Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin, âmin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, âmin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, âmin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin, âmin. Rabbim, nerde Ümmet-i Muhammed’e zulmedenler varsa, zulmeden zalimlerden, Cenâb-ı Hak Ümmeti Muhammed’in intikamını alsın, âmin. israil’i dağıtsın, perişan eylesin, âmin. Destekçilerini dağıtsın, perişan eylesin, âmin. Rabbim, memleketimizi her türlü yangın afetinden, sel afetinden, deprem afetinden, dinsizlik afetinden, ahlaksızlık afetinden, faiz afetinden, rüşvet afetinden, haksızlık, adaletsizlik afetinden ülkemizi korusun, muhafaza eylesin, âmin. Rabbim, tüm afetlerden bizleri korusun, âmin. Ecmain. Geçen hafta: “Ey Bilal, gönlüne nefh ettiğim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücelt.” Burayı en son okumuştuk, inşallah sonraki beyitten devam ediyoruz:
“Adem’i bile kendinden geçiren, gök ehlinin bile akıllarını hayrete dü-
şüren o nefha ile sesini yükselt, buyurdu.”
Nefha, Arapça bir kelime; sözcüğün anlamı rüzgar, bazı yerlerde de nefes anlamına geliyor. Hani sufilerin böyle “Yunus Emre’den bir nefes okuyalım” veya “Yunus Emre’den bir nefha okuyalım” dedikleri şey, yani evliya-i kibarın sözlerini nefes olarak nitelendirmişler eskiler. Aslında o nefha, nefhadan nefese geçmiş mesele, o yüzden, hani bir nefes, bir rüzgar… Bunun mecaz anlamı; kula hayat veren, kula nefes veren manasında. O normalde genelde bizim divan edebiyatımızda çokça kullanılan bir sözcük. Genelde
aşk, sevgi, muhabbet deyince insanın sevdiğinden, hani işte “bir nefha, bir nebze de olsa bana göster ki” dediğinde bir nefha yani “bana bir nefes ver, bir nefes ver ki ben hayata tutunayım, bir nefes ver ki ben kendime geleyim” manalarında divan şiirinde çokça kullanılır nefha kelimesi. Tabii, bunlar böyle bizim ne yazık ki dilimiz değişince bu nefha kelimesinin karşılığı bizde sadece bir nefes olarak geçmiş ama nefha aynı zamanda da koku manasına da gelir. Hani “bir geçseydin gözümün önünden de bir nefhanı alsaydım, alsaydım da ciğerlerimi senin nefhan ile doldursaydım ve kenarına bir kendimce bir depo yapsaydım ve her aklıma gelişinde o ciğerime depoladığım ordan bir nefha çekseydim” gibi. Ben attım, tuttu mu tutmadı mı önemli değil. Bunun gibi nefha burda koku hükmüne geçti. Yani ne yaptı? O sevgili, bir kez onun gözünün önünden geçince, onun bütün kokusunu içine çekti, içine çekti ve ciğerlerinin en ücra köşelerine kadar o kokuyu ne yaptı? Depoladı ve lazım oldukça döndü, kendi ciğerinden sevgilinin kokusunu aldı. Veyahut da “gittim gül bahçesine, her gülün yaprağında seni gördü gözlerim ve dayanamadım, kokladıkça kokladım, kokladıkça kokladım.” Biz şimdi Türkçesini söyledik ama öbür türlü ne yapacak? “Dayandım gülün yaprağına, bir nefha çektim, ondan bir nefha çektim, dediğinde onu kokladım demek. Şimdi nefha kullanıldığı yere göre koku, güzel koku; kullanıldığı yere göre bir rüzgar; kullanıldığı yere göre ne? Bir nefes.
O zaman mesela kullanıldığı yere göre israfil’in suru örneğin, o da bir nefes çünkü. israfil’in suru da nefes. O zaman birinci sur ona da nefha denilebilir, ikinci sur ona da nefha denilebilir. Çünkü israfil de üfleyecek, nefes verecek. Hani bunu bu noktada tarif ederken, elinde bir borazan gibi bir şey, işte üfleyecek, bütün her şey, birinci üflemede, birinci nefhada bütün varlıkların canları alınacak. ikinci nefhada, kendisinin de canı alınacak. Üçüncü nefha, Cenâb-ı Hak israfil’i yeniden yaratacak, üçüncü nefhada ne yapacak? Yeniden her şey dirilecek. Bu da nefha burda ne olmuş oldu? Burada normalde rüzgar hükmüne geçti ama yine nefha orda ne olarak da geçiyor? Mesela Hicr Suresi, ayet 29: “Adem’in yaratılışını tamamlayıp ruhumdan ona üflediğim zaman.” Ruhumdan ona üflediğim zaman, yani burda da o üfleme ayet-i kerimede nefha olarak geçiyor. Enteresan bir şey ve o zaman Hazret-i Pir: “Adem’i bile kendinden geçiren, gök halkının, gök ehlinin bile aklını hayrete düşüren o nefha ile sesini yükselt” buyurdu. O zaman Adem’i kendinden geçiren ne? Cenâb-ı Hakk’ın ona kendi nefsinden, kendi ruhundan ve nurundan üflemesi. Adem’e kendi ruhundan ve nurundan üfledi, ondan sonra da dedi ki meleklere ne soracaksanız Adem’e sorun dedi. Ne soracaksanız Adem’e sorun deyince, gök halkının aklı gitti, hayret ettiler çünkü hani şeytan gelip Adem’in topraktan olan
protipine vuruyordu, tekmeliyordu, tın tın ses geliyordu, diyordu ki, “hani buna mı secde edeceğiz biz?” Çünkü ondan tın tın ses geliyordu. Gök halkı ona Cenâb-ı Hak üfleyince, kendi ruhundan ve nurundan, gök halkı da ne yaptı? Hayrete düştü. Adem de ne oldu? Kendinden geçti.” Adem, yaratılışın o tadını buldu. Böyle olunca Adem, Adem oldu. Neyle? Cenâb-ı Hakk’ın kendi ruhundan üflemesiyle. Demek ki öyle nefesler vardır ki insanı kendinden geçirir; öyle sözler vardır ki o sözler insanı kendinden geçirir. Hani cinni taifesi ayet-i kerim, Kur’an-ı Kerim okununca kendilerinden geçtiler veyahut da Hazret-i Ömer Efendimiz, Kur’an-ı Kerim’i normalde dışardan dinledi. Dışardan dinleyince kendinden geçti; bakın, kendinden geçti ve o kendinden geçişiyle beraber sinirlendi, nefsine uydu. Hazreti Muhammedi Mustafa’yı öldürmeye gitti ama onun cemalini görünce orda ikinci kendinden geçişi yaşadı ve Müslüman oldu. O zaman öyle nefha, öyle bir söz vardır ki öyle nefes vardır, şifa olur; öyle bir nefes orda söze işarettir. O söz, ona nasihat olur. Veyahut da bir bakış; o nefha, yani rüzgar gibi veyahut da bir nefes gibi gelir. Bir bakış insanı kendinden geçirir. “Bir bakış baktın, kalbimi yaktın.” Hani bir bakış baktı, kalbini yaktı ve komple hem bir bakış bakması aynı zamanda müteşabih, kalbini yakması da müteşabih. Kalp yanar mı, yanmaz ama bu noktada ne yaptı? Müteşabih; kalbi yandı. Yani o zaman nefha dediğimizde bir bakış nefha yerine geçer, bir söz nefha yerine geçer, bir kelime, bir cümle nefha yerine geçer. Bir nefes, bildiğin “hu” demek, nefha yerine geçer. O zaman nefha dediğimizde kelimenin kullanıldığı yere göre anlamı değişecek.
“Mustafa (s.a.v) , o güzel sesle kendinden geçti. Taris gecesinde na-
Taris, yine Arap dilinde bir yolcunun dinlenmek için, uyumak için sabaha karşı bir yerde mola vermesi. Bu, böyle uzun yola çıkanlar, sefere çıkanlar, bilhassa Müslümanlar, gece yolculuğu yaparlar. Hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem Hazretleri, “Gece yolculuğu yapınız, gece yollar dürülür” der. Gerçekten de gündüz beş saatte gittiğin yeri, gece iki saatte, iki buçuk saatte gidebiliyorsun. Bu tabi biraz da o kimsenin performansına ve bineğine bağlı. Amma ve lakin yani normalde gece yolculuğu bu konuda daha rahattır ya da ben rahat ediyorum. Hadis-i şerifte de “Gece yolculuğu yapınız, gece yollar dürülür” der. işte taris gecesi de bu; birkaç zaman tecelli eden, hani seferlerde tecelli eden gece yani normalde serinlikten istifade ediyorlar genelde Araplar veyahut da sıcak iklimde bulunanlar, serinlikten istifade ederler. Akşamüstü saat 5-6 gibi yola çıkarlar, bütün gece yol yaparlar, seher vakti dinlenirler ondan sonra hatta bütün gündüz de dinlenirler. Bu, oranın mevsimsel bir hareketi, mevsimsel bir olgusu.
işte normalde bazen de böyle düşmanı gafil avlamak için gece baskını yapmak için de gece yolculuk yapılır. Gece baskınları yapılır. Mesela Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri oraya bir tabiri caizse, gözcü gönderir. O gözcü bakar, orda minare var mı yok mu? Sabah namazını beklerler; sabah ezanı burda okunacak mı okunmayacak mı diye.
işte böyle bir gazve esnasında, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün gece yürüyorlar. Bütün gece yürüdükleri zaman sabaha karşı bir menzilde konaklıyorlar ve sabah namazını beklerken, ne yazık ki bütün ashab uyuyup kalıyor. Tabi burda normalde Bilal-i Habeşî’ye rivayetlerde öyle çünkü “sabah namazımız sana ait, yani sen bizi sabah namazına uyandır” diye bir ibare var ama ne yazık ki Ebu Hureyre naklediyor bu hadis-i şerifi. “Bizim için bu geceyi sen koru” buyuruyor çünkü herkesin uykusu var. Bilal-i Habeşî de hani ezan okuyan müezzin, öyle olunca o da kendi devesine yaslanıyor, yatmıyor. Devesine yaslanıyor ama Bilal-i Habeşî de uyuyup kalıyor. Bu sefer hani birinci fecir, ikinci fecir, bunların hepsi de geçiyor. Güneş biraz çıkıyor, güneşin onları ısıtmasıyla, güneşin onları yakmasıyla uyanıyorlar. Tabi Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir sayha atıyor, hani Bilal-i Habeşî diye sesleniyor. Ondan sonra, velhasıl kelam o gün kazaya çıkan, gazveye çıkan bütün sahabe orda uyumuş oluyor. Uyuyunca hepsi de uyandığında Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri hepsini kaldırıyor. Hiç kimse bineğine binmiyor, herkes bineğinin çilbirinden, yularından tutuyor, bir müddet daha yürüyorlar. Yani bir müddet daha yürüdükten sonra Bilal-i Habeşi’ye ezan okutuyor. Bilal-i Habeşi’ye ezan okuttuktan sonra kamet getittiriyor, ezanı okutuyor. Ben bunu kısa kısa kesiyorum; hadis kitaplarında bunları bulabilirsiniz. Ezanı okutuyor. Normalde sünnet namazı nafile yani sabah namazının sünnetini kılıyor Hazreti Peygamber ve ilan ediyor: “Sünnetini kılanlar yine kılsınlar.” Yani namazın vakti gecikti diye sabah namazının sünnetini terk etmiyorlar. Bu yüzden Hanefiler derler ki, sabah namazının sünneti vacibe yakın; bazıları vacip der.
Yani kaçırdınız sabah namazının vaktini, işte saat sekiz oldu, dokuz oldu, on oldu; neyse, kendinizce bir rahatsızlık veyahut da tembelliğinizi öne sürdünüz, sabah namazı vaktinde kılınmadı. Sabah namazının sünnetini kılacaksın, ondan sonra da farzını kılacaksınız ve sabah namazını normalde ezan okunmayan bir yerdeyseniz, ezanı kendiniz okuyacaksınız. Yani sahraya çıktınız, sahradasınız, ezan duyulmayacak bir yerdesiniz; o zaman ezan okuyacaksınız. Ardından sünneti kılıp kametleyip öyle namazı, sabah namazını eda edeceksiniz veya evinizdesiniz. Evinizde ezan duyuluyor, ezan duyuluyorsa ezan okumak zorunda değilsiniz ama ezan okursanız evinizde
nur alâ nur olur. Hatta bunu böyle canlı, ev halkı da duyacak şekilde sabah namazını okuyabilirsiniz ezanı. Hatta apartman duyacak şekilde de okuyabilirsiniz. En fazla sizi şikayet ederler, “Bu arkadaş burada gürültü yapıyor,” diye. Ondan sonra hatta normalde minarelerden çıkan ezan seslerinden artık rahatsızlık duyuyor kafirler. Rahatsızlık duyunca da şikayet ediyorlar; diyorlar ki bu ezanın sesinden rahatsızlık duyuyoruz biz ama siz bir Hristiyan ibadetinin yapıldığı kilise çanından rahatsızlık duyduğunuza dair bir şikayette bulunamazsınız. Bulunursanız zaten sizi çarmıha gererler isa niyetine. işte normalde böyle ezan okunmayan, sabah namazı apartmanlarda ezan okumak da bir cihattır; evinizde ezan okumak cihattır ama bunu malum, erkekler okuyacaklar ama okuyacağınız zaman dikkatli olun, kafanıza tencere, tava, bardak, çanak gelmesin. Olabilir “Ne rahatsız ediyorsun? Senin namazından ben rahatsız olmak zorunda mıyım?” deyip kafana dangadak diye bir tava ya da bir kepçe gelebilir. Olabilir, insanlık hali bu. Böyle bir şey de yaşayabilirsiniz. Herkes Mehmet olmak zorunda değil. Mehmet’e böyle bir şey yaşanmaz herhalde, değil mi Mehmet? Böyle bir şey olabilir mi ya sende, mümkün mü ya? Yoksa sancağı alıp “Allah Allah!” nidalarıyla nerde duracağı belli değil Mehmet’in. Bütün mahalle seni dinliyor. Tamam. Allah iyi etsin inşallah.
Ezanı okutuyor Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve sellem . Sünnetlerini kılıyor. Sahabe ardından kamet getiriyor. Bazı çevirilerde “kaza kıldı” deniyor; hadis-i şerifin metninde “kaza” ibaresi yok. Buranın altını çizmek istiyorum. Böyle bir ibare yok diye de sabah namazını es geçmeyin. “Ya, uyandığımda kılarım, nasıl olsa Mustafa Bey böyle dedi,” kolaylaştırınız diye de hadis-i şerif var zaten. E, ne yapalım yani? “Sabah namazını da vaktinde kılmak için uğraşmayalım,” böyle bir şey yok. Sabah namazını vaktinde kılmak gerçekten dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir, diyor. Sünnetiyle alakalı Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve sellem Hazretleri, sabah namazını sünnetiyle… Artık farzını siz düşünün. Sünneti dünya ve içindekilerden kıymetliyse sabah namazının sünneti, farzını düşünemeyiz artık. Rabbim bizi namazı vaktinde kılanlardan eylesin, amin. işte böyle namazı kıldıktan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Taha Suresi ayet 14’ü okuyor: “Şüphesiz ki ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et, beni anmak için namaz kıl.” Bakın, burada “beni anmak için namaz” diyor. Bu ayet-i kerimeyi tekrar tekrar başka yerlerden de baktım. “Beni anmak için namaz kıl.” Bak, namazı ayırt etmiş burada. O zaman o kimse ne yapacak? “Ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilah yok, o halde bana ibadet et, namaz kıl.” O zaman bu, Müslim’de, Ebu Davud’da,
ibn Mace’de ve Beyhaki’de geçiyor. Bu ayet-i kerimeyi okuyor. Sabah namazı ile alakalı işte yine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: “Kim bir namazı unutursa, onu…”Çilbiri yularından tutuyor. Bir müddet daha yürüyorlar. Yani bir müddet daha yürüdükten sonra Bilal-i Habeşi’ye ezan okutuyor. Bilal-i Habeşi’ye ezan okuttuktan sonra kamet getiriyor. “Ezanı okuttum” diyor. Ben bunu kısa kısa kesiyorum, hadis kitaplarında bunları bulabilirsiniz.
Ezanı okutuyor. Normalde sünnet namazı, nafiledir. Yani, sabah namazının sünnetini Hazreti Peygamber kılıyor ve ilan ediyor: “Sünnetini kılanlar yine kılsınlar.” Yani, namazın vakti gecikti diye sabah namazının sünnetini terk etmiyorlar. Bu yüzden Hanefiler, sabah namazının sünnetinin vacibe yakın olduğunu söyler; bazıları ise vacip der. Yani, sabah namazını kaçırdınız, vakti geçti; saat 8 oldu, 9 oldu, 10 oldu. Neyse, kendinizce kendi rahatsızlıklarınızı öne sürdünüz veya tembelliğinizi bahane ettiniz; sabah namazı vaktinde kılınmadı. Sabah namazının sünnetini kılacaksınız, ondan sonra da farzını kılacaksınız. Sabah namazı, normalde ezan okunmayan bir yerdeyseniz, ezanı kendiniz okuyacaksınız. Yani, sahraya çıktınız, ezanın duyulmayacağı bir yerdesiniz; o zaman ezan okuyacaksınız. Ardından sünneti kılıp kametle sabah namazını eda edeceksiniz. Veya evinizde ezan okuyabilirsiniz. Hatta bunu ev halkı duyacak şekilde yapabilirsiniz. Apartmanda duyulacak şekilde okursanız, en fazla sizi polise şikayet ederler: “Bu arkadaş burada gürültü yapıyor” diye. Normalde minarelerden çıkan ezan seslerinden rahatsız olanlar var. Kâfirler, rahatsız olunca şikayet ediyorlar; “Ezanın sesinden rahatsız oluyoruz” diyorlar. Ama siz, Hristiyan ibadetinin yapıldığı bir kilisenin çanından rahatsız olup şikayette bulunsanız, sizi çarmıha gererler. işte, normalde böyle apartmanlarda sabah namazı kılınmıyorsa, ezan okumak da bir cihattır. Evinizde ezan okumak da cihattır. Ancak bunu malum erkekler okuyacak. Ama okuyacağınız zaman dikkatli olun; kafanıza tencere, tava, bardak gelmesin. “Ne rahatsız ediyorsun? Senin namazından ben rahatsız olmak zorunda mıyım?” deyip kafanıza bir tava ya da bir kepçe gelebilir. Olabilir, insanlık hali, böyle bir şey de yaşayabilirsiniz. Herkes Mehmet olmak zorunda değil. Mehmet’e böyle bir şey yaşanmaz herhalde, değil mi Mehmet? Böyle bir şey olabilir mi? Mümkün mü? Yoksa sancağı alıp “Allah Allah!” diyerek mahallenin ortasına mı çıkar? Allah iyi etsin inşallah. Ezanı okutuyor, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem , sünnetlerini kılıyor sahabe, ardından kamet getiriyor, kamet getiriyor, bazı çevirilerde, “kaza kıldı” diyor. Hadis-i şerifin metninde kaza yok, kaza ibaresi yok. Buranın altını çizmek istiyorum. Ha böyle bir ibare
yok diye de sabah namazını taca atmayın. “Ya uyandığımda kılarım, nasıl olsa Mustafa Özbağ böyle dedi, kolaylaştırınız diye de hadisi şerif var zaten dedi. Ne yapalım yani ya, sabah namazını vaktinde kılmak için uğraşmayalım!” Böyle bir şey yok.
Sabah namazını vaktinde kılmak gerçekten dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir diyor sünnetiyle alakalı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Sabah namazının sünneti hakkında, artık farzını siz düşünün. Sünneti dünya ve içindekilerden kıymetliyse sabah namazının sünneti farzını düşünemeyiz artık. Rabbim bizi namazı vaktinde kılanlardan eylesin, amin. işte böyle namazı kıldıktan sonra Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Taha Suresi ayet on dördü okuyor: “Şüphesiz ki ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et, beni anmak için namaz kıl.” Bakın, burda namazın önüne ‘beni anmak için namaz’, buna, bu ayeti kerimeye tekrar tekrar başka yerlerden de baktım. ‘Beni anmak için namaz kıl.’ Bak namazı ayırt etmiş burada. O zaman o kimse ne yapacak, “Ben Allah’ım, benden başka hiçbir ilah yok. O halde bana ibadet et, namaz kıl.” O zaman; bu Müslim’de, Ebu Davud’da ibn Mace’de ve Beyhakî’de geçiyor, bu ayet-i kerimeyi okuyor, sabah namazı ile alakalı. işte yine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: “Kim bir namazı unutursa onu hatırlayınca kılsın. Namazı unuttu, hatırlayınca kılsın. Namazın bundan başka hiçbir kefareti yoktur.” buyurdu ve yine Taha 14.ayeti kerimeyi okudu. Şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri burada yattığında ve uyuduğunda normalde hani bazen buna beşeri hal tecelli etti onda da hani insani bir hal tecelli etti, işte namaza uyanamadı diye tabir ederler ya, o tabirin, Hazreti Pir o tabirin önüne geçiyor. Hani bu namaza uyanamama beşeri bir halmiş gibi algılanmasın diye, bize öyle söylüyorlar ya, hani ‘Hazreti Peygamber de senin benim gibi insandı’ değil. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri senin benim gibi bir insan değil, o seçilmiş, seçilmişlerin en üstü, peygamberlerin evveli ve sonuncusu, yaratılmışların evveli, peygamberlerin sonuncusu. Senin benim gibi insan değil. Sen bir peygamber misin, sen seçilmiş misin ki senin benim gibi bir insan göreceksin, haşa. Allah muhafaza eylesin. Bakın 1990. Beyit:
“O mübarek uykudan baş kaldırmadı. Sabah namazının vakti geçip kuşluk çağı geldi, taris gecesi (dikkat edin buraya) o gelinin huzurunda tertemiz canları el öpme devletine erişti.”
Şimdi o zaman taris gecesi yani o uyuyup kaldı diye gördüğümüz gece Hazreti Peygamber için gafletten uyuma noktası değil. Ben ilk önce buradan
anladığımı söyleyeyim. Bu Ümmet-i Muhammed’e kolaylık sağlayan Ümmet-i Muhammed’i ibadet noktasında kolaylaştıran bir ölçü. Ola ki sabah namazına vaktinde kalkamadı. O zaman uyandığında kılınız. Bir sebep söz konusu oldu ya da uyuya kaldınız veyahut da hastalandınız veyahut da ne bileyim başka bir rahatsızlık oldu, başka bir şey oldu ola ki sabah namazının vaktini kaçırdınız, o zaman güneş bir miktar yükseldiğinde sen o namazı kıl, namazı bırakma, o namazı terk etme çünkü Hz. Peygamber’in uyuması ile senin uyuman aynı değil. Onun uyumasını da bir beşer uyuması olarak görme. Sebep? Sebep şu. O hani Hazreti Ayşe annemizle alakalı bir diyalogta geçiyor, diyor ki ‘benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz.’ O zaman kalbi uyumayan bir kimse uyudu hükmünde değildir. işte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hani ben üç miracı oldu derim. Üç miracı. En son bedenen ve ruhen oldu derim ya, normalde bu bir miraçtır. Bunu bir kısım müfessirler bunu kabul ederler üç miracı olduğuna dair, değişik zamanlarda üç miraç. Mesela biz bedeniyle olan miracı evinden oldu biliriz. Öyle değil mi? Hem bedenen hem ruhen evinden alıp götürdüler ama hadis-i şeriflerde Kabe’de Beytullah’tan da Miraç olduğuna dair hadis-i Şerifler var. O zaman Beytullah’tayken olan miraçla evinde olan miraç da uyur ile uyanıklık arasında olan hatta uyurken olan Miraç hadisesidir. O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uyuması normal insanların uyuması değildir veya bir mürşid-i kamilin uyuması normal insanların uyuması gibi değildir. Onlar çünkü hani anında yakazaya geçebilirler, mürşid-i kamiller için söylüyorum. iyi bir sufi uyur uyanıklık arasında uykusu geçer, yakazayla uyuma arasında. Kâh uyur kâh yakazaya geçer. Yakazada değişik haller görür, değişik tecelliyat olur. O değişik haller, tecelliyatlarla hemhal olurken bir bakmışsınız uyumuş. On dakika onbeş dakika o yakaza veyahut da böyle film gibidir o. Ondan sonra o yakaza hali geçmiş. O ara on dakika, onbeş dakika hatırda yoktur. Hatırda yoktur orası ama ya yakaza kaldığı yerden devam eder ya da yeni bir yakaza perdesi açılır.
Bunları açık açık konuşmazdım, herhalde ben de artık kendimce ömrümün yettiğine inanmaya başladım. O yakazayı beklemez yalnız insan. O eğer ki normalde bir esması var ise veya tevhit çekiyorsa o yakaza esnasında mesela tevhidi çekerken birden o kimse böyle uyanıkken rüya görmek gibi bir rüya, bir hal tecelli eder, değişik olaylar olur, değişik hadiseler olur. Senin işin içinden çıkamadığın, mana olarak böyle işin içinden çıkamadığın şey gösterilir. Bunlar normalde uyur uyanıklık arasında yakazada yaşanan şeylerdir. Dışardan gören bir kimse onu uyuyor zanneder. Hatta bazen ben
şeyhimin horladığına bile şahidim. Yani böyle değişik bir şey bu, Allah affetsin, o kanalı açık açık tutardı. Bilmiyorum bana mı açık tutuyordu yoksa herkese mi açık, ben onun hal gördüğünü yakazada bir şeyler yaşadığını üç aşağı beş yukarı biliyordum ama o esnada horladığını da duyuyordum. insanın maneviyatı yoksa biraz böyle bu işlere kafası basmıyorsa o şeyhin yanında dolaşmayacak bile. Sebep? Böyle bir şeyi görür de kafası bulanır çünkü yani şeyh efendinin böyle kendine gelip namaza durduğunu da biliyorum ben. Gidiyoruz arabada, bir an böyle yakazaya geçiyor, bir horluyor, sonra bakıyor etrafına, yok, arabanın içinde. Ben anlıyorum onu. ‘Allahuekber’ namaza duruyor. Oturduğu yerde bir iki rekat namaz kılıyor, sonra tespih elinde gene, çat çat çat çat, tespih durunca, çat, durdu. Tamam, filim başladı. Yani senin aklın eriyorsa kalbin çalışıyorsa bağla kendini oraya. Cenab-ı Hak gösterirse ne gördüğüne bak eğer kaldırabileceksen, dayanabileceksen. O gene çat çat çat çat başlayınca yakaza bitti o esnada. Yani o kendine geldi. işte o uyumaktan geçmiyor o. Şimdi bir başkası onu dışardan görse ‘ya uyudu, horladı’ gene abdesti kaçmadı diye namazı kılıyor der. Halbuki Hanefilere göre bir kimse oturduğu yerde uyusa, horlasa onun yaslandığı yastığı kolunun altından çeksen, kendine gelse, onun abdesti abdesttir. Hanefi’ye göre söylüyorum. Hanefi çünkü genelde burdaki cemaat. Umredeyken böyle birisi ile karşılaştık, uzanıyorum, kalktı elini yüzüne sürsün, namaza başladı. Etraftakiler dedikoduya başladı. Namaz normalde hani. Ben de seslenmedim, bitti namaz, geriye döndüm. ‘Selamünaleyküm hacı Efendiler’, ‘Aleykümselam.’ Neden dedim günaha girdiniz? Bu arkadaş Maliki olabilir. Malikilere göre dedim imamı Malik’in Muvatta’sı çünkü Hicaz bölgesindeki Müslümanlara aittir. Şimdi Muvatta’yı bütün islam dünyası okuyor. Kolaylaştır. Kolaylık var ya onda. Mesela kadınlar için kolaylık var. Yani kadınlardan gelen normal akıntıya göre abdest bozulmadı ancak yellenirse. işte abdesti bozan diğer haller oldu, o zaman abdest bozuldu ama öbür türlü kadınlardan normal gelen akıntıya göre normalde abdesti bozulmadı, imam Malik’in fetvası.
Şimdi bazen diyanet bunu veriyor fetva olarak. Hani diyor ki işte kadınların böyle muayyen günleri değil ise kendiliğinden bir akıntı geliyorsa o akıntı burun akıntısı hükmüne katıp abdesti abdesttir diyor. Abdesti bozulmamıştır diyor. Malikilerde bu fetva var, Hanefilerde yok ama işte hicaz bölgesine gidenler için ben kardeşlere diyorum, buna uyabilirsiniz bu fetvaya çünkü Beytullah’tan çık, abdest almaya git, içeri giremiyor bir daha insanlar. içeri giremiyor. E kolaylaştırırız hükmüne bakaraktan Maliki’ye uyabiliyorsunuz diyorum. işte Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
hazretlerinin bir miracı Beytullah’ın orda hatimde, ondan sonra Beytullah’ın içinde yatarken, hadis-i Şerif enteresan, Beytullah’ta yatarken uyku ve uyanıklık arasındayken o miracı yaşadı. Şimdi miraç diyorum, bakın isra demiyorum. isra ve miraç ayrı hadise. Miraç ayrı hadise isra ve miraç evinde oldu. Bu, Beytullah’ın içinde böyle iki tane miraç var. Yani toplam üç miracı var Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem in. Böyle olunca işte bir miracı var. Ne? Ne oldu? işte bu Beytullah’ta uyur uyanıklık arasında oldu. Yani yakaza dediğimiz halde oldu. Sen onu dışarıdan uyur görürsün ama o uyumuyor o esnada. Ne? Miraçla alakalı. Miraçla. Şimdi böyle deyince işte o zaman onun uykusu beşerin uykusu gibi değil. Çünkü Miraç’la alakalı ayet-i kerimede Necm suresinde bak uyur uyanıklık arasında uyur uyanıklık arasında. Necm suresi. Ne diyor ayet dokuz, on, on bir: “Derken araları iki yay aralığı kadar kısaldı veya daha az. Allah kulu Muhammed’e(s.a.v.) vahyedeceğini vahyetti. Onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı.” (Necm suresi). O zaman demek ki o peygamber, Hani Hazreti Pir diyor ya ‘o gelinin huzurunda tertemiz canları’ diyor. “O gelinin huzurunda.”
Yani o zaman o kimse Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uyur uyanık halindeyken ne yaptı? Sevgiliyle görüştü ve o sevgili ona vahyedeceğini vahyetti ve onun gözünün gördüğünü de gönlü yalanlamadı. Uyur uyanıklık arasındayken Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mirac etti. O zaman onun uyuması ile normal bir insanın uyumasını aynı görüp ahmaklık yapmasın bazı kendisini ilim ehli sayan kimseler. Çünkü hani başka bir az önce Hazreti Ayşe annemizle olan diyalogla alakalı ‘Gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz’ hadis-i şerifini de unutmayalım. O da Buhari ve Müslim’de geçiyor. O hadis-i şerif uzun, bugün benim nefesim kısa. Hadis uzun, benim nefesim kısa. O yüzden ben özünü söyleyerekten geçiyorum. Aslında içim de kabul etmiyor. Yani içimin kabul etmeyişinin sebebi de o, ben çok sevmiyorum hadisi şerifleri kısaltmayı ama nefesim bugün çok yetmediğinden dolayı kısaltmak zorunda kalıyorum. Rabbim cümlemizi affeylesin. Amin. O yüzden normalde Hazreti Peygamberin, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, taris gecesinde uyuyup namazını normalde bu manada geciktirmesi normal insanların geciktirmesi gibi değildir. Çünkü Hazreti Peygamber de ayet-i kerime ile sabittir. Allah’ı zikredenler için güzel örnekler vardır. Bu da sabah namazını vaktinde kılamayanlar için güzel bir örnektir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vaktinde kılamadığı sabah namazını uyandığında biraz yürümüş. Biraz yürüdükten sonra cemaat olmuşlar ve namazlarını iade etmişler, yani kılmışlar. Burada normalde bize bir örnektir. Bize bu noktada
namazın vaktini kaçırsak dahi kılmamız gerektiğine bir örnektir. Unutsak dahi aklımıza geldiği zaman kılmamız gerektiğine dair bir örnektir.
Bana bu gecelik hakkınızı helal edin. Malum benim biraz ne olmuştu Doktor seslerim? Evet, böyle değişik kelime söyledi, falanjit, evet. Allah razı olsun. Öyle bir geldi, muayene etti Abdullah. Allah razı olsun kendisinden, gerçekten hakkınızı helal edin. Utanıyorum böyle ama bu gecelik bu kadar yetsin. ihtiyarlığın üzerine demek ki de bir yaşlılık çöküyor artık. Evet. “Aşk ve can. Her ikisi de gizli ve örtülüdür.” inşallah buradan önümüzdeki hafta Cenab-ı Hak sağlık, ömür verirse devam edeceğiz inşallah. El-Fatiha maassalavat. Amin
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 7 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-0-7 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Hayret. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı