Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

512. Dergah Sohbeti — Biatlaşma Sünneti: Tarihsel Gelişimi ve Sufi Geleneği

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 512. Dergah Sohbeti — Biatlaşma Sünneti: Tarihsel…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Biatlaşma: Giriş: Selamlama ve Genel Nasihatler

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah.

Uzun Kollu – Kısa Kollu Meselesi

Sufiler normalde bir şey tercih edeceklerse kısa kollu mu uzun kollu mu diye bakıldığında uzun kolluyu tercih ederler. Uzun sakallı mı kısa sakallı mı denildiğinde uzun sakallıyı tercih ederler. Sarıklı mı sarıksız mı denildiğinde sarıklıyı tercih ederler. Haydarili mi haydarisiz mi denildiğinde haydariliyi tercih ederler. Kur’an-ı Kerim’i hangisi daha güzel okuyor diye bunun gibi şeylere dikkat ederler. O yüzden normalde bu mesele uzun kollu kısa kollu meselesi değildir. Ama tercih açısından daha takva olan, daha İslami kurallara ve ritüellere tabi olan kimseler bunu tercih ederler. Hani imamiyette aranıyor ya; sakalsız imam mı sakallı imam mı, sakallı imam. Kur’an-ı Kerim’i tecrübeyle okuyor mu tecrübesiz okuyor mu, tecrübeyle okuyor. Bunun gibi ölçülerle bakılır.


Namazda Odaklanma ve Huşu

Namaz kılarken kendini odaklayamayan kimse şöyle yapmalıdır: Namazı baştan niyet ederken abdestinizi düzgün alın. Abdesti düzgün aldıktan sonra Allah’ın hususi huzuruna, hususi yakınlığına doğru yürüdüğünüzü tefekkür edin, düşünün. Ve namaz başlamazdan önce direkt huzurullahta namaz kıldığınızı ve namazın O’nunla görüşmeye, konuşmaya vesile olacağını kendi kendinize niyet edin.

Çünkü ‘Kulumun bana en yakın hali secde halidir’ buyurulmuştur. Namazda secde vardır. O yüzden o secde, kulun Allah’a en yakın olduğu haldir. O hali tefekkür ederek bir kimse namaza girerse inşallah bu noktada sıkıntı olmaz.


Tefsir Kitabı Tavsiyeleri

Tefsir okumalarına hangi eserle başlanması gerektiği sorulduğunda şunu söyleyebilirim: Ben bir meseleye bakarken birinci derecede Tefsir-i Taberi’ye bakıyorum. Eğer orada bulamazsam zaman zaman Elmalılı Tefsiri’ne bakıyorum. Hadislerle Kur’an Tefsiri’ne bakıyorum. Ondan sonra Kurtubi’nin tefsiri var, Kurtubi’nin tefsirine bakıyorum. Çok az da olsa Tefsir-i Kebir var, Fahreddin Razi’nin eserine bakıyorum.

  • Tefsir-i Taberi — İmam Taberi (birinci derece kaynak)
  • Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri
  • Hadislerle Kur’an Tefsiri
  • el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an — İmam Kurtubi
  • Tefsir-i Kebir (Mefatihu’l-Gayb) — Fahreddin Razi

Vergi Ödemeden Nakliye İşi Yapma Meselesi

1500 TL maaşla çalışan ve devlet vergi olarak 250 TL civarı maaşından vergi kesilen bir kardeşimiz, kamyonetiyle vergiye girmeden nakliye türü işlerden para kazanmasının, vergi ödeyip bu işi yapanların hakkına girip girmeyeceğini sordu. Normalde sigortalı olması ve vergi mükellefiyeti olması lazım nakliye işi yapması için. Kazanç elde ederse vergi mükellefi olması gerekmektedir. Bu konuda detaylı bilgi için ilgili arkadaşla görüşülmesi uygun olur.


Zikir Çekerken Gözlerin Kapanması

Zikir çekerken gözler kapanır çünkü normalde biz kapatırız; etrafla ilgimiz alakamız kesilsin de sırf kalbi olarak Allah’la bağlantı kuralım diye gözlerimizi kapatırız. Böylece dış dünyadan soyutlanarak tamamen kalbimizle Allah’a yönelmiş oluruz.


Dinde Aşırılık Nedir?

Hadisin Açıklaması

‘Dinde aşırılıktan sakının, sizden öncekileri dinde aşırılık helak etmiştir’ hadisindeki dinde aşırılık ile toplumun ağzındaki ‘aşırı dinci’ sözünün aynı şey olup olmadığı soruluyor.

Dinde aşırılık, sünneti Resulullah’ın çizgisini aşmaktır din adına. 30 Ramazan farz iken adam Ramazan orucunu 35’e, 40’a, 50’ye çıkarıyor. Veyahut namazın sünnetleri belli, sünnet namazlar belli, nafile namazlar belli; bunun haricinde namaz üretiyor. Zekat belli; bunun haricinde zekat belirliyor kendince. Bunun gibi dinde ölçüler bellidir. Allah dini tamam etmiştir: ‘Bugün sizin dininizi tamam ettim ve size din olarak İslam’ı seçtim’ buyurmuştur. Din tamam olmuştur.

Dinde aşırılık normalde din, Kur’an ve sünnet ile çevresi belirlenmiştir. İbadetlerin çevresi belirlenmiştir. Haramların, helallerin çevresi belirlenmiştir. Birisinin kalkıp çayı haram etmesine, birisinin kalkıp kahveyi haram etmesine, veya bir meyve suyunu haram etmesine benziyor bu. Normalde haram olanlardan değilken haram ediyor. Dinde aşırılık budur.

Toplumun ‘Aşırı Dinci’ Kavramı

Toplum içerisindeki ‘aşırı dinci’ söylemi ise farklıdır. O söyleyen kimse, kendi dairesinde bir namaz kılanı aşırı olarak görüyor. Sakal bırakanı aşırı görüyor. Bir kimse sünnete, Resulullah’a bağlıysa onu aşırı görüyor. O yüzden ‘aşırı dinci’ dedikleri o kavramın içerisine aslında bütün Müslümanları koyuyorlar. İbadet ehli, takva sahibi bütün Müslümanlar o kavramın içerisine konuyor.

Mesela bizler onlar için aşırı dinciyiz. Bir kimse beş vakit namazını tam kılmaya devam ediyorsa, bunda titizlik gösteriyorsa aşırı dinci sayılıyor. Bir kimse 30 Ramazan orucunu tutuyorsa, ağustos veya temmuzda sıcakta da olsa tutuyorsa aşırı dinci deniyor. Kadınlar tesettüre riayet ederlerse, başını örtmekle kalmayıp vücut hatlarını belli etmeyen, içini de göstermeyen bir tesettür seçerlerse aşırı dinci sayılıyorlar.

Hanefi mezhebine göre kadının tesettürü; yüzü, elleri ve ayakları hariç herhangi bir yerini örtmesi, vücut hatlarının belli olmaması ve iç kıyafetinin görünmemesidir.

Şeriat Kavramı Üzerine Bir Konuşma

Birkaçına sordum, ‘Bu aşırı dincilikten ne kastediyorsunuz, ne anlıyorsunuz?’ diye. Bir tanesi dedi ki ‘Siz şeriat istiyorsunuz.’ Dedim, ‘Sen istemiyorsun yani? Allah’ın hukukunu, Allah’ın kurallarını, kanunlarını istemiyorsun yani?’ ‘Evet’ dedi.

Dedim, ‘Birisi gelse senin kızına tecavüz edip öldürse ne yaparsın?’ ‘Öldürürüm’ dedi. ‘Allah da bunu diyor’ dedim, ‘Sen şimdi şeriatçı oldun. Ama bak bugünkü kanun öldürmüyor, 10 yıl sonra bırakıyor.’ Baktı şimdi adam.

Dedim, ‘Gelse senin çocuklarını birisi uyuşturucuya alıştırsa, hepsini uyuşturucu müptelası etse, o uyuşturucuyu alıştıran kimseyi ne yaparsın?’ ‘Onu da öldürürüm’ dedi. ‘O uyuşturucuyu üreteni ne yaparsın?’ ‘Onu da öldürürüm’ dedi.

Dedim, ‘Birisi gelse senin çocuğunu haksız yere, zevkine öldürse? İstanbul Üsküdar’da olduğu gibi, sen geçtin ben geçtim diye adamı denize atıverdiler öldürdüler. Getirmişsin çocuğunu 20-25 yaşına, dal gibi, yüzüne bakmaya kıyamıyorsun. Geldi mağandanın birisi attı denize öldürdü, ne yaparsın?’ ‘Öldürürüm’ dedi.

Dedim, ‘Din de öldürür. Şeriat da öldürüyor. Bak ikimiz de aynı noktalarda birleştik. Ama sen beni aşırı dinci görüyorsun, sen kendini aşırı dinci görmüyorsun. Sen de aşırı dincisin o zaman.’ ‘Ne oldu ki şimdi, biz nereden buraya geldik?’ dedi. Dedim, ‘Sen beni aşırı dinci gördün.’ Onlar için bunlar aşırı dinci. Ama ne manaya geldiğini bilmiyor bir kısmı. Siyasi bir söylem olarak söylüyorlar. Oturup konuşsanız bakıyor ki düşünceler aslında farklı değil. Bu toplum üç aşağı beş yukarı birbirine yakın düşünüyor.


Erkeklerin Dar Pantolon Giymesi Hükmü

16 yaşında oğlunun son zamanlarda dar pantolonlar giydiği ve doğru olmadığını anlattığı halde giymeye devam ettiği belirtilerek tutumun nasıl olması gerektiği soruluyor.

Ne yazık ki çocuklarımızın hepsi kız erkek etkileniyorlar. Normalde çok dar pantolon giymek erkekler için de caiz değildir. Aynı vücut hatlarının belli olmaması ölçüsü erkekler için de geçerlidir. Erkeklerin dar, streçli, vücut hatlarının önünü ve arkasını belli eden pantolon giymeleri de caiz değildir. Aynı kadınlar gibi; kadınların nasıl dar, açık, vücut hatlarını belli eden kıyafetler caiz olmadığı gibi erkekler için de caiz değildir.


Kadınların Mezarlık Ziyareti

Bayanlar mezarlığın içine girerek dua edebilir mi sorusuna cevap olarak; hayır, edemezler. Hanefiler buna hayır fetvası vermişlerdir. Konuyla ilgili hadis mevcuttur.


Hafıza Teknikleriyle Kur’an-ı Kerim’e Anlama Dersi

Dergahımız bünyesinde bayanlara yönelik hafıza teknikleriyle Kur’an-ı Kerim’e anlama dersi yapılacaktır. Katılım ücretsizdir. 30 saatlik çalışma sonucunda Kur’an-ı Kerim’e mana verebilecek ve okunduğu zaman kısmen anlayabilecek noktaya gelinecektir. Çalışma cumartesi günü başlayacaktır. Kayıt ve detaylı bilgi için Bursa bayan sorumlusuna müracaat edilebilir.


Biatlaşma Sünneti ve Tarihsel Gelişimi

Hz. Peygamber’in Biatlaşması

Biz 7 veya 8 ya da 9 arkadaş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında idik. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize ‘Allah’ın Resulüne biat etmez misiniz?’ dedi. Biz ellerimizi açarak ‘Biz sana biat etmiştik ya Resulallah, daha niye biat edeceğiz?’ dedik.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: ‘Allah’a kulluk edeceğinize, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, beş vakit namazı kılacağınıza, başınızdakiler hayırla emrettiğinde itaat edeceğinize ve başkalarından hiçbir şey istemeyeceğinize biat edeceksiniz.’ Biz de bu hususlarda kendisine biat ettik.

Bundan sonra burada biat eden bu arkadaşlardan bazılarını gördüm; birinin kamçısı yere düşse hiçbir kimseden ‘şunu bana ver’ diye istemezdi. (Müslim, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zaman zaman bireysel olarak tek tek ashabından biat aldı. Bazı toplu 6-7 kişilik gruplar halinde biat aldı. Müslüman oldukları halde yeniden biat aldı. Malum Akabe biatı var, ağacın altındaki biat var; onlar da hepsi biat ehliydi, hepsi Müslümandı ama yeniden biat aldı.

Biatın Manevi Boyutu: Allah’ın Eli

Cenab-ı Hak buyurdu ki: ‘Ellerinizin üzerinde Allah’ın eli vardı.’ (Fetih Suresi, 48/10) Yani biat edenlerin hepsi bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinin üzerinden Allah’a biat etmiş oldu. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yapmış olduğu biatı kendi üzerine aldı fiiliyat olarak. Hz. Peygamberin elini tutan gerçekte Allah’ın elini tutmuş oldu.

Kim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olursa gerçekte Allah’a tabi olmuştur. Hz. Peygamberin peygamberliğine iman etmek de Allah’a iman etmek gibidir. Çünkü başka bir hadis-i şerifte ‘Kim peygamberin peygamberliğine iman etmezse Allah’a iman etmemiş kabul edilir’ buyurulmuştur.

Dört Halife Dönemi ve Biatın İkiye Ayrılması

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat ettikten sonra Müslümanlar Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretlerine hem siyasi olarak hem de dini olarak biat ettiler. Hz. Ebubekir’den Hz. Ömer efendimize, ondan Hz. Osman efendimize, ondan Hz. Ali efendimize kadar bu biatlaşma hem siyasi hem de dini olarak tek kutupda devam etti.

Hz. Ali efendimizin zamanında Muaviye ile aralarında hem hukuki hem siyasi ayrılıklar başlamıştı. Hz. Osman efendimizden sonra Muaviye uzun müddet Hz. Ali radıyallahu anh hazretlerine biat etmemişti. Malum Sıffın Vakası var, karşı karşıya kalınmalar var.

Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri vefat ettikten sonra Kufe halkı Hz. Hasan efendimize biat edip bu noktada siyasi ve dini olarak o biatı devam ettirmek istedi. Ama Muaviye savaş çıkaracak, ümmet ikiye bölünecek ve kan dökülecekti. Ümmetin ikiye bölünmesini ve kan dökülmesini engellemek için Hz. Hasan efendimiz hutbeye çıktı; Müslümanların dini olarak imamları olduklarını ama siyasi olarak Muaviye’ye biat ettiklerini söyledi.

Böylece İslam dünyasında dini biat ile siyasi biat bu noktada ayrıldı. İlk ayrılma noktası burasıdır. Oradaki Müslümanlar dini olarak Hz. Hasan efendimize biat ettiler, imam olarak onu seçtiler. Siyasi olarak da biatlarını Muaviye’ye yaptılar.

Sufilerde Biatlaşma Geleneği

Hz. Hasan efendimizden sonra Hz. Hüseyin efendimize dini olarak biat edildi. Sonrasında dini olarak biatlar çoğalmaya başladı. İnsanlar dini olarak hadis alimlerine, fıkıh alimlerine, züht ehli olan zahidlere, tabiinin ilk imamlarına biat etmeye başladılar. Bu ardından bir sufi yolu oluştu. O sufi yolunun oluşmasıyla artık sufiler üstadlarıyla biatlaşmaya başladılar ve üstadlarıyla biatlaşma sünneti böylece sufilerin içerisinde devam etti.

Siyasi biat da kendi yolunda devam etti. Devletlerin sınırları genişledikçe Müslümanların tek tek bir devlet başkanına biat etme geleneği kalmadı. Kim devlet başkanı olduysa oldu; insanlar ona isyan etmediyse, o topraklarda yaşadıysa, o devletin tebaası olduysa, o bayrağının altında yaşadıysa ona biat edilmiş kabul edildi.

Osmanlı Dönemi: Halifelik ve Şeyhülislam

Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim’den sonra dini biat noktası ile siyasi biat noktası tekrar birleşti. Halifelik birleşince her Osmanlı padişahı aynı zamanda İslam halifesi oldu. İslam halifesi olunca din işlerinin yürütülmesi için çeşitli mekanizmalar kuruldu.

Şeyhülislam, camilerin açılması ve kapanması, tekkelerin açılması, tekkelere şeyhlerin atanması gibi işlerin hepsine icazet veriyordu. Tek merkezden yönetiliyordu. Şeyhülislam tekkeleri, zaviyeleri, medreseleri kontrol etme, onları Kur’an ve Sünnet dairesinde çalışıp çalışmadığını denetleme, sıkıntı varsa hizaya getirme görevini devam ettiriyordu.

Bir müddet sonra batıni meseleler zahiri meselelerden farklı olduğu için Meclis-i Meşayih kuruldu. Bu Meclis-i Meşayih, tasavvuf yolunda giden sufi topluluklara ve tarikat topluluklarına denetim yapıyor, yapılması ve yapılmaması gereken şeyleri düzenliyordu.

Cumhuriyet Dönemi: Baskılar ve Sufilerin Direnci

Cumhuriyetle beraber halifeliğin kaldırılması, padişahlığa son verilmesi, son padişahın sürülmesi ve son halifenin azledilmesiyle beraber Müslümanlar siyasi olarak başsız kaldı. Ama sufiler öteden beri bu biatlaşma sünnetini sufilik dairesinde, dergahlarda, tarikatlarda devam ettirdiğinden dolayı bu gelenek günümüze kadar geldi.

Her türlü baskıya, her türlü zulme, her türlü sıkıntıya, her türlü nahoş problemlere rağmen bu yol hiç kapanmadı. Bu yol hiç inkıtaya uğramadı. Sufiler şeyhten şeyhe; her ne kadar tasvip etmesek de babadan oğula, olmayan yerde onlar bayrağı sallandırdılar, bir şekilde yolu devam ettirdiler.

Cumhuriyetin ilk baskıcı dönemlerinde her şeyin yasak olduğu dönemlerde babadan oğula dahi olsa onu devam ettirmek kolay bir şey değildi. Cezaevine girme, basılma, çeşitli sıkıntılara maruz kalma; bunları göze alarak devam ettirmek kolay değildi. O yüzden onlara da böyle kem gözle bakmayın, ‘babadan oğula geçmiş’ falan demeyin; kolay şeyler değildi bunlar. Bazılarının evleri satıldı, müzayedeye konuldu, kimisi asıldı.

İstiklal Mahkemeleri

Cumhuriyetin ilk dönemindeki istiklal mahkemelerinde 700’ün üzerinde kayıtlı idam gerçekleştirildi. Kayıtsızların ne olduğu belli değil. Söylentilere göre bir gecede Konya’da 600 küsur kişi asılmış; mahallelere darağaçları kurulmuş, mahallelerde asılmışlar.

İstiklal mahkemelerinin tutanakları hâlâ açıklanmaz. Meclis bu konuda çalışma yapamaz, yasaktır. İstiklal mahkemeleri tutanaklarını konuşamazsınız. Birinci ve ikinci meclisin bazı meclis konuşmaları yasaktır, tutanakları gizlidir. Bugünkü meclis başkanı bile onu okuyamaz.

Anadolu’da ne kadar bilinen şey varsa hemen hemen hepsini astılar. Bir kısmını sürdüler, bir kısmını cezaevine attılar. Ama Cenab-ı Hak o yolu neşr ü nema ettirdi. İnsanlar, şeyhleri vefat edince bir şeyh yok, dergahın halifesi kim diye gidip ona intisap ettiler. Onu da bulamadılar; gittiler dergahın sakirine intisap ettiler: ‘Sen bizim başımızda dur, zikrimizi yaptır, biz dersimizi çekelim, sahibi gelir’ dediler.

Eskilerle konuştum, bunu dedim, ne yaptınız? ‘İşte biz Mustafa Efendi, sekiz dokuz kişiydik, filanca bizim zakirimizdi. Şeyhimiz nereye gitti belli değildi, ne olduğu belli değildi, herhalde astılar, Allah rahmet eylesin, haber alamadık Anadolu’da.’ Çok dinledim ben bunları. ‘Biz başımızdaki zahire intisap ettik’ diye konuşuyorlardı.

Sufilik Yolunun Korunması

Sufilik yolu, Allah’a insanları götüren özel bir yoldur. Tarih boyunca bunlarla savaşan siyasiler, askeri erkan hepsi de çökmüştür. Gerçek sufilerle uğraşan herkes kendi aptallığıyla giyotinin altına kafasını koymuştur.

Bir kimse gerçek bir sufi ise; ister zakir olsun, ister çavuş, ister nakip, ister şeyh, isterse adı sanı bilinmeyen bir derviş olsun, ona kim zulmederse, ona kim haksızlık yaparsa ve tövbe etmezse, onun helallığını almazsa, bu tecrübe ile sabittir ki o kendi ayaklarıyla giyotinin altına kafasını vermiştir.

Cenab-ı Hak bir şey ihmal etmez. Cenab-ı Hak teennili davranır, yavaş davranır. ‘Biz isteseydik alemleri bir anda yaratırdık, altı günde yarattık’ buyurmuştur. İnsanoğlu acelecidir, hemen birisinin helak olmasını ister. Allah hemen helak etmez; Kiramen Kâtibin yazar, yazar, yazar. Ondan sonra Cenab-ı Hak bir tokadı basar.

O derviş, o çavuş, o zakir, o nakip, o şeyh kendince ‘Haklıyım’ zanneder. Hatta şu yanılgıya düşer: ‘Bir yanlış yapsaydık rüyamızda bize ikaz ederlerdi.’ Bunu çok duydum ben. ‘Bizim bir hatamız olsaydı bizi ikaz ederlerdi, ben rüyamda gördüm ki kesin.’ Rüyasını görmediyse zulme devam eder ama bilmez. Hiç böyle umulmadık bir yerde; hani Nemrut’a bir sinek yetmiş ya. Bakın, koca Nemrut’a bir sinek yetmiş. Öyle kocaman dervişim deme, bir sinek yeter sana.


Biatlaşma Adabı ve Biatname Geleneği

Biatnamenin Tarihsel Önemi

Osmanlı’da biatnamesi olanlara asker alınmıyordu. Bu biatlaşma, biatnameler önemliydi çünkü biatnamesi olan vergiden muaf oluyordu ve asker alınmıyordu. O şeyh de o biatnameyi herkese vermiyordu.

Biatnameden sonra dervişlik icazeti vardı. Ardından bir müddet o kimse dergahta çalışıyor, belli bir hale geliyor, belli meratipler kat ediyordu. Ona şeyh efendi ardından dervişlik icazeti veriyordu. Biatname derviş adayı içindi. Dervişlik icazetini alınca o kimse derviş oluyordu. Ardından eğer yolu devam ediyorsa, ders ve zikrullah yaptırıyorsa, ondan sonra çavuşluk mertebesine geliyordu.

Cumhuriyet Döneminde İcazet Meselesi

Bu biatlaşma Osmanlı’dan sonra da cumhuriyet döneminde de devam etti. Şeyh efendi de Allah rahmet eylesin bu biatlaşmaları devam ettirirdi. Ama şeyh diye mühür basmak son dönem cezası 13 yıldı. O yüzden icazet verilirken ‘hadim-ül fukara’ gibi ibareler kullanılırdı, şeyh ibaresi yazılmazdı.

Türkiye’de hâlâ cezası var, dikkat edin. Bir kimseye normalde icazet verirken şeyh ibaresi kullanılması cezai bir sorumluluk doğuruyordu. O yüzden mühürde ve icazetnamede farklı ifadeler tercih edilirdi.

Biatlaşmada Söz Verilen Hususlar

Biatlaşma esnasında verilen sözün harfiyen yerine getirilmesi gerekir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, beş vakit namazı kılacağınıza’ diye tek tek söz alıyordu.

Benim dergaha ilk girdiğimde biatlaşma geniş ve uzundu: Şirke düşmeyeceğine, beş vakit namazını kılacağına, 30 Ramazan orucunu tutacağına, pazartesi-perşembe oruçları tutacağına, nafile evvabin, duha ve teheccüd namazlarını kılacağına, yalan söylemeyeceğine, yemin etmeyeceğine, küfretmeyeceğine, kimseyle kavga etmeyeceğine, abdestsiz dolaşmayacağına dair maddeler halindeydi. Bu biatlaşma şeriat, tarikat, hakikat, marifet içindeydi; dört kapı kırk makam gibi sıralanırdı.

Sonra Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin dedi ki: ‘Oğlum, dervişler bunları yerine getiremiyorlar. Yerine getiremeyince de manen tokat yiyorlar.’ O yüzden biatlaşma kısaltıldı: ‘Üstadımızı üstad olarak kabul ettin mi? Ettin. Biz de seni evlat olarak kabul ettik. Bitti.’ Bu noktaya geldi.

Hz. Ebubekir’in Biatına Sadakati

Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretleri halife iken devesini ıhlatıyor, kamçısı düşüyor. Diyorlar ki: ‘Ya Emir-ül Müminin, biz verirdik, bize söyleseydin.’ Hz. Ebubekir diyor ki: ‘Hem arkadaşım dostum olan, hem de benim Peygamberim olan Muhammed Mustafa’ya söz verdim, biatlaştık. Bana dedi ki hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine bana söz ver. Ben de ona söz verdim; düşen kamçımı dahi hiç kimseden istememeye.’

Ebu Zer-i Gifari Hazretlerinin Biatı

Ebu Zer-i Gifari hazretleri diyor ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bana buyurdu: ‘Ey Ebu Zer, dikkat et, senden biatlaşma alacağım, hazır mısın?’ ‘Hazırım ya Resulallah.’ ‘İyi düşündün mü?’ ‘Düşündüm ya Resulallah.’ ‘İyi düşündün mü?’ ‘Düşündüm ya Resulallah.’ ‘Hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana söz ver.’ ‘Söz verdim ya Resulallah.’ ‘Eğer bunu yerine getirirsen ben de sana cenneti söz verdim.’

Bakın biatlaşmanın ruhuna bakın: ‘Bunu yerine getirirsen ben de sana cenneti söz verdim.’ Çünkü onunla biatlaşan gerçekten Allah’la biatlaşmıştır. Onun bu manada söylediği de Allah’ın söylediği gibidir.


Hadis İnkarcıları ve İlahiyatçılar Meselesi

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği Allah’ın söylediği gibidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yasakladığı Allah’ın yasakladığı gibidir. Kim Peygamberin yasağına uymazsa Allah’ın hududunu, hukukunu çiğnemiştir. Kim Peygamberin sözünün hilafına söz söylerse Allah’ın sözünün hilafına söz söylemiş olur.

Bu hadis inkarcıları, ne idüğü belirsiz kimselerin sözüne bakmayın. Bunlar normalde beyinlerini, kalplerini şeytan istila etmiş kimselerdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ve sünnetlerini reddettiğinden dolayı kalpleri kapkara mühürlenmiş; gözleri kör, kalpleri mühürlenmiş, kulakları tıkalı kimselerdir.

Kim hadislerin hepsini inkar ediyorsa, kim Hz. Peygamberin sünnetini inkar ediyorsa; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ve sünnetlerini inkar edenler küfür ehlidir. Çünkü peygambere iman etmek farzdır. Bir kimse peygambere iman etmiyorsa imanı kabul olmaz. ‘Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin’ diye bir sürü ayet var. Bunlar göz göre göre Peygamberin hadislerini ve sünnetlerini inkar ediyorlar.

Sufilere Yönelik Saldırılar

Bunlar hususi hazırlanmış proje adamlarıdır. Ve bunların saldırdıkları tek yer sufilerdir. Çünkü şu anda İslam dünyasının içerisinde selefi-vahhabi çizgisine kaymayan, İran şiasına kaymayan, dinini imanını vatanını satmayan bir tek sufiler kaldı. Saf Kur’an ve sünneti yaşayan, saf Kur’an, sünnet ve imamların içtihadında duran bir tek sufiler kaldı.

Kimisi mezhepleri reddediyor; mezhepsizlikten sonra vahabilikten, selefilikten çıkıyor. Kimisi kendi kardeşlerinin arasında faizciliği caiz görüyor. ‘Darü’l-harpte caizdir’ diyor kardeşim. Yok, darü’l-harpte müminin müminden faiz alması, vermesi caiz değildir. Söylüyorsun, hadis-i şerifleri koyuyorsun, imamların içtihadını koyuyorsun, adam kabul etmiyor.

İlahiyatçıların Tutumu ve Rüya Meselesi

Bu ilahiyatçılarda da bir hastalık var. Onlar da diyorlar ki: ‘Biz ilahiyatçıyız, biz alimiz, biz ulemayız, biz bileniz. Bizim peşimizden gelmiyorlar da cahil cühelanın peşinden, şeyhlerin peşinden gidiyorlar.’ Gel otur kardeşim, sen geldin de sohbet ettirmedik mi sana? Gel, sen geldin de kürsü, mikrofon vermedik mi sana? Gelmezler ki.

Ders notlarını öğrencilerine satan adamdan hayır mı gelir? Hadis satan adamdan, ayet satan adamdan hayır mı gelir? Ayet-hadis tüccarı her biri. Nasıl profesör üniversitede ameliyat yapıyor, onun karşılığında hastadan ücret almaması gerekiyorsa, bunların da talebelerden ücret almaması gerekiyor. Ama hepsi de ders notlarını satıyorlar.

Kimin peşinden gidiyor insanlar? İşte rüyasında görmüş, halinde görmüş, Allah’a yalvarmış: ‘Ya Rabbi, ben nefsimi tezkiye edeceğim, nefsimle mücadele edeceğim, Sana yakın olacağım, sufilik yolunda gideceğim, bana bir yol göster.’ Cenab-ı Hak ona rüyasında bir üstad göstermiş, bir veli göstermiş; ona tabi olmuş, ona teslim olmuş.

Adam diyor ki: ‘Rüyada görülmez, rüyada hak değil.’ Nasıl hak değil? Avrupalısı kabul etmiş, Freud’u kabul etmiş, Sokrates’i Platon’u kabul etmiş. Amerikalılar kabul etmiş, İngilizler kabul etmiş. Üniversite çevresi kabul etmiş, bütün dünya rüya denilen şeyi kabul etmiş; bizim ilahiyatçılar kabul etmiyor.

Ayetle sabittir: Yusuf aleyhisselamın rüyası var, İbrahim aleyhisselamın rüyası var (Yusuf Suresi, 12/4; Saffat Suresi, 37/102). Hz. Peygamber aleyhisselamın sadık rüyaları var, hadisle sabittir. Sahabenin rüyaları var, hadisle sabittir. İlahiyatçılar kabul etmiyor rüyayı. ‘Saçma sapan şeyler bunlar, rüya ne alakası var’ diyor. Ayet var diyorsun, ‘Peygamber misiniz siz?’ diyor. Hadis var diyorsun, ‘Sahabe misiniz siz?’ diyor. İlim yok, reddediyor; adam ilimle cevap vermiyor.


Biatlaşma Sünneti: Özet ve Sonuç

Sünneti Resulullah’ta biatlaşma sünnettir. Sahabeler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hem toplu hem de birey olarak, hem küçük gruplar halinde hususi biatlaşmalar yapmışlardır. Hz. Peygamberden sonra bu biatlaşma sünneti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, sonra Hz. Hasan, sonra Hz. Hüseyin efendimizden sonra devam ede gelmiştir.

Bu biatlaşma sünneti sufilerin içerisinde hiç inkıtaya uğramamış; sufiler üstadlarına bu manada biat ederek yollarına devam etmişlerdir. Bir üstadın biat alması veya bir mürid adayının üstada biat etmesi sünneti Resulullah’ın içerisindedir ve bir sünneti işlemiş olurlar.

Bu biatlaşmada birbirleriyle gönül bağı kurmuşlar, birbirlerine söz vermişler, birbirlerine söz vererek Kur’an ve sünnet dairesinde yollarına devam etmişlerdir. Allah bize onlardan eman eylesin inşallah.


Toplu Biatlaşma Duası

Ya Rabbi, niyet ettik Kur’an ve sünnet üzerine biatlaşmaya. Ya Rabbi, bizleri ashabın biatından eyle. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine nasıl biat ettilerse biz de öyle biat etmek istiyoruz. Biatımızı kabul eyle.

Beş vakit namazımızı bir tamam kılmaya. Otuz Ramazan orucumuzu bir tamam tutmaya. Zekatlerimizi bir tamam vermeye. Paramız ve gücümüz ve yol bulursak ömrümüzde bir sefer de olsa hac farizasını yerine getirmeye.

Haramlardan uzak durmaya. Helal dairede yaşamaya. Dilimizdeki haramlardan kurtulmaya. Gözümüzdeki haramlardan kurtulmaya. El ve ayaklarımızın haramlarından kurtulmaya.

Ya Rabbi, azmettik, söz verdik. Bizleri sözümüzde durmaya yardım eyle. Bizleri Kur’an ve Sünnet dairesinde, üstadımızın çizgisinde yürümeyi nasip eyle. Biatımızı sağlam eyle. Sözümüzü, ahdimizde duranlardan eyle. Sözünden geri dönenlerden eyleme. Biatını bozanlardan eyleme. Bu biat üzerine son nefesimizi verenlerden eyle. Bu biat üzerine kabre inenlerden eyle. Bu biat üzerine mahşerde yeniden dirilenlerden eyle. Bizleri Allah ve Resulünün yolunda daim eyle. La ilahe illallah. Amin.

Allah biatınızı mübarek eylesin. Amin.


Kaynakça

Ayetler

  • Fetih Suresi, 48/10 — ‘Sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.’
  • Maide Suresi, 5/3 — ‘Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.’
  • Nisa Suresi, 4/80 — ‘Kim Resul’e itaat ederse gerçekte Allah’a itaat etmiş olur.’
  • Yusuf Suresi, 12/4 — Hz. Yusuf aleyhisselamın rüyası
  • Saffat Suresi, 37/102 — Hz. İbrahim aleyhisselamın rüyası

Hadisler

  • Müslim, Sahih, Kitabü’z-Zekat; Ebu Davud, Sünen; Nesai, Sünen; İbn Mace, Sünen — Biat hadisi: ‘Allah’a kulluk edeceğinize, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacağınıza, beş vakit namazı kılacağınıza ve başkalarından hiçbir şey istemeyeceğinize biat edeceksiniz.’
  • Hz. Ebubekir’in biat sadakati rivayeti — Kamçısını dahi kimseden istememe hadisi
  • Ebu Zer-i Gifari hazretlerinin biatlaşma rivayeti — ‘Hiç kimseden hiçbir şey istememeye söz ver, ben de sana cenneti söz verdim.’
  • ‘Kulumun bana en yakın hali secde halidir.’ — Müslim, Sahih, Kitabü’s-Salat
  • ‘Dinde aşırılıktan sakının, sizden öncekileri dinde aşırılık helak etmiştir.’ — Nesai, Sünen, Menasikü’l-Hac; İbn Mace, Sünen, Menasik
  • ‘Kim peygamberin peygamberliğine iman etmezse Allah’a iman etmemiş kabul edilir.’ — Hadis külliyatı

Fıkhi Kaynaklar

  • Hanefi Fıkhı — Kadının tesettürü: yüz, eller ve ayaklar hariç tüm bedenin örtülmesi, vücut hatlarının belli olmaması, iç kıyafetin görünmemesi
  • Hanefi Fıkhı — Erkeklerin dar, streçli, vücut hatlarını belli eden kıyafet giymesinin hükmü (caiz değildir)
  • Hanefi Fıkhı — Kadınların mezarlık ziyareti hükmü (caiz değildir)

Tefsir Kaynakları

  • Tefsir-i Taberi — Câmi’u’l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, İmam Muhammed bin Cerir et-Taberi (ö. 310/923)
  • Hak Dini Kur’an Dili — Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (ö. 1942)
  • el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân — İmam Ebu Abdullah Muhammed el-Kurtubi (ö. 671/1273)
  • Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir) — Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210)
  • Hadislerle Kur’an Tefsiri — İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm

Tarihsel Referanslar

  • Akabe Biatları — Hz. Peygamber’in Medineli Müslümanlarla yaptığı birinci ve ikinci Akabe biatları
  • Bey’atü’r-Rıdvân — Hudeybiye’de ağacın altında yapılan biat
  • Hz. Hasan’ın hilafeti devri — Dini ve siyasi biatın ayrılması (Hicri 41)
  • Sıffın Vakası — Hz. Ali ile Muaviye arasındaki mücadele (Hicri 37)
  • Osmanlı Şeyhülislamlık Kurumu — Tekkelerin ve zaviyelerin denetimi
  • Meclis-i Meşayih — Osmanlı’da tasavvuf kurumlarının denetim organı
  • İstiklal Mahkemeleri (1920-1927) — Cumhuriyet dönemi yargılamaları
  • Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması — 30 Kasım 1925, Kanun No: 677

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife, İcâzet, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı