- Anne-Baba İtâati ve Kız Evlâdı Hükmü: “Rabbin onlara öf bile deme, onları azarlama” — İsrâ 17/23-24; “Allâh’ın rızâsı babanın rızâsındadır, Allâh’ın gadabı babanın gadabındandır” — Tirmizî, Birr 3; Hakim, el-Müstedrek; erkek evladın baba çatısı altında babaya, kız evladın evlenince kocasına itâat borcu — Nisâ 4/34 (“Erkekler kadınların korıyıcısı ve kâimidir”); anneye hizmet, merhamet ve hös tutma esası — Lokmân 31/14-15; Buhârî, Edeb 2 (“Kime ihsân edeyim? Annene, sonra annene, sonra annene, sonra babana”)
- Üstâd Râbıtası ve Menkıbe Anlatımı: “Ben ilmin şehri isem Ali onun kapısıdır” rivayeti — Hakim, el-Müstedrek (hüsnü zan seviyesinde); Kur’ân-Sünnet ilmin şehri ise üstâd kapı benzetmesinin tehlîkesi — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ; üstâdların menkıbelerini anlatma câizliği — “Onları (peygamberleri) anıl” âyeti — Meryem 19/16, 41, 51, 54, 56 (Zekeriya-Meryem-İbrâhim-Mûsâ-İsmâil-İdrîs anımları); sûfî tarîkatlarında silsile zikri âdâbı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; “Âlim peygamberlerin vârisidir” hadîsi — Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19
- Belâ-Müsîbetin Peygamberlere Verilmesi: “İnsanlardan belâya en çok uğrayânlar peygamberlerdir, sonra velîler, sonra onları tâkib edenlerdir” — Tirmizî, Zuhd 57; İbn Mâce, Fiten 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned; “Allâh bir kulu severse onu ıbtılâ eder” — Buhârî, Merdâ 1; Müslim, İmâre 158; Hazret-i Peygamber’in hummadayken ateşler içinde kıvranması — Buhârî, Merdâ 16; “Mu’minin başı ağrır ya da ayağına bir diken batarsa bu onun hayırıdır” — Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Birr 49; Şeyh Efendi’nin “tabak sevdiği deriyi yerden yere vurur” teşbîhi
- Uzak Durun: Sıcaklığın Bedeli: Mürşid-i Kâmil etrafındaki halkanın belâ nasîbi ve takip altına düşme — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 48. mektûb; “Ateşin yanına durursan kıvılcım sıçrar” mesâvi ve belânın bulaşıcılığı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Adabi’s-Sohbe; Hucurât 49/12 (zann-ı sû ve tecessus yasağı); takiyye ve gizlilik olmadığına dâir tasavvuf ehlinin beyanı — İbn Âtâ’ullâh, Hikem; “İnsanların hoşnutluğu için Allâh’ın gazabını tercih etmeyin” — Tirmizî, Zuhd 52
- Kudsî Hadîs: Belâ Sırası ve Mü’minler: “İki vardiyasına göre insanlardan en şiddetli iptilâya uğrayan peygamberler, sonra velîler, sonra dereceye göre mü’minlerdir” — Tirmizî, Zuhd 57 (“Kişi îmânının kuvveti oranında imtihân olunur”); Üftâde ve Hacı Bayram-ı Velî silsilesinde ders vermenin ağırlığı — Aziz Mahmûd Hüdâyî, Vâkıat-ı Hüdâyî; “sırdan püf noktayı bilenler yol almış olanlardır” — İmâm-ı Rabbânî; bildiğini unutan, söz dinleyen mürîd halı — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (“pir elinde ölü gibi olmak” terbîyesi); Nahl 16/43 (“Bilmiyorsanız zikir ehlinden sorun”)
- İntisâb Dersi, Rüyâ ve Bahar Otu: Rüyâda murşidi görme şartı — Buhârî, Ta’bîr 2 (“Rüyâ peygamberliğin kırkaltı cüzünden biridir”); helâl kazanç ve para toplama yasağı tasavvufta — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât (“Şeyh dervişe dilenci olmasın diye gayret eder”); istihâre hadîsi — Buhârî, Teheccüd 25; Mekke-Medîne Ömre’de ihrâmda krem kullanma yasağı — Kudûrî, el-Muhtasar; ihrâmda koku yasağı — Buhârî, Hac 17; dervişin şİhle tâbi olması şârtı (hârâm olmadıkça) — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Âdâb
- Para Toplama ve Hayrın Algısı: Dergâh-kurs-Kürin Kursu adına trilyonlar toplanmasının ahıretteki hesabı — Müminun 23/99-100; Fecr 89/17-20; tasavvufta makam, şöhret, mal isteme yasağı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “Sufi eline geçeni kendine ayıramaz” — Küşeyrî, Risâle; “Şer olarak gördüğün sey Allâh’la dostluğu bozar” — Bakara 2/216 (“Hoşlanmadığınız bir şey hakkınızda hayırlı olabilir”); gelen her sey hayır görmek — Rûm 30/36; Hadid 57/22-23; geçmiş günâhlara kefaret hadîsi — Müslim, Birr 52 (“Bir mü’mine bir diken batsa Allâh onunla bir günâhını affeder”)
- Mürşide Küfür ve Ehline Hüsn-i Zan: “Bir velîme düşmanlık eden bana harb ilan etmiştir” kudsî hadîs — Buhârî, Rıkak 38; İbn Arabî, Futûhât; İmâm-ı Rabbânî’ye göre velîye hakaret eden îmânını kaybeder — Mektûbât 1. Cilt 266. mektûb; son nefes tehlîkesi — Tirmizî, Kader 4 (“Ameller sonlarına göredir”); ölü hakkında hüsnü zan — Tirmizî, Birr 51 (“Ölülerinize sövüp sayıp canını yakmayın”); helâllaşma vâcibliği — Buhârî, Mezâlim 10 (“Kardeşinden hakkı bulunanın helâlleşmesi gerekir”); “Dost olamazsan düşman da olma” şıârı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Adabi’s-Sohbe
- Toplum Çöküşü ve Ders Yaptıranların Yükü: Ders yaptıran zâkir, çavuş ve nakîblerin mes’ûliyeti — Buhârî, Cum’a 11 (“Her biriniz çobanıdır”); hayvandan daha aşağı olma uyarısı — A’râf 7/179 (“Onlar hayvanlar gibidir, daha da sapık”); Furkân 25/44 (“Onlar hayvanlar gibi, hatta hayvanlardan da sapıktır”); evlat terbiyesi sorumluluğu — Tahrîm 66/6 (“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”); elmanın içindeki kurt teşbîhi — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; isrâf ve gösteriş yasağı — A’râf 7/31; Furkân 25/67; “Kadın kendi evladını pazarlar” fesâdına karşı edeb — Nûr 24/30-31; nafaka ve erkeğin vâcibleri — Bakara 2/233; İsrâ 17/31; Selâmün aleyküm-eşhedü en lâ ilâhe illallâh-Efdalu’z-zikr fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh kelime-i tevhîd zikri ile hatim
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sünnet, Şeyh, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı