1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Kur’ân ve Sünnet seni sımsıkı yapışıp, Kur’ân ve Sünnet seni yaşayan ve yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin. Rabbim bu Siyonist İsrail’i batırsın, destekçilerini batırsın, batıyı da batırsın, destekçilerini de batırsın. Kimler onlara destek çıkıyorsa bütün destekçilerini batırsın. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Tüm ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasip eylesin. Bütün arz, ”Lâ ilâhe illallah” demeyi ve dedetmeyi Cenâb-ı Hak bizlere nasip eylesin.
Ejmeyin. Bugünkü 34. nasihatmış, Münafık’ın Sûresi âyet 9. ”Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, onlar hüsrana uğrayanlardır.” ”Eudu billahi min ash-shaytanirracim” ”Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm” ”Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. ”Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın.” ”Ve kim bunu yaparsa, onlar hüsrana uğrayanlardır.” ”Sadaqallahü’l-Azîm” ”Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, onlar hüsrana uğrayanlardır.” Âyet-i Kerime’nin dört ana bölümü var. Aslında beş.
Bir, iman edenler. O zaman bu Âyet-i Kerime sadece iman edenleri ilgilendiriyor. İman etmeyeni ilgilendirmiyor. İkincisi, mallarımız. Üçüncüsü, çocuklarımız. Dördüncüsü, Allâh’ı zikir. Beşincisi de, hüsrana uğrayanlar. Hamdolsun iman ettik. Elhamdülillah. O zaman bizim önümüzde iman edince, mallarımız ve çocuklarımız geliyor. O zaman buradaki ana tema, Allâh’ın zikrinden alıkoyulması. O zaman mal, dünya malı, çaylarınız da içine. Dünya malı eğer ki bizi Allâh’ın zikrinden alıkoyuyorsa, o zaman bu sıkıntılı bir nokta oluyor. Ve Cenâb-ı Hak ana tema olarak iman edenleri Allâh’ı çokça zikretmeye davet ediyor. Eğer bir kimse Allâh’ı çokça zikretmekten en önemli alıkoyan şeyi de bir kimseyi mal ve çocuk olarak nitelendiriyor.
Burada o kimse Cenâb-ı Hak’a olan itaati, Cenâb-ı Hak’a olan zikri, Cenâb-ı Hak’a olan sevgiyi, muhabbeti engelleyecek olan şeyin birincisi mallar olarak geliyor. Adem Aleyhisselâm’dan itibaren bütün inananların önüne bunlar çıkmış fitne olarak. Çocuk, mal, eş, dünyevi lezzetler, dünyevi tatlar, inananların önüne hep bir fitne olarak gelmiş. Adına da bunun hep fitne demişler ve bu konuda da Cenâb-ı Hak insanları enteresan bir şekilde dengeye çağırıyor. bu mesele Allâh’ın zikrini engellemediği müddetçe mal ve çocuk Allâh’ın zikrini engellemediği müddetçe bir sıkıntı yok. Ama engelliyorsa o zaman bu dengeyi kaçırdı o kimse. Bu dengede normalde denge unsurunu güzel tutturamadı. işte eşiydi, çocuklarıydı, malıydı.
2. Bölüm
Bunu zikirden uzaklaştırdıysa, bunu normalde Allâh’tan uzaklaştırdıysa o zaman o Müslüman, o mümin, o inanan kimse kendince dünya ile eşleştirdi. Eş ve çocukla, zikrullah, Allâh arasında dengeyi tutturamadı. Buradan şunu anlamıyoruz. Biz dünyayı terk edelim, evlenmeyelim, çocuk sahibi olmayalım, mal sahibi olmayalım, böyle bir şey değil. Bunu böyle de düşünmüyorum. Ben böyle düşünmüyorum derken bunu hep yıllardır derslerde, zikirlerde derim. Bizden dünya sevgisi bize kerih görüldü. Dünyayı sevmek, dünyaya aşık olmak kerih görüldü. Yoksa Hz. Piri’nin dediği gibi kumaş ölçmek, biçmek bize kerih görülmedi. Dünyayı sevmek kerih görüldü. Hz. Ömer Efendimiz’den naklediliyor bu, bir sahabeden bir kimse Allâh’ın fitnelerden sana sığınırım demiş.
Hz. Ömer Efendimiz ona demiş ki, Rabbinin sana mal ve evlat vermesini istemiyor musun dediğini söylüyor. o kimse diyor ki, Allâh’ın fitnelerden sana sığınırım. Hz. Ömer Efendimiz de diyor ki, Allâh’ın sana mal ve evlat vermesini istemiyor musun? Çünkü neden? enfas süresi âyet 28’de de mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer fitnedir diyor. O zaman evet birer fitnedir ama bu fitnenin bir zararlı tarafı var, bir de zararsız tarafı var. Zararlı tarafı ne? Seni Allâh yolundan alıkoyuyorsa, Allâh’ı zikirden alıkoyuyorsa, seni namazdan, abdestten, oruçtan alıkoyuyorsa, seni Allâh yolunda cihâd etmekten alıkoyuyorsa o zaman mal da, kadın da, çocuk da fitne oldu. Veya mal da, çocuk da, erkek de sana fitne oldu.
Sadece bu manada fitne kadınlara ait değil, erkekler de aynı. Neden? Erkek var. eşinin Allâh yolunda gitmesini istemiyor. Fitne oldu kadına. Engel oldu çünkü. Kadın sohbete gidecek gitme. Zikrullah’a gidecek gitme. Kur’ân’a gidecek gitme. Allâh yolunda bir iş var. Ona gidecek adam gitme diyor. Neyi bahane ediyor? Hava soğuk, çocuğu hasta edersin diyor. Hava yağmurlu, sen de hasta olursun diyor. Bu sefer normalde çocuk da fitne oldu, havanın yağmurlu olması da fitne oldu onlar için. Havanın soğuk olması da fitne oldu. Havanın soğukluğunu Allâh yolunda gitmeye sebep, engel teşkil ettirdi. Normalde aslında bir dua olayını da ne yaptı? Engel gördü. Cenâb-ı Hak ister soğutur, ister ısıtır, mevsimsel değişiklikler olacaktır.
Bundan dolayı Allâh yoluna gitmedi. Sohbet var, kar yağdı diye sohbete gitmedi. Zikrullah var, hava yağıştı diye zikrullah gitmedi. Ne oldu? Kardı, yağmurdu. Onun için engel olmuş oldu. O zaman Allâh yolunda koşmana engelleyen her şey senin için kötü bir fitne oldu. Yoksa Allâh sana mal edinmeyi yasaklamadı. Zekat vereceksin, zekat vermek farz. Zekat vermek farz ise o zaman mal edinmen lazım. Dünyalık bir şeylerin olması lazım. Hatta zekat verecek nisap miktarında olması lazım ki farzı yerine getiresin. Demek ki İslam zenginliğe karşı değil, İslam mala karşı değil. İslam bir çocuğu örneğin sadaka-i cariye hükmünde görür. Kim hayırlı bir evlat yetiştirirse onun amel defteri kapanmaz der. O zaman bir hayırlı evlat senin için sadaka-i cariye oldu.
3. Bölüm
Namaz kılan, oruç tutan, zikreden Allâh yolunda koşan bir evlat. Sen böyle bir evlat yetiştirdin anne baba olarak. Sen onun yapmış olduğu bütün ibadetlerden sevabını aldın. Ama aynı evlat sen yetiştirmedin. Namazdan uzaklaştı, zikirden uzaklaştı. Senin yetiştirmen ne alakalı? Sen yetiştirmedin onu. O zaman yapmış o. Sen ona kötülük kapısı açtın. Sen ona günah kapısını araladın. O kötülük kapısından günah kapısını sen araladığın için oradan geçtiği bütün o günahlardan, o yanlışlıklardan sen de nasibini aldın. Sebep? Çünkü sen ona günah kapısını araladın. Sen erkek olarak eşine günah kapısı araladın. Onun işlemiş olduğu günahlardan sen de nasibini aldın. Sen kadın olarak kocana günah kapısı araladın, günah kapısı araladın.
O zaman kocanın işlemiş olduğu günahlardan sen de nasibini aldın. Çünkü kim hayra bir kapı aralarsa, oradan ne kadar kim geçerse geçsin ondan hayırını alır. Kim şerre bir kapı aralarsa o zaman o şerden kaç kişi geçerse ondan da günahını alır. O zaman normalde bizim yaptıklarımız, ettiklerimiz sadece kendimizi bağlamıyor. Böyle olunca o hem evlat olarak hem de mal olarak dengeyi kurmak zorunda bir mümin. Mal sevgisi bütün Adem’den itibaren bütün peygamberlerin ümmetlerine bir imtihan olmuş. Malum Karun en zengindir. Ama genelde Müslümanları bozan, genelde müminleri bozan mal sevgisi olmuş. Mal değil. Mal sevgisi. Her ümmet için bir fitne vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır. Tirmizi de geçiyor.
Demek ki her ümmet için bir fitne varmış. Allâh yolundan uzaklaştıracak bir şey var. O zaman ümmeti Muhammed için de ne? Mal. o kimse zengin olma hırsıyla, mal sahibi olma hırsıyla rüşvet demiyor, yalan demiyor, dolan demiyor, hırsızlık demiyor. Hırsızlık demiyor, herhangi hak, hukuk tanımıyor. Zengin olacak, mal mülk sahibi olacak. Hakkı olmayanı da Cebellezi Minel Beşer etmeye çalışıyor. Hakkı olmayanı da almaya çalışıyor. Bugünün insanları olduğu gibi. Günlüğünün de insanları öneydi. Daha önceki insanlar da aynıydı. Bu işin gücü eline geçirenler, kanunun hukuku eline geçirenler hak, hukuk tanımamışlar. Hak, hukuk tanımadıkları için onlar boyuna zulmetmişler, halkı köleleştirmişler, halkı sömürmüşler.
Hep zalim imparatorluklar kurmuşlar, zalim devletler oluşturmuşlar, zalim sistemler oluşturmuşlar. İnsanları köleleştirerekten zengin olmuşlar. Tarih boyunca ve böyle olduğu zaman o devletler, o sultanlıklar hepsi de yıkılmış. Yerine adaleti tesis edecek olan kimseler gelmiş. Onlar da bir müddet sonra yoldan sapmışlar. Sonra onlar da yıkılmışlar. Yine adaleti tesis edecek olan insanlar gelmişler. Onlar da yoldan saptığında, böylece onlar da yıkılmışlar. Tarih boyunca hep böyle devir dönüşün böyle olmuş. Hâlâ da aynı. Osmanlı yıkıldı. Evet yıkılmasının sebebi iç sebepler, dış sebepler. Ama onların yıkılma sebebi Kur’ân ve Sünnet-i Sen’in hükümlerinden uzaklaşmaları. Ondan önce Selçuklular yıkıldı.
4. Bölüm
Yine sebep bu. Ondan önce Memlüklular yıkıldı. Ondan önce Emeviler, Emevilerden sonra Abbasiler. Hep bunlar böyle İslam dünyasında. İslam devletleri veya imparatorlukları yıkıla yıkıla geldi. Yıkılmalarının sebebi mal sevgisi, dünya sevgisi, makama gelen kimselerin adaletsiz davranmaları, rüşvetler, kayırmacılıklar havada uçuşmuş, adaletsizlikler havada uçuşmuş ve sonunda devlet de kokuşmuş, âlimler de kokuşmuş, hepsi de kokuşmuş ve sonuçta Cenâb-ı Hak o devleti yıkmış, parçalamış yerine yeni bir devlet kurulmuş. Bu inananlarla alakalı. Çünkü bir Müslümanın üzerinde zulüm payidar olmamış, zulmedenlerden Cenâb-ı Hak intikamını almış, intikamını aldırmış ve ümmetin zaten en büyük imtihanı mal sevgisi.
Ve ne yazık ki Müslümanların bugün önünde en büyük handikaplardan, Türkiye’deki Müslümanların önünde en büyük handikap bu. önceden, bundan 30 yıl önce, 25 yıl önce, 20 yıl önce Müslümanlar böyle mücadele hâlindeydi. Zikrullahlar yasak, sohbetler yasak, kitap okumalar yasak. Ondan sonra dinin bir mücadelenin içindeydi. Baş ortası yasak, üniversitelere girmek yasak. Böyle bir yasaklarının altında Müslümanlar inim inim inliyordu ve Müslümanlar iktidarın bir ucundan tuttular, bir ucundan tutunca mal sevgisi, makam sevgisi onların davalarını unutmalarına sebep oldu. Allâh’ın zikrinin önüne geçti. Âyet-i Kerime’de mallarınız ve çocuklarınız Allâh’ın zikrine engel olmasın diyordu. Ama ne yazık ki bu dönüşümde, bu değişimde Müslümanlar imtihanı kaybettiler ve mal sevgisi, dünya sevgisi, makam sevgisi biz de zengin olacağız, biz de köşeye döneceğiz.
Biz de mal mülk sahip olacağız, Müslümanların buna sahip olması lazım dediler ama ne yazık ki oraya giderken oraya koşarken hakkı unuttular, hukuku unuttular, adaleti unuttular, fukarayı unuttular, kimsesizleri unuttular, yoksulları unuttular. Oysa o yoksullarla kimsesizlerle beraber bayrak asıyorlardı, o yoksullarla o kimsesizlerle beraber yürüyorlardı, o yoksullarla kimsesizlerle beraber normalde sokaklarda kendilerinin için nümayiş yapıyorlardı, filama asıyorlardı, bilmem ne yapıyorlardı. Ama iktidara gelince, belli bir makama, belli bir mevkiye gelince onları unuttular, dostlarını unuttular, arkadaşlarını unuttular ve kendilerine yeni zengin dostlar oluşturdular. Kendilerine dünyaya tapınan altını ve gümüşü kendine ilah edinen, gücü kendine ilah edinen, gücü kendine ilah edinen yeni firavunlaşmış dostlar edindiler.
Böylece kendileri de firavunlaştılar, kendileri de hakkı önde tutmadılar. Allâh’ın zikrini unuttular. Ne yap? Allâh’ın zikri en önemli ne? Kur’ân’ı unuttular, Kur’ân’ın yasasını unuttular, Kur’ân’ın anayasasını unuttular, Kur’ân’ın yasaklarını unuttular. Böylece hakkı önde tutmadılar. Mal sevgisi, dünya sevgisi, bunların hepsini de aldı, yürüdü, götürdü, gitti. Bu Âyet-i Kerime’ye biz şimdi kendi içimizden bakmıyorum. Dervişler açısından buna bakmıyorum. Zaten buraya gelen cemaat, buraya gelenler zaten bunları aşmış. Mal sevgisini aşmış, evlat sevgisini aşmış. Mal sevgisi onu buraya gelmesine engel olmamış. Sosyal medya buraya gelmesine engel olmamış. Kafelerdi, bardı, pavyondu, kahvehaneydi.
5. Bölüm
Yok şurada gidelim şunu yiyelim, yok burada gidelim bunu içelim. Zaten buraya gelenler bunu aşmışlar. biz zaman zaman birbirimizi de özeleştirdi bulunuyoruz ya bugün gömmeyeceğim sizi. Buraya gelenler zaten bunu aşmış. O zaman mal sevgisi kimin önüne geçti? Günümüzde kimin önüne geçti? Siyasetçilerin önüne geçti. Kimin önüne geçti? Şeyhlerin önüne geçti. Fukara dervişlerin zaten malı yok. Onun önüne geçecek fazla malları yok onların. Önlerine geçecek çocukları var zaten. Çocuklarıyla beraberler zaten. Her biri burada küçük küçük. Bir halakaya çıkarıyorum onlar için büyük mutluluk. Büyük mutluluk. Onların mutlu olduğu yer burası düşünebiliyor musunuz? Ben böyle onları çıkarınca ayrı bir ben de mutlu oluyorum.
Çocukların mutluluğuna bak içimden öyle diyorum. Çocuklar zikrullah da halakaya çıkmakla mutlu oluyorlar. Bu çocuk bu manada ebeveyni için hayır kapısı, sevap kapısı. O çocuk orada Allâh’ı zikrettiği müddetçe anne babasına da yazılıyor. Babası tutmuş elinden getirmiş, annesi tutmuş elinden getirmiş zikrullah alakasına. O çocuk burada durduğu müddetçe sahabi ya bir de günahsız direkt annesinin babasının cennetlik olmasına vesile oluyor. Direkt. Çocuklarınızı aldınız getirdiniz buraya. Çocuk burada Allâh’ı zikretti. Anne babaya direk cennetlik olmasına vesile. Direkt. En direk değil. O yüzden bu toplumun çocukları bu manada fitne olarak görmüyorum. Fitnenin hayırlısı. Fitne ama fitnenin hayırlısı.
Hayırsızı ne? Çocuğun Kur’ân ve sünnetten uzaklaşması. Hayırsızı ne? Çocuğun yanlış işlere gitmesi. Anne babanın da onun yanlışlığına göz yumması. Bir kız çocuğu evlendi kocasına ait. Erkek evlat. Ölünce kadar, baba ölünce kadar veya çocuk ölünce kadar babanın sorumluluğunda. Kız çocuğu evleninceye kadar. Evlendi, sorumluluk kocasına ait. Öbür türlü sorumluluk erkek çocuğun babaya ait. Kız evlendi, evlendi, sorumluluk kocaya ait. Kız ne kadar gelin yanlışlık yaptıysa, kocasının izniyle yaptı çünkü o kocaya ait. Gelin gitti, yanlış bir iş yaptı. Adam da ona seslenmedi. O adama yazıldı. Halbuki adam evde oturuyor değil mi? Almış kumandayı eline. Bir elinde de tespih. Eee kadın? Kadın yanlış bir şey yapıyorsa adama ait.
Allâh bizi affetsin. O yüzden normalde bu o zaman bu mal kime kötü manada fitne oldu? Allâh yolunda cihadını engelledi senin. Senin Allâh yolunda yürümeni engelledi. Sen önceden baldırı çıplak bir şekilde sokak sokak bayrak asıyordun, sokak sokak sen afiş asıyordun, sokak sokak yürüyordun. Sen bir siyasette belli bir yere geldin, belli bir yere gelince sokak sokak yalın ayak yürüdüğün insanları da unuttun, yürüdüğünü de unuttun. Şimdi artık sen villalarda yaşıyorsan ve villalarda yaşarken din ahkamı kesmeye çalışıyorsan sen yalancının dik alasısın. Ve senin normalde Allâh yolunda bir işin yok. Sen o yolu istismar etmişsin. Zengin olmak için yola çıkmışsın sen. Makam sahibi olmak için yola çıkmışsın ve oradaki fakirin fukaranın hakkına hukukuna girmişsin.
6. Bölüm
Ve onların omuzlarına başlarına basaraktan bir yere gelmişsin, şimdi onları sen tanımıyorsun, sen zalimin tat kendisisin. Zalimsin sen, hainsin sen, yol hainisin, Kur’ân Sünnet hainisin sen. Senin iki yakanda bir araya gelmeyecek. Gelmesin de zaten. Sizin yüzünüzden bütün cemaatler, bütün tarikatlar, bütün İslami hareketler yara gördü sizin yüzünüzden. Sizler çünkü sütü bozuk insanlarsınız. Sizler kanı bozuk insanlarsınız. Sizler fikri bozuk insanlarsınız. Sizler şeytana tapan insanlarsınız. Siz malı ilahlaştıran insanlarsınız. Siz heva ve hevesinizi ilahlaştıran insanlarsınız. Evet siz çünkü malınız, makamınız Allâh’ın zikrinin önüne geçti. Ve siz bunu fark edemeyecek kadar şeytanla dost olmuş, şeytanın kucağına oturmuşunuz.
Ve siz hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Allâh sizi hüsrana uğratacak. Eğer bir topluluk İslam deyip yola çıktıysa ama yolda mala tapındıysa, güce tapındıysa, İslam deyip, Kur’ân deyip, tasavvuf deyip, tarikat deyip yola çıktıysa ve yolda, tekrar söylüyorum bunu, yolda paraya tapındıysa, mala tapındıysa, güce tapındıysa o topluluk ve o toplulukun başındaki kimseler hüsrana uğramak mecburiyetinde ve hüsrana uğrayacaklar. Âyet-i Kerim öyle diyor. Onlar hüsrana uğrarlar. Onlar hüsrana uğrarlar. Sonunda ne vardır? Hüsran vardır. Sen çünkü yola çıkarken Kur’ân Sünnet demişsin, yola çıkarken sen maneviyat demişsin, yola çıkarken sen tasavvuf demişsin, yola çıkarken sen Kur’ân Sünnet yolunda bir tasavvuf demişsin ama yolda paraya bozulmuşsun, yolda mala bozulmuşsun, yolda makama bozulmuşsun.
Ve Ümmet-i Muhammed’in önüne sen mala, makama, paraya bozulmuş olarak çıkmışsın. Sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Allâh yalan söylemez. Âyet-i Kerime’de mal ve çocuk Allâh’ın zikrinden seni alıkoyuyorsa onlar hüsrana uğrarlar diyor. Bunu bireysel olarak düşündüğümüzde, bireysel olarak düşünüyoruz bir sûfî, bir Müslüman malından ve çocuğundan dolayı, eşinden dolayı. Çocuk çünkü burada sadece çocuk değil, insanın eşi de var. Senin zikirden, senin namazdan, abdestten, oruçtan, haştan, zekattan, zikirden, Kur’ân’ı yaşamaktan, Kur’ân okumaktan, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşama ve yaşatılması mücadelesi vermekten alıkoyuyorsa sen de hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Bireysel olarak. Sen hüsrana uğrayanlardan olacaksın.
Kaçınılmaz son. Bakın bu kaçınılmaz son. Birey, topluluk aldık, bu topluluk. Tasavvuf vakti topluluğu. Yola çıkarken para dememiş, pul dememiş, makam dememiş, mevki dememiş, yola çıkmış. Ama Bayındır’da, ama ödemişte, ama Bursa’da. Ama şimdi ülkenin değişik il ve ilçelerinde, mahallelerinde. Bu disturundan taviz ermiş. Mal peşine düşmüş, para peşine düşmüş. İnsanlar makam ve mevkilerini kullanmaya çalışmış. O zaman hüsrana uğrayanlardan bir topluluk olacaksınız. Hüsrana uğrayacaksınız. Birey olarak yaptıysanız, birey olarak hüsrana uğrayacaksınız. Çünkü yolun özüne aykırı hareket ettiniz. Çünkü yolun manevi özüne aykırı davrandınız. O zaman birey olarak hüsrana uğrayanlardan olacaksınız. Yolunuzu istismar ediyorsanız, yolunuzu istismar ediyorsanız, manevi olarak hüsrana uğrayanlardan olacaksınız.
7. Bölüm
Topluluk olarak, daha büyük bir topluluk olarak. Önce kendi ülkemizden sorumluyuz. Türkiye’deki Müslümanlar olarak, Türkiye’deki cemaatler, tarikatlar, dini oluşumlar olarak. Yola çıktığınızda Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet dediniz. Ezan susmaz, bayrak inmez dediniz. Ama yola çıktığınızda, yola çıktığınızda belli bir güce yetişince, Ezan susmaz, bayrak inmez lafta kaldı. Cepleri doldurmak işin realitesi oldu. Makamları peşkeş çekmek, rüşvet, villalar, arabalar, katlar, yatlar işin realitesi oldu. İşin realitesi o olunca, evet siz yoldan sapanlar oldunuz ve hüsrana uğrayacaksınız. Bu dünyada da, öte dünyada da hüsrana uğrayacaksınız. Ve asla iki yakanız bir araya gelmeyecek. Ve asla kendinize bir şefaatçi bulmayacaksınız.
Asla kendinizi destekleyecek Allâh önünde bir şefaatçi bulmayacaksınız. Çünkü siz yolu istismar ettiniz. Çünkü siz Müslümanları istismar ettiniz. Çünkü siz Allâh Resulünün sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin pak yolunu istismar ettiniz. Evet, sizin asla ve asla elinizden tutan olmayacak. Siz çünkü yolda yolunuzu sattınız. Küçük ve büyük paralara sattınız. Yolunuzu sattınız. Makama, mevkiye sattınız. Yolunuzu sattınız. Adaletsizliğe, hukuksuzluğa koştunuz. Bu ayeti kerimeye göre siz hüsrana uğrayacaksınız. Beş vakit namaz kılardınız. Bir mevkiye gelince namaza astınız. Oysa o mevkiye sizi gelirken millet sizi namaz kılıyor diye getirmişti. Siz Kur’ân okuyorsunuz diye millet o mevkiye getirmişti sizi.
Siz Müslümansınız diye size oy vermişti. Müslümansınız diye size desteklemişti. Siz çünkü İslam’ın, Müslümanların bu ülkede çekmiş olduğu çileyi görüyordunuz ve bu çileye son vermek vadiyle yürümüştünüz. Ama ne yazık ki Müslümanlara çile oldunuz şimdi. Ne yazık ki Müslümanlara fitne oldunuz. Ne yazık ki Müslümanların önünde engel oldunuz şimdi. Ve Müslümanların bu manada önüne engel olduğunuz için hüsrana uğrayacaksınız. Ve Allâh tövbeleri kabul edendir. Senin bireysel bir suçun olur. Bireysel olarak senin tövbeni kabul eder. Ama ümmet-i Muhammed’in hakkına girdiysen, ümmet-i Muhammed’in hukukunu çiğnediysen senin işin biraz zor. Tüyü bitmemiş yetimin hakkına girdiysen işin biraz zor. Kamunun malını, devletin parasını, pulunu iç ettiysen işin biraz zor.
Adalet mekanizmasında adaletsizlik yaptırdıysan işin biraz zor. Birazdan fazla zor. Birazdan fazla zor. O yüzden Âyet-i Kerime mallarınız ve çocuklarınız, aile ifradınız Allâh’ın zikrinden alıkoymasın. Böyle olanlar hüsrana uğrarlar der Âyet-i Kerime’de. Rabbim, bizleri de, beni de, sizleri de, hüsrana uğrayanlardan eylemesin. Hak ve adalet yolunda yürüyenlerden eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin üzerinde yol yürüyenlerden eylesin. Üç, ihlas ve bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına ve bütün geçmiş Peygamber Efendilerimizin ruhlarına. Âmîn.
Cihariyari Güzin Efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman-ı Zinnureyn, Ali El-Murtaza Radıyallahu An Hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid Ahmed el-Rifai, Seyyid Ahmed el-Bedevi, Seyyid İbrahim Durski, Şeyh Ebul Esen el-Şazeli, Şahı Nakşibendi Muhammed-i Bahaddin, Şahı Mevlânâ Celalettin el-Rûmî, Şahı Hacı Bektaş veli, Şahı Hacı Bayram veli, Muhammed Muhittin Üftade veli, Veysel Karani Muhittin Arabi Niyazi Mısri ve bütün Pir ve Piran Efendilerimizin ruhlarına da ayrı ayrı hediye edik vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Ve İzatların himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.
Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Ya Rabbi, hasıl olan sevabı geçmiş Üstadlarımızdan Abdurrahim el-Tantavi, Abdurrahim el-Nişavi, el-Haç el-Hafiz el-Bubekir Sıddık-i Çorumi, Hacı al-Aydar Efendi, el-Haç Çorumi Mustafa Anaç Efendi, Nevşehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergahı’nın, Kabbaşi Dergahı’nın ve bütün geçmiş Mürşid-i Kamillerin velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına. Âmîn. Bayındırlı Hacı Mustafa Özba, beyefendi hazretlerinin ruhaniyetlerine. Âmîn. Cet ve dadalarının ruhaniyetlerine. Âmîn. Yaşayan bütün Mürşid-i Kamillerin velilerini, evliyalarını, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmeti Muhammed’in ruhaniyetlerine. Âmîn. Türü kaliyeden, akraba talukatlarımızdan geçenin ruhlarında hediye edin.
Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Eyvahlarına, himmetlerine, şefaatlerine, dualarını üzerimizden eksik eyle ya Rabbi. Âmîn. Âmîn. Ve selamun alel mürselin ve alihim vel hamdü lillahi rabbil alemin. Eudubillahi min ash-shaytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Lâ ilâhe illâllah, la ilaha illallah. Lâ ilâhe illâllah, la ilaha illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh, cemiyen enbiye vel mürselin vel hamdü lillahi rabbil alemin. el-Fâtiha. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin ve ala alimuhammed. Âmîn. Âmîn. Ejvan.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Çile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı