Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 762-763. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 762-763. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 3 • 5/46

Mesnevî-i Şerîf 762-763. Beyitler Şerhi Hakkında

762-763. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Bir önceki sohbetimizde, ‘devletliler onunla eteklerini doldurmuşlardır. O nur saçıcısını bulan, yüzünü Allah’ın gayrısının çevirmiştir.’ Onu okumuşuz.

‘Kimin aşk eteği yoksa, o nur saçıcısından nasipsiz kalmıştır. Cüzüle-

rin yüzü küle doğrudur, Bülbüllerin aşkı güledir.”

Cenabı Hak nurunu saçtı Cenab ı Hak nurunu saçınca kim âşıklık yolunda bir payesi var ise o tabiri caizse mana eteğini açtı, doldurdu. Allah’ın nuruyla nurlandı. Cenab ı Hak hidayetini bütün insanlara saçar. Allah’ın hidayeti bütün insanlara açıktır. Allah’ın tövbe kapısı bütün insanlara açıktır. Kıyamet kopuncaya kadar hidayet kapısı ve tövbe kapısı her daim açıktır. Kim tövbe eder geri dönerse, Allah onun tövbesini kabul eder. Kim af dilerse Cenabı Hak ona mağfiret eder. Cenab-ı Hak, hidayet kapısını da bütün insanlara açmıştır. Kim hidayet almak isterse, Cenabı Hak’ka yüzünü döndürürse, Allah ona hidayet eder, kim aşık olmak isterse, Allah onun kapısını açar. Kim ne tarafa dönmek isterse Cenabı Hak onu o taraftan nasiplendirir. Kim Allah’ı unutursa, Allah da onu unutur. Kim Allah’a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner. Kim Allah’tan bir adım uzaklaşırsa, Allah da ondan bir adım uzaklaşır. Allah’ın uzaklaşması bir adımdır ama kim Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah da ona on adım yaklaşır. Çünkü onun rahmeti her şeyini sarmıştır. O yüzden bir kimse eğer aşk eteğini açarsa Cenabı Hak onun aşk eteğini doldurur. Cenabı Hakkın nuru bu noktada ancak müşriklere isabet etmez, hususu nuru. iman etmeyenlere, hususi olarak iman etmeyenlere hususi olarak, onlara gitmez. Öbür türlü Cenabı Hak nurunu bütün her tarafa saçmıştır. Nurunu her tarafa yaymıştır. Herkes için hidayet

kapısı açıktır. Herkes için o nur saçıcısı nurunu saçmıştır. Ancak nankör olanlar, aptal olanlar o nur satıcının nurundan nasipdar olmazlar. Ancak nankör olanlar aptal olanlar o hidayet kapısını görmez veya hidayet kapısına sırtını dönerler, bunlar insanların abdalları ve nankörleridir. Nankörler ancak hidayete ulaşamazlar. Sebep? Nankördür çünkü o. Aptallar ancak hidayete ulaşamazlar. Sebep? O çünkü aptallık yolunu seçmiştir. O nankörlük yolunu seçmiştir. Yoksa Cenabı Hak bu noktada adalet noktasında adildir.

Kim ona zikirle yaklaşırsa, onu zikreder. Kim tövbe ile yaklaşırsa onun tövbesini kabul eder. Kim ona affı mağfiret isterse ondan, onu affeder. Kim ondan rızık isterse, Cenabı Hak, onu rızıklandırır ve Cenabı Hakkın iki eli de açıktır. iki elini de insanlara açmıştır. Varlığı tamamıyla açmıştır. Ondan kim isterse ondan istediğini alır ve hangi noktadan isterse hangi noktadan giderse onu bulur. Ne yaparsa onu bulur insan. Hani Hz. Mevlana der ya bu alem aks i sedadır diye, sen burdan Ahmet diye bağırırsan Ahmet diye sesi aksiseda olarak görürsün. Sen Allah dersen, aksiseda Allah diye sana döner. Aksiseda budur. O yüzden hani ayet-i kerimede de: ‘Sizin önünüzde sizin işledikleriniz vardır.’ Senin önünde, senin işlediğin var. Ne ektiysen onu biçeceksin. O yüzden bir kimse kendince aşk eteğinden uzaklaştıysa, o uzaklaşan kimsenin âşıklıktan payı olur mu? Olmaz. Aşıklıktan payı olmayan, suçu Allah’a yüklemeyecek. O kendisinin âşıklıktan payı yok. O kendisi âşıklık yoluna yüz çevirdi. Ters döndü kendisi yaptı. Bir nimet sizden alınıyorsa, bunun sebebi sizsinizdir. Sebebini dışarıda arama hiç. Bakın, hiç sebebini dışarda arama. Başınıza gelen bela, musibet sıkıntı, dert, gam, kasavet, hepsi de sizin elinizin ürünüdür. Sizden giden her ne var ise nimet babında, sizin elinizin ürünüdür. Siz nimete nankörlük yapmışsınızdır. Çünkü hamd edenlere nimetlerini arttıracağını vaat etmiş, hamd edenlerin nimetlerini arttırıyorsa, senin üzerinden bir nimet gittiyse, sen hamd edenlerden değilsin demek. Sen nankörlerden oldun veya aptallardan oldun, senin üzerinde nimeti görmedin, o yüzden senden o nimet gitti. Başka bir sebepten dolayı değil, başka bir sebep arama. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o hidayet nurunu saçmışken, sana o nurdan isabet etmiyorsa, bunun sebebi sensin. O; rahmetini, nurunu, ikramını, ihsanını saçmışken sana isabet etmediyse bunun sebebi sensin, bir başkası değil.

‘Cüzlerin yüzü küle doğrudur.’ Bir şeyin parçacığı bütüne doğru gider yağmur tanesi denizin üzerinden çıkar, buharlaşır. Buharlaşır bulut olur. Ortadan göremezsiniz siz onu buharlaşıp bulut olduğunu. Sonra rüzgar onu toparlar hepsini bir yere, tekrar bir coğrafik olarak hava şartları değişir.

Hava şartları değiştikten sonra ne olur? O tekrar yağmur damlası haline gelir yağmur damlaları birbirleriyle buluşur, birbirleriyle birleşirler. Cenabı

Hak onu toprağa indirinceye kadar hiç bir yağmur tanesi, hiç bir yağmur tanesine dokunmaz. Hiçbir kar tanesi yeryüzüne ininceye kadar hiçbir kar tanesi ile sürtüşmez bile. Cenabı Hak onu bir hesap kitap üzerine indirir. Yağmur taneleri havada toplanmış olsa ve komple kütle halinde yere düşse afat olur, tufan olur. Seyreyle cümbüşü. Saatte işte bilmem kaç kilogram bir gün içerisinde metrekareye beş kilogram yağmur düştü. Beş kilogramın birleştiğini düşünebiliyor musunuz ve beş kilogramın metrekareye tabaka halinde düştüğünü bir hayal edin. Ne ev kalır, ne araba kalır, ne yat kalır, ne kat kalır. Dünya denen bir şey kalmaz. Ne ağaç kalır ne meyve kalır ne hayvan kalır ne insan kalır. Hepsi de cüz, hepsine ne deriz, hepsi de yağmur tanesi ama o cüzler ne yapar? Küle doğru koşar yani birbirleri ile buluşur. Yağmur toprağa düşünce birbiriyle buluşur. Birbiri ile buluştuktan sonra küçük su birikintileri olmaya başlar. Yağmur yağmaya devam ederse, küçük su birikintileri akmaya başlar. Akmaya başlayınca küçücük böyle su, çay deriz biz onlara, küçük küçük su birikintileri toplanır bir yerde nehir olmaya başlar. Büyük çay ne olur? Nehirleşmeye başlar. O nehir ne yapar? Deryaya koşar, gene. Geldiği yere koşar, büyük göle doğru koşar. Büyük denize doğru koşar. Geldiği yer orasıdır çünkü. Cüz, küle döner yani geldiği yere o büyük deryaya doğru gider. O zaman hepimiz birer varlık noktasında Allah’ın yaratmış olduğu cüzleriz. Dönüşümüz nereye? Tekrar Allah’a. Cüzler nereye doğru gidecek? Küle doğru gidecek. Mecburi istikametimiz ona. Biz iman etsek de etmesek de iyi müslüman olsak da olmasak da ona döneceğiz. iman etmeyenler, zoraki döndürülecekler. iman eden zaten yüzünü buradan döndürmüş. kendisini. O zaten koşa koşa gidiyor. Sebep? O bir kez güzeller güzelini gördü. O bir kez nur yüzlüsünü gördü. O bir kez cemalini seyretti. Ucundan da olsa kenarından da olsa. O bir kez de olsa onun kelamını işitti. Onun hitabını işitti. O bir kez de olsa onun kokusunu aldı. Onu sen hani bağlasan durmaz derler ya, o bağlasan da durmaz. O yüzünü o tarafa koşar, döndürür. O, o tarafa doğru koşar. Her cüz kendi yüzünü külüne doğru, yani tamamına doğru koşar. Her şey kendisini tamamlayan, kendisinin tamamına koşar. Her şey.

O yüzden aşık da kendi tamına koşar, yani aşka koşar. Aşık ne zaman ki aşkla yüzleşti, o zaman kendisinin tam olacağını düşünür. Aşık aşkla yüzleşmediği müddetçe aşkla vuslata ermediği müddetçe hiçbir zaman sakin durmayacaktır. Hiçbir zaman sakin durmayacağından, o herdem o aşka doğru koşacaktır çünkü onun tamamı ordadır. Onun tamamı ordadır. Her aşık bu noktada aşkın ayrı bir yüzü, tecelliyatıdır ve her aşık, aşkın ayrı bir yüzü, tecelliyatı olduğundan, her aşık asıl cemala, asıl cemalullaha, cemale müştak olduğundan, hep o tarafa doğru koşacaktır ve bakın bütün varlık alemine

varlık cüzlerden oluşur ama varlığın tamamı bir küldür yani bir bütündür. Varlık parçalı bulutlu değildir. Biz onu çok görürüz. Biz bir sürü insan görürüz, insan bir tanedir. Biz bir insana baktığımızda bir bütün insan görürüz. Yaklaştığında ona onda bir sürü insan görürsün. Aslında o cüzlerin toplamıdır o insan. insanı otuttursan, cüzlere bölmüş olsan binlerce cüz çıkar insandan. Milyonlarca cüz çıkar ve onların hepsini topladığınızda bir tane insan çıkar. Şu bardağa bakın, milyonlarca bunda cüz vardır. Milyonlarca, milyarlarca ama hepsi de bunun bir noktada toplanmıştır. Biz onu bir görürüz. Biz onu derli toplu görürüz. Bunu, biz bunu yoğunlaştırdığımızda, bunun bir orta yerde olmadığını bile görürüz. Nasıl görürüz? Biz bunu yoğunlaşma derecesine göre bunun varlığının kendince değiştiğini görürüz. Biraz yoğunlaştır, farklı olur. Biraz daha yoğunlaştır, farklı olur. En sonda buhara döner. Biraz daha yoğunlaştır. Buharda kalmaz orta yerde. Bu bildiğiniz yok olur bu. Bu madde yok olduğunu görürsünüz. Yok, fakat bunu anında şokla, anında şokladığınızda bu tekrar varlığa bürünür.

Düşünebiliyor musunuz? Dünya -272’nin içinde yaşıyor. Dünya -272’nin içinde yaşıyor. Yani şoklanmış vaziyette, şoklanmış vaziyette yaşıyor. Eğer dünya -272’nin içinde olmamış olsa, dünya ve içindekiler hepsi de bir anda buharlaşıp yok olduğunu görürsünüz, bir anda ve dünyayı bir gaz bulutu gibi görürsünüz, yoğunluğuna göre. Biraz daha değişirse, gaz bulutu da görmezsiniz. Hiçbir şey görmezsiniz ama içinde insanlar yaşıyor. Dünya yaşıyor. Evet, dünya denilen bir alem var, evet! Evet, düşünebiliyor musunuz, güneş enerjisinin -272’den içeri geldiğini, ne kadar sıcak değil mi? -272 olmamış olsa, dünya buharlaşacak. Güneş enerjisi tam dursa mümkün değil, -272 den soğutularaktan geliyor, -272 den soğutularaktan geliyor. Soğumuş, soğumuş vaziyette geliyor. Biz diyoruz ki öf ne sıcak oldu, ooo evet, ne kadar sıcak, -272’den geliyor. işte o cüzler toplandığında kül oluyor, bütün oluyor. Bunu en iyi hal görenler anlar. Şimdi zikrullah esnasında böyle şakkadak hal görmeyen kimse, yavaş yavaş gören bir kimse, böyle işte zikrullah devam ediyor, Allah Allah Allah, o esnada böyle karıncalanma gibi bir sülüet oluşmaya başlar, böyle karıncalanma gibi, oluyor, olmuyor, o heyecan yapar, görüyorum heralde, Allah Allah, ya dur. Sakin ol, öyle görünmez, sakin ol, o karıncalaşma devam edecek. Sen iyi tövbe et, iyi zikret, iyi kul olmaya çalış. Ahlakını düzelt. insanlara hizmetini arttır. insanlara iyiliğini arttır. Etrafını incitme. Etrafını kırma. Etrafını üzme. Birinci derecede eşin, çocukların, annen, baban, akrabaların, arkadaşların, sakın! Sizin diliniz tatlı olsun, yüzünüz güleç olsun. incitme kimseyi, o karıncalanma gibi. Zikrullahda sanki beynin karıncalanıyormuş gibi. Öyle mi böyle mi? O karıncalaşma, maddesel bir şey var mı? Yok. Bizler televizyona inanırız

da hale inanmayız. Televizyona inanır binlerce kilometre uzaklıktaki bir görüntü orda seçilip çekilen görüntü, vay canlı izliyoruz ya, canlı izliyor! E onu dervişler de canlı izliyor. Sen aynı anda, aynı anda oynanan futbol maçını izliyorsun. O da beş yıl öncesini iziyor. O da beşbin yıl öncesini izliyor. O canlı izledi. O da canlı izledi. Nasıl? Basbayağı. Sen uzaktaki spikerin anlattığına inanıyorsun, Abdülkadir Geylani hazretlerini görmüş o kimse, inanmıyor musun ona?

Akılcılık, maddecilik böyle bir şey. O önce karıncalaşma, bunu şimdi (özür dilerim), bunu yaşayanlar, bunu daha iyi anlarlar. Mesela işte önce bir sakal görür mesela. Bir sakal oluşur. Bir sakal, bildiğiniz sakal. Zikrullah devam ediyor ama güldür güldür, o zikrullaha verecek kendini, zikrullaha vermezse, tak kesilir, gene hiçbir şey yok. O böyle gözünü sıkar, bilmem ne yapar göreceğim diye, göremez onu. Öyle değil, sen zikrullaha ver kendini. Sen zakirine tabi ol, şeyhine tabii ol, zikrullaha devam et. Çok özür dilerim, tabirimi hoşgörün, sen serseri mayın gibi bir sakalın dolaştığını gör, böyle bir sakal topluluğu. Kalbine gelir, bu Geylani hazretlerinin sakalı veya bu Ahmed Er Rufai’nin sakalı. veya işte bu üstadının sakalı veya bu filanca zatın sakalı. Onu zikrullahda onun kalbine gelir. ilmü ledünün başlangıcı budur. O kalbine gelince, bütün vücut böyle kulak kesildi. Bütün vücut böyle bir kendinden geçti. Anında o böyle bir şimşek gibi ‘çak’, çakar anında. Çakar, geçer. Kalmaz orda. Bakarsın bir sakal var, ardından zikrullah devam ederken eğer onun hali açılacaksa işte sakaldan surete geçmeye başlar. Yüzü görünmeye başlar, dudağı görünür, burnu görür. Ondan sonra bir çift göz çocuğun olur. Bir bakmış bir tane böyle ya bir kimsenin yüzü var artık, cemali var. işte bir de onun bilgisi gelirse bu Abdülkadir Geylani hazretleri, ooooo koptu ortalık veya bu işte üstadın, bu filanca efendi, bunlar böyle bir şimdi bizim doktor ordan bakıyor, şizofreniye bağlayacak şimdi diyecek ki tamam, şizofreni işte, ha doktor? Yok, yok, doktorlar buna inanmaz değil mi. Ben şizofrenik bir hastayım değil mi yani, teşekkür ederim. Doktorumuz da var ya teşhis eden. Tedavisi ne doktor bunun? Ne ilacı veriyorlar böyle bir kimseye? Ha görmeme ve aklına gelmemesi için bir de ilaç var, adam düşünemez hale geliyor yani. Bir de görmeyecek yani bunu, öyle mi. Bu şimdi o suret başlar, o suret başladıktan sonra kimisinde bu böyle yakıcı yıkıcıdır. Bu yakıcı, yıkıcı olursa meczup dediğimiz kimse öyle oluşur. Yani hiçbir şey yok. O oturmuş zikrullah yapıyor. Allah Allah Allah. Güm! Bir perde, apayrı bir aleme hemen anında geçiş yaptı, hemen anında! işte o esnada gitti, tel yandı onun. Eğer çok kuvvetli değilse. Meczup dediğimiz kimse bu. Ona artık ne zaman, nerde, ne vuracağı belli değil. Vurdu gitti onu, ne zaman vurursa artık. Bizim, benim tercihim bu değildir. Böyle kimselerden verim

alamazsınız. Böyle kimseler böyle dervişlikde verimli bir dervişliği olmaz onun. Benim şeyim değildir onlar, tasvip ettiğim bir şey değildir.

Ben, Cenab ı Hakka yalvarırım kimse böyle olmasın diye. Öyle kimseler işini kaybedebilir, eşini kaybedebilir, yani karşıdaki kimse onu anlamakta güçlük çeker çünkü hamdolsun bizde böyle yoktur. yani, yok denecek kadar azdır. Ben öylesini çok tasvip etmem. Bu o kimse de birden böyle bir şey görünce o şoku kaldıramıyor. Öyle söyleyelim. Öbür türlü o böyle aslında onun var olduğuna inanıyor, görüyor ama onun zahiri bir varlığı yok. Bu böyle dağılırken bazen bunlar böyle hani bitecek ya böyle dağılırken bu böyle bir şey hani nasıl söyleyeyim, bu televizyonları falan böyle paketliyorlar, köpük mü o, köpük, ne diyorlar ona, strafor. Hani straforu böyle ufalarsınız hepsi de küçücük küçücük şeyler olur, uçuşur ya. O görünen hal bazen böyle küçücük şeyleri değişir, uçuşur böyle. O zaman cüz olduğunu anlarsınız. E dersiniz ki cüz buymuş veyahut da biraz daha cüzü açalım. Bir sufi biraz ilerler, biraz ilerledikten sonra evvame, emmare, levvame, mülhimeyi geçer, mutmainneye geldiğinde bazen onu tabiri caizse yüzlere ayrıldığını görür kendisinin. Böyle aleme saçılmış olarak görür. Her bir baktığında o, o esnada kendisini görür. O biraz daha böyle işin rengi değişmeye başladığında, bütün baktığı yerde kendi cüzlerinin doluştuğunu görür. Ne tarafa bakarsa baksın, kendi suretini görür. Burda ayağı kayar. O kimse kendince der ki alemi kapladım ben, şeyhi olmazsa. Orda kayar. Parçasını bulamazsınız. Allah muhafaza eylesin. Bu, bu artık bir müddet sonra bu kendisinin öyle alemi küçücük küçücük dolaştığını gördü ya, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i görmesi lazım öyle sonra. Sonra bütün o küçücük parçalarda Cenabı Hakk’ın ismi şeriflerini görmesi lazım. Ondan sonra onların hepsinin tekrar toplandığını görmesi lazım. Bunlar uzun mesele. O cüzlerin yüzü hepsi de ne tarafa dönüyormuş? Küle doğru, bütüne doğru dönüyormuş ve bülbüllerin de aşkı güleymiş? Bülbül’ün değil, bülbüllerin. Bütün bülbüllerin aşkı neyeymiş? Güleymiş. Güllere değil, söze dikkat edin. Bülbüllerin aşkı neyeymiş? Güle. Gül, tekil bakın burda. Bülbüller çoğul. Bütün bülbüller neye aşıkmış? Güle. Bu, varlığı tamamıyla sen bülbül gör. Varlığı tamamıyla bülbül gör ve varlığın bir tek aşkı var, ‘gül’. Bütün varlık, tamamiyle güle aşık. Eğer bütün varlık zaten tamamiyle güle aşık olmazsa, varlık varlık olmaktan çıkar. Bu varlığın içerisinde akıl sahibi bir tek insandır. Varlığın tamamiyle tabiri caizse cebri olarak güle aşıktır. Varlık tamami olarak ve senin de varlığın senin de varlığın sen istesen de istemesen de güle aşıktır.

Eğer güle aşık olmamış olsa, gül onu ayakta tutmaz. insan, bunun içerisinde, bu aşıklığın idrakine varırsa, insanı kamil olur. Bu, varlıkla senklarizasyonu tamamlamakla mümkündür. Varlık tamamiyle mecburi istikametde

güle aşık. Sen de kendi cüzzi iradenle güle aşık olursan, varlıkla senklarizasyonunu tamamladın. Bütün varlık sana aşina oldu. Bütün varlık. O yüzden aşıklar için varlıkta yabancılık yoktur. O yüzden aşıklar için varlığın her tarafı onlara tarla gibidir. O yüzden aşıklar varlığın her veçhesinde, varlığın her perdesine aşina olmuş olur. Sebep? Çünkü o baştan başa kendisi de aşık oldu. Aklıyla, fikriyle, gönlüyle, kalbiyle, içiyle, dışıyla, her şeyiyle ne oldu? Aşık oldu. E o zaman aşık olunca o da cüz, küle doğru döndü. Cüz o zaman ne yaptı? Küle doğru veçhesini döndürdü. Önemli olan zaten o vecheyi döndürmesi. O yüzden bütün, bütün her şey ama bütün bildiğiniz canlı cansız, var, yok, siz nasıl hükmederseniz hükmedin, bir şeyin adı var ise bir şey varlık aleminde südur ettiyse, göründüyse, o güle aşıktır. Güle aşık ve her şey, her şey ama gözünüzün gördüğü görmediği her şey, ona olan aşıklığını terennüm eder ve her şey bu manada aşkın önünde güzeldir. Aşığın önünde de güzeldir. Aşık, hiçbir şeyi çirkin görmez. Çünkü aşık için her şey aşkın ayrı bir tecelliyatı olduğundan, her şey onun için güzeldir. Güzel güzeli sever, güzel güzeli sever. Güzel, her şeyi güzel gördüğü için her şeyi de sever. Güzel için bu noktada güzel seven için aslında işin hakikatinde çirkin yoktur. O yüzden aşıkların bu manadaki şeriatı ile aşıklıktan pay almayanların şeriatı farklıdır. Aşıkların şeriatı, aşkçadır. O yüzden aşık olmayanların şeriatına benzemez. Ne yaptı Hz. Muhammed i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Herkes yüzünü gözünü saklarken, Medine topraklarının tozundan dumanından o yüzünü gözünü açtı. Sebep? Medine güzel. Medine güzel olunca, Medine’nin tozu toprağı da güzel. O Medine’nin tozunu toprağını, gözüne sürme olarak çekti. Oysa etrafındakiler tozdan topraktan korunmak için ağzını burnunu örtüyordu. Güzel, her şeyi güzel gördü. Çünkü her şey güzel.

Herkes burnunu tıkıyordu. Burnunu tıkayıp da geçiyordu. Kokusunu duymak istemiyordu, yüzünü örtüyordu. Niçin? Orda bir tane bir hayvanın ölüsü vardı. O baktı dedi ki ne güzel dişleri var. Güzel, güzel görür çünkü. Güzel güzel sever çünkü. Güzel güzeli sever çünkü. Herkesin çirkin ve kerih gördüğünü o güzel gördü. Herkesin çirkin ve kerih gördüğü bir şey de o güzelliği gördü. Çünkü aşık güzeldir. Aşık güzeli sever. Aşık güzele müştaktır. Aşık güzeldir çünkü. O yüzden aşıkların dili birbirlerine anlaşılır. Aşığın dili, aşık olmayanlarca anlaşılmaz. O yüzden aşık olmayanlar, aşığı dinleyince onu küfür ehli gibi görür. Aşığı dinleyince onu müşrik görür. Aşığı dinleyince o ona kaba saba bir söz gibi gelir ama aşık, aşığı dinleyince, onun sözleri mercan tanesi gibidir. Onun sözleri okyanusta inci gibi gelir ona. Onun sözleri kıymeti bulunmayan kıymeti bilinmeyen bir mercan gibidir. Aşık olmayana ise o sözler alelade bir sözdür. O yüzden aşıkların dili

de huyu da suyu da bakışı da birbirine benzer, birbirine benzer, aynı paralelliktedir. Aynı paralellikte olmazsa, âşıklık değildir. Hani birisi geldi Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerine bir şey sordu, ondan bir cevap aldı, sonra Hz. Ebubekir’e gitti sordu, Hz. Ebubekir efendimizden de aynı cevabı aldı. Sonra birisi gitti yine ilk önce Hazreti Ebubekir efendimize sordu. Ondan bir cevap aldı. Aynı cevabı Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’den de aldı. Hani geldi Hz Ebubekir efendimize sordu ya birisi, buranın emiri kim dedi, ümmetine hizmet eden orada dedi. Orta yerde Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, su dağıtıyordu. Dedi ki adamlar, bu herhalde Mecnun olmuş ya. Yani ne alakası var, su dağıtan bir kimse buranın emiri mi olur. Gittiler, Hazreti Peygamber Efendimiz su dağıtıyor, ona sordular, ümmetine hizmet eden dedi. Aynı sözü söyledi. Aşığın dili de birdir. Bakın, aşığım dili de birdir. Hazreti Ömer Radıyallahuanh hazretleri, şu içki haram olsa dedi, ayet indi ve henüz daha ayet semadayken, Hz Ömer radıyallahu anh hazretleri ayeti okudu. Ne oldu? Aşık varlığın içersinde, varlığın içerisinde varlığa aşina oldu. Varlığa aşina oldu. Varlığa aşina olduğu için aşık için yarın yoktur, dün yoktur. Aşık için ileri yoktur, geri yoktur. Sebep? Aşığın gözünün önünde dün de birdir, bugün de birdir, yarın da birdir. Onun için bizim içindir, güneş doğar. Aşık için gün doğmuş, gün batmış, gece olmuş, gündüz olmuş, öyle bir şey yoktur. Aşık için. Neden? O, varlığa tecelli etmiştir Cenabı Hakk’ın izniyle

O yüzden bütün bülbüllerin, bütün bülbüllerin aşkı, aşıklığı bir tek güledir.Allah bizi muhafaza eylesin ve bütün kainata bakacaksınız. Bütün kâinata bakacaksınız. Kynayan bir su düşünün. Kaynayan bir suyun içerisine buz atsanız, buz kendini içerisinde korur mu? Anında sıcak olur, öyle değil mi? Sıcak sıcağı çeker, soğuk soğuğu çeker, aşık aşığı çeker, mürted mürtedi çeker, gavur gavuru çeker. Siz bir münafıkla dostluk yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Ancak siz de münafıksanız, münafık münafığı çeker. Aşksızlar, aşksızları yanına çeker. Aşıklar, yanına aşıkları çeker. Şeyh efendinin yanına gidiyoruz. Adam habire konuşuyor. Şeyh efendinin yanında dahi konuşacağım diye uğraşıyor. Anam dedim bu adamın başını yakacak. Ben şeyhimi dinlemeye gitmişim, o kendisiyle konuşulmasını istiyor. A, yok. Ben ondan uzak durayım. Ben yavaşça yanından ayrıldım, biraz öteye gittim tek başıma. Abi noldu? Ayağım ağrıyor dedim. Ben de hep ayak ağrısı var, oldum olası, yalan da değil. Gittim. O konuşuyor çünkü boyna. Yanındakine de konuşuyor. Bu sefer o konuşuyor, o yanındakiyle konuşmaya başladı. Konuşuyorlar. Bir üstadın huzurunda, yanındaki kimseyle konuşmaz kimse. Aşıksa o, o dervişse yanındaki ölüyor, innalillah ve inna ileyhi raciun, der. O şeyhine bakar. Başladılar yanındakilerle konuşmaya. Aha dedim, şimdi

top değil gülle gelecek şimdi dedim içimden. Evladım sizin böyle konuşacaklarınız varsa hani böyle işaret etmeyeyim, millet üzerine alınmasın, sizin konuşacaklarınız varsa dışarı çıkın konuşun yanımdan dedi. Bunlar kaldı. Bir bana baktılar, işaret ettim çıkın diye. Tık tık tık tık tık, çıktılar. Dedim Mustafa Özbağ, Allah seni korumuş. Sebep? Aşıksa bir kimse, onun ağzının içine bakar, gözünün içine bakar, yanındakini görmez. Aşıklıktan payı yok. Şeyhimin tabiriyle hele hele derviş. Şeyhi sohbet ediyor Ne yapıyorsun ya, iyi misin, okul nasıl gitti, dersler bitti mi, sınıfı geçtin mi. Abi, geçtim ya. Orda konuşan kim? Seviyorum dediği şeyhi. Ya ne alakası var! Bak burda şimdi çıt çıkmıyor. Dışarıda konuşuyor mu herkes, konuşuyor. Birbiriyle sohbet ediyor mu? Ediyor. Eleştirmek için söylemiyorum. Bu herkesin âşıklık derecesi aynı değildir. Herkes aşıktır. Akli olarak derecesi aynı değildir. Allah bizi aşıklardan eylesin.

O yüzden iyiler, iyilerin yanına doğru koşar, kötüler kötülerin yanına koşar. Namaz kılanlar, namaz kılanları sever. Akşamcılar, akşamcıları sever. Beni hiç kimse davet etmiyor, gel bu akşam bir alem yapalım diye. Ama akşamcılar ne yapar? Akşamcıları sever. Kim, hangi amel üzerindeyse, o amel üzerinde olanlar birbirlerini sever. Kim, hangi inanç üzerindeyse, o inançta olanlar birbirlerini sever ve bir yerde toplanırlar. Şimdi tekkeye gelip sohbet dinleyecek olanlar, bakın cüzler nasıl küle doğru geldi. Ne yaptılar? Burda toplandılar. Cumartesi bizim bugün sohbet günümüz. Tekkeye gideceğiz, sohbet dinleyeceğim, üstadımı göreceğim. Üstadımızın sohbetini dinleyeceğim. Ne yaptı? Cüzler burda toplandı. Ya, yorgunum bugün ya. Ben evde kalayım, sohbet var ama ya ne yapayım, hadi bu akşam da gitmeyeyim ya, evde oturayım ben. Tamam, o ya işte ben de seviyorum! Seviyorsun ama bu kadar değil, derecesi düşük. Bakın, derecesi düşük. Efendim, hakkınızı helal edin, orda olmak isterdim ama olamadım. Burda olmak isteseydin burda olurdun. Çok iddialı bir söz ama her zaman olmak istediğim yerde olurum Allah’ın izniyle. Ben kendimden pay biçeceğim. Olmadı, elimde değil ise bu. Elimde değil. Cüzzi iradeden çıktı o.Buna söyleyecek laf yok.

Sohbete gidiyorum, Eskişehir’de bir köpek, bir gitti tekrar geri döndü. Zaten hep orda radar cezası yiyorum diyor bağladım onu otomatiğe, gene vurdum köpeğe. Yapacak bir şey yok. Cevdet, Selamünaleyküm Aleykümselam. Filanca yerde köpeğe vurdum abiciğim, arabanın önünden dumanlar çıkıyor. Sabah saat 6.30 miydi 7 miydi, o civardaydı, değil mi? Dedim arabanın önünden dumanlar çıkıyor yalnız ona göre gel gelirken dedim ben, o koptu geldi. Ben de arabayı oraya kenara bıraktım. Bir tane yaygı yazdım, orda yüksek bir yere, yastığı da aldım, yan geldim kitap okuyorum. Ne yapayım, onunla mı uğraşacağım dedim kendi kendime. Trafik polisi

geldi baktı, gördü beni orda. Ondan sonra arabayı da gördü, yürüdü gitti. Sonra Cevdet geldi. işte polise rapor tutturacak.işte polis diklik yaptı ona, bu da ona diklik yaptı. Polis ona dedi ki getir ehliyeti, ruhsatını, o da getirdi ehliyeti ruhsatı, arabanın vergisi yatmamış. O zaman için vergisi yatmayan arabaları bağlıyorlardı, değil mi Cevdet? O yatırmış, muhasebecisi yatırmamış. Bunun muhasebecisi uyanık, parayı inşaatta kullanmış Öyle yapıyor genelde muhasebeciler ya, bu tabii benim yanımda fazla da bağırıp çağırıyor. Ben biraz uzak gittim rahat bağırsın çağırsın diye. Onun arabasını da bağladı trafik. Ha dedim tamam. Bugün yol kapalı dedim içimden onun arabası da bağlanınca. Yoksa onun arabayı ben alacağım, o da kurtarıcıyla dönecek geriye. Arabayı kurtarıcıya yükleyecek gidecek. Onun arabada bağlanınca dedim tamam Mustafa Özbağ, yollar kapandı bugün. Bu sefer onun arabayı kurtarmak için uğraştık. Saat iki buçuk üçü buldu öyle değil mi? iki buçuk üçü buldu. O arabayı da kurtardık. Bizimkini de kurtarıcının üzerine koyduk, döndü. Bakın, bunda yapacak bir şey yok. Anlatabildim mi. Yani sohbet ikide çünkü, sohbetin saati geçti, bitti. Bakın, bundan sorumlu değil o kimse ama öbür türlü sorumlusun. Söz vermişsin, gideceksin. Sorumlusun, yükümlülüğü almışsın üstüne. Yürüyeceksin. Olmak zorunda olduğun yerde olacaksın. Disiplin lazım, disiplin! Yapmak zorunda olduğun şeyi yapacaksın. Disiplin lazım. Hele heleyse muhabbeti, e tabi o da hele hele olacak. Allah bizi affetsin inşallah. Aziz Allah celle celalühü Celle şanühu. Cenabı Hak Ezanı Muhammedimizden bu toprakları kestirmesin inşallah. Her daim Ezanı Muhammediyenin gölgesi altında gölgelenelim inşallah. Cenabı Hak Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Rabbim vatanımızı ve milletimizi hayıra döndürüp hayırda sabit kılsın. Selamünaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 3 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-6-9 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı