Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Vezir delillerinizi kısa kesin dedi. Öğüdü mü canla gönülle dinleyin.”
Hani vezire dediler ya halvetten çık, biz sensiz yapamayız, sensiz edemeyiz, sensiz olamayız. Önümüzü göremeyiz, yolumuzu göremeyiz. Hep ağladılar canhıraş, ona yalvardılar ve vezir de dedi ki öğüdümü canla gönülle dinleyin.
“Eminsem, emin olan kişi töhmet altına alınmaz. Gökyüzüne yer de-
sem bile böyledir bu.”
Eğer diyor beni emin olarak, emin bir kimse olarak görüyorsanız, niçin töhmet altında bırakıyorsunuz. Beni neden yaptıklarımdan sorguluyorsunuz. Neden benim vermiş olduğum kararlara tamamiyeti uyup teslim olmuyorsunuz. Eğer ben eminsem gökyüzüne yar desem aaa, orası yer diye kabul edeceksiniz. Eminsem, beni sorgulamayacaksın. Teslim olmuşsunuz, teslim olduysanız tamamiyetle teslim olacaksınız, o ne dediyse kabul edeceksiniz.
“Olgunsam, olgunluğu inkar ediş de ne”
Eğer beni kemale ermiş bir kimse olarak görüyorsanız, o zaman neden bu kemalatımı inkar eden bir halde bulunuyorsunuz? Madem ki olgunluğuna inandınız, mademki olgun, kamil bir kimse olduğumu kabul ettiniz, neden söylediklerime itiraz ediyorsunuz, yaptıklarımı kabul etmiyorsunuz?
“Değilsem bu zahmet nedeni bu incitiş neden?”
Madem olgun görmüyorsunuz, neden beni incitiyorsunuz? Neden laf söylüyorsunuz? Bırakın gidin, bakın işinize. Madem olgunsam teslim olun, tabii olun.
“Bu halvetten çıkmayacağım ben. Çünkü gönül ahvali ile meşgulüm ben.”
Ben de halvetten çıkmayacağım. Ben artık zahiri bıraktım. Sadece gönül halleriyle metafizik manayla ilgileniyorum. Ben bu noktada dışarıdaki, etraftaki kimselerle, işlerle ilgilenmiyorum.
“Hepsi de a vezir dediler. Sözlerimiz inkar değil, bizim sözlerimiz ya-
bancıların sözlerine benzemez.”
Biz seni inkar etmiyoruz. Biz bir inkarın neticesinde konuşmuyorsunuz. Bizim sözümüz, yabancı sözü gibi de tutma. Bizim sözlerimizi sen el sözü gibi görme.
“Ayrılığından gözyaşlarımız akmada; canımızın ta içinden ahlar, ey-
vahlah coşup durmada.”
Sen bizim içimizden ayrıldın, gittin kendini halvete kapattın. Biz bu ayrılığı çekemiyoruz. Biz bu ayrılığı kaldıramıyoruz. Biz bu ayrılıktan dolayı bizim gözümüzün yaşı kalmadı. Bizim ta canımız ağlıyor artık. Gözyaşı bitti, canımız ağlıyor.
“Çocuk dadısı ile inatlaşmaz ama iyi nedir, kötü nedir; bilmeden ağ-
Çocuk iyiyi kötüyü bilmez. Dadıyla da inatlaşmaz bakıcısıyla da inatlaşmaz ama çocuk ya her isteği için ağlar durur. Bu sefer o ağladıkça da dadısı ne yapar? Şunu lazım der verir, bu mu lazım der verir. Anneler öyle yapmaz mı? Çocuk ağlıyor, önce açtır der emzirir. Yok yine ağlamaya devam ediyor. Bu sefer altı mı kirlendi acaba der altını temizler. Yine ağlamaya devam ediyor. Bu sefer ne yapar? Ya gazı vardır der ya bir ağrısı vardır der, uğraşır onunla ama çocuk ağlar boyna. Çocuğun duası, çocuğun isteği, çocuğun yalvarması da ağlamasıdır. Ağlaması devam ettiği müddetçe, bütün hane halkı çocukla ne yapar? ilgilenir, çocuğun üzerinde pervane döner. Ağlamak o kadar kıymetlidir. Sen de ağlarsan, senin de etrafında pervane dönerler. Bir adam nekadar karısına kızarsa kızsın, kadın ağlamaya başlayınca, adamı etrafında pervane döndürür. Adam ne kadar kötü olursa olsun, adam ağlamaya başlarsa, kadın etrafında pervane döner. Ay ne oldu da canın mı sıkıldı da moralin mi bozuldu da ben mi seni üzdüm de…Öyle, kim ağlıyorsa ağlayan işi kapar. Etrafında pervane döndürür. Ancak kamil insanlar, gözyaşı ile kandırılmazlar. Kamillerin haricindeki herkes, gözyaşıyla etrafını isterse kandırır.
Geldi çocukla alakalı davada Davut’a öyle değil mi? Birisi nasıl ağlıyordu çocuk benim diye! Öbürkü de diyordu ki hayır çocuk benim. En sonunda Davut Aleyhisselam dedi ki getiririn benim kılıcımı. Ben dedi çocuğu ortadan yarayım. Yarısını sana vereyim, yarısını da sana vereyim. Çocuğun asıl
annesi dedi ki ey Davut ben davamdan vazgeçtim, tamam dedi, çocuğumu ona ver. Davut’un yanında da birkaç kişi vardı. Davut da aldı çocuğumu ona ver diyen kadına verdi çocuğu. Yanındakiler dediler ki ey Davut yani o ne kadar ağlıyordu. Dedi ki anne yüreği dedi. Çocuğunun ölümünü istemedi. Onu kılıcımla ortadan yaracağım deyince dedi ki ben davadan vazgeçiyorum. Çocuğum hiç olmazsa onun yanında, ben sağ salim görürüm diye düşündü dedi. Öbürkünün dedi çocuk kendinin değil. O yüzden dedi merhameti, vicdanı yok. Çocuk ortadan da bölünse umrumda değil dedi.
Gözyaşı her zaman için insanın haklılığını göstermez. Hani derler ya timsah gözyaşı diye. O yüzden her ağlayana kanma ancak kamil olan insanlar bunu ayırt edebilirler. Öbür türlü birisi ne yapar, yanınızda ağlayabilir, inleyebilir. Anında gözyaşı dökebilir. Önceden ağıtcılar vardı. Şimdi doğuda, güneydoğuda hala da var. Birisi öldüğünde eğer ordan tanıdık bir kimseyse o, öylesine ağıt yakar hem de ağlar orda. Herkesi de ağlatırlar. Para ile tutarsın onu, ağlar bi de o. iyi tiyatrocudur onlar da. o zaman her gözyaşı ne yapar? Doğru değildir.
“Biz cenge dönmüşüz, mızrabı vuran sensin; inleyiş bizden değil, sen
Bizim inleyişimize bakma diyor, mızrabı vuran sensin. inleyen de sensin. Bunu baştan inşallah, önümüzdeki hafta 600’den devam edelim inşallah. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı