Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

67. Dergâh Sohbeti — Vesvese, Mârifetullâh ve Tevhîd

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 67. Dergâh Sohbeti — Vesvese, Mârifetullâh ve Tevhîd. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


Şeytânın Vesvesesi ve Türleri

Vesvesenin değişik cepheleri, değişik veçheleri ve yönleri vardır. Bir kimse şeytânın vesvesesinden hemen kurtulmasının yolu değildir. Vesvese geçmişin hastalığı olduğu gibi günümüzün hastalığıdır ve ileriye yönelik insanların genel olarak hastalığı olacaktır.

Vesvesenin bir sürü türü vardır: Abdestim oldu mu olmadı mı, namazım oldu mu olmadı mı, kapıyı kilitledim mi kilitlemedim mi… Allâh var mı yok mu noktasına kadar insanı götürür. Hattâ son noktada “Allâh yoktur” noktasına getirir insanı.

Vesvesenin Hayırlı Tarafı

Vesvese şüpheyi tetikler, şüphe araştırmayı getirir, araştırmayla da insan doğruyu bulur. Vesvesenin bir de bu noktada hayırlı tarafı vardır. Bir kimse vesvese ile şüpheye düşer, şüphesini araştırmaya başlar, ondan iyilik çıkar, doğruyu bulur. Ama şüpheye düşer, şüpheyi izâle etmezse küfre düşer, kâfir olur.

Psikolojik Vesvese

Bâzı vesveseler psikolojik bir rahatsızlıktır. O kimsenin tıbbî tedâviye ihtiyâcı vardır; bir psikologa veya psikiyatriste görüşecek, tedâvisini alacak. Böyle bir kimse vesveseye tâbi olursa hanımından şüphelenir, çocuğundan şüphelenir, şüphelenmeyecek olan herkesten şüphelenir. Kapıdan dışarı çıkamaz, arabasına binemez, işine gidemez hâle gelir. Allâh muhâfaza eylesin; bunun tedâviye ihtiyâcı vardır.


Her Nefis Merâtibinde Vesvese Vardır

Şeytân var olduğu müddetçe ve şeytâna bizden bir kapı açık olduğu müddetçe, vesvese bizde olacaktır. Bir kısım ehl-i tasavvuf kendisinde şeytânın kapısının kapandığını söylese de, öyle zannetmiştir. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’de dahi kapı kapanmamıştır; şeytânı Müslüman olmuş, eğitilmiştir, Peygambere zarar verme hususiyeti kaldırılmıştır. Kapı kapanmamış, muhâfaza edilmiştir.

Mülhime’ye gelince vesvesesi biter mi? Hayır. Râdıyye’ye gelince biter mi? Hayır. Mardıyye’ye gelince biter mi? Hayır. Allâh’ın kulu velî olunca vesvesesi biter mi? Hayır. Vesvese her nefis merâtibinde ve seyr ü sülûkun her hâlinde vardır. Ama o noktaya gelen kimselerin vesveseleri farklıdır: “Namazın oldu mu olmadı mı?” diye uğraşmaz; şeytân “Allâh var mı yok mu?” diye vesvese verir.


Bir Nakşibendî Halîfesinin Vesvesesi

Bir Nakşibendî halîfesiyle tanıştık. Önceki şeyh efendisinin zamânında halîfe olmuş, şeyh efendisi onu halîfe yapmış. Ve o halîfelerin toplandığı yerdeki en iyilerinden birisiydi. Bana dedi ki: “Mustafâ, bir sıkıntım var, anlatamıyorum hiç kimseye. Üstâdıma da anlatamam. Sana anlatabilir miyim?”

“Ne oldu?” dedim. “İçindeki ‘Allâh yok mu?’ diyor” dedi. “Evet” dedi. Dedim: “Tamam, doğru. Düştüğün nokta doğru.” “Ne yapmam lâzım?” dedi. “Bunun esmâsı vardır, bunu üstâdının vermesi lâzım” dedim. O kimse — Allâh affetsin, yanlış anlaşılmasın — bir önceki üstâdı onu mülhimeyi geçirmişti; al götür bir yere şeyhlik yapsın. İki gözü iki çeşme ağladı.

“Kusura bakma, hakkını helâl et. Senin dersini değiştirecek, dersini verecek olan için iki tane yetkili makam var: Ya gideceksin üstâdına söyleyeceksin, ya da bizim Şeyh Efendi’ye, Abdullâh Efendi’ye söyleyeceksin” dedim. Bir yolunu bulmuş, Şeyh Efendi’ye söylemiş. Şeyh Efendi bana dedi: “Mâşâallâh Mustafâ Efendi oğlum; bağlı derviş nasıl oluyor, gördün mü? Bu bunun ilâcını bildiği hâlde seni bize göndermiş.”


Vesvesenin Kesin Tedâvisi: Zikrullâh

Vesvesenin en devamlı, en kesin tedâvisi zikrullâhtır. Bir kimse dersini çekerse ve devamlı zikir ile meşgul olursa, şeytân onun kalbine vesvese veremez. Şeytân onun kalbini etkileyemez, oturamaz, yerleşemez. Onun kalbinde yer bulabilmesi için o kimsenin zikrullâhtan kesilmesi lâzım.

Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şeytân sizin kalbinizin üzerinde durur. Ne zaman ki zikrullâhı bıraktınız, şeytân içeri girer. Ne zaman ki zikrullâha başladınız, şeytân oradan kovulur.” Nereye? Kapıya kadar. Siz buradan zikrullâhtan çıktığınız anda, eğer o hâlinizi devam ettiremezseniz, hemen sâhip olacak.


Mârifetullâh: Herkesin Kapısı Açık

Mârifetullâh sadece Allâh’ın velî kullarına veya mürşid-i kâmillere has bir ilim değildir. Bir kimse “lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” dediyse, o mârifet deryâsına dalmaya adaydır. O inci pınarlarından içmeye adaydır. Kim olursa olsun — haramlardan uzak durdukça, farzları yerine getirdikçe, Allâh’ı sevdikçe, zikrettikçe, Resûlullâh’ı sevdikçe, velîlerin izini tâkip ettikçe, o da o mârifet deryâsına dalmaya aday bir kimsedir.

Mârifet korku ve sevdâyı yanında getirir. Mârifet ümit ile ümitsizliği yanında getirir. Mârifet ilim ile ilimsizliği kol kola taşır. Halk veçhesinden bakılırsa bir ilim deryâsıdır; Hak cephesinden bakılırsa bir hiçtir. Allâh’ın mârifet deryâsının içerisinde o kimsenin mârifeti bir hiçtir; ama halktan baktığımızda bir deryâdır.

Mârifet ehli yalnız insandır. Hikmet ehli yalnız insandır. Sırrından açıklasa etrâfındaki insanlar anlamayıp ondan uzaklaşacaklardır. Açıklamasa da içinde hep yorula yorula deryâsını, göçgünlüğünü bastıra bastıra hâlini sürdürür gider.

Altının Ayarını Sarraf Anlar

Altının ayarını sarraf anlar. Altını bakkala götürürseniz, bakar: “Kıymetli bir şeyler.” Ayarını bilemez. Sarrafı kandıramazsınız. İnsanlar da mârifet ilmine vâkıf olamadığı müddetçe, dış görüntüyle hükmeder. İçi altınsa, dışı ister çamur olsun, ister eski püskü olsun, ister iki kelimeyi bir araya getiremesin — asıl adam, asıl kemâletli olan odur. Öbür tarafta dışı altın sarısı, küçücük bir dertten isyân ediyor, küçücük bir çileden bağırıyor — onun içi teneke, dışı altın.


Tevhîd: Her Şeyin Başı ve Sonu

Allâh rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri esmâ değiştirirdi: “Yüz tane şundan çekeceksin.” Biz genel tevhîde devam ederdik. Yüz tane çekerdik, geri kalan tevhîde devam ederdik. Sonunda gelinen nokta yine tevhîd. Varılacak nokta tevhîd. Gideceksin nokta tevhîd. Ulaşacaksın nokta tevhîd. Hangi esmâya ulaşırsan ulaş, ulaşacaksın nokta tevhîd.

Tevhîd zikrinde o kadar kerâmet, o kadar fazîlet, o kadar hikmet vardır ki; o kadar mağfiret, o kadar hüccet, o kadar derinlik, o kadar yükseklik, o kadar genişlik, o kadar ruh, o kadar temizlik vardır ki — tevhîd halleder hepsini.

Kalbinizdeki vesveseyi tâmir edecek olan, kalbinizi yeşertecek olan, kalbinizi yumuşatacak olan, kalbinize bahâr mevsimini getirecek olan tevhîd zikridir. Zifiri karanlığın ortasında gözünüzün önünde bir nûr olur, yolunuzu açar. Herkes elinizi bıraktığı anda O’nun eline sımsıkı yapışırsanız, merak etmeyin, O sizi düzlüğe çıkarır.

Tevhîde devam edin, selâmetinizi bulacaksınız. Tevhîde devam edin, istikāmetinizi bulacaksınız. Tevhîde devam edin, bozulmuş neyiniz varsa düzelecek. Tevhîde devam edin, neyiniz yıkıldıysa tâmir olacak. Nasıl Muhammed Mustafâ Kâbe’deki putları yıktıysa, Hz. Alî Efendimiz O’nun omuzlarına basıp putları yıktıysa — sen de kalbindeki sahte güzellikleri, sahte dünyaları tevhîd ile yıkacaksın. Zülfikanın aşk olsun; o aşk kılıcı Allâh için kesecektir.


Kaynakça

  • Hadîs-i Şerîf: “Şeytân kalbinizin üzerinde durur; zikrullâhı bıraktığınızda içeri girer, başladığınızda kovulur.” — Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-İsti’âze, Hadîs No: 5534; Müsned-i Ahmed, Cilt 1, Hadîs No: 266
  • Hadîs-i Şerîf: Peygamber (sav)’in şeytânının Müslüman olması — Sahîh-i Müslim, Kitâbu Sıfâti’l-Münâfıkîn, Hadîs No: 2814
  • Hadîs-i Şerîf: Zikrullâh ile vesvesenin giderilmesi — Sünen-i Tirmizî, Zikir Bahsi, Hadîs No: 3527
  • Âyet-i Kerîme: “Kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutmainn olur.” — er-Ra’d Sûresi (13), Âyet: 28
  • Âyet-i Kerîme: Şeytânın vesvesesi — en-Nâs Sûresi (114), Âyet: 1-6
  • Tasavvuf Kaynağı: Nefis merâtibi ve her merâtibde vesvese — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, Nefs Bahsi; İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Cilt 3, Kalbin Acâibi
  • Tasavvuf Kaynağı: Mârifetullâh ve hikmet deryâsı — İmâm Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye, Mektup No: 260; İbn Atâullâh el-İskenderî, el-Hikemü’l-Atâiyye
  • Tasavvuf Kaynağı: Tevhîd zikrinin fazîleti ve esmâ merâtibi — Abdülkādir Geylânî, Fütûhu’l-Gayb, Tevhîd Bahsi; İmâm Rabbânî, Mektûbât, Mektup No: 41
  • Sîret: Hz. Alî’nin Peygamber’in omuzlarına basıp Kâbe putlarını yıkması — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Mekke’nin Fethi Bahsi

Sohbetin Özeti

Bu sohbette şeytânın vesvesesinin türleri, her nefis merâtibinde vesvesenin devam ettiği, vesveseden kesin kurtuluş yolunun zikrullâh olduğu detaylı şekilde ele alınmıştır. Bir Nakşibendî halîfesinin “Allâh var mı yok mu?” noktasına ulaşan vesvesesi kıssasıyla, üstâdın ehliyetinin vesveseyle sınandığı gösterilmiştir. Mârifetullâhın sadece velîlere değil, “lâ ilâhe illallâh” diyen herkese açık olduğu, altının ayarını sarrafın anlayacağı misâliyle açıklanmıştır. Sohbet, tevhîd zikrinin her şeyin başı ve sonu olduğu, hangi esmâya ulaşılırsa ulaşılsın son noktanın tevhîd olduğu vurgusuyla tamamlanmıştır.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sülûk, Mârifet, Kalb, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı