Zikrullah: Cemaat İçi Problemlerin Çözümü ve Hiyerarşi
İnsan var olan yerde mutlaka problem vardır. Cennette hiçbir problem yoktur; ancak bu dünya imtihan yurdudur ve insanların bir arada bulunduğu her ortamda kasıtlı veya kasıtsız, bilerek veya bilmeyerek çeşitli meseleler ortaya çıkar. Önemli olan, bu problemlerin cemaat kendi iç hiyerarşisi içerisinde çözülmesidir.
Bu sistem Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in sünnetine uygundur. Resulullah’ın ashabı arasında nakibler vardı. Bu nakibler belirli zamanlarda gelir, başlarındaki nakibaya rapor ederlerdi: şöyle oldu, böyle oldu, şu mesele çıktı diye. Nakiba da Peygamber Efendimiz’e bu raporları arz ederdi.
Ehl-i tasavvufta da sünnete uygun olan bu hiyerarşi aynen devam eder. Bir mürşidin nakibası olur, nakibleri olur. Nakiblerinden ve nakibasından gerekli raporları alır, bilgileri toplar. Orada bulunan kardeşlerin herhangi bir problemi varsa, önce bu görevliler meseleyi çözmeye çalışırlar. Eğer çözemezlerse üstada iletirler.
Üstadla Derviş Arasına Girmemek
Hiçbir hiyerarşik kademede bulunan kardeş, üstadla dervişin arasına girmemelidir. Ancak derviş de edepsizlik ederek başındaki görevliyi çiğneyip doğrudan üstada gitmemelidir. Her yerde üstadın görevlileri vardır; derviş derdini önce bu görevli kardeşlere anlatır. Onlar çözemezlerse mesele üstada taşınır.
Üstad, iki kardeş arasındaki bir problemi hükme bağlayacaksa, her iki tarafı da huzurunda dinlemesi gerekir. Huzurda dinlenmeden verilen hiçbir kararın geçerliliği yoktur. Bu, adab ve erkanın ta kendisidir. Tek taraflı dinleme ile verilen karar, haksızlık doğurur. Allah muhafaza eylesin.
Edep ve Adab: Tarikat İçinde Davranış Kuralları
Hüseyin Erdoğan’ın naklettiği söz hatırlatılır: ‘Edep nurdan bir taçtır; bu tacı giy, kurtul her türlü belalardan.’ Bu söz şeriat ahkamına işaret eder. Bir insan edepsizlik ederse ona bela gelir. Haramdan uzak durmak edeptir, ama ince çizgilere riayet etmek de edeptir. Haramdan kaçınsanız bile ince çizgileri gözetmezseniz, tasavvuf içerisinde sıkılırsınız.
Tasavvuf ince bir çizgidir; keskin bir kılıç gibidir. Karşıya vursa muhakkak keser, ama edebin dışına çıkarsan o kılıç döner seni keser. Hazreti Abdülkadir Geylani’nin buyurduğu gibi: ‘Bizim kılıcımız havada durur. Ahmaklar gelip kılıcımıza çarpar.’ Ahmak olma; edebe, ahlaka, adab ve erkana riayet et.
Mecliste Oturuş Adabı
Bir kimse ön safa oturup ayağını uzatsa, herkes ona bakar. Tarikat noktasında bu, ince çizgiyi aşmaktır. Bilmeyerek gelen, ama ayağı ağrıyan kimse, haddini bilecek; ön sıraya oturmayacak, kenarda duracaktır. Eski derviş kardeşler, abiler öne oturmalıdır. Büyükler herkesten önce gelmeye gayret ederler; bir görev verilecekse, bir iş çıkacaksa hazır olsunlar diye.
Eski Dervişlere Hürmet ve Onlardan İstifade
Senden bir gün önce gelen bir kimsenin yanında durmak senin için büyük bir nimettir, büyük bir lütuftur. Senden beş yıl, on yıl, yirmi yıl önce ders almış bir kimsenin yanında durmak senin için lütf-u ilahidir, ikramdır. O senden önce gitmiş, diz çökmüş, gözyaşı dökmüş, üstada bağlanmış, yola hizmet etmiş. Onun bildiği, gördüğü, tecrübesi, aşkı ve muhabbeti var.
Eski dervişlerin yanında durmak insana edeb öğretir, terbiye olur, kibirden uzak tutar. Bir kimse aşık bir dervişin yanında durursa, vallahi ona aşkın kokusu bulaşır. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz’in buyurduğu gibi: ‘Bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim.’ Buradaki dinden kasıt ahlaktır. Arkadaşın dedikocuysa sen de dedikocusun; aşıksa sen de aşıksın; zikrullahı seviyorsa sen de seversin.
Eski dervişlere hizmet etmek edep öğretir. Ancak eskiler de böbürlenmemeli, kibirlenmemeli, ‘Biz eskiyiz, biz neler gördük’ dememelidir. Bu da onları helak eder, Allah muhafaza eylesin.
Karnından Konuşmamak ve Gıybet Tehlikesi
Tasavvuf yolunda manevi olarak ilerleyen kardeşlerin en çok kendilerini bitirdiği şey, problemlerini karnından konuşarak, yani arkadan dedikodu yaparak büyütmeleridir. Gerekli gereksiz insanlarla konuşarak sıkıntı çıkarmaktır. Bir kimse gidip problemi çözmesi gereken görevlilerle değil de oradaki dervişlerle konuşuyorsa, bu gıybettir.
Daha ilerisine gidersek: doğruysa gıybettir, yanlışsa iftiradır, daha ötesinde ise laf gezdirmektir. İbn-i Mübarek Hazretleri laf gezdirenleri çok ağır ifadelerle eleştirmiştir. Laf dolaştıranlara nemaniler demiştir; ‘Bunlar, anneleri babaları belli olduğu halde, onun bunun çocuklarıdır’ diye tefsir etmiştir.
Cemaat ve Toplulukta Dikkat Edilecekler
Eğer gittiğiniz bir cemaatte para dağıtılıyorsa, makam dağıtılıyorsa, mevki ve hiyerarşik yapılanma rağbet görüyorsa, orada Allah’ın rızası kaybolmuş, yerine başka şeyler geçmiştir. Bir yerde hizmet öndeyse, hizmetle insanlara, Allah’a, Resulüne, dine hizmet ediyorsa, o topluluk doğru yoldadır.
Hiç kimse şahıslara hizmet etmesin. Hiç kimse herhangi bir hocanın, kardeşin veya Mustafa Özbağ’ın şahsına hizmet etmesin. Büyüklere hizmet sevaptır, ama hediyeleşme adı altında istismar olmamalıdır. İnsanlar adab ve erkanı bilerek hareket etmelidirler.
Zikrullah Halakasında Edep ve İhsan
Cenab-ı Resulullah buyurmuştur: ‘Beni Rabbim terbiye etti.’ Alttan üste doğru bütün edebin ve terbiyenin sahibi Allah’tır: şeriat noktasında da, tarikat noktasında da, hakikat ve marifet noktasında da. Allah, nakibin üzerinden, nakabanın üzerinden, üstadın üzerinden sana edeb öğretir, ahlak öğretir.
Gönlünü zikirle temiz tut. Gönlünü zikirle yeşert. O ince edep rüzgarının gönlüne esmesini istiyorsan, gönlünü zikrullah halinde tut. Seher vaktinde Allah’ı zikret, gönlünü O’na yasla. O sana adab ve erkanı öğretecek, ilahi aşkın damlasını kalbine damlatacak.
Zikir Halakasında Dikkat Edilecekler
Zikrullah insanı edeb verir, haya verir, terbiye eder, Allah’a yaklaştırır, Allah’la sohbet ettirir, muhabbet ettirir. Eğer bunlar olmuyor ise zahirin zikrediyor, için zikretmiyor demektir. Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar; eğer namazın seni kötülüklerden alıkoymuyorsa, sende yanlışlık var demektir.
Zikrullah halakasına geldiğinde edebini tak, hayalini tak, korkunu tak, yakınlığını tak. Kalbinde çözsün Allah sevgisi. ‘Ya Rabbi, beni buradan günahsız gönder, gönlüme misafir ol, gönlüme hakikat-i ilahiyi aç, lütfet, ikram et, ihsan et’ diye yalvar. İçinden konuş O’nunla, kalbini O’na yasla.
Zikrullah halakasında gaflette kalma! Zikir meclisinde gaflette kalmak, ekmek fırınından aç çıkmak gibidir; yemek kazanından aç gitmek gibidir; muhteşem bir davetten aç kalkmak gibidir. İsa Aleyhisselam’ın havarileri gökten inen sofradan yemek yemelerine rağmen azdılar ve saptılar. Bu ne korkunç bir şeydir! Bu meclis cennet bahçesidir; elini cennet nimetine uzatıyorsun, ama edebini muhafaza etmezsen sonun zehir olur.
Zikredenlerle Edep ve Onları İncitmemek
Yanındaki kimseye edep et, onu incitme. O Allah’ın dostudur. Onu küçük görme, eksik görme, haline güzel etme. O elini Allah’a uzatmış, gönlünü O’na satmış da gelmiştir. Annesi karşı gelmiş, babası karşı gelmiş, eşi, çoluğu çocuğu karşı gelmiş; o bütün engelleri yıkıp Allah demeye gelmiştir.
Zikrullah meclisi Allah meclisidir. Orada Allah konuşulur, Allah’ın nuru ile tecelli etmiştir. Allah dedikçe O da seni zikreder. Zikredenler O’nunla sohbet edenlerdir, O’nunla konuşanlardır, ellerini ve gönüllerini O’na açanlardır. Zikreden bir kimseye edepsiz davranma, haliyle alay etme.
Aşkın Hakikati ve Zikir Meclisinin Mahiyeti
Burası normal bir yer değildir; normal bir yer arıyorsanız burası size göre değildir. Burası Allah’a aşık olmaya çalışanların, Allah’a aşık olmak isteyenlerin, Allah’a aşık olanların yeridir. Başka bir derdimiz, başka bir amacımız yoktur. Sadece Allah’a aşık olun, Allah’ı sevin, Allah deyin, Allah’ı zikredin.
Aşk insanı insanlıktan çıkarır, aşk insanı kebir eder, aşk insanı sevgiliye musallat eder. Zikir halakasında gözünü yum, o Sevgililer Sevgilisi’ni bekle. O gelecektir muhakkak. O’nunla konuşmadan, O’nunla kol kola zikrullah yapmadan, O’nunla nefes nefese Allah demeden kalkma oradan.
Allah’ın Zikrini Terk Etmemek
Tarih boyunca Allah’ı zikredenler hep menzile varmışlardır, bir mürşide bende olanlar menzile varmışlardır, peygamberlerinin dizinin dibinde oturanlar menzile varmışlardır. Kim ki Allah’ın zikrini çok yaptı, Allah onu çok andı, çok merhamet etti, çok lütfetti, çok ikram etti. Allah’ın zikrinden uzaklaşanlar ise O’nun lütfundan ve ikramından uzaklaşırlar.
Cennetin dışı cehennemdir. Cennet sohbetini bıraktıysan, cennet bahçesini terk ettiysen, cennet nimetini bıraktıysan, senden daha küstah, daha zalim kim olabilir? Sakın ne Allah’ı bırakın, ne Allah’la meşguliyeti bırakın, ne tövbeyi, ne zikri, ne şükrü bırakın. Edebinizi büyütün, küçüklere dahi edeb edin, büyüklerinize hürmet edin. Topluluğunuz Muhammed Mustafa’nın topluluğu gibi olsun: birbirine zulmetmeyen, birbirine yardım eden, birbirinin kusurlarını örten bir topluluk.
Kaynakça
- Hadis: ‘Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti.’ (Suyuti, el-Camiu’s-Sagir, No: 311; İbn-i Sa’d, et-Tabakat, I/312)
- Hadis: Hz. Ebu Bekir (r.a.): ‘Bana arkadaşını söyle, senin ahlakını söyleyeyim.’ (Ebu Davud, Edeb, No: 4833; İbn-i Hibban, es-Sahih, No: 563)
- Kur’an: Ankebut Suresi, 29/45 — ‘Muhakkak ki namaz fahşadan ve münkerden alıkoyar.’
- Kur’an: Maide Suresi, 5/112-115 — İsa Aleyhisselam’ın havarileri ve gökten inen sofra kıssası
- Kur’an: Ahzab Suresi, 33/41-42 — ‘Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.’
- Kur’an: Bakara Suresi, 2/152 — ‘Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.’
- İbn-i Mübarek, ez-Zühd ve’r-Rekaik — Laf gezdirenlerin (nemmamlarin) durumu hakkında tefsir
- Abdülkadir Geylani (k.s.), el-Fethü’r-Rabbani — ‘Bizim kılıcımız havada durur’ sözü ve edep vurgusu
- Hüseyin Erdoğan — ‘Edep nurdan bir taçtır; bu tacı giy, kurtul her türlü belalardan’ sözü (Sohbet nakli)
- Kuşeyri, er-Risale — Tarikat hiyerarşisinde nakib, nakiba ve mürşid ilişkisi; adab-ı sohbet
- İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu Adabi’l-Uhuvve — Kardeşlik adabı, gıybet ve nemimenin zararları
- Sühreverdi, Avarifu’l-Maarif — Dervişlerin birbirleriyle muamelesi ve zikir meclisi adabı
- İmam Nevevi, Riyazu’s-Salihin, Bab: Zikrullah — Zikir meclislerinin fazileti ve cennet bahçeleri hadisi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Muhabbet, Aşk, Şükür, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı