Kalbi: Boşanma Hukuku ve Sufi Ahlakı
İslam’da boşanma ciddi bir meseledir ve son noktada başvurulması gereken bir yoldur. Bir erkeğin boşayacağı haller bellidir: Namus söz konusu ise, eşi gitme dediği yere gidiyorsa, yapma dediğini yapıyorsa, serkeşlikle devam ediyorsa boşama hakkı doğar. Aynı şey erkek için de geçerlidir; kadın da serkeş bir adamı çekmek zorunda değildir. Adamlığını yerine getirmiyorsa, aile reisliğini yerine getirmiyorsa kadının da boşanma hakkı doğar.
Sufi, kolay kolay kadın boşamaz, bunu ağzına dahi almaz. Boşama tehdidiyle erkeklik yapılmaz; bununla erkeklik yapan kimse hiç yolumuzda yürümemiştir. Eşini boşamakla tehdit etmek zavallı ve cahil insanların işidir. Kadın boşanmayı istiyorsa mühlet verilecek, annesine babasına danışması sağlanacak, bir hakim veya alim bulunacak; eğer yine boşanmak istiyorsa zulmetmeden boşanacak. Boşanmak isteyen bir kadını nikahında tutmaya çalışmak ona zulmetmektir.
Ufak tefek meselelerden boşamak cehalet eseridir. Kaynananın koltuk meselesi yüzünden, ablanın bir lafı yüzünden boşamaya kalkmak cahiliye döneminin işidir. Kim bir kadına veya geline zulmederse burnu sürtülür; Cenab-ı Hak onu ibret-i alem eder. Zulmeden zulmünün karşılığını bu dünyada görür.
Namusla alakalı meselelerde ise keskinlik esastır. Bir kadının kocasından başka ve mahremleri dışında erkeklerle iletişimi söz konusu olamaz. Sosyal medya şifreleri eşlerin bilgisi dahilinde olmalıdır. Bu konularda taviz yoktur.
Zikrullahın Faziletleri: Beni Zikredin
“Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bir de bana şükredin, nankörlük etmeyin.” Bu ayet-i kerimeden önce Cenab-ı Hak bir peygamber göndermiş, dini tamamlamıştır. Bu tam olan, eksiksiz olan lütfa karşılık yapılabilecek en büyük ibadet Allah’ı zikretmektir. İnsanın zikri, gücünün yettiğince Cenab-ı Hakk’ın emirleri doğrultusunda yürümektir; bütün zamanlarını zikirle doldurmak, hiç gaflete düşmeden Allah’ı zikirle hemhal olmaktır.
Musa aleyhisselama hadis-i kudside buyurulmuştur: “Ya Musa, eğer sen günün içerisinde hiç gaflete düşmeden beni zikredersen ancak şükretmiş sayılırsın. Ama bir an dahi gaflete düşer unutursan bana nankörlerden sayılmış olursun.” Bir an gaflete düşmek, zikrullahtan kesilmek, o kimseye haramla iştigal kapısını, fuhuş kapısını, nefsiyet ve şeytaniyet kapısını açar.
Hadis-i kudside Cenab-ı Hak buyurur: “Ben kulumun beni zannettiği gibiyim. O beni andığı sürece ben onunla beraberim. O beni yalnız başına anarsa ben de onu öylece anarım. Eğer beni bir topluluk içinde anarsa ben de onu o topluluktan daha hayırlı olan bir toplulukta anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”
Zikrullahtan Dönmenin Tehlikesi
Allah’ın zikri temiz ağızların, temiz gönüllerin, temiz insanların işidir. Zikrullah halkasına oturan kimse kendisini temizlemekle mükelleftir. Temizlenen kimse, göz göre göre Allah’ın gözünün içine baka baka delalete ve şeytaniyete koşmamalıdır. Göz göre göre haramları işlemek, günah-ı kebaire girmek, kibirlenmek, dedikodu, gıybet ve iftirayla hemhal olmak; bunlar zikrullahtan geri durmaktır.
Allah seni zikretti halde senin günah-ı kebairle işin ne? Allah seni zikretti senin haramla işin ne? Allah seni zikretti senin nankörlükle işin ne? Bu nankörce cesaret insanları helake götürebilir. Nice derviş gördük yıkılmış; göz göre göre, bile bile Allah’ın zikrinden geri durdukları için.
Namazdan Sonra Yeryüzüne Dağılmak ve Çarşıda Zikir
“Namaz kılındıktan sonra dağılıp Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtulasınız.” İslam’da ruhbanlık yoktur. Namaz kılındıktan sonra camiye kapanmak, tekkeye kapanmak değil; yeryüzüne dağılıp çalışmak, gayret etmek ve bu haldeyken de Allah’ı çokça zikretmek emredilmiştir. Allah’ı çokça zikretmek müminlik alameti, az zikretmek ise münafıklık alametidir.
Tüccarlar, esnaflar, çarşıya pazara çıkanlar “La ilahe illallahu vahdehü la şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir” demeyi unutmamalıdır. Kim bir çarşıya gidip bunu söylerse şeytanın tasallutundan muhafaza olur. Çarşılarda şeytan çok dolaşır, kafir cinliler kol gezer; bu zikrullahı yapan muhafaza edilmiş olur. Sufiler iş yerlerini besmeleyle açacak, makamlara bağışlayacak, üç İhlas bir Fatiha okuyacak ve bu zikrullaha en az yüz kere devam edecektir.
Kim bu zikrullahı günde yüz sefer söylerse İsmail aleyhisselamın kavminden on köle azad etmiş gibi sevap verilir. Sahabelerden bazıları, çarşılarda zikrullahın daha kıymetli olduğunu bilerek zikretmek için çarşıları seçerlerdi.
Sahabelerin Zikir Talebi ve Dilin Islak Olması
Sahabelerden birisi “Ya Resulallah, İslam’ın hükümleri çoğaldı, bana bir şey söyle ona sarılayım” deyince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem “Dilin Allah’ı anmaya devam etsin” buyurmuştur. Başka bir sahabe “Mecalim kalmadı, yaşlandım, güçten kuvvetten kesildim, bana öyle bir şey söyle ki onunla ahiretimi tamam edeyim” deyince yine “Dilin Allah’ın zikriyle ıslak olsun” buyurmuştur.
Üstaddan Uzakta Zikrullah ve Zikir Halkası
Üstadının yanında olmayan bir kimse, bulunduğu yerde zikrullah halkası kurmak için mücadele edecek ve gayret edecektir. Zikrullah halkasından uzak olmak şeytana dost olmak gibidir. Yalnız başına dahi olsalar, arkadaşlar bulundukları yerde zikrullah halkasındaymış gibi makamlara bağışlayıp oturacak, Allah’ı zikredeceklerdir. Üstadını ziyaret etme süresi kırk günü aşmamalıdır; bir derviş kırk günden kırk güne muhakkak üstadını görmeli, halkasına oturmalıdır.
Kalbi İlim ve Zahiri İlim Farkı
Sapıtan ilim ehilleri zahiri ilim erbabıdır; kalbi ilim erbabı sapıtmaz. Kalbi ilim erbabının elinde delil, kalbine gelen doğru ilhamlardır. Zahirini Kur’an ve Sünnete bağlar, kelama dalmaz. İç alemini kalbi olarak yürütür ve bu hal olduğu müddetçe asla zındıkaya düşmez. Kalbine gelen ilhamın sağlaması üstadıdır; hangi ilhamı alırsa alsın, hangi rüyayı görürse görsün gidip üstadına müracaat eder.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Mektubat’ın 29. Mektubunda der ki: “Tarikatta hissesi olmayan, kalbi harekete gelmeyen mütefennin alim zat da olsa bugünkü zındıkanın karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkülleşmiştir.” Ancak adi, samimi bir ehli tarikat kalbi harekete geçmemiş olsa bile tarikat silsilesine muhabbetinden dolayı asla ümidini kesmez ve zındıkaya düşmez. Sufiler üstadlarına bağlı bulundukları müddetçe asla sapkınlığa düşmezler; oldum davasına girenler sapar.
Rabıta, Hayalleme ve Şizofreni Farkı
Sufilikte hayalleme vardır. Hayallemenin pozitifi halin başlangıcıdır; negatifi ise şizofrenidir. Bir kimse hal görmezden önce kendi kendine hayaller: üstadını hayaller, Cennet’i hayaller, Kabe’yi hayaller. Bu hayalleme zamanla hale dönüşür. Üstadını tanıyan kimse onu rabıta eder; bu hayal değil rabıtadır, çünkü gördüğünü biliyor, tanıyor.
Şizofrenide ise kişi hiç görmediği kimlikleri ve şahısları üretir, ürettiğinin kurbanı olur. Şizofreni hastalarının yüzde altmış yetmişinde kafir cinliler şizofreniden sonra musallat olurlar; şizofreniden önce değil. Gerçek sufi, üstadına bağlı olduğu müddetçe şizofreniye düşmez.
Rabıta ederken kişi malını, çocuğunu, eşini, işini düşünmekten kesilir. “Biz sizi anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz” ayetindeki beş meşgale kesilir. Kişi rabıta ettiğinde beyni, kalbi, ruhu dinlenir; düşünce sistemi relaks olur, berraklaşır. Bu yüzden gerçek sufiler psikolojik sendrom yaşamazlar.
Odaklanma, Disiplin ve Sabah Dersi
Bugünkü insanların en büyük problemi odaklanamamaktır. Disiplin odağı getirir. Bir iş yapılacaksa ona odaklanmak, çevreyle ilişkiyi gerektiğinde kesmek, niyette samimi olup hedefe kilitlenmek esastır. Ameliyata giren cerrah odaklanmazsa böbreğe yerine başka yeri keser; disiplinsizlik budur.
Sıkıntısı olanlar sabahleyin dersini çekmeden dışarı çıkmamalıdır. Namazını kılıp oturacak, harika bir şekilde tam adabıyla dersini yapacak, bir kısa da olsa Kur’an-ı Kerim okuyacak, duasını edecektir. Gün böyle başladığında ne psikolojik problem kalır ne başka sıkıntı. Berrak, temiz, sağlam bir şekilde güne başlayan kimsenin aritmetiği, matematiği, aklı, zekası, feraseti kuvvetli olur. Cenab-ı Hak ona kestirmeden yol verir, herkes dolaşırken o doğrudan hedefe ulaşır.
Çeşitli Sorular ve Cevaplar
Hadisleri Reddedenler
Hadis-i şerifleri reddedip bunu basın yoluyla yapanlar, Kur’an ve Sünnet dairesindeki bir şeyi hor hakir görenler, alaya alanlar hakkında savcılığa şikayet edilebilir. Bir kimsenin hadisleri reddetme hakkı yoktur.
İncil ve Tevrat Neden Korunmamış?
Tevrat, İncil ve Zebur, o günkü insanlık için zamanlı bir şeriat olarak indirilmiştir. Zamanları dolmuş, vazifeleri yerine gelmiştir. Cenab-ı Hak kıyamete kadar devam edecek bir peygamber, bir Kur’an ve bir din indirmiştir.
Vesvese ve Zikrullahta Şeytani İmtihan
Vesvese şeytandandır. Namazda veya zikrullahta vesvese gelen kimse “Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim” diyecektir. Zikrullah sırasında gelen şeytani sesler ve imtihanlar olabilir; bunlara aldanmamak ve istiaze ile def etmek gerekir.
Eşlerin Birbirlerine Davranışı
Sufiler birbirlerine sevgiyle, şefkatle, merhametle yaklaşırlar. Sevginin, şefkatin, merhametin olduğu yerde hukuk aranmaz. Ehli şeriatı hukukla terbiye edersin ama sufi sevgisiyle, şefkatiyle, merhametiyle terbiye eder. Erkek çok kızsa dahi eşine bağırması, hakaret etmesi, onu korkutması sufi ahlakına aykırıdır.
Sürme Kullanmak
Gözlere sürme sürmek sünnettir ve gözlere şifadır. Ancak günümüzde eşcinsel erkeklerin sürme kullanması sebebiyle, genç erkeklerin sakalı bıyığı yokken sürme çekip dolaşması yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilir. Yanlış anlaşılmayı önlemek için o sünnet zaruretten değilse terk edilebilir.
Kaynakça
- Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi, 2/152 — “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”
- Kur’an-ı Kerim, Cuma Suresi, 62/10 — “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın, Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.”
- Kur’an-ı Kerim, Ankebut Suresi, 29/45 — “Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah’ı zikretmek en büyük iştir.”
- Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi, 4/142 — “Münafıklar Allah’ı az zikrederler.”
- Kur’an-ı Kerim, Al-i İmran Suresi, 3/191 — “Ayaktayken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler.”
- Buhari, Tevhid, Hadis No: 7405; Müslim, Zikir, Hadis No: 2675 — “Ben kulumun beni zannettiği gibiyim…” hadis-i kudsisi.
- Tirmizi, Daavat, Hadis No: 3585 — “Dilin Allah’ın zikriyle ıslak olsun” hadis-i şerifi.
- Tirmizi, Daavat, Hadis No: 3468 — Çarşıya girince “La ilahe illallahu vahdehü la şerike leh…” okumanın fazileti.
- Müslim, Zikir, Hadis No: 2691 — “Kim günde yüz kere La ilahe illallahu vahdehü… derse on köle azad etmiş gibi sevap alır.”
- Hadis-i Kudsi — “Ya Musa, hiç gaflete düşmeden beni zikredersen ancak şükretmiş sayılırsın” (Beyhaki, Şuabü’l-İman).
- Tirmizi, Birr, Hadis No: 1997 — “Severken ölçülü sevin, bir gün düşmanınız olabilir.”
- Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, 29. Mektup, 9. Kısım, 8. Telvih — Tarikat ehli olmayanın zındıka karşısında muhafaza edilemeyeceği.
- Ahmed er-Rufai, el-Burhanü’l-Müeyyed — Tasavvufi irşad eseri, keskin üslup.
- Mevlana Celaleddin Rumi — “İncin sende incitme” sözü.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Râbıta, Kâbe, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı