1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh geceniz hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Geçen hafta Diyanet’i arayın demiştiniz. Aradım, sordum. Evli kadın veya erkek nikahı düşer mi? Nikahları düşmez diye fetva verdi. Evet. Birkaç arkadaş daha sormuş. evli erkek veya kadın zina ederse nikahı düşer mi diye Diyanet’te nikahlarının düşmeyeceğine dair söylemiş. Hatta bu hafta ve geçen hafta yaklaşık bana gelen ona yakın şey var. Ona yakın kardeş sormuş. Bir kardeş hatta sesi kayda almış. Normalde işte, kimisi normal olarak sormuş telefonuna. Bir kimse evli bir kadın veya evli bir erkek ne kadar zina ederse etsin, kimle zina ederse etsin, ne yaparsa yapsın.
Nikahı düşmüyor. Diyanet’in fetvasına göre. Düşünün bir kadını, evli. Gitti üç dört tane adam dolaştı. Hamile kaldı. Kimden olduğu belli değil. Diyanete göre yine de nikahı düşmüyor. Sadece Diyanet’e göre de değil. Ben internetten de baktım, dün mü, evvel südün mü, ne? Bu konuyla alakalı bir şey diyenler var mı diye. Bazı hocaların internette koymuşlar kayda. Ondan sonra onlar da şimdi isimleri aklıma gelmedi ama onlar da internette bu noktada böyle kısa bir şekilde videoları var. Onlar da diyorlar ki nikahı düşmez. Bunlar tabii nikahı düşmez diyenler kendilerince hangi fıkıh kitabından kendilerine örnek almışlar, bunu söylemiyorlar. Diyanet de bunu söylemiyor. bunu diyen kimseler şu eserde böyle bir ibare var, bu ibaret neticesinde nikahı düşmez böyle bir şey söylemiyorlar.
Çünkü normalde fıkıh kitaplarının oluşması noktasında eski bütün eserlerin hepsinde de bir kimse zina ettiğini itiraf ederse, evli bir kimse zina ettiğini itiraf ederse, itiraf eden kimsenin rejmedilmesi, hanefiye göre öldürülmesi cezası bu, öldürülecek. Ama o kimse itiraf etmedi. İtiraf etmeyince, dışarı böyle bir söz söylemeyince hiç kimsenin bu noktada hükmedecek bir şeysi yok. Çünkü İslam’ın onu hükmetmesi için zahiren elinde ya bir itiraf olacak ya da dört tane şahit olacak erkek. Şimdi ben aynı zamanda da o soruyu soruyorum. Diyorum ki, öldürüleceğini bilmiş olsa itiraf eder miydi? Etmezdi. Bu sefer ne olurdu? Lanetleşilirdi. Lanetleşildikten sonra da o kimsenin nikahı düşer. Onu boşamak o zaman hadîs-i şerife göre o kadının boşaması gerekiyor o zaman lanetleşilince.
Bu mesela Allâh muhafaza eylesin. İştahı çok su kaldıracak. Ama insan üzülüyor. onun nikahı düşmez dediğinizde doğan çocuk ne olacak? Buna da hükmet. Aslında sormak lazım. Ya normalde kadın üç tane adam dolaştı hamile kaldı. Kimden olduğu belli değil. Bu çocuğun hükmü ne olacak? Bu çocuğun hükmü ne olacak? Bu çocuğun hükmü ne olacak? Bu çocuğun mirası ne olacak? Kimden miras alacak? Kimin soy ismini sizin taşıyacak? Allâh muhafaza eylesin. Sıkıntılı durumlar. Yakın çevremizde bazı arkadaşlarımızdan üveysilik ile ilgili sorular soruluyor. Üveysilik nedir? Çekilen virtlerle yol alınır mı? Üveysilerin baş parmağında işaret oluşurmuş. Bu doğru mudur? Allâh razı olsun. Vallahi bu konuda baş parmağında mı işaret var?
2. Bölüm
Serçe parmağında mı bilmiyorum. Böyle bir şeyin ne kadar doğru olduğunu da bilmiyorum. Buna katılmıyorum. Üveysilerin dersi de oluyormuş demek ki. Ne dersi çekiyorlar onu da bilmiyorum. Bir de üveysilerin şeyhleri de varmış. Nasıl üveysi şeyhi olunuyor bunu da bilmiyorum. birileri çıkıyor bir şeyler yapıyor. Üveysilik deyince insanlara böyle bir cazibe cazip geliyor. Bir böyle onun için cazibe merkezi oluşuyor. o kimse üveysiyim diyen kimse etrafında hiç şeyh bulamamış. Bir tane şeyhten nasibi yok, yanmış, yıkılmış. Ondan sonra da Veysel Karana Hazretleri gelmiş. Rüyasında ona ders vermiş. Ona bir virt tarif etmiş. Buna söyleyecek bir lafım olmaz. Ehli sünnetin bir iştahadı vardır kendince. Fasiliyet açısından sahâbeler derecelendirirken birinci derecede Hz.
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali. Sonra aşere-i mübeşşeri olarak sıralarlar. Sonra sahâbe. Sonra sahabeyi görenler. Sonra sahabeyi görenleri görenler olarak sıralanır. Veysel Karana Hazretleri mübarek bir zat. Onun üzerine laf söyleyecek bir haddimi sududumuz bu noktada yok. Laf söyleyemeyiz. Ama Medine’ye kadar gelmiş Hz. Peygamber salallahu ve sellem hazretini görmeden geri dönmüş. Neden? Annesi demiş ki git evdeyse bak görüş. Evde deyse dön gel. Rivayetler böyle söylenen söz. Biz onu dağa taşa konduramıyoruz. Ama diğer tarafta Musab bin Ümeyir var. Annesi açlık grevinde. Uhud şehidi kendisi. Mekke’nin en zengin ailelerinden birisinin çocuğu. Yakışıklı birisi. Bu yu posu yerinde. Genç. Mekke kadınları o yoldan yürürken kendilerini ortaya atıyorlar.
Musab ne olursun benimle bir sefer beraber ol. Ne olursun gel bu geceyi bende geçir. Tabiri caizse herkes bohçasını alıyor. Musab’ı alıyor. Tabiri caizse herkes bohçasını alıyor Musab’ın peşinde. Meşhur Mekke’de. Zenginliğiyle, yakışıklılığıyla, yiğitliğiyle, delikanlılığıyla. Her şeyiyle meşhur. Belagatıyla. Albenisiyle. Rüyanızda görseniz dersiniz. İnsan rüyasında görse kendi adamlığından utanır. Kendi nefsim için söylüyorum. Rüyasında görse kendi adamlığından kendi nefsim için söylüyorum tekrar. Adamlığından utanır insan. Öylesine bir kimse. Ve annesi ölüm orucu tutuyor bugünkü tabirle. Diyor ki şu Muhammed’i bırak. Mal, mül, para, pul, şan, şöhret yıkılıyor her şey. Diyor ki şu Muhammed’i bırak.
Muhteşem söz. Anneciğim bin tane canın olsa, bin tane canın olsa. Bin tane canın olsa. Ve gözümün önünde hepsini teker teker senden alıyor olsalar. Ben yine Muhammed’i, Mustafa’yı bırakmam. Musab bin Ümeyir mi? Veysel Karani mi? Hicret eden, Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrini dinleyen sahâbeler Mekke’den Medine’ye, Mekke’den Habeşistan’a, Habeşistan’dan tekrar Medine’ye Hicret eden sahâbeler, arkalarında annelerini bıraktılar, arkalarında babalarını bıraktılar, arkalarında mallarını, mülklerini bıraktılar, arkalarında şanlarını, şöhretlerini bıraktılar. Arkalarında memurluklarını, amirliklerini, devlet görevlerini bıraktılar. Arkalarında yurtlarını bıraktılar.
3. Bölüm
Yüzyıllardan beri yaşadıkları yurtlarını bıraktılar, evlerini bıraktılar, eşlerini bıraktılar, anne babalarını bıraktılar, çocuklarını bıraktılar, çocuklarını. Bu yolda yürümeye gücü, cesareti, mangal gibi yüreği olmayanlar, ashabın yolunu bırakıp Veysel Karani’nin yoluna gidecekler, öyle mi? Hz. Ebû Bekir Ömer Osman Ali dururken, Hz. Hasan Hüseyin dururken, Musab bin Ümeyir dururken, Ebu Zerigifari dururken, 15 yaşında 16 yaşında gencecik sahâbeler şu heda şerbeti içmek için parmak uçlarının üzerine ayağa kalkarken, annesinin sözünü dinledi diye Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görmeden geri dönen kimsenin peşinden mi gidecekler? Bir şeyhin elini tutup, nefsi onun peşinden gitmeye, onun sözünü dinlemeye müsaade etmeyince, şeytan ona müsaade etmeyince, biz üeyse olduk, hoş geldin 23 Nisan.
Dağın başında mısın? Şeyh bulamadın mı? Hiçbir tane şeyh bulamadın kendine, öyle değil mi? Sahte de olsa bir git şeyh bul, git bir ağaca bağlan, git bir ota bağlan, git bağlan bir yere, o sana otur desin, otur kalk desin kalksın. Ondan sonra üveyse olduk biz, mâşâAllah subhanallah. Üveyse’nin zakiri de var, aaa üveyse’nin şeyhi de var, aaa üveyse şeyhi nereden şeyh oldun? Kim yaptı seni şeyh? Kim senin şeyhliğini icazetledi, tasdikledi? Allâh muhafaza eylesin. Bunlar bir halt işleyemeyen, nefsini terbiye edemeyen, bir yolda yürümeye gücü takati olmayan, zavallı insanlar. Allâh muhafaza eylesin. Hele bir de diyorlar ya böyle, bir de insanlar, onları böyle egzotik geliyor insanlara, böyle enteresan geliyor, ooo üveyse olmuş.
Bırak ulan diyorum, üveyse olmuş, şeyhi yok bir şeysi yok işte. Kalıyor şimdi ben öyle deyince, benden de böyle egzotizme desteklememi istiyorlar. Vaa üveyse, ne üveyseymiş. Biz Hz. Ali efendimizin yolundan gidiyoruz. Veysel Karani Hazretleri ile Hz. Ali efendimizi yan yana koyun bakalım, koyabilecek misiniz? Koyun hadi yan yana, tartılır mı? Tartılmaz, teraziye bile konmaz. Hz. Ali Radıyallahu An Hazretleri ile Veysel Karani Hazretleri, teraziye bile konmaz. Konmaz. Bırakın karşılaştırmaya, karşılaştırmaya kalksak zaten Hz. Ali efendimize hakaret olur. Allâh muhafaza eylesin. Hz. Hasan’a Hz. Hüseyin’e hakaret olur. Hz. Fatımatı Zehra’ya hakaret olur. Hz. Peygamber sanallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne hakaret olur.
Daha 12-13 yaşında, kim benim halifem olacak? Kim benim davamda benim yardımcı olacak? Bütün Kureyş’in, bütün baba yiğitler orada, sözde baba yiğitler. Hepsi de orada. Ayağa kalkıyor, ben ya Resulallah. Tekrar Hz. Peygamber sanallahu aleyhi ve sellem Hazretleri söylüyor. Kim benim halifem olacak? Kim benim halifem olacak? Yine Hz. Ali Radıyallahu An Hazretleri kalkıyor. Ben ya Resulallah. Üçüncüsünde tekrar söyleyince, ben ya Resulallah deyince, evet benim halifem sensin diyor. Ebu Cehil diyor ki, aha diyor, bir Mecnun bir de çocuk buldu diyor kendine. Hz. Peygamber efendimize diyor ki, Mecnun bu, deli. Yanına bu çocuktan başka da kimse ona itaat etmezdi, biat etmezdi diyor. Aha bir tane de çocuk diyor Hz.
4. Bölüm
Ali efendimiz için. Hadi kıyaslayın siz şimdi. Hz. Ali efendimizin yolundan gitmek için mangal gibi yürek lazım. O nefsin tepesinde debelenmek lazım. O benim yolum onun yolu demek için, insanın yolu bu. O benim yolum onun yolu demek için, insanla mangal gibi yürek lazım. Yürüyemeyenler ne yapacaklar? Kendilerine bir de böyle egzotiklik takacaklar. Yok baş parmakları öyleymiş de, yok serp çatırnakları böyleymiş. Allâh iyisin inşâAllah. Rabbim affetsin. Eşim her fırsatta dışarıda erkek arkadaşlarıyla buluşur. Bundan rahatsız olduğumu söyledin fakat devam ediyor bu hareketine. İşim var deyip geçiştiriyor ve bana kesinlikle nerede ne yaptığını konusunda bilgi vermiyor. Bana sorduğunda da net cevap bekliyor.
O erkek olduğu için böyle bir hakkı varmış. Devamlı çalışan bir insan da değil. Çalışmayı sevmediğini dile getiriyor. Kendi şahsi ihtiyaçlarını ayırdığı bütçeyi bana da ayırmaya ekonomik özgürlüğüm de yok. Sohbetlerinize süreklilik gösteririz. Sizi dinler ama benim hatalarıma cevap vermek için dinliyor galiba. Kendi yaptıklarını görmüyor. Bazen tükense de sabır göstermekten başka. Allâh yardımcınız olsun inşâAllah. İyi ki bana sormuyorlar sen neredesin, ne yapıyorsun, nereye gidiyorsun diye. Sorsalar kıyamet kopar. MâşâAllah subhanallah. Hacı Mehmet öyle sana da soruyorlar. Ne bileyim ne yapayım. Allâh. Hacı Mehmet öyle sana da soruyorlar. Nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun, nerede kaldın diye.
Sormuyorlar mı? Sana sormuyorlar mı? Sana Hüseyin abi sormuyorlar mı sana da? Adnan Hoca sana soruyorlar mı? Nerede kaldın, nereye gidiyorsun diye. Yok mu soran hiç? Soruyorlar mı, nerede kaldın, nereye gittin, ne yaptın, ne ettin diye. Kelime yok mâşâAllah subhanallah. Acarken sana, sana da bu kelime yok. Harf mi yok, cümlem yok. Yutmuş millet harfi cümle yok. Sana idris sormuyorlar. Erten sana sormuyorlar. Doktor sana sormuyor kimse. Yusuf sen daha iyi. Böbek de yeni ama. Sana soruyorlar mı? Allâh Allâh. Sen daha, yok daha sende. Örnek al bak. Kimse böyle oradan sağdan soldan gidiyor. Soran yok. Sen? Sana da mı sormuyorlar? Sen daha yeni hemlisin ya. Gene sormuyorlar değil mi? Nereye gidiyorsun demiyor mu sana hiç?
Sen? Damat sana da mı sormuyorsun? Allâh Allâh. Bu taraftan devam edeyim ya. Soruyorlar mı? Nereye gidiyorsun, nereye gidiyorsun diye. Son zamanlar önceden soramıyorlar mı? Yeni derviş oldun da o yüzden demek ki. Biraz daha böyle dervişlik bir şey olunca sormayacaklar belki de. Ya da soracaklar demek ki. Sinan sana sormuyor kimse. Sana şey sormazlar. İsmail sana, sana soruyorlar. Nerede kaldın, nereye gittin diye. Sen? Soruyorlar sana da. Sıradan sen Abdülhalim. Soruyorlar mı? Nerede kaldın, nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun diye. Sana? Damat. Sana haber veriyorum. Seninki daha kolaycılıkmış ya. Sormalarına gerek yok diyorsun. Tamam. Sen şuradayın diyorsun. Mesela bitiyor yani. Tamam bak bu da bir taktik bak.
5. Bölüm
Sorunun sorulmasına sebep olan arkadaş diyecek şuradayın diyecek. Bak bu güzel taktik. İsa sen? Sana da mı sormuyorlar? Allâh Allâh. Hayatım sana? Sana da sormuyorlar. Ben zaten sormayayım artık ben Yusuf Hoca’ya. Yusuf Hoca sana? Onlar alıştı zaten senin değil mi? Kurtulamadılar. normalde bir taraftan sen bir tarafa diyor. Şey olunca gene sormuyorlar. Muhtar bakıyor bana sor diye ya. Muhtar sana? Sen söylüyorsun. Sen de yolun kolayını bulmuşsun. İsmail sen ne gülüyorsun gevrek gevrek? Sana? Efendim? Ne derlerse bir kabul olur. Ne derlerse? Kabulsün. Sana soruyorlar mı sormuyorlar mı? Sana sormuyorlar hiç. Sormuyorlar hiç. Neredesin ne yapıyorsun diyen soran yok yani. Nereye gidiyorsun diyen yok.
Bana eyvallâh diyorsun sen. MâşâAllah. Demek ki herkesin ayrı bir aile saadet formülü var. Demek ki o ayrı mesele. Söyleyecek bir laf yok. Kimisine soruyorlar, kimisine sormuyorlar. Ama kimisin ben buradayım diye telefon açmış bak güzel bir şey. Aferin. Ben buradayım tamam. Ne yapıyorsun oradan sen? Sen de söylüyorsun filan yere gidiyorsun diye. Yunaklar baya mâşâAllah şeyler ya yunak erkekleri demek ki böyle şey. Ne o mâşâAllah ehil demek soruyorlar soruyorlar güzel mâşâAllah subhanallah ya. İyi. Hacı Mehmet de öyle bakıyor. Onun olsun sen bilmiyor musun gibisinden. Ne bileyim ben şimdi babanı biliyoruz senin de. Hacı Mehmet’in babası evleneceği zaman anneannem anlattı bana. Anlatayım mı size.
Pardon dedem anlattı Hacı Mehmet’in dedesi anlattı. Benim daha anne dedem oluyor. O anlattı Hacı Mehmet’in babası Allâh rahmet eylesin. Evlenmiş evlendiği zaman da yengemi getirmiş. Evet. Şimdi hanay ev eski ev dedemin evi aradı bir normal tahta çakılı. Öyle aşağı ses gelmeyecek diye böyle bir şey yok. Ses iner kesin. Zaten tahtalarının arası da açıktı biraz değil mi Hacı Mehmet? Yarıktı yani. Kurumuş zamanın içerisinde çekmiş tahtalar. Öyle birbirinin üzerini bindirme tahtada yan yana getirip çakmışlar. Şimdi Hacı Mehmet’in babası diyormuş dedem de ayıflanıyor. Dedemin ayıflandığı şu. Ben bunun gibi yapamadım diyor ondan ayıflanıyor. o gece es geçmiş. Ayıflandığı şey o. Diyormuş ki yengeme Allâh rahmet eylesin dayı.
Ulan karı diyormuş. Ulan karı diyormuş. Babama baba diyeceksin. Anama ana diyeceksin. şunu şöyle yapacaksın bunu böyle yapacaksın duanı açacağım senin. Yok açmayacaksın arabaya bindireyim göndereyim seni diyormuş. Bunlar tabi böyle bıdırtı var konuşma var ya. Dedem de anneanneme demiş kalk lan demiş ne konuşuyorlar bunlar. Anneannem demiş. Ya ne konuşuyorlarsa konuşsunlar boş ver demiş. Dedem zaten yattığı yastığın altında tağra biçak balta. Onun son silah filan çardakta yatıyordu. Yastığın altı onun şeydi. Komple doludu. Ne? Cephanelik. Ahır. Artık elini attırdık da ne geldi eline biçak gelmiş bir tane. Anneannemin dayamış gırtlağına. Ulan demiş sen benim sözümü dinlemeyecek kesip atıverin var ben senin demiş.
6. Bölüm
Anneannem diyor ki. Mustafa oğlum diyor deden kesip atıver cahdi beni diyor. Ondan sonra kalkmış dinlemiş bunu duymuş sadece anneannem. Anneannemin duyduğu bu. Dedem ayıplanıyordu. Bu benden de adam çıktı. Benim aklıma gelmedi. Adamın ayıplandığı bu. ilk gece gelini getirdiğinde bu benim aklıma gelmedi. Bunun aklına geldi diye buna ayıplanıyor. onun için böyle artı bir adamlık bu. Ondan sonra ben onun gibi yapamadım diyordu. Neredeyse onun gibi yapmak için geriye bu filmi sarıp bir daha evlenecek adam. Onun gibi yapmak için. Ama tabii geçmiş artık. Ondan sonra dedem anlattı bunu Allâh rahmet eylesin. Ondan sonra hani Mehmet dayımdan için o daha adam daha herif diye. E tabii onun da herifliği adamlığı yengemin iyiliğinden aslında.
Allâh rahmet eylesin. Ağzı var dili yoktu kadının. Ağzı var dili yoktu kadının. Çünkü dayımın normal bir kimse çekmez. Bir anlatsam kadınlar derler ki ya bizim adamlar yumuşacık pamuk gibiymiş derdi. Biz komple ailecek sülalecek oturuyoruz böyle bayrama gidiyoruz. Elinde bir tane çubuk var. Çubuk var. Çubukla tahtaya veya duvara vuruyor. Yengem hemen geliyor o. Bas zil, çağrı zili. Yengem geliyor. Buyur diyor. Kelime yok. Hareket bu. Pantolonumu çıkar demek. Yengem hemen kemerini çıkarıyor, pantolonun düğmelerini çıkarıyor. Ondan sonra bütün soyuyor böyle şey olarak. Altında onun meşhur Selanik örme bir tane içliği var. Bu nereden getirdiyse onu vermiş ona. Meşhur onun o yaz kış vardı değil mi ayağının altında.
Çünkü olur olmadık yerde sıkıntı geliyor ona. Yengem aşağıdan bakıyor böyle. Açık kalkacak mı diyor. Açık kalkacak mı diyor. O bir de yengemin üzerine ellerini böyle bastırıyor. Yengem elli kilo. Var mıdır acı o kadar? O kadar değil mi? Yengemin üzerine ellerini böyle bastırıyor. Lütfediyor böyle biraz kaldırıyor şeyi. Yengem öyle alışmış ki tak çıkarıyor pantolonu. Siz bundan bitiyor zannediyorsunuz. Aradan iki üç dakika geçiyor. Bir daha vuruyor. Yengem koşuyor geliyor. Çay olmadı mı diyor oluyor diyor. Tamam çay oluyor. Aradan bir daha vuruyor. Bayram günü ha. Yengem geliyor buyur diyor. Böyle olmadı ayıp oldu. kızlar gelinler var. Böyle olmadı ayıp oldu. Giydir pantolonu. Yengem bir daha giydiriyor.
Yine lütfediyor kalkıyor. Tak geçiyor pantolon. Gözümüzün önünde oluyor bu. Düğmeleri ilikliyor. Kemeri bağlıyor. Tamam mı? Aradan üç dakika geçse yüreğim kavga yemeyecek. Ne oldu? Çorabı çıkar. Pantolon giy çorap çıkar. Çorap giy pantolon çıkar. Biz böyle bakıyoruz. Biz böyle bakıyoruz. Bize yapıyor aslında. Diyor ki adamlık görün. Diyor ki adamlık görün. Nasıl adamlık yapılıyormuş bakın. Biz tabi oturuyoruz. Ağabeyim de var. Ağabeyim de bakıyorum. İşarete diyorum. Adamlık gör diyorum ben şimdi. Kendime bir şey yok. Ağabeyime bakıyorum şimdi. Ağabeyim sen bak diyor. Ondan sonra. O tam bize resiter çekiyor. Ondan bitmiyor tabi. Elinde böyle çubuk var bildiğiniz çubuk. Seslenmiyor yani. Nurten demiyor.
7. Bölüm
Veya Hacı Hanım demiyor. O çubuk nereden ses çıkaracak? Çubuk elde. Duvardan duvara tahtadan daha güzel ses çıkıyor. Genelde çat diye. Tabi onun bir de çardağı var. Bahçede yazın gidersen. Bir çardakta oturuyor değil mi? Yarım saat konuşuyorsun. Yine çardakta da vuruyor. Çat duyuyor onu yengem evin içinden. Kulağında hep. Geliyor. Diyor ki şu çardağı geçeceğim. Onun çünkü iki tane çardağı var. Balkonu var. Halet-i Ruhiyesine göre nereye gideceğim belli değil onun. Şu çardağı diyor. O çardağı kilinmiş, baddaniyemiş, yastıkmış. Ondan önce herkes götürüyor onu. O ardından lütfediyor. Onun köşk hazırlandı. Yengeme yaslanıyor. Yaslana yaslana oraya doğru gidiyor. Biz de arkasından gidiyoruz tabi.
Bırakmak yok. E şimdi kadınlar biraz kendilerini çeki düzenlesinler ya. Yok yani. Başlarınızdaki adamların nimetli görün. Bu adam profilden sonra kendi kendinizi ölçü alın. Deyin ki ya elhamdülillah ya. Hiç olmazsa pantolon çıkar, pantolon giy. Yarım saatte yok. Yarım saat sürüyor muydu Hacı Mehmet? Bir ömür sürdü. Bir ömür sürdü öyle değil mi? Hiç şey yok yani. Kesin tesir. Tabi. Hacı Mehmet’e gece saat bir, iki, üç, dört, beş hiç önemli değil ki saat. Bir sefer biz oturuyorduk. Bizim yanımızda oldu çünkü oradan şahit. Biz oturuyorduk yengemi telefon açıyor. Baban seni çağırıyor tak kapatıyor telefonu. Hayır şöyle oldu böyle oldu. Yan yattı çamur’a battı öksürdü teşhirdik hasta oldu. Sana şunu diyecek böyle bir şey yok.
Açıklama yok. Telefon efendim. Baban seni çağırıyor tak kapanıyor telefon. Bu kadar. Hacı Mehmet koşa koşa gidiyordu. Saat önemli değil. Var mıydı saat Hacı Mehmet yoktu değil mi? Saat baba kayıt koyuyordu. Tabi. Saat yok. O yüzden tabi bir de Hacı Mehmet’in bir de dedesinin babası var. Onu anlatayım mı size? Hanımı demiş herif demiş. Bunca zaman oldu demiş. Bir gezdirmedin beni demiş. Yarın hazır ol demiş. Gezmeye gidiyoruz. Kadıncağız en yeni besbeş tamalız. Takmış giyinmiş. Gezmeye gidecekler ya. Bütün dağdan dağ o zeytinlik senin bu zeytinlik benim. Gezme dedin gez gör. Kadın kısmı işte. Aradan bir zaman geçmiş. Demiş ki herif bana bir gün yüzü göstermedi. Yarın hazırlan demiş. Kadıncağız hazırlanmış.
Gün yüzü görsün diye hayatın direğini bağlamış onu. Sabahtan akşama kadar güneşin anına. E gün görmemiş ya gün görsün diye. Bu da Hacı Mehmet’in dedesinin babası. Hacı Mehmet’i siz hesaplayın artık. Hacı Mehmet de saçının başını yoluyordur şimdi. Ben onlar gibi olamadım diye. Ha Hacı Mehmet yoluyor musun? Ne? Su filikten sonra yapamamış bir şey. Ahı kavuşalım. Bu güzellik. Su filikten sonra hepimiz kaybettik. Allâh bizi affetsin inşâAllah. İçinde yara kalmış adam. Allâh’ım. Allâh’ım. Allâh’ım bizi inşâAllah. Rabbi muhafaza eylesin. Evet günahlardan sakınmayla alakalı birkaç âyet bir hadîs okuyalım. İnşâAllah bu kadar latife yetsin. Aslında latife değildi. Her latifenin arkasında bir gerçeklilik vardır.
8. Bölüm
O gerçekliliği de kadınlar da erkekler de görsünler. Birbirlerini böyle fazla sıkıştırmasınlar. Herkes sorumluluğunu bilsin. Herkes haddini bilsin. Herkes hukukunu bilsin. Rabbi muhafaza eylesin inşâAllah. Âmîn. Onlar bizi gazaplandırınca kendilerinden intikam aldık. Zuhruh Suresi âyet 55. normalde insanlar günahı keballerle Cenab-ı Hakk’ın intikamını kabartır. Bir kimse günahı kebalilere devam ederse ve Allâh’ın gözünün içine bakarak günahı kebalilere devam ettiği müddetçe Cenab-ı Hakk’ın azabını Cenab-ı Hakk’ın bu noktada Cebbar ismi şerifinin, Kahhar ismi şerifinin ayaklanmasına, onun bu noktada tecellisine zemin hazırlamış olur. Yine âyet-i kerime. Bu suretle onlar serkeşlik ederek, yasak edileni yapmakta ısrar edince kendilerine hor ve zelil maymunlar olun dedik.
Araf Suresi âyet 166. Bu Yahudilerin bir kavmiyle alakalı olduğu söylenir. Ama geçmiş kavimlerden bir kavimdir. Bu şekilde onlar Cenab-ı Hakk’ın emirlerini çiğnemekte Allâh’ın yasaklarını, Allâh’ın yasaklarını bilinçli ve mütemadiyen yaparaktan onlar böyle bir cezaya çarptırıldılar. Tabi bu âyet-i kerime ile alakalı müfessirlerin değişik görüşleri var. Bunlar gerçekten maymuna mı çevrildiler, yoksa bunlar ahlaken mi maymunlaştılar, yoksa maymuna mı çevrildiler diye bir kısım müfessirler bunların normalde ahlak olarak maymuna çevrildiklerini söylüyorlar insan. Ama ahlakları maymun manasında bir kısmında diyorlar ki evet onlar hem fiziken de maymuna çevrildi. Allâh için bunda bir zorluk yoktur, Cenâb-ı Hak isterse bir insanı maymuna çevirir.
Ama bu noktada müfessirlerin büyük bir çoğunluğu onların ahlakan maymuna çevrildiğine dair. Ama yine böyle bir âyet-i kerime var, böyle bir hadîs var. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir kavmin böyle bir kertenkeleye benzetildiğine dair hadîs-i şerif var. Çünkü bir yolculuk gaza esnasında aç kalıyor sahâbe, aç kalınca belirli bir kertenkele şeyi var, ne o? Cinsi var. Ondan topluyorlar, toprak tencereleri onları koyuyorlar pişirmek için. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri geliyor asasıyla bütün tencereleri deviriyorlar. Sahabeler diyorlar ki ya Resulallah bu filanca cins kertenkeleyi. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki bir kavim var kertenkeleye benzetilen.
Ben onlardan düşüncesiyle tencereleri devirdim diyor. Demek ki bir kavimle ne olmuş? Kertenkeleye benzetilmiş. Demek ki günah-i kebairlere devam eden bir kimse. Bir günah-i kebair var, o günah-i kebair’e devam ediyor. Bakın bir günah-i kebair var, o günah-i kebair’e devam ediyor. Allâh’ın haram kıldığı, yasakladığı bir günaha devam eden bir kimse. Bir, fıtraten görünüşte zahiren insan gibi olsa da onun manevi hali hayvanlaşır. Ki sufilerde bu zaman zaman mana gözleri açıldığında etraftaki insanları değişik hayvan suretlerinde görme hali olur. Allâh muhafaza eylesin. O esnada bu sûfîler burada bunun devamlı olduğunu zannederlerse, öyle hükmederlerse hataya düşerler. O yüzden o hal üzerine öyle der.
9. Bölüm
Öyle gören sûfî kardeşleri deriz ki biz onun adına tövbe et, kendin tövbe et. Sen kendin o haramı işlemiş olduğundan dolayı onu da öyle görmüş olabilirsin diye uyarırız. Demek ki normalde bir haramı devam ederse bir kimse, günah-i kebairde ısrar ederse onun manevi halinde de hayvanlaşma söz konusu olur mu? Evet. Çünkü âyet-i kerimede de var ya o kimse Allâh’ın emir ve yasaklarına uymazsa, nefsine uyarsa hayvandan daha aşağı mahluk olur diye. günah-i kebairlere devam edenler, günah-i kebairlerden sakınmayanlar, günah-i kebairlerden uzaklaşma gayretinde bulunmayanlar, nefis olarak hayvandan daha aşağı bir mahluk noktasına gelebilirler. O yüzden günah-i kebairler Allâh’ın vudududur, çizgisidir.
Derviş kardeşler, Müslümanlar, müminler, günah-i kebairlere dikkat etmekle mükellefler. Göz göre göre bile bile günah-i kebair işlemeyecekler, ondan uzak duracaklar. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere muhalefet eder, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. Ahirette kendisini cehenneme koyarız. O ne kötü bir yerdir. Kim kendisine doğru yol bildirildikten sonra, ona tebliğ edildi yani, ona nasihat edildi, ona söylendi, ona din tebliğ edildi. Ona bir şeyin haram olduğu tebliğ edildi, ona anlatıldı. Ve peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti de ona söylendi. Ona bir Kur’ân ve sünnet ona tebliğ edildi, anlatıldı ona.
Hazreti Muhammed Mustafa’nın sünneti seneyesi ona anlatıldı. Ve müminlerin yolunda, yolundan çıkar giderse, müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, ona Kur’ân söylendi, ona sünneti Resûlullâh söylendi. Bir de bu Kur’ân ve sünnete uyanların, uyan müminlerin yolu oldu. Müminlerin yolu. Bu yolda Kur’ân ve sünnet içerisinde, yolda bir şeye iştahat edilecek, iştahat edildi. İmamların iştahatleri, müminlerin yolu. Sufilerin kendi içerisinde, müminlerin yolunun içerisinde bir yol oluştu. Müminlerin yolu içinde. Sufiler de o yoldan sapmayacaklar. Müminlerin yolundan da hiçbir mümin kimse sapmayacak. Ümmetim yanlışta toplanmaz, ümmetim delalete toplanmaz. Hadîs-i şerif, bütün ümmet kadere iman etmiş, Mustafa İstemoğlu çıkmış, diyor ki kadere iman şart değildir.
Bütün ümmet ittifak etmiş, hadislerle amel ediyorlar. Hadîs-i şerifleri reddetmiyorlar, Mustafa İstemoğlu sünnetle, hadîs-i şeriflerle alay ediyor. Bütün ümmet ittifak etmiş, hadislere bağlılıkla alakalı, sünnet-i Resûlullâh’a bağlılıkla alakalı. Taslamam gibi zırvalar çıkmış, okuyan gibi, soy ismi okuyan gibi zırvalar çıkmış, hadislere inkar ediyorlar. Müminlerin yolundan ayrılıyorlar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan ayrılıyorlar. Bunlar en büyük günahı kebâir bunlar. Bunlar şirk, bunlar küfür. Cenâb-ı Hak tehdit ediyor, kendisini cehenneme koyar, orada bırakırız. Demek ki Kur’ân’ı, sünneti, müminlerin yolunu bırakan bir kimse, Kur’ân’ı, sünneti, müminlerin yolunu bırakmış başka bir kimsenin yoluna gidiyor.
10. Bölüm
Heva hevese gidiyor, nefsaniyete, şeytaniyete gidiyor. Amerikan uşağı olmuş, İngiliz uşağı olmuş, İsrail uşağı olmuş, Batı uşağı olmuş. Deccâl’ın uşağı olmuş. Deccâl beyinli, Deccâl kafalı. Kalbine şeytan bevletmiş onun. Cenâb-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Ve ahirette de onu cehenneme göndeririz. Bakın onu orada bırakırız diyor, âyet-i kerime. Döndüğü o yolda bırakırız. Bakın döndüğü o yolda bırakırız. Sen Kur’ân’a, sünneti, resûlullâh’a, müminlerin yoluna ters düşersen orada kalırsın. Tehdit büyük. Ben bazen diyorum ya, hadisi inkarcısı okuma, dinleme. Hadisi inkarcısı okuma, dinleme. Ona bir şey söyleme. Sebep? Âyet-i kerime. Cenâb-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Allâh’ın orada bıraktığını sen mi döndüreceksin?
Hastalık bulaşır sana. Konuşma, dinleme, görüşme. Onun kalbine şeytan oturmuş. Onun içine şeytan yerleşmiş. Seni de yutar. Bir anlık gafletinden sen de çökersin, gidersin. Çünkü tehdit büyük. Cenâb-ı Hak diyor ki onu orada bırakırız. Allâh’ın orada bıraktığını sen mi toplayacaksın? Haşa. Ve diyor cehennemde onu ebedi, o ahirette de cehennemliktir. Ebedi orada. Allâh muhafaza eylesin. Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalanır ve o kendisine Allâh’tan başka ne bir yar, ne bir medetkar bulamaz. Nisa âyet 123. Bir kimse bir kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır. Onun o kötülüğüne hiç kimse yar ve yardımcı olamaz. Ne yapacak? Tövbe edecek, geri dönecek. Allâh muhafaza eylesin. Ondan vazgeçecek. Cenâb-ı Hak günah-ı keballerden, uzak duranlardan eylesin inşâAllah.
Mü’min bir günah işlediği vakit kalbine siyah bir nokta, bir leke vurulur. Tövbe ederse kalbi cilalanır ve yeniden parlar. Tövbe etmez isyana devam ederse siyah lekeler kalbini kaplayıncaya kadar artar. İbn-i Mahzeden bunu tergipte de bulmanız mümkün bu hadîs-i şerifi. Allâh-u Teala’nın bilakis onların kazanmakta oldukları kalplerini yenmiş, paslanmıştır. Ayetindeki rağından murad da budur. Et-tahtif âyet 14. Demek ki onların kazanmakta oldukları kalplerini, kalplerini paslandırmıştır. Ayeti kerimesi bu. Bir kimse kötülüğe devam ediyor, yanlışlığa devam ediyor, günah-ı kebare devam ediyor. O kimsenin kalbi kirleniyor, paslanıyor. Eğer tövbe eder, geri dönerse tekrar ne oluyor? Kalbi cilalanıyor.
O zaman tövbe ne yaparmış? Kalbi cilalarmış. Sufiler ne yaparlar? Yine hadîs-i şerif bu cibince günde en az 100 sefer Allâh’a tövbe ederler. Cenâb-ı Hak günde en az 100 sefer tövbeden kullarından eylesin. Günah-ı kebalileri terk edip Allâh’a yüzünü dönen kullarından eylesin inşâAllah. Günahlardan uzaklaş. Zira en makbul hicret günahlardan uzaklaşmaktır. Farzlara devam et. Zira en üstüncü had farzları eda etmektir. Allâh’ı çok zikret. Zira Allâh katında zikirden daha sevimli bir ibadet yoktur. Buhari. Günahlardan uzaklaş. Zira en büyük hicret günahlardan uzaklaşmaktır. Farzlara devam et. Zira en büyük cihâd Allâh’ın farzlarını ihya etmek yerine getirmektir. Allâh’ı çok zikret. Zira Allâh katında zikirden daha sevimli bir ibadet yoktur.
Cenâb-ı Hak günahlardan tövbe eden, farzları yerine getiren, nafilelerle Allâh’a yaklaşıp Allâh’a en sevimli gelen zikrullah ile hemhal umayı bizlere nasip eylesin. Fatiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Sabır, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı