Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 843-845. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 843-845. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 25/46

Mesnevî-i Şerîf 843-845. Beyitler Şerhi Hakkında

843-845. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Zahiri sebep, hakiki sebep olmaksızın, kendi kendine nasıl meydana

gelir? Enbiyaya rehber olan o sebepler, bu sebeplerden daha yüksektir.”

Bir sebepler var, sebepler dairesinde dolaşan ama enbiyaya rehber olan sebepler, bu sebepler dairesinden daha yüksekte. Neden? O çünkü özün özü. Hikmet’in içi. O normalde asıl hakikat merkezi, o enbiyada. O enbiyalar çünkü meselenin ne olduğunu, perdenin gerisini biliyor. Perdenin gerisini bildikleri için onlar normalde işin hakikatine ram olmuşlar, hakikatini görmüşler. O yüzden enbiyaya rehber olan o sebepler, yani enbiyanın gördüğü o hakikatler, enbiyanın gördüğü o hikmetler, görünenlerin üstündedir. Tabii bununla alakalı meseleyi genişletmek çok mümkün. Mesela işte Hızır Aleyhisselam. Onu Cenabı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde, bir kul olarak nitelendiriyor ama hadis-i şeriflerde Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazreti onu Hızır Aleyhisselam olarak nitelendiriyor. Öyle söylüyor veyahut da eski ahitte de yeni ahitte de onun adı Hızır olarak geçiyor. Yani burdan eski ahitte, yeni ahitte onun adı Hızır olarak geçiyor diye bir kısım bu sonradan doğma bu bir kısım kimseler, işte bu israiliyattandır, biz bunu reddederiz, işte Kur’an-ı Kerim ona Hızır demedi, o yüzden biz de ona Hızır demeyiz, Kur’an-ı Kerim onu bir kul olarak gördü, biz de onu bir kul olarak görürüz deyip bu hadis inkarcıları bu meseleye başka veçheden bakıyor ama mesela Hızır Aleyhisselamda sebeplerin üstündeki hakikat, ilmü ledün ilmi vardır. Normalde henüz daha Musa Aleyhisselam’a o ilmi ledün ilmi verilmemişti, ilmü ledün verilmediğinden dolayı Cenab-ı Hak hani bir konuşmasında bir

sohbet esnasında ordan birisi dedi ki ya Musa, senden daha alim bir kimse var mı, senden daha ilmi yüce bir kimse var mı deyince Musa aleyhisselam yok dedi. Musa aleyhisselam yok deyince, Musa Aleyhisselam’ın Allah ile görüşmesi, konuşması kesildi. Bu şatahatvari bir sözdü çünkü. Onu normalde o şatahatvari sözünden dolayı Cenabı Hak, Musa aleyhisselam ile konuşmayı kesti. Konuşmayı kesince, Musa aleyhisselam Turi Sina’ya gitti. Turi Sina’da secdede başladı ağlamaya, yalvarmaya. Hani konuşmanın kesilme sebebi ne? O güne kadar normalde Cenabı Hak’la görüşüyor, konuşuyor ama o görüşme, o konuşma kesilince,Tur-i Sina’da ağlamaya başladı. Ağlamaya başlayınca, Cenabı Hak, ona hitap etti. Dedi ki filanca yerde, sohbet esnasında senden daha fazla alim var mı diye sorduklarında, sen de yok dedin. Bu Allah’ın taaccubuna gitti. O zaman Musa aleyhisselam dedi ki Ya Rabbi kimdir o, ben onu tanımak isterim.

Bundan sonrasını Kur’an’dan devam edelim. Ben onu tanımak isterim, deyince malum işte sen denizin kenarına git, yanına kurutulmuş balık al. Ne zaman o balıklar canlandı, balıklar canlandı, orda bir kuluma denk geleceksin. işte o kulumda sende olmayan ilim, ilmi ledün var. Yani islam uleması bunu ilmü ledün olarak nitelendiriyor. Tabii bu sefer Musa aleyhisselam, yanındaki hizmetkarı da şimdi yanılmayayım, Yahya Aleyhisselam olması lazım, genç daha. Onu da yanına alaraktan, kurutulmuş balıkları da alıp malum işte okumuşsunuzdur herhangi bir yerde, denizin kenarında, Kızıl Deniz’in kenarında giderken, sohbet ederken, bir bakıyorlar ki balıklar canlanmış. Hatta balıkların bulunduğu keseden balıklar çıkmışlar, kendileri denize gitmişler. Diyorlar ki sohbete daldık, biz bu meseleyi hani unuttuk, tekrar geri dönüyorlar. Tekrar geri dönünce hani orda bir zatın birisi yan gelmiş, deryaya doğru bakıyor. Ona selam veriyor. Selamünaleyküm deyince Musa aleyhisselam o da aleykümselam Ya Musa diyor. Aleykümselam Ya Musa deyince daha tanışmadan, ben aradığımı buldum diyor. Tamam, yanındakine diyor ki sen git bak işine. Ben aradığımı buldum. Velhasıl, Musa aleyhisselamla başlıyor konuşmaya. Musa aleyhisselam diyor ki benim ilmime dayanamazsın, benim yaptığıma dayanamazsın. Bu sabredilecek bir şey değil. Musa aleyhisselam diyor ki ben sabredeceğim. Buna sabır gösterenlerden olacağım. Olur, tamam, anlaşıyorlar.

Gemi, uzakta bir balıkçı gemisi var. Hızır Aleyhisselam uzaktaki gemiye sesleniyor, heeey gemidekiler. Biz burda iki ihtiyarız diyor. Biz burda iki ihtiyarız. Bizi burdan alın deyince gemidekiler sesi işitiyorlar, hemen bir küçük bir kayık indiriyorlar. Fış fış fış fış geliyor birisi. Bu ikisini alıyor kayığa, dosdoğru gemiye götürüyorlar. Bakıyorlar gemideki insanlar, iki tane yaşlı pirifani kimse. işte yediriyorlar, içiriyorlar, yatırıyorlar, bir müddet

gemide yolculuk yapıyorlar, bir kıyıya yanaşınca Hızır Aleyhisselam geminin tabanına iniyor, bir tane balta alıyor. Balta ile başlıyor geminin tabanını normalde delmeye. Musa aleyhisselam diyor ki ya napıyorsun, bu çocuklar bize iyilik yaptılar? Sen onların gemilerini deliyorsun. Musa’ya dönüyor, sen hani diyor benim işime karışmayacaktın? Sabredecektin? Özür diliyor. Tövbe ediyor Musa(a.s.). Tabii gemiyi deliyor Hızır aleyhisselam. Gemiyi deldikten sonra foooş, birden sular geliyor. Suya eliyle işaret ediyor. Sakin ol, dur diyor, su duruyor. Başka su gelmiyor gemiye. Ordan iniyorlar tabii limana.

Limandan giderlerken bakıyor ki orda bir çocuklar oynuyorlar orda. Bunu böyle insanlar böyle akıllarına uyup da inkar ederler diye tefsirciler bunu böyle biraz tabiri caizse eğip bükmeye çalışırlar. işte yok ecelini kazaya getirdi. Yok şunu şöyle yaptı, yok bunu böyle yaptı diye. Direk ayeti kerime diyor ki Hızır Aleyhisselam onu öldürdü. Hızır çocuğu öldürüyor. Diyor ki pes ya! Bir de çocuk katili oldun. Diyor ki ben sana karışma demedim mi? Bir daha tövbe ediyorlar. Bir daha yol, ahitleşiyorlar. Üçüncüsünde bir işte duvar var, yıkılmış. Haydi bakalım, bir de duvar örmeye başlıyorlar. Musa aleyhisselam diyor ki ya şurda diyor bir lokma yemek veren olmadı, su veren olmadı açlıktan bitaraf olduk, bir yerde şurda yatın iki ihtiyarsınız diyen olmadı. Sen bir de diyor ondan sonra duvar ördürüyorsun bana. Şeyhim bunu anlatırken tam böyle inşaatçı ağzıyla anlatırdı. Harç ver, çamur ver, taş ver, çamur ver, taş ver, harç ver öyle. Hızır böyle hızla duvarı tamir ediyor. Duvarı tamir ettikten sonra bu üç kıssanın üçü de hem eski ahitte hem yeni ahitte hem Kur’an’da geçer.

Dördüncüsünü söylüyorum. Bunu ehl-i tasavvuf kabul eder. Orda bitab düşüyorlar tabii. Yürü diyor tekrar. Tekrar yürüyorlar. Şehirden dışarı çıkıyorlar. Şehrin dışında bir su kanalı ne güzel su da akıyor orda. Bir güzel abdest alıyorlar. Namazlarını kılıyorlar. Su içiyorlar, dinleniyorlar. Tam kalkacaklar, Hızır Aleyhisselam eline gene bir çapa, bir kazma alıyor. O su yolunu başlıyor kırmaya, dökmeye. Ya sen ne kadar diyor muzur bir insansın Musa aleyhisselam. Diyor ne güzel şurda su içtik, namaz kıldık, ihtiyacımızı gördük. Sen diyor bir de su kanalını kırmaya başladın. insanların hayrına olan bir şeyi bertaraf ediyorsun. Diyor ki yolumuz buraya kadar.

Bakın bu perdenin gerisi yani ilmi hakikat yani ilmi ledün şimdi anlatacağım şey. Bu Hz. Pir’in enbiyaya rehber olan sebepler dediği. Enbiyaya rehber. Enbiya zahire göre hareket etmiyor. insanların içerisinde zahire göre hareket ediyormuş gibi davranıyorlar ama hakikatte zahirde ne olup ne bitti onların çok umurlarında değil. Onlar hakikate göre yani ilmi ilahiyeden aldıkları emre göre hareket ediyorlar. O diyor ki dur, burda bitti yolumuz. Diyor ki o geminin sahipleri yedi tane diyor çok iyi erkek kardeşler.

Yaşlı bir anne babaları var. Bunlar balıkçılık yaparaktan, hem kendilerini geçindiriyorlar hem o yaşlı anne babalarını geçindiriyorlar. Bakıyorlar. Dikkat edin burdaki inceliğe. Bir erkek evladın anne babasına bakması farzdır. Hani hadis-i şerifte üç adım atıyor ya, birinci adımı atıyor, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri minbere çıkarken amin diyor, ikinciyi atıyor amin diyor, üçüncüyü atıyor amin diyor. Ashap soruyor, üç tane amin dedin Ya Resulallah, bundaki Hikmet ne? Birinci adımı attığımda diyor Cebrail Aleyhisselam geldi dedi ki ey Muhammed(s.a.v.), kim Ramazan ayına denk gelir de affolmaza Allah ve melekler ona lanet etsin dedi Cebrail Aleyhisselam, ben de amin dedim diyor. ikinci adımı attığımda dedi ki diyor kimin anne ve babası yanında ihtiyarlar da cennete girmezse, ona da Allah ve melekler lanet etsin dedi. Ben de amin dedim diyor. Üçüncüsü, bir toplulukta senin adın anılır da o toplulukta sana salatü selam getirilmezse, ona da Allah lanet etsin dedi.

Ben de amin dedim der diyor. Şimdi bakın o yedi tane genç erkek, yaşlı anne babalarına baktıkları için Cenabı Hak onları koruyor ve deliyor ya gemiyi suya da duruyor. Diyor ki o limanda bir zalim bir hükümdar vardı. O zalim hükümdar bütün gemilere ve içindeki tayfasına el koyuyordu ve gidip başka bir ülkeye zulmetmeye gidecekti. O ülkenin işte insanlarını yağmalayacak, öldürecek, ırzına tecavüz edecek, oraya şerre gidecekti yani. Diyor ki gemiyi deldim, suya da dur selamet ol dedim. Diyor, o kralın askerleri gelecekler, gemiye el koymak için, içeri girecekler, bakacaklar ki diyor su alıyor, hızla gemiyi terk edecekler. O çocuklar diyor gemici, onlar diyor su da yükselmediğinden dolayı benim deldiğim yeri tamir edecekler diyor. içerdeki o az bir şey suyu da boşaltacaklar yine anne ve babalarına bakmaya devam edecekler. Sen bunu diyor görmedin. ilmi ledün bu. Hikmet, hakikat bu. Kur’anla sabit. Sen bunu görmedin.

ikincisinde diyor o çocuğu öldürdüm, kızdın bana diyor. O çocuğun çok salih bir anne babası var, çok salih. Eğer diyor o çocuk büyüseydi baktım ki diyor levh-i mahfuza o çocuk büyüdüğünde anne babasını dinden imandan edecek. Öyle olmaktansa dedi diyor Allah izin verdi bana, ben o çocuğu öldürdüm. Şimdi üç beş gün yas tutacaklar, sonra diyor Allah onlara sabırlarından ve iyiliklerinden dolayı salih bir erkek evlat verecek ve onların da diyor cennetlik olmalarını engellemeyecek. O yüzden diyor o çocuğu öldürdüm ama sen diyor bunu da görmedin diyor.

Üçüncüsü diyor duvarı ördük. O duvar diyor iki oğlan kardeşindi, yetim. Onların babaları diyor çok cömertti. Hayır ehli bir kimseydi ama diyor öldü. Şimdi diyor o duvarın içerisinde bir teneke altın vardı. Bu çocukların dayıları da hain, din bilmez, iman bilmez, yol yordam bilmez. Hoyrat

bir kimselerdi diyor, eğer o altını bulurlarsa, bu çocuklara bir şey bırakmazlar. Yerler, içerler bu iş bunu hovardalık da bitirirlerdi. Bu duvarı ördüm ki diyor o çocuk da büyüyünceye kadar altın orda saklanacak duvarın içinde ve o çocuklar büyüdüğünde o altını bulacaklar, babalarının hayır yolu devam edecek diyor. Sen bunu da görmedin.

Orda diyor su künkünü, su yolunu kırdım, baktım ki diyor o suyu getiren, tamir eden, orda çalışan, kim ne yaptıysa diyor, cennetin sekizinci makamına, kata çıkmışlar. Hani hadisi şerif var ya amel defteri kapanmaz. Kime? Suyu getiren, yol açan talebe yetiştiren, böyle işte okul medrese yapan, orda oralarda hocalık yapan, bunların normalde hayır defterleri kapanmıyor, hayırlı evlat yetiştiren, mesela hayırlı bir evlat yetişmiş. Hayırlı bir evlat yetişince de ne yapıyor? Anne babasının hayır defteri kapanmıyor. Anne babası iman ehli ise. O yüzden diyor o su yolunu yapan, eden, getiren, götüren, sevap olan hepsi diyor cennetlik olmuş. O bölgenin insanı cömert insanlar diyor. O bölgenin insanı. Şimdi diyor onlar yeniden su yolunu tamir edecekler, küngleri tamir edecekler kırılanları, bu suyu düzeltecekler. O düzeltenler de diyor cennetin sekizinci katına çıkacaklar. Bunu da görmedin diyor. Sonra bu da şeyhimden seddar Allah diyor, tekrar kayboluyor göz önünden.

Şimdi bu işin hakikati. O yüzden Hz.Pir diyor ki enbiyaya rehber olan sebepler, bu görünen sebeplerden daha yüksektir. Neden? Enbiya çünkü onun hakikatini görür. Bununla alakalı Şeyh Efendi Hazretleri bir kıssa anlatırdı. Onu da anlatayım, hem de şeyh efendiyi yad etmiş olalım inşallah. Allah Rabbim inşallah makamını ali eylesin. Şeyh efendi hazretleri anlatırdı. Onun normalde ikinci şeyhi, Antepli Bilal Nadir hazretleriydi. Daha önce Nevşehir’de bir şeyhe intisab etmiş Nevşehir’de, o şeyh kamil bir kimse değilmiş. Sonra rüyasında görüyor, rüyasında görünce Antepli Bilal Nadir hazretlerine intisap ediyor. Bilal Nadir hazretlerinde, nakibinükebba haline kadar geliyor, sonra Bilal Nadir hazretleri ölmezden önce, şeyh efendi hazretlerine diyor ki evladım, Çorum’daki Hacı Mustafa Efendi hazretlerine gidip intisab et diyor biz vefat ettikten sonra. Çünkü Bilal Nadir hazretleri de normalde onu beşinci esmaya kadar getirmiş.

Bilal Nadir hazretlerinin bir kıssasını anlatmıştı bana. Bir gün Bilal Nadir hazretleri, dervişlerle beraber şeye çıkmışlar, ne o, pikniğe gitmişler. Tabii o zamanlar baskı var, basılıyorlar, şey yapıyorlar, Bilal Nadir hazretleri idamla yargılanan Cumhuriyet’te Cumhuriyet’in ilk yıllarında idamla yargılanıyor. Sinop cezaevinde yatıyor uzun müddet. Bu hani irticadan dolayı. Uzun müddet çile çeken kimselerden birisi. Neyse, tabii cezaevinden çıktıktan sonra oluyor artık bunlar cezaevinden çıktıktan sonra, neyse böyle bir

kıra gitmişler, hem zikrullah yapacaklar, hem piknik yapacaklar. Tam böyle işte herkes teşkilatı kurarken, bir deli dana koşuyor ordan. Bilal Nadir hazretleri diyor ki tutun şu danayı. Tabii şeyh efendi emretmiş, şimdiki dervişler gibi değil eski dervişler. Tut, tutuyorlar, yık, yıkıyorlar, şey yok, itiraz yok. Koşa koşa tutuyorlar. Getirin diyor, getiriyorlar danayı. Kesin diyor, çekin besmeleyi kesin danayı. Çekiyorlar besmeleyi, kesiyorlar. Her toplulukta muhakkak aklına vuran, kalbi bozulan olur. Dervişler fısıldamaya başlıyorlar. Gitti diyorlar elin garibinin danası. O şeyh efendi böyle yapmazdı ama Allah Allah gitti demiş ya birinin dana gitti! Kesin kesiyorlar, yüzün yüzüyorlar, parçalıyorlar, başlıyorlar doğramaya.

Kendi kendine de konuşuyorlarmış kimisi. Gitti diyormuş garibin danası. Bu helal mi değil mi yenir mi yenmez mi…Tabii her dergahta fıkıhı kuvvetli olan, kendince alim geçinenler de var ama hakikat perdesi, hakikat penceresi ayrı. Kazanları kuruyorlar, başlıyorlar kavurmaya. Antep ya, kebapsız durur mu? Yakıyorlar ocakları, pişirecekler . Başlıyorlar pişirmeye. iki tane adam yana yakıla geliyor, bizim danamızı gördün mü? Bizim, benim danamı gördünüz mü? Dervişlerden birisi diyor ki aha diyor ağacın dibindeki kesti, o sakallı kesti. Ne? O sakallı kesti. Demiş o beyaz sakallı mı? O beyaz sakallı kesti. Valla demiş kardeş bize kes dedi biz de kestik. Ondan sonra, yana yakıla geliyor adam, selamünaleyküm, aleykümselam. Ya sen nasıl bir şeyhsin diyor ya. Benim danamı nasıl kesersin sen? Otur diyor, oturuyor şimdi. Sen kimsin diyor, kimlerdensin sen? Ben falancayım diyor. Filanca köydenin diyor. Sen bu danayı nereye götürüyorsun diyor. Ben diyor Antep’e gidiyordum diyor. Antep’te Bilal Nadir hazretleri diye bir zat vardı diyor. Ben bu danayı ona götürüyordun, dergaha götürüyordum diyor. Neden diyor ona götürüyorsun sen? Dervişler de dinliyor tabii. Neden ona götürüyordun diyor. Benim diyor hanımım doğum yapacaktı. Bütün köydeki ihtiyarlar, yaşlılar, hastanedeki ebeler, hepsi de doldular, doluştular, dediler ki ya çocuk ölecek ya anası ölecek. ikisinden biri. Ben diyor elimi açtım, Allah’a yalvardım, Yarabbi duyuyorum demiş, tanımıyorum ama Antep’te Bilal Baba Hazretleri diye bir zat var. Onun yüzü suyu hürmetine demiş benim çocuğumu da hanımımı da bana bağışla. Çocuğumu da hanımımı da bana bağışlarsan demiş aha demiş gebe olan inek doğursun demiş. O dana doğurursa demiş, o danayı büyüteceğim, götüreceğim, Bilal Nadir hazretlerinin dergahına hibe edeceğim demiş. E demiş şeyh efendi, böyle söylemiş, eee demiş. Adam demiş ki benim çocuğum da eşim de Allah’ın izniyle sağ salim kurtuldular. E demiş, eee, devam et. Demiş ben de sözümü yerine getirmek için danayı aldım demiş. Bilal Nadir hazretlerine götürüyordum. Oğlum bizim danaya için ne bağırıyorsun sen demiş iki tarafa da.

Tabii dervişler bunu duymuşlar. Herkes kalmış. Tabi o kendi kendine aklına yoran, elin danasını kesti diyen, garibin danasını kesti diyenlerde herhalde kafalarını saklayacak kum aramışlardır. Demiş evladım dana bizim danamızdı demiş. Biz kendi danamızı kestik. Efendim, özür dilerim, hakkınızı helal edin. Ben elinizden öpmek istiyorum. Sizden ders almak istiyorum. Neyse onun dersini de vermiş gitmiş. Şimdi işin hakikat perdesi farklıdır. Bu sufi yolunda bunlar çok tartışılır ama hakikati böyledir. Peygamberler bu hakikati görürler. Bu hakikati gördükleri için onların yaptıklarına akıl ermez. insanlar eleştirirler mi, eleştirirler. Laf söylerler mi, söylerler ama bir müddet sonra o hakikati görünce ne olur? Mesele yerli yerine oturur.

Hani Mesnevi’de de bir hikaye geçer ya gencin birisi hep Allah’a dua ediyormuş bana kolay rızık ver diye. Herkes ona laf söylermiş, sen çalışmıyorsun, tembelsin de şöylesin de böylesin de. O da kimsenin umruna katmıyormuş. Her gün dua ediyormuş, ya Rabbi bana kolayından rızık ver. Bir gün öyle dua ederken langırdak onun evinin bahçesine bir öküz girmiş, demiş ya Rabbi sen benim dualarımı kabul ettin, elhamdülillah demiş. işte kopkolay rızık geldi. Öküzün boynuzundan tuttuğu gibi Ya Allah bismillah öküzü kesmiş. Arkasından bir adam koşmuş. Nasıl geliyor benim öküzümü nasıl kesersin benim öküzümü nasıl kesersin! Genç demiş ki ya ben Allah’a her gün dua ediyorum şurda demiş şu şehir altın hepsini bilir benim Allah böyle dua ettiğimi. Bu demiş benim hakkım. Haydiiii! iş büyümüş. Gitmişler Davut aleyhisselama. Davut Aleyhisselam bakmış ki önce demiş ektin mi ki biçiyorsun. Ektin mi ki demiş biçiyorsun. Genç ateşli ve heyecanlı. Hey Davut demiş. Bütün şehir halkı bilir ki ben Allah’a böyle niyaz ederdim. Bana kolay rızık ver diye. Bu öküz Allah’tan bana bir hediyedir, benimdir. Sen istersen demiş Rabbine secde bir dayan da yaslan da Rabbine sorsam bunu demiş. Tabii Davut, o gece abdest almış. Taze bir abdest bunda bir hikmet var diye. Demiş gidin, yarın hükmedeceğim size. O adam feryat ediyormuş. Sen nasıl adalet sahibi Davutsun. Senin adaletin bu mu? Bu öküz benim. Sen nasıl buna hükmetmiyorsun şimdi deyip veryansın ediyormuş. Demiş ki sabah ola hayrola. Sabaha gelin. Sabah olmuş. O adam gene etrafına insanları da almış, yaygaracıları da toplamış, halkı da toplamış. Münafık çoktur böyle. Nasıl Davut böyle yapar! Gelmişler, Davut’un huzuruna. O adama girmiş, çekmiş kenara. Ha demiş ki istersen sen bu davadan vazgeç yol yakınken. Şurdan demiş yürü git. Adam bir daha feryat etmiş. Görüyorsunuz mu ey dostlar, arkadaşlar! Millet bak Davud’un hükmüne, Davut’un adaletine böyle böyle dedi. Bana deyince Davut iki tane askere demiş ki şunun ellerini arkadan bağlayın. Bağlamış da Davut çıkmış milletin huzuruna. Ey insanlar! Allah bana haber verdi ki bu adam bu çocuğun babasının

yanında çobandı. Bu babasını filanca ağacın dibinde bu çocuğun babasını öldürdü, malına mülküne de el koydu. Adamı da gömdü. Gömdüğü yer de diyor adı yazılı bıçağını düşürdü. Bıçağı da ordadır. Şimdi hep beraber gidelim diyor. Bunu da alın gelin. Onu da alıp geliyorlar, gidiyorlar o ağacın dibine. Kazıyorlar ağacın dibini. Kazdıklarında onu, bir kağıt çıkıyor. Adamın ordaki eşyaları, işte cesedi çürümüş ama eşyaları çıkıyor ve işin hakikati çıkıyor meydana. Tabii kısas uygulanıyor. Bu sefer adam öldürülüyor orda. Bütün mal mülk ne varsa çocuğa tekrar iade ediliyor.

işin enbiyaya bu hakikatler hakikatler enbiyanın yol haritasıdır. Peygamberler, mevcut insanların aklına göre hareket etmezler. Peygamberler ilmi ledünden, ilmi ilahiden gelen haberlere ve emirlere göre hareket ederler. O yüzden Hz. Allah celle celalühü peygamber için der ki o heva ve hevesinden konuşmadı. O Allah’ın emirlerini söyledi der. Ama şimdi böyle bu hadis inkarcıları, bunu reddedercesine söylüyorlar ve onlar normalde mesela peygamberlerle alakalı biz ona kitap verilen peygamberler ile alakalıdır bu hüküm. Biz ona kitabı ve kitabın yanında hikmeti verdik der. Bakın kitap ve kitabın yanında hikmet verdik. Kitabın yanındaki hikmet nedir? Kitabı anlama u bilme kitabı yaşamadır. Bu nedir? Bu ilmi ilahidir. Bu ilmi ledündür. Namaz emredilmiş, namazın kılma şekli, Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’ e ilmi ilahiden bildirilmiş. O yüzden öyle demiş. Namazı benden gördüğünüz gibi kılın. O yüzden demiş ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın. Kendi kafandan ibadet uydurmayın. Namazın kılınış şeklini kendi kendine uydurma. Hani bir ara cumhuriyetin ilk yıllarında işte bizde camilere sıra koyalım, ondan sonra sıralarda insanlar oturalım. işte burdaki salaktan kasıt nasihattır. insanları toplayalım, orda nasihat edelim. Bunlar millet meclisinde tartışılmış. Millet Meclisi’nin bu tutanakları hala da inanmıyor bütün ülkelerde on yıl sonra, yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra, elli yıl sonra meclis tutanakları açıklanır, bizde meclis tutanakları açıklanmaz. Bizde cumhuriyetin ilk yıllarına ait meclis tutanakları açıklanmamıştır. Daha açıklanmaz. Kilitlidir, kapalıdır. 1940’a kadar, 40’a kadar mecliste ne tartışıldı, kim ne önerge verdi, kim o önergeye karşı kim ne söyledi, hangi önergeler tartışıldı Kur’an’ın hükümleri ile alakalı neler tartışıldı, islam’ın hükümleri ile alakalı neler tartışıldı, neler konuşuldu? Kulaktan dolma şeyler duyuyoruz ya. Bu öyle olur mu, böyle. Açın kardeşim meclis tutanaklarını. Açın insanlar öğrensin işin hakikatini. Hakikatini öğrensinler. Kimse kulaktan dolma bir şeyler konuşmasın.

Kimisi diyor ki tu kaka filanca tu kaka fişman ca yok onlar öyle dedi yok tamam. Bütün meclis toplansın, bütün milletvekilleri çok basit bir şey desinler ki cumhuriyetin kurulduğunda işte bugüne kadar veyahut da işte

devletin çok gizli bir şeyleri olabilir, meclisin çok gizli bir şeyleri olabilir. Bunlarda kim ayrıştırıcı gizliliği nereden olacak başka devletleri ilgilendiren hadi tartışmaları açıklamasınlar. Çıkarmasınlar ama bir türlü ülkeyi ilgilendiren, insanları ilgilendiren, dinimizi ilgilendiren, sosyal hayatımızı, ahlaki hayatımızı, hukuk hayatımızı ilgilendiren tutanaklar açıklansın. Bakın, bunlar da açıklanmıyor. Şimdi ne olacak? Herkes bir şeyler söylüyor. Herkes bir şeyler diyor. Herkes bir şeyler söylesin, bir şeyler diyerekten havanda su dövüyoruz. Herkes! Allah muhafaza eylesin ve normalde orta yerde o zaman bir başka bir gizli bir şeyler var ki bunlar konuşulmuyor. Bakın bazı şeyler var ki bunlar saklanıyor. Bu insanlara da öğretilmiyor öğrenciliğim ya Allah muhafaza eylesin.

Velhasıl enbiyaya rehber olan bu neydi peygamberlerin heva ve heveslerine Konuşmayıp hakikaten konuşmaları ve Hz Muhammed Mustafa da sallallahü ve sellem de böyle işin hakikatinden konuşurdu ve hakikatini söylerdi. O yüzden bizim bütün ibadetlerimizin şekli şemali dahi vahiydir. Siz namazı ol bakın tekrar aynı konuya geldik, cumhuriyetin ilk yıllarında böyle bir şey tartışıldı mı tartışılmadı bilmiyoruz şimdi aynı noktaya geleceğiz. Yani namazın şeklini değiştirme kanun yoluyla mesela işte islâmın hukukla alakalı kaidelerini kanun yoluyla Kur’an’dan kaldırma, yeniden bir Kur’an yazılması ve bu yeniden yazılan Kur’an’ın içerisinde hukukla alakalı bütün ayetlerin yok edilmesi. Bu hala da Türkiye’de tartışılan bir mesele.

ibadetlerin şekli ve şemali ile alakalı hala da Türkiye’de tartışılan bir şey. Mesela cumanın günü değiştirilmek isteniyor. Cuma namazı, cuma namazı kılınacak ama cuma günü değil. Ne gün? Pazar günü kılınacak! Evet, bunun ciddi ciddi düşünüyorlar, tartışıyorlar. Ya? Ramazan ayını tartışıyorlar. Ocağa alacaklar. Sabitleyecekler. Dinde reform dedikleri şeyler bunlar mesela Hac ibadetini tatile bağlayacaklar. Ne zaman? Onbeş tatil. Onbeş tatilde hacca gidecek herkes. Bu sadece Türkiye’de tartışılmıyor. Bu Suudi Arabistan’da da konuşuluyor. Şimdi diyeceksiniz ki bana ya sen her cumartesi burda bir şeyler çıkarıyorsun önümüze. Ya ben bir şey çıkarmıyor musunuz de. Ben konuş alanları söylüyorum. Suudi Arabistan hac mevsimi, Hac ibadetini daha doğrusu bütün yıla yaymak istiyor. Yani bütün 3 yıl 365 gün hac ibadeti yapabilirsiniz diyecek. Bunu Türkiye’nin içinde de kabul edenler var. Bunu normalde laik, demokratik, hukuk sistemine sahibiz diyen islam ülkelerinde bunlar konuşuluyor. Siyasetçiler veya kendilerini batıdan besleyen entellektüel görünen reformistler bunları konuşuyorlar. Bizim Müslümanlar ibadetlerine takmışlar. Yani aslında Müslümanlar da çok ibadet eden insanlar değiller. işin enteresan noktası da bu. Yani biz böyle aslında Müslümanlar olarak sağlam, sıkı Müslümanlar değiliz. Sünnet-i seniyyeye

çok sıkı basık sımsıkı bağlanan Müslümanlar değiliz. Yani bizim altı Şişhane üstü Tophane dışı yeşil türbe içi estağfurullah tövbe! Yani ne tarafı ben kendi nefsime söyleyeyim, anneye memişten tutsanız aramız elinizde kalır. Biz Müslümanlar olarak böyle sımsıkı Kur’an ve sünneti iyi algılayan, dünyayı iyi algılayan yaşadığımız çevreyi iyi algılayan, iyi analiz eden, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendince tespit edebilen, ferasetehli, neyin ne tarafa doğru gittiğini, neyin ne taraftan geldiğini bilebilecek kapasitede Müslümanlar değiliz. Ben şimdi burda bir hamasi nutuk atar yürüyün dedim de hep beraber yürürsünüz. Benimle beraber nereye yürüyoruz diye bakmazsınız Suudi anlayışta bu doğrudur. Bir dervişten beklenen şey odur, eyvallah. Ama biz Müslümanlar olarak sorgulamaktan, eleştirel bakmaktan, Kur’an sünnete uygun mu değil mi bakmaktan yana değiliz. Biz ne kadar doğru yaşıyoruz, ne kadar eksik yaşıyoruz, ne nereye kadar buna bakmıyoruz ki! Biz buna bakamıyoruz. Buna bakacak zamanımız da yok. Bizim öyle olmasına rağmen, yani Müslümanlar Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin bin dörtyüz yıldan önce tesbit ettiği gibi suyun üzerindeki köpük misali gibi olmamıza rağmen, ondan bile korkuyor.

Bu gavurcuklar diyorlar ki bunlar hala da namaz kılacağız diye uğraşıyorlar. Namazları değiştirelim. Hala da istanbul kurgu diye tutturuyorlar. Bunlar hukuku ellerinden alalım hala da bir mezhebe bağlı yaşayacağız diye uğraşıyorlar. Şunların bir mezhepsizlik önlerine koyalım. Hala da bunlar işte bir Mürşide gideceğiz, bir şeyhe gideceğiz, yok işte dinimizi öğreneceğiz yok orada işte mana mızı biz tekrar sahibi olacağız diye uğraşıyorlar. Bunları biz yok edelim diye uğraşıyorlar. Bakıyorsunuz, ben şimdi bakıyorum televizyonda herhangi bir zaman bir tartışma programı seyrediyorum, aaa, laf dönüyor dolaşıyor ehli tarikata geliyor yana ya memlekette tarikat yok kardeşim, kapatıldı. Tekke ve zaviyeler kanunu ile tarikatlar kapatıldı. Bakın cumhuriyet dönemi ve cumhuriyetten önce Osmanlı’nın son yüz elli yılında içine katıyorum yüzyılda cumhuriyeti koydum ikiyüzelli yıldan beri hiç bir tanış veya mürşit adına ne derseniz deyin değil bakan olmamış, başbakan olmamış. Cumhuriyet tarihinde hiçbir bakan bir sufilerden olmamış. Hiçbir bürokrat yok şeyhlerden olan. Cumhuriyet döneminde yüksek bürokrat olarak bir Şeyh gösteremezsiniz. Bir tek yüksek bürokrat olarak kabul edebileceğimiz son dönem istanbul Kültür Müdürü vardı, şimdi emekli oldu Uşşaki şeyhi, neydi adı ya, televizyonlarda çıkar böyle her sene şeb-i arus programlarında konuşma yapar, burda Bursalı şurda yanda evi var ya, evet, Tuğrul inançer. biz de onu yüksek bürokrat olarak kabul ederseniz, istanbul Kültür müdürüydü li oldu. istanbul Kültür müdürlüğünü devam ettirirken şeyhlik de yapıyordu. işin doğrusu ben çünkü dergahına gidip

ziyaret ettiydim kendisini. Zikrullahına katıldı adam o yıllar önce yüksek bürokrat olarak bir tek onu tanıyorum. Bakın ben başka bir tane o da yüksek bürokrat sayılırsa, istanbul il Müdürlüğü Kültür Müdürlüğü değil benim yüksek bürokratlardan kastım, işte bir yerde müsteşar, bakan müsteşarı, müsteşar yardımcısı, genel müdür, ya bir tane şahit gösterin bana. Yok! Bir tane halife gösterin, yok!

Ya ekonomi bozuluyor, sufilerin başında patlıyor. Ulan siyaset bozuluyor, kabak sufilerin başında patlıyor. Bir yerde bir böyle eksik giden bir şey var, kabak dervişlerde, sufilerde. Ya ne yapıyoruz kardeşim biz ya biz bu ülkede ne yapıyoruz ben otuz yıldan beri sufi topluluğun içindeyim. Bir tanesinden bıçak mı buldular. Onca basıldık, polisler bastı bizi jandarmalar bastı miti bastı bir basamağa Sana gelen gelene sorgulayan zorlama. Hala da devam ediyor, aranızda dolaşıyorlar. Hala da soruyorlar, soruşturuyorlar. Sorsunlar. Soruştursunlar, rahatsızlığımız yok. Bir tanesinden bir çakı bıçağı bulunmamıştır. Bir tanesinden silah bulunmamıştır. Bir tanesinden uyuşturucu bulunmamıştır. Bir tanesinin devletle işi olmaz. Bir tanesinin herhangi bir dergahı, tekkeyi kullanaraktan bir yerlerden bir şeyler aşırılığın bir yerlerden bir şey devşirelim yok. çok Arabi topluluğuz. Biz otuz yıldan beri ya Türkiye’nin ekonomisi belli gelirleri giderleri belli bir toplulukta aylık 10 milyar lira 10 10 milyar liranın üzerinde geliri olan birkaç kişi varsa vardır yoktur bile ya buyuz biz bu kadarız ama çıkıyorlar televizyona Canım Kardeşim ekonomi bozuksa Biz de ne alakası var Adalet bozuksa Biz de ne alakası var eğitim bozuksa Biz de ne alakası var bir tane var mı Milli Eğitim Bakanlığında müsteşar şu bu adalet Bakanlığında şu bu yok meydandayız işte Ama yok ya ülkede bir şey sıkıntılı gidiyorsa problem var ise bir yerde Sofiler tarikatlar bundan sorumlu Allah Allah ya neden tarikatlar mı yönetiyor bu ülkeyi hangi şey Efendi gidiyor Bakanlar Kuruluna Katılıyor haberimiz mi yok nereden çıkıyor ekonomi ile alakalı biz miyiz ya doların biz mi yükseltip indiriyoruz ama çıkıyor. Bütün herkesi dinliyorum böyle, ehli tarikat neden ona geleceğim asıl. Çünkü batılılar, Kur’an ve sünneti sımsıkı yaşayan bu topluluklardan rahatsızlar. Biz kendi kendimizi beğenmiyoruz ama onlar bizi önemsiyorlar. Diyorlar ki bunlar Kur’an ve sünnete sımsıkı bağlılar. Biz felsefe olarak bağlıyız abi de yaşantı olarak değil. Bunu da rahatsız ediyor bunu bozmaya çalışıyorlar. Ramazan orucuna da karışıyorlar, kurbanınıza karışıyorlar, namaz kılma şeklimize karışıyorlar, okuduğunuz kitaplara karışıyorlar, mezhebinize karışıyorlar, meşrebimize karışıyorlar.

Bunlar dindar görünümü altında yapıyorla.r Dindar o kimse, sakalı var, medyatik, çıkıyor hadislere bir salvo bay atıyor herkes Profesör ya veya tüfeğin anca yazar veya filanca bürokrat veya filanca kimse önemli bir kimse

ne varsa atıyor ortaya, bunun önüne geçemiyoruz ve heva ve hevesinden konuşmadı ayeti kerimesini inkar ediyorlar. Heva ve hevesinden davranmadı ayeti kerimesini dolaylı olarak inkar ediyorlar. Dolaylı olarak deseler ki bu ayeti kerime biz inkar ediyor, sen kafirsin diyeceğiz. Dolaylı olarak inkar ederse bizdenmiş gibi görünüyor. Bir de ilim ehli oluyor. Biz bunun farkında değiliz. düz zehirin rengi yeşil çünkü zerrin rengi kırmızı olsa biz böyle diyeceğiz ki. Hayır biz bu şırıngayı kendimize vurdurma izleyeceğiz veya sarı olsa veya mavi olsa ama yeşil şırıngaya hazırız biz. Neden? Rengi yeşil çünkü. Rengi yeşil olunca bizden göründü. En büyük tehlike din örtüsü altında dinsizlikten, en büyük tehlike bu bunun farkında değil. Ümmeti Muhammed ya bir kimse herhangi bir mezhebin herhangi bir böyle zayıf noktasından tutuyor, bütün mezheplere laf söylüyor. Biz yani evet ya olur mu öyle bir şey ya. Şimdi işte kadının eli dokundu, abdest bozuldu. Bu zamanda bu olacak bir şey mi ya? Böyle söylediğinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşinin bize naklettiği olayı inkar etmiş oluyor. Bir mezhebi inkar ediyor öyle de sanki böyle bir içtihat var ama bir bu işte adın yeniden güncelleneceksin. Yeni bir içtihat getirmesi lazım. Kabul ederim ama sen tamamı niyetiyle reddedince bütün mezhepleri de aynı kefeye koyunca, din adı altında dinsizlik var.

Sen hani Hz. Pire rehber olan o sebepler dediğin an, o hakikati sen reddetmiş oluyorsun. Oysa onda bir zenginlik var. Onda bir zenginlik var. Tabii başa gelen biliyor, bir kimseye eşini üç talak boşadım diyor, müşterek boşadım dediği zaman bir mezhebe göre boşamış kabul ediyor üçünü de. Bir tane ek olarak kabul ediyor. Öbür mezheb imamı diyor ki bu üçünü bir söylediğinde bir tane kabul edilir. işte şu şöyledir, bu böyledir. Sinirli midir değil midir, onlar evliliğini kurtaracak yer arıyor. Taraflar diyorsun ki gelin oturun, siz evliliğinizi kurtarmak mı istiyorsunuz? Evet. Ne oldu anlatıyor taraflar bir gün verin bir sakin olun. Ben bir buna bakayım gömülüyorum ben bir evlilik kurtaracağım çünkü. Şafiye bakıyorum, malikiye bakıyorum, hanbeliye bakıyorum, ilk imamlara bakıyorum, sonradan gelen mezheplerin içerisindeki imamların içtihatlarına bakıyorum, bir gün, iki gün, üç gün tabii benim kepenk kapalı millet dedikodu yapıyor, dervişlerle görüşmek istemiyor da kapısına gittik de geri döndük de o da kibirlendi de…Bak gördün mü artık da telefonlarımıza da cevap vermiyor da halbuki bütün kitaplar, bütün koltuklar, moltipder yığılı oraya 1 belli koymuşum oraya 1 belli koymuşum oradan kitabı açmışım oradan ayet açmışım, ordan filanca tevsiri açmışım, ordan filanca hadis kitabını açmışım, öbür günler açmışım, notlar almışım oraya bu meseleyi halledeceğim çünkü kendi kendime diyorum ki bu mezhep inkarcıları diyorum dini yaşanmaz hale getirecekler. Mezhep

inkarcıları Cenabı Hak hamdolsun Hanefiden bulamazsak Şafi’den, Şafi den bulamazsak, Maliki’den, Maliki’den bulamazsak Hanbeli’den, onlardan bulamazsak sonradan gelen onlardan sonra gelen önemli mezhebin kendi içerisinde yetiştirmiş olan imamlarla meseleye bir çözüm yolu bulabiliyorsak ne ala. Diyoruz ki ya kurtuluş hamdolsun, ne zenginlik diyorum kendimce ama ne yapıyorlar, bir çırpıda yok ediyorlar. O Bio tenakuz görüyor. işte bir yerde şöyle yapmıştı, bir yerde böyle yapmış. Kardeşim, bu tenakuz değil, bu zenginlik oturuyor durdun ya be bu bir zenginlik. Bu bir ayrılık değil, bu fitne değil. Sen fitneci misin? Sen fitne çıkarıyorsun. Farkında olmadan insanlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirdiklerini inkar ediyorlar. Oysa onların hepsi de ne? ilmi ilahiden kopup gelen şeyler o hakikat Allah o hakikate ram olan kullarından eylesin bize.

“Bu sebebi müessir bir hale getiren o sebeptir.”

Yani normalde orta yerdeki sebebi işler hale getiren, orta yerdeki sebebi nehirdeki su gibi ak tan şey o aradaki arkadaki ilahi hikmettir O arkadaki ilahi hikmet perdenin önünü kontrol eder. Onu ona göre götürür. Yani o arkadaki ilahi hikmet olmazsa, o orta yerde görünen sebepler olmaz.

“Bazen de olur ki semeresiz ve atıl kılar, hükümsüz bırakır.”

Bazen doğar daki gerçek sebep öndeki sebepleri görünen şeyleri hükümsüz kılar. Sen her şeyi sebepler dairesinde yaparsın ama icra olmaz. Sen sebepler dairesinde tohumu ekersin ama o tohum yeşermez. Bu da nedir? Bu da bu işin arkasındaki ilahi sebeptendir ama biz öyledir deyip tembellik mi yaparız? Hayır. Biz deriz ki biz nerde yanlış yaptık. O yanlışımızı bulalım, bunu düzeltelim. Bizden istenen budur. O yüzden normalde atıl da olsa hükümsüz de kılınsa biz kul olarak mücadele etmek, gayret etmek, çalışmak, biz bu konuda bütün gayretimizi orta yere dökmekle mükellefiz. Cenabı Hak verir vermez o ayrı bir şeydir ama gayret etmek mücadele etmek bizim işimizdir. Allah bizi onlardan eylesin.

“Bu sebebe akıllar mahremdir.”

Yani bu orta yerde görülen sebebe akıllar mahremdir. Yani normalde bunun mahrem olarak gördüğümüz şey, hani eğer bu meseleye mahrem dediğimiz şey böyle bir ilaç gibi görüyorsak, evet ama böyle görmüyorsa yani bu arkadaki, arkadaki ilahi hakikatin bu akıl ona ulaşmaz. Mahrem burda mahremiyet, gizlilik var. Perde var. Ben bu söze bu açıdan bakıyorum. O yüzden mevcut akıl, o arkadaki ilahi hakikati anlamakta, ilahi hakikati çözmekte yetersizdir. O yüzden mevcut bu dünya içerisindeki sebeplere bağlı olan akılla hakikati görmen, o hakikati anlaman mümkün değil. O sebepten mahremi den birader. O zaman o sebep,

“O sebeplerin mahremi de enbiyadır.”

Dedi peygamberler. Ancak o hakikati görürler, hakikatin hakikatin hakikatini demek. Bu kimlere açılırmış? Peygamberlere. Ondan sonra peygamberlerden sonra kimlere? Sıddıklara Çünkü Grup öyle gelir. Önce peygamberlere, sonra sıddıklara, sonra şehitlere. Nedir? Bazen bizim insanımız şey yer değiştiriyor. Sıddıklar ile şehitleri Day bur mahrem peygamberlere dir. Toplumun en iyi insanları peygamberlerdir. Ondan sonra sıddıklardır. Ondan sonra şehitlerdir. Allah’ın gölgesi altında gölgelenecek olanları Cenabı Hak sıralarken, peygamberler, sıddıklar, şehitler olarak sıralar veyahut da rahmete nail olanlar, merhamete ahil olanları sıralarken, Cenabı Hak peygamberler, sıddıklar, ondan sonra şehitler olarak nitelendirilir. Bunlara ölü demeyiniz dediği bu üç gruptur. Bir de bu üç gruba ölü denmez. Ayetle sabittir. Bakın ayetle sabittir. Bu dünyadan vücut olarak göç etti, vücudu toprak oldu. Neden ölü değildir? Ayetle sabittir. Siz bir peygambere ölü diyemezsiniz. Peygambere ölü derseniz kasıtlı olarak küfre düşmüş olursunuz. Hz. Peygamber ölmüş gitmiş sallallahü ve sellem derseniz küfre düşmüş olursunuz. Sebep? Onlara ölü demeyiniz. Ayetle sabit. Sen peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ölü diyemezsin. Hakaretvari. Bindörtyüz yıl önce ölmüş gitmiş peygamberin getirmiş olduğu hukuklara, getirmiş olduğu şeylere uyuyorlar hala da dersen küfre düşersin. Bir peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini küçümsemek için böyle bir söz söylersen, küfre düşersin. Neden? Çünkü ölü demeyiniz. Ayeti kerime. Hatta sen Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, aşere-i mübeşşere, ashap ve mezhep imamları Abdülkadir Geylani, Ahmed Er Rufai, Ahmet el Bedevi, ibrahim Dusuki, Şazeli, Şah-ı Nakşibendi, Şahı Mevlana, Emir Sultan, Üftade, bunların sıddık oldukları mütevatir. Mütevatir sıddık oldukları.

Sen onlara ölü dersen, yine küfre düşersin. Sen şehitlerin piri Hz. Hamza ve ondan sonra gelen bütün Allah yolunda öldürülen her ne kadar şehit var ise sen onlara bunlar öldü gitti, bu dünyadan dersen küfre düşersin. insanlar bilir bilmez konuşuyorlar. Sakın ha şehitliği mütevatir noktada olan Hz. Hamza gibi Hz. Musap gibi Caferi Tayyar gibi veya hazreti Ömer efendimiz gibi veya Hz. Ali efendimiz gibi Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendimiz gibi sen bu dünyadan ölüp gittiler dersen ölü demeyiniz ayeti kerimesine çarpılırsın. Küfre düşer. Ölü demeyiniz ayette sabit. Hatta kalbinden daha iyi aklından daha geçiremez. Onunla da alakalı ayet-i kerime var. Kalbinden geçirmeyi dahi Cenabı Hak yasaklamıştır. E şimdi biz kalkıyoruz, bu peygamberlerin, bu sıddıkların yoluna biz laf söylüyoruz. Diyoruz ki nerden bilecekler canım. Ondan hakikaten ne anlarlar. Hakikati ne bilir, ölmüşler gitmişler. işte burdan biz küfre düşüyoruz. Allah muhafaza eylesin. O hakikat ilmi

önce peygamberlere, sonra sıddıklara, sen onların normalde eski içerde bilmezler der. Normalde o mahremiyeti görmediğin için inkar edersen, Allah muhafaza eylesin küfre düşmüş olursun. Cenabı Hak bizleri muhafaza eylesin. O enbiyaya rehber olan o sebepleri, bizi de bizleri de anlamayı ve anladığımızda inşallah amel etmeyi bizlere nasip etsin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayırlı olsun inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Sabır, Çile, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı