Cüzî: Kader, Cüzî İrade ve Sorumluluk
Bir kimsenin mutlak kader olarak kabul edilenler, doğması ve ölmesi gibi, kendi cüzî iradesinin dışında tecelli eder. Bu mutlak kader noktasında onu değiştirmek mümkün değildir. Ama insanın kendi cüzî iradesiyle sorumlu ve yükümlü olduğu noktalar vardır: namaz kılmak kılmamak, oruç tutup tutmamak, iyilik yapmak, kötülük yapmak. Bunlar o kimsenin kendi cüzî iradesiyle alakalıdır.
Bizim kendi cüzî irademizle alakalı olan şeylerden sorumluyuz. Bunu mutlak kader gibi algılayıp ‘bizim kaderimizde içki içmek yazmış’ dediğimizde cebriyeciler gibi oluruz. Cebriyeciler namaz kılmayı da cebrî olarak o kimsenin kıldığını söylerler. Bizim inancımız odur ki insanın kendi cüzî iradesiyle bağlantılı olabilir, kendi hürriyetiyle bağlantılı olabilir.
Bela, Musibet ve Nefsin Rolü
Bizden sudur ediyorsa kötülükler, bizim nefsimizdendir. Bize bir sıkıntı isabet ederse, sıkıntının isabetinde bizim kendi nefsimizin sorumluluğu olabilir. Çok yemek yersek rahatsızlanırız, bunun sebebi bizimdir. Yalandan, gıybetten dolayı bir sıkıntı bize sudur ederse bunun sebebi bizizdir.
Bir kimse zulmederse onun başına bir zalim gelecek. Onun başına zalimin gelmesi kendisinin zulmetmesindendir. Sonra o zalimden Cenab-ı Hak döner intikamını alır. Ona da onun başına bir kılıç gönderir. O kılıçla Allah o zalimden de intikam alır.
Hazret-i Ali radıyallahu anh hazretleri, yağmur bekleyen bir belde için ‘tövbe edin’ der. Rızık darlığıyla gelen bir kimseye ‘tövbe et’ der. Başına bela, musibet, sıkıntı gelen bir kimseye tövbe etmesini önermiştir. Tövbe etmek hem Allah’ı tanımak, Allah’ın önünde boyun bükmek, hem de Allah’ı zikretmektir.
Kendi dairemizde birinin başına bela, musibet gelirse onun üzerinde hüsnüzan besleriz: ‘O muhakkak velilerden, ariflerdendir ki başına büyük bela ve musibet gelmiştir’ deriz. Kendi üzerimizdeyse: ‘Bu muhakkak bizim nefsimizdendir’ deriz. Başımıza gelen bela, musibet, sıkıntılar nefsimizden dolayı gelmiştir.
Velilik İddiası ve Tevazu
Bir kimsenin kendisini veli, mürşid-i kamil, evliya olarak görmesi çok methedilmiş bir şey değildir. Tövbeye müstahak olur. İlk sûfîler, kendilerini hiçbir zaman bu noktada görmemişler. Mürşid-i kamil olmalarına rağmen, her biri veli olmalarına rağmen kendilerini Allah’a tevazu edip ‘Ya Rabbi bizi bir veli kulunla buluştur’ demişler.
Buna en yakın örnek Şemseddin-i Tebrizî hazretleridir. Kendisi veli olmasına rağmen ‘Bana bir mürşid-i kamil göster Ya Rabbi’ derken önüne Hazret-i Mevlana Celaleddin-i Rûmî hazretleri çıkar. Hazret-i Mevlana onu kendinden daha faziletli ve üstün olduğunu görerek ona tabi olur.
İnsanlar buna bakıp kendi kendilerine velilik süsü verirler, herkes kendini Mevlana gördüğünden ayağına bir Şems bekler. Bu kocaman bir küstahlıktır, kocaman bir nefistir, kocaman bir nefs-i emmâredir.
Günlük Vird Çekmenin Hükmü ve Zikrullahın Fazileti
Günlük vird çekmek, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiç terk etmediği bir sünnettir. Hiç terk etmediği bir sünnet olduğu için aslında vacip hükmündedir. Herkesin muhakkak günlük vird çekmesi gerekir; ister sûfî olsun ister olmasın.
Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ashabına günlük talim ettirmiştir: Kim yüz tane ‘la ilahe illallah’ derse, kim yüz tane İhlas-ı Şerif okursa, kim yüz tane salatu selam getirirse… Her namazdan sonra 33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber çekmek de Hz. Peygamber’in sünnetidir.
Hazret-i Abbas’ın oğlu Abdullah bize nakleder ki mescidden bir gün zikir sesleri gelmeye başladı, biz anladık ki sahabe namazı bitirmiş. Demek ki sahabe namazdan sonra oturup cehri bir şekilde Allah’ı zikrediyormuş. Namazdan sonra cehri toplu zikrullah yapmak da sünnetin içerisindedir; birisinin buna bid’at demesi de küfürdür.
Zikrullahın Tüm İbadetlerdeki Üstünlüğü
Namaz kılanların en faziletlisi kim Ya Resulallah? Allah’ı zikredenler. Oruç tutanların en faziletlisi kim? Allah’ı zikredenler. Cihat edenlerin en faziletlisi kim? Allah’ı zikredenler. Allah’ı zikredenler bütün sevabı aldı götürdü. Hazret-i Ömer efendimiz bunu Hazret-i Ebubekir efendimize söyledi.
Münafıklık alameti Allah’ı az zikretmektir. Ayet-i kerimede ‘Münafıklar ancak Allah’ı az zikreder’ buyrulur. Günlük vird çekmek her Müslüman için vaciptir. Bir kimse kendi nefsinden ‘Ben 50.000 tane tevhid çekeceğim’ derse nefsini şeyh etti o kimse. Büyükler demişler ki bir şeyh bulamazsanız, bir mürşide bağlanamazsanız, hadis-i şerifteki virdlere devam edin.
Zekat, Miras ve İslam Hukuku
Zekat birinci derecede fakirlere, sonra miskinlere, sonra yolculara, Allah yolunda cihat edenlere, ilim talebe yetiştirenlere verilir. Eğer bir vakıf veya dernek bunu gerçekten ihtiyacı olanlara aktarıyorsa, o vakıf sadece dağıtımını sağlar. Ama zekatları toplayıp cami yaptıracağız, dershane yaptıracağız denirse bu caiz değildir.
İslam hukukunun yaşandığı bir yerde İslam’ın miras hukuku uygulanır. İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde İmam-ı A’zam hazretleri orasının dâr-ı İslam oluncaya kadar insanların mücadele etmesini farz olarak tayin etmiş. İmam Şâfiî hazretleri ise İslam hukukunun yaşanmadığı bir yerde bütün Müslümanların canlarını şehit oluncaya kadar savaşmalarını farza indirmiş.
Şeyhini Gizlemenin Sakıncası ve Paranoya
Müslümanın gittiği yol bellidir. Şeyhi de bellidir, üstadı da bellidir. Her şey bellidir. Bir şeyi böyle saklayıp gidenler, gizleyenler aslında nefis yapıyorlar. Kendilerinin ne kadar önemli olduğunu düşünüp etrafa böyle bir şey yapıyorlar. Kendi kendine kibirlilik yapıyorlar.
‘Aman takip ediliyoruz, biz çok önemliyiz çünkü. Aman sohbetlerinizi kimseye söylemeyin.’ Eğer dinleniyoruz diye düşünüyorsan uluslararası kaçakçı mısın? Bu bir tezgah, etrafındaki saf Müslümanları kandırma oyunu. Paranoya sahip olanlar etrafındaki insanları da paranoyaya sürükler.
Ayet-i kerimede ‘Kınanmaktan korkmazlar’ buyrulur. İmanı kamil olan, âşık olan, ehl-i salah olan kimse kınanmaktan korkmaz. Şeyhini söylemeyen şeyhine güvenmiyor, inanmıyor demektir. Bir şeye intisap etmek kınanılacak bir şey değil, bu bir şereftir.
Fıkıh Kitabı Tavsiyeleri
İslam’a yeni ısınan kimselere ilk önce Edebü’l-Müfred tavsiye ederim. İçi ısınsın İslam’a, o güzel ahlakı görsün. Ve güzel ahlakı gördükçe Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine muhabbet beslesin. O muhabbetle fıkıhı da öğrenir.
- Başlangıç: İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred — ahlak ve edep
- Orta seviye: Emânet-Ehliyet (iki cilt) — dili ağır gelmezse
- Kısa ve öz: Kudûrî (tek cilt) — temel fıkıh bilgisi
- İleri seviye: el-Hidâye (dört cilt) — detaylı Hanefî fıkhı
Ruhların Tanışması ve Dünyada Buluşma
Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur: ‘Ruhlar askerî birlikler gibidir. Tanıştıkları ölçüde bir araya gelirler, kaynaşırlar. Tanışmayanlar da ihtilafa düşerler.’ Hazret-i Peygamber ile ruhlar halinde tanışanlar Müslüman olurlar, mümin olurlar.
Abdülkadir Geylânî hazretleriyle tanışan onu dünyada da sever. Hazret-i Mevlana Celaleddin Rûmî hazretleriyle tanışan dünyada da onunla tanışır. Ruhlar halinde hangi velilerle tanıştıysan burada da onların yolundan gidersin. Her gün burada bir araya geliyorsanız demek ki ruhlar halinde tanışmışsınız.
Vehim: Manevi Hastalık ve Hüsnüzan İlacı
Vehim, olmayan bir şeyi varmış gibi görmektir. Kendi kendine kuruntuyu varmış gibi görmektir. Tehlike yoktur ama tehlike varmış gibi görürsünüz. Vehim şeytanîdir. Vehim öylesine bir şeydir ki insanın içini kurt gibi boşaltır. Sûfîler bunu manevi hastalık olarak görmüşler.
Vehim sahibi kendi kendine oturup negatiflik yayar: ‘Çocukların sana bakmaz, paranı kaybedersin, bu arkadaşlar seni terk eder.’ Bu biraz kendisini zeki gören, akıllı görenlerde daha fazladır. Hep şüpheyle davranırlar.
Vehimden kurtulmanın ilacı hüsnüzandır. Allah’a hüsnüzan besleyiniz. ‘Bu kardeşler Allah’ın izniyle bana kötülük yapmaz. Hepsi de beni severler. Eşim beni sever. Çocuklarım bana itaat ederler.’ Her şeye pozitif bakmak, kendi kendini negatife kapı kapatmak.
Ümit ve Allah’a Güven
Cenab-ı Hak sıkıntının en zirve noktasında alıverir insanın sıkıntısını. Mancınıkla atılan İbrahim’i ateşinde muhafaza eden seni de muhafaza eder. Kuyuya düşen Yusuf’u kuyuda muhafaza eden seni de muhafaza eder. Musa’yı denizin üzerinde yürüten seni de yürütür. Yunus’u balığın karnında yaşatan seni de yaşatır.
Ümidi kesme, vehme düşme. Şeytan oradan insanı kandırır. Kim vehme düşerse hep hata yapar. Hüsnüzan ehli olun, Allah’ı zikredin, ümitvar olun. Allah’tan ümidinizi asla kesmeyin.
Kaynakça ve Referanslar
Hadis-i Şerifler
- “Kim yüz kere ‘la ilahe illallahu vahdehü la şerike leh…’ derse deniz köpükleri kadar günahı olsa affedilir.” (Buhârî, Deavât, 64; Müslim, Zikir, 28)
- “Münafıklar ancak Allah’ı az zikreder.” (en-Nisâ Sûresi, 4/142 — ayet-i kerime)
- “Namaz kılanların en faziletlisi Allah’ı en çok zikredenler, oruç tutanların en faziletlisi Allah’ı en çok zikredenler…” (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
- “Ruhlar askerî birlikler gibidir; tanışanları kaynaşır, tanışmayanları ihtilafa düşer.” (Buhârî, Enbiyâ, 2; Müslim, Birr, 159 — Ebu Hureyre rivayeti)
- “Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Ma’bûd.” (Peygamber Efendimiz’e nisbet edilen söz, tasavvuf kaynaklarında meşhur)
- “Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister.” (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116)
- 33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber virdi (Müslim, Mesâcid, 146; Tirmizî, Deavât, 36)
- Sahabenin namazdan sonra cehri zikri: Abdullah b. Abbas rivayeti (Buhârî, Ezân, 155; Müslim, Mesâcid, 25)
Ayet-i Kerimeler
- “Sana gelen iyilik Allah’tandır, sana gelen kötülük ise kendindendir.” (en-Nisâ Sûresi, 4/79)
- “Münafıklar Allah’ı az zikrederler.” (en-Nisâ Sûresi, 4/142)
- “Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.” (el-Mâide Sûresi, 5/54)
- “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keser.” (Yûsuf Sûresi, 12/87)
- “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol.” (el-Enbiyâ Sûresi, 21/69)
Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları
- Cebriye ve Kaderiye mezhepleri: İmam Eş’arî, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn; Cüzî irade anlayışı: Mâtürîdî kelam geleneği
- İmam Buhârî (ö. 256/870) — Edebü’l-Müfred: Ahlak ve edep hadisleri derlemesi
- Kudûrî (ö. 428/1037) — el-Muhtasar: Temel Hanefî fıkıh metni
- Burhâneddîn el-Merginânî (ö. 593/1197) — el-Hidâye: Detaylı Hanefî fıkıh eseri (dört cilt)
- Şemseddin-i Tebrizî (ö. 645/1247) ve Hazret-i Mevlana Celaleddin Rûmî (ö. 672/1273) — Mürşid-mürid ilişkisinin en meşhur örneği
- Vehim ve hüsnüzan: İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’r-Recâ ve’l-Havf
- İmam-ı A’zam Ebu Hanife — Dâr-ı harp hukuku; İmam Şâfiî — Son nefere kadar cihat farziyeti
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı