Ümmetin: Duyduğunu Aktarmak ve Yalanın Tehlikesi
Kişinin duyduğunu söylemesi kendisine yalan olarak yeter hadis-i şerifini açıklarsak; şeriatta bir kimse birisinden bir şey duyar, o duyduğunu götürüp bir başkasına nakletmesi yalan olarak yeter. Bu nedir? Gözüyle görmediği, kulağıyla işitmediği bir meseleyi bir başkasına hoşuna gidilmeyecek bir şey taşıması yalandır onun için. Çünkü o gözüyle görmemiş, kulağıyla işitmemiş, şehadet etmemiş ona.
Bu, toplumları bozan en önemli ahlaki çöküntülerden birisidir. Aileleri yıkan, insanların samimiyetlerini ve dostluklarını bitiren, insanları birbirine düşüren, kavimleri birbirine düşüren, inanan insanları birbirine düşüren ahlaki çöküntü. Bir şeyi gözüyle şahit değil, kulağıyla da duymamış; mışlı mışlı devam ediyor. Ve bunun kökenine inmeye kalktığında o bir girdap oluşuyor. Siz de o dedikodu, o gıybet, o suizan, o bühtân, o kirli çukurun içerisine düşmüş oluyorsunuz bir anda. O böyle bir lağım çukuru gibi bir şeydir.
Ama sonuçta bok böcekleri boktan lezzet alırlar. Siz bok böceğini balın üzerinde büyütemezsiniz. Bal onu zehirler, öldürür. İnsanlar vardır dedikodudur onların nimetleri. O dedikoduya, gıybete, bühtâna, suizana oradan kendince enerji alır. Karga gibidir, tilki gibidir, kurt gibidir, yılan gibidir.
Sûfîler ince bir perdeden düşünmüşler. Kötülüğü de yaratan Allah’tır, iyiliği de yaratan Allah’tır. Ama sanki Cenab-ı Hakk’ın üzerinde böyle bir cahil avam kesim, Allah’ı kötü bilmesinler noktasından, perdelerler sûfîler biraz.
Şehadet ve Delil Usulü
Gözünle gördün mü, hain? Hatta gözünle görsen dahi, erkekse yanında bir şahit daha lazım. Normal bir meselede iki erkek şahit lazım. Zina ile alakalı dört erkek şahit lazım. Şimdi biz bir erkeği bir kızla konuşurken görürsek ‘zina etti’ deyip çıkıyoruz işin içinden. Zina için dört erkek şahidin hepsinin de fiili görmesi lazım. Zor bir hadise. Ama insanlar bu noktada duyduklarını aktarırlar hep. Bugünkü dilde fısıltı gazetesi diyorlar ya, bunun gibi bir şey.
Görmediğiniz bir şeyi bir başkasına aktarmanız, bu manada yalan olarak size yeter demiş hadis-i şeriften. Görmemişsin, duymamışsın. Otur oturduğun yere, Allah’ı zikredin.
Dedikodu edenler, dedikodu etmeyenleri saf görürler. Dedikoducu, gıybetçi, suizancı, bühtâncı insanlar; bunlardan uzak duran insanları aptal gibi görürler. Kafası çalışmıyor, saf, ot. Çünkü o kimse ballandıra ballandıra dedikodu etmeli, gıybet etmeli, suizan etmeli, bühtân etmeli, iftira etmeli.
Toplum içerisinde de revaçta görülen sanki bu. Çünkü herkes vahşileşmiş. Vahşiliğin beyin gerisinde, karşısındakini de vahşileştirmek vardır. Kötü etrafındakini de kötüleştirmek ister. Bu insan kötülüğe de aşıktır çünkü. Ona da şevk duyar. Gıybete böyle şevk duyar insan.
Şeriat, Kısas ve İslam Hukuku
Her ilahi dinin, ilahi inancın hukuku vardır. Bu manada İslam’ın da kendi içerisinde hukuku vardır. Biz ona Muhammedi şeriat deriz. Bazen ona İslam şeriatı da deriz. Ama son zamanlarda kavramların içerisini enteresan noktalara götürmeye çalışıyorlar. Mesela Musevi şeriatını bize yumuşak ve sıcak göstermeye çalışıyorlar. İsevi şeriatını da bize yumuşak ve tatlı göstermeye çalışıyorlar.
Evet, İsa aleyhisselam da İslam’dır, Musa aleyhisselam da İslam’dır. Adem aleyhisselam ile Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar, ne kadar peygamber geldiyse hepsi de İslam peygamberidir. Ama Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden önceki bütün peygamberlerin şeriatları kaldırılmıştır. Bugün İsevi veya Musevi veya İbrahimi bir şeriat söz konusu değildir. Sonradan karıştırılmış, kurcalanmış, insanlar kendilerince onları dizayn etmeye çalışmışlar. Şu anda dünya üzerinde ayakta duran tek ilahi hukuk vardır, o da Muhammedi hukuktur. Kur’an ve sünnete dayalıdır. Biz ona şeriat deriz.
Abdest, Jöle ve Mest Meselesi
Saça sürülen jöle abdette engel midir? Sonuçta jölenin altına su geçirmiyorsan, altına su geçirmeyen hiçbir şeyle abdest olmaz. Başa mest etmek ise ayağa mesttir sünnette. Yaralı yere mest edilir; bir kimse özürlü hükmündeyse özür olan kısma da mest edilir. Ama jöle eğer özürden dolayı bir kimsenin saçına, başına sürüldüyse ve altına su girmiyorsa o zaman mest yerine geçebilir. Yara bere varsa, böyle bir sıkıntı varsa. Ama böyle bir mazeret söz konusu değilse, altına su geçmiyorsa temizlenmesi gerekir.
Fethullah Gülen Meselesi ve Ümmetin Tavrı
Biz bu memlekette yaşıyoruz. Bu memleketin derdi bizim derdimizdir. Ümmet-i Muhammed’in derdi bizim derdimizdir. Hadis-i şerif diyor ya, ümmet bir vücut gibidir. Bir tarafında bir sıkıntı, bir arıza varsa o sıkıntıdan bütün vücut nasibini alır.
Fethullah Hoca’nın kendi yazısını okumuştum ben. ‘Bu bize bir ilahi tokat’ demiş. İlahi tokat olduğunu düşünüyorsa bir kimse, tövbe edip dersini alıp, o ilahi tokada sebep olan arızaları orta yerden kaldırıp, o halinden geri döner. Madem ki Fethullah Gülen bu noktada kendi dairesinde Allah’ın bir tokatı olarak bunu gördüyse, tövbe edip, özür dilenmesi gereken yerden özür dileyip, helallaşılması gereken yerden helallaşıp meselesini bitirir inşallah.
Herkes hata, kusur işleyebilir; herkes yanlışlık yapabilir; herkes eksik içtihat edebilir. Bir tek peygamberler hata kusur işlemezler. Geçmiş peygamberlerde küçük zelleler var idi. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde o küçük zelle de yoktu. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada kusursuz, hatasız, noktasızdır.
Bir kimse Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde ‘burada hata yaptı, kusur etti’ derse tecdid-i iman, tecdid-i nikah gerektirir ona. Çünkü ayet-i kerimede ‘Her ne yaptıysa, ne söylediyse benim emrimle yaptı, o heva ve hevesine uymadı’ diye Cenab-ı Hakk’ın tasdiki vardır.
Şefkat Tokadından Kahhar Tokadına
Etrafınızdaki arkadaşlarınız, dostlarınız usulüne uygun bir şekilde size dostane nasihat ediyorlarsa, onu hakkın nasihati olarak görün. Bir arkadaşınız, bir dostunuz, bir kardeşiniz tatlı bir şekilde ‘böyle yapma’ diyorsa onu kâle alın. O ses, hakkın sesidir. Sûfîler buna çok önem verirler.
Bir kimse kendince hakkın tokadını, şefkat tokadını tespit ederse gereğini yapar inşallah. Bir kimse hatasında, kusurunda ısrar ederse Cenab-ı Hak şefkat tokadından kahhar tokadına geçebilir. Şefkat tokadı uyarıdır: kendine gel, hata yapma, eksik davranma, yanlış davranma.
Ümmetin Delalette Toplanmaması ve Hakkın Tecellisi
Halktan hak tecelli eder. Cenab-ı Hak eşyadan tecelli ettiği gibi halktan da tecelli eder. Biz ağaçtan tecelli ettiğine inanırız, ateşten tecelli ettiğine inanırız. Kur’an ile sabittir. Biz dağa tecelli ettiğine inanırız. Musa aleyhisselama Tur Sina’da ateşin arkasında, bir rivayette ağacın arkasında konuştuğunu, tecelli ettiğine inanırız. Cenab-ı Hak eşyayı kendisine perde eder.
Rüyada Cenab-ı Hak Adem suretinde tecelli eder, insan suretinde. İmam-ı A’zam hazretleri der ki ‘Ben doksan dokuz kez Allah’ı rüyamda gördüm.’ Fıkh-ı Ekber’inde ‘Rü’yetullah haktır’ diye bab açar. Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve sahabeler rüyalarında Allah’ın tecelli ettiğini, insan suretinde tecelli ettiğini beyan ederler. Haktır, gerçektir. Ve İslam uleması ittifak halindedir.
Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demiştir ki: ‘Ümmetim delalette toplanmaz.’ Ümmet delalette toplanmayacaksa, siz tek başınıza ümmete karşı alıyorsanız dalalete düştünüz. Siz hakkın tecelliyatını göremediniz. Körlerden oldunuz. Gözünüz perdelenmiş. Kim perdelemiş? Şeytan. Gözünüz perdelenmiş. Kim perdelemiş? Heva ve heves.
Müminin Feraseti ve Cemaatin Gücü
Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur: ‘Müminin ferasetinden korkunuz.’ Müminler topluluğudur, müminin ferasetinden korkunuz. Tek kişi toplanır, cemaat olur. Üç kişi toplanırsa cemaat oldu. Üçünün feraseti oldu. O toplandı, bir topluluk oluştu. Bu topluluğun feraseti var şimdi. Allah’ı zikreden bir topluluk var. Allah’ı zikreden topluluğun ferasetinden kork.
Sen Allah’ı zikreden bir topluluğu karşına alma. Ne der? Onlar hakkın gözüyle bakarlar. Onlarda hakkın bakışı vardır. Hakkın kulağı vardır, hakkın eli vardır, hakkın ayağı vardır.
Türkiye’deki Kur’an ve sünneti yaşamaya çalışan ümmet bir cemaatte; siz karşı cemaattaysanız bu hakkın şefkat tokadını geçer. Bu, asîliye gider, bâğîliye gider. ‘Kim cemaattan bir karış ayrılırsa oraya gider’ hadisleri bunu gösterir. Senin kimle beraber olduğuna bakarlar. Senin kimle düşüp kalktığına bakarlar. Bana dostunu söyle, senin dinini söyleyeyim. Bu söz kimindir? Hazret-i Ebubekir Efendimiz’indir.
Caferî-Hanefî Mezhebleri ve Nikah
Caferi Sadık hazretleri hem ehl-i beytin imamlarındandır, hem selefin imamlarındandır. İmam-ı A’zam Ebu Hanife hazretleri, Caferi Sadık hazretlerinin talebesidir. Nikahla aralarında çok fazla bir fark olacağını zannetmiyorum. Nikah icap ve kabuldür. Hangi mezhebe giderseniz gidin, birisi birisine ‘ben seni nikahıma aldım’ dediğinde, öbürü de susar kabul ederse yahut da tamam dediğinde, tebessüm ederse, boynunu büktüğünde, hayır demezse nikah nikahtır.
Kanuni Sultan Süleyman ve Şehzade Mustafa
Delinin birisi bir taş atıyor, bütün Türkiye’deki ahmaklar bunun peşinden koşuyor. Türkiye’de başka hiçbir dert yok, hiçbir problem yok, hiçbir sıkıntı yok. İnsanların başka dert tasası yok. Harıl harıl her yerde, haberlerde, televizyonlarda, gazetede dizinin reytingini arttırıyorlar. Reklam gelirlerini arttırıyorlar.
Hiç kimse işin doğrusunu bilmiyor. Duyduklarınızı söylemek size yalan olarak yeter hadis-i şerifi burada da geçerlidir. Doğrusunu bilen yok. Herkes bir yalanın peşinde. Tarihçiyiz diye oturup Şehzade Mustafa’nın neden katledildiğini konuşacağız. Başka iş derdimiz yok bizim.
Cin, Epilepsi ve Fiziki Tedavi
Bazı eski kitaplarda bugünkü ibarelerle bulunur. Bunlar, o gün için o hastalığa bir tedavi noktasında tedavisi olmayan kimseler, tedavisiz hastalıkları cinlik taifesinin bulaşması olarak nitelendirmişler. Bu manada her şeyin bir fiziki tedavisi vardır. O hastalığın da fiziki tedavisi var. İnsanlar o tedaviye ulaşabilmişlerdir, ulaşamamışlardır. Bu farklı bir şey.
Allah’a Karz-ı Hasen ve Hakkın Yardımı
Siz Allah yolunda koşarsanız O da size yardım eder. Kim Allah’a yardım ederse Allah ona yardım eder. Kim Allah’ın dinine yardım ederse Allah da ona yardım eder. Buna iman edin. Bazen çok enteresan şeyler yaşanır. Allah yolunda koşturur bir kimse, fiilî sebilillah olur. Allah onun arkasını toplar. Allah olmayacak işini oldurur. Cenab-ı Hak yetiştirilmeyecek işleri yetiştirir ona.
Bir kul Allah’ı zikretmekten dolayı kendi ihtiyaçlarını dile getirmezse, buna fırsat bulamazsa, Cenab-ı Hak o istemeden onun ihtiyaçlarını görür. Sen hak yolunda koşarsan Cenab-ı Hak sana hizmetçiler gönderir. Cenab-ı Hak sana hizmet ettirir, yeter ki sen hakka hizmet et.
Abdülhamid Han, İhanet Çeteleri ve Ümmetin İçeriden Yıkılışı
Ümmeti hiçbir zaman dışarıdan yıkamaz kimse. Ümmet ancak içindeki ihanet çeteleriyle yıkılır. Şeyh Şamil hazretlerini koca Rusya yıkamadı. Kim haber verdi? Yanındaki dervişler. Kim ihbar etti? Etrafındaki, mücadele etmekten bıkan dervişler. Satıldılar. Ruslar onlara türlü hediyeler ve vaatte bulundular. Onlar sattılar üstadlarını. Teslim olmak zorunda kaldı Şeyh Şamil hazretleri.
Abdülhamid Han’a bu ümmet sahip çıktı mı? Bediüzzaman Said Nursî hazretleri dahil. O günkü bütün entelektüel takım, milli şairimiz de dahil. Göremediler. Hep aynı şey olmuştur. Ama Cenab-ı Hak gafûr, rahim, rahmet ve şefkat sahibidir. İçtihatta hata yapsa bile ona bir sevap verir.
Secdenin Hakikati ve Hikmeti
Secde bir kimsenin alnı, burnuyla beraber iki eli, iki dizi, iki ayak baş parmağıyla toprağa veya yere bu uzuvlarını değdirmesidir. Bunun manası Allah’a secde etmektir. Bunun şekli şemaili alem-i ruhtandır. ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ hitabını alan ruhların hep beraber secde etmeleridir.
Neden secde ediyoruz? Allah’ı tanıma, Allah’ı bilme, O’nunla aramızdaki perdeleri kaldırma maksadı ve amacı ile secde ediyoruz. Ona kul olduğumuzu gösteriyoruz. Allah en iyi secdede bilinir. Çünkü secde eden kimsenin gönlünde yaratıcısına karşı hiçbir büyüklük kalmaz. Ve böylece onun gönül kapıları açılır.
Hazret-i Adem’e Secde Emri
Hazret-i Adem yaratıldığında Allah meleklerine Adem’e secde edin dedi. Bu Allah’ın emridir. Allah bir şeye ‘secde edin’ deyince bütün her yaratık Allah’ın o emrine uymakla mükelleftir. Cenab-ı Hakk’ın bir celali sıfatı vardır. Cenab-ı Hakk’ın celaliyeti tecelli ederse tecelli ettiği yere boyun eğdirir.
O emir celaletten olunca secde etmeyen şeytan kovulmuş oldu. Eğer secde emri cemaliyetten olmuş olsaydı, Cenab-ı Hakk’ın cemali sıfatı müşfik, yumuşak, affeder, cezalandırmayan sıfatıdır; o zaman şeytana böyle bir ceza öngörmezdi.
Adem’e secde, birinci derecede Allah’ın emridir. İkinci derecede Cenab-ı Hak Adem’in üzerinde bütün sıfatlarını tecelli ettirdi. Ve dedi ki Adem’e ben gerekli olan hepinizden fazla ilim verdim. Çünkü Cenab-ı Hak Adem’e isimleri öğretti. Bu ilmel yakîn noktasıdır. Secde edenler, Adem’in üzerindeki hakkın ilmine, bilgisine, sıfatlarına secde etti.
Hakkel yakîn noktasına bakacak olursak, Cenab-ı Hak Adem’i kendi suretinde yarattı. Ve Adem’e ayrıyeten kendinden, kendi ruhundan bir ruh üfledi. Kendi ruhundan ruh üfleyip kendi suretinde yaratmış olduğu Adem’e, hakkel yakîn noktasında bütün varlıkların secde etmelerini emretti.
Kula Teşekkür ve Secdenin Mertebesi
Kulun kula secde etmesini emredecek olsaydım, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim hadis-i şerifi, buradaki kulun birbirine olan secdesinin, kulların üzerinde Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının tecelli etmesinden kaynaklanır. ‘Kula teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmemiştir’ hadis-i şerifi de buna delildir. Çünkü kula teşekkür, kulun o esnada bir iyiliği olmuştur. Kul o iyiliğe teşekkür eder, iyiliklerin sahibi Allah’tır.
Farzları yerine getirmek Allah’a en sevimli gelen fiildir. O zaman Allah sana bir şey farz kıldıysa onu yerine getir. En büyük hikmet budur. Namazın hakikatini, namazın tevhidini ancak namaz kılanlar anlayabilirler. Ancak namaz kılanların kalbinde hikmet pınarları, hikmet nurları oluşur. Namaz kılmayanın kalbinde namazla alakalı hakikat bulunmaz.
Hayal Gücü ve Hayalin Sınırsızlığı
Hayal gücü değil, hayal etmek vardır. Hayal edin. Hayalinizi geniş tutun, yüksek tutun. Hayalinizin peşine düşün. İnsan hiç görmediği bir şeyi hayal edebilir mi? Sadece ismini biliyorsa ismini düşünebilir. Ama isminin üzerinden onun sıfatları da tecelli eder mi o kimsede? Eder. Onun sıfatlarıyla tanır mı? Tanır.
Ticaret, Cihat ve Ümmetin Gücü
İlim, müminin yitik malıdır. Siz cihat ederek, ticaret ederek zenginleşin. Müslümanın iki zenginlik yolu vardır: cihat ve ticaret. Cihat ve ticareti elinde tutan bir mümin topluluğu dünyayı elinde tutar. Müminler topluluğu kafalarını iki unsura çalıştıracaklardır: cihada ve ticarete.
Medine-i Münevvere’ye Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hicret edince birinci derecede çarşıyı, ticareti ele aldı. Oradaki ticari hukuku realize etti. Ticari hukuku rantabl hale getirip bütün Arap coğrafyasının ticaret merkezi haline getirdi Medine-i Münevvere’yi. Ticaret ile Müslümanlar bir mala, paraya ve bununla beraber güce sahip oldular. Böyle güce sahip olunca cihat ile bütün Arap yarımadasını İslam ettiler.
Fatih Sultan Mehmet Han hazretleri, ‘İlim Çin’de de olsa Müslümanın yitik malıdır’ düsturuyla Macar topçusunu aldı getirtti. İlim adamı varmış, bastı parayı getirtti. Osmanlı öyle yükseldi. Ticaret var, cihat düşüncesi var. Güç toplandı. Sen güçlü olursan diğer güçsüzler senin etrafında toplanır.
Biz normalde savaşa girecek imanımızı ve cesaretimizi kaybettik. Bize ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ deyip oturtturdular bir kenara. Ne zaman Türkiye’deki eğitim, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim formatları, formasyonları değişir; bu noktada Kur’an ve sünnet tarihinde bir bilgi formatına ulaşır; o zaman gücü elinde tutarsınız siz. Bir kimse ölümüne savaşacaksa bu dünyaya bağlı olanların hepsi de o kimsenin gözüne bakar, kenara çekilir.
Dövme ve Abdest
Dövme yaptırmayın. Yaptıran kimseler tövbe edip abdestlerine devam edecekler. Yaptırmış; cahiliyet döneminde olmuş bir şey. O kimselerin tedavileri mümkünse o dövmeleri kaldırmaya gayret edecekler.
Kaynakça ve Referanslar
Hadis-i Şerifler
- “Kişinin duyduğunu söylemesi kendisine yalan olarak yeter.” (Müslim, Mukaddime, 5; Ebu Davud, Edeb, 80)
- “Ümmetim delalette toplanmaz.” (İbn Mâce, Fiten, 8; Tirmizî, Fiten, 7; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/396)
- “Müminin ferasetinden korkunuz; zira o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizî, Tefsîr, 15/6; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
- “Kulun kula secde etmesini emredecek olsaydım, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim.” (Tirmizî, Radâ, 10; İbn Mâce, Nikah, 4)
- “Kula teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmemiştir.” (Ebu Davud, Edeb, 11; Tirmizî, Birr, 35)
- “Bir kul, farzlarla bana yaklaştığı kadar başka hiçbir şeyle yaklaşamaz.” (Buhârî, Rikâk, 38 — Hadis-i Kudsî)
- “Bir kul Allah’ı zikretmekten dolayı kendi ihtiyaçlarını dile getirmeye fırsat bulamazsa, Allah ona istemeden verir.” (Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân)
- “Kim cemaattan bir karış ayrılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (Buhârî, Fiten, 2; Müslim, İmâre, 53)
- “İlim Çin’de de olsa gidiniz arayınız.” (Beyhakî, Medhal; zayıf kabul edilir, ancak manası sahih hadislerle desteklenir)
- “Kim Allah’a yardım ederse Allah da ona yardım eder.” (Muhammed Sûresi, 47/7 — ayet olarak da geçer)
Ayet-i Kerimeler
- “O heva ve hevesinden konuşmaz. O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.” (en-Necm Sûresi, 53/3-4)
- “Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez gölgeleri de sabah akşam Allah’a secde eder.” (er-Ra’d Sûresi, 13/15)
- “Hani Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti… Ve Adem’e bütün isimleri öğretti.” (el-Bakara Sûresi, 2/30-31)
- “Hani meleklere ‘Adem’e secde edin’ demiştik; İblis hariç secde ettiler.” (el-Bakara Sûresi, 2/34)
- “Ben ona ruhumdan üfledim.” (el-Hicr Sûresi, 15/29; Sâd Sûresi, 38/72)
- “Ey iman edenler! Eğer Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder.” (Muhammed Sûresi, 47/7)
- “Her kavme bir uyarıcı gönderilmiştir.” (Fâtır Sûresi, 35/24)
Fıkıh ve Kelam Kaynakları
- İmam-ı A’zam Ebu Hanife (ö. 150/767) — Fıkh-ı Ekber: Rü’yetullah hakkında bab açılmıştır
- İmam Caferi Sadık (ö. 148/765) — Ehl-i Beyt imamlarından ve İmam-ı A’zam’ın hocalarından
- Muhyiddin İbnü’l-Arabî (ö. 638/1240) — Kutub, Gavs, Üçler, Beşler, Yediler hiyerarşisi, Fütûhâtü’l-Mekkiyye
- Zina şahitliği: Dört erkek şahit şartı — en-Nûr Sûresi, 24/4; Hanefî fıkhında İbn Abidin, Reddü’l-Muhtâr
- Mest hükmü: Hanefi fıkhında ayağa ve özürlü bölgeye mest, İbn Abidin, Reddü’l-Muhtâr, Taharet bahsi
Tasavvuf ve Tarih Kaynakları
- Şeyh Şamil (ö. 1871) — Kafkasya’da Ruslara karşı cihat hareketi; ihanet sonucu teslim olması
- Sultan II. Abdülhamid Han (1876-1909) — Tahttan indirilmesi ve ümmetin sahip çıkamaması
- Bediüzzaman Said Nursî (ö. 1960) — Abdülhamid döneminde tutumu
- Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) ve Şehzade Mustafa meselesi — tartışmalı tarihsel rivayetler
- Fatih Sultan Mehmet Han (1432-1481) — İstanbul’un fethi için Macar topçu Urban’ın getirilmesi
- Baba Resul İsyanı — Anadolu Selçuklu döneminde (1240) Baba İshak ayaklanması
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Kalb, Sünnet, Şeyh, Yakîn, Tecellî, Nûr, Dergâh, Ehl-i Beyt. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı