Sıkıntı, Belâ ve Müsîbete Bakış Açısı
Şerîat Açısından
Sıkıntı, belâ ve müsîbete bakış açısı önemlidir. Şerîata göre bakacak olursak, o kimse bu dertten, bu müsîbetten kurtulmak için mücâdele edecek. Hastalık ise gidecek tedâvî ettirecek, ameliyat olacak bir şeyse ameliyat olduracak. Mânevî boyutu varsa Yûnus Aleyhisselâm’ın balığın karnında söylediği virdi tekrarlayabilir. Bu virdi tekrarlayarak belâdan, müsîbetten, sıkıntıdan kurtulabilir. Bu, şerîatın veya normal düz bir mü’minin uygulayabileceği bir şeydir.
Tasavvuf Açısından
Ehl-i tasavvufun belâya, derde, müsîbete, sıkıntıya bakış açısı farklıdır. Bir insan vardır; sıkıntı, belâ ve müsîbet ona helvâ şekeri gibidir. O, ondan kurtulmak istemez. Hastalık onun için dert gibi görünen şey, ona dermândır. O kimse, o hastalığa, o derde kendine derman olarak görür; dermanından kurtulmak ister mi insan?
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok ağır geçim sıkıntıları yaşadı ve hiçbir zaman geçim sıkıntısından kurtulmayı arzû etmedi. Hz. Âişe vâlidemiz der ki: “Biz Resûlullâh’ın sağlığında çok geçim sıkıntıları çekmiştik. Resûlullâh vefât ettikten sonra dünya bize doğru koştu.”
Ehl-i tasavvuf belâya, derde, müsîbete, sıkıntıya rahmet gözüyle bakar. Sevgilinin kendisini sınadığını, kendisini sevdiğini, kendisiyle muhabbet ettiğini hisseder. Birisi gelir Peygamber’e “Yâ Resûlallâh, ben Allâh’ı çok seviyorum” der. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurur: “Dertlere, belâ ve müsîbetlere karşı hazırlıklı ol.”
Her gelen dalgada o, sevgilinin dudağını görür, sevgilinin öpücüğünü görür. Onu dert olarak görmez. Dışarıdaki insanlar otururlar, âh ü efgān ederler, dert görürler. Ama o, kendi iç âleminde inlese de onu dert olarak görmez. Helvâ şekeri gibi geldiği zaman, o olgunlaşma yolundadır.
Hz. Üftâde Hazretleri’ne gelir herkes nefesinden şifâ bulur. Bir gün çavuşunun birisi bakar ki belinin altında çıbanlar var çok ağır şekilde. Der: “Efendim, herkese nefes veriyorsunuz, şifâ buluyorlar; kendinize de bir şifâ bulsaydınız.” “Evlâdım, biz buna sabretmezsek ağzımızdan şifâ olmaz” buyurmuş. Demek ki siz derdinizi severseniz etrâfa derman olursunuz; derdinizi sevmezseniz etrâfa derman olamazsınız. Tasavvuf, etrâfa derman olma sanatıdır.
Küslük ve Dargınlık: Îmânın Olgunlaşma Ölçüsü
Bir kimse birisine küsse, birisine dargınsa, onun îmânı çocuk seviyesindedir. Eğer hayatınızda küs olduğunuz birisi varsa, îmânınız çocuk seviyesinde henüz olgunlaşmamış demektir. Îmânı hafiften olgunlaşan bir kimse, hiç kimseye küsmeme kānûnunu öğrenir.
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in küstüğü birisi var mı? Bir tane küstüğü kimseyi gösteremezsiniz. Kafasına işkembe koymuşlardır — onlara dahi küsmez. Yollarına dikenler dökmüşlerdir — onlara dahi küsmez. Ebû Cehil’e küsmemiş ki başkasına küssün. Bir gün ağacın altında uyuyakalmıştır; bir kâfir gelir, kılıcını çeker, göğsüne dayar: “Seni şimdi kim kurtaracak?” Resûlullâh “Allâh” der. Öyle bir “Allâh” der ki elinden kılıç düşüverir. O adam da o ânda Müslüman olur.
Hadîs-i şerîfte: “Mü’min mü’mine üç günden fazla küs durmaz.” Resûlullâh hiç durmamış, hiç kimseye de küsmemiş. O zaman siz avâm gibi yapmayın. Dövene döven, küsene küsen, sövene söven olursanız, bir farkınız kalmadı. Sen fark ehli olman lâzım; ahlâkın yüksek olacak, bakış seviyen yüksek olacak. Birisinin kötü sözü seni incitmesin, birisinin kötü davranışı seni küsmeye itmesin.
Peygamber Ahlâkı: Dövmemek, Sövmemek
Ehl-i tasavvuf kısâsa kısas yapmaz. Kendisini vuranı affeder, hattâ biraz daha ileri gider, kendisini vurana duâ eder. Biraz daha ileri gider: “Elin mi acıdı kardeşim? Keşke elini incitmeseydin bana vurarak da.”
Resûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) torunlarını hiç dövmemiştir. Hiç kulaklarını burkmamıştır. Hz. Fâtıma’yı hiç dövmemiştir. Oğlu İbrâhîm yedi yaşında vefât etmiştir; yedi yaşına kadar hiç dövmemiştir. Hanımlarını hiç dövmemiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de bir müsâade vardır; ama O bu müsâadeyi hiç kullanmamıştır. Biz de kullanmayacağız; hanımlarımıza bir fiske dahi vurmayacağız.
Gelin kardeşler, ahlâkımızı O’nun ahlâkına benzeştirelim. Tasavvuf odur, dîn odur. Varsın kim döveni dövüyorsa dövsün, siz dövmeyin. Varsın kim söveni sövüyorsa sövsün, siz sövmeyin. Siz yanlışlığa doğrulukla, kötülüğe güzel ahlâkla cevap verin.
Dil ve El: İki Büyük Emânet
Din dilde saklıdır. Kocaman bir dîn dilde saklı. Dile sâhip çıktın mı, dîne sâhip çıktın. Dile sâhip çıkmadın mı, vallâhi dînin de bozuk, aklın da bozuk, kalbin de bozuk.
Millet içki içiyor — “Vay içki içiyorlar!” Diline sâhip çık! Sen ona “kumarbaz” derken gıybet ettin, daha da günaha girdin. Sana ne başkasının kumarından, içkisinden!
İki şey söylüyorum size, iki tane en önemli şey: Bir, dilinize sâhip çıkacaksınız. İki, elinize sâhip çıkacaksınız. Sizin olmayan hiçbir şeye elinizi uzatmayacaksınız. Parasını sen vermemişsin, ücretini sen vermemişsin — senin değil kardeşim, elini uzatma.
İstememe Ahlâkı: Hz. Ebû Bekir Kıssası
Hattâ daha ilerisini söyleyeyim: Sizin olan şeyleri dahi istemeyin. Bu çay sizindir; istemeyin çayı. Kendi evinizde dahi istemeyin. Size zor bir hayat belki de bu; evet, istemeyin.
Hz. Resûlullâh ne dedi Hz. Ebû Bekir’e? “Yâ Ebâ Bekir, hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana söz ver; ben de sana cenneti söz vereyim.” Koca halîfe, devesinin üzerinden kırbacı düştü. Devesini ıhıldattı, kendisi indi, kırbacını kendisi aldı. Dediler ki: “Yâ Emîrü’l-Mü’minîn, söyleseydin biz sana verirdik.” “Biz Resûlullâh’a söz verdik; hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz” dedi. Devemizden düşen kırbacımızı dahi almayız.
Resûlullâh evinin çöpünü kendi eliyle götürürdü. Onu alıp götürmek istediler: “Bırakın, her peygamber kendi işini kendisi yapmıştır; siz de kendi işlerinizi kendiniz yapın” buyurdu. Evinize götürdüğünüz bir tane ekmek, poşetinin içinde sallaya sallaya gidiyorsunuz ya — her adımınıza Allâh on sevap veriyor, on tane günahınızı siliyor, on derece veriyor size.
Tüketim Alışkanlıkları ve Gerçek Özgürlük
İhtiyâcınız kadarını alın. Evlerinizi çöplüğe dönüştürmeyin, evlerinizi depoya dönüştürmeyin. Ne kadar una ihtiyâcınız var — beş kilo? Beş kilo un alın. Markette “on kilo toz şeker bir milyon ucuz” diye adamın depo derdinden kurtarıyorsunuz. Ucuz değil o; sizi aldatıyor, kandırıyor.
Özgürlüğünüzü kazanın! Biz kendi isteklerimizin, nefsî arzuların kendi içimizde oluşturduğumuz oligarşinin kurbanıyız. İnsanlar önce kendileri özgür değiller. Bu ahlâkı Resûlullâh’ın ahlâkına döndürdüğümüz zaman bütün insanlık felâh bulacak.
Bir gün “bugün hiçbir şey yemeyeceğim” deyin ve yemeyin. Oruçlu da değilsiniz; hiçbir şey yemeyin. Hiç öyle bir gün yaşadınız mı? Bu deneyimleri yirmi altı, yirmi yedi yaşlarımda yaşadım. “Yaşanabiliyormuş” dedim; geceye kadar devam ettim. Hiç yiyip içmeden de durulabiliyormuş dedim; günlerce durdum.
Sadaka, İnfâk ve İstismâra Dikkat
Hz. Ebû Bekir malının tamâmını getirdi; Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Neden hepsini getirdin?” demedi. Hz. Ömer yarısını getirdi, başka bir sahâbe üçte birini. Herkesin kemâlât derecesi farklıydı. Kemâlât noktasında olan bir kimse malının tamâmını harcasa, onun îmânında herhangi bir eksiklik olmaz; kalbinden “malsız kaldım, aç kaldım” diye düşünmez.
Yardımlaşma konusunda da dikkatli olmalıyız. “Toplanalım, bir olalım, yardımlaşalım” diyenler bazen yardımları aldılar götürdüler. “Allâh için mücâdele ediyoruz” diyen adam milletvekili oldu, belediye başkanı oldu, etrâfı zengin oldu. “Kardeşim, hani Allâh için toplanıydık?” denir. Güzel bir ütopya ama istismâra açık. Yardım edecekseniz gidin kendiniz yapın; kendiniz bir kurban kesin, etini de dağıtın.
Kaynakça
- Hadîs-i Şerîf: “Allâh’ı çok seviyorum” diyene: “Dertlere, belâ ve müsîbetlere hazırlıklı ol.” — Sünen-i Tirmizî, Zühd Bahsi, Hadîs No: 2396; Müsned-i Ahmed, Cilt 3
- Hadîs-i Şerîf: “Sizin en hayırlınız insanlara en fazla faydası dokunandır.” — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, Hadîs No: 5787; Sahîhu’l-Câmi’, Hadîs No: 3289
- Hadîs-i Şerîf: “Mü’min mü’mine üç günden fazla küs durmaz.” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, Hadîs No: 6077; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birr, Hadîs No: 2559
- Hadîs-i Şerîf: Hz. Ebû Bekir’e: “Hiç kimseden hiçbir şey isteme, ben sana cenneti söz vereyim.” — Sünen-i Ebû Dâvûd, Zekât Bahsi, Hadîs No: 1643; Müsned-i Ahmed, Cilt 5
- Hadîs-i Şerîf: Resûlullâh kılıç çekildiğinde “Allâh” demesi ve kâfirin Müslüman oluşu — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Megāzî, Hadîs No: 4139; Sahîh-i Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe
- Hadîs-i Şerîf: Hz. Âişe: “Resûlullâh’ın sağlığında geçim sıkıntıları çektik, vefâtından sonra dünya bize koştu.” — Sahîh-i Müslim, Kitâbu’z-Zühd, Hadîs No: 2972; Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’r-Rikāk
- Hadîs-i Şerîf: “Her peygamber kendi işini kendisi yapmıştır.” — Sünen-i Tirmizî, Şemâil, Hadîs No: 337; Müsned-i Ahmed, Cilt 6
- Âyet-i Kerîme: Kısâsa kısas hükmü — el-Bakara Sûresi (2), Âyet: 178-179
- Kur’ân Kıssası: Yûnus Aleyhisselâm’ın balığın karnındaki duâsı — el-Enbiyâ Sûresi (21), Âyet: 87; es-Sâffât Sûresi (37), Âyet: 139-148
- Tasavvuf Kaynağı: Hz. Üftâde Hazretleri’nin sabrı ve şifâ nefesi — Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Cilt 2, Üftâde Hazretleri Bahsi
- Tasavvuf Kaynağı: Belâya rızâ ve sabır makāmı — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, Sabır ve Rızâ Bâbları
- Fıkıh: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve sadaka oranları — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, Tebük Gazvesi Bahsi
Sohbetin Özeti
Bu sohbette sıkıntı, belâ ve müsîbete şerîat ve tasavvuf açısından bakış farkı detaylı şekilde ele alınmıştır. Ehl-i tasavvufun derde derman gözüyle baktığı, Hz. Üftâde Hazretleri’nin sabrı örnek gösterilerek tasavvufun etrâfa derman olma sanatı olduğu vurgulanmıştır. Küslük ve dargınlığın îmân olgunlaşmamışlığının göstergesi olduğu, Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in kimseye küsmediği, dövmediği, sövmediği hadîslerle açıklanmıştır. Dil ve el’e sâhip çıkmanın dîne sâhip çıkmak olduğu, Hz. Ebû Bekir kıssasıyla istememe ahlâkının zirvesi gösterilmiştir. Son olarak tüketim alışkanlıklarından kurtularak gerçek özgürlüğe ulaşma ve yardımlaşmada istismâra dikkat edilmesi gerektiği anlatılmıştır.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Halife, Muhabbet, Sabır, Rızâ, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı