Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

278. Dergah Sohbeti: Fitne ve Fesat Kavramları, Dervişlikte Rızık Ahlakı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 278. Dergah Sohbeti: Fitne ve Fesat Kavramları,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Fitne: Fitne Kavramı: Allah’tan Uzaklaştıran Her Şey

Kişinin akrabalarını ölçünün dışında sevmesi fitnedir. İşini ölçünün dışında sevmesi fitnedir. Kendisini ölçünün dışında sevmesi fitnedir. Allah’tan ayıran her şey insanın fitnesidir. Çok makul gelebilir bize, helal bir şey olabilir; ama bizi Allah’tan alıkoyuyorsa o bizim için fitnedir. Fitnenin bir manası imtihandır, ama tasavvufta anlamamız gereken asıl mana: Allah’tan uzaklaştıran şeydir.

Bir kimsenin çalışıp kazanması, helal dairede ihtiyacını karşılaması farzdır. Ama helal dairede yaşayacağım derken namazını terk etmesi veya geciktirmesi fitnedir. Şimdiki insanlar ‘çalışmak da ibadettir’ diyorlar; evet ama çalışmak bahane edilerek namaz, oruç, Kur’an gibi dinin olmazsa olmaz ibadetleri terk edilemez. İşin namazın önüne geçmesi fitnedir.

Çocuğuyla oynarken namazı terk eden kadın için çocuk fitne olmuştur. Kendine güzellik peşinde koşan, estetik ameliyatlar yaptıran kimse için kendi muhabbeti fitne olmuştur. Gün gelir adamın arabası, dükkanı, parası, güzelliği fitne olur. Annesini, babasını, şeyhini ölçüsünden fazla seven için o sevgi fitne olur. Allah’tan ve Resulullah’tan, şeriatın yolundan ayıran her şey fitnedir.

Fesat Kavramı: İmanda Bozulma ve Çürüme

Fesat bozulmak, çürümektir. Bir kimsenin fesada uğraması çürümesi demektir. Bunun en tehlikelisi imanda fesada uğramaktır. İmanda fesadın en önemli göstergesi, uluhiyeti başka bir şahsa, doktrine veya mekanizmaya yıkmaktır. ‘Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz’ ayetinin ruhuna aykırı her şey imani fesattır.

Gizli şirk bir fesat halidir. Riyakarlık da gizli şirke eş değer tutulmuştur. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem riyayı gizli şirk olarak nitelendirmiştir. Fesadın alt kademeleri de vardır: Sünnet-i Resulullah noktasında fesat, müçtehit imamların içtihatları noktasında fesat. Bir kimse İmam-ı Azam Hazretlerinin fetvasını ‘reddediyorum’ derse o noktada fesada uğramıştır. Ama ‘gücüm yetmiyor, İmam Şafiî’nin görüşüne muktedirim’ demek farklıdır.

Namazın Terk Edilemezliği

Hiçbir kimsenin, hiçbir şart altında namazı terk ettirmeye hakkı yoktur. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Benî Kurayza’ya askerlerini gönderirken ‘namazı terk edin’ demedi, ‘tehir edin’ dedi. Sahabelerin bir kısmı yolda kıldı, bir kısmı vardıkları yerde kıldı; imamlar buradan hüküm çıkardı. En dar zamanda bile Peygamber namazı terk ettirmedi.

Uhud’da namazı gecikti. Hendek Savaşı’nda ikindi namazını kılamamıştı; buna çok hiddetlendi, çok üzüldü. Gece namazı iade etti: Önce ikindi, sonra akşam, sonra yatsı namazını kıldı. Demek ki en sıkıntılı, en dar zamanında dahi namazı terk edin dememiş. O halde hiçbir alim, normal şartlarda herhangi bir hizmeti öne sürerek ‘burada namaz kılmayabilirsin’ diyemez.

Dârülharp Hukuku: Zina, Cariye ve Had Cezaları

Bir müminin gayrı müslim bir kadınla cinsi münasebette bulunması zinâ hükmündedir. Ancak o kadın savaşta esir alınmış cariye ise o zaman cinsi münasebet hakkı doğar. Şu anda cariye hükmünde birinin olması mümkün değildir; bunun için savaş ve esaret şartları gereklidir.

Dârülharp’te bir mümin gayrı müslim bir kadınla zinâ etse, Dârülislam’a döndüğünde ona had uygulanır mı? Hanefîlerin bir kısmı ‘uygulanır’ demiş, bir kısmı ‘uygulanmaz çünkü suç Dârülharp’te işlenmiştir’ demiştir. Had uygulanmaması, zinâ günahına girilmediği anlamına gelmez. Zinâ, nerede olursa olsun haramdır.

Osmanlı Akıncıları ve Sınır Hukuku

Osmanlı’da akıncılar sınır boylarında düşman çetelerle savaşırdı. Nasıl Osmanlı’nın akıncı güçleri varsa, Hristiyan dünyasının da kendi akıncı güçleri vardı ve bunlar Osmanlı kıyılarına yerleşmişlerdi. Akıncılar gider bu savaşan güçlerle çarpışır, kadınlarını cariye ederlerdi. Bu normal köylülere yapılmazdı; savaşanların ve onlara yardım edenlerin kadınları söz konusuydu. Hanefîler Dârülharp’te bu tür tasarrufların caiz olduğuna fetva vermişlerdir.

Tilki ve Aslan Hikâyesi: Rızık İçin Çalışmak

Ehl-i tasavvufun meseleleri hikâyeyle anlatması meşhurdur. Bir derviş ormanda yürürken eli ayağı kesik bir tilki görmüş. Bir aslan avladığı ceylanı yiyip artığını tilkinin önüne bırakmış. Ertesi gün de aynısı olmuş. Derviş düşünmüş: ‘Tilki kadar mı yokum? Allah benim de rızkımı verir.’ Gitmiş mescide kapanmış. Bir gün, iki gün geçmiş; kimse selam bile vermemiş.

Üçüncü gün mihraptan bir ses duymuş: ‘Ey miskin! Kalk, aslan ol! Pençeni vur ki ardından tilkiler de doyusun. Elin ayağın sağlamken sakın ha tilkiliğe tenezzül etme!’ Bizim yolumuzda tilkilik yolu yoktur. Ellerimiz ayaklarımız sağlam oldukça pençemizi vurup rızkımızı temin etmek için çalışacağız.

Akbaba ve Kartal Hikâyesi: Kader ve Mukadderat

Kartal kuşu ile akbaba sohbet ediyormuş; hangisinin gözü daha keskin diye ovaya bakmışlar. Akbaba bir buğday tanesi görmüş, pike yapmış; tam buğdayı alırken tuzağa düşmüş. Kartal demiş: ‘Sen buğdayı gördün ama tuzağı göremedin!’ Akbaba demiş: ‘Mukadderat gözümü kapattı, yoksa tuzağı da görürdüm.’

İnsanın pençesi her şeye vurur, kadere vuramaz. Kaderin pençesi ise her şeye vurur. Rızık pazunun kuvvetinde değildir, bir takdirdir. Çok akıllı insanların rızkı çok olmayabilir, akılsız görünenin rızkı da az olmayabilir. Ama sebepler dairesinde çalışacağız; sebepleri terk etmek dervişlik değildir.

Dervişlik: Sebepleri Terk Etmek Değil, Müsebbibe Dayanmak

Dervişlik sebepleri terk etmek değildir. Dervişlik, sebebi sebep olarak görüp Müsebbib’e yani Allah’a dayanmaktır. Sebepler dairesinde helal yoldan çalışacağız, ama dayanağımız Allah olacak. Bir şey isterken Allah’tan isteyeceğiz, bir şeye yaslanırken Allah’a yaslanacağız.

Dervişlik insanlar için geçim kaynağı olmasın. Şeyhler, alimler, vaizler, nasihatçiler için geçim kapısı olmasın. Elhamdülillah bugüne kadar da olmadı, bundan sonra da olmasın. Aslan olacağız, bir başkasının artığını yemeye tenezzül etmeyeceğiz. Önümüze ne geldiyse eyvallah deyip yiyeceğiz, ama çalışacağız, gayret edeceğiz.


Kaynakça ve Referanslar

Hadis-i Şerif Kaynakları

  • “Gıybet eden kimsenin üzerinden iman kalkar” hadisi — Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân, No: 6758; İbn Ebî Şeybe, Musannef
  • “Riya gizli şirktir” hadisi — Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/428-429; İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’z-Zühd, No: 4204
  • Benî Kurayza seferi ve namazın tehiri — Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Megâzî, No: 4119; Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-Cihâd, No: 1770
  • Hendek Savaşı’nda ikindi namazının kazası — Buhârî, Sahîh, Kitâbü’l-Mevâkît, No: 596; Müslim, Sahîh, Kitâbü’l-Mesâcid, No: 631
  • “Paçaya (koyun ayağına) bile davet edilsem giderim” hadisi — Buhârî, Sahîh, Kitâbü’n-Nikâh, No: 5178
  • “Rızık pazunun kuvvetinde değildir” manasındaki rivayet — İbn Mâce, Sünen, Kitâbü’t-Ticârât, No: 2144; Tirmizî, Sünen, Kitâbü’z-Zühd

Kur’ân-ı Kerîm Referansları

  • “Ancak Sana ibadet eder, ancak Senden yardım dileriz”: el-Fâtiha 1/5
  • Fitne kavramı: el-Enfâl 8/28 — “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer fitnedir”
  • Fitne kavramı: et-Tegâbün 64/15 — “Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir”
  • Kader ve takdir: el-Hadîd 57/22 — “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde başınıza gelen her musibet, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmıştır”

Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları

  • Dârülharp hukuku — İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, İmam Muhammed eş-Şeybânî (Kitâbü’s-Siyer), İmam Ebû Yûsuf (Kitâbü’l-Harâc)
  • Dârülharp’te had uygulanması meselesi — es-Serahsî, el-Mebsût, Kitâbü’s-Siyer bölümü; el-Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’
  • Şâfiîlerde kadınlara dokunmanın abdesti bozması — İmam Şâfiî, el-Ümm; en-Nevevî, el-Mecmû’ Şerhu’l-Mühezzeb
  • Aslan-Tilki hikâyesi — Ehl-i tasavvuf literatüründe tevekkül ve tesbîb dengesini anlatan klasik kıssa, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinde benzer anlatımlar mevcuttur

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Muhabbet, Tevekkül, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı