Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

542. Dergâh Sohbeti – Zikir Ehlinden Sormak, Aşkın Şeriatı, Sûfîlik ve Keramet

Zikir ehline sorunuz âyetinin açıklaması, ilmi Allah'tan bilmek, Mevlânâ'nın "aşkın şeriatı bütün dinlerden ayrıdır" sözü, ihsan makamı ve cûd ehli olmak, sûfîlikte eşlere davranış, Hz. Peygamber'in eşlerine muamelesi, keramet aramanın Ebu Cehil'in işi olması ve Hz. Dâvûd-taşlar kıssası.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Tekke’de bir program vardı. O yüzden orada o programa katılmak zorundaydık. Hakkınızı helal edin inşâAllah. Oradaki kardeşleri de davet ettik buraya. İnşaAllah onlar da gelecekler. Yoldalar mı? Bir belgesel gibi çekim yapıyorlarmış TRT’ye. O yüzden o çekime röportaj verdik inşâAllah. Dersden sonra. Tamam. E hadi röportaj yapalım. O röportaj da ardından Sema’ydı. Kısa bir program oldu. Ona katıldık. O yüzden haklarınızı helal edin. Burada o kardeşler gelinceye kadar da onlara dedim ki hayatınızda ne o yaşayamayacağınız bir deneyim yaşayın dedim.

Burası dedim perdenin görünen kısmı bir de dedim görünmeyen kısmı var. Burası dedim normalde gördüğünüz yer burası ama dedim bir de bu işin bilinçaltı. Beynin asıl her şeyi hafızaya aldığı yer var dedim. Dedim orayı görmeniz lazım. Orada dedim bir deneyim yaşamanız lazım. Onlar da muhakkak geleceğiz dediler. İyi dedim inşâAllah. Bekliyorum ben de siz dedim. Allâh izin verirse inşâAllah. Gelecekler geldiklerinde fotoğraf ve video çekmek serbest değil onlar. Ne çekeceklerse çeksinler inşâAllah. Bilmediklerinizi zikir ehlinden sorunuz. Ayetine göre zikir ehlinin kendisine sorulan her şeyi bilmesi mi gerekir? Her şeyi bilmesi gerekir diye bir kaide yok ama zikir ehline Cenâb-ı Hak yardım eder. Ona ilham eder, ona ikram eder, ona ihsan eder.

Cenâb-ı Hak onu orta yerde naçar bırakmaz. Onu ilimsiz bırakmaz. Eğer ha bunun kesildiği zaman olur mu? Olur. O kimse de o ilmi kendinden bilirse o ilmi bu noktada kendine atfederse nefsine uymuş olur. O yüzden ilmi sahibi Allâh’tır. Kalbi ilimlerin de sahibi Allâh’tır. Bir kimsenin kalbine ilham gelmesi kalbine bu noktada sûfî dilinde varidat derler ya. Öyle bir şeyin olması o kimsenin Allâh’la olan ilişkisi bunu etkiler ama Allâh’ın ona bir lütfudur, bir ikramıdır, bir ihsanıdır. Hataya düşmemekte o ilmi kendinden görmemekte fayda vardır. Mesela rüyayı kendinden görmek, hali kendinden görmek, üzerindeki mevcut tecelli eden ilmi kendinden görmek, üzerindeki herhangi bir lütfu, ikramı, ihsanı kendinden görmek o kimseyi batırmaya yeterli.

Çünkü âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak buyurdu ki iyilikleri Rabbinizden kötülükleri nefsinizden bilin dedi. Bizim üzerimizde kardeşlerinin üzerinde her ne kadar iyilik tecelli ediyorsa bu Cenab-ı Hakk’ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Zikir ehlinin üzerindeki lütuf, ikram, ihsan Cenab-ı Hakk’ındır. Aslında bu manada kulların üzerinde ibadet, iyilik her ne var ise hepsi de Allâh’ın ihsanıdır. Onu kulun kendisinden görmesi, onu kulun kendi nefsine atlatması, onu kulun kendi kendine çalışması, kendi kendine gayret sarf etmesine atfetmesi doğru düşünce değildir. Bir kimsenin çalışması, gayret etmesi, ceht etmesi belki de o lütufun, ikramın, ihsanın tecelli tecelliyatına sebep olabilir ama kesin değildir bu.


2. Bölüm

Bir şeye normalde Cenâb-ı Hak yolumuzda mücahede edenlere yolumuzu açarız. Ayeti kerimesi mucibince bir kimse eğer onun için yapıyorsa, onun için yaşıyorsa, onun için hareket ediyorsa Cenâb-ı Hak ona yolunu açar, Cenâb-ı Hak ona ihsan eder, ikram eder, fazlından kereminden verir ama bu o kimsenin direkt kendisinin çalışmasına atf ederse bu yanlış olur. Mesela bir kısım üzerinde malu nimet olur. Malu nimeti direkt kendine nefsinden görürse ben çalıştım da yaptım da şöyle yaptım da böyle oldu derse bu yanlıştır. Ama Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Biz onun bu noktada da çalıştık, o da verdi. Gayret bizden vermek ondan verir, vermez. Bu ayrı mesele. Gayret etmek bizden. Çalışmak, çabalamak, mücadele etmek, mücahede etmek bizden.

Ama buna karşılık olarak lütfundan, ikramından, ihsanından verecek olan o. Bize düşen çalışmaktır, gayret etmektir. Bize düşen dükkanımızı açıp ne yapmamız gerekiyorsa kendince kendi kapasitemizce onu meydana getirmek, onun kapasitemizi meydana çıkarmakla yükümlüyüz. Çalışmakla yükümlüyüz. Ha Rabbim isabet ettirir, güzel işler olur. O kimsenin dünyası mamur olur. Aynı şey Allâh yolunda da aynı. Biz koştururuz, mücadele ederiz, ceht ederiz. Kendimizce yapmamız gerekenleri yapmaya çalışırız. Bunun normalde biz vazifemizi yerine getiririz. Lütfetecek, ikram edecek, ihsan edecek olan Allâh. Biz zikretiriz. Zikretmeye çalışırız. Bunun içinde de Allâh’tan gayret, Allâh’tan lütuf, ikram, yardım dileniriz.

Ve Cenab-ı Hakk’ı zikrettiğimizden dolayı üzerimize onun immi millet önünden bir şey isabet ederse onun kendi lütfu, kendi ikramı, kendi ihsanıdır. Ama Rabbim kullarını zikir ehline yönlendirdiyse demek ki zikir ehline de bu noktada çünkü kul Allâh’ın emrine uyup zikir ehline yönelcek. Kula burada direkt ne var? Emir var. Bilmediklerinizi gidip zikir ehline sorunuz. Bu direkt emindir. Emir. O zaman kula düşen vazife bir zikir ehlini bulmasıdır. Zikir ehlini bulmasıdır. Ve o gerçekten de zikir ehlini bulduysa bilmediğini ona sorulması gerekir. Demek ki Cenâb-ı Hak normalde zikir ehlinin üzerinden bir ilim akıtacak ki bilmediklerinizi ona sorunuz demiş. Rabbim bizi zikir ehline soranlardan eylesin inşâAllah.

Âmîn. Zikir ehlinin halakasından bizleri ayırmasın. Âmîn. Her daim kendisini zikreden kullarından eylesin. Âmîn. Enteresan çünkü âyet-i kerime kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Eğer bir kimse Allâh’ı zikreden yüz çevirirse Allâh da ondan yüz çevirir. Eğer o kimse Allâh’ı zikretmeyi unutursa Allâh da onu unutur. O yüzden Allâh’ı zikretmek bu noktada en büyük ibadet demiş ya Cenâb-ı Hak cümlemizi o en büyük ibadetle haşır neşir olanlardan eylesin inşâAllah. Âmîn. Her şey maşuktur. Aşk bir verdedir. Yaşayan maşuktur. Aşık bir ölüdür. Aşk şeriatı bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allâh’tır mezhebi de. Şimdi her şey maşuktur derilince tecelliden Allâh’tan başka fail yoktur.


3. Bölüm

Ve kül şeyi yaratan da Allâh’tır. Öyle olunca kül şeyi yaratan o ve kül şeyin üzerine sıfatlarıyla tecelli eden de o. Öyle olunca bu normalde yaratan o sıfatlarıyla tecelli eden o her daim varlık alemini tecelli kah olarak tutan da o. Öyle olunca her şey maşuk oldu. O zaman burada aşk bir perdedir dedi. Normalde her şey maşuk ama aşk bir perde. O zaman ayrı bir perde. O ayrı bir perdede durur. Aşk. O zaman o o ayrı perdeye ulaşır ulaşmaktır. Amaç inşâAllah. Aşık bir ölüdür. Aşık bir ölüdür deyince aşık normalde maşuka aşık olmaya çalıştığından dolayı aslında aşık bu manada maşukun karşısında ölü gibidir. Madem ki bizim üzerimizde aşığın üzerinde tecelli eden bütün sıfatlar onun o zaman aşıya hiçbir şey kalmadı.

Bütün sıfatlar onun ise aşıkta tecelliden bütün sıfatlar onun ise ve bütün her yere tecelli eden o ise o zaman aşığın kendi kendi kendine bir dirili, aşığın kendi kendine bir varlığından bahsetmek mümkün değil. Aşk şeriatı bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allâh’tır, mezhebi de. Burada sakın normalde aşı şeriatı bütün dinlerden ayrıdır derken sanki dinin içerisinde yokmuş gibi zannetmeyin. Aşk şeriatı bütün dinlerden ayrıdır dedi. Halkın insanların dinlerinden ayrıdır. Neden? Insanlar bu noktada dinleri taklididir. İmanları da taklididir. Taklidi iman yolun başıdır. Ve insanlar büyük bir çoğunluğu annelerinin babalarının dinleri üzerinedir. Cenâb-ı Hak buradan kurtarmak için ey iman edenler, iman ediniz diyor.

Ey iman edenler, siz evet iman ettik. başka bir âyet-i keriminde diyor ya sizler İslam olduk deyin, iman ettik demeyin diyor. Siz İslam olduk, İslam olduk, Müslüman olduk deyin diyor. Burada neden o insanlar imanları kemale ermedi? Işin hakikatine bağlanmadılar. Imanın hakikatine ulaşmadılar. Ulaşmadıkları için siz İslam olduk deyin, Müslüman olduk deyin, iman ettik demeyin. Sebep? Iman öylesine bir nokta ki, öylesine bir merkez ki, öylesine bir inci ki ona ulaşan kimse meselenin hakikatine ulaşır. O yüzden çok azınız iman etti der âyet-i kerimede. Sebep? Insanların imanları kemale ermedi çünkü. aşığın imanı, aşığın imanı ihsan üzerinedir. iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir dedi ya, aşığın durduğu nokta ihsan üzerinedir.

Ihsan üzerine durmak demek Allâh’ı görüyormuşçasına hayat yaşamak demek. Onu görüyormuşçasına yaşayan kimseyle ben Müslümanlardan oldum diyen kimsenin durumu aynı değildir. Her an o seni devamlı görüyor diye düşünerekten, tefekkür ederekten böyle yaşayan kimseyle yalana yalan ekleyen, gıybete gıybet ekleyenin imanı aynı olur mu? O yüzden aşığın durduğu nokta ile insanların durduğu nokta aynı değildir. Aşık görüyormuşçasına ibadet eder, görüyormuşçasına zikrullah eder, görüyormuşçasına yürür, görüyormuşçasına konuşur. Böyle olunca görüyormuşçasına konuşanın önünde ayrı bir hakikat çıkar. Şeriatın makul gördüğü şey görüyormuşçasına yaşayan için makul olmadığı çıkar meydana. Veyahut da senin eksik gördüğün yanlış gördüğün şey aşık için apayrı bir şeydir.


4. Bölüm

O görüyormuşçasına dır. O kalbi ilimle hareket ediyordur. Kalbi ilimle hareket ettiğinden sana eksik görünen şey ona kemal noktasıdır. Veyahut da o sana tam görünen şey ona eksiktir. Bakın sana tam görünür ama ona eksiktir. Sen dersin ki bu tam ama aşık için o eksiktir. Neden? Aşık çünkü görüyormuşçasına yaşar her şeyi. Görüyormuşçasına yaşayan bir kimsenin hukuku ile bakın görüyormuşçasına yaşayan bir kimsenin hukuki ile normalde meselenin zahir hukukuna bağlanan kimsenin durumu aynı değildir. Mesela meselenin zahirine bağlı olan kimse malının kırkta birinin zekatını verdi mi? Onun için iş bitmiştir. Mesele değildir. Ondan zerre bir şey daha isteyemezsin. Zerre bir şey de vermek zorunda değildir o.

Neden? Zekatını vermiş. Zekatını verince ona artı bir tasadduk, artı bir sadaka, artı bir şey vermek şeriatın dışın emri değildir. Şeriat der ki sen malının zekatını verdin, ticaret malı ise kırkta birini verdin, paraysa kırkta birini verdin, altınsa kırkta birini verdin, senin işin bitti. Ama görüyormuşçasına yaşayan için öyle değildir. Görüyormuşçasına yaşayan, cuhut ehli olur. Bir yerde ihtiyaç olduğunu hissettiği anda, ona ihtiyaç olarak kalbine geldiği anda o vermekle mükellef tutar kendini ve der ki ben buna vermem lazım. Bakın ben der ki buna vermem lazım. O zaman ona vermekle kendini mükellef tutar. Cuhut ehli olmak o zaman diğer bakın zekat verenlerden farklılaştı. Mesela bir kimse naçar kalsa o kimsenin istemesi haktır.

Gidip zekat da isteyebilir birisine. Haktır bu. Der ki bana zekatından bir kısmını verebilir misin? Haktır, ihtiyacı vardır, ister. Bakın ihtiyacı vardır, ister. Aşık için böyle bir şey söz konusu değildir. Aşık hiçbir zaman şeye nillah demez. Aşık hiçbir zaman halini arz etmez mi başkasına? Aşık of bile demez. Aşığın halini bir başkasına arz etmesi aşık için şirk’tir. Bakın aşık için şirk’tir. Aşığın bir başkasına şikayetini dile getirmesi aşık için şirk’tir. Bakın onun şeriatı değişti şimdi. Oysa isteyebilir mi? Evet. Şeriata göre bir kimsenin ihtiyacı olan bir şeyi istemesi haktır. Bir çıt. Aynen Akin derecede olanlar temiz yüzlülerden isterler. Bu henüz daha aşıklık onda oturmamış. Yolda.

O herkese halini açmaz. O gider temiz yüzlü bir kimseye halini açar. Bakar kim merhametli, kim şefkatli, gider ona halini açar. O mesela katı yürekli, demir yürekli bu noktada kalbinde merhamet olmayan, kalbinde acıması olmayan bir kimse halini açmaz. Sebep o çünkü o yola girmiş. Yola giren bir kimse merhametsiz bir kimseye halini açarsa onun için orada günahtır. O da yanlıştır. Sebep sen yola girmişsin. Kalbi katı olandan neden bir şey istiyorsun? Sen yola girmişsin. Kibirli olan bir kimseye neden halini açıyorsun? Sen yola girmişsin. Sen ehli sufinin halinden anlamayan bir kimseye neden halini arz ediyorsun? Bu yanlış. Sen bir yoldasın. Kalbi katılarla ne işin var? Sen bir yoldasın. Kalbi pas tutmuş insanlarla ne işin var?


5. Bölüm

Sen bir yoldasın. Heva ve hevesini ilahlaştırmış kimselerle ne işin var? Sen bir yoldasın. Gözünü dünyaya çevirmiş. Gözünü dünyanın süsüne çevirmiş. Kalbi dünyanın süsüne kanmış kimselerle ne işin var senin? Neden? Sen oturmuş bir halakayı zikrullah da Allâh demişsin. Sen oturmuş bir üstadın elinden tutmuşsun. Senin kalkıp da kalbi katılaşmış insanlarla bir işin olabilir mi? Bu senin eşin dahi olsa ondan bir şey istemem. Bu senin çocuğun dahi olsa ondan bir şey istemem. Senin evladın olabilir. Senin orada bardağında su bittiği halde senin bitmiş olan su bardağını görmüyorsa ve senin bitmiş olan su bardağını doldurmuyorsa isteme. Ehli hal ol. Kalk suyunu kendin doldur. Isteme. Kalk çayını kendin doldur.

Onu kendinden yapmıyorsa senin eşin, senin çocuğun ondan dahi bir şey isteme. Eğer bir kadın kocası onun harçlığını düşünmüyorsa ne kadar kazancı illaki çok vermesi şart değil. Evdeki eşinin harçlığını düşünmeyen onun harcayacağı az çok haline göre bir miktarı düşünmeyen bir adam kalbi katı bir adamdır. Merhametsizdir. O kadın taşmayacak. O kadının hiç mi özel ihtiyacı olmayacak? Hep kendinden isteyecek misin? Kendinden ist etmeyi kendine bir marifet mi saydın? Hep kendine temanlar mı ettireceksin? Para gücünün önünde kadının çocuklarının eğilmesini mi istiyorsun sen? Sen merhametsizsin. Sen şefkatsizsin. Sen ehli sûfî olamamışsın. Sen halin kadar eşine bir harçlık bırak. Önemli değil. Bir kuruş bırak.

Beş kuruş bırak. Eşine karşı cimri olma. Çocuklarına karşı cimri olma. Eşine ve çocuklarına cimri olandan sûfî olmaz. Eşine ve çocuklarına merhamet etmeyen, eşine ve çocuklarına saygı, sevgi göstermeyen neresi sûfî olacak onun? Önce eşine karşı yumuşak davran. Önce çocuklarına karşı yumuşak davran. Önce kocana yumuşak davran. Önce çocuklarına yumuşak davran. Önce hanımına yumuşak davran. Önce çocuklarına yumuşak davran. Merhametli davran. Daha adam kapıdan içeri girer gelmez. Kadın ona sert konuşuyorsa, ona küskün davranıyorsa, ona yüzüne asık davranıyorsa, onun sufiliğinden den vurulabilir mi? Daha adam eve girer girmez. Kadına parlıyorsa, çoluğuna çocuğuna parlıyorsa, evde çoluğuna çocuğuna küfrediyorsa, hakaret ediyorsa, onun nesi adam ki?

Adam müsrettesi. Ondan sûfî mi olur? Olmaz. Hem sufim diyecek, hem ağzını doldura doldura küfredecek evde. Gelecek burada Halak-i Zikrullah’ta bize dervişlik satacak. Hem çocuğun ağzını yüzüne vuracak, dövecek, kesecek, küfredecek. Gelecek burada Halak-i Zikrullah’ta dervişlik taslayacak. Yanlış. Gelecek burada dervişlik taslayacak, hanım hanımcık oturacak, evde ne eşine ne çocukların ağzına geleni söyleyecek, sert davranacak. Eşine ve çoluğuna çocuğuna taş davranacak, zulmetcek. Böyle sûfîlik olmaz. bunlar ne? Bunlar yolda daha. Bunlar işin hakikatine ermemiş insanlar. Bunlar işin hakikatini görmemiş insanlar. Ahlaklarını kemala erdirmemişler. Sûfîlik o değil. O yüzden normalde görüyormuşçasına, yaşama noktasına gelmemiş.


6. Bölüm

O yüzden aşk ehlinin şeriatı hiç kimsenin normalde dinlerin şeriatına benzemez. Sebep mesela ayeti kerimede der ki serkeçlik yapacağından korktuğunuz eşlerinizi dövün. Var mı ayeti kerime? Var. Ama sûfî bunu yapar mı? Yapmaz. Bu ruhsatı uygular mı? Uygulamaz. Neden? Muhammed Mustafa salallahu aleyhi ve sellem hazretleri uygulamadı hiç. Ya bizim eşimiz peygamber hanımı mı? Ya sen peygamberin izinden git. Sen o vurmamış. Sen ne amma vuruyorsun? Hazreti Muhammed Mustafa eşlerinin bir tanesine dahi kötü bir söz söylememiş. Sen Muhammed Mustafa’nın izinden gideceksen, sen eşine kötü bir söz söyleme. Sen söyleme kardeşim. Sen söyleme. Sen Muhammed Mustafa’nın kokusunu almak istiyorsan, sen Muhammed Mustafa’nın izinden yürü.

O eşlerini hiç dövmedi. Hiç darp etmedi. Iktirmedi dahi. Hiç kötü söz söylemedi. Hiç. Vaki değil. O zaman bakın aşıklığın şeriatı değişti. Başka bir kimse eşine vurabilir. Serkeşlik yapacak diye düşünür. Sen vuramazsın. Başka bir kimse eşi istesin diye bekler. Sen bekletme. Cud ehli onun ihtiyacını gör, evine bırak. Oraya bir masanın üzerine bir para bırak. Onun ne bileyim bir göze bırak. Hanım burada bu kadar var. Bu haftalık bununla idare et. Gücümüz bu kadar. Beş lira, on lira, yirmi lira, elli lira. Kadın da ne harcayacağını bilsin. Ama sen kadına olmayacak bir şey de verme. Ver elli lira. Bununla bütün hafta sebzeyi de alacaksın, meyveyi de alacaksın. Neden et pişirmedin diye bir de ona hesap sor.

Bu zulüm. Bakın şeriatı değişti. Anladınız mı meseleyi? Yoksa aşıklığı, şeriatı Kur’ân ve sünnetin dışında değil. Içinde ince. Içinde öz çekirdek. Çekirdek. O özü yaşamak önemli. Kabukta kalmak değil. O yüzden ağaçının şeriatı ne? Özü, çekirdeği, merkezi. Herkes kötü söz söyler. Sen söyleyemezsin. Herkes eşine bağırıp çağırabilir. Sen bağırıp çağıramazsın. Herkes eşine kötü söz söyleyebilir. Sen söyleyemezsin. Sen sesini dahi yükseltemezsin. Bir kadın veya bir erkek evde eşini sesini yükseltiyorsa o sufilikten uzaklaşmaya başlamıştır. Bırakın küfretmeyi. Bırakın hakaret etmeyi. Eşine sesini yükseltiyorsa ona bağırıp çağırıyorsa kadın erkek hiç önemli değil. Bakın şeriatı değişti. O yüzden Hazreti Pürr der ki aşkın şeriatı bütün dinlerden ayrıdır.

Bu ayrıdır demesi dinlerin dışındadır demek değildir. Ya merkezdedir. Kabukta değildir. Içtedir. Bakın merkezdedir. Merkezdedir. Kabukta değildir. Içtedir. Sevdiğinden öyle yapar. Zorunluluktan değil. O namazı zorunluluktan kılan. Sen sevdiğinden kılacaksın. Onun orucu zorunluluktan tutar. Sen sevdiğinden tutacaksın. O ahlakı zorunluluktan yapar. Sen o ahlakı seveceksin. O Muhammed Mustafa’ya zorunluluktan severekten uyacaksın. Sen nerede ince yaşamış, nerede ince davranmış, sen ona bakacaksın. Eğer sen de normalde ehli şeriat dediğimiz kimseye uyacaksan döveni döveceksin, sövene söveceksin. Ama Yûnus ne diyor? Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek. Ele geleni yersin, dile geleni dersin.


7. Bölüm

Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. O zaman dile geleni yiyen kimse ele geleni yiyen kimse derviş olamazmış. Bakın şeriatı değişti. Öbürkünün önüne ne koysan yer. Bakar et yemeği. Helal mı helal yer. Yer. Öbürkü bakar, o bana küfür etti, o da ona küfür eder. Der. Sen diyemezsin, sen yapamazsın. Senin bu noktada aşıklık şeriatına uyacaksın. Eğer aşıklardan olmak istiyorsan. Yok benim gibi kaba saba olacaksan vah ki vah yandı ortalık. Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Şuradan bu bakamayacağımız soruların sahipleri haklarını helal etsin. Birkaç soru daha bakacağız. Inşallah dersimize zikrimize geçeceğiz. Müslümanın canı tehlike içinde ise yalan söylemek uygundur diye biliyorum. Bir rivayeti iki Müslüman Yahudi şehrine girdiklerinde onlardan putları için kurban kesmelerini istemişler.

Biri bir sinek kesmiş. Canından olmamak için öteki sözünden dönmemiş. Biri canını kurtarıp imanını kaybetmiş. Diğeri de ahireti kazanmış. Ne kadar doğrudur. Bilemeyiz. Sonuçta bizim bildiğimiz şu. Sahabeden bir kimse canını kurtarmak için dininden feragat ettiğini söyledi. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona dedi ki sen kalbim bunu söyledin mi? Hayır ya Resulallah dedi. Ona dedi ki evet sen bu noktada suçlu sayılmazsın. Mağzur görülür. Ama diğerleri de ehad diyerekten şehit oldu. Burada o kimsenin kendince kendi vakasına iştihadı çıktı. Bir kimse canını biz bunu Muhammedi olarak düşünerekten buna cevap vereceğiz. Bir kimse eğer bir uzvuna zarar gelecekse canına zarar gelecekse bu noktada kafirin elinde ben dinimden döndüm deme hakkına sahip mi?

Evet. Bu hak mı? Evet. Ama bir kimse de zerrece taviz vermeden ben lâ ilâhe illâllah Muhammed’in Resûlullâh demekten geri durmam demesi de onun hakkı mı? Evet. Onun mu? Evet. Bu halk da onun mu? Evet. Ha bir kimse kendince iştahat edebilir. Benim uzvun kopacağına, canımdan olacağımı ben Müslümanlıktan geri döndüm diyebilir. Bu şeriaten şeriaten vardır. Ama madem ki bu gece sorulardan da aşıklıktan den vuruldu. Aşık bunu diyemez. Çünkü Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne kadar zorlukta kalırsa kalsın böyle bir şey demedi. Bir haç ibadetinde peygamberler sizleri izliyor demiştiniz. Yaptığınız ibadetlere özen gösterin diye namaza karşı nasıl edeple durulmalı? Demişim demek ki hangi ağaçta dediysem sarhoşum mektup okunmaz ya.

Allâh yesin inşâAllah. Evet. Onlar ölü demeyiniz. Onlar haydır. Peygamberler ölü değillerdir. Onlar diridirler. Şehitler ölü değillerdir. Onlar diridirler. Allâh’ın velileri ölü değildir. Onlar diridirler. Öyle olunca onlar diri olunca muhakkak ki sevdiklerini izlerler. Muhakkak ki sevdiklerini takip ederler. O yüzden bir kimse kendine çeki düzen vermeli Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamalı. Bir çıt altı neydi? Onun seni her daim gördüğünü bilerekten öyle yaşamak. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Sorduğumuzda herkes muhtaçlara yardım etmek istiyor ancak Onları ayağına bekliyor. Gerçek ihtiyaç sahibine nasıl ulaşılır? Neydi hadisi kutsi? Arayan bulurmuş. Arayan bulur. Bir kimse ihlasla samimi bir şekilde ihtiyaç sahibi arıyorsa bulunur.


8. Bölüm

Merak etmeyin. Bulur. Bizim herhalde kardeşlerden ben bulamadım diyecek olan yoktur herhalde. Belki de bu bizim kardeşler için sorumlu soru değildir galiba. Belki bana öyle geliyor olabilir. Eskiden kerametler, mucizeler daha açık ortadaydı. Şimdi ise böyle şeyler nadir görülüyor. Sebebi ne olabilir? Siz nadir görüyorsunuz soruyu soran için söylüyorum. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Ahir zaman ahir zamanda kerametler daha da fazlası tecelli eder. Ama Hazreti Pir’in bir sözü var ya senin aynan neden haber vermez? Bilir misin? Aynan tozludur da ondan. Bir kimsenin aynası tozluysa kerameti görmez. Eğer bir kimsenin gözü görmüyorsa mucizeyi bile görmez. Keramet aramak, mucize aramak Ebu Cehil’in işidir.

Kerameti Ebu Cehil arar. O kimsenin gönlünde kalbinde Ebu Cehil’lik sıyırıntısı var ise keramet arar. Hazreti Ebu Bekir radıyallâhu anh Hazretleri keramet mi aradı? Mucize arayan kimdi? Müşriklerdi. Ne dedi Ebu Cehil? Beni dedi bu kuyudan Muhammed kurtarır. Gidin dedi ona haber verin. Gittiler haber verdiler. Dediler ki amcan kuyunun içerisinde seni istiyor, seni çağırıyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri geldi kuyunun başına. Dedik aşağıdan. Ey kardeşim oğlum. Beni buradan çıkarırsan dedi sana iman edeceğim. Beni buradan çıkarırsan sana iman edeceğim. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri söze göre davrandı. Uzat elini dedi bismillahirrahmanirrahim dedi çıkardı elinden.

Mekke’de ne kadar urgan getirdilerse ne kadar merdiven getirdilerse kuyudan çıkaramadılar Ebu Cehil’i. Elinden patlak çıkardı. Ebu Cehil dedi ki gerçekten inanacağım sana. Yalnız dedi şu ay var ya şu ayı de ikiye böl. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri iki rekat namaz kıldı. Rabbime yalvardı. Elinden işaret etti. Ay ikiye bölündü. Ne dedi Ebu Cehil? Vallahi senin büyücü olduğuna şimdi daha iyi inan. Dikkat edin. Kerameti Ebu Cehil düşüncesinde olanlar bekler ve ister. O yüzden bir keramet, bir mucize bekleyen Ebu Cehil düşüncesinde olanlardır. Ve onlar hep saparlar. Sonuçta onlar saparlar. Çünkü keramet bekledi. Çünkü keramet istedi. Kendisinin üzerinde de keramet bekleyen kimse sapar.

Bir kimse kendini de kendi üzerinde de kerametin kendi üzerinden zuhur etmesini bekliyorsa sapar. O da sapar. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden sûfîler gerçek sûfîler keramet beklemezler. Üzerlerinden de keramet aramazlar. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden keramet göstermeye çalışmak. Kerametin peşine takılmak o kimseyi zelil eder. Rabbim muhafaza eylesin. Âmîn. Ama mesela geldi ya yine kimdi? Üç tane taş aldı eline Hazreti Peygamber eline üç tane taş aldı. Dedi ki benim elimdekinleri bilirsen sana iman edeceğim. Kimler söyledi bunları? Hep müşrikler söyledi. O da ne dedi? Müşrik dedi ki elimdekinleri söyle. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne dedi? Dedi ki elindekinler beni söylese inanır mısın?

İçinden o öyle demiştir büyük bir ihtimalle. Demiştir ki ya tam bulduk. Bu daha iyi. Sebep? Ya elindeki mi bilse tahmin eder. Elinde taş var, toprak var, altın var, para var, şu var, bu var da. Ama elindeki onun ne dediğini söyleyecek. Dedi ki söylesin. Elindeki benim elimdeki senin kim olduğunu söylesin. Taşlar dile geldi. Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi. Üç tane taş. Allâh alem Davut’un taşı. Ne yaptı müşrik elinden atı verdi onları. Elinden atı verdi. Üç tane taş kime dile gelmişti Davut’a. Ne demişti? Ey Davut beni al. Kime karşı gidiyordu canlıta. Biraz daha yürüdü. Bir taş daha dile geldi. Ey Davut beni al dedi. Taş dile geldi. Demek ki taşın da canı var.

Taşın da ruhu var. Taşın da dili var. Neden? Varlık her şey maşık diyordu ya. Hazreti Pir. Üçüncü taşta Cenâb-ı Hak onu da dile getirdi. Ne dedi taş? Ey Davut beni de al. Sonra bu üç taş ne yaptı Davut? Sapanın içine koydu. O güne kadar yenil me. O güne kadar bir mızrak, bir kılıç, bir iğne yarası dahi almayan. O güne kadar bütün savaşlardan galip çıkmış olan canlıta attı. Ne eylem bir de? Sapan taşıyla. Neyle? Sapan taşıyla. O gün için dünyanın bütün gelişmiş orduları savaş açtığında canlıt ve ordusunun önünde hep mağlup oluyordu. Deme bu orduyu mağlup edecek olan hiçbir savaş aracı yok. O varlığın sahibi Allâh isterse en güçlü orduyu yerle Ne yaptı Davut? Bildiğiniz sapan taşıyla. Üç tane taşı attı, canlıt çöktü.

Üç tane taşı attı, canlıt çöktü. Üç tane taş Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine ne yaptı? Şahadet etti. Kim istedi onu? Müşrik istedi. Müşrik istedi. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh. el-Fâtiha. Âmîn. Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Aşk, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı