1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır eylesin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Mallarının zekatını veren bir kişi ihtiyaçlarını kaliteli ve pahalı bir şekilde temin etse israf etmiş olur mu? İhtiyaçlarımızı karşılarken nelere dikkat etmeliyiz. Burada normalde bir kimse gelir Hazreti Peygamber’e ṣallállāhu aleyhi ve sallam Hazretlerine, ya RasulAllah ben iyi giyinmeyi seviyorum der. Öyle deyince Hazreti Peygamber ṣallállāhu aleyhi ve sallam Hazretleri de Allâh vermiş olduğu nimetini kulunun üzerinde görmek isterler. Biz Sufiler bu noktada bize dilenci gözüyle bakılmasın, bir şey isteyecek nazarıyla bakılmasın diye kendi konumumuzdan bir çıt üste giyiniriz.
Şunu da unutmayız, Hazreti Mevlânâ Celalettin Rûmî Hazretleri bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyafetiyle karşılanır. Fikirleriyle uğurlanırlar. Bunu da unutmayız ama bir topluluğa girerken sonuçta bir çıt üstünü giyiniriz. Bizim örneğin bu bir çıttan şeyim şu halimiz 500 liralık takım elbise giymeye müsait. 600-700 lirasını da bulabilirsek giyeriz. Bu noktada bunu israf olarak görmeyiz. İsraf bir kimsenin kendisi kullanmadığı halde giyecek de içecek de giyecek de kenarda biriktirmesidir. Bir kimsenin konumu her gün bir takım elbise giymeyi gerektiriyordur. Onun için o israf değildir. Onun durumu ona müsaittir, öyle olması gerekiyordur. Ona söylenecek bir söz olmaz. Herkes konumuna göre, durumuna göre ihtiyaçlarını karşılar.
İhtiyaçlarını karşılarken de kendince fazla lükse sefahta kaçmaz. Sufice bu. Ama bir kimse kendince lükse kaçsa dinen biz ona bir şey diyebilir miyiz? Hayır. Dinen onu suçlayamayız. Ama bir sûfî terbiyesi açısında bizim için çok uygun değildir. Ha, kimisi de gerçekten de öyle şatafatlı bir hayat yaşıyordur. Ama kalbine o şatafatı koymamıştır. Bu muhteşem bir şey. Bakın bu muhteşem bir şey. Ama velakin herkes o muhteşemliği yakalayacak diye bir kaide yok. Önemli olan insanın bu noktada Allâh’ın vermiş olduğu nimetleri infak etmesi, etrafına da o nimetlerden faydalandırması, etrafıyla o nimetleri bu noktada Kur’ân ve sünnet dairesini hayır yolunda kullanması. İnşâAllah. Dedemle bir konu hakkında konuşurken tartıştık ve beni evinden kovdu.
Ben de bir daha evine gelmem deyip yemin edip gittiğim için de pişmanlık duyuyorum. Yemin edip gittiğim için şimdi ne yapmalıyım? Dedenin kovması hoş değil. Senin de yemin edip gitmen hoş değil. Üç gün oruç tut git yine dedenin gönlünü al. Atandır çünkü. İnsanoğlu bir şeyi neden sever? Sevmek ya da sevilmek ihtiyaç mıdır? İnsan sevgisini kontrol edebilir mi? Yine söyle. yönlendirebilir mi? Cenâb-ı Hak kendi sevgisini mahlukatın üzerinde yüzde birini mahlukata yaydı. Sevgi dediğimiz unsur Cenab-ı Allâh’tandır. Cenab-ı Allâh da büyüsse bu sevgi, bunun bir tanesini bütün mahlukatın üzerine yaydı. Bütün mahlukatın fıtratında sevgi var yaratılış olarak. Hepimizin fıtratında yaratılış olarak sevgi var.
2. Bölüm
Bu sevgiyi bir kimse kendince yönlendirebilir mi? Evet. Mesela bir kimse menfaatinden dolayı sevebilir mi? Evet. Onu menfaat sevgisinden arındırıp, menfaat sevgisinden arındırıp, bu bir kişiyse, bir şahıssa, bu eşse, bu çocuksa, bunun menfaat sevgisinden arındırılması gereken yerler vardır. Oradan arındırmak o kimsenin üzerine erdemliliktir. Ama bir kimse işini de sevmeli. Bakın işini neden sevecek? O işini de severken diyecek ki, Allâh bana böyle bir nimet vermiş. Ben bununla işimi, çoluğumu, çocuğumu, etrafımı hiç kimse muhtaç etmeden yaşatmaya çalışacağım. Kur’ân ve sünnet tarihisinde onların iyi bir hayat sürmeleri, dinlerini iyi bir şekilde yaşamalarına vesile olacağım, sebep olacağım diye, o kimse kendi mesleğini ve kendi işini sevmeli, bu konuda titiz davranmalı.
O zaman burada normalde sevgiyi kontrol altına almak var mı? Bu manada var. Biz bu noktada kendimizce neyi seveceğimizi kontrol altında tutmamız lazım. bazen derler ya, yok sevgi ota da konarmış, BOK’ye de. Hiç alakası yok. Cahil insanlar giderler, BOK’yi severler. Cahil insanlar. Eğitimsiz insanlar, kültürsüz insanlar, belli bir terbiye almamış insanlar, neyi ve kimi seveceklerini bilmezler. Onlar neyi ve kimi seveceklerini bilmediğinden dolayı, onlar şeytanın eğitimsizlikleri, kültürsüzlükleri, bilgisizlikleri danışabileceği bir kimse olmadığından şeytanın vesvesesiyle, heva ve hevesiyle olmalık bir yere konarlar. BOK’ye konmasının sebebi şeytaniyetten, deccaliyetten, nefsaniyettendir. Arı BOK’ye konmaz.
Kim konar? Sinek konar. Sinek çiçeğe de konar. Bal yapar mı? Yapmaz. O zaman erdemli bir kimse neyi, ne kadar seveceğini bilir. Öyle bodozlamasına ben severim, aşık olurum. Laf onlar. Sen şeytanın ve deccaliyetin üflentisine gitmişsin. Sen gidip küfür ehlini, Firavun’u seviyorsan, Firavun gönüllüsün. Vay gönül Firavun’a kondu. Var mı öyle bir şey? Sen Musa gönüllüyse, Musa’yı seversin. Musa gönüllüyse, Musa’yı seversin. Menfaatçi bir kimseyse, Musa’nın asasını seversin. Menfaatçisin. Bu asanın yaptığı şeylere bakar, hayrette kalır asayı seven. Sen asanın arkasındaki gizli sırrı gör. Sen asanın arkasındaki gizli sırrı görmüyorsan, menfaatçisin. Gider asanın yaptıklarına hayran hayran bakarsın.
Onu da asadan zannedersin. Asayı tutan Musa var. Musa’nın arkasında hem asaya hem Musa’ya hikmet koyan Allâh var. Sen erdemliysen, kalkar Musa’yı seversin. Yok erdemsizsen, bir düşüksen, ne yapar? Gider asayı seversin. Daha da hayvandan daha aşağısıysan, gider Firavun’u seversin. Yok meselenin, sen hakikatin de hakikatine vakıfsan, sen gönlünü Musa’nın da Asa’nın da sahibi Allâh’a bağlarsın. Sen gönlünü Musa’nın da Asa’nın da sahibi Allâh’a bağlamıyorsan, gider Firavun’a bağlarsın. Firavun’a bağlamanın da gönlünü bunu sevdiğiyle açıklaman mümkün değil. O zaman erdemli insanlar, aklı terim insanlar, kalbi çalışan insanlar, doğru sevgiye doğru yönlenirler. Senin kalbinde zikrullah var ise, sen zikrullah yapanı seversin, zikir ehlini seversin.
3. Bölüm
Ama senin kalbinde zikrullah yok ise, heves fırtınaları esiyorsa orada, sen heva hevesine düşeni seversin. Neyi seviyorsan odur der ya Hz. Mevlânâ. Sen neyi seviyorsan olsun der. Sen neyi seviyorsan olsun. Sen Allâh yolunda gidenlere, Allâh’ın dostlarını seviyorsan, sen Allâh’ın dostusun. Yoksa şeytanlaşmış ve şeytanın yoluna gidenlerle beraberse, sen onları seviyorsun. Ee senin gönlün sevmek noktasında bu manada o üflentiye alıyor. Sen cehennemden gelen yele kaptırmışsın kendini. Yemen’den gelen yele değil. E sen cehennemden gelen yele kaptırdıysan kendini, ondan sonra kendi kendine de dersin. bu benim de, bana öyle diyorlar şimdi. Gitmiş olmayacak, Mendebur bir kimseyi sevmiş, bunu sevdiren Allâh değil mi diyor.
Ya Mendebur’a sen gittin. Cenâb-ı Hak senin kulağından tutup da insana dayanıp da yaslanıp da, illa git Mendebur’u sev demedi ki. İlla da git ahlaksız bir kimseyi sev demedi. Ahlaksızla beraber olmayı sevmeyi Allâh men etti. Yanlışla dolaşmayı, yanlışa gitmeyi Allâh men etti. Ama o kendi heva hevesini, kendi şeytaniyetini, deccaliyetini Allâh’a bağlayacak, bir de Allâh’a iftira atıyorlar. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden insan sevgisini kontrol edebilir mi? Evet. Biz doğruyu, iyiyi, güzeli, hak ve hakikati sevmekle emrolunduk. Yoksa önüne gelen herkes her şeyi sever ondan sonra. Bu da doğru olmaz. Biz kendimizce böyle yanlışı sevdiğimizi kendimiz biliyoruz da bu bizim hoşumuza gidiyor yani. Nefsimize tatlı geliyor, nefsimize tatlı gelince bu sevgiyi de gönlümüzü koyan Rabbim değil mi diyoruz biz.
Onu biz kendi elimizde Hz. Ömer Efendimiz’in dediği gibi biz puttan helvalar yapar, karnımıza acıkınca da yerdik diyor. Şimdi insanlar duygularıyla puttan helvalar yapıyorlar, duygularıyla. Puttan helvayı yapıp kendisi o helvayı yiyor. O duygusuyla yapmış olduğu helvadan putu da Allâh’a da indiriyor. Daha da hiç sıkıntılı. Ya sen bunu kendi ellerinle yaptın bu putu. O heva heves duygusu sana tatlı geldi. Sana tatlı geldiği için açıktan haram işleyen, açıktan haramla iştigal eden, açıktan fitursuzca haramla iştigal eden bir kimse diyor ki benim gönlüm ona kaydı, onun Allâh bana sevdirdi. Diyorsun kızım bak bu adam içkici, kumarcı şöyle namaz kılmıyor, oruç tutmuyor. Yok. Hadisi şerif senin ekmeğini namaz kılanlar yesin.
Bak ekmek dahi yedirirken önceki namaz kılana tercih edeceksin. Ya öbür adam aç mı kalsın kardeş? Sen önce namaz kılanı doyur, ondan sonra artanından kılmayanı da doyur. O kimsenin İslam’a ısınacağına inanıyorsan, önce namaz kılmayanı doyur. Onu İslam’a ısındırmak için. Ama buradaki sebebin onu İslam’a ısındırmak için olsun. Ondan hoşnut oldun veyahut onunla muhabbet kurayım, oh gecelere dalayım diye değil. Ya buradaki bakın niyet onu İslam’a, Kur’ân’a, Sünnet’e ısındırmak. O zaman önce ona ver. zekat önce fakirlere sonra, miskinlere, ondan sonra borçlulara, alimlere, Allâh yolunda cihâd edenlere, yolculara, yolculara, ondan sonra da gönlünü İslam’a ısındırmak için olanlara diyor ya, evet, bu da onun gibi bir şey.
4. Bölüm
Niyetin onu İslam’a ısındırmaksa, söyleyecek bir laf yok. Ama niyetin öyle değil de, oh hoşuna gitti senin heva hevesine hitap etti. O zaman sıkıntılı Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Kesilen akika kurbanından kişi kendisi yiyebilir mi? Evet, yiyebilir. Yediği miktar kadar parasını tasatök eder. Şimdi akika kurbanı kesilmiş. Evde de millet az bir şey kavuracak, evverecek, çevirecek ya. Ama hepsini dağıtıyorsa dağıtsın. Ama yenmesi gerekli diyelim ki öyle bir şey oldu. Aman akika kurbandan tatalım, böyle batılı şeyler vardır ya. Sanki tatmazsan akika kurbanın yerine geçmeyecekmiş gibi. Veya yemezsen ondan sanki bir şey olacakmış gibi. Böyle bir ev halkında bu tip şeyler olabilir. O zaman kaç kilo et yendi?
İki kilo. Kaç kiloya tekabül etti bu hayvanda? On liraya, yirmi liraya, on liraya, yirmi liraya. Ne yapar? Tasadug edersin. O etten yemek istiyorsan yersin. Kurban etini dağıttık. Tan sonra kalanı çocuğa mevlit okutup gelen misafirlere ikram edilebilir mi? Akika kurbanı tamamıyla infak edilecek. İster gelen misafirlere yedirin, ister dağıtın. Bu noktada sıkıntı yok. Çalıştığım iş yerinde daha önceleri perşembe akşamları. İşe akşam sekiz yerine on ikide iş başı yapıyordum. Şimdi ise ille de sekizde geleceksin diye söyleniyorlar. Perşembe akşamları sohbete geldiğimi biliyorlar. Bu yüzden. Ne yapmamı önerirsiniz? Perşembe akşamları idare etmelerini söyledim. Kabul etmiyorlar. Teşekkür ederim. Bilmiyorum ne iş yapıyorsunuz ama karar size ait.
Bu konuda biz kardeşlerin işlerine karışmak istemiyoruz. Haram helal noktasında deriz bu haram veya bu helal. Ama diğer yerler herkesin kendi iradesiyle verecek olduğu bir karar. Ama dergâh için işsiz kalın deme. Öyle söyleyeyim. Bu hataları bir kısmı ehli tarikat yapıyor. Minneti işinden yapıyor. İşinden olan ondan sonra aşından oluyor. Aşından olan sonra eşinden oluyor. Çocuklarından oluyor. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar ince meseleler. Herkesin bir hayat standartı var. O hayat standartını korumaya gayret etmeli. Şimdi hiç kimse köyde yaşamıyor. Küçük bir kazada da yaşamıyor. Şimdi işsizlik kolay bir şey değil. Hayat standarda aşağı düşünecek. İnsanlar doğal gazıydı, elektriydi, suyudu. Küçük kazarlarda veya köylerde böyle dert yoktu.
Millet oradan bir un oldu, az bir şey oldu mu işini hallederdi. E şimdi halledemiyorlar büyük şehirlerde. O yüzden insanların işleri önemli. Önemli oldu çünkü. Kalkıp da işinin üzerinde birisini hükmetmek böyle sırça saraylarda oturanlar için kolay olabilir ama benim için kolay değil. O kimse işini kaybeder. Allâh muhafaza eylesin. Bir sıkıntı yaşar, bir problem yaşar. Bu o zaman ağır sonuçlar verir. O yüzden kardeşler işlerine dikkat etsinler. Bu noktada işlerine ehemmiyet göstersinler. İşlerine titiz davransınlar. Titiz davransınlar. Kimseye muhtaç olmadan bu dünyadan göçüp gitmeye Allâh cümlemize nasip eylese. Yanında iki kızıyla birlikte bir şeyler istemek üzere huzuruma bir kadın girdi.
Ayşe annem bunu anlatıyor. Yanımda bir tek hurmadan başka bir şey yoktu. O hurmayı gelen kadına verdim. O da iki kızına taksim etti. Kendisi ağzına vurmadı, sonra kalkıp çıktı. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri yanıma gelince durumunu anlattım o da. Her kim bu kızların yetiştirilmesiyle ilgili bir şeyle imtihan edilir de onlara ihsan da bulunursa güzel bir İslam terbiyesiyle yetiştirirse onlar kendisi için cehennem ateşine karşı bir perde olur. Tirmizi’de de her kim kızları hakkında bir şeyle imtihan edilir de onlara karşı sabrederse kendisi için cehennem ateşine karşı bir perde olurlar. Her kim iki kız çocuğuna bakar yetiştirirse kıyamet günü parmaklarını birleştirerekten böyle birleştirir Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri der ki parmaklarını birleştirerek dedi ki ben ve o kıyamete böyle geliriz.
Maşere. Yine her kim iki kız çocuğuna bakar yetiştirirse ben ve o cennete bu ikisi gibi gideriz, gireriz buyurarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. Yine hiçbir Müslüman yoktur ki iki kız çocuğu bulunup da onların yanında bulunduğu veya onlar kendisinin yanında bulunduğu sürece onlara iyi bakmış olsun da onlar kendisini cennete sokmasın. Her kim kendisine yakınlığı olsun veya olmasın, bir yetime kefil olursa yine iki parmağını birleştirerek ben ve o cennete böylece yan yanıyız. Her kim de üç kız çocuğunu bakar yetiştirirse o da cennettedir. Ona geceleri namaz kılarak, gündüzlerde oruç tutarak Allâh yolunda cihâd eden bir mücahit, Allâh yolunda cihâd eden bir mücahit, Allâh yolunda cihâd eden bir mücahit sevabı verilir.
Herhangi bir Müslümanın üç tane kız çocuğu olur da onları evleninceye kadar veya ölünceye kadar bakarsa kendisi için cehenneme karşı bir siper olurlar. Bir kadın iki kız olursa da aynı mıdır diye sordu. Resulü Ekrem iki kızı da olursa aynıdır diye buyurdu. Allâh çoluğumuzu, çocuğumuzu Kur’ân ve sünnete göre yetiştirenlerden eylesin. Âmîn. La ilahe illAllah. Fatiha. Âmîn.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı