Velîlik Makamı ve Mürşid-i Kâmil
Mürşid-i Kâmil olan bir kimse bulunduğu makamdan düşer mi? Velîliğin bir perdenin önü vardır, bir de perdenin gerisi vardır. Perdenin önü, velîliğin herkese açık olan tarafıdır. Kim nefsiyle mücâdele eder, cihâd eder, Kur’ân’a ve sünnete sımsıkı yapışırsa ona velîlik kapısı açıktır. Bu perdenin görünen tarafıdır. İnsanlar bununla vazîfelidir ve bununla sorumludur.
Bir de perdenin arkasında görünen kısmı vardır. Zevât-ı kirâmın büyük kısmı demişlerdir ki velîler seçilmiş insanlardır. Allâh, peygamberlerden sonra kendi dînine, İslâm’a hizmet edecek, gayret gösterecek olan velîleri de seçmiştir. Bu da perdenin görünmeyen kısmıdır.
İnsanlar velî oluncaya kadar, velîlik makamına gelinceye kadar çok imtihanlardan geçirilirler. Çok sıkıntılardan geçirilirler. Onların sıkıntıları, imtihanları bitmez. Dedikodu, laf, gıybet, varlık, yokluk, makam, mevki, hanım, çoluk çocuk, anne baba — dünyanın üzerinde görebileceğiniz bir kimsenin etrafında olabilecek ne varsa hepsinden de imtihan edilirler. Maddî, mânevî; uzun, meşakkatli, sıkıntılı, çileli bir yoldur.
Bu yolda gider insanlar; büyük çoğunluğu yolda kalırlar. Yolda kalmasının sebebi, gelen bu sıkıntılara, belâlara, çilelere tahammül edemeyişleridir. İsyân ederler, bırakırlar, yoldan çıkarlar, şikâyet ederler. Bir şekilde bozulurlar, Allâh muhâfaza eylesin. Öyle olunca da daha velîlik noktasına gelmeden bozulmuş olurlar. Yoksa velîlik noktasına gelen bir kimse için bozulma kapısı kapalı değildir; ama kolay kolay bozulmaz.
Velîler Günah İşler mi?
Şunu bir dipnot olarak düşünün: “Velî günah işlemez, velî mâsumdur, velî temizdir, hiç hatâ işlemez” sözü ve düstûru doğru değildir. Velîler de günah işler, velîler de kusur işler, hattâ velîler de günâh-ı kebâir işler. Yani mürşid-i kâmiller de günâh-ı kebâir işlerler.
Eğer bir Hz. Ebû Bekir hatâ yapıyorsa, bir Hz. Ömer hatâ yapıyorsa, bir Hz. Osmân, Hz. Alî hatâ yapıyorsa, ashâb hatâya açıksa, günaha açıksa, o velîler de hatâya, günaha, kusura açıktırlar. Fakat onların hatâ yapması, günah işlemesi, kusur işlemesi velîlikten aşağı düşmesine sebep olmaz.
Velîlerin Hatâlarındaki Hikmet
Velîlerin günahlarında hikmet varmış deriz. Hikmet şudur: Velî, hatâ işleyerekten, kusur işleyerekten — bilinçli veya bilinçsiz — mâsum olmak, mâsûmiyet noktasında durmaktan uzak durur. Kendisini mâsum görmekten uzaklaşır. Eğer kendisini mâsum görürse, onun için küfürdür; çünkü mâsum olan Muhammed Mustafâ’dır (sallallâhu aleyhi ve sellem).
Eğer bir velî kendi mâsûmiyetini görüyorsa, kendi mâsûmiyetini söylüyorsa, ona tecdîd-i îmân lâzımdır ve o velî değildir. Çünkü Muhammed Mustafâ hiçbir günâhı, kusuru yok iken tövbe ediyorsa, hiçbir günâhı, kusuru yok iken tasarrufta feryâda feryat ekliyorsa, arkasından giden velîlerin kendilerini mâsum, günahsız, kusursuz görmeleri, onların Muhammed Mustafâ’nın sünnetini, düşüncesini, fikriyâtını, akâidini terk ettiğini gösterir.
Velî hatâ işler, velî kusur işler, velî günah işler; tövbe ederek, feryâd ü figān ederek o hatâ, o kusur, onun Allâh’a daha da yaklaşmasını sağlar. Bu demek değildir ki bile bile gidip o kimse hatâ işleyecek, kusur işleyecek. Ama insanız, sürçeriz, nefsimize uyarız, hatâ yaparız ve bu hatâdan arınarak yeniden yola revân oluruz.
Günâh-ı Kebâire Israr ve Velîliğin Kaybedilmesi
Velîlerin bu hatâlarından, kusurlarından, günahlarından dolayı Allâh onların velîliklerini almaz. Ama velîlik hiç kimsenin üzerinde ebediyen kalıcı bir tâc değildir; onun da tâcı üzerinden düşer. Bu neyle mümkün olur? Bu, günâh-ı kebâire ısrar ile mümkün olur.
Eğer geri dönmüyorsa, rücû etmiyorsa o hâlinden, o kimsenin velîliği şüphe götürür. Ama bir şey dilinden kaçar, bir şey ağzından kaçar, bir şey elinden kaçar, gözünden kaçar — olabilir. Bunu o kimseye hikâye edildiğinde, söylendiğinde hayata devam ediyorsa, o zaman onda bir eksiklik, bir yanlışlık vardır. Allâh muhâfaza eylesin.
Velîliği oturtacağımız yer, Kur’ân ve sünnet noktasıdır, dâiresidir. Bir tasavvuf ekolü vardır ki onlar velîlerin, mürşid-i kâmillerin bir müddet sonra hatâdan, kusurdan arındıklarını, onların hatâ ve kusur işlemediklerini iddiâ ederler ki biz onlardan değiliz. Allâh muhâfaza eylesin.
Velîlere Yönelik Karşı Duruşlar ve İmtihanlar
Bu karşı duruşlar, bu yolun çilesi ve hukûkudur. Tarih boyunca velîlere neler yapılmış: Hz. Mevlânâ’ya “kafasından da düşüp kalkıyor” demişler. Pîrimiz Ahmed er-Rufâî Hazretleri’ne neler söylemişler. Şâh-ı Geylânî Hazretleri’ne, Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’ne neler yapmışlar. Geçmiş üstâdları beldelerden kovmuşlar, sürgün etmişler. Evlerine mektup yazmışlar: “Hiçbir beldeye kabul edilmemesi.” Ve o insanlar onları kabul etmemişler beldelere.
Kapılarına kadınları ayaklandırmışlar, göndermişler; “Senin benden çocuğun var, sen benden nikâhsız yaşadın” diye. Tabakātü’l-Kübrâ’yı okuyunca diyorum: “Yâ Rabbi, bunlarla bizi imtihân edemez.” Annelerine iftirâ atılmışlar, hanımlarına iftirâ atılmışlar, çocuklarına iftirâ atılmışlar. Kapılarına boynuz asmışlar. Kapılarına mektup asmışlar, işâret yazmışlar. Dergâhlarına yazmışlar: “Buraya gelenler şöyledir” diye.
Muhammed Mustafâ’nın nâmusuna iftirâ atıldıysa, arkasından giden velîler eğer O’nu seviyorlarsa, O’nun yolundan gitmeyi düşünüyorlarsa, O’nunla hemhâl olmayı düşünüyorlarsa ve seyr ü sülûk noktasında fenâ fi’r-Resûl noktasına geleceklerse, aynı iftirâya göğüs gerecekler. Bununla hazır olacaklar.
Kişisel Hâtıralar ve Dergâh Yolculuğu
Ben daha İzmir’de, Bayındır’daydım derken, rüyâlarında hallerini bir üstâd görenler vardı. Bu bugünkü mesele değil. Ödemiş’te de vardı. Kötü görenler de yeni değil. Ben tarîkata girdiğimden beri hep benim etrafımdaydı. Bayındır’da böyle bir cephe vardı, daha ben yeni derviş oldum, hiç bir tane derviş yoktu; benim cephe oluşmuştu anında. “Müftünün kızı için bu namaza başladı” demişlerdi.
O zaman Bayındır müftüsü vardı. Allâh o müftüden râzı olsun; bize kucak açtı, dergâhımıza kucak açtı. Herkes bizi eleştirirken, bilhassa benim üzerimden eleştirirken, bizim tavrımıza, davranışımıza bir şekilde destek oldu. Bizim mescidi tahsis etti. Bizzat dedi ki: “Bütün câmiler senin emrinde Mustafâ Bey.” Ödemiş’e gittiğimde de Ödemiş müftüsüne söyledi: “Bu kardeşi ben Bayındır’dan tanıyorum, iyidir, sağlamdır.”
Çorum Hacı Mustafâ Efendi Hazretleri’ne, Üstâd Hacer Ali Aydar Efendi icâzeti yazmış, dergâha açıklamış, öyle bırakmış. Mustafâ Efendi’ye Hacer Ali Aydar Efendi’den üç tane derviş kalmış. Geri kalanının hepsi terk etmiş. “Benim imtihanım ondan biraz daha büyük; kimse kalmamış” der.
Münafıklık ve Zikrullâh
Amelde ve İtikâdda Münafıklık
Münafıklığın iki türü vardır: Birincisi amelde münafıklıktır. Kişi kâh namazı terk eder, kâh orucu terk eder, kâh ibâdeti terk eder. Hadîs-i şerîfte buyurulduğu gibi: “Konuştuğunda yalan söyler, emânete hıyânet eder, verdiği sözü yerine getirmez.” Bu amelde münafıklıktır.
Bir de itikâdda münafıklık vardır ki Allâh hepimizi ondan korusun. İtikâdda münafık, Kur’ân’ın emrine inanmadığında şüphe eder, Resûlullâh’ın peygamberliğine şüphe eder, Allâh’ın Allahlığında şüphe eder, meleklerin varlığında şüphe eder. İnancından şüphe eder, bazen geri döner. Âyet-i kerîmede buyurulur: “Ey Habîbim, onlar senin yanına gelirler ‘inandık’ derler; senin yanından ayrıldıktan sonra ‘geçmiş atalarımızın dîni daha iyiydi’ derler.” Bu itikâdda münafıklardır ve münafıkların cehennemdeki yeri en alttır.
Zikrullâh ile Münafıklıktan Kurtuluş
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazretleri buyurmuştur: “Allâh’ı çok zikreden münafıklıktan kurtulur.” Çünkü münafıklığın sebebi kalbimizin üzerinde hazır duran şeytândır. Başka bir hadîs-i şerîfte Resûlullâh (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurur ki: “Şeytân sizin kalbinizin üzerinde durur. Ne zaman zikrullâhı bıraktınız, hemen size hâkim olur, kalbinize gelir oturur.”
Bir kimse çok zikrederek şeytânı kalbinden kovar. Şeytânı kalbinden kovunca şeytân ona vesvese veremez, nefsine vesvese veremez. Ne zaman kalbinizde vesvese oldu, ne zaman ümitsizlik oldu, ne zaman bir sıkıntı, bir darlık, bir müşkülât, bir kasâvet buldunuz — aman zikrullâha sarılın! Devamlı Allâh’ı zikreden insandan şeytân kaçar. Devamlı Allâh’ı zikreden insana şeytân musallat olamaz. Böylece münafıklık çukuruna düşmez.
Bugünün Müslümanları, bugünün dervişleri Allâh’a az zikrediyorlar. Gece zikriniz az, gündüz zikriniz az. Yolda giderken az zikrediyorsunuz, dükkânınızda az zikrediyorsunuz. Tevhîd, zikir var; içinize oturmalı, kalbinize oturmalı, damarlarınıza kadar yerleşmeli. Ânî davranışlarınızda, ânî reflekslerinizde Allâh dilinize geldiyse, gönlünüze geldiyse, nefsinize uymadan iyi bir noktadasınız demektir.
Zikrullâhın Fazîleti ve Günahlardan Arınma
Zikrullâh her şeyden kurtuluştur. Zikrullâh her şeye varıştır. Zikrullâh bir yok oluştur; o yok oluşun sonunda bir var oluştur. Zikrullâh devri bitirmektir. Nereye çıkarsanız çıkın, hangi hâle ulaşırsanız ulaşın, hangi makama varırsanız varın, hangi hâl üzere olursanız olun — zikrullâhın olmadığı hiçbir yer, hiçbir şey yoktur.
Kim derse ki “biz zikrullâhtan berî olduk artık”, vallâhi yalan söylüyor. O gölgelere aldanmış, hevese aldanmış, farkında değil. O vartaya düşmüş. Kim derse ki “biz namazdan kesildik, oruçtan kesildik, gönlümüz O’nun olduğu için O’nun ibâdetleriyle işimiz yok” diyorsa, o da hevese düşmüş, şeytâna düşmüş.
Habîbine diyor ki: “Ey Habîbim, sana feddik gerçekleşse dahi tövbeye, zikre, duâya devam et.” Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle yaptıysa bize düşeni siz düşünün.
Muhammed Mustafâ diyor ki: “Münâfıklıktan kurtulmak isteyen Allâh’ı çok zikretsin.” Kusurlardan, hatâlardan arınmak mı istiyorsun? Mahşerde kusurlarından, hatâlarından çekilmemek mi istiyorsun? Vallâhi zikret! Kalk geceleri boyu zikret. Kalk tenhâlarda zikret. Kalk yolda giderken zikret. Arabada tek başına iken zikret. Gecenin yarısında kalk zikret.
Sevgi: Başkasının Sevgisine Bakmadan Sev
Neden başkalarının sevgilerine bakıyoruz ki? Neden biz sevgilerin ölçüyoruz ki? Kendi sevgimizi ölçmek varken neden bir başkasının bizi ne kadar sevdiğine bakıyoruz? Neden “ben ne kadar seviyorum” diye düşünmüyoruz? Başkasının sevgisini takacağımıza kardeşler, kendi sevginize bakın!
Varsın hiç kimse sizi sevmesin, varsın hiç kimse sizin yüzünüze bakmasın, varsın hiç kimse size bir lokma ekmek vermesin, varsın hiç kimse sizi dinlemesin. Siz sevebiliyor musunuz, ona bakın! Siz, sizin yüzünüze bakmayanlara dahi geceleyin bakabiliyor musunuz, ona bakın! Siz, sizin elini reddedenlere dahi duâ edebiliyor musunuz, ona bakın!
Allâh’ı sevenin neyinden şikâyet olur ki? Allâh’a yüzünü döndürenin bir kimseden şikâyeti kalır mı ki? Allâh’ın sesini kalbinde duyan birinin başka bir sese ihtiyâcı kalır mı ki? Allâh’ın sevgisine ulaşmaya çalışan bir kimse bir başkasının sevgisine bakar mı ki? Bırakın başkalarını sizi ne kadar sevmediğini, siz başkalarını ne kadar seviyorsunuz, ona bakın!
Hanımım beni sevmiyor diyorsan, sen onu sevmemişsindir; kendini aynada görüyorsun. Çocuğum beni sevmiyor diyorsan, sen onu sevmemişsindir. Kardeşlerim beni sevmiyor diyorsan, sen sevmedin kardeşleri; kendini aynada görüyorsun.
Eğer şeyhimin beni sevip sevmediğini düşünmüş olsaydım, vallâhi hiç sevemezdim. Hiç onunla olan sevgisini tartmadım, ölçmedim. Ben onu sevmekle mükellefim. Ben onu seviyorum, dedim, sevdim. Kendi sevginize bakın; başkalarının sevgisiyle ayakta durmaya çalışmayın. Başkalarının sevmesiyle yol yürümeyin. O sevenleriniz sevmediği gün gelir; o “seviyorum” diyenler “sizi terk ettik” der. Siz sevin; siz severseniz murâdınıza, maksûdunuza ulaşırsınız.
Soru-Cevap
Ramazan Orucu ve Kaza Niyeti
Hem recep orucu hem Ramazan’ın borcundan aynı anda niyet ediyorum, doğru mu? Doğru değildir. Ramazan orucuyla beraber başka bir oruç niyet edilmez. Recep’te kazâ tutabilirsiniz, Şâban’da kazâ tutabilirsiniz; ama Ramazan’da Allâh’ın farz orucu tutulur, kazâ tutulur, başka bir şey niyet edilmez.
Mahallede Misâfir Ânı Açmak
Mahalle çavuşundan izinsiz misâfir ânı açılamaz. Mahalle çavuşu olan kardeşlerimiz mahallelerin sevk ve idâresinden sorumludur. Onlardan habersiz, onlarla istişâresiz aynı mahallede veya yan mahallede böyle bir şey yapmanın uygun olmadığını belirtirim. Kardeşlerle istişâre edip bu meseleyi çözeceksiniz. Bizim dergâhımızda insanların kendi başlarına misâfir ânı açma noktaları olmaz.
Sorunları Çözme Usûlü
Probleminizi kendi aranızda halledemiyorsanız, çözemiyorsanız o kardeşi alıp, mahalle sorumlusunu alıp benim yanıma geleceksiniz. Yalnız değil, ikiniz beraber geleceksiniz. Yalnız gelenleri dinlemem. İkisini bir dinlemem; hükmedeceksem ikisinin yanında hükmederim.
Hadîs-i Şerîf: Peygamber’in İbâdet Aşkı
Ebû Sâlih rivâyet eder: Allâh Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Kendisine: “Ey Allâh’ın Resûlü, azîz ve celîl olan Allâh senin gelmiş geçmiş bütün kusurlarını bağışladığı hâlde niye kendini bu kadar yoruyorsun?” diye sorulduğunda: “Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.
Enes bin Mâlik rivâyet eder: Bir hizmetçi, Resûlullâh’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini tutsa, onunla beraber ihtiyâcını gidermek için gelse, onun ihtiyâcını yerine getirmeden geri dönmezdi. Bir kadın Allâh Resûlü’nün elini tutmuş, bütün Medîne’yi dolaştırmış; “Şunu al, benimle beraber yürü” demiş. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) o kadına dememiş “sen beni nereye götürüyorsun” diye. Bu ahlâka bakın, bu tevâzûya bakın!
Kapanış Nasîhati
Alçak gönüllü olun. Allâh’ı sevin, Muhammed’ini sevin. Allâh’ı çok zikredin, çok tövbe edin, çok duâ edin, çok ağlayın, çok sevin, çok âşık olun. Biriniz birinize “hadi gidiyoruz” dediğinde “nereye” diye sormayın; o dost olmadığınızı gösterir, o arkadaş olmadığınızı gösterir, birbirinizi iyi sevmediğinizi gösterir.
Kaynakça
- Hadîs-i Şerîf: “Allâh’ı çok zikreden münâfıklıktan kurtulur.” — Sünen-i Tirmizî, Zikir, Hadîs No: 3527; İbn Mâce, İkāme, Hadîs No: 3822
- Hadîs-i Şerîf: “Konuştuğunda yalan söyler, emânete hıyânet eder, verdiği sözü yerine getirmez.” (Münâfığın alâmetleri) — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 33; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 59
- Hadîs-i Şerîf: “Şeytân sizin kalbinizin üzerinde durur, zikrullâhı bıraktığınızda hâkim olur.” — Sünen-i Nesâî, Kitâbu’l-İsti’âze, Hadîs No: 5534; Müsned-i Ahmed, Cilt 1, Hadîs No: 266
- Hadîs-i Şerîf: Peygamber (sav) ayakları şişinceye kadar namaz kılması — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Teheccüd, Hadîs No: 1130; Sahîh-i Müslim, Kitâbu Sıfâti’l-Münâfıkîn, Hadîs No: 2819
- Hadîs-i Şerîf: Bir hizmetçi Resûlullâh’ın elini tutsa ihtiyâcını yerine getirmeden bırakmazdı — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, Hadîs No: 6072; Sünen-i İbn Mâce, Zühd, Hadîs No: 4177
- Âyet-i Kerîme: “Ey Habîbim, onlar senin yanına gelirler ‘inandık’ derler, ayrıldıklarında geri dönerler.” — el-Münâfikûn Sûresi (63), Âyet: 1-3; el-Bakara Sûresi (2), Âyet: 8-16
- Âyet-i Kerîme: “Kalpler ancak Allâh’ın zikri ile mutmain olur.” — er-Ra’d Sûresi (13), Âyet: 28
- Kaynak: Tabakātü’l-Kübrâ — İmâm Abdülvehhâb eş-Şa’rânî (v. 973/1565), Velîlere yapılan iftirâ ve çileler bahsi
- Tasavvuf Kaynağı: Mürşid-i Kâmil’in mâsûmiyeti meselesi — İmâm Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbâniyye, Mektup No: 260-266
- Fıkıh: Ramazan orucuyla başka oruç niyeti birleştirilemez — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Oruç Bahsi, Cilt 2
Sohbetin Özeti
Bu sohbette velîlik makamının mahiyeti, velîlerin günah işleyip işlemeyeceği meselesi, münâfıklık türleri ve zikrullâhın münâfıklıktan kurtuluştaki yeri detaylı şekilde ele alınmıştır. Velîlerin mâsum olmadığı, hatâ ve kusur işleyebilecekleri ancak bunun velîlikten düşmeye sebep olmadığı; asıl tehlikenin günâh-ı kebâire ısrar ve tövbesizlik olduğu vurgulanmıştır. Tarih boyunca velîlere yapılan iftirâlar, çileler ve karşı duruşlar örneklerle anlatılmış; Bayındır ve Ödemiş hâtırâları paylaşılmıştır. Sevgi bahsinde başkasının sevgisini tartmak yerine kendi sevgimize bakmamız gerektiği, zikrullâh bahsinde ise Allâh’ı çokça zikretmenin şeytânı kalpten kovduğu ve münâfıklıktan kurtardığı hadîs-i şerîflerle açıklanmıştır.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Velâyet, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı