Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri Tâhâ Sûresi 131. âyet-i kerîmedeki “Sakın Allâh’ın sana verdiğinde gözünü başkalarına dikme; çünkü dünyâ hayâtının süsü onları denemek içindir. Rabbinin rızkı ise hem daha hayırlı hem daha kalıcıdır” buyruğundan hareketle — Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Kendinden yüksekte olana bakma; senden aşağıda olana bak ve Allâh’a hamdet” hadîsiyle yukarıya bakmanın şükürsüzlüğe yol açacağını, gözü başkalarının nimetlerine diken kişide harâm-helâl-doğru-yanlış şuûrunun kaybolacağını, bunun yerine Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiklerine hamdedip çalışıp gayret edip israf etmemek gerektiğini, bir gömlek 400-500 liraya da varken 10.000 liralık gömlek alanların “marka budalası, geri zekalı, embesil” olduklarını ve “kimliği oluşmamış” yâni Kur’ân-sünnet kimliği yerleşmemiş insanlar olduklarını, hele Müslümanların önünde lider-önder hükmünde olan kimsenin gösterişten-şâtâat-şatafattan uzak durması gerektiğini, Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem’in yolundan gitmesi lâzım olduğunu, asgarî ücretle yaşamaya çalışan bir topluluğa hitâp edecek siyâsetçinin “İngiliz kraliyet âilesinin düğmeleri” gibi şâtafatla çıkmasının yalancılık olduğunu, Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın bir vâlîye teftişe gittiğinde vâlînin “beyaz ekmekle bal şerbeti” çıkardığını ve Hz. Ömer’in “Ey vâlî, teban’ın en fakirinin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen yalancı zâlimin tekidir; kaldır bu yemeği buradan” buyurduğunu, şeyhin-zâkirin-çavuşun “dervişler ne yiyorsa onu yemesi” gerektiğini, ümmetin başındakinin “en fukarânın yediğinden yiyip giydiğinden giymesi” zorunluluğunu, bir kimsenin doğrucu mu yalancı mı olduğunun “yolun başıyla ortası ve sonu arasındaki fark”a bakarak anlaşılacağını ve nihâî olarak “Kapitalist sisteme göre mi yaşayacaksın, İslâm sistemine göre mi?” sorusunu sertçe beyân etmektedir.
Tâhâ 131: Başkasına Verilene Gözünü Dikme
Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete sohbetin merkezî âyetiyle başlar: “Tâhâ Sûresi 131: ‘Sakın Allâh’ın sana verdiğinde gözünü başkalarına dikme. Çünkü dünyâ hayâtının süsü onları denemek içindir. Rabbinin rızkı ise hem daha hayırlı hem daha kalıcıdır.'” Tâhâ 131’in tam metni: “Velâ temüdde ‘aynayke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhüm zehratel hayâti’d-dünyâ li-neftinehum fîhi; ve rızku rabbike hayrun ve ebkâ” — Onlardan bazı çiftleri faydalandırdığımız (mal-evlat-makâm) dünyâ hayâtının süsüne sakın gözlerini dikme. Onları o şeylerle imtihân etmek için verdik. Rabbinin rızkı hem daha hayırlı hem daha kalıcıdır.
Efendi hazretleri âyetin pratik tatbîkini Resûlullâh’ın hadîsiyle pekiştirir: “Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, ‘Kendinden yüksekte olana bakma. Senden aşağıda olana bak. Allâh’a hamdet’ der.” Hadîs-i şerîf Buhârî ve Müslim’de geçer: “Kendinizden aşağıda olanlara bakın, üstte olanlara bakmayın. Çünkü bu, Allâh’ın sizin üzerinizdeki nimetini hakîr görmemenize daha uygundur” (Müslim, Zühd 9; Buhârî, Rikâk 30).
Efendi hazretleri yukarıya bakmanın tehlikesini açıklar: “Sen kendinden yüksekte olana bakarsan şükürsüzlük olur. Kendinden yükseğe bakarsan sen Allâh’a hamdetmezsin. Seni dünyâ hırsı bürür ve sen ‘harâmdı, helâldı, doğruydu, yanlıştı’ tanımazsın. Allâh muhâfaza eylesin.” Yukarıya bakmak — kıskançlığa, hased’e ve harâm-helâl mefhûmunun erimesine yol açar. Hased çok mühîm bir tehlikedir; Hz. Resûlullâh “Hased iyilikleri yer; tıpkı ateşin odunu yediği gibi” buyurmuştur (Ebû Dâvûd).
Hamdet, Çalış, İsraf Etme
Efendi hazretleri pratik düstûru sıralar: “O yüzden hamdetmeyi bil. Sen Cenâb-ı Hakk kime ne bahşettiyse bahşetti. Sana bahşettiklerine hamdet. Ne bahşettiyse çalış, gayret et, sabret, mücâdele et, israf etme, şükret, merak etme. Ve sen Allâh yolunda dur. Başkasına ne veriyormuş versin elleme. Ne veriyorsa versin. Ona gözünü dikme. Onda var bende neden yok deme.” Yedi pratik düstûr: hamd, çalışma, gayret, sabır, mücâdele, israf-yokluğu, şükür.
Efendi hazretleri israf-yokluğu prensibini özlü bir şekilde koyar: “Bir şey sende var ise ikincisini alma. Üçüncüsünü alma. Gösterişe düşme. Şâtâata, şatafata düşme. Marka budalası olma. Moda budalası olma.” “İkincisini alma” prensibi Hz. Ebû Bekr radıyallâhu anh ve Hz. Ömer radıyallâhu anh’ın hayât tarzında görülen sahâbî sünnetidir. Bir şey varken yenisini almak israftır.
Efendi hazretleri sertçe konuşmaktan çekinmez: “Bugünün insanları marka budalası, moda budalası. Bir gömlek alacak. 400 liraya var, 450 liraya var, 500 liraya var. 10.000 liraya da gömlek var. Marka budalası olma, geri zekâlı olma, embesili olma. 10.000 liralık gömlek alanlar marka budalası, embesil olanlardır.” Bu sert dil sahâbîlerin pek çok sözünde de görülür — meselâ Hz. Ömer’in “Beyzîlerinizi yığın hâlinde yiyenlerin namazı kurum bağı altında ezilir” sözü.
Marka Peşindekiler: Kimliği Oluşmamış İnsanlar
Efendi hazretleri marka tüketiciliğinin altındaki kimlik bunalımına işâret eder: “Gidip markanın peşinde koşan insanlar kimlikleri oluşmamış insanlardır. Moda peşinde koşan insanlar kimliği oluşmamış. Kimlik oturmamış onda. Marka peşinde koşan kimliği oturmamış onun. Ne yazık ki onda Kur’ân ve sünnet kimliği yok. Oluşmamış onla. Yerleşmemiş onla.” Marka, içsel boşluğun dışsal mâzeretidir. Kur’ân-sünnet kimliği yerleşen insanın kendi-kıymeti vardır; markaya muhtâç olmaz.
Efendi hazretleri tipolojiyi tasvîr eder: “X marka giyiyor, X marka kullanıyor, X marka yiyor. İslâm kimliği onda oluşmamış. İster zengin olsun. Hiç önemli değil ne olduğu, nerede olduğu da önemli değil.” Zenginlik mâzeret değildir — zengin de marka budalası olabilir, fakir de olabilir. Ölçü, niyet ve içsel kimliktir.
Efendi hazretleri özel bir kategori için ölçüyü daha sertleştirir: “Hele o kimse Müslümanların önünde bir lider, bir önder hükmündeyse o örnek olmalı. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın yolundan gitmeli. O gösterişten, şâtâattan, şatafattan uzak durmalı.” Lider-önder konumunda olan kimsenin sorumluluğu daha ağırdır — çünkü kalabalık onu gözlemler, ona uyar.
Lider Müslüman: Asgarî Ücretle Yaşayanlara Hitâp
Efendi hazretleri liderlerin kim olduğuna geniş bir tanım verir: “Sen madem ki dînî bir lidersin, muhâfazakâr bir lidersin, bu önemli değil. İster şeyh olsun, ister âlim olsun, ister siyâsetçi olsun, ister bürokrat olsun, ne olursa olsun. Sen siyâsetçi misin? Evet. Asgarî ücretle yaşamaya çalışan bir topluluğa hitâp edeceğin zaman ver. Sâdece ceketle çıkma ortaya. Bilmem hangi markayla geziniyorsan onların içerisinde yalancının tekisin sen.” Lider olmak: sözlü değil, zâhirî tutarlılıkla ölçülür.
Efendi hazretleri çok keskin bir hüküm koyar: “İslâm ümmeti sünnet-i seniyeyi bilse ve etrâfından sünnet-i seniyeyi istese, arasa, peşinden gidecek bir liderin olmadığını görür. Bana dînden bahsedeceksen şu ver sâdece ceketini bırak sen. İlk önce bana dînden bahsedeceksen İngiliz kraliyet âilesinin düğmelerini bırak sen buraya. Önce bana dînden bahsedeceksen sen şâtâattan, şatafatı kapının önünde bırak. Öylesi bahset bana.” “İngiliz kraliyet âilesinin düğmeleri” — pahalı şahsî takıların hicivli misâli olarak verilir. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem altın yüzükten ve ipek elbiseden men etmiştir (Buhârî, Libâs 53; Müslim, Libâs 24).
Efendi hazretleri “halk gibi yaşama”yı bir sınama olarak koyar: “Sen bana Kur’ân’dan, sünnetten bahsedeceksen sen halkın içerisinde halk gibi yaşa. Sen bana dînden mi bahsedeceksin? Asgarî ücrette çalışan insanlara hitâp edeceksen, hitâp edeceksen sen ona göre bir hayât yaşayacaksın.” Bu, peygamberî bir prensiptir; “Onlar yedikleri yemeği yer, çarşı pazarda yürürdü” (Furkân 7) — Kur’ân’da bu Resûlullâh hakkında söylenir.
Hz. Ömer’in Vâlî Teftişi: “Beyaz Ekmekle Bal Şerbeti” Vakası
Efendi hazretleri klâsik İslâm târihinin en çarpıcı vakalarından birini hatırlatır: “Ümmetin başındaki kimse ümmetin yediğinden yer, içtiğinden içer. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri bir teftişe çıkar. Vâlîye gider. O günün vâlîsine. Vâlî beyaz ekmekle bal şerbeti çıkarır. Hazret-i Ömer efendimiz önüne çağırır. Vâlî ‘gel buraya’ der. Gelir. ‘Senin teban’ın en fakîri bunu yiyebiliyor mu?’ der. ‘Tebân’ın en fakîri.’ ‘Hayır yâ Emîrü’l-mü’minîn’ der vâlî Hazret-i Ömer’e. Koca Ömer vâlîye der ki, ‘Ey vâlî, tebân’ın en fakîrinin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen yalancı zâlimin tekidir. Kaldır bu yemeği buradan.'”
Bu vaka klâsik İslâm siyâset edebiyâtının en bilinen anekdotlarındandır. Hz. Ömer’in vâlîlerini denetlerken kullandığı ölçü, “tebân’ın en fakîri“dir. Hz. Ömer kendisi de bu ölçüye göre yaşamış — Şâm seferinde Bizans elçilerinin “halîfeyi” görmek için onun yamalı elbisesiyle hurma altında uyuduğunu görmesi meşhûrdur.
Efendi hazretleri bu hükmü dergâhın iç-yapısına da uygular: “Şeyh misin? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Zâkir misin? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Çavuş musun? Orada dervişler ne yiyorsa onu yiyeceksin. Yoksa yalancılardansın. Ümmetin başında mısın? Senin en fukarân ne yiyorsa sen de onu yiyeceksin. Senin en fukarân neyi giyiyorsa onu giyeceksin.” Bu prensip ümmetin başından dergâhın başına aynı zincir hâlinde uzanır.
Yolun Başı, Ortası ve Sonu: Doğrucu mu Yalancı mı?
Efendi hazretleri zenginliğin sınama-aleti olduğunu açıklar: “Bir kimse zengindir, hâli vakti yerindedir. O giyebilir. O giyebilir. Sen ümmetin önündeysen sen giyemezsin. Sen yapamazsın. Yâ da çıkarırsın elbiseni oraya. Dersin ki ‘ben bunu yapamayacağım.’ Ama paraları höplettikten sonra değil. En baştan yaparsın onu. En baştan yaparsın.” Lider olmak ile zengin olmak farklı sorumluluklardır — zengin olmak kendinizdir; lider olmak kendinden başkalarına da hesâb verir.
Efendi hazretleri kıymetli bir teşhîs ölçüsü koyar: “Bir kimsenin doğrucu veyâ yalancı olduğunu yolun başıyla ortasıyla sonu arasındaki farka bakarak görürsünüz. O yüzden bir kimsenin yolunun başındaki durumu ne? Sonra biraz palanlanınca ne oldu ona bak. Onun yalancı olup olmadığı çıkar meydana.” “Palanlanma” deyimi — yâni rahata kavuşunca, zenginleşince, makâma yükselince hâlinin nasıl değiştiği. Eski hâl ile yeni hâl arasındaki fark, gerçek niyetin tezâhürüdür.
Sohbetin nihâî hükmü temel-bir-soru ile bağlanır: “Bu kötü giyinmek değil, temiz giyin. Marka budalası olma. Salak-aptallardan olma. Olma. Ben böyle söyleyince ‘ağır konuşuyor hoca efendi’ demişler. Neyine ağır geldi? Kapitalist sisteme göre mi yaşayacaksın? İslâm sistemine göre mi yaşayacaksın?” İki sistem arasındaki seçim — kapitalizm ile İslâm arasında — Müslümanın hayât tercîhinin merkezidir. Marka tüketiciliği “kapitalist sistem”e teslimiyettir; sade-temiz hayât tarzı “İslâm sistemi”nin tatbîkıdır.
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm — Dünyâ Süsü ve Rızık: Tâhâ 131 (“Sakın gözlerini başkalarına dikme; çünkü dünyâ hayâtının süsü onları imtihân etmek içindir; Rabbinin rızkı ise daha hayırlı ve kalıcıdır”); Hadîd 20 (dünyâ hayâtının oyun-eğlence-süs olduğu); Furkân 7 (“Onlar dediler ki: Bu nasıl bir peygamberdir? Yedikleri yemeği yer ve çarşı-pazarda yürür”); Âl-i İmrân 14 (kantar kantar altın-gümüş süsleri); Kasas 79-82 (Kârûn’un dünyâ malıyla aldanışı); A’râf 31 (“Yiyin için, israf etmeyin”).
- Kur’ân-ı Kerîm — Hased ve Şükür: Felak 5 (“Ve hased ettiği zaman hased edenin şerrinden Allâh’a sığınırım”); Nisâ 32 (“Allâh’ın size verdikleri ile birbirinize üstün kıldığı şeyleri temennî etmeyin”); Nisâ 54 (“Yoksa onlar, Allâh’ın fazlından insanlara verdiklerini hased mi ediyorlar?”); Bakara 109 (“Kitap ehlinden çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki kıskançlıktan dolayı sizi îmânınızdan sonra küfre döndürmek isterler”).
- Hadîs-i Şerîfler — Aşağıya Bakmak: “Kendinizden aşağıda olanlara bakın, üstte olanlara bakmayın; çünkü bu, Allâh’ın sizin üzerinizdeki nimetini hakîr görmemenize daha uygundur” (Buhârî, Rikâk 30; Müslim, Zühd 9 — “Unzurû men hüve esfele minküm velâ tenzurû men hüve fevkaküm”); “Hased iyilikleri yer; tıpkı ateşin odunu yediği gibi” (Ebû Dâvûd, Edeb 44; İbn Mâce, Zühd 22).
- Hadîs-i Şerîfler — Lider Sorumluluğu: “Sizin en hayırlınız âilesine en hayırlı olanınızdır” (Tirmizî, Menâkıb 63); “Sizden biriniz işsiz oturmasın, çalışsın” (Beyhakî); “Erken kalkmak bereket getirir” (Tirmizî, Büyû 6); “Yöneticilerin en hayırlısı sizin sevdiğiniz, sizin de onları sevdiğinizdir; en şerlisi sizin nefret ettiğiniz, onların da sizden nefret ettiğidir” (Müslim, İmâret 65-66); “Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüğünüzden mes’ûlsünüz” (Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâret 20).
- Hz. Ömer’in Adâlet Misâlleri: “Tebân’ın en fakîrinin yediğinden yemeyen yalancı zâlimin tekidir” — vâlî teftişlerinde geçen prensip (Belâzurî, Fütûhu’l-Buldân; Tabarî, Târîh-i Rüsül); Hz. Ömer’in Şâm’a girerken yamalı elbisesiyle teban arasında olması (İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ); Hz. Ömer’in oğlu Abdullâh ibn Ömer’e “Hâinlerle yarışmak istemiyor musun? Onların gibi yaşamak isteyenlerden olma” sözü; “Sizin en fakîr olanınızı bilmedikçe rahat oturmam” prensibi.
- İslâm Liderliği ve Sade Yaşam: Hz. Ebû Bekr radıyallâhu anh’ın halîfelik dönemindeki sade yaşamı (sayısı belli olan koyunları sağdığı); Hz. Osmân radıyallâhu anh’ın zenginliğine rağmen mütevâzıa yaşamı (örneğin “Bilâl yaşıyorsa hâlâ Bilâl’in evindeki halıdan ibâret yatağım var”); Hz. Alî radıyallâhu anh’ın halîfelik döneminde Kûfe’de yamalı elbiseyle yaşaması; Halîfe Ömer ibn Abdülazîz’in saraydan çıkıp halk arasında yaşaması.
- Resûlullâh’ın Sade Yaşamı: “Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem yedikleri yemeğin azlığı yüzünden ‘taht-ı ramâd’ denilen örf üzerine yatardı” (Müslim, Libâs 36 — küfsen değil, hasırdan dokunma şilte); “İki gün üst üste arpadan yapılmış doyurucu yemek bile yemediği günler vardı” (Buhârî, Rikâk 17; Tirmizî, Zühd 38); “Bütün hayatı boyunca üç günde sırayla doyana kadar kavrulmuş arpadan yemediği günler oldu” (Buhârî, Et’ime 23).
- Tasavvufî Edebiyât — Zühd ve Sade Yaşam: Yûnus Emre’nin “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi” şiiri; Hz. Mevlânâ’nın “Ne dünyâ ne âhiret, ben ehl-i abâ’yım” beyti; Hacı Bektâş-ı Velî’nin “Eline-diline-beline sâhip ol” düstûru; Niyâzî Mısrî’nin “Cübbemde Tanrı bulduk, dünyâdan eyledim teberrî” Dîvânı; Aziz Mahmûd Hüdâyî’nin sultanlara nasîhatleri.
- Tasavvufî Istılâhlar: Zühd (dünyâya bağlı olmama); kanâat (azla yetinme); takvâ (Allâh’tan korunma); nefsâniyet (nefsin kötü dürtüleri); fakr (mânevî fakirlik); zenâneliği (gösteriş, kibir); marka budalası (çağdaş tâbir); kapitalist sistem vs İslâm sistemi; sünnet-i seniyye (Resûlullâh’ın yolu); palanlanma (zenginleşme, makâma çıkma).
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin İslâm liderliği, zühd ahlâkı ve marka tüketiciliği ekseninde verdiği — Hz. Ömer’in vâlî teftişi misâliyle taçlanan — sert bir derstir. Açılış noktası: Tâhâ 131’in “Başkasına verilene gözünü dikme” hükmü ve Resûlullâh’ın “Aşağıdakine bak, yukarıdakine değil” hadîsi. Yukarıya bakmak şükürsüzlüğe ve harâm-helâl şuûrunun erimesine yol açar. Sonra çağdaş bir bahis açılır: marka budalalığı ve moda manyağı. 10.000 liralık gömlek alanlar “kimliği oluşmamış” — Kur’ân-sünnet kimliği yerleşmemiş insanlar. Müslüman lider için ölçü daha da sertleşir: gösterişten-şâtâat-şatafattan kaçınmak. Asgarî ücretle yaşayan halka hitâp eden siyâsetçinin “İngiliz kraliyet âilesinin düğmeleri” gibi şeylerle ortaya çıkması yalancılıktır. Sohbetin merkezî hikâyesi Hz. Ömer’in vâlî teftişidir: “beyaz ekmekle bal şerbeti” ikrâmına Hz. Ömer’in cevabı — “Tebân’ın en fakîrinin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen yalancı zâlimin tekidir.” Bu ölçü dergâhın iç-yapısına da uygulanır: şeyh-zâkir-çavuş aynı yiyeceği yer. Bir kimsenin doğrucu mu yalancı mı olduğu “yolun başı-ortası-sonu arasındaki fark”a bakarak anlaşılır — palanlanınca tutumu nasıl değişti? Sohbet “Kapitalist sisteme göre mi, İslâm sistemine göre mi yaşayacaksın?” sorusu ile bağlanır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Müslümanların önünde bir lider bir önder hükmünde olan kimse örnek olmalı, gösterişten uzak durmalı | Video: YouTube | Seri: Devlet Yönetimi
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Silsile, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı