Hazreti: Bilâl-i Habeşî’nin Cennetteki Hâli ve Miraç Hadisi
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Miraç’ta yaşadığı hâllerdendir. Cennete girip cennet hayatını görmüş, cehennem hayatını görmüş, cehennemdeki insanların niçin cehenneme girdiklerine dair Hazreti Cebrail’den bilgi almıştır. Bunlar mana âleminin bir kimsenin önüne serilmesidir.
Cennet Peygamber Efendimizin gözünün önüne serildiğinde Bilâl-i Habeşî’yi orada görünce ‘Benden önce nasıl geldin?’ demesi, onun nasıl cennetlik amel işlediğini öğrenmekle alakalıdır. Bilâl-i Habeşî her abdesti bozulduğunda abdestini tazeleyip üzerine iki rekât namaz kılma sünnetini yerine getirmiştir. Bu hadisten Bilâl-i Habeşî’nin Hazreti Peygamber’den daha faziletli olduğuna dair bir işaret çıkarmak mümkün değildir.
Sûfîler bu hadisi kendilerine ölçü edinirler. Bazı sûfîler öylesine ibadet ederler, öylesine Allah derler ki bir anda bu hâllerle hâllenebilirler. Bu hâllerle hâllenenlerin hayrete vesile olmaları, Resulullah’tan önce cennete girenin durumuna işarettir.
Kader, İrade ve Cenab-ı Hakk’ın Adaleti
‘Sizden biriniz cennetliklerin amelini işler, hatta kendisiyle cennet arasında bir kulaç mesafe kalır. Bu sırada meleğin ana karnında yazdığı yazı gelir de o kimse cehennemliklerin işini işlemeye başlar, cehenneme girer.’ Bu hadis-i şerifin doğru anlaşılması çok önemlidir.
Allah Yazdığı İçin mi Kul Öyle Yaşar?
Cenab-ı Hak, o kulun cehennemlik amel işleyeceğini bildiği için cehennemlik olarak yazmıştır. Allah o kimsenin cehennemlik yazdığı için o amel işlemez; bildiği için yazar. Eğer Allah yazdığı için kul öyle yaşasaydı bu cebrî olurdu ve kul ‘Sen benim hakkımda küfrü takdir etmişsin, senin takdirinin önüne geçmek mümkün müydü? O zaman beni niçin cezalandırıyorsun?’ deme hakkına sahip olurdu.
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadında Allah’ın cebrî olarak yazmadığı, kulun nerede ne yapacağını bildiğinden dolayı bildiğini yazdığı kabul edilir. Ayet-i kerimede ‘Allah kullarına zulmetmez’ buyrulmuştur. Allah kulunun son nefesinde kâfir olmasını istemez; ama o kul son nefesinde öyle bir amel işler ve Cenab-ı Hak onun o ameli işleyeceğini bildiğinden oraya onu öyle yazar.
İyilik ve Kötülük: Nefsin Oyunları
‘İyilik yaptım kötülük buldum’ sözü cahillerin ve nefsine uyanların sözüdür. Sen gerçek manada hayır işlemişsen Cenab-ı Hak senin hayrının karşına şer yazmaz. Eğer bize bir kötülük isabet ettiyse bu bizim kendi nefsimizdendir. Ayet-i kerimede ‘İyilikleri Rabbinizden, kötülükleri de nefsinizden biliniz’ buyrulmuştur.
Cenab-ı Hakk’ın vaadi haktır: Kim zerre kadar iyilikle gelirse iyiliği karşılıksız kalmaz, kim zerre kadar kötülükle gelirse kötülüğü cezasız kalmaz. Ama kötülükten tövbe edip geri dönerse Allah tövbeleri kabul eder ve kötülükleri hayra çevirir. ‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz.’ Zikir halkasından zikir halkasına koşan kimse, zikrederek ölme ümidini elinde tutar.
Anne-Baba Ayrılığında Çocuk Velayeti
Anne baba sağ ise çocuklar yetim hükmünde değildir. Babası sağ olan bir çocuk yetim hükmünde olmaz. Küçük çocuklar bakıma muhtaçsa ve anne kabul ediyorsa, baba çocuğun iaşesini sağlayarak çocukları annede bırakabilir. Bu akıl-bâliğ oluncaya kadardır; sonra din çocukları otomatik olarak babanın yanına verir.
Hanefî hukukuna göre erkeğin aldığı kadın, adamın önceki çocuklarına bakmak zorunda değildir; kadın kabul ederse bakar. Erkekler kadınlardan intikam aldığını zannederken aslında çocuklarından intikam alıyorlar. Toplumda bu konuda ciddi zulümler yaşanmaktadır. Erkek çocuksuz olarak çekip giderken, kadın kucağında iki üç çocukla kalıyor.
Kibir: Gizli Şirk ve Derviş Kardeşlik
Kibir kötü ahlaktır. Kim kibirlenirse asla cennetin kokusunu alamaz. Bir kimse bir kimseye kibirleniyorsa gizli şirk içindedir. Hiç kimse kendini başkasından yüksekte görmemeli, hiç kimseyi de kendinden aşağı görmemelidir. Allah katında üstünlük ancak takva iledir.
Zikredenlerle Beraber Olma Emri
Cenab-ı Hak, Hazreti Peygamber’i iki konuda tehdit etmiştir: Birincisi, zikredenlerle beraber olması için; ‘Sen nefsini onlarla beraber oturtmak için mücadele et, orada otur, onlarla beraber ol.’ İkincisi, dinini öğrenmek isteyene yüzünü ekşitmemesi için. Allah’ı zikredenler tarih boyunca parya görülmüştür; kale alınmamıştır. Ama Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin tespiti muhteşemdir: Osmanlı’yı küffârın karşısında 500 yıl dimdik ayakta tutan, camilerin yanı başındaki tekkelerden yükselen ‘Allah Allah’ nidalarıdır.
Bediüzzaman Hazretleri der ki: ‘Kalbi harekete gelmemişse, bir mürşidden, bir şeyhten intisap etmediyse, muhakkak âlim zat da olsa bugünkü zındıkanın karşısında imanını muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.’ Bir şeyhe intisap edeceksin ya da kalbin harekete geçmiş olacak; yoksa imanı muhafaza etmek zorlaşır.
Derviş kardeşini hor hakir görmek büyük bir hatadır. Aynı halkada zikrettiğin, aynı üstada bağlandığın, aynı dergâhta durduğun kardeşini nasıl hor hakir görüp kendini daha iyi görürsün? Kardeşlerinizi çekiştirmeyin; nasihat edin, uyarın ama çekiştirmeyin.
Rüya ve Ahlâk İlişkisi: Mübeşirât Kapısı
Rüya, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurmuştur: ‘Salih insanlar salih rüyalar görürler.’ Salih insanlar farz ibadetlerini yerine getirip günah-ı kebâirden uzak durup güzel ahlâkla ahlâklanan kimselerdir.
Peygamberlik Kapısı Kapandıktan Sonra
Peygamberlik kapısı kapandıktan sonra ‘Ya Resulallah, ümmetin hâli ne olacak?’ diye sorulunca Hazreti Peygamber buyurdu: ‘Ahir zamanda salih insanların gördüğü salih rüyalar mübeşirattandır.’ Mübeşirat müjdeci demektir. Ayet-i kerimede ‘Dünyada da ahirette de onlara müjdeler vardır’ buyrulunca sahabeler dünyadaki müjdenin ne olduğunu sordular. Peygamber Efendimiz buyurdu: ‘Velilerin gördüğü rüyalar ve velilerin görüldüğü rüyalardır.’
Rüyalara itibar edilir mi? Evet. Hazreti Peygamber itibar etmiştir. Ezan rüya-ilham yoluyla gelmiştir. Yusuf aleyhisselâmın rüyasını Allah itibar etmiştir. Rüya hakikat çeşmesidir. İmam-ı Azam Hazretleri ‘Ben doksan dokuz kez Allah’ı rüyamda gördüm’ demiştir.
Rüyanın Üç Derecesi
Birincisi, gece yatıldığında görülen rüya; bu ilmel yakîn derecesidir. İkincisi, zikrullah esnasında görülen hâl; bu aynel yakîn derecesidir. Üçüncüsü, ne zikrullah halkasında ne de rüyada, gözün önünde farklı âlemlerin yaşanması; bu hakkal yakîn derecesidir. Hakkal yakîn, bir velinin gelip yanına oturup sohbet etmesi, uyanıkken konuşması, normal zahir bir insanla görüşür gibi görüşülmesidir. Bu Allah’ın lütfu, ikramı ve ihsanıdır.
Mürşid-i Kâmil ile Müçtehid Arasındaki Fark
Mürşid-i Kâmiller müçtehitlere yol açarlar. Allah’tan aldıkları ilim ve ilham ile müçtehitlere kapı aralarlar. Önce kalbî olarak fetvasını verirler, meselenin yolunu açarlar. Müçtehitler ise işin zahirî ilmine bakarlar; meselenin ruhuna, kalbine nüfuz edemediklerinden akıllarıyla hareket ederler.
Mürşid-i Kâmiller gönülleriyle, kalpleriyle hareket ettiklerinden ve aldıkları ilim Hızır aleyhisselâmın ilmi gibi kalbî bir ilim olduğundan, bazen kendi söylediklerinin dahi farkında olmazlar. Bir yol açarlar; ama bu noktada kimisinin canı gider, kimisinin namusu ve şerefi dillere düşer, küfür ehli damgası vurulur. Sonradan gelen müçtehitler onların haklarını verirler ve o fetvaları teker teker yazarlar.
Hadis-i şerifte sabittir ki her devirde kırk tane Mürşid-i Kâmil vardır. Onlar yeryüzünde dinin direği hükmündedirler. Hazreti Abbas radıyallahu anh bir ayet-i kerimeyi tefsir ederken ‘O veliler, o Mürşid-i Kâmiller yeryüzünde peygamberlerden sonra dinin yaşanmasına, algılanmasına ve anlaşılmasına sebep olan zatlardır’ demiştir.
Allah’ın Varlığına Delil: Kur’an ve Sünnet
Allah’ın varlığına delil arayan bir kimseye verilecek en doğru cevap Kur’an-ı Kerim’dir. Klasikleşmiş cevap ‘Kâinata bakın’ şeklindedir ve bu da doğrudur. Ancak meselenin en dip noktası Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an bu kâinatın çekirdeği hükmündedir; kâinatta var olan her şey Kur’an’da mevcuttur.
Sûfîler meseleyi kestirmeden gitmek isterler. Dinin kestirmesi Kur’an ve Sünnettir. Kur’an’ın manasına erişmeye başlarsanız, kâinata değil kalbinizi Kur’an’a yaslar, Kur’an’dan kâinatı seyredersiniz. Her doğaya bakan kimse Allah’ın varlığının delîline ulaşacak diye bir kayıt yoktur; ama her Kur’an’ın manasına düşen kimse Allah’ın varlığının delîline ulaşır.
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Nisâ Suresi 4/79 — ‘Sana gelen iyilik Allah’tandır, sana gelen kötülük ise nefsindendir’
- Kur’an-ı Kerim, Zilzâl Suresi 99/7-8 — ‘Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür, kim zerre kadar şer işlerse onu görür’
- Kur’an-ı Kerim, Kehf Suresi 18/28 — ‘Sabah akşam Rablerine dua edenlerle beraber ol’
- Kur’an-ı Kerim, Yûnus Suresi 10/62-64 — ‘Allah’ın velileri için korku yoktur, onlar üzülmezler; dünyada da ahirette de müjdeler vardır’
- Kur’an-ı Kerim, Hucurât Suresi 49/13 — ‘Allah katında en üstününüz takvaca en ileri olanınızdır’
- Sahîh-i Buhârî, Teheccüd, No: 1149 — Bilâl-i Habeşî’nin cennetteki hâli, abdest sonrası iki rekât namaz
- Sahîh-i Buhârî, Kader, No: 6594; Müslim, Kader, No: 2643 — Cennetlik-cehennemlik amel ve son nefes hadisi
- Sahîh-i Buhârî, Rikâk, No: 6502 — ‘Kim benim velime düşmanlık ederse ben ona harp ilan ederim’ (Hadis-i Kutsî)
- Sahîh-i Müslim, Birr ve’s-Sıla, No: 2564 — ‘Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez’
- Sahîh-i Buhârî, Tirmizî, Rüya, No: 2270 — ‘Rüya peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür’
- Sahîh-i Buhârî, Ezân, No: 603 — Ezan rüya ilhamıyla gelmiştir (Abdullah bin Zeyd rivayeti)
- İmam-ı Azam Ebû Hanîfe — ‘Ben doksan dokuz kez Allah’ı rüyamda gördüm’ (el-Fıkhu’l-Ekber şerhleri)
- Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, 29. Mektup — Kalbi harekete gelmeyenin imanını muhafaza zorluğu
- Hazreti Abbas (r.a.) tefsiri — Velilerin dinin yaşanmasındaki rolü
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Yakîn, Mîrâc. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı