Fena: Beyin Ölümü ve Organ Nakli Meselesi
Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin organ nakli meselesi günümüzde tartışılan konulardan birisidir. Bu meseleyle alakalı fetvalar sonradan verilmiş fetvalardır. Diyanet İşleri Başkanlığı organ naklinin caiz olduğuna dair fetva vermektedir. Ancak biz bu fetvaya katılanlardan değiliz. Bu fetvaya katılmamamız sebebiyle karşı tarafı cahillikle itham etmemiz de söz konusu değildir. Bir kimsenin beyin ölümü gerçekleşse dahi yıllarca koma halinde kalıp, bilgisayar destekli hayat yaşayıp sonradan tekrar normale dönmesine dair haberler mevcuttur. Yirmi-yirmi beş yıl beyin ölümü teşhisi konulmuş olmasına rağmen normal hayata dönen insanlara dair gazete haberleri ve küpürler bize gönderilmiştir. Bu da bizim bu konudaki görüşümüzü desteklemiştir. O yüzden beyin ölümü gerçekleşse dahi bir kimsenin organlarının alınmasına karşıyız.
Dersler ve Vazife Hiyerarşisi
Derslerle alakalı vazifelendirilen kardeşler, Kur’an ve Sünnet dairesinde, helal dairesinde hareket ettikleri müddetçe ve hiyerarşiye uydukları müddetçe bizim adımıza iş yapmış olurlar. Nasıl ki bir asker kendisine verilen vazifeyi yerine getirdiğinde o iş Genel Kurmay Başkanı’nın gözetiminde yapılmış sayılırsa, buradaki kardeşler de ders yaptırırken Kur’an ve Sünnet dairesinde hareket ettikleri müddetçe Allah adına iş yapmış olurlar.
Zina Hukuku ve Nikah Meselesi
Erkeğin Zinası Durumunda Hüküm
Bir kimsenin aldatması meselesinde İslam hukukuna göre bakıldığında durum şöyledir: Evli bir erkek zina ederse ve zinası dört şahitle ya da kendi itirafıyla sabit olursa, dini hukuka göre recmedilir. Recmedildiğinde kadının nikahı otomatik olarak düşmüş olur. Kadın bu durumda üç ay iddet bekler, iddetini tamamladıktan sonra başkasıyla evlenebilir.
Kadının Zinası Durumunda Hüküm
Aynı hüküm evli kadın için de geçerlidir. Evli bir kadın zina ederse, zinasını kendisi itiraf eder ya da dört şahitle ispat edilirse, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde, imamların ictihadıyla o kimse de recmedilir. Recmedildikten sonra otomatik olarak kocasıyla olan nikahı düşmüş olur.
Darül Harp’te Bu Hükmün Uygulanması
Bu sorular Darül Harp’te, yani İslam hukukunun yaşanmadığı bir ortamda soruluyor. İslam hukukunun uygulanmadığı bir yerde insanların dini hükümleri icra edebilecekleri bir merci bulunmamaktadır. Böyle bir mercinin olabilmesi için oradaki Müslümanların ittifak halinde bir Darül Harp imamı seçmeleri gerekir. Bu da mevcut şartlarda mümkün olmadığından, Müslümanların bu tür meselelerine ictihad edecek herhangi bir kurum bulmak mümkün değildir. Şu anda dini hukuk uygulanmadığı için bu meselenin içinden çıkmak son derece güçtür. Recm uygulanamadığından nikah düşmesi de gerçekleşmez, çünkü buradaki nikahın düşmesi ölüm sebebiyledir.
Diyanet’in bu konudaki fetvasına göre, resmi olarak evlenme akdi kimin üzerindeyse o kişiyle nikah devam etmektedir. Bu fetvanın doğruluğunu kendi kulağımla teyit etmemiş olsam da, İslam hukukunun olmadığı bir yerde bu meselenin içinden çıkmak hakikaten zordur. Bir Müslümanın Darül Harp’te dinini tam bir şekilde yaşaması bu manada mümkün değildir.
Evrensel Hukuk ve Demokratik Teamüller Eleştirisi
Son dönemde yayınlanan söylemlerde dikkat çeken önemli bir husus vardır: Dini meselelerde ‘Kur’an’a, Sünnete, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere uymak’ ifadesi kullanılmaktadır. Bizim bildiğimiz din Kur’an, Sünnet ve icma-i ümmettir. Hem ibadet olarak hem amel olarak hem de hukuk olarak din bunlardır. Ancak dini çerçevenin içerisine iki tane seküler madde yerleştirilmiştir: Evrensel hukuk ve demokratik teamüller.
Kimin evrensel hukuku bu? İsrail’in mi, ABD’nin mi, Avrupa Birliği’nin mi? Hangi insanların toplanıp kendi heva ve heveslerinden yazdığı bir şey mi? Hangi demokratik teamül? Demokrasi bir İslam sistemi mi? Bir kimse ‘Ben Kur’an’a, Sünnete, evrensel hukuka ve demokratik teamüllere göre davranıyorum’ derse dini bir meselede, o kimseye tecdid-i iman gerekir. Çünkü bir Müslümanın uyacağı şey Kur’an, Sünnet ve icma-i ümmettir. Kur’an’a, Sünnete ve icma-i ümmete uymayan bir şey heva ve hevesdir, şeytaniyettir.
Zina meselesine baktığımızda evrensel hukuka göre ne diyeceğiz? Zina Avrupa’da yasak değil, Amerika’da yasak değil. Kadınlar, erkekler evli olsun bekar olsun istedikleri gibi cinsel özgürlüklerini yaşayabiliyorlar. Demokratik teamüller de bunu gerektirir. İşte o zaman haydi yaşayın dininizi! Bilerek ya da bilmeyerek dinimizin içine başka bir şey konulmaktadır. Basın ve yayında hiç kimse bu evrensel hukuk ve demokratik teamüllerin nereden çıktığını sorgulamıyor.
Kur’an ve Sünnetin Hakimiyeti
Kur’an ve Sünnetin yeryüzünde hakim olmasını düşünmeyenler, bunun için mücadele etmeyenler, İslam’ın yeryüzünde hakim olmasını gözleri almayanlar bizim önümüze gizli mahmurlarla yerleştirilmiş, pişirilmiş bir yemek koyuyorlar: Evrensel hukuk, demokratik teamüller ve insan hakları. Bu üçlü testi birbirine bağlıdır. Bir Müslümanın her bakış açısı, felsefesi, yaşam tarzı, sosyal hayatı, her şeyi Kur’an, Sünnet ve icma-i ümmet olmalıdır. Yapabildiği yere kadar, yaşayabildiği yere kadar, hiç olmazsa inancını bu noktada doğru oturtmalıdır.
Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali ve Hatim
Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini baştan sona okumak hatim sayılmaz. Hatim sayılabilmesi için bir kimsenin meali değil, Kur’an-ı Kerim’in Arapça aslını okuması gerekir. Baştan sona meal okumak, Kur’an’ın ne dediğini anlamak, Kur’an’ın ne söylediğine bakmak muhakkak ibadettir ve iyi ibadetlerden birisidir, ancak hatim sayılmaz. Bunu hatim sayanlar vardır, bazı Risale-i Nur grupları da bunu hatim sayıyorlar; biz onlardan değiliz.
Nefis Terbiyesi
Nefsi nasıl terbiye edebiliriz diye soruyorlar. Ben de hep aynı şeyi söylüyorum: Bu zamanda nefis terbiyesi, haramlardan uzak durup ibadetleri yerine getirmektir. Eğer haramlardan uzak durup ibadetlerinizi yerine getirirseniz, nefis terbiyesine adım atmış olursunuz.
Gaybdan Haber Verme Meselesi
Cinleri Görmek
İnsanlar cin görür mü? Evet. Bazıları zannedebilir, ama cinlerden insanlara zarar da gelebilir.
Gayb Bilgisi ve Veliler
Bir şeyh ya da alim, ileride olacaklardan haber verebilir mi? Evet. Eğer gaybdan kasıt ertesi gün, üç gün, on gün, yirmi yıl sonra olacak bir şeyden haberdar olmaksa, bir kimse bundan haberdar olabilir. Hz. Ömer Efendimizin içki içmenin haram edileceğini daha önceden söylemesi, ezan-ı şerifi rüyasında gören sahabenin bunu anlatması ve ezanın hala o rüyanın tecellisinde okunması gibi, bu bir velilerde yaşanan haldir. Cenab-ı Hak ileride olacak hadiselerin belli kesitlerini belli insanlara gösterebilir.
Cin Suresi 26-27. ayetlerinde ‘Gaybı bilen ancak O’dur. Gaybı kimseye bildirmez, ancak seçtiği peygamberler müstesna’ buyrulmaktadır. Peygamberlere Cenab-ı Hak gaybı bildirir, başka ayet-i kerimeler de bu konuda mevcuttur. Ancak bir kimsenin ‘Ben gaybı biliyorum’ demesi uygun bir şey değildir.
Çeşitli Sorular ve Cevaplar
Abdest ve Zikir
Herhangi bir yerde, herhangi bir vakitte, tevhid ya da esma-i hüsnadan birini çekmek caizdir. Abdestli zikir yapmak ise daha faziletlidir.
Tembellik Hastalığı
Tembellik doğuştan değildir, hastalıktır. Tedavisi çalışmaktır.
Protesto İçin İbadeti Terk Etmek
İslam aleminin kan ağladığı olaylara kayıtsız kalan Suudi yönetimini protesto etmek için Müslümanların birkaç sene umreye gitmemesi caiz değildir. Bir kimsenin protesto maksadıyla herhangi bir ibadeti terk etmesi dini değildir. Bu kapı açılırsa yarın öbür gün ‘protesto maksadıyla camilere gitmeyin’ diyen de çıkacaktır.
Kur’an Okuma Adabı
Kur’an-ı Kerim okunurken her surenin başında ayrı ayrı besmele ve ihlas okumak Sünnet’e uygun değildir. Kur’an-ı Kerim okunacaksa başında Euzü Besmele çekilip, okuyabildiğin yere kadar okunur ve kapatılır. Birilerinin uydurduğu bu tür uygulamaların peşine düşülmemelidir.
Psikolojik Rahatsızlıklar ve Hayata Bakış
Psikolojik rahatsızlıklar gerçekten psikolojiktir. Bir kimse kendini rahatsız gördüğü müddetçe kendini hep rahatsız görecektir. Bunları kendi içinizde büyüttükçe önüne geçemezsiniz. Bir problemi, bir sıkıntıyı, önünüze gelen bir engeli aşmanız gereken bir şey olarak görün. Gözünüzde büyüttükçe onu aşamazsınız. Bu evlilikte, dergahta, sağlıkta, her şeyde böyledir.
İnsanlar psikolojik takıntılar ediniyorlar: ‘Ben evlenemem’, ‘ben işimde başarısızım’, ‘ben bu okulu bitiremem’. Her şeyi takıntı haline getiriyorlar. Halbuki bunları böyle kendi kendinize dert edip önünüze karanlık bir tablo çizmeniz şeytanidir.
Hayatın Gerçekliği
Hayatınızda olumsuzluklar yaşayacaksınız, sıkıntılar yaşayacaksınız, problemler yaşayacaksınız, hastalık yaşayacaksınız. Bunları kendi kendinize büyütmeyin. Her şeyle karşılaşabilirsiniz: Anneniz aniden ölebilir, babanız aniden ölebilir, eşiniz aniden ölebilir. Birkaç hastalık sizi pençesine alabilir. Hayat budur. Hayatı tek düzede yaşamak, hiç hasta olmamak, hiç sıkıntı çekmemek mümkün değildir.
Hayatın içinde inişleriniz olacak, çıkışlarınız olacak. Mutluluklarınız olacak, hüzünleriniz olacak. Sevileceksiniz de sövüleceksiniz de, övüleceksiniz de dövüleceksiniz de. Size aşık olan da olacak, sizden nefret eden de olacak. Kimisi yolunuza gül serecek, kimisi beddua edecek. Hayat budur. İnsanın kah sevgisi coşacak, ertesi gün düşecek. Kah Fırat Nehri gibi akacak, kah Ölü Deniz gibi sakinleşecek. Kah dağın zirvesinde dolaşacak, kah ovanın dibinde yürüyecek.
Sırf hüzne bağlanmayın. Sadece hüzünlü olanın kalbine ilham gelmez. İlham mutluluktur; neşeli kalplere ilham gelir. Hayata tatlı bakın. Hüznünüz yaşadığınız olaylardan değil, Kur’an ve Sünnet yolunda sevgiliye ulaşmak, sevgiliyle konuşmak, O’nunla hem-hal olmak için olsun.
Orta Yol ve Sufi Yaşam Tarzı
Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurmuştur: ‘Kah oruç tutarım, kah iftar ederim. Kah nafile namaz kılarım, kah kılmam. Kah uyurum, kah uyumam.’ Bizim yolumuz da orta yoldur. Sufi bir hayat yaşarken orta yolu tercih ederiz. Bizde komple uykuyu terk etmek, komple şehveti terk etmek, yemeyi-içmeyi terk etmek yol adabından değildir.
Biz az yemek, az uyumak, az konuşmak hadis-i şerif mucibince kendimizi disiplin ederiz. Üç öğün yememek bizim şiarımızdır. Günde bir öğün, en fazla iki öğün yemeye gayret ederiz. Farz ibadetlerimizi yerine getirir, yapabildiğimiz nafile ibadetleri ifa ederiz. Hiç kimseye zarar vermemek için gayret eder, ahlakımızı güzelleştirmeye çalışırız.
Şehvet ve Evlilik Sünneti
Biz şehveti yok etmeye çalışmayız. Bir kimsenin eşiyle ilişkiye girmesi hadis-i şerif ile sabittir ki ibadettir. Şehvetimizi helalimiz üzerinde tecelli ettiririz ve bunu da ibadet görenlerdeniz. Şehveti yok etmeye çalışmak İslam değildir. İslam’da ruhbanlık yoktur. Hiç evlenmemek fazilet değildir, aksine faziletten kaçmaktır. Hiç evlenmeyenler Sünnet-i Resulullah’ı terk etmiş olurlar.
Herhangi bir alimin veya hoca efendinin evlenmemeyi yasak koyması, etrafındaki insanların belirli bir yaşa kadar evlenmesine sınır getirmesi, belirli bir zamana kadar çocuk edinmesine sınır getirmesi şiarımız değildir. Bunu biddat olarak görüp, Sünnet-i Resulullah ile çeliştiğine hükmederiz. ‘Evleniniz’ emridir. Evlenmek için mücadele edeceğiz, gayret sarf edeceğiz.
Evlilik Meselesi ve Kısmet Anlayışı
Kısmetim kapalı diyenlere şunu söylüyorum: Kısmet kapalılığı meselesine çok inananlardan değilim. Kadınlar da erkekler de kendilerini piyasanın ortasına koyuyorlar ve isabetli atış yapamıyorlar. İsabetli atış, bir kimsenin kendi halini durumunu bilip, kendi haline uygun birini karşı taraftan seçmesidir. Kendi durumunu, konumunu insanlar farklı noktalarda görürlerse isabetsizlik söz konusu olur.
Sünnet-i Resulullah’a göre ‘Evleniniz’ bir emirdir. Emir ise o zaman bu meseleye bakış açımız farklı olmalıdır. Nasıl namaz kılmak için abdest almak, yer bulmak, namazın olmazsa olmazlarını yerine getirmek gerekiyorsa, evlenmek için de aynı şekilde gerekli adımları atmalıyız.
Sufi Geleneğinde Evlendirme
Önceden sufi geleneğinde mürşidlerin birilerini alıp başkalarıyla evlendirmesi uygulaması vardı. Şeyh Efendi de bunu bir dönem uyguladı, ancak sonradan bazı sıkıntılar yaşanınca bu uygulamadan vazgeçti. Derviş kardeşlerin özel hayatlarında sakladıkları, bilmedikleri unsurlar olabiliyor. Abi hükmünde olan kardeşlere tavsiyem şudur: Bu tür evlilik meselelerinin içine girmesinler. Evlenecek olan şahıslar birbirlerine baksınlar, görüşsünler, konuşsunlar, karar versinler. Biz dua edelim, teşvik edelim, nikaha iştirak edelim.
Mürşid-i Kamil Meselesi
Mürşid-i Kamil, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin hali ile hallenen kimsedir. Her devirde Mürşid-i Kamiller vardır. Hiçbir kimse kendi şeyhinin son Mürşid-i Kamil olduğunu söyleme hakkına sahip değildir. Çünkü Mürşid-i Kamillerin en sonuncusunun kıyamete yakın olacağı söylenmiştir. Birinin kendi şeyhini son Mürşid-i Kamil ilan etmesi ilimsizlikten kaynaklanmaktadır.
İstihare ve Mürşid Bulma
İstihare namazı kılıp yatınca mutlaka mürşidini göreceğin iddiası tartışmalıdır. İstiharede birini görmek bilinçaltının oyunu olabileceği gibi, gerçekten de doğru olabilir.
Yola İstidat Meselesi
Bazı sufi kitaplarında yazıldığı üzere bir mürşidin, birinin Allah yolunda kabiliyetli olup olmadığını anlayacağı söylenir. Ancak Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ‘Senin Allah yolunda gitmeye istidadın yok’ deyip kovduğu bir kimse var mıdır? Bunlar ehli tarikatın sonradan koyduğu bazı kurallar olup, değişmez değildir. Biz, ‘La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’ diyen herkesin kardeşimiz olduğuna inanırız. Zikrullah halkasına oturan herkesin bu yolda istidadı vardır. Cenab-ı Hak sevki ilahisiyle onu getirmiştir.
Affetmenin Önemi
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyurmuştur: ‘Beni Allah terbiye etti, terbiyemi güzel yaptı. Sonra bana güzel ahlakı emretti, affı al, iyiliği emret buyurdu.’ Bizim yolumuz Hz. Peygamber’in ahlakıyla ahlaklanmak, O’nun haliyle hallenmektir. O ahlakın kaidelerinden birisi de affetmektir.
Derviş kardeşler etrafındaki insanları affetmelidir. Eşini, çocuklarını, arkadaşlarını, akrabalarını, kendisine yanlışlık ve eksiklik yapanları affetmelidir. Affetmeyi kendinize ölçü ve şiar edinin. Eğer affetmeyi kendinize şiar edinmezseniz etrafınızda hiç kimseyi bulamazsınız. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber’e hitaben ‘Eğer sen affedici olmasaydın etrafında hiç kimseyi bulamazdın’ buyurmuştur.
Kardeşlerinizin hata ve kusurlarını şeytan sizin önünüze getirir. Siz de şeytana inat onların hata ve kusurlarını örtün, onlara dua edin. Bir kardeşiniz size karşı bir eksiklik ve noksanlıkta bulunduysa onu affedin. Affetmeyenler kalplerinde kin besleyenlerdir. Kalbinde kin, nefret, haset, kardeşine karşı buğuz ve suizan olan kimsenin kalbine Allah’ın ilahi aşkı nüfuz etmez. Allah’ın ilhamı, kalbinden kin, kibir ve haset arınmış, zikrullahın neşvünema ettiği, sevgi, muhabbet ve şefkatin yeşerdiği, duygunun oluk oluk aktığı kalplere gelir.
Fena Fillah ve Seyri Süluk
Sufilerin içerisinde bir adab ve erkan vardır ki buna ‘fena olma’ denir. Fena, Allah’ın sıfatlarında fena olmaktır. Allah’ın sıfatlarında fena olmanın yolu, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin üzerinde tecelli eden hal ile hallenmektir. Eğer Hz. Peygamber’in haliyle hallenmiyorsa bir kimsenin Allah ile fena olduğunu söylemesi şeytanın bir oyunudur.
Hz. Peygamber’e fena olmanın başlangıcı O’nu rüyada görmek, sonra tahayyülde görmek, sonra elinin, gözünün, ayağının O’na benzediğini görmek, sonra dağda, ovada, bulutta, ağaçta, meyvada, ekmekte, yerde, suda, her halde O’nu görmeye başlamaktır. Bir müddet sonra her baktığın şeyde Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhaniyetini ve nuraniyetini görmektir. Bu haliyle hallenmeyen insanların kendilerini fena makamında görmeleri gerçekten aldatıcıdır. Bunlar seyri sülukun son halleridir.
Hz. Peygamber’in ahlakıyla ahlaklanmakla başlayan bu yolda, senin de kalbinin açılıp içindeki kin, nefret ve kötülüklerin alınması, belli terbiyelerden geçmen gerekir. Derviş kardeşlerinde fani olmayan, fena olmayan, onların hatalarını kusurlarını örtüp affetmeyen, onlarla kardeşliğini üst seviyeye çıkarmayan kimse nasıl seyri süluk edecektir? Allah muhafaza eylesin.
Kaynakça
Ayet-i Kerimeler
- Cin Suresi (72): 26-27 — Gaybın yalnız Allah’a ait olduğu, ancak seçtiği peygamberlere bildirdiği
- Al-i İmran Suresi (3): 159 — ‘Eğer sen kaba ve katı kalpli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet…’
- Şuara Suresi (26): 18 — ‘Seni çocukken büyütüp terbiye eden biz değil miyiz?’
Hadis-i Şerifler
- “Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti.” — el-Münavi, Feyzü’l-Kadir, I/224; Suyuti, Camiu’s-Sağir, No: 310
- “Evleniniz, çoğalınız. Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” — İbn Mace, Nikah, 1; Ebu Davud, Nikah, 3
- “Kah oruç tutarım kah iftar ederim, kah namaz kılarım kah uyurum, kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” — Buhari, Nikah, 1; Müslim, Nikah, 5 (Enes b. Malik’ten)
- “Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin, gücü yetmeyen oruç tutsun.” — Buhari, Savm, 10; Müslim, Nikah, 1 (Abdullah b. Mesud’dan)
- Recm cezası ile ilgili hadisler — Buhari, Hudud, 25-37; Müslim, Hudud, 12-23
- Zikrullah meclisleri ile ilgili hadis: “Bir topluluk Allah’ı zikretmek için oturursa melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekinet iner ve Allah onları yanındakilere anar.” — Müslim, Zikir, 39
Fıkhi Kaynaklar
- Zina ve recm hükümleri — İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar ale’d-Dürri’l-Muhtar, Hudud Bahsi; Merginani, el-Hidaye, Kitabü’l-Hudud
- Darül Harp ve Darül İslam ayrımı — Serahsi, el-Mebsut, Kitabü’s-Siyer; Kasani, Bedaiu’s-Sanai, VII/130-132
- Hanefi mezhebinde resim ve tasvir hükümleri — İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, Kerahiyye Bahsi
- Organ nakli ile ilgili güncel fetvalar — Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Kararları
- Evlilik ve nikah hükümleri — Merginani, el-Hidaye, Kitabü’n-Nikah; İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, Nikah Bahsi
Tasavvufi Kaynaklar
- Fena fillah ve seyri süluk mertebeleri — Kuşeyri, er-Risale, Fena ve Beka Bahsi; Hücviri, Keşfü’l-Mahcub, Fena Bahsi
- Mürşid-i Kamil ve istidat meselesi — İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani, I/11, I/36
- Muhyiddin İbnü’l-Arabi, el-Fütühatü’l-Mekkiyye — Gaybın velilere keşf yoluyla bildirilmesi
- Nefis terbiyesi ve az yemek, az uyumak, az konuşmak adabı — İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Riyazetü’n-Nefs Bahsi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı