1. Bölüm
Allâh gecenize iyi bilsin inşâAllah. Selamun aleyküm. Allâh gecenize iyi bilsin inşâAllah. Selamun aleyküm. Allâh’a emanet olun inşâAllah. Haydi sorun bakalım. Evet gelecek. Bu ahsap suresinde, biz emanetleyip göklere girelim, dağlara, her yerine kadar bir ilerlelim. İnsan kadar bir ilerlelim, tanrılarımız da ilerledik. Şimdi emanetten, Allâh’ını bilmek. Çünkü varoluşun sebebi, varoluşun sebebi, Cenâb-ı Hak, ben tanınmayı sevdim de, ben tanınmayı sevdi deyince, varoluş sebebi, Allâh’ın tanınması bilinmesi. Böyle olunca, Allâh’ın tanınma noktasında, varlığın hikayesindeki, oradaki, o hani, dağlar, taşlar, gökler kabul etmeli meselesi, onların isyamiyle alakalı değil. Orada normalde, Cenâb-ı Hak bir şey emrederse, normalde Allâh dese ki, Allâh’ın isyamı ile alakalı değil.
Orada normalde, Cenâb-ı Hak bir şey emrederse, Cenâb-ı Hak dese ki, bu böyle olacak, Allâh bu böyle olacak deyince, kimsenin onu, bir varlığın bunu kabullenmemesi diye bir şey olur mu? O yüzden, orada, bir şeyin bunu kabullenmemesi, hıtratıyla alakalı. Yaradılış, yaradılış hıtratıyla alakalı. Yaradılış hıtratı, uygunsa onu orta yüksek hıtratı kabul edecek. Aslında buradan hareket ederken, normalde insanın, tabii yaradılışta ki, varlığa geçerken, ruhlar aleminden varlığa geçerken, ayağını sabit eden, ruhlar alemine geçerken, hepsinin kendi rengi, kendisi o. O kendisi orada ayağını sabit eden, ne yaparsın, onunla arıyor. O yüzden, varlığın diğer unsurları, ne ister melekler olsun, ister cinlik arzusu, ister varlığın ayağında onu taşıp görüyor musun?
Onlar, insanlardaki, akıl gibi, akıl olmadığından, bunun zaten kabullenmesi mümkün değil. Bunun, o yüzden, onlar kabul etmediler. Kabul etmeyin şimdi sebebi, yaradılış hıtratlarının, onun uygun olmayışı. Görmüş nasıldır? Cenâb-ı Hak hiçbir şey yaratmazdan önce, Allâh’ın ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Neye benzediği de belli değil. Hâlâ da, Cenâb-ı Hak’ın Zat olarak, neye benzediği belli değil. O yüzden, Cenâb-ı Hak hiçbir şey yaratmazdan önce, ne olduğunu hiçbir şey bilmiyor. Orada bir bilinmezlik var. Aslında Allâh bir şey yarattığında da, o yarattığı şey, Allâh’ın kendisinin takdir ettiği kadar bunu bilir. O yarattığı şeye de takdir eden, takdir edilen nokta sınır, Allâh’ın Zat ulağının haricinde her şey.
O zaman varlık yaratılandığında hiçbirisi de, Allâh’ın Zat ulağını tanıması, tam anlamıyla bilmesi mümkün değil. Cenâb-ı Hak da bunu yasaklamış zaten. Demiş ki, Allâh’ın Zat’ını tefekkür etmek, düşünmek, onu bir şeye benzetmek. Onu böyle bir şeyle benzeştirmek, caiz değil, haram. Ama biz, Allâh’ın ne olduğunu, sıfatsal noktada, mesela, Allâh görür, Allâh duyar gibisinden, biz onu sıfatsal noktada bir şeye benzeştirebiliriz. Benzettiğimiz şeyi de teyze edeceğiz. Ama yine de öyle değildir diyeceğiz. Hani, insan da görür, Allâh da görür, ama teyze edeceğiz, deriz ki, insanın görmesi, Allâh’ın görmesi gibi değildir, deriz. Ve Allâh’ın görmesi de, insanın görmesi gibidir. Onun bu nam-i tenaye, eşsizdir, sınırsızdır.
2. Bölüm
İnsan sınırlı görür, Allâh sınırsız görür. İnsanın duymasının bir sınırı vardır, Cenâb-ı Hak’ın duymasının bir sınırı yoktur. Bunun gibi. İnsanın bir şeyi anlamasının sınırı vardır. Allâh için bir şey anlamasının sınırı yoktur. Bunun sıfatlarıdır, sınırsızdır. Sıfatlarının bir şeyi benzehtiriz. Benzettiğimiz şey de teyze edeceğiz. O, ona benzemez, deriz. Mesela kuvvetli açısından da, aklımıza dünyanın en kuvvetli bir varlığı gelmiş olsa, Allâh da kuvvetli, deriz. O varlıkta kuvvetli. Ama deriz ki, onun kuvveti, varlıkların kuvveti de benzemez. Allâh’ın Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz. Hadîs-i şerif. Hazreti Peygamber Salonlar ve Selamun Aleyhi Unuttuğunuzdan, uykuda yaptıklarınızdan, bir de uykuda, bir de akli dengesi, bozulunca insanlar yaptıklarından sorumlu değil.
Bu Adem Aleyhisselâm’da unuttuk değil, yasak olan bir şey yaptı ya, Hazreti Peygamber Salonlar ve Selamun Aleyhi Aleyhi ve Selamun Aleyhi Unuttuklarınızdan sorumlu değil. Peygamberler, bir sohbetinizde Peygamber Efendimizin, Allâh’ın adında Allâh’ın yolundan yaratıldığını anlatmıştınız. İziki olarak, dünyada geldiğinde Peygamberler için kendine bilgiler veriyoruz. Yani, bozulursa geçiyoruz. Şimdi, bir kimsenin kendi ruhlar ahirindeki tecelliyetiyle, misal ahirindeki tecelliyetiyle, ahir tecelliyetiyle rengi, tecelliyeti alan ayırı değil. Cebrail Aleyhisselâm hem âlim ruhda hem âlim misalde bütün peygamberlerin ruhsunda ve bütün ruhmaların aklı elinde bulunurlardır. Ama âlim şahadete tecelli ederken, tıhye suretiyle tecelli eder.
Ve insan suretiyle tecelli eder. Ve sahâbeler onu tıhye olarak görür. Dediler ki, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu tanıdınız mı? Hayır. Bu dedi Cebrail kardeşim. Cebrail Aleyhisselâm âlim-i şahadete, dünya ahirine tecelli ederken, bir insan suretiyle, tıhye suretiyle tecelli eder. Eğer gerçek manada tecelli etmiş olsaydı, orada sahabenin hiçbirisinde onu görmem hiç yetmezdi. Anlaşıldı mı? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem dünya tecelliyeti, dünyadaki insanların algılayabileceği kadar. Eğer amadaki tecelliyeti tecelli etmiş olsaydı, bırak dünyayı, bütün kainat, onun ruhaniyetine ve nuraniyetine dayanamazdı. O yüzden bir varlıkta belli bir dereceye sahip olan ama melekut olsun, ama Peygamberler olsun, şehadet alimine tecelli ederken seni benim güçte tecelli eder.
O yüzden Hazreti Mevlânâ der ki, sakın sen onu kendin gibi zannetme. Peygamberler için der ki, sakın sen onu kendinden bilme, kendinden zannetme. Peygamberler için de aynı şeyi söylüyor. Sakın adam. Siz de onu kendiniz gibi görmeyin. Bizim gibi yiyor, içiyor, bizim gibi uyuyor demeyin. Der. Onlar çünkü öte halinde farklı boyutta tecelli ederler. Burada öyle tecelli etmiş olsalar, insanların o tecelliyeti kaldırırlar. Onsa aleyhisselâm Tûr-i Sinâ’ya çıktığında, Allâh Allâh konuşurken kendinden geçti. Dedi ki, göremez miyim seni? O da dedi ki, Ya Musa, şu dağa bir bak. Ona dayanabilirsen görürsün dedi. Dağa bakmasıyla, bayılması bir ol. Kırk gün baygın yandı. Yanındaki inananları da baygın yandı.
3. Bölüm
Hepsini baygındı. Musa aleyhisselamın bayıldığında onları öldü zannetti. Aslında ölmüştü onlar, bayılmamıştı. Musa aleyhisselamın bayıldığında onlar o tecelliyete dayanamadılar. Gölgeleri koptu, gitti. Musa aleyhisselâm dedi ki, ona gidiyor, hepsinde selif var olmuş. Musa aleyhisselâm elini açtı, dua etti. Ya Rabbi dedi, ben kavme nasıl dönermişim? Herkesler bir ümmetini helak etti de geldi. Onlara yeniden ayak var, yeniden onlara ruh var dedi. Onları Cenab-ı Allâh’ı tekrar hak etti. Öyleyse şimdi alemin ruhdaki tecelliyatıyla alemin misaldeki tecelliyatın derecede aynı değil. Alemin şuurttaki alemin şehadetteki tecelliyat aynı değil. O yüzden Ahmada’daki tecelliyat aynı değil. Bunun böyle Arabi bunun buhar misali tarif eder.
Der ki bir yerde buhar buhar görünmüyor. Buhar var, görünmüyor. O da biraz daha soğuyunca yağmurada yağmur biraz daha soğunca buz olur, kar olur. Öyle değil mi? Kar biraz daha soğunca ne olur? Buz olur. Buzun içerisinde buhar var mı? Var. Aslında o buz biz var oluyor. Öyle değil mi? Gerçekte buz var mı? Bize buz görüyor. Anlaşıldı? O bir eritirsek onun ne olacak? Su olacak. Biraz daha kaynatırsak ne olacak? Buhar olacak, içecek. Nerede su? Yok. Buhar olunca tecelli edeceği alanları geniş oldu mu? O bir bardak su olsa bir bardak suyu biz burada kaynatsak bütün bu evi içerisinde buhar kaplarmış. Kaplar bir bardak su. Ama bir bardak burada bir bardak olarak görünüyor. Biz bunu buharlaştırsak bütün salonu kapsar mı içine?
Kapsar. Bunun doyuz mu Hazreti Peygamber Salonlar ve Selim Hazretleri Ağmada’kı tecelliyatıyla zahir halimizdeki tecelliyatının tecelliyat derecesi var. Başka suyu sana başlayacağım. Eşim benim rüya gördüm. Aynı rüyaya ben de gördüm. Sizin bize hacı gezdirdiğinizi gördüm. İnşâAllah zahir halinde gidersiniz. Beytullah’ı görmek rahmettir, bereketli, lütuf ikram etsin. Aynenin beraberlidir. Şekine şemaline şeytan girmez. İnşâAllah zahir halinde gidersiniz. İhrama girdiniz mi? Evet. Hacısınız. Şeytan taşla ihrama girip Beytullah’ı tavaf ettiniz mi? Evet. Hacı yaptığında mı? Evet. Hacısınız elhamdülillah. Şimdi ehli sûfî bunlara bakarken rüyayı hakikat olarak gör. Çünkü Hazreti Peygamber Saburlar ve Senem Hazretleri buyurdu ki, Beytullah’ın şekline şemaline şeytan giremez.
Başka bir adı şeritleri buyurdu ki, benim ve raşit halifelerimin şekline şemaline şeytan giremez. Öyle doyurdu ki, insanlar uykudadır. Öldüklerinde uyumluyor. Yine buyurdu ki, ahir zamanda ümmetimin sadece kimselerini görmüş olursunuz. Sadece rüyalar mübeşşerraktandır. Değilir. Bunlarına da bütün sûfîler derler ki, bir kimsenin rüyadan eğer ki şekline şemaline şeytan giremeyip bir rüya gördüysen o uykudan uyandı, uykudan uyandı. Uykudan uyandı, bir şey yaşadı. Geri kalan uykudan. Bak, uykudan uyandı, uyandı, bir şey yaşadı. O yaşadığı şey sahi ise, onu der ki o kimse asıl sahih olan o. Hatta Arabi der ki burada, sahih rüya göre o hal içinde hal, uyku içerisinde rüya görsün. O rüyayı da bir de rüyasını tevilettirse, o rüyanın içerisinde, hal içerisinde, hal onun içerisinde bir daha hal görürler.
4. Bölüm
Uyanıklığın büyük bir noktası, büyük uyanıklık daha üstüne koyar. O yüzden sûfîler için sahih rüya görmek, normalde dünya’daki şehadet noktasındaki namaz kılmaktan daha evladım. Bir kimse rüyasında namaz kıldıysa, hakikatte namaz kılmıştır. Bir kimse rüyasında beytullah’a gitmiştir, hakikatte beytullah’a gitmiştir. Çünkü misal âlimi, bütün şehadet aliminde, ruhlar aliminde, bütün efsizi içine alır. Misal âlimi geniştir. Geniş olunca misal alimine gelen tecelliye âlim-i ruhtan, amadan geliyor. Misal alimine iki tecelliye tutar. Bir, normalde insanın yaşadığı günlük hayatından şehadetten misal alimine etki olur. İki, o kimseye ruhlar aliminden, âlim ayağını sabit eden ruhlar aliminden misal aliminde o kimseye tecelliyet olur.
Yukarıdan gelirse o velilerde ilham, ayırt ediyoruz ya, aslında ayırt edilmez o. O da vahiy gibidir. Vahiy demiyorum. Vahiy gibidir. onun altı ilhamdır. Yukarıdan aşağı gelirse, aşağıdan yukarı gidersen, bu Cenâb-ı Hak’ın bir lütfu, bir ikramı, bir ihsanıdır. Beytullah şekline, şemayine şeytan giremez, haktır. Aynı zamanda da şehad gelir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gördü ki, Beytullah manşerden süslenir, getirilir. Ve onu gerçekten tavaf edenlere o şefaat eder. Yarabbim beni tavaf etti. Benim etrafımda lebekti dedi. Ona bu noktada beni zikretti. Ben onu, çünkü Beytullah cennetten çıkma, tekrar cennete gidiyorlar. Ben beni tavaf edenlere almadan cennete ayaktırılır.
Öyle olunca, Beytullah’ın şefaati hak olsun. Biz şefaat edicilerin, bu manada Cenâb-ı Hak’ın müsaadesiyle şefaat edicilerin var olduğuna inanırız. Ayeti kerimeler de var, hadîs-i şerifler de var. O yüzden, Beytullah’ın da şefaati haktır. Şefine şemayine şeytan girmez. Bir kimse rüyasında haccını tam manasıyla ifa etmesi Beytullah’ı da dönmezse hadcih haşlanır. Cenâb-ı Hak ona zahirendi gösterir. İnşâAllah zahirendi gösterir. Ama hadcih haşlasın. Mübarek olsun. Hocam, gece kılınan teheccüd namazını sabah namazına kalktıktan sonra kılınabilir mi? İkincisi de ikindi ve yatsı namazlarında ilk oturuşlarda bir şey, salih-i bayi kurasından sonra Rabbena’yı da okursa selam vermesi mi gerekir? Üçüncü rekete kalkıp devam etmesi mi gerekir?
Muhammed’e teheccüd namazına vakti sabah namazının imsak vakti girince Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri gece tebaat edemediği zaman mesela bir bir şey vesile oldu, yapamadı onu öğleden önce ve iade eder. Aslında kuşluk namazı yerinden öğlen namazından önce saat 10 ile 11.30 arasında kılınan namazın bir sebebi de bu. Gece namaz kılamayan devamlı bu noktada mesela bir kimse bir nafileyi kendine adet haline getirdi kendine bu noktada bir tane getirdiyse onun normalde yerine tekrar bunu iade etmesi gerekir. Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri bir gün sabah namazını seferiyken kılamadılar uyudular orada, Bilal-i Emre Hazretleri dedik ya Resûlullâh ben seni kaldırdım Salonlar ve Selam sen biraz dinlen dedi onun dizine yattın onun dizine yattığında Bilal-i Emre bir baktılar ki güneş yükselmiş güneş yükselince Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri hızla kalktık sahâbeler dövündüler hatta çok üzüldüler sabah namazına kalkınmamak diye durun dedi siz bir zalime ibadet etmiyorsunuz dedi ona böyle çok fever hanedince biraz yürüdüler o namazı kaçırdıkları yerde namazı yad etmediler yürüdüler burada şeytan galip dedi bu bölgede yürüdü biraz yürüdükten sonra güneşte biraz yukarı kalktı Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri söylediği şey çok maalesef dedi ki sabah namazını sünnetini kılmayı kendisine adet edilenler onu tekrar kılsın dedi kendisi de kıldı kendisi de kıldığı için ve sahabeyle bunu emrettikçe sabah namazının sünneti vakti geçsin ay kılınur bir parantez açtık burada Hazreti Peygamber Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri sözü şu sabah namazının sünnetini kılanlar sünnetini kılmaya devam edenler kılsınlar siz bir ibadeti kendinize bir haline getirirseniz o ibadeti iade etmeniz gerekir yapamadığınız zaman gece teyzeye kalkamadıysanız o zaman ne zaman müsaitsiniz gün içerisinde o keraat vakitlerinin haricinde namazı kılmanız lazım sabah namazında sabah namazı vakti imsak giripte güneş doğmazdan 10-15 dakikaya kadar bu kalan zaman içerisinde Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri sabah namazını sünnetini ve farzını kılmış başka hiç namaz kılmamış bir kimse kılabilir mi o arada her cevap namaz kılınabilecek insanların içerisinde kılabilirim bir parantez açayım biz kılmanı yiyemeyiz çünkü bu zaman zarfı haram mı değil bu zaman zarfı ibadet edilebilir mi evet Hazreti Peygamber sabah namazını ve sabah namazını sünnetini ve farzını kılmış mı evet biz bu zaman içerisinde namaz da kılabiliriz kılma diyemeyiz ama Hazreti Peygamber Salonlar ve Selam Hazretleri adım adım uyuyacaksa bir kimse o arada kılmaz o kendisi niçin ona da kılmıyorsun demez o kendince virt edilmiyor o virt edinden dolayı onu kılmaz onu normalde bir günün içerisinde müsaade oldu diğer sorumuzda bir kendinle yasın namazında Rabbana’yı okununca normalde ayağa kalkabilir onda bir sıkıntı yok çünkü onlar nafile namazdır bir kimse sünnete uyması lazım tahiyyat miktarınca oturduğu zaman farzı yerine getirmiş oluyor sald-i barit okunsa Rabbana’yı okursa o 3.rekata kalkabilir selam verme zorunda oluyor hatta farz namazlarda da yok farz namaz 4.rekatı farz namazda 1.rekatı sald-i barit okunuyor kimse sald-i barit ile Rabbana’yı okunmaz ve renk okursa farzı keçiklediğinden dolayı şey yapar, seyir bak yanında namaz bozmaz yeni gelenler hoş geldiniz ben bu tarafa mı dönmek zorunda kalacağım yalnız şu sandalyeyi da şuraya karşıya koyup oturup namaz etmiş olmaz sald-i barit’in arkasından da buraya gelsin ayağı ağır insanlar bir otursun sıkıntı yok çevirde illa hesap yapıyordun nasıl başarabilirsin bunu insanlar başarsa insanların içerisinde zaten hukuka ihtiyaç kalmayacak hesapsız sebebi değil başarsa insanlar insanların arasında hukuka ihtiyaç kalmayacak hukuk hesaplı veya hesap edenler için lazım olan bir şey hesapsız sevenlerin kendi dairesinde kendi hesapları olmadığından hiçbir alacak borç gelince kendisinin hiçbir şeyi görürsünler dolayı hukuka da ihtiyaç kalmaz çünkü hesapsız seven sevdiğine teslim olmak otomatikmalar her şeyden böyle sevmek sûfî din içerisinde zirve yapmaktır bu sevgi yolunda o kimsenin hedefleyeceği noktadır ve bu nokta da aşağıda bir nokta değildir çünkü hesapsız sevmek bunu böyle kızarlar biraz sufilerin dışındakinden cennet korkusundan ve cehennem ümidinden kurtulup bu ilahi noktada sırf Cenâb-ı Hak’ın sevilmesi gerektiği için sevmektir bu bireylerin arasında olursa millet bunu kafaya kırmış deli dedikleri insan oluyor bu insan insan hesapsız sevgisindir insanı kemalere verir bunu nasıl yaparız bunu normalde bu böyle eğer ki bu sevgi Allâh’a ise bu adım adım nasıl adım adım mesela bir insanın sevgisi ilk önce tabiidir bütün insanları severiz bu tabi sevgileriz dese ki şimdi siz aranızda sevmeyen var mı herkes sever tabiidir ama bir kedinin birisi size zarar verirse tek bir vururuz ama bakın bizde tabi bir sevgi oluşmuş insanları severiz anne babayı severiz harika herkes anne babayı sever fıtrıdır bu herkes eşini sever fıtrıdır aslında orada ki mesela erkekler kadın severler fıtrıdır eş yoktur kadınlar da erkek severler fıtrıdır eş yoktur bütün erkekler de kadınlar da çocuk severler fıtrıdır tabi sevgi dediğimiz budur bir erkeğe git kolay kolay içimden böyle çok azı der ben çocuk sevmiyorum kadınlardan çok azı der ben çocuk sevmiyorum bundan fıtrıdır biz buna tabi sevgileriz bir gülü sevmek gibi bir çiçeği sevmek gibi herhangi bir şeyi sevmek gibi tabi sevgiler herkes bir şekilde etrafındaki insanlara karşı muhabbet etse tabi sevgiler bunun bir çıtı var ruhani sevgiler ruhani sevgide o kimse artık sevdiğini sevnun etme derdi vardır sevdiğini razı etme derdir bu ruhani sevgidir o sevdiğinin peşine gider bakın sevdiğinin peşine gider sevdiğinin peşinden koşar onu mevnun etmek için onu razı etmek için onun yörüngesinde dolaştır onu mevnun edecek çünkü onu razı edecek aynı şey bu ruhani sevgi bir kimsenin Allâh’a karşı,peygamber’e karşı,eşine karşı kocasına karşı,karısına karşı çocuğuna karşı annesine babasına karşı artık ruhani sevgi hari o kimseye tecelli etmeye başlar ruhani sevgi o etrafındaki her şeyi razı etmeye çalışır ana ait-i kerime var ya Allâh tevhullah kuldan razıdır diye o razı etmeye çalışıyor ruhani sevginin tecelliyatıdır bu o kimse razı etmiş mürşidini razı etmeye çalışıyor kadın kocasını razı etmeye çalışıyor seviyorsan kocası kadını razı etmeye çalışıyor seviyorsan annem baba çocuğunu razı etmeye çalışıyor seviyorsan çocuk annem babayı razı etmeye çalışıyor Müşteri alışveriş ettiği, toptancıyı razı etmeye çalışır.
5. Bölüm
Seviyorsa işini, toptancı da işini seviyorsa, müşterisini razı etmeye çalışır. Bakın tabi sevgiden üstüne geçiyor artık, bu razı etmeye çalışıyor. var buraya dükkan sahibi, otursun müşteri geliyor, bu kaç para? 5 lira. Bu kaç para? 3 lira. Kalkmaz hayal için. Hadi sana. Bu tabi, o işini sevmiyor, o müşteriyi sevmiyor. Çıktık kandan. Bak çıktık kandan. Neden? Sevgisiz iş yapıyor. Sen sevgi adamısın, sen sevgi insanısın. Sevgiliyle akan yere git, buyurun diyene git. Neden? Sevinin kıymeti bilinsin. Sevinin kıymeti bilinsin. Tebeşin ve deneyin. Sevinin kıymeti bilinsin. Siz bir esnaf olsun, yüzünü assa gider misiniz? Yüzüne gitmez misiniz? Ruhani sevgi yok ama. Ruhani sevgi. Razı etme, memnun etmeye çalışıyor.
Bu ne? Bu da ruhani sevgi. Bunun bir çıt üstü var. Artık o kimse ilahi sevgiye ulaşmayı istiyor. Ruhani sevgiye adım atmadıktan sonra ilahi sevgiye adım atması bir kimsenin mümkün değil. İlahi sevgine sevdiğinin haliyle halletmek artık bu. O kimse ne yapıyor? Sevdiğinin haliyle halletiyor. Sevdiğinin haliyle. Bakın bu sevdiğine benzemek değil. Sevdiğinin haliyle halletmek. Benzemek maymunluktur. Burada sevdiğinin haliyle halletmek vardır. Haliyle halletmek kendi rengincedir. Kendi rengincedir. Benzemek ise kendi rengin değildir. Rengin atarsın kendince atamazsın o rengini. Ama attığını zannedersin. Taklit etmiş olursun. Taklit başlangıçta mübahtır. Ama yolun ortasında mübah değildir. Yolun ortasında o kendi rengini canlandırması gerekir.
O yüzden taklit bir yere kadar müsaade eder. Zahirde taklit müsaade eder. Biz namazı taklit ederiz hasreti peygamberden sallallâhu aleyhi ve sellem. Ama arıcak olduğumuzu onun haliyle halletmek ister. Bakın arıcak olduğumuz şey onun haliyle halletmek. o kimse herhangi bir noktada herhangi bir kimse kim olursa olsun ilahi sevgiye ulaştıysa o zaman hesaptan kitaptan kurtulur. Çünkü o haliyle halletmek ister. Haliyle halletmek de meselenin en cananıcı noktasıdır. İnsanlar hesapsız sevebilirler mi? Evet cevap evet. Bu ancak o kimsenin haliyle karşısındaki kimsenin, kimsek ilahi noktaya çıkıp sevgide onun haliyle halletmesiyle bakılmaz. Belediyede gastro olarak savuşuyorum. Annemle babam 1000 yılında ayrıldılar.
İki tane kısperdeyiz. Annem yok oluyor. Babamın her şeyi nasıl olmalı? Görüşmüyoruz babamla. İyi iş. Çocuklar babaya ait. İnsanın babası ne kadar yanlışlık yaparsa yapsan, annesi ne kadar yanlışlık yaparsa yapsan, anneye, babaya hürmet edecek. Hatta bir erkek çocuk babaya itaat eder, anneye de bakar. İnsanın babası. Hatta da yapsa babasıdır. Hatta devam etse de babasıdır. Sana şimdi dese ki kahraman gel buraya 10 milyara imza at dese atmakla mükellefsin. Kahraman gel bir trilyona imza aktıraya dese bir trilyona imza atmakla mükellefsin. Kahraman getir bütün kazanıkları dese götürmekle mükellefsin. İstiklerinden bana da edecekler. Haram, sana haram işletme hakkına sahip değil. Burada da yine devam edecek miyiz sorumluluğun?
6. Bölüm
Sorumluluğun devam edecek. O sarhoş olsa bir yere yıkılsa telefon açsa kahraman ben güzelce yerde yıkıldım dese yıkıldığı yerden kaldıracaksın götüreceksin onu. Bize soru sorarsanız biz sûfîlik adamından, sünnete dayanarak ondan bahsederiz. Nefsinize ağır gelir ama yol durur. Ham sûfî kaba sohbette olmayacak insan. Kaba sohbette olmayacak. Biz normal anne ile babasının arasında problem olmuş geçinememişler, bu işler olmuşlar. Bizi ilgilendirmez. Biz annemize bakarız babamıza da itaat ederiz. Şimdi çocuklarla beraber babanız desek gelin benim yanıma siz onun yanına gitmekle mükellefsiniz. Aslında siz annenizin yanında da kalamazsınız. İstanbul hukuku çocuklar akıl bari oluncaya kadar annenin yanında babanın izniyle kalabilir.
Baba onun ihaşesini sağlamak da mükellefler hanefiye göre konuşuyor. Hanefi misin? Hanefiye göre baba çocuklarını anne istiyorsa, anne razıysa kendisi de razıysa annenin yanında çocukları akıl bari oluncaya kadar tutabilir. Çocukların da ihaşesini, annenin de ihaşesini vermek zorunda yalnız. Şimdi insanların ne yazık ki İstanbul hukukunu bilmediğinden önüne gelen herkes evleniyor. Ananın o şimdi normalde diyelim ki bir ayrılma söz konusu oldu, ayrılıyorlar, boşanıyorlar. Çocuklar dostların babanın yanına. Kaç kardeşsiniz? 3 kardeş. Üçünüz de babanızın yanına. Anneniz, annesi de anneniz de kendi babasının yanına. Varsa. Veyahut da dul kadın. Yürü gidip bir başkasına diyebilirim. Beni nikahla al.
Dol kadın diyebilirim hanefiye göre. Rendeden rende. Rendeden rendeden. Hanefiler o hakkı vermişler. Hadisede sabit sahne. Bakir oğlunu, anne babası evlendirsin. Dulkadın da istediğiyle evlendiriyor. Bu nokta da şimdi kimse Kur’ân Sünnet tarihisinde çocuklar babaya akıl. Bizim Türk toplumunda bu böyle çabukluk. Adam boşanıyor, çocuk daha anada kalıyor. Adam kılçıksız balık gibi. Yok öyle bir şey. Kaç çocuğun var? 3 tane çocuğun. Türkçe kolundan gideceksin eve. Evlen bakalım evlenir biliyor musun? Ben İslam hukukunu söylüyorum. O gidecek o zaman hanımın da diyecek. Bak İslam hukukunu göre. Çocuk bana aynı. Ben çocuğum ama bende olmasını istiyorum. Benim sana vermen zorunluğum yok. Ama bu günkü yasa çocuğu anneye verdi.
Çocuğu anneye verdiyse adam normalde, vicdanlıysa o zaman çocuğunun bakımını üstten çek. Çocuğun bakımını üstten çek diyor. Yeterli mi çocuğun? Efendim? Yeterli oluyor mu? Yok. İslam hukukunu göre yeterli değil. Normalde bir kadın çünkü hayatını çocuğa bağırıyor. Bir baba aldı diyelim çocuğun yanına. Bir baba o çocuğa baktı. Bunun için normalde 24 saat çalışacak eleman lazım. Bugün fabrikada çalışacak bir kimse. En kötü çalışan bir kimse. Sikortasıyla beraber 1500 lira. 8’ler çalışıyor. 3-8-24 bir çocuğa bakmak için 3 tane kadın tutacak. 3 tane kadın tutunca 1,5 liradan 4,5 lira parası tutuyor sadece. Bakıcı parası. Evin kirası da 1 lirada elektriğinden sonra doğal gazıyla 5,5 lira. 1 lirada yiselerle orada 6,5 lira.
7. Bölüm
Bir adam bir çocuğuna bugün ki şartlarda baktığının için kendisi harcasa 6,5-7 lira para harcayacak. İslam hukukuna göre. Hadi kim boşanacak? Göreğimi mi boşanacak? Bak boşanacak adamları göreyim ben o zaman. Şimdi bu hukuk kadından yana değil. Kadınları böyle aldattılar. Şimdi ezilen kadından adam bir dakikada boşuna atıyor. Bizim tüm kadınlar da yavrum diyor sarılıyor çocuğa. Çocukla beraber gidiyor anasının evine. Adam bekar geliyor. Adam ertesi gün bir mahkeme kimlik bekar. Gidiyor bir sinne daha girmiyor. Bir çocuk ondan bir tane daha boşuyor. Adam gene bekar. Tam üçüncüye giren herkes bekar zannediyor. Benim bunu araştırdınız mı? Kim bu neyin nesi neyin fesi? Baktınız mı buna bilmem birisi için?
Kaldık. Kızım araştırdınız mı bunu? Ben seviyorum. Allâh yolunu açık etsin. Evlendiği üç tane çocuk çıkardılar. Kolay. İslam hukuku olmuş olsa çocuklar babanın yanında. Birinci derecede baban. Baba yoksa öldüyse baban dede. Baba dedesi. O da öldüyse amcası. O da öldüyse halası. Çocuk erkeğe ay. O annen babam boşandı diye babasının tüm kaka veriyor şimdi. Dediniz ya bakmak burada mükellef. Bize bakmadı. Olsun. Hem birisi çekti gitti. Gittiği yere sen de gideceksin. Ama anne sizi bırakmamıştır zaten. Bırakmamıştır. Evet. Aynı şey. Bırakmıyorlar. Bu sefer de babalar feri kalıyor. Öyle olmamış olsa bakacak üç tane çocuk var. Hayat ağır, komediyse. Zor. Hoş geldin. Neyse. Elhamdülillah. Allâh razı olsun.
Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Derviş olunca akrabayı terk etmek lazım. Onlar birini artık hazetmiyorlar. Onlar hazetmiyorlarsa söyleyecek bir laf yok. Dervişi haz etmeyen kimse münafıktır. Ağır biraz ama. Öyledir. Zubileri, hazetmeyenlerin kalbinde münafıklık vardır. Hastalık vardır. Bir mübmini haz etmeyen kimsenin kalbinde münafıklık vardır. Hastalık vardır. Mümin. Hazetmemek, ona böyle düşman olmak, kalbinde müminliğinden dolayı. Müminliğinden dolayı. Başka bir şey değil. Namaz kılardan haz etmiyorlar. Artık sakazlardan haz etmiyorlar. ne diyor bana? Ne diyor bana? Hocam, bu sufilerden hiç haz etmiyor. Selamun aleyküm. Ne oldu? Ben sûfî olmaya çalışıyorum. Haz etmiyorsa ben burada neden oturayım dedim.
Yok hocam sarmış test alsın. O öyle bir şey olur mu dedim. Sufiler dediği zaman. Abdülkadir Geyhan Hazretlerinden. Ondan sonra yürüdün gittin dedim. Hazreti sahabeye kadar yürüdün dedim. Hepsini verin. Allâh dostu. Hepsini de Hazreti sahabeye veriyorsun dedim. Allâh muhafaza edilsin. İhlaslı olmak ne demektir? İhlas bir şeyi sırf Allâh için yapmaktır. Bir şeyi sırf Allâh için yapıyorsak inşâAllah ihlas değiliz. Varlıktan başka bir şey için yapılan her şey ibadetle alakalı. Dinle alakalı. İhlasımız. Dövme yaptırmıştım abdest kabul olur mu? Olur. Bunu şuradan yol yürüyoruz. Bizim toplumumuz din cahili. Din cahili olduğu için daha doğrusu biz daha kalpteyiz. İslam hukukunun ve İslam öğretisinin olmadığı bir yerdeyiz.
8. Bölüm
Böyle olunca insanların dini bilmeden bir şey yapmaları mümkün. Dinli bir eğitim yok, dini bir öğretim yok, dini bir hukuk yok. Böyle olunca o kimse bilmeden bir şey yapabilir. Hatta namazın farzını bilmiyordur, kılmıyordur. Fuhuşun haram olduğunu bilmiyordur, yapıyordur. Var toplumda bizim daha. Biz kendi kendimize böyle düşündüğümüz için herkes böyle zannediyor. Ben o kadar çok vakalarla karşılaşıyorum ki, Müslüman eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûlü. Diyemiyorum. Diyemiyorum. Dili dönmüyor, hiç dönmüyor. Diyor, Müslüman mısın? Evet Müslümanım. Harika diyorum ben. Bakın, harika diyorum. Kelimeye şehadet getirmesini bilmiyorum. Hemen atışları söyledim ona.
Dedim ona, Hazreti Peygamber, Samallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Âyet zamanında öyle bir zaman gelecek. Diyecekler, benim ceddimin, ceddimin, ceddim Muhammediymiş. kendisi ceddinin Muhammedi olduğu için Muhammed olarak görüyor. Benim şefaatim ona vacip olacak. Sakın insanlar kafirsiniz demeyin. Neden? Bilmiyorlar. Dönmüyor, bilmiyor, özeniyor. Haram olduğunu bilsem ona tatlı bir şekilde anlatılsa, yaptırmayacak. Ama gençlerden görüyor, Tarkan’dan görüyor. Tarkan’dan görüyor. Sanatçılardan görüyor. Futbolculardan görüyor, gençlerden. Bakıyorlar. Dönmeden derisi görünmüyor ona. Kadın erkek. O da özeniyor ona. Bir geri yapıyor. Sonradan da hocanın birisi tutuyor, hocasının üzerinde olan sanatlarından derisi.
Hocanın birisi de tutuyor, senin ne kursun olur, ne hukuktesin olur diyor. Adam da tutuyor bir sefer, benim nasıl olsa hiçbir şeyim olmayacakmış diyor. Vuruyor, geçiyor. Cahiliyede yaptığı bir şey olmuyor. Cahiliyede yapmış oluyor. Cahiliyede namaz kılmamak gibi, cahiliyede oluşturmamak gibi. Bilmiyor ki. Öğrenmediler. Eee, biz ona diyeceğiz ki, kardeşin abdestinin abdesti, yalan da değil. Bilmiyor onu, ah abdestini alacak, dövme. O vücuduna zarar verdi, verdi mümkün değil. Kusurunu da alacak, abdestini de alacak. Allâh’a tövbe çekecek ya Rabbi. Yapmışım ben bir adım. Yapmışım ben bir kusurum. Allâh bizi affetsin. Her haram işlerinin üzerinde dövme gibi bir dövme vurulsaydı. Vücudumuzda bizim dövgünün bir yer kalır mıydı?
Bir haram işledim, bir ben çıktı. Her haramda bir tane ben çıktığını düşünün vücutta. Kara bir leke oldu değil mi? Her haramda. Ben kendi nefsim için söyleyeyim, herhalde kara kömür gibi olurdu. Allâh bizi affetsin. İslam teslim olmak demektir. İnsanoğlu Allâh’a neyini teslim etmelidir? Nefsini? Nefsini teslim eden kurtulacak zaten. Nefsini ona teslim etse, onun istediği gibi yaşasa kurtuluşarız. İslam teslim olmaktır. Neye? Allâh’a. Allâh’a teslimiyet nedir? Kur’ân ve Sünnet’tir. Sen ona teslim olursan kurtuluşardın zaten. Bu teslimiyet içinde ne kadar teslim olmalıyız? Sonuna kadar. Bunun bir ölçü diyor ki, bunun en aşağısı, en aşağısı farzları yerine getirmek. En aşağısı. Teslimiyetin en altı.
9. Bölüm
Zeminin tabanı farzları yerine getirmek. Farzları yerine getirmenin içerisinde günah kebalelerden uzak durmak da var yalnız. Sadece ibadetler var. Farzları yerine getirmenin içerisinde günah kebalelerden uzak durmak da var yani. Sadece ibadetler bağlamında değil. O zaman teslimiyetin en altı. Farz olan ibadetleri yerine getirerekten farz olan haramlardan uzak durmak. Bir çıt üstü. Teslimiyetin bir üstü. Nafilerle Allâh’a yaklaşmak. Nefsi teskiye etmek. Nafilerle Allâh’a yaklaşmak. Nafilerle Allâh’a yaklaşmak. Nefsi teskiye etmek. Nefsi terbiye etmek. Sünnet-i Resûlullâh’a sık sık yakışmak. Bir çıt üstü. Onun üstü. Allâh’ı sevmek ve onun haliyle halletmek. Bu teslimiyetin son noktası. Onun haliyle halletmek.
Son derken en üst noktası. O sonu yok. Yürü yürüyebilmenin yerine kadar. Allâh’a teslimiyet. Resûlullâh’a teslimiyet. Şeyhine teslimiyet. Rabb-i Teala ebeden razı olsun. Eyvallâh. Bu da normalde anlanmışız zaten. Allâh’a itaat edin. Resûlullâh’a itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Birinci derecede itaat gelin. Teslimiyet sonra gelir. Teslimiyet kalbi bir şeydir çünkü. İtaat ise akli bir şeydir. Teslimiyet kalbidir. İçseldir. Ama bütün herkes bu noktada itaatle mükelleftir. İtaatle mükellef olmak ne demek? Farzları yerine getirmek. Haramlardan uzak durmak. Bu ölçülük hiç kimse kaçırır. Bu itaati yerine getir. Ondan sonra o kimse teslim olacak. İtaat etmek, teslim olmak demek değil.
Artık o itaatin üstünde kendi elleriyle teslim oluyor. Kendisi teslim oluyor. Artık o kendince itaat noktasından çıkıyor. Önce namaz kılıyor, namaz kılıyor. Artık o kendince itaat noktasından çıkıyor. Önce namaz kılıyor, namaz farz kılmam lazım. Namaz farz kılmam lazım diyor. Ardından namaz farz kılmam lazım demiyor. Namaz onda oturuyor, yerleşiyor. Artık o namaz kılmam lazım demiyor. Namazı seviyor, namaza muhabbet edecek. Namaza teslim oluyor. teslimiyet bu. O yüzden Allâh’a teslim et. Bu noktada farzları yerine getirmeyin. Resûlullâh’a teslim et. sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerine. Onun sünnet ismiyesine teslim olma. Üstada teslim olma. Kur’ân ve sünnet dairesinde, nebis teskiyesinde, onun çıkmış olduğu yolda yürür.
Mürşid, müridinin hastalıklarına göre bir zikir ve esma var. Burada yol herkesin rengine göre değişir. Muhakkak bu da vardır içinde. Ama her mürşidin rengi vardır. Her müridin de rengi vardır. O yüzden her mürid aynı değildir. Her mürşid de aynıdır. Hakikatte birdir de. Ama velakin, yol esnasında kendilerine göre iştahatleri vardır. Kendilerine göre kendi renkleri vardır. Ama hakikat noktasında biridir. Hakikat noktasında birbirlerinden ayrılıkları yoktur. Ama bu noktada muamele noktasında farklılıklar vardır. Zenginlikler vardır. O yüzden her müridin yolu, her müridin rengi aynı değildir. O ehliyetsiz bir mürşid bütün müridleri aynı renge katmaya çalışır. O ehliyetsizdir. Ehliyetsiz olduğundan bütün herkesi bir renge bağlamak istiyor.
10. Bölüm
O biraz ben böyle Allâh affetsin tarikatların son dönümü gibi. Herkes yeşil sarık sarınca herkes kaderi olmuş olur. Herkes beyaz sarık sardı mı herkes naşibende olur. Hala harika. Şehir de şamayla oturdu. Çünkü sarı takkes oturdu, bitti işe. Bu onun gibi bir şey. Eğer bir mürşid bu noktada ehliyetsiz isen herkesi bir rengi boyayacağım diye uğraşır. Ama ehliyetli isen, ehliyetli isen herkesi bir renkten renga renk eder. Bu farklı bir şeydir. Kimisi hepsini bir renk yapar, bir renk yapacağım diye uğraşır, yorar insanı. Olmaz hiç kimse bir renk. Ama önemli olan bir küpten bir kazandan çok renk çıkarmaktır. Allâh’ım biz size cümlemizi onlardan eyledik. O yüzden mürşidler, müridlerinin rengine göre, durumunun ahvaline göre onlara ders verirler, onlara eğitim verirler.
Bu hak, hay esmalarının sırları, üstümüzdeki tecellileri nelerdir? Bu da aynıdır. Herkes hu esmasının tecelliyeti budur der. Hay esmasının tecelliyeti budur der, yazarlar. Neyin üzerinde tecelliyeti öyle? Allâh’ın sıfatları bir şeye tecelli ederken hiçbir zaman aynı şekilde tecelli etmez. Hiçbir zaman. Hiçbir zaman. Hiçbir zaman. Ve Cenab-ı Hakk’ın sıfatları ama bir şahsa bir bireyahî müride ama bir eşyaya niye tecelli ederse tecellisi aynı değil. O her an bir şan üzerleriz. Yeni bir şan üzerleriz. Yeni bir şan üzerleriz. O zaman biz Cenâb-ı Hak’ın hangi sıfatlarının hangi tecelliyetinden bahsedeceğiz ki? Bu körlük olur, bu bayaklık olur. Allâh’ın sıfatları bayak değildir. O her an yenidir, cedidir.
O her an dini değiller. Dini değiller. Anlayışı yeniller. Çalışmayı yeniller. İş değişimi de. İdrakı yeniller. Biz birisindeki hu esmasının tecelliyetiyle birisinin üzerindeki hay esmasının tecelliyeti aynı değildir. Bunu söyleyenler anlamadıklarından bilmediklerinden söylerler. Bir dervişe hu esması veriyorsunuz. Hu esmasındaki tecelliyeti farklı. Öbür dervişe de hay esmasını veriyorsunuz. Hay esmasındaki derviş, hu esmasındaki dervişin tecelliyeti gibi yaşıyor. Hu esmasındaki derviş, hay ismini çeken dervişin tecelliyeti gibi yaşıyor. Aynı değil. Birisinin nefis meratiplerinde üçüncü esmada hu esmasını veriyorsun. Birisinden nefis meratiplerinde normalde üçüncü esmada hay esmasını veriyorsun.
Rüyasında görmüş ona hay esması çektirmişse nefis meratiplerinde üçüncü meratiplerinde. Bunun normalde yazdığınız zaman bunu hu esmasında şu tecelliyet vardır. Yazanın kendi doğrusudur. Söylüğünün kendi doğrusudur. Gerçek o değildir. Neden? Bu tip müteşabih meselelerde gerçek her an değişir. O yüzden hakikat şudur diyemezsiniz. O esnadadır hakikat. Hakikatin de hakikati, onun da hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. O yüzden o hiçbir şeyi bir önceki gibi tecelli ettirmez. Bir önceki gibi tecelli ettirmediğinden dolayı bir önceki sohbetiniz bayaktır. Bir önceki sohbetiniz eskimiştir. Bir önceki anlayışınız da bayaktır, değişmiştir. O yüzden Hazreti Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri buyurdu ki günü gününe müsaade olan denk olan zararlıdır.
Zararlıdır o kimse. O zaman günü gününe denk olmayacak. Bukur ki bu esmasının tecelliyatına, tecelliyatındaki idrakini ve yağı ki bu esmasındaki tecelliyatının idraki. Aynıysa sen ne yol gittin, ne bir şey gittin. Bunun kendi kendini kör aldın, yerine saydığın darip aklında değilsin. Benim geçmişte yaşadığım çok kötü günlerim oldu. Şimdi elimde belhamdülillah. İyiyim fakat hep geçmiş, kötü günlere duruyorum. Vesveseler beni rahat bırakıyor. Korkuyorum, felakla zaten kursu okuyorum. Kendimce tespihler çekiyorum. Ama bu vesveselerden korkulamıyorum. Ne yapmam gerekiyor? Tevhide devam edeceksiniz. Dün dümde kaldık diyeceksiniz. Anınızı yaşamaya gayret edeceksiniz. Allâh muhafaza eylesin.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Tecellî, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı