Kâfirlere Benzemek ve Muhabbetin Gücü
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir hadîs-i şerîfinde buyurur ki: “Siz onlar nereye adımlarını atarlarsa siz de adımınızı atmadıkça kıyâmet kopmaz.” Sahâbe sordu: “Yâ Resûlallah, onlardan kastınız Hristiyanlar ve Yahudiler mi?” Cevap: “Evet.”
Benzemek bir şeye muhabbet beslemekle başlar. Gönlünde başlar, kalbinde başlar. Gönlünün kaydığı, muhabbet beslediği şeye benzemeye başlar insan. Önce beğenir, beğendiği için taklit eder. Çocuk nasıl babasını ya da annesini taklit ediyorsa, insan da sevdiğini taklit eder. Bu tabiî bir süreçtir.
Bu benzeme bireyde başlar, topluma sıçrar, devleti etkiler. Ahlâkî benzemeden dînî benzemeye geçiş kaçınılmazdır. Bir kimse kâfirlerin ahlâkını, felsefesini, yaşam tarzını beğeniyorsa o tarafa doğru yürür. Bir gün gelir Hristiyan olur ya da bâtıl bir felsefenin düşüncesine saplanır.
“Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadîs-i şerîfi hayatın her alanına damgasını vurur. Dînî hayatınıza, sosyal hayatınıza, ekonomik hayatınıza, sabah kalkıp akşam yatıncaya kadar. Neyi seviyorsan ona benzemeye mahkûmsun. O hâlde Müslüman, İslâm’ın erdemini, kemâlâtını tanımalı ve sevmelidir ki başka felsefelere kaymasın.
İman Nedir ve Nasıl Tahkîkî Olur?
İman, “âmentü” ile öğretilen altı esasa inanmaktır. Ancak imanın asıl bir iç boyutu vardır, kalple alâkalı bir boyutu vardır. İmanın en önemli özelliği Allah’ın varlığına iman etmektir. Bir yaratıcının, bir kudretin, bir kuvvetin var olduğuna iman etmektir.
İslâm müfessirleri ve âlimleri, Allah’ın varlığı meselesine kitaplarında girme ihtiyacı duymamışlardır. Böyle bir yaratıcının varlığını inkâr edenin aklı yoktur demişler, aklı olmayan kimseye de bu konuyu anlatmaya gerek yoktur demişlerdir. Çünkü yaratıcı her şeyiyle var, kâim, gözünün önünde.
Bizim bütün iman edişlerimiz taklîdîdir. Babamız iman etmiş, biz de iman ediyoruz. Tahkîkî iman ise Allah’ın varlığını görmek, kudretini, kuvvetini, sanatının tecelliyâtını müşâhede etmektir. Allah’ın varlığına iman ederken sıfatlarını iyi tanımak, meleklerin vazîfelerini bilmek, anne karnındaki her hücreye görevli meleğin farkında olmak — işte bu tahkîkî imandır.
Modern Felsefeler ve Din Düşmanlığı
Dünya üzerinde Allah düşüncesini, din düşüncesini reddeden felsefeler yaygınlaştı. Bunlar Hristiyanı da Yahudiyi de hamur gibi yoğurdukları gibi Müslümanları da yoğurmak istiyorlar. Önce Müslümanı dînî noktada câhil bıraktılar, sonra değişik felsefelerle hücum ettiler.
Peygamber Efendimiz hakkında “ileri zekâlı bir kimseydi, oturdu bir din yazdı” dediler. İlâhî peygamber olduğunu reddettiler. Bunu yıkamayınca hadîs-i şerîflere saldırdılar: önce “200 hadis sahîh” dediler, sonra 30’a indirdiler, 15’e indirdiler, 5’e indirdiler, nihâyet “hiçbirisi sahîh değil” dediler.
Dindarlar bu felsefeler karşısında kendilerini korumakta güçsüz kalıyor; çünkü okumuyorlar. Evlerinde hadis kitapları yok, Kur’ân tefsirleri yok, fıkıh kitapları yok. Basit bir hadis kitabını alıp okuma zahmetinde bulunmuyorlar. Müslümanlarla İslâm’ın arasında büyük bir açı var ve bu açı kapanmıyor.
İmanı Her An Tâzeleme ve Hayret Makamı
Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey iman edenler, iman edin” buyurulur. İman eden insan nasıl tekrar iman eder? Her anına ayrı iman edecek. Çünkü bir hadîs-i şerîfte “Günü gününe müsâvî olan zarardadır” buyurulmuştur. Bugünkü iman kemâlâtın yarınkiyle aynı noktadaysa zararda kalmışsın demektir.
Ehl-i tasavvuf buna “hayret makamı” demiştir. Âşık için her an, her dakika, her saniye ayrı bir hayret makamıdır. Her yeni hayret perdesi açıldığında o kimsenin hâli değişir, bir önceki hâline tövbe eder. Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin tövbesi de budur — günahına değil, bir an önceki darlığına tövbe ederdi; çünkü bir an sonra daha da genişlemişti.
Namazın Ehemmiyeti ve Aşk
Namazı terk etmek basit bir şeydir — sevmeyenler için. Bir kimse Allah’ı seviyorsa namazı da sever, orucu da sever, zikri de sever. Allah’ı sevmiyorsa hepsini terk eder; çünkü nankördür. “Siz nankörsünüz” âyet-i kerîmesi gereği insanoğlunun terk etmeyeceği hiçbir şey yoktur.
Senin için namaz aşkullahsa, sevgiliye kavuşma anıysa, sevgiliyle konuşma hâliyse — o basit değildir. Ama ruhu kemâle ermemiş, yüce bir kişilik olmayan kimse için her şey basittir. Çakaldan aslanlık beklenmez. Cennetlik olan kişi cennetlik ameller işler, temeli cehenneme lâyık olan o tarafa yol yürür.
Aşk tenûresine tutunmak gerekir. Sevgili öyle nazlı, öyle cilveli ki her an aldanabilirsin. Gevşeme. Sana sevmek yakışır, sımsıkı yapışmak yakışır. Gevşeyip kopup gidenleri gör, ateşe düşenleri gör — ve sımsıkı yapış. O sevgiliye gevşek âşık duramaz tenûresinde.
Sevgilini Gizleme, Herkese Tanıt
Gerçek derviş, sevgilisini herkese tanıtmak ve göstermek ister. Genç âşıklar nasıl sevgililerini arkadaşlarına gösterirse, derviş de Allah aşkını herkese anlatmak ister. Gönlü kaynar, içi kaynar, durduğu yerde duramaz.
Ama bazıları şeyhini, tarikatını, zikrullahını söylemekten çekinir. “Esnafım, bunu konuşmama gerek yok” der. “Memurum, söylesem yanlış anlarlar” der. Bu pısırıklık, aşka ihânettir. Sevgilisi uğruna hakîr görünmeyi, dile düşmeyi, kendi dâiresinden kovulmayı göze almıyorsa yola çıkmasın “seviyorum” diye.
Sakal Hükmü: Dârü’l-İslâm ve Dârü’l-Harp Ayrımı
Hanefîler, Dârü’l-Harp’te sakalın kesilebileceğine fetvâ vermişlerdir. Dârü’l-İslâm’da ise bir kimse sakalını bir tutamdan sünnet miktarından aşağı keserse haram işlemiş olur; hatta onu kesen berberin kazancı da haram olur. Ancak Dârü’l-Harp’te bu konuda ruhsat vardır; bir kimse sakalını bırakabilir de kesebilir de. Bu noktada karar kişinin kendisine kalmıştır.
Yetmiş Üç Fırka Hadîsi ve Kurtuluş Yolu
Peygamber Efendimiz buyurur: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan sadece biri kurtulacak.” Kurtulacak olan fırka, Kur’ân ve sünnet yolunda olanlardır. Başka bir rivâyette “Benim sünnetim ve ashâbımın yolunda olanlar” buyurulmuştur.
Din Kur’ân ve sünnettir. Kur’ân’da bulamazsak sünnete bakarız, sünnette bulamazsak ashâbın sünnetine bakarız, ondan sonra imamların ictihâdına bakarız. Hiçbir üstâdın Kur’ân ve sünnete muhâlif bir şey söylemeye hakkı yoktur. Buna itibâr edilmez, buna itâat edilmez. Günümüzde bunlar çok fazla; çünkü Müslümanlar kitaplarını öğrenmiyorlar.
Sabah Müslüman Akşam Kâfir Hadîsi
“Ümmetim akşamleyin Müslüman olarak yatacak, sabah kâfir olarak kalkacak” hadîs-i şerîfi gösteriş imanı olanlar içindir. Sabah iman ediyorlar, akşam televizyonda duydukları bir fikir tartışmasıyla imanlarını kaybediyorlar. Bu âhir zaman hastalığıdır. Ancak ehl-i tasavvufun böyle bir hâli olmaz; dervişin gözünden bir an sevgilisi ayrılmadığından imanında herhangi bir noksanlık olmaz.
Namazda Gülmek ve Ağlamak
Namazda tebessüm etmek namazı bozar. Kahkahayla güldüyse hem namazı hem abdesti bozulur. Derviş namazını vakur bir şekilde, hüzünlü bir edâ ile kılar. Kalbinden aşk hüznünün verdiği kederle kılar ya da üstâz sevinciyle kılar. Kahkahayla namaz kılmak dervişe yakışmaz.
Edep: Dervişliğin Temeli
Edep insanı yürütür, edep insanı taşır. Derviş her yerde edep timsali olur: yürüyüşüyle, oturuşuyla, kalkışıyla, sohbetiyle, namazıyla, zikrullahıyla. Sohbet esnasında yanındakiyle konuşmaz, başka şeyle ilgilenmez. Zikrullah yapılırken gülmez; zikre kendini kaptırmış kardeşinin hâliyle alay etmek, aslında Allah’la alay etmektir.
Derviş kardeşinde üstâdını görmesi lâzım. Kardeşine edepli davranamıyorsa Allah’a nasıl edepli davranacak? Sana bağırana sen bağırma, sesini yükseltene sen yükseltme, ayağını uzatana sen uzatma — onun seviyesine düşme. Birinin edepsizliği sana ölçü olmasın. Sen edepli davrananlara bakarak edebi öğren. Edep seni Allah’a mülâkî eder, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne dost eder.
Evde edepli olun, sokakta edepli olun, dükkânda edepli olun, dergâhta edepli olun. Evde edebinizi korursanız eşiniz de edeplenir, çocuklarınız da edeplenir. Evinizde, işlerinizde, etrafınızda bir edep örneği olacaksınız.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîfler
- “Siz onlar nereye adım atarlarsa siz de atacaksınız” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-İ’tisâm, Hadis No: 7320; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-İlm, Hadis No: 2669
- “Kişi sevdiğiyle beraberdir” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, Hadis No: 6168; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birr, Hadis No: 2640
- “Günü gününe müsâvî olan zarardadır” — Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, Hadis No: 5765; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr (sened tartışmalı)
- Peygamber Efendimiz’in günde yetmiş kez tövbe etmesi — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’d-Da’avât, Hadis No: 6307
- “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak” — Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’s-Sünne, Hadis No: 4596; Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 2640
- “Ümmetim akşam Müslüman yatıp sabah kâfir kalkacak” — Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Fiten, Hadis No: 2196; Ahmed bin Hanbel, Müsned
- Namazda kahkahanın abdesti bozması — Sünen-i Dârekutnî, Kitâbu’t-Tahâre, Hadis No: 604; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, Kitâbu’t-Tahâre
- Allah’ı zikreden sâlihlerin nûrdan minberler üzerinde oturması — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ, c. 11; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr
Âyet-i Kerîmeler
- “Ey iman edenler, Allah’a iman edin” — Nisâ Sûresi, 4:136
- “İnsan gerçekten nankördür” — Âdiyât Sûresi, 100:6; İbrâhîm Sûresi, 14:34
Fıkhî ve Tasavvufî Kaynaklar
- Dârü’l-Harp’te sakal hükmü — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, Kitâbu’l-Hazr ve’l-İbâhe; Fetâvâ-yı Hindiyye, Bâbu’l-Kerâhiyye
- Namazda kahkaha ile abdestin bozulması — Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbu’t-Tahâre; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, c. 1
- Hayret makamı — Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbu’l-Hayret; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Bâbu’l-Hayret
- Taklîdî ve tahkîkî iman ayrımı — Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid, Bâbu’l-Îmân; Nûreddîn es-Sâbûnî, el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn
- Edep ve dervişlik — Sülemî, Âdâbu’s-Suhbe; Kuşeyrî, er-Risâle, Bâbu’l-Edeb
Sohbetin Özeti
Bu sohbet, imanın derinliğini ve dervişliğin edep temelini işleyen kapsamlı bir irşâd dersidir. Kâfirlere benzemenin muhabbetle başladığı, taklîdî imandan tahkîkî imana geçişin zorunluluğu, modern felsefelerin din düşmanlığı karşısında Müslümanların ilim silâhıyla donanması gerektiği vurgulanmıştır. Namazın aşk ve muhabbetle kılınması, sevgiliyi gizlememek, sakal hükmünde Dârü’l-Harp ruhsatı, yetmiş üç fırka hadîsinin Kur’ân ve sünnet merkezli yorumu ele alınmıştır. Sohbetin en güçlü mesajı edep üzerinedir: derviş her hâlinde — namazda, sohbette, zikrullahta, evde, sokakta — edep timsali olmalıdır; edepsizliği ölçü almamalı, edepli davrananlara bakarak kendini yetiştirmelidir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk, Müşâhede, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı