Açılış Zikri ve Tevhîd Kelimesi
Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Hak Muhammeden Resûlullah cemî’an enbiyâ-i ve’l mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn Hû Eyvallâh, illallah, Muhammeden Resûlullah Destûr yâ Hazret-i Allâh Hû Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh
Âşıkların Baharı ve Aşk Tûfânı
Yeryüzünü bağlar bahçeler haline getirmek Her tarafı yeşilliklerle çiçeklerle süslemek için Aşıkların baharı ötelerden çıkıp geldi Bu gelen bahar bildiğimiz bahar değildir Bu aşıkların baharıdır Bu bahar gelince deniz incilerle dolar Acı sular cennette akan kevser ırmağı kesilir Bütün taşlar lâl olur Şu topraktan yaratılmış olan bedende Baştan başa can hâlini alır Aşıkların canları ve gözleri Tûfân bulutları gibi yağmurlar yağdırsa da Beden bulutu içinde bulunan gönülleri Şimşekler gibi çakmada ve etrafı aydınlatmaktadır Biliyor musun? Aşıkların gözleri, aşkla neden tûfân bulutu oldu? Ağlamaya başladı O ay önce bulutlarla gizlendi de ondan Ne neşeli, ne hoş andır ki o an Bulutlar ağlar, ne mübarek, ne tatlı bir zamandır ki Bulutlar ağlarken bulutların arasında şimşekler güler Ne şaşılacak şeydir ki Ötelerde can aleminde yağın aşk yağmurunun Yüz binlerce damlasından tek bir damla yeryüzüne düşemez Eğer düşse bütün dünya baştan başa yıkılır Harap olur Aşk yağmurunun bir damlası yüzünden Yeryüzü harabiye döner Bir damlanın meydana getirdiği tufanda Yüzde niceleri Nûh Aleyhisselâm ile birlikte aynı gemiye biner Niceleri de boğulur gider Dostum şeker mi daha iyidir yoksa şekeri yapan mı?
Şekerden Geç, Yaratanı Gör
Ay mı daha güzeldir? Ayı yaratan mı? Neyden yıkılır? Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ağlamaya başladı Ayı yaratan mı? Şekerden vazgeç, ayı da bırak. O yaratan bambaşka şeyler biliyor, bambaşka şeyler yaratıyor. Denizde inciden başka ne acayip yaratıklar, ne şaşılacak şeyler var. Fakat denizi yaratan incileri, o acayip balıkları, çeşit çeşit varlıkları yaratan pâdişâh, bambaşka bir pâdişâhdır. Şu ırmanın üstünde gördüğün dolaptan başka akıl almaz, öyle görülmemiş, şaşılacak bir kâinat dolabı var ki, bu sudan başka bir su ile bir an bile durmadan, dinlenmeden dönmede, sayısız mahlukata can gıdaları hazırlamadadır.
Hamamın duvarına çizilen resim bile akılsız çizilmezken, aklı, haberi yaratanın bilgisi nicedir, onu sen düşün. Canlar vardır ki sevdalıdırlar, seher vaktinde kurulan o manevi acayip meclis için şaşırmışlar, yememişler, içmemişler, uyumamışlardır. Sustum, sustum artık sözü bıraktım, kulağa görüş kabiliyeti veren, ona ötelerden ses duyuran sevgili söylesin.
Nimet Vereni Düşün, Esere Kapılma
Ey ümitle, korku ile, dünya malı üzerinde titreyip duran kişi! Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana bakışı, görüşü, bağışlayanı düşün, ona bak. Ey isteyen, ey âşık! Sana bu isteği vereni düşün. Eseri yaratanı gör. Neden yaratana değil de onun yarattığı esere gönül veriyorsun? Etrafında bulunanlarla didişmeye, savaşmaya çekip götüren yahut da sana huzur içinde barış halinde yaşama duygusunu verene bak. O bazen seni dostlarla, halkla görüşmeye sevk eder. Bazen de seni yücelere doğru yolculuğa düşürür. O hep sana bakıp durmada, halbuki senin gözün sağda solda, o sana dilsiz dudaksız söz söylemede. Sense kulağını dünya mazalına vermişsin. Hayatta duyduğun ızdırap, keder şişlerini beden öküzüne saplayan, o öküzün aklı ise hep hayhuydâ.
İsa yol arkadaşı olmuş ama eşekçinin bundan haberi yok. O hep eşeğini kollamada. Her öküz, her eşek sırtından, sarısından modullanır. Sen ise pişmanlık şişini göğsünden, gönlünden yiyorsun. Dünyada sana saplanan bela, felaket şişlerini, senin sağırlaşmış gönlün anlamasa da onun aşçısı cehennemde seni o şişlerle kebap eder.
Hak Âşıklarının Ölümü Başka
GÖRÇEKLERDEN HABERLİ OLARAK ÖLEN HAK AŞIKLARI GÖRÇEKLERDEN HABERLİ OLARAK ÖLEN HAK AŞIKLARI GÖRÇEKLERDEN HABERLİ OLARAK ÖLEN HAK AŞIKLARI Sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler. Rûh âleminde, elest meclisinde ağb-ı hayât içenler, bir başka tarzda ölürler. Ötelerden haberdar olanlar, hak sevgisinde derlenip toplananlar, şu insan kalabalığı gibi olmazlar. Hak âşıkları, letafette melekleri bile geride bırakmışlardır. Bu sebeple diğer insanlar gibi ölmek onlardan uzaktır. Sen sanır mısın ki arslanlarda köpekler gibi kapı dışında can verir? Hak âşıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padişahı karşılar. Birbirlerinin canı kesilen, aynı emanete aynı canı taşıdıklarından haberdar olan hak âşıkları birbirlerinin aşkıyla ölürler.
Âşıklar gökyüzüne uçarlar. Münkirler ise cehennemin dibinde can verirler. Ölürken hak âşıklarının gönül gözleri açılır da öteleri gayb âlemini görürler. Başkaları ise ölüm korkusuyla kör ve sağır olarak ölürler. Geceleri ibadetle vakit geçirenler, hak korkusuyla uyuyamayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz rahatça ölürler. Bu dünyada boğaz derdine düşenler, sadece yemeği içmeyi düşünenler, öküzleşirler, eşekler gibi ölürler. Bugün yaşarken hakkın nazarından düşmemek isteyenler, o nazarı o bakış arayanlar, o bakışa karşı neşeli bir halde gülerek can bağışlarlar. Can padişahı onları lütuf kucağına alır, onlar öyle hor ve basit bir halde ölmezler. Ahlaklarını Mustafâ’nın ahlâkına benzeyenler, Ebû Bekir gibi, Ömer gibi ölürler.
Aslında hak âşıklarından ölüm uzaktır. Onlar ne ölürler ne de yok olurlar. Ben bu sözleri şayet ölürlerse böyle ölürler diye söyledim.
Düşünceyi Bırak, Yokluktan Kuvvet
Düşünceyi, kuruntuyu bırak. Düşünce de zemherî soğuğu gibidir. Zemherî’den kendini koru. Mihnet’ten, sıkıntıdan, ızdıraftan kurtulma düşüncesine kapılmışsın. Bunlardan için sarıldığın düşünce, Mihnet’in ızdıravın kaynağıdır. Sanat pazarına düşünce yoktur. Orası düşüncenin dışarısındadır. Bunu böyle bil. O havaya kapılan onun maskarası olan eserleri seyret. Endişeden kurtul da içinde huzuru bul. Binlerce kuş, yokluk âleminden uçup gelir. Şu binlerce ok da bir tek yaydan fırlar gider. Nüfteden, erlik tohumundan güçlü kuvvetli bir er yaratan Allâh. Uyuyan uykusunda uçup gidecek bir yol açar. Şu hayale kapılanlar, yola düşsünler, acele etsinler diye her an yoklukta bir şekil gösterir. Madem ki bana sus dedi, emre uymam gerek. ben de susuyorum.
O emir sahibi. Bir gün bunu kendisi açıklar. Komşuların, dostların yardım olmasa bile bir iş yoluna girebilir ama sen takdirin olmasa o iş asla olmaz. Senin aşkının yarası şu gönlümdedir. Onun başka yeri olamaz. Senin aşkın arası şu gönlündedir. Yarattığın güzel eserleri görerek aklın gözü senin meslin olmuştur. Kudretinin yaratma gücünün karşısında feleğin çarkı alçalmıştır. Zevk ve neşenin kulağı da senin elindedir. zevki ve neşeyi de ancak senin lütfunla duyarız. Sensiz hiçbir şey olmaz Allâh’ım. Can senin aşkınla coşar. Gönül seni sevgi şarabınla mest olur. Akıl senin yarattığın güzellikler karşısında şaşırır kalır. Gözünün altında bir şey olamaz. Gözünün altında bir şey olamaz. Gözünün altında bir şey olamaz.
Güzellikler karşısında şaşırır kalır. Sensiz hiçbir iş başa çıkmaz Allâh’ım. Mevkim, şerefim, malım, mülküm hep senin lütfun. İhsanındır. Yediğim yemeği, içtiğim suyu da sen lütfediyorsun. Sensiz bunların hiçbiri olmaz Allâh’ım. Bazen vefaya doğru gidiyorsun, bazen cefaya doğru. Sen benimsin nereye gidiyorsun.
Sensiz Hiçbir İş Başa Çıkmaz
Hiç kimsenin işi sensiz başa çıkamaz. Sensiz bir iş başa çıksaydı senin koyduğun kurallar gereğince işler yürüseydi. Dünyanın altı üstüne gelirdi. Her şey bozulur alt üst olurdu. Güzelliğiyle dillere destan olan İrembağ cehennem kesilirdi. Sensiz hiçbir iş başa çıkmaz Allâh’ım. Dostum sen olmasan, sen bana yardım etmesen. İşim gücüm yıkılır gider. Ey benim can dostum, ey benim dert ortağım. Sensiz hiçbir iş yürümez. Bana sensiz yaşayış da hoş değildir. Sensiz ölüm de hoş değildir. Gamından nasıl baş çekeyim, nasıl kurtulayım. Sensiz hiçbir iş başa çıkmıyor ki. Ey lütfuna ihsanına dayandığım, güvendiğim Allâh’ım. Ne söylersen söyleyeyim, iyiden kötüye ayrı değil. İçinde de iyi var, kötü de var.
Lütfet de sen söyle. Sensiz bir iş yürümüyor değil mi?
İlkbahar Elçisi ve Can Ağacı
Ah! Neşeli ilkbahar dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi. Dosttan gelen bu elçi bizi çok sevindirdi. Yerimizde duramıyoruz. Kararsızız, mestiz, aşığız, mahmuruz. Ey göz, ey gönül çerağı. Siz de hasret kaldınız çemen güzelliklerini. Yeşillik dilberlerini artık beklemeyiniz. Onların hepsi de geldiler. Haydi onları görmek için bahçeye çıkın. Çıkınız bahçelere, çayırlıktara, çemenliklere. Gayb âleminden tanımadığınız garîb kişiler geldiler. Kondular gelenleri karşılamak, onlara hoş geldiniz demek, hatırlarını sormak âdettir. Görmüyor musunuz? Gül ötelerden kokular getirdi. Güzel renkler getirdi. Bahçede gelişini kutlamak istiyor. Diken beraber yaşayacağı güller yüzde efendisinin yüzünü seyretmek için süslendi, güzelleşti.
Ey selvi ağacı, kulak ver ve dinle ki. Susen seni övmek, senin boyunu posunu anlatmak için ırmak kıyısına gitti. Orada baştan ayağa kadar dil kesildi. Gonca düğüm düğüm olmuş bir halde gül fidanına sallanıp duruyor ama senin lütfun düğümleri çözer de, goncalardan hoş kokulu, güzel renkli güller açılır. Zaten senin lütfun, ihsanın toprağı akseder de, o toprakta çeşit çeşit renk renk çiçekler biter. Sonra o çiçekleri yine geldikleri yere saçar, döker. Sanki kıyamet koptu da geçen sene Aralık ayında çürüp gidenler, Ocak ayında donanlar, ölüp gidenler kutlu ikbar gelince dirildiler, topraktan baş çıkardılar. Ölmüş tohum dirildi, tekrar hayata kavuştu. Böylece şu kara toprağın gizlediği sır şimdi meydana çıktı, kendini gösterdi.
Meyveli dallar ötelerden canlılara yararlı armağanlar getirdikleri için neşeyle nazlanmadılar. Meyvası olmayan kökler eli boş geldikleri için utandılar da yaprakların arasında gizlendiler. Madde aleminde böyle olduğu gibi mane aleminde de can ağaçları böyle olur. İyi ağaç, verimli ağaç belli olur, meydana çıkar, manevi meyvalar verir. Kötü ağaç da verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır.
Yalnızlık Yok, Âşıkların Hâli
Yalnız kaldığın için üzülme, şu kadarını bil ki dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz. Birisiyle uyuşamazsan, anlaşamazsan, onun yerine Allâh bir başkasını senin karşına çıkarır. Ben bu evden gidersem, evi boşaltırsam, benim gibi bir başkası yahut da benden beteri çıkar gelir. Dünya binlerce yıllardan beri insanlara birbirlerinden miras kalmıştır. Baba toprak altına gidince, oğul baba yerine geçer. Yalnız insanlar değil, hayvanlar da böyle. Böyle olmasaydı dünyada bir tek canlı varlık göremezdin. Güneş, geceliğin gökyüzü damından çekilip gidince, güneşin yerini yıldızlar yahut ay alır. İnsan bir hüneri, bir sanatı bırakınca, tabiatı gereği bir başka işte, bir başka sanatla oyalanmaya koyulur. Çünkü herkesin gönlüne bir memur tayin edilmiştir.
Bu memur onları işsiz güçsüz, seversiz bırakmaz. Haydi gönül gözü, can gözünü aç da, âşıklara dikkatle bak. Onlar gönül gibi karışık duygularla, karışık düşüncelerle altüst olmuş, can gibi başsız ayaksız kalmış kişilerdir. Hepsi de bir şey kazanamadan çalışıp çabalamada, hepsi de tencere gibi kaynaşıp coşmadalar, hepsi de riadan, gösterişten uzak, perdesiz, örtüsüz, hepsini de gönlü hakkın hükmüne karşı siper olmuş da, ne gelirse canla başla şikayet etmeden kabul etmedeler. Onların gönülleri gülden de bahçeden de daha neşeli, hatta onlar selviden bile daha da hür boy atmışlar. Onlar akıldan da fikirden de üstünler, onlar ha bu hayattan bile temizdirler. Onlar loş bir yere düşen güneşin ışığındaki zerreler gibi havada titrer dururlar.
Onlara güneşin ışığı kaftan olmuştur. Onlar balçıktan yaratılmışlar, balçıya ayak basmışlar ama gönlün tam içinden baş göstermişlerdir. Onlar Kamdenizlerinin dalgaları üstünden dünya hayatının başlarına getirdiği çeşitli müsibetlerden, belalardan geçip gitmişlerdir. Ufak dalgaların ufak köpüklerinden eteklerine bir zerre bile bulaşmamıştır da, tertemiz kalmışlardır. Onlar gönül gibi dikenler içinde kalmışlar ama insanlara neşe veren şarap gibi hapistedirler. Onlar balçık içinde kalmış gönül gibidirler. Onlar gece içinde gizlenmiş seher gibidirler. Sen de bir an için olsun onların canlarına arkadaş olunca, onların kadehlerinden onların şarabını içinde mevsl olursun. Hoş bir hale gelirsin, onların şarabıyla hayırdan da şerden de kurtulursun.
Oğlum yeter sus, her kuş bütün bir inciri yutabilir mi? Dudukuşunun yiyeceği şekerdir, karganın yiyeceği ise başka bir şeydir.
Sevgilinin Kadehi ve Aşkın İşi
Ay ay ay ay ay ay Sevgilin yumuşak yüzüne yumuşacık yanağına bak, gözlerini açta onun bakışlarıyla insana kadar siz şarap sunan, gözlerini seyret. O çok kıymetli akik dudaklar gülünce gönüllerin ona tutulduğunu gör. Sarhoşluktan başkaldır, uyan, bu yanda onun uyanık bahtının gücüne, kuvvetine yaptığı işlere bak. Ucu buca olmayan gönül bahçesine gir, gir de o bahçenin sayısız tatlı meyvelerini seyret. O bahçenin oynayıp duran yemişin tallarına bak, etrafına hoş kokuları yayan dikelsiz güllerini seyret. Daha ne zamana kadar dünyanın akışlarına, dünya güzellerini ve güzelliklerini dünya gül bahçelerinde seyret alacaksın. Dön de onun sırlarını, hikmetlerini düşün. Kara topraktan başkaldır çıkart çeşitli meyve ağaçlarındaki meyvelere, o tadı, o kokuyu, o rengi, o güzelliği kim verdi?
Yer altında güllere, çiçeklere o güzel kokuyu kim aşıladı? O güzel renkler hangi ressamın fırçasından çıktı? Hayvanların ve bitkilerin tabiatlarındaki aç köldürü gör de ondan sonra onların top köldürüklerini bol bol nimet verişlerini seyret. Hırs da topluk da aşkın işidir, sanatıdır. Sen aşkı görmediysen bari onu yaptığı işleri güçleri seyret. Rekten renk e giren aşkı görmediysen ona gönül verip ağlayan, indiğen aşığın, yüzünün rengine bak. Hay! Hay! Hay! Hay! Hay! Hay! Hey benim canım! Senin kendin cana yakınsın, tatlısın, mal gibisin. Sözlerin de pek hoş, pek güzel. Sanki onlar da bir başka çeşit bal. Hey aşk! Senin her an canla, gönülle bir başka işin gücün var. Senin güzel yüzünü gören her canda, bağlar, bahçeler meydana gelmekteniz.
Yeşillikler gülümsemededir. Kıvırcık saçlarının her gönül de bir başka bisküva var. Gök yüzünde dolaşan ay senin aşkının yüzünden bazen zayıfıyor, inceliyor. Bazen de belir haline geliyor, dolu ay oluyor. Böylece aşkın aya bile yüzlerce dertler, hastalıklar vermektedir. Senin bahar mevsiminde bağlar, bahçeler ayrıca lütuflar, keremler bağışlamaktadır. Ama gönül yine de çayırlıktaki yapraklar gibi titreme de. Sonbahar gelince her şey alt üst olur diye korkmadadır. Senin kapının toprağından olmayan her sürüme, her ilaç, gönül gözüne bir başka hastalık verir. Bir başka dert getirir. Yeryüzünün yüzlerine bir bak. Senin aşkına düşmüşler de oynaşıp durmadılar. Bir kısmı oynamayı bırakıp oturunca yerine başka derirler gelip oynamaya başlarlar.
Yeryüzünde cana yücelik de aştan gelmededir, nur da aştan gelmededir. Yer altında bedene tohum gibi bitme, baş kaldırma yine ondan gelmededir. Ne zamana kadar surete harfe, söze bürütmüş gazeller söyleyip duracaksın. Sen camdan harpsiz, suretsiz, sözsüz bir başka gönül gazelede oy.
Seher Vakti Sevgili ile Konuşma
Dün seher vaktinde sevgili bana dedi ki, kendimden geçmişsin, hiçbir şeyden haberin yok. Bu hal ne zamana kadar sürecek? Benim yüzümün güzelliğine gül bile haset ederken, sen bir dikene gönül vermişsin, ciğerini yaralamışsın, kanlar içinde kalmışsın. Ey uzun boyunun karşısında, Selmin’in utanarak küçük bir fidan haline geldiği güzel varlık. Ey yüzünün nurunu görüp güneşin bile karardığı sevgili dedim. Sevgili bana dedi ki, senin canın da gönlün de benim, neden şaşırıp kalmışsın? Tuz, nefes bile alma, yumuş renkte göğsüme başını koy, ağla, yine. Ona dedim ki, sen benim gönlümden de canımdan da huzur ve kararı aldın. Böylece benim ne huzurum kaldı, ne kararım. Bunu duyunca dedi ki, sen benim denizimin bir damlasısın, daha fazla neşeylenip duruyorsun?
Ve ben denize dal dağ, sedef gibi canın incilerle doğsun. Sevgilim beni böyle dostluk bırakma. Benden uzağa gitme beni yalnız bırakma. Benim zavallı canım, insafın bulunmadığı bir yerde insaf dilenmeye geldi. Beni insansın, ayrılma bırakma. Sen hekimsin, belki zamanın insansısın. Gitme, bizi böyle hasta bırakma. Sen bana mağara dostumsun, dedi. Beni mağara da böyle yalnız başıma bırakma. Sana bir gece ayrılık çok az bir şey görülür ama, o ayrılığı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan o ayrılığı bırakma. Az da olsa gönlüme âteş düşürme. Az da olsa onu önemsiz sayma beni bırakma. Hepsim bitti gitti fakat beni bir kere daha dinle. Beni bu sefer beni bırakma. Haydi, haydi, haydi. Haydi, haydi, haydi.
Haydi, haydi, haydi. Ademci sevgili seni gamlı kederli görmek istiyorum. Artık neşe arama, ey hadis al. Sen aşk arslanın iki pencesi arasındasın. Haydi, haydi, haydi.
Aşk Arslanı ve Görüş Nûru
Eğer sevgili senin başına gül suyu dökersen, sen o gül suyunu tatar diyenini miske olarak kabul et. Senin içinde gizli bir düşman var, o korkunç düşmanı, o ne pis köpeğiydi cebadan, ıstıraftan başka hiçbir şey tepedemez, içinden çıkaramaz. Birisi keçe halıya sopa ile vuruldurursa o sopalar keçe halı dövmek için değil, tozlarını çıkarmak içindir. Senin içinde varlıktan, fendikten tozlar var. O tozlar halının tozları gibi siltmekten birden bire geçmez. Bir bela gelince, bir dertte, bir ıstırafı düşünce başına gelen zahmetlere kandılınca, ya uyuyorken, ya uyanıkken o keder tozları sen farkında varmadan azar azar uçar giderler. Sen uyumak istemesen, uykudan kaçsan, uyku seni yakalardı, uyutursa sevgilinin cebasını, o iyi işler başarın, devasının dair de yanlış görünen işlerini rüyada görürsün.
Tatlıyı yutmak onu mahvetmek için değildir. Doğranamacınız, barankozunuz gönlündeki isteği uydurmak içindir. Bu yüzdenlikle Allâh yolunda şerlerin hepsi de hayırdır. Onun hayır oluşu, güzelliği sonunda meydana çıkar görülür. Görmez misin tabak, posta pislikler sürer durun. Binlerce defa bu işi tekrarlar. Baksanıza derideki gizli illetin çıkmasıdır. Derinin azdan çoktan haberi bile yoktur ama tabuğun istediği derinin temizlenmesidir. Haydi, haydi, haydi. Günahlardan alınmış, ters temiz, güzel görünüşlü biri var mıdır ki şu kirli yeryüzünden başını kaldırsın da gökyüzüne, yücelere baksın? Toprak ve su gibi yapılan balçıktan temizlenmiş biri var mıdır ki aslı olan denizi seyretsin? Ya ota kaptanın beline ayak bassın da zümrü de hankanın kanadını görsün?
Nazar bakış güneş yüzünden mesut olunca bakışta hırsız ayaksız bir hale gelir görüşler. Aç gözünden yardım görmüş biri var mıdır ki hep oraya baksın orasını seyretsin? Su ancak su ile temizlenir saf herhade gelir görüş de görüş de düzelir, görüş elde eder. Baştan başa görüş ol çünkü hakkın dergahında yol bulan ancak görüştür. Yüzünün altında bir şey olur, daim işi zar olur. Dinmez gözünün yaşı yanar için ağrılır. Sevdayız ürfün kimin takıldı yerdanına, Mansûr gibi halkibet yolunda verdar olur. Leylâ’ya aşkın senin kim her kimi mecnun eder, firkat oduna yakıp her gece bir mağar olur. Varlık tibarın kesin dost diline yol gider, her hat değil gözünün yaşları pınar olur. İbrahim edemi derviş eden aşkındır, dergeh-i dost’a düşen şâhın tatıl tadıl ağrılır.
Ben de ağrı terk edip girdim bu dervîşliğe, her kimsenin aşkına düştüyse bir ağrılır. Bu yolda canın verir, cânân olur yarına. Aşkın dükkanında onun canıyla pazar olur. Ey dilber-i rûhânî halkoma iş bu canın, sevdâ da düşeli den dünya bana dağır olur. Her kez Niyâzî seni boğdu o sultana, her kim canından geçer ol asıl yâr olur.
Niyâzî Gazeli ve Kapanış Duâsı
Destur Ya Hazret-i Allâh’u Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm Bismillâhirrahmânirrahîm Bu yolda nefsi var. Nefsi var. Nefsi var. Nefsi var. Nefsi var. Nefsi var. Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn. ve selâmun ale’l-mürselîn. ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Sübhâne Rabbike’l-aliyyi’l-a’lâ’l-vehhâb. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm Bismillâhirrahmânirrahîm Elhamdulillah, elhamdulillah, elhamdulillah Lizeyhâle fî kitâbi’l-Kerîm Fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh Es-salâtu ve’s-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin Lizeyhâle fî hadîsi’ş-şerîfi efdali’z-zikr Fa’lem ennehû lâ ilâhe illallâh Allâhümme ensî kalbî şeceret-i lâ ilâhe illallâh Ve ecri alâ lisânî hikmet-i lâ ilâhe illallâh Ve erci’ rûhî fî bahri ma’rifet-i lâ ilâhe illallâh Ve erci’ rûhî fî bahri ma’rifet-i lâ ilâhe illallâh Enşur alâ vechî bi-nûri lâ ilâhe illallâh Vazfazna ya rab Amin Min ken-i şirkin Amin küfrin Amin ve riyâin Amin ve min mekri’l-mâkirîne Amin hased-i hâsidîne Amin ve telâvet-i muhâsidîne Amin ve min şerri nefsin.
Amin ve şeytânin Amin ve dünyâin Amin ve hevâin Amin ve dinâyetin Amin ve rivâyetin Amin ve nefs lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh Amin Ol meclis-i zâkirân ve matlûb-u âşıkân olan Cenâb-ı Rahmân Amin Bu meclisi şerifi cümlemiz hakkında bayısı kesret-i aşk Amin Ve muhabbet Amin iştirak Amin Ve hayra tebeddüle Amin Allâhümme Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ hasenetenve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr Amin bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn Amin bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn Amin Bir rahmet ke yâr obel rahimin Amin Vağfir lî ve livâlideyye ve li’l-mü’minîne yevme yekûmü’l-hisâb Amin Sadakallâhü’l-Azîm Amin Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmun ale’l-mürselîn Amin Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn Amin Allâh Allâh Allâh Allâh Allâh Allâh Amin Hamd-i şerîfler hayrola Amin Hayır ola rüpet ola Amin Yerler def ola Amin Allahu azim şanın ismine kader biz tahir Amin Tahir Amin Tak ola Amin Cennet sefâları müyesser ola Amin Tüm âşıkânın bâkûş-u duâlarından ola Amin Nebi hazreti Mevlânâ Amin Cenâb-ı Sırr-ı Şems-i Tebrîzî Amin Tâ-meşâm-ı aliyye Amin Fâtiha Amin Ejbi Destur Eyvallâh illallah Muhammedun Resûlullah Destur ya Hazret-i Allâh Geceniz hayırlı olsun inşâallâh Destur Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh Eyvallâh
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Zikri ve Tevhîd Kelimesi: “Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh” — Nesâî, Sehv 44; Tirmizî, Daavât 9 (en faziletli zikrin Kelime-i Tevhîd olduğu); “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” kelime-i şehâdeti — Buhârî, Îmân 1; cemî’an enbiyâ-i ve’l mürselîn üzerine salât ü selâm — Ahzâb 33/56; “Destûr yâ Hazret-i Allâh” nidâsıyla Halvetî-Şa’bânî-Karabaşî silsilesinde açılış âdâbı — Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri; Lafza-i Celâl zikrinin kalp ile tekrarı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, zikir bölümü
- Âşıkların Baharı ve Aşk Tûfânı: “Yeryüzünü bağlar-bahçeler hâline getirmek için âşıkların baharı ötelerden çıkıp geldi” — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Dîvân-ı Kebîr; bahar ile kâinatın dirilişi — Rûm 30/50, Hac 22/5; acı suların kevser kesilmesi — Saffât 37/45-47 (cennet şarabı) ve İnsân 76/5-6; aşk tûfânının bir damlası ile dünya harâbesi istiâresi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; Nûh Aleyhisselâm’ın gemisi ve tûfân — Hûd 11/40-44; “bulutların arasında şimşekler güler” imgesi ile aşkın cezbesi — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf
- Şekerden Geç, Yaratanı Gör: “Dostum şeker mi daha iyidir yoksa şekeri yapan mı?” nidâsıyla Yaratıcı’ya teveccüh — Rûm 30/8 (“Kendi nefislerinde hiç düşünmediler mi?”); ay ve güneşi yaratan — Furkan 25/61, Yûnus 10/5; denizdeki acâib mahlûklar ve gizli padişâhlık — Nahl 16/14, Fâtır 35/12; ırmak üstündeki dolap ile dönen kâinât — Enbiyâ 21/33 (“Güneş ve ay yörüngelerinde yüzerler”); kâinâtın başka sudan can gıdâsı taşıması — Fussilet 41/10; hamam duvarına çizilen resim ile yaratılışın akıllılığı — Mevlânâ, Mesnevî III. cilt (ressâm temsîli); seher vakti meclisinin âşıklara açılması — Zâriyât 51/18
- Nimet Vereni Düşün, Esere Kapılma: “Biraz da sana bu nimetleri vereni düşün, ona bak” nidâsı — Tekâsür 102/1-8 (nimetten sorulma); “sana bakışı bağışlayanı” ile Cenâb-ı Hak’kın tecellîsi — Nûr 24/35; isteyene isteği vereni görme — Bakara 2/186 (“Dua edenin duâsına icâbet ederim”); dostlarla görüşme ile yücelere yolculuk arasındaki gidip-gelme — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât (kabz-bast hâlleri); öküze saplanan ızdırap şişi ve eşekçi temsîli — Mevlânâ, Mesnevî II. cilt (Îsâ aleyhisselâm ile eşekçinin kıssası); pişmanlık şişi ile cehennemin kebâbı — İbrâhîm 14/16-17
- Hak Âşıklarının Ölümü Başka: “Gerçeklerden haberli olarak ölen hak âşıkları sevgilinin huzurunda şeker gibi erirler” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; elest meclisinde âb-ı hayât içenler — A’râf 7/172 (“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”); âşıkların letâfette melekleri geride bırakması — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zikri’l-Mevt; Mustafâ’nın ahlâkına benzeyenlerin Ebû Bekir ve Ömer gibi ölmesi — Kalem 68/4 (“Sen muhakkak büyük bir ahlâk üzeresin”); gece ibâdetiyle vakit geçirenlerin ölüm zamanında korkusuzluğu — Secde 32/16-17 (yanları yataklardan uzak kalanlar); münkirlerin cehennemin dibinde can vermesi — Furkan 25/12-14; âşıkların gökyüzüne uçması — Vâkıa 56/10-14
- Düşünceyi Bırak, Yokluktan Kuvvet: “Düşünceyi bırak, düşünce de zemherî soğuğu gibidir” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; mihnet ve ızdırâbın kaynağı olarak endişe — İmâm-ı Gazzâlî, Kimyâ-yı Saâdet; “sanat pazarına düşünce yoktur” ile hâl mertebesinin tefekkürü aşması — Küşeyrî, Risâle; “binlerce kuş yokluk âleminden uçup gelir” ile ademden vücûda çıkış — İbn Arabî, Fütûhâtu’l-Mekkiyye; nutfeden güçlü er yaratan Allah — Müminûn 23/13-14, Hac 22/5; uykuda uçup gidecek yol açılması — Zümer 39/42; “Bana sus dedi, emre uymam gerek” ile sükût edebi — Kehf 18/22-23; takdirin dışında iş yürümemesi — Ra’d 13/11
- Sensiz Hiçbir İş Başa Çıkmaz: “Senin aşkının yarası şu gönlümdedir, onun başka yeri olamaz” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “can senin aşkınla coşar, gönül seni sevgi şarabınla mest olur” mısrasıyla vâhidiyet — Bakara 2/165 (“îmân edenler Allâh’ı çokça severler”); “sensiz bir iş başa çıkmaz” niyâzı — Fâtiha 1/5 (“Yalnız sana kul olur, yalnız senden yardım dileriz”); vefâ ve cefâ arasında gezinen rubûbiyet — İbn Atâullâh, Hikem; İrem bağının cehennem kesilişi — Fecr 89/6-8 (İrem zâtu’l-imâd); mevkî, şeref, mal, mülk, yiyecek ve içecek — Nahl 16/53 (“Size ulaşan her nimet Allâh’tandır”); “ne söylersen söyle, içinde iyi de kötü de var, lütfet de sen söyle” nidâsıyla ilhâm talebi — Nahl 16/68-69
- İlkbahar Elçisi ve Can Ağacı: “Neşeli ilkbahar dost elçisi olarak ötelerden çıkageldi” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; gül, selvi ve susen istiâresiyle beşeri tabiat — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf; bahçedeki dikenin efendisine süslenmesi — Yâsîn 36/36; “ölmüş tohum dirildi, tekrar hayâta kavuştu” ile ba’s — Hac 22/5, Fussilet 41/39; verimli ve verimsiz ağaç temsili — İbrâhîm 14/24-26 (kelime-i tayyibe ve habîse); “kıyamet koptu da geçen sene Aralık’ta çürüp gidenler, Ocak’ta donanlar dirildiler” ile diriliş — Yâsîn 36/78-79; iyi ağacın manevî meyva vermesi ve kötü ağacın utanıp gizlenmesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “baba toprak altına gidince oğul yerine geçer” ile tevârüs — Nahl 16/61
- Yalnızlık Yok, Âşıkların Hâli: “Yalnız kaldığın için üzülme, dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Allâh’ın her işe bir memur tâyin ettiği — Ra’d 13/11 (“Her insan için önünden ardından takipçi melekler vardır”); âşıkların altüst, başsız-ayaksız, tencere gibi kaynayan hâli — Bakara 2/165; tencere imgesi — Mevlânâ, Mesnevî; riyâsız, gösterişsiz, perdesiz hâl — Beyyine 98/5 (“dîni Allâh’a hâlis kılarak”); Hak’kın hükmüne siper olan gönül ve şikâyetsiz kabul — Âl-i İmrân 3/173 (hasbünallâh); selviden bile hür boy atma — Mevlânâ, Dîvân; loş yere düşen güneşin ışığındaki zerreler — İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem; Kam denizinin dalgaları üstünden geçiş ile dünyevî belâlardan uzaklık — Ankebût 29/64; “dudukuşunun yiyeceği şekerdir, karganın yiyeceği başkadır” istiâresiyle isti’dâd farkı — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt
- Sevgilinin Kadehi ve Aşkın İşi: “Sevgilin yumuşak yüzüne bak, insana kadar siz şarap sunan gözlerini seyret” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; akik dudakların tebessümü ile cân kadehi — Muhammed 47/15 (cennet şarabı); “sarhoşluktan başkaldır, uyan” nidâsıyla temyîz-i nefs — Yûsuf 12/53, Fecr 89/27-28; “ucu bucağı olmayan gönül bahçesi” imgesi — Kâf 50/16 (Allah şahdamarından yakın); hayvânlar ve bitkilerin tabîatlarındaki açgözlülüğün üstünde aşk — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; Leylâ-Mecnûn ile aşkın insan rengini değiştirmesi — Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn; “bal gibisin, sözlerin başka çeşit bal” ile rûhânî lezzet — Muhammed 47/15 (bal nehri); ayın aşk hastalığıyla zayıflayıp şişmanlaması — Yâsîn 36/39 (ay menzillerinin takdîri); çayırlık yaprakları titremesi ile sonbahar korkusu — Ra’d 13/26 (dünya hayatının geçiciliği)
- Seher Vakti Sevgili ile Konuşma: “Dün seher vaktinde sevgili bana dedi ki, kendimden geçmişsin” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “yüzümün güzelliğine gül bile haset ederken sen dikene gönül vermişsin” nidâsıyla mecâzî aşkın eleştirisi — Bakara 2/165; “sen benim denizimin bir damlasısın” ile fenâfillâh — Kasas 28/88 (“O’nun Zâtı’ndan başka her şey helâk olacaktır”); “denize dal, sedef gibi incilerle dol” nidâsıyla velâyet — İbn Arabî, Fusûs, Fass-ı Yûsufî; Selvi ile Hazret-i Peygamber’in boyu arasında nisbet — Mevlânâ, Dîvân; “göğsüme başını koy, ağla” ile himmet âdâbı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; “sen hekimsin, zamânın İsâ’sısın, gitme bizi hasta bırakma” ile Hazret-i Peygamber’den tabâbet — Mâide 5/110 (Îsâ aleyhisselâm’ın körü iyileştirmesi); mağara dostluğu ve Sevr mağarası temsili — Tevbe 9/40
- Aşk Arslanı ve Görüş Nûru: “Sen aşk arslanının iki pençesi arasındasın” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; gül suyu ve tatar dedikoducusunun misk sayılması ile edeb-i dost — Kalem 68/10-13 (kovuculuk yasağı); keçe halıyı döven sopanın tozları çıkarması temsîli ile mücâhede — Mevlânâ, Mesnevî VI. cilt (tozların çıkışı); belâların manevî temizleme vazîfesi — Ankebût 29/2-3 (imtihan); tabakta pisliklerin binlerce defa sürülmesi ile derideki illetin çıkışı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; “nazar güneş yüzünden mes’ud olunca başsız-ayaksız hâle gelir” ile tevhîd-i rü’yet — Necm 53/17 (“Göz ne şaştı ne de haddi aştı”); “baştan başa görüş ol” nidâsı ile Hak’kın dergâhında yol bulma — Kaf 50/22 (“perden kalktı”); su ancak su ile temizlenir — Furkân 25/48
- Niyâzî Gazeli ve Kapanış Duâsı: “Yüzünün altında bir şey olur, dâim işi zâr olur” mısrasıyla Niyâzî-i Mısrî’nin hak âşıkları gazeli — Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; “Mansûr gibi akıbet yolunda berdâr olur” ile Hallâc-ı Mansûr’un “ene’l-Hak” şehâdeti — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; “Leylâ’ya aşkın her kimi Mecnûn eder” ile mecâzî aşktan hakîkî aşka geçiş — Fuzûlî, Leylâ vü Mecnûn; İbrâhim Ethem’in derviş oluşu — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, İbrâhim bin Edhem; “canından geçen ol asıl yâr olur” ile fenâ-i tâm — Kasas 28/88; kapanış duâsı — Sâffât 37/180-182 (“Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmun ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn”); şirk-küfr-riyâ-haset-mekr-nefs-şeytân-dünyâ-hevâ belâlarından Allâh’a sığınma — Felak 113/1-5, Nâs 114/1-6; “Rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten” — Bakara 2/201; “Rabbenağfir lî ve li-vâlideyye ve li’l-mü’minîne yevme yekûmü’l-hisâb” — İbrâhîm 14/41; Tasavvuf Vakfı silsilesinde Nebî Hazret-i Mevlânâ, Cenâb-ı Sırr-ı Şems-i Tebrîzî hazretleri hürmetine Fâtihâ — silsile-i şeref; “Eyvallâh, illâ Allâh, Muhammedün Resûlullâh, Destûr yâ Hazret-i Allâh” — kapanış; “Geceniz hayırlı olsun inşâallâh”
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Velâyet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı