Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nasihatler ·

Ölümi hakkı ve hakikati, gerçek ile yalanı meydana çıkaracak

Mustafa Özbağ Efendi'nin nasihat sohbeti: Ölümi hakkı ve hakikati, gerçek ile yalanı meydana çıkaracak. Tasavvuf yolundakiler için mânevî nasihat ve ders.

Bu sohbette Mustafa Özbağ Efendi hazretleri “Tatlı yaşayan sonunda acı öldü; ten kaydında olan canını kurtaramadı” hükmü etrafında — tatlı yaşamanın harâmı harâm bilmemek, hevâ-hevesinin peşinde düşmek, harâm para-makâm-mevki-kazanç-rüşvet-kayırmacılığa dalıp “develer gibi yerden alıp gökten yiyen” tipler hâline gelmek olduğunu, bunların hevâ-hevesini ilâh edinmiş kimseler olduğunu, Âl-i İmrân Sûresi 14. âyetin “Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi; oysa bunlar sâdece dünyâ hayâtının geçici malıdır; varılacak güzel yer ise Allâh’ın katındadır” buyurduğunu, lüks araba ve lüks evin “süslü gösterildi” hükmüne dâhil olduğunu, Tirmizî’de “Ölüp de pişman olmayan yoktur, mutlaka herkes nedâmet duyar; iyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur” hadîsiyle iki pişmanlık çeşidini açıkladığını, kötü yolda olanın haksız kazanç-tecâvüz-mal-namus ihlâli-iftirâ-gıybet-yalan haber-makâmda zulüm ile pişmanlık yaşayacağını, “namuslu insanların namuslarına iftirâ atmak”ın yedi büyük günâh kebâirden biri olduğunu, zâkir-çavuş-şeyh-âlim diye dervişlere zulmedenlerin de bu hesâbı vereceğini, “Ben âlimim” deyip cebine kaç bin dolar koyup hadîslerin bir kısmının sahîh olmadığını söyleyenlerin, mezhepleri “bidat” diye reddedenlerin gencecik çocukların beyinlerini yıkadıklarını ve “şerden bir kapı araladıklarını”, oradan kaç kişi geçmişse hepsinden sorumlu olduklarını, ölümün hakkı ve hakîkati-gerçek ile yâlanı meydana çıkaracağını, zerre kadar hayrın karşılıksız zerre kadar şerrin cezâsız kalmayacağını (Zilzâl 7-8) ve tövbeyi terk edenin “kendini haklı gördüğü için şeytanın yolunu tuttuğunu” sertçe beyân etmektedir.


Tatlı Yaşayan Acı Ölür: Hevâ-Hevesi İlâh Edinme

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri sohbete sûfî edebiyâtının çok bilinen bir hükmüyle başlar: “Tatlı yaşayan sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Tatlı yaşamak ne? Harâmı harâm bilmemek. Hevâ-hevesinin peşinde düşmek. Harâm para, harâm makâm, harâm mevki, harâm kazanç, rüşvet, kayırmacılık odur budur. Bütün hepsi de ne? Hevâ-hevesini ilâh edinmiş.” Bu, Furkân Sûresi 43’ün doğrudan tezâhürüdür: “Kendi hevâsını ilâh edineni gördün mü?” Hevâyı ilâh edinmek, Allâh dışında bir mâbud belirlemek demektir.

Efendi hazretleri tatlı yaşayanın hayat tarzını çok hicivli bir dille tasvîr eder: “Develer gibi yerde alıp gökte yiyor. Bu ne? Bu tatlı yaşıyor. Bu nerede çalgı orada kalgı. Nerede akşam orada sabah. Geceler bizim olsun. Gündüzler sizin olsun. Tatlı yaşayan nasıl ölüyormuş? Acı ölüyormuş. Rabbim muhâfaza eylesin.” Devenin yerden ve gökten yemesi tasvîri, hevânın doyumsuz iştahını anlatır. “Çalgı-kalgı, akşam-sabah” çiftleri ise gece hayâtını romantize eden bir nesil tasvîridir.

Bu hâl Resûlullâh’ın “Dünyâ mü’minin zindânı, kâfirin cennetidir” hadîsinin (Müslim) zıt yüzüdür — kâfir bu dünyâda cenneti yaşar; ama âhirette cehennemi tadar. Mü’min ise dünyâda zindandadır; âhirette ise cennettedir.


Âl-i İmrân 14: Süslü Gösterilen Dünyâ Şehvetleri

Efendi hazretleri sohbetin merkezî âyetini açar: “Âl-i İmrân âyet 14: ‘Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar sâdece dünyâ hayâtının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise Allâh’ın katındadır.'” Âl-i İmrân 14’ün tam metni: “Zuyyine li’n-nâsi hubbu’ş-şehevâti mine’n-nisâi ve’l-benîne ve’l-kanâtîri’l-mukantarati mine’z-zehebi ve’l-fıddati ve’l-hayli’l-müsevvemeti ve’l-en’âmi ve’l-harsi; zâlike metâ’u’l-hayâti’d-dünyâ; vellâhu ‘indehû hüsnü’l-meâb” — Kadınlar, oğullar, yığın yığın altın-gümüşler, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi şehevî varlık sevgisi insanlara süslü gösterildi; halbuki bunlar dünyâ hayâtının fânî menfaatleridir. Asıl varılacak güzel yer Allâh’ın katındadır.

Efendi hazretleri âyetin pratik tatbîkini yapar — günümüzün “kantar kantar altın-gümüşü”nün karşılığını verir: “O zaman hevâ ve hevesini uydun sen. Lüks araba süslü gösterildi, lüks evler süslü gösterildi. Sen bütün ihtiyâcın olmadığı hâlde boyna her şeyi harâm demeden, yasak demeden biriktirdin, dolapı pıkıştırdın. Oradan rüşvetler aldın. Oradan bilmem neler aldın. Oradan üç kâğıtçılık yaptın. Başka yerden beş kâğıtçılık yaptın. Tâbiri câizse köşeye döndün kısa yoldan.” Lüks araba, lüks ev — Âl-i İmrân 14’ün modern muâdilleri.

Efendi hazretleri sonucu bağlar: “Dünyâ hayâtı sana süslü gösterildi. Sen de ona kandın ve tatlı yaşadın. Ama ölümün çok acı olacak. Acı öldü. Neden acı öldü? Çünkü o dünyâ hayâtını harâm-helâl bakmadan yaşadı.” Acı ölüm, hayâtın “harâm-helâl”e bakmadan yaşanmış olmasının doğal netîcesidir. Ölüm âcısı bedensel değil — yaşananı geri çekemenin acısıdır.


Tirmizî Hadîsi: Ölüp Pişman Olmayan Yoktur — İki Çeşit Nedâmet

Efendi hazretleri sohbetin merkezî hadîsini Tirmizî’den nakleder: “Hadîs-i şerîf Tirmizî’den. ‘Ölüp de pişman olmayan yoktur. Mutlaka herkes nedâmet duyar. İyi yolda olan, hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, nedâmet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur, nedâmet duyar.'” Bu hadîs Tirmizî, Zühd 17’de ve İmâm Ahmed’in Müsned’inde geçer; iki çeşit pişmanlığı ortaya koyar.

Efendi hazretleri “iyi yolda gidenin pişmanlığı”nı ayrıntılı sıralar: “Daha fazla zikretmedim. Daha fazla Allâh yolunda koşmadım. Daha fazla hayır-hasenât etmedim. Daha fazla iyilik yapmam gerekirdi. Daha fazla faydalı olmam gerekirdi. Daha fazla insanlara faydalı işler içerisinde olmalıydım. Daha fazla nefsimi terbiye etmeliydim. Daha fazla insanlarla iyi geçinip Allâh yolunda koşuşturmalıydım.” Sekiz pişmanlık kalemi: zikir, hizmet, hayır, iyilik, fayda, sosyal hizmet, nefs terbiyesi, beraberlik. Hepsi de “daha fazla” yapmadığının pişmanlığı.

Sonra “kötü yolda gidenin pişmanlığı”nı dramatize eder: “O da diyecek ki, ‘Tüh, bana söylediler. Âhiret var dediler. Hesap var, kitâp var dediler. Ama ben kötülükten kendimi alıkoymadım. Ben harâmlardan kendimi alıkoymadım. Ben milletin canını yakmaktan kendimi alıkoymadım. Ben insanlara haksızlık yapmaktan kendimi alamadım. Para tatlı geldi.'” “Tüh” ünlemi — kıyâmet gününde sıkça duyulacak olan pişmanlık nidâsı; “yâ haserâ alâ mâ ferrattu fî cenbillâh” (Zümer 56) — Allâh’ın yanında ihmâl ettiklerimin pişmanlığı.


Zulüm Listesi: Tecâvüz, Mal Çalmak, İftirâ, Gıybet, Yalan Haber

Efendi hazretleri pişmanlık duyacak kötü yolda gidenin işlediği zulümleri çok detaylı sıralar: “Bir başkasının canını yaktın. Bir başkasının malına, namusuna, şerefine, haysiyetine göz diktin. Kalktın günahsız bir kadına tecâvüz ettin. Kalktın elin kadınına, kızına tecâvüz ettin. Kalktın bir başkasının malını çaldın. Başkasının malını üttün. Başkasının hakkını üttün. Gittin üç kâğıt yaptın, beş kâğıt ettin. Gittin birisinin evini bozdun. Gittin iftirâ attın.” Bu, kebâir (büyük günâhlar) listesinin uygulamalı versiyonudur — adam öldürme, tecâvüz, hırsızlık, dolandırıcılık, evlilik bozma, iftirâ.

Efendi hazretleri yalan haberciliğin de pişmanlık konusu olduğunu vurgular — çağdaş bir suç: “Sana dediler ki, ‘Al bu 20.000 lira, bunun hakkında yanlış haber yap’ dediler. Yaptın. Sana ‘al’ dediler ‘100.000 lira, böyle bir haber yap’ dediler. Dizayn ettin masa başında. Öyle haber yaptın. Bunların var ya, mahşerdeki yakaları bir araya gelmeyecek.” Yalan haber-yapan, “ücretli iftirâcı” — modern medyada görülen bir tipoloji.

Efendi hazretleri namuslu insana iftirâ atmanın hükmünü açıklar: “Kalktın namuslu insanların namuslarına iftirâ attın. Namuslu insanın namusuna iftirâ atmak yedi büyük günâh kebâirden birisi. Ve tövbe etmedin, helâlleşmedin.” Bu, Nûr Sûresi 4-5 ile Nûr 23’ün hükmüdür: “İffetli, hâbersiz, mü’min kadınlara iftirâ atanlar dünyâda da âhirette de lânetlenmişlerdir, onlara büyük bir azâp vardır.” Bu iftirâ “kazf” denir; cezâsı 80 sopa ve şâhitliğinin reddidir.


Makâm Zulmü ve Dînî Görevde Adâletsizlik

Efendi hazretleri makâmda zulmü çok hassas bir tabloyla anlatır: “Neredesin? Bir makâmdasın. Hükmediyorsun. Haksız hükmettin. Hukûksuz hükmettin. İnsanların hakkını yedin. Araştırmadın. Makâmının yerini getirmedin. Tövbe de etmedin. En büyük pişmanlık sende.” Makâm-sâhibinin pişmanlığı, sıradan kimsenin pişmanlığından daha büyüktür — çünkü etkisi daha geniş, sorumluluğu daha ağırdır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mes’ûlsünüz” (Buhârî, Müslim).

Efendi hazretleri dergâh içi vazîfelerde de zulmün olabileceğini hatırlatır: “Ben zâkirim dedin, zulmettin derviş kardeşe. Ben çavuşum dedin, zulmettin. Ben şeyhim dedin, zulmettin. Ben âlimim dedin, zulmettin.” Tasavvuf yolunda makâm-zulüm hâlâ vâkîdir; “şeyhim, zâkirim” diyerek dervişlere yapılan haksızlıklar da hesâb edilecektir.

“Âlim” diye saklanan zulümün belki en sinsisi olduğunu Efendi hazretleri tasvîr eder: “Ben âlimim dedin. Gerçeği sakladın. Âyet-i kerîmeyi eğdin, büktün. Ben âlimim dedin. Senin cebine bilmem kaç bin dolar koydular. Kalktın dedin ki ‘hadîslerin bir kısmı sahîh değil.’ Sen ilahiyâtı bitirdin. Geldin hadîs inkârcısı oldun. Gencecik çocukların beyinlerini yıkadın. ‘Hadîsler sahîh değil’ dedin. ‘Allâh’ın böyle âyeti olamaz’ dedin. ‘Mezhep neymiş ya. Bunlar sonradan çıktı. Bid’at bunlar’ dedin. Şerden bir kapı araladın. Oradan kaç kişi geçtiyse hepsinden sorumlusun.” Bu, Resûlullâh’ın “Kim güzel bir çığır açarsa hem onun ücreti hem de onun arkasından gidenlerin ücreti onundur. Kim de kötü bir çığır açarsa hem onun günâhı hem de onun arkasından gidenlerin günâhı onundur” hadîsiyle açılan büyük sorumluluk kapısıdır (Müslim, Zekât 69).


Ölüm Hakkı ve Yâlanı Meydana Çıkaracak — Zerre Kadar Hayır da Şer de

Sohbetin merkezî hükmü ölümün ifşâ edici hâlidir: “Ölüm hakkı ve hakîkati, gerçekle yâlanı meydana çıkaracak. Çünkü onu durduramayacaksın sen. Ölümü durduracak hiç kimse yok. Hiçbir şey yok. Ölüm seni yakalayacak. Ölüm seni yakalayınca da seni hesâba çekecek olan var. Hesâba çekecek olan var.” Ölüm bir filtreleme cihâzıdır — gerçekleri kabuktan ayırır. “Gerçek-yâlan” diyalektiği ölümle çözülür.

Efendi hazretleri Zilzâl Sûresi 7-8’in nükilâbâbet hükmünü hatırlatır: “‘Min zerreten hayren yara. Min zerreten şerren yara.’ Zerrece hayır yapanın hayrı karşılıksız değil. Zerrece şer işleyenin şerri cezâsız değil.” Zilzâl 7-8’in tam metni: “Femen ya’mel miskâle zerretin hayren yara, ve men ya’mel miskâle zerretin şerren yara” — Kim zerre kadar bir hayır yaparsa onu görür; kim zerre kadar bir şer işlerse onu da görür. Bu iki âyet, kıyâmet hesâbının en kesin tarîfidir.

Sohbetin nihâî hükmü tövbenin terkini şeytanın yolu olarak gösterir: “Sen tövbeyi de bıraktın. Neden? Kendini haklı gördün. Çünkü sen şeytanın yolunu tuttun.” Şeytan’ın özelliği “Ben Âdem’den hayırlıyım” (A’râf 12) demesidir — kendini haklı görme, üstün görme. Tövbe etmeyen kişi, içinden farkında olmadan İblîsleşir.

Efendi hazretleri ana-baba zulmü için de aynı hesâbın olduğunu söyler: “Ben babayım deyip de çocuğuna zulmedemezsin. Küçücük çocuğu dövemezsin. Baba sen, onun babasısın. Onun hesâbını vereceksin. Ben anneyim deyip de çocuğuna zulmedemezsin. Onun hesâbını vereceksin. Çünkü çocuk anne ve babasından hesâp sorduğu zaman, anne ve babasının yakasından tuttuğu zaman…” Çocuk-âile içi şiddet, “ben babayım” mâzeretiyle örtülemeyecek bir günâhtır.


Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm — Dünyâ Süsü ve Hesâb: Âl-i İmrân 14 (“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi”); Hadîd 20 (“Bilin ki dünyâ hayâtı bir oyun, eğlence, süs, aranızda öğünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibârettir”); Furkân 43 (“Kendi hevâsını ilâh edineni gördün mü?”); Câsiye 23 (“Hevâsını ilâh edinen ve Allâh’ın bir bilgi üzere saptırdığını gördün mü?”); Tegâbün 14-15 (“Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır”).
  • Kur’ân-ı Kerîm — Pişmanlık ve Hesâb: Zümer 56 (“Yâ haserâ alâ mâ ferrattu fî cenbillâh — yazıklar olsun bana, Allâh’ın yanında nasıl da ihmâlkâr davrandım”); Zilzâl 7-8 (“Kim zerre kadar bir hayır yaparsa onu görür; kim zerre kadar bir şer işlerse onu da görür”); Mü’minûn 99-100 (“Sonunda onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘Rabbim, beni geri döndür’ der”); Sebe 51 (“Eğer onların korkup kaçışlarını bir görseydin”); Fâtır 37 (“Bizi çıkar, sâlih amel işleyelim”).
  • Kur’ân-ı Kerîm — İftirâ ve Yalan: Nûr 4 (“İffetli kadınlara iftirâ edip de sonra dört şâhid getiremeyenlere seksen sopa vurun”); Nûr 23 (“Hâbersiz, iffetli, mü’min kadınlara iftirâ atanlar dünyâda da âhirette de lânetlenmişlerdir”); Hucurât 12 (“Birinizin diğerinizi gıybet etmesin; sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”); Hucurât 6 (“Ey îmân edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse araştırın”).
  • Hadîs-i Şerîfler — Pişmanlık: “Ölüp de pişman olmayan yoktur; iyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur” (Tirmizî, Zühd 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned); “Akıllı kişi nefsini hesâba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır; âciz kişi nefsini hevâsına uyduran ve Allâh’tan dilekler dileyendir” (Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 25); “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlarda aldanır: sıhhat ve boş vakit” (Buhârî, Rikâk 1).
  • Hadîs-i Şerîfler — Çığır Açmak: “Kim güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açarsa hem onun ücreti hem de arkasından gidenlerin ücreti onundur. Kim de kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açarsa hem onun günâhı hem de arkasından gidenlerin günâhı onundur” (Müslim, Zekât 69; Ahmed b. Hanbel); “Çobanlık-mes’ûliyet hadîsi”: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mes’ûlsünüz” (Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâret 20); “Yedi büyük günâh — kebâirler” hadîsi (Buhârî, Vasâyâ 23; Müslim, Îmân 144 — şirk, sihir, haksız adam öldürme, yetim malı yemek, ribâ, savaştan kaçmak, iffetli kadına iftirâ).
  • Hadîs-i Şerîfler — Tövbe ve Helâlleşme: “Kim üzerinde kardeşinin hakkı bulunarak ölürse, dirhem ve dînâr bulunmadığı zaman onun hayır sevâplarından alınır verilir; sevâbı bitince hak sâhibinin günâhından bu kişiye yüklenir” (Buhârî, Mezâlim 10 — Müflis hadîsi); “Üç kişi vardır ki Allâh kıyâmet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz” (Buhârî, Şehâdât 22; Müslim, Îmân 171); “Tövbe-i Nasûh hadîsleri” (Tirmizî, Sıfatu’l-Cenne; Müslim, Tövbe).
  • Tasavvufî Edebiyât — Tatlı Yaşamak: Yûnus Emre’nin “Bu dünyâda nice nice nesneye buldum gönlümü; ben bu fânî dünyâdan geçtim, gönlüm sana, ey ulu” beyitleri; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin “Bu dünyâ konaktır, biz yolcularız; bu dünyâ aldanma yeridir” sözü; Hacı Bektâş-ı Velî’nin “İncinsen de incitme” prensibi; Niyâzî Mısrî’nin “Mefharûs Sıdâ” Dîvânı’ndaki dünyâ sevgisi nutkuları; “Tatlı yaşayan acı ölür, acı yaşayan tatlı ölür” sûfî meseli.
  • Tasavvufî Istılâhlar: Hevâ-yı nefs (nefsin arzûsu); ten kaydı (bedenin esâreti); kebâir (büyük günâhlar); kazf (iftirâ — özellikle iffetsizlik iftirâsı); süslü gösterilme (zînet); helâlleşme (kul hakkından âzâd olma); tövbe-i nasûh (samîmî tövbe — Tahrîm 8); pişmanlık (nedâmet); şer kapısı açmak (sünnet-i seyyie — kötü çığır).
  • Hadîs İnkârcılığı ve Mezhep Reddi: Bediüzzaman Said Nursî’nin “Mektûbât” ve “Lemeâlar”da hadîs-i şerîf değerinin müdâfaası; Mehmet Akif’in “Safahât”ta “ezvâcüh-tâgut” eleştirisi; İmâm Şâfi’î “Risâle”sinde Sünnetin hücceti; “Sünneti reddedenler dînin yarısını reddederler” bahsi; “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat” tasavvuru — dört mezhebin sahîh hâli.
  • Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi.

Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı

Bu sohbet Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin Ölüm-pişmanlık-hesâb ekseninde dünyâ-âhiret tefekkürü ekseninde verdiği yoğun bir derstir. Açılış noktası: “tatlı yaşayan acı ölür” hükmünün tefsîri — harâmı harâm bilmemek, hevâyı ilâh edinmek, harâm para-makâm-rüşvet-kayırmacılık. Âl-i İmrân 14’ün “kantar kantar altın-gümüş, besili atlar” tasvîri çağdaş “lüks araba-lüks ev”in muâdili olarak yorumlanır. Sonra Tirmizî’nin meşhûr hadîsi merkezî mihver olur: “Ölüp de pişman olmayan yoktur; iyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için, kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığından pişman olur.” İki çeşit pişmanlık tafsîlen sıralanır. Kötü yolda olanın pişmanlık konuları çok detaylı sayılır: tecâvüz, mal çalmak, dolandırıcılık, evlilik bozma, iftirâ, gıybet, paralı yalan haber-yapımı, makâmda zulüm, dergâh-içi zulüm (zâkir-çavuş-şeyh-âlim), hadîs inkârcılığı ve mezhep reddi (önceki sohbetle bağlantılı şekilde), gencecik çocukların beyinlerinin yıkanması — “şer kapısı”nın açılması. Sohbetin merkezî hükmü: “Ölüm hakkı ve hakîkati, gerçek ile yâlanı meydana çıkaracak” — ölüm bir filtreleme cihâzıdır. Zilzâl 7-8 ile bağlanır: “zerre kadar hayrın da şerrin de hesâbı görülecek“. Sohbetin son hükmü: “Tövbeyi terk eden kendini haklı gördüğü için şeytanın yolunu tutmuştur” — tövbenin reddi, İblisleşmenin yoldur.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Ölümi hakkı ve hakîkati, gerçek ile yâlanı meydana çıkaracak | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri

Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Hakîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı