Cariye: Kehf Suresi 24: İnşallah Meselesi ve Süleyman (a.s.) Kıssası
‘Ancak Allah dilerse yaparım de. Bir şeyi unuttuğun zaman da Rabbini zikret. Umarım Rabbim beni bundan daha doğrusuna ve daha iyisine iletir de.’ (Kehf, 18/24). Bu sure Ashab-ı Kehf ile indirilen meseledir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Hazretlerine Yahudiler Ashab-ı Kehf’ten sordular. O da ‘yarın size bunun sohbetini edeyim’ dedi. Öyle söyleyince bir rivayette vahiy kesildi, on beş gün kadar vahiy gelmedi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Süleyman (a.s.)’ın kıssasını naklediyor: Süleyman (a.s.) bir gün niyet etti, ‘bugün bütün eşlerimi dolaşacağım, hepsinden birer erkek evlat olacak ve hepsi Allah yolunda cihat edecek bir bölük kuracağım’ dedi. Ama inşallah demedi. Bir rivayette 70, bir rivayette 90, bir rivayette 100 eşi var. Hepsi de hamile kaldı ama sadece birinden tam kemale ermemiş bir erkek çocuk doğdu. İnşallah demedi diye böyle tecelli etti.
Besmele ve İnşallahı Unutmamak
Söz verdiğinizde inşallah demeyi unutmayın. Hz. Mevlana Mesnevi’sinde ‘nice inşallah demeyenler vardır ki onlar inşallahın canı olmuşlardır, özü olmuşlardır’ der. Ama biz sakın kendimizi onlardan görmeyelim. Asla kendinizi şatahata atmayın, şaka dahi olsa. Dervişliğinizi kullanmayın bu noktada.
Sufi besmelesiz bir işe başlamaz. Yemek, içmek, hareket etmek, araba çalıştırmak, yatmak, kalkmak — her fiiliyat değiştiğinde muhakkak besmele çeker. Unuttuysan ayet-i kerime diyor: ‘Unuttuğunda Rabbini zikret.’ Başlangıçta besmele çekmeyi unuttuysan, ortasında Bismillahirrahmanirrahim de, Cenab-ı Hak kabul edecek.
Hz. Peygamber’in Unutması Meselesi ve Şeytanın Unutturuşu
Kehf Suresi ayet 63’te Musa (a.s.)’ın yardımcısı diyor ki: ‘Şeytandan başkası unutturmadı onu bana.’ Musa (a.s.)’ın yanındaki yardımcısı kurutulmuş balıkların canlanıp denize hopladığını Musa’ya haber verecekti ama unuttu. Unutturan şeytanmış.
O zaman Hz. Resulullah (s.a.v.) Hazretlerinin inşallah demeyi unutması mümkün değil. Bazı tefsirciler öyle tefsir ediyorlar ama bu fakir kabul etmiyor. Eğer unutma kapısını açarsak bir ayet-i kerimeyi de unutabilir manası çıkar. Bir kimse bir şey unutursa başka bir şey de unutur. Adem (a.s.) unuttu, Süleyman (a.s.) unuttu, Musa (a.s.)’ın yardımcısı unuttu. Ama Muhammed Mustafa (s.a.v.) heva ve hevesinden yapmadı, hiçbir eksiklik ve noksanlık üzerinde zuhur etmedi.
Musa (a.s.) da şatahat yapmıştı. Kavminden ona biri sormuştu: ‘Senden daha alim bir kimse var mı?’ ‘Yok’ demişti. Cenab-ı Hak hemen onu tacibi: ‘Yanıldın ya Musa, senden daha alim bir kulum var.’ Sakın kendini üstün görme, sakın ‘ben zamanın kutbu oldum’ deme, şatahat yapma, kulluk yap, tevazu ehli ol.
Şeytanın Kalbe Yerleşmesi ve Zikrullahın Koruyuculuğu
Hz. Peygamber (s.a.v.) diyor ki: ‘Şeytan sizin kalbinizin kapısında bekler. Ne zaman ki zikrullahı terk ettiniz, o girer.’ Kim zikrullahı terk ederse kalbine yerleşecek olan şeytandır. Unutan, gaflete düşen kalbe yerleşir. Ve o kalbe yerleşirse dilinden, gözünden, elinden, ayağından haram çıkar.
‘Ashabım, size ölüyle diri arasındaki farkı söyleyeyim mi? Allah’ı zikredenler diri, Allah’ı zikretmeyi bırakanlar ölü gibidir.’ Kimin kalbinde zikrullah varsa o unutmaz, gaflete düşmez. Kimin kalbinde zikrullah varsa dilinde haram yoktur.
Allah’ın zikri fesadın içinde olmaz, fitnenin nifakın içerisinde durmaz. Zikrullah var ise orada Cenab-ı Hakk’ın nuru hakimdir. Her esmanın kalpte tecelli eden bir nuru vardır: La ilahe illallah’ın nuru, Allah demenin nuru, Hay demenin nuru, Hak demenin nuru, İhlas-ı Şerifin nuru, Salavat-ı Şerifenin nuru…
Kim Allah’ı unutursa Allah onu lütfu ilahisinden tart eder, huzurullaha almaz. O şeytanla dost olur, şeytanın askeri olur. Cenab-ı Hak onun üzerinden korumasını alıverir, onu orta yerde bırakıverir.
Zikrullahın Cihattan Daha Faziletli Oluşu
‘Allah katında kıyamet gününde kulların hangisinin derecesi daha faziletlidir?’ diye soruldu. ‘Allah’ı çok zikredenlerin’ buyurdu. ‘Ya Resulallah, Allah yolunda cihat eden gazinin ki?’ denildi. ‘Kafirler ve müşrikler içerisinde kılıcı kırılıncaya ve kana bulanıncaya kadar savaşsa da şüphesiz ki Allah’ı çok zikredenlerin derecesi ondan daha faziletli olur’ buyurdu.
Başka bir hadis-i şerifte: O kimse kılıcını alsa, dövüşse, kılıcı kırılsa, ikinci kılıcı eline alsa, o da kırılsa, üçüncü kılıçla da dövüşse o da kırılsa, ancak zikrullaha eşit olabilir.
‘Sizden kim gece ibadet etmekten aciz, malını infak etmekte cimri ve düşmanla cihat etmekten korkan ise Allah’ı çok zikretsin’ buyurdu. ‘Kul, Allah-u Teala’yı zikretmekten daha fazla kendisini azaptan kurtaran hiçbir amel işleyemez’ buyurdu.
İnfak, Sadaka-i Cariye ve İsraf Ayrımı
İnfak ederken mermi hedefe ulaşacak. Sadaka-i cariye olacak. Bir kimsenin işini düzeltmesine yardım etmek, bir tüccarın batmış işini kurtarmak, bir esnafa sermaye vermek — bunlar infaktır. O işini kurarsa etrafına bakar gene. Ama dilencilik meslek haline getirenlere değil.
Sadaka-i cariye öyle işler: Bir usta dört tane kalfasına sanat öğretmiş, dördü de dükkan açmış. O dört kalfa her evine o meslekten bir şey götürürken ustaya sadaka sevabı yazılıyor. Onlar da birer kalfa yetiştirseler, o da katlana katlana gidiyor.
Sufilik de öyledir. Kime vesile olduysanız, ondan size de yazılacak. Bizim dergaha girdiğimizde bunu böyle sadaka-i cariye noktasında bir derviş en az on kişiye vesile olacaktır.
İsraf ile İnfakın Farkı
Bir başkasına yedirdiğin israf değil. Arkadaşına, kardeşine yedirmiş, içirmişsen o israf olmaz. İsraf kendine yaptığın şeyler: Evde koltuk takımı var ama ‘bunun rengi açmadı ya, gözüme tuhaf geldi’ diye değiştirmek — işte bu israftır.
Hanefi fıkıhcıları hayat standardına önem vermişler. Bir kimse eşinin ve çocuklarının hayat standardını korumakla mükelleftir. Bunun haricindekini infak edebilir. Mümin orta ölçekli bir hayat standardı kurar kendine. Parası çok yüksekte olsa kendisine orta ölçekli bir hayat standardı kurar; ‘bugün var yarın yok olabilir’ der.
Ticaret yapan kimselere: Sermayenizin onda birini arabaya koyabilirsiniz. Adamın yüz milyar sermayesi var, on milyarlık araba yapabilir. Fazla lükse gitme, şatafata gitme. Lüks bir mahalleye gidersen oraya yetiştiremezsin. Çocuklarına da yetiştiremezsin.
Halifelik Meselesi: Siyasi ve Dini Otorite
Halifelik Hz. Ali Hazretlerine gelinceye kadar hem siyasi hem de dini idi. Hz. Hasan (r.a.) hutbede ‘ben siyasi olarak Muaviye’ye bağlandım’ dedikten sonra dini halifelik devam etti, siyasi halifelik ayrıştı. İlk ayrışma budur.
Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim Doğu seferinden sonra halifeliği de alınca dini ve siyasi otorite tek merkezde birleşti yeniden. Halifelik son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin uhdesine devredildi. Şu anda Meclis bu vazifeyi yerine getirmiyor. Müslümanların şu an ne siyasi ne dini bir halifesi var.
Tüp Bebek, Taşıyıcı Annelik ve Gen Tedavisi
Tüp bebek caizdir. Bir kimsenin çocuğunun olmasını istemesi fıtridir, tedavi görmesi caizdir. Ama sperm ve yumurtanın kimin olduğu belli olmalıdır — başka birinin spermi veya yumurtası caiz değildir, çünkü nesep ve miras meselesi girer.
Taşıyıcı annelikte sperm ve yumurta anne babadan ise, sadece taşıma başka bir kadında oluyorsa, nesep yönünden sıkıntı olmaz. Bu süt annelik hukukundan kıyas yoluyla değerlendirilebilir. Süt anne nasıl annelik iddia edemiyor ve nikah düşmüyorsa, taşıyıcı anne de öyledir.
Genlerin üzerinde tedavi yapılması caizdir. Anne karnındaki çocuğun etkilenmesi hadislerle de sabittir. Baba evde sinirlilik yapsa anne karnındaki çocuk etkileniyor. Bunlar genler üzerinde de geçerli. Devlet ileriye yönelik sağlıklı ve kötülüklerden uzak bir tebaa yetiştirmekle mükelleftir.
Kadınların Psikolojik Sağlığı ve Aile Desteği
Bugünün kadınlarında en büyük sendrom yardımsız olmasıdır. Bireysel hayat yaşıyor, evde yardım edecek kimse yok. Bir tane çocuğu toparlayamıyor da. İkinci çocuk zülüm olur o kadına. Korunma da caizdir bu durumda.
Anne babaların çocuklarını özgür bırakmayarak, destek olmayarak hem çocuklarını hem kendilerini mağdur ettiler. Torunu koklayamıyor, gelin şikayetçi. Oysa basit: Ver torunu onların eline, sen al karını gezmeye git. Onlar zaten ‘bakacağız’ diye uğraşıyor.
Bir yerde durmak, birbirine destek olmak kadar tatlı bir şey yok. Önceden beş kardeş bir apartmanda yaşardı, kadınlar birbirine destek olurdu. Şimdi o yok. Mümkün olunca anne babanın altında, yanında oturmaya gayret edin. Aile içi dayanışma hem psikolojik sağlık hem de çocuk yetiştirme açısından şart.
Kaynakça
Ayet-i Kerimeler
- Kehf Suresi, 18/24 — ‘Ancak Allah dilerse yaparım de, unuttuğun zaman Rabbini zikret’
- Kehf Suresi, 18/63 — Musa (a.s.)’ın yardımcısı: ‘Şeytandan başkası unutturmadı’
- Kehf Suresi, 18/60-82 — Musa (a.s.) ve Hızır (a.s.) kıssası, kurutulmuş balık hadisesi
- Necm Suresi, 53/3-4 — ‘O heva ve hevesinden konuşmaz’ — Hz. Peygamber’in unutmaması delili
Hadis-i Şerifler
- Süleyman (a.s.) Kıssası — İnşallah demeden niyet eden Süleyman (a.s.) (Buhari, Enbiya, 40; Müslim, Eyman, 22)
- Zikrullahın Fazileti — ‘Allah’ı çok zikredenlerin derecesi, kılıcı kırılana kadar savaşandan daha faziletlidir’ (Tirmizi, Deavat, 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/239)
- Üç Kılıç Hadisi — ‘Üç kılıç kırılsa ancak zikrullaha eşit olur’ (Taberani, el-Mu’cemül-Kebir)
- ‘Kim gece ibadetten aciz, infakta cimri ve cihattan korkan ise Allah’ı çok zikretsin’ (Tirmizi, Deavat, 4)
- Şeytan ve Kalp Hadisi — ‘Şeytan kalbinizin kapısında bekler, zikrullahı terk ettiğinizde girer’ (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Hakim, Müstedrek)
- Diri ve Ölü Hadisi — ‘Allah’ı zikredenler diri, terk edenler ölü gibidir’ (Buhari, Deavat, 66)
- ‘Unuttuğunuzdan sorumlu değilsiniz’ (Buhari, Hüdud, 22; Müslim, İman, 201)
Fıkıh ve Fetva Notları
- Hanefi fıkhı: Hayat standardı koruma yükümlülüğü — eş ve çocukların hayat standardı korunarak infak yapılır
- Darül-Harp hukuku: İslami eğitim verilemeyecek ortamda, zaruret halinde gebeliğin dört aya kadar sonlandırılmasına Hanefilerde fetva var
- Tüp bebek: Sperm ve yumurta eşlerden ise caiz; başkasının spermi/yumurtası caiz değil (nesep meselesi)
- Taşıyıcı annelik: Süt annelik hukukundan kıyas yoluyla değerlendirilebilir; nesep anne babada kalır
- Gen tedavisi: Genlerdeki rahatsızlıkların tedavisi caizdir
Tasavvufi Referanslar
- Hz. Mevlana, Mesnevi — ‘Nice inşallah demeyenler vardır ki onlar inşallahın canı olmuşlardır’
- Sadaka-i Cariye Prensibi — Kime vesile olduysan ondan sana da yazılır; bir derviş en az on kişiye vesile olacaktır
- Halifelik Tarihi — Hz. Hasan (r.a.) döneminde dini-siyasi ayrışma; Yavuz Sultan Selim’le yeniden birleşme; son olarak TBMM’ye devir
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Halife, Salavât, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı