Özel: Mürşid-i Kâmil İhtiyâcı ve Bediüzzaman’ın Görüşü
Kur’ân ve Sünnet yolunda hidâyete ermek için bir mürşid şart mıdır? Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, 29. Mektup, 9. Kısım, 8. Tenbih’te buyurur: “Bir kimsenin tarîkatte hissesi yoksa, bugün kızgın dalgaların karşısında kendisini muhâfaza etmesi müşkülleşmiştir.” Devâm eder: “Âdi, samîmî bir ehl-i tarîkat, üstâdına duyduğu muhabbet cihetiyle ümîdini kesmez; ümîdini kesmezse kebâire ve fıska düşse bile asla zındıkaya düşmezler.”
Burada ehl-i tasavvuftan istenen şey muhabbettir. Üstâda duyulan muhabbet o kimseyi muhâfaza eder, o muhabbet onu korur. Bu muhabbetle ümîdini kesmez.
Tasavvufta Muhabbet, Aşk ve Ümit
İnsan nefsi hem zâhirde hem bâtında açtır. Karnı aç olan yemeğe koşar, susamış olan suya koşar. Tasavvufî mânâda da ilâhî aşka doyumsuz olan gönül oraya doğru koşar ve her koşmanın netîcesinde gönlüne bir şey akar. Eğer gönlüne bir şey akmazsa o kimse ümitsizliğe düşer.
Eğer yanında ağzı ıslanan, dili şekerlenen birisini görürse eksikliği kendinde görecek ve kendisi de o hâle ulaşmak için gayret edecektir. Eğer yanında böyle birini göremezse ümitsizliğe düşecek, karanlığa gömülecektir. Allah’tan ümit kesmek küfürdür. Ehl-i tasavvuf bu noktada her adımda bir kimsenin ağzına şeker çalınan, ümit etmesine teşvik edilen bir yoldur. Bu yolun başında Resûlullâh (s.a.v.) durmaktadır.
Başkalarını Yola Davet Âdâbı
Eski sûfîler “Gel derviş ol” demezlermiş; dervişliği yaşarlarmış sadece. Bir kimseye özel bir yola davet etmek adâba uygun değildir. Sohbet kapısı herkese açıktır, zikrullâh kapısı herkese açıktır; ama yolda gitmek herkese açık değildir. O kimsenin özel muhabbet, özel sevgi, özel aşkla yürümesi lâzımdır.
Etrâfınıza “İllâki bu yolda olman lâzım” gibi baskı yapmayın. Bir yolunu bulmuş, bir tarîkat bulmuş, bir cemaat bulmuş kendisine — ona kalkıp da “Bu yola gel” demeyin. İnsanlara Kur’ân’ı anlatırız, Sünnet’i anlatırız, fıkıhı anlatırız, tasavvuf ilkelerini anlatırız; ama “Bizim yolumuza gelin” demeyiz. Bu bizim yolumuz değildir.
Sen öyle bir yaşa ki o kimse sorsun: “Sen bu ahlâkı nereden aldın? Sen bu aşkı nereden aldın?” O kimse senin peşine düşsün gelsin. Yoksa “Gel bizim tarîkatımıza, bizim bir şeyhimiz var” — bu üretim yolumuz değil.
Hz. Mevlânâ ve Yûnus Emre’den Mürşid Gerekliliği
Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri der ki: “Aşktan nasîbi olmayanın eşekten farkı yoktur.” Ve yine der ki: “Sen bir velînin kapısından yürümedikçe ehlileşmezsin.” O hâlde bir velînin sofrasına oturmayanı Hazret-i Mevlânâ insan sınıfına koymaz.
Yûnus Emre Hazretleri de der ki: “Sen oruçla tutsan, namazla kılsan, hacca da gitsen — bir velînin kapısına uğramadıysan hiçbir şey yapmadın.” “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” Kendini bilmenin yolu bir mürşide uğramaktır.
Yakınlık Makamlarının Özel Hukûku
Hz. Ebû Bekir’in Hurma Kıssası
Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’e birisi bir hurma verdi. Başka bir sahâbî dedi ki: “Yâ Emîrü’l-Mü’minîn, o hurma şüpheli bir kaynaktan geldi.” Koskoca Ebû Bekir kolunu sıvadı, ağzını açtı, kusması mümkün değildi çünkü midede başka bir şey yoktu. Elini ağzının içerisine attı, midesinden o hurmayı alıp çıkardı. Bir başkası için o hurmayı yemek mubah olabilirdi; ama Hz. Ebû Bekir için mubah değildi.
Allah’a yakın olanların küçük hataları kendilerince günahı kebâirdir. Allah’a yakın olanların küçük gafletleri kendilerince günahı kebâirdir. Şerîatte mubah olan bazı şeyler, tarîkatte haram hükmüne geçer. Meselâ ehl-i tasavvuf hiç kimseden hiçbir şey istemez; istemek haramdır. Hz. Ebû Bekir ve Ebû Zer-i Gıfârî gibi büyük şahsiyetler hiç kimseden hiçbir şey istememe husûsunda Resûlullâh’a bîat etmişlerdir.
Tövbe Kademeleri ve Kalbi Temizleme
Ehl-i tasavvufun tövbesi, kalpten günahın sökülüp atılmasıdır. Bir kimse tövbe eder, tekrar tövbe eder; ama kalbinden o günah kazınıp atıldığı zaman tövbesi sahih olur. Artık bir daha içki içmeyi düşünmez, zinâ etmeyi düşünmez, hırsızlık yapmayı düşünmez. Bütün kadınlar sıralansa zinâ etmeyi düşünmez, bütün içkiler sıralansa içki içmeyi düşünmez, bütün paralar sıralansa hırsızlık yapmayı düşünmez.
Ne zaman ki bir günah sizin kalbinizden, aklınızdan silindi, o günaha karşı isteğiniz kalmadı — işte o günahtan gerçekten tövbe etmişsiniz demektir.
Nikâh ve Nişan Meselesi
Bir erkek bir kadınla nikâhlandığında kadın onun hanımı olur. Nikâhlandığı anda hanım oldu. Adam kadının her şeyinden sorumludur: yemesinden, içmesinden, giymesinden, yatmasından, kalkmasından, evinden, barkından, ihâşesinden. Düğüne ister bir gün kala, ister nişanlandığı an nikâh kıyılsın — önemli değildir. Adam adamlığına güveniyorsa, kadın kadınlığına güveniyorsa nikâhlansınlar.
Kız anneleri, babalar — çocuklarınızı evlendirirken hayatı zorlaştırmayın. İnsanları rampa yukarı çıkarmayın. Verecekseniz verin, Allah yoluna çıksın, evlendirin gitsin. Vermeyecekseniz kesin, atın gitsin. Hayatı zorlaştırmayın.
Kaynakça
- Bediüzzaman Said Nursî: 29. Mektup, 9. Kısım, 8. Tenbih — Tarîkat, hakîkat, tasavvuf hakkında; mürşide duyulan muhabbetin koruyuculuğu
- Hadis: “Allah’tan ümît kesmeyiniz” — Zümer Sûresi, 53; Yûsuf Sûresi, 87
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: “Aşktan nasîbi olmayanın eşekten farkı yoktur” — Mesnevî-i Şerîf, c. 2
- Hz. Mevlânâ: “Bir velînin kapısından geçmedikçe ehlileşmezsin” — Dîvân-ı Kebîr
- Yûnus Emre: “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” — Yûnus Emre Dîvânı
- Yûnus Emre: “Oruçla tutsan, namazla kılsan, hacca da gitsen — bir mürşide uğramadıysan…” — Yûnus Emre Dîvânı
- Hadis: Hz. Ebû Bekir’in şüpheli hurma kıssası — Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr, 26
- Hadis: Hz. Ebû Bekir’in bütün malını getirmesi — Ebû Dâvûd, Zekât, 40; Tirmizî, Menâkıb, 16
- Hadis: Ebû Zer-i Gıfârî’nin istememe bîatı — Müslim, Zekât, 108
- Fıkıh: “Şerîatte mekruh olan tarîkatte haram olur” kaidesi — İmâm Rabbânî, Mektûbât, c. 1, Mektup 41
- Fıkıh: Nikâhın sahih olması için rükünler — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Nikâh Bâbı
- Tasavvuf: İmâm-ı Hanbel ve Şeybân-ı Râî intisâbı — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı