Açılış Duası
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırla eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü hayırla eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilip görmeyi nasip eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihad eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanı, namusu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa Cenâb-ı Hak hepsini kahre perişan eylesin. Müslümanları korusun. Her türlü şerden, her türlü beladan, musibet ve sıkıntıdan ümmet-i Muhammed’i muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak zarar vermek isteyenlere fırsat vermesin. İsrail’i dağıtsın, yerle yeksan eylesin. Gizliden açıktan destekçilerini de yerle yeksan eylesin. Hepsinin güçlerini perişan eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Bütün ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasip eylesin. Rabbim ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye çerçevesinde derlesin, toplasın. Âmîn.
43. Nasihat — Zikrullahı Unutan Kavimlerin Sonu (Furkân Sûresi 17-18. Âyetler)
Âyetin Açıklanması
Bugünkü nasihatimiz Furkân Sûresi’nin 17. ve 18. âyetleri üzerinedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Rabbin onları ve Allah’tan başka taptıklarını topladığı gün, ‘Bu kullarımı siz mi saptırdınız yoksa kendi kendilerine mi yoldan saptılar?’ der. Onlar ‘Seni, layık olmadığın sıfatlardan tenzih ederiz. Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yakışmaz; fakat sen onları ve atalarını nimetler içinde yaşattın da sonunda seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya lâyık bir kavim oldular’ der.”
Bu akşamki dersin konusu işte bu son cümledir: “Sen onları ve atalarını nimetler içinde yaşattın da sonunda seni zikretmeyi unuttular ve yok olmaya lâyık bir kavim oldular.” Nimetler içinde yüzerken Allah’ı zikretmeyi unutan kavimler, topluluklar ve bireyler bu gaflet sebebiyle yok olup gitmektedir. Çünkü zikretmeyi unutmak gafletle doğrudan ilgilidir; gaflet ise Allah’tan kopuşun, Allah’la irtibatın kesilişinin başlangıcıdır.
Gaflet: Kalbin Ölümünün Başlangıcı
Bir kimse zikrullahtan uzak olunca gaflet çöker ve o kimsenin kalbinde zikrullahtan eser kalmaz. Zikrullahtan eser kalmayınca onun yerine bâtıl şeyler, hevâ ve heves gelip oturur. Çünkü kalpte zikrullah varsa hevâ ve heves oradan çıkar, şeytânîlik oradan çıkar. Eğer kalpte zikrullah olmazsa o kimsenin kalbine hevâ, heves ve şeytan yerleşir. Şeytan yerleşince o kimse şeytânî yollara, şeytânî düşüncelere ve şeytânî isteklere doğru meyleder.
O kimse zikrullahı bıraktığında asıl mânevi ölüm başlamıştır. Kalbinin kararması, kalbinin perdelenmesi, mânevi olarak ölüme doğru yol alması işte bu gafletle başlar. O kimse bundan tövbe edip Allah’ı zikrederek geri dönmüyorsa helâk olma yoluna girmiştir. Çünkü gaflet gafleti getirir, gaflet gafleti getirir; o kimse mânevi ölüme doğru yürüyecektir. Oysa Cenâb-ı Hak zikrullahı o kimsenin Allah’la mânevi bağı olarak görmektedir. Kim Allah’ı zikrediyorsa o zikir Allah’la olan irtibatını kuvvetlendirir, bağını güçlendirir ve o kimse bu manada zikrullah ile devamlı Allah’la alışverişte olur.
Zikir Halkası: Nefsin Kaçamak Yolları
Zikrullah konusunda nefsin oyunlarını yakından tanımak gerekir. Bir kimse zikrullahı bırakmak için çeşitli bahaneler üretir. Sabah namazından sonra ders çekeceğim der, çekemez. Öğlene kadar çekerim der, çekemez. Öğlen namazından önce çekerim der, olmaz. Öğlen namazından sonra çekerim der, o da olmaz. İkindi çekerim der, akşama bırakır. Akşamdan sonra çekerim der, gece olur. Gece de olmaz. Sonunda kendi kendine der ki: “Ben yarın sabah kalkayım, iki günlük ders çekeyim; hem bugünkünü hem de dünkünü telafi edeyim.” Bu tamamen nefsin gaflette yüzmesidir.
Öte yandan kimi zaman topluca zikrullah yapma imkânı doğar ve bu vesileyle ders yerine geçer. Ama nefis bunu da istismar eder: “Üstad dedi ki evde de zikrullah yaptırabilirsin; herkes kendi evinde ders yaptırabilir. O zaman şurada üç kişiyi çevirelim, Allah’ı zikredelim, ders çekilmiş olsun.” Ve böylece üç kişiyle cemaat oluşturulur, birkaç dakikada iş bitirilir. Cemaatle zikrullah yapıldı mı? Evet. Ders çekildi mi? Teknik olarak evet. Ama bu nefsin iş bitirme hızına, zikrullahı bir formaliteye indirgeme çabasına dikkat etmek lazımdır.
Zikrullahın Kalbe Etkisi: Âyetler ve Hadîs-i Şerîfler
Cenâb-ı Hak, Ahzâb Sûresi’nin 41. âyetinde “Ey îman edenler, Allah’ı çokça zikredin” buyurur. Ra’d Sûresi’nin 28. âyetinde ise “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur” buyurulmaktadır. Kalbin başka bir şekilde mutmain olması mümkün değildir. O yüzden o kimse devamlı Allah’ı zikredecek ki kalbi mutmain olsun. Başka bir âyet-i kerîmede de “Ey nefis, Rabbine mutmain olarak dön” buyurulur. O kimsenin Rabbine dönüşü mutmain olma makamında gerçekleşmesi gerekir; zikrullah yaparsa bu makama gelir ve o noktada mânevi dönüş onun için başlamış olur. Zikrullahı terk ederse o kimse kalbi komple nefsin ve şeytanın emrine girer; işte onun mânevi helâkı budur.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de şöyle buyurmuştur: “Allah’ı zikreden diridir, Allah’ı zikretmeyen ölü gibidir.” O kimseyi mânevi olarak diri tutan olgu Allah’ı zikirdir. Kim Allah’ı zikretmiyorsa ve zikrullahı terk etmişse o mânevi ölüdür. Kim Allah’ın zikrini unutmuşsa o kimse mânevi olarak yok olmaya mahkûmdur. Ölü gibi olan beden yürüyebilir, konuşabilir, iş yapabilir; ama mânevi olarak ölmüştür. Onun için Peygamber Efendimiz bu ayrımı çok net koymuştur: zikir = hayat, zikirden uzaklık = ölüm.
Haşr Sûresi’nin 19. âyetinde de Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” O kimse Allah’ı unutunca Cenâb-ı Hak ona kendisini unutturur; artık o kimsenin kendi mânevi hâli ve duruşu hatırına bile gelmez. Bu unutmadan dolayı gafletin üstüne gaflet, nefsâniyetin üstüne nefsâniyet, şeytâniyetin üstüne şeytâniyet biner gider.
Zikrullahı Unutan Kimsenin Kendini Unutması
Haşr Sûresi’nin 19. âyetini bir daha düşünelim: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” Bu âyet çok önemli bir hakikate dikkat çekiyor. O kimse Allah’ı unutunca Cenâb-ı Hak ona kendisini de unutturuyor. Yani o kimsenin kendi mânevi hâli, kendi durumu, kendi mânevi ayarı ve kendisinin nerede ne halde olduğu artık hatırına bile gelmiyor. O kimse kendini de kaybediyor.
Ahmed b. Hanbel’in hadisinde de bu çok net: “Kim Allah’ı zikretmekten yüz çevirirse Allah da onu kendine unutturur.” Cenâb-ı Hak seni maddi ve mânevi nimete oturtturdu; sen o nimetin içinde Allah’ı unuttun. Allah sana kendini unutturdu. Şimdi ne oldu? Sen en büyük işe, Allah’ın en faziletli ibadetine, zikrullah halkasına sırtını döndün; hainlik yaptın. Cenâb-ı Hak da sana kendisini unutturdu. Ve sen artık unutmadan gafletten gafletten nefsâniyetten nefsâniyetten şeytâniyetten şeytâniyete yuvarlanıp gidiyorsun.
Nimet İçinde Azma: Rahatlığın Tuzağı
Âyet-i kerîme, insanların neden Allah’ı unuttuğunu da açıklar: “Sen onlara nimetler verdin, rahat bir hayat verdin, onları nimete gark ettin. Onlar bu nimetlerin çokluğundan, bu rahattan dolayı azdılar, saptılar ve seni unuttular.” İşte bu, zenginliğin şaşırtması ve rahatlığın tuzağıdır. O kimse rahat yüzü görünce şaşırır, kibirlenir; zenginliği görünce şaşırır, kibirlenir.
İnsanoğlu enteresan bir varlıktır. Biraz rahat yüzü görse, biraz dünya itibarıyla rahatlasa hemen şımarır, şaşırır, kibirlenir ve Allah’ı unutur. Ama bir kimsenin başında biraz hastalık, biraz güçlük, biraz geçim sıkıntısı olsa Allah’ı unutmaz. O kimse bol bol Allah’ı zikreder, dua eder, Allah’tan ister; Allah’la arasını bozmaz, sıkı sıkıya tutmaya çalışır.
Borcu olan kimsenin durumunu bir düşünelim. Her sabah namazından sonra oturur dersini çeker, zikrini yapar. Borç var, gam var, tasa var; “Allah’ım” diye tutunur. Ama borç gevşeyince, işler düzelince sabahları okumayı bırakır, zikrullahı da bırakır. Dert, gam, tasa varken sabah akşam Allah’a sığınırsın. Rahatladığın zaman ise dersi yarın yapayım, öğlene kadar çekerim, öğleden sonra çekerim, akşama bırakayım diye ertelemeye başlarsın.
Hatta şöyle der hale gelirsin: “Cemaatle üç tevhid vursak ders çekilmiş sayılır mı?” Ya da “Şurada iki üç derviş bulunsa topluca okusak, ders çekilmiş olsa.” Evet cemaatle zikrullah elbette geçerlidir; Hanefî mezhebine göre üç kişi de cemaat sayılır. Ama nefsin asıl kaçtığı yer burasıdır: zikri gevşetmek için cemaat bahanesini kullanmak. Bu gafletle, nefsin kaçacak yollar aramasıyla ilgilidir.
Bunu kendi nefisimden örnek veriyorum, başkalarından değil. Bayındır’da ilk başladığımızda biz de böyle yapardık. Nuri’nin pastanesinin üst katında ikindi namazı kılıyorduk. “Üç tevhid vuralım, ders çekilmiş olsun” derdik. İkindi namazını kılıyorduk, hemen ardından üç tevhid. Ders çekildi mi? Çekildi. Tamam, bitti. Ve bir gün şunu fark ettim: bu nefsin kaçtığı bir yol. Cemaatle zikrullah yaptın mı? Yaptın. Geçerli mi? Geçerli. Ama bunu o dersin yükümlülüğünü sırtından atmak için bir çıkış kapısı olarak kullanmak başka bir şeydir. Nefsin bu oyununu görmek lazım. Nefsin kaçtığı yerleri iyi tanımak gerekir.
Ev, Araba, Mal ve Zaman: Hepsinin Hesabı Sorulacak
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurur: “Ey ashabım, size mamur bir ev ile yıkıntı bir ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?” Ashab, “Söyle ya Resûlallah” der. “Allah’ın içinde zikredildiği ev mamurdur, yıkıntı dahi olsa. İçinde zikrullah yapılmayan ev ise yıkıntıdır, mamur dahi olsa.”
Güzel bir villanın içinde zikrullah olmuyorsa o haravedır. Harap bir evin içinde zikrullah varsa o mamur bir evdir. Evinizi zikrullahla mamur edin. Ama şunu da bilin: evinizin hesabı sizden sorulacak. “Zannetme ki evin hesabı sorulmayacak. Zannetme ki arabanın hesabı sorulmayacak. Zannetme ki o paranın hesabı sorulmayacak. Zannetme ki o nefesin hesabı sorulmayacak. Zannetme ki o vücudun hesabı sorulmayacak. Zannetme ki o sağlığının hesabı sorulmayacak. Zannetme ki o zamanın hesabı sorulmayacak.” Bunların hepsi de hesabı sorulacak.
Bunlardan kurtuluşun yolu zikrullah, zikrullah cemâatleri ve toplulukları. Bundan başka kurtuluş yolu yoktur. Evde zikrullah olacak, kalbinizde zikrullah olacak, dilinizde zikrullah olacak; yolda yürürken zikrullah yapacaksınız, otururken zikrullah yapacaksınız, namazların hemen ardından zikrullah yapacaksınız. Allah’la bu bağı muhakkak kuvvetlendireceksiniz. Ve bunu yaparken şunu bilin: bu bir yük değil, bir şereftir. Allah size en büyük ibadeti, en büyük nimetin kapısını açmıştır; onu kaybetmemek için tutunun.
Zikrullahı Terk Edene Şeytan Musallat Olur
Zuhruf Sûresi’nin 36. âyetinde Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytanı musallat ederiz; artık o onun yakın arkadaşı olur.” O kimse zikrullahı bıraktığı anda şeytan, kalbinin kapısında tüneyen asker gibi içeri girer. Kalbinin kapısında duruyordur o; başka bir yere gitmez. Cenâb-ı Hak bunu âyetle sabitlemiştir: “Kim Rahmân’ın zikrini bırakırsa ona şeytanı musallat ederiz.” Bitti. Bunu Mustafa Özbağ söylemiyor, Allah söylüyor.
Şeytan içeri girince dervişlerin hatalarını, eşinin hatalarını, çocuklarının hatalarını, arkadaşlarının ve üstâdının hatalarını göstermeye başlar. Daha da ileri gider; peygamberlerin hata yaptığını fısıldar, sonra Hz. Peygamber’i hedef alır, en sonunda Kur’ân-ı Kerîm’e şüpheyle bakmayı telkin eder. Bunların hepsinin başlangıcı aynıdır: zikrullahın terk edilmesi.
O kimse aniden öfkelenir, kibirlenir, kimseyi beğenmez, kavga eder, ortalığı talan eder. Üzerinde dağ gibi bir kibir oluşur. Çünkü zikrullah yapmazsa bir kimse kibrini yenemez; zikrullah yaparsa kibrini yener. Şeytanın en büyük silahı kibir perdesidir. Zikrullah bir kimsenin kalbinde oturuyorsa kibrini yenebilir; oturmuyorsa şeytan hemen kibir perdesine çeker.
Yanı başındaki kardeşini tepeden bakarak gözünle süzüyorsan kibir perdesindesin, gizli şirke düştün. Yanı başındaki eşine tepeden bakıyorsan kibir perdesine düştün. Kendi evladına tepeden bakıyorsan, kendi annene babana tepeden bakıyor ve beğenmiyorsan kibir perdesine düştün. Şeytan seni aldattı, kandırdı, seni gizli şirke düşürdü. Allah muhafaza eylesin. Bu dervişlerim üzerindeki en büyük korkumdur. Zikrullahı bir kimse sırtını dönerse, Allah’ı zikretmeyi bırakırsa ne olacağını düşünün.
Şeytan dervişlere kolayca içki içirtmez, kumar oynatmaz. Gel kumar oynayalım dese gitmezsin. Ama telefona uygulama indirtir; kimse görmüyor zannıyla oynarsın. Bir bakarsın 500 bin lira gitmiş, 200 bin lira gitmiş. Oradan uçar, hiç kimsenin haberi yok. Bir bakmışsın adam iflas etmiş, valt’a gitmiş. Evdeki hanımı ise “Ticaret yaptı da batırdı” diye düşünüyor. Hayır! O para ticarette batmadı. Ticarette batanı getir, alacaklarını ben tahsil edeyim diyorum; telefon açacağım, rica edeceğim, söyleyeceğim. Ama o para ticarette batmış değil.
Böyle bir olayı yaşadım. Bir derviş geldi, benden senedini tahsil etmemi istedi. Gittik, muhataplar galeri gibi bir yer açmışlar; loş eşikler, insan pavyon zannediyor. “Kardeş, böyle bir şey var” dedim. “Sana ne?” dedi. “Beni ilgilendiriyor, buraya kadar geldim” dedim. “Biz Muşluyuz” dedi. “Ben de Bayındırlıyım” dedim. “Bayındır neresi?” dedi. “Efenin bolluğun olduğu yer” dedim. “Yunan’ı önüne katmış, dayanamamış. Yunan’a destek olanları da önüne katmış, onların evlerine de başlamış ucundan yakmaya. Ben de bayındırlıyım” dedim. Neyse, uzatmayalım; hallettik, senedi aldık, işini bitirdik. Tüm bunların altında aynı sebep yatıyordu: zikrullahı terk etmek.
O yüzden diyorum ki: dersini çek kardeş; hiç olmazsa sabahları çek, günlük zikrini çek, onu terk etme. Hiç olmazsa az da olsa devam et. Yoksa sen zikrullahtan yüz çevirdiğin için Cenâb-ı Hak sana bir şeytan musallat edecek; o zaten kalbinin kapısında hazır bekliyor, başka bir yere gitmiyor.
Ahmed b. Hanbel’in rivâyet ettiği hadiste şöyle buyurulur: “Kim Allah’ı zikretmekten yüz çevirirse Allah da onu kendine unutturur.” Sen Allah’ı zikretmeyi bıraktın; Allah sana kendisini unutturuyor. Cenâb-ı Hak seni maddi ve mânevi nimete oturtturdu; sen o nimetin içindeyken hainlik yaptın, vefasızlık ettin, körlük yaptın, nimete sırtını döndün. Sen Allah’ın en faziletli ibadetine sırtını döndün. Cenâb-ı Hak da sana kendisini unutturdu. Bu, dünyada bile başlı başına büyük bir cezadır. Allah muhafaza eylesin, Rabbim muhafaza eylesin.
Zikrullahın Günlük Hayata Yansıması
Peki zikrullah pratikte nasıl olacak? Yolda yürürken zikrullah yapacaksınız, otururken zikrullah yapacaksınız, namazların hemen ardından zikrullah yapacaksınız. Muhakkak Allah’la bu bağı kuvvetlendireceksiniz. Günlük zikrini terk etme; hiç olmazsa sabahları çek. Az da olsa devam et. Çünkü devamlılık önemlidir. Az ve devamlı olan, çok ama kesik kesik olan ibadetten hayırlıdır.
Zikrullah halkasına katılın. Toplu zikrullah meclislerine devam edin. Evde ders halkası kurun. Evet dervişlerin çocukları gelecek, ortalığı biraz karıştıracaklar. Duvar tırmanacaklar, saksak yapacaklar. Hanımınız şikâyet edebilir. Ama o ev, içinde zikrullah olan ev olacak. Mamur ev olacak. Bunu tercih edin. Dervişlere kapınızı kapatmayın, zikrullah halkasını evinizden uzak tutmayın. Cenâb-ı Hak’ın o evden hesap soracağını unutmayın; o hesapta en güzel cevap “O evde zikrullah vardı” olsun.
Zikrullahsız Evin ve Arabanın Hesabı
Düşünün: Eviniz var; o evin hesabı sorulacak. Arabanız var; o arabanın hesabı sorulacak. Paranız var; o paranın hesabı sorulacak. Her nefesinizin, vücudunuzun, sağlığınızın ve zamanınızın hesabı sorulacak. “Zannetme ki evin hesabı sorulmayacak.” Hesap günü tüm bu nimetler hakkında “Ne yaptın bunlarla?” diye sorulacak. Arabanı Allah yolunda, dergâha hizmet için kullandın mı? O para Allah yolunda mı harcandı? O evin kapısından misafir, derviş girdi mi, zikrullah sesi çıktı mı?
Bu hesaptan kurtuluşun tek yolu var: Allah’ı zikretmek. Evinizi zikrullahla mamur edin. Dervişlerin çocukları gelsin, biraz ortalık dağılsın, koltuklar kirlensin; bunun önemi yok. Zikrullah varsa o ev mamurdur. Ama “Dervişlerin çocukları duvara tırmanıyor, ortalığı kirletiyor, dersi açmayayım” dersen o ev mamur görünümlü bir harabedir. Önemli olan içindeki zikrullahtır. Arabanın da öyle: Allah yolunda koşuyorsa mamur, koşmuyorsa yıkıntı.
Mesnevî’den: Zikirsiz İnsan Cansız Cesettir
Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî Mesnevî’sinde şöyle buyurur: “Zikirsiz insan cansız cesettir; zikirle dirilen gönül ise Hakk’ın nefesiyle konuşur.” Bu söz, hadîs-i şerîfle birebir örtüşmektedir: Zikreden diridir, zikretmeyen ölü gibidir. Hz. Pir bu hakikati Mesnevî’de de dile getirmiştir. Zikrullahı terk eden kimse mânevi olarak yok olmaya mahkûmdur; zikrullah ise o kimseyi diriltir, Hakk’ın nefesiyle konuşturur.
O hâlde bir kimse Allah’ı zikretmiyorsa ve zikrullahı bırakmışsa mânevi ölüdür. Kim Allah’ın zikrini bırakmışsa yok olmaya mahkûmdur. Bu âhirette değil, dünyada başlayan bir yok oluştur. Kalbi kararmaya başlar, perdeler iner, mânevi hassasiyetler körelir; o kimse farkında olmadan Allah’tan koparak helâke yürür. Rabbim bizleri zikrullah bağı kesilenden eylemesin. Nefsine uyup zikrullah halakasına sırtını dönenlerden eylemesin. Şeytanın vesvesesine uyup kibirlenenlerden eylemesin. Her türlü şeytanın desisesinden ve vesvesesinden bizleri muhafaza eylesin. Âmîn.
Soru ve Cevaplar
Akran Zorbalığı ve Çocukta Kekemelik
Soru: Yeğenim 6 yaşında okulda akran zorbalığına uğramış ve olayın ardından kekemelik başladı. Dua eder misiniz?
Cevap: Rabbim muhafaza eylesin, âmîn. Bu tür şeyleri ciddiye alın. Okul müdürüne şikâyet etmekle kalmayın, doğrudan karakola gidin: “Çocuğum okulda şu kişiler tarafından zorbalığa uğradı” diyerek resmî tutanak tutturun. Çünkü akran zorbalıkları artıyor, her yere sirayet ediyor; okullarda, sokaklarda, hatta dergahlarda bile görülüyor. Buna asla müsamaha yoktur. Dergahta böyle bir şey yaşandıysa görevlilere hemen bildirin; kimse çocuğunu zorbalığa uğrasın diye getirmiyor. O çocuk şimdi kekeme oldu; bu iz ömür boyu taşınabilir. Biraz korkunca dili kaymaya başlayacak. Allah muhafaza eylesin.
Uzak Mesafede Altın Borcu ve Faiz Meselesi
Soru: Geçen ay birine altın olarak borç verdim ve kabul etti. Ancak uzak mesafede olduğu için bozdurup bankadan göndermemi istedi. Ben de bozdurup gönderdim. Şimdi borcunu ödeyecek, aynı miktarda altın verecek bana. Bu şekilde yapmam uygun mu, yoksa faiz mi olur?
Cevap: Bu şekilde yapmak uygundur; çünkü sen onun adına parayı bozdurdun. O sana gönderirken sen onun adına altını alacaksın ve borcunu tahsil edeceksin. Burada vekâlet zaten fiilen var: o, senden benim adıma bunu yap dedi.
Ancak nakdî işlemlerde ince bir mesele var. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tan gelen rivâyet şöyle: “O duvardan atlarsa sen de duvardan atlayacaksın.” Şöyle düşünelim: Ben Abdüllatif’e gidip “Bana bin dolar ver” desem, onun cebinde bin dolar yoksa o gidip alacak; ben de onun peşinden gideceğim. Aradaki bu gidiş geliş, bu bekleme süresi bile faiz kapsamına girmektedir. Çünkü faiz burada sadece artma-eksilme meselesi değildir. Sonradan gelen bazı İslâm âlimleri faizi yalnızca fazlalık olarak tanımlamış olabilir; ama bu mesele daha geniştir.
Bunu vekâletle halletmek gerekir. Ben Abdüllatif’i ararım, “Abdüllatif, seni vekil tayin ettim; benim adıma şu kadar altını al” derim. O artık benim vekîlimdir ve benim adıma altını alır. Vekâletle yapılan işlemde aradaki zaman sorun olmaktan çıkar. Bunu bilmeyen birine bu şekilde yapamam; “Nerede çıkardı bu şeyleri, yeni mi uydurdu?” diye düşünür. Oysa hadîs var, ta Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tan geliyor.
Vekâlet her alanda geçerlidir. Birine nikâh kıymaya vekil tayin ettim; kıydı, oldu. Birine boşamaya vekil tayin ettim; boşadı, oldu. Birine “Benim adıma kurban al” dedim; aldı, vekâletle olmuş oldu. Alışverişte de aynı şekilde. Ben sana para verdim, “Benim adıma şu kadar dolar al” dedim; sen benim vekîlim olarak aldın. İşte Çanakkale’deki Yusuf Hoca’ya da benzer işlerde Ömürhan’a ararım, “Seni vekil tayin ettim, şunu böyle yap” derim; vekâletle iş yapılmış olur. Uzak mesafedeki tüm nakdî işlemlerde mutlaka “Seni vekil tayin ettim” lafzını kullanın; yoksa farkında olmadan faiz kapsamına girebilirsiniz.
Hâl Görmek ve Bunun Keyfiyeti
Soru: Hâl gören bir kişi hâlini yönetebilir mi? Örneğin Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gösterilirken yanında Hz. Ali’yi görmek istediğinde Hz. Ali o anda orada oluyorsa bu hâl midir, yoksa kişi hayal mi ediyor? Ayrıca kişiye gösterilen hâller o kişinin yaptığı iyilikler ve ibadetlerle mi ilgili, yoksa birinin yüzü suyu hürmetine mi, yoksa Allah’ın keyfiyetiyle mi?
Cevap: Her ikisi de olabilir. Bir kişiye gösterilen hâllerin kaynağına bakıldığında bunların hepsinin etkisi vardır: kişinin ibadetleri ve iyilikleri, birinin yüzü suyu hürmeti ve Allah’ın keyfiyeti ayrı ayrı rol oynayabilir. Bunları birbirinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün değildir.
Sabah Namazına Kalkamama
Soru: Sabah namazına kalkamıyorum. Kalkmam için ne yapmalıyım?
Cevap: Kalkacaksın. Saat kuracaksın, alarm kuracaksın. Ya da on tane arkadaşına “Hepiniz sırayla üçer dakika arayla beni arayın” diyeceksin. Ya da Allah’a yalvaracaksın.
Ama Allah’a yalvarırken dikkatli dua et. “Ya Rabbi, beni sabah namazına uyandır” deme. Uyandırır; yattığın yerde uyanırsın, sonra tekrar yatarsın. Uyandın ama kalkmadın. Yanlış dua etme. Doğrusu şu: “Ya Rabbi, beni sabah namazını kılmayı nasip eyle; vaktinde kılmayı nasip eyle.” İşte bu dua. Çünkü bizim dervişler biraz uyanıktır: “Kalktığımda da kılarsın” zihniyetiyle sabah kılamayanlar öğlene kadar erteler. Hatta bana soruyor biri: “Otobüste imâ ile kılıyorum” diyor. Belediye otobüsünde imâ ile kılıyor namazı. Evde kıl! Neden geciktiriyorsun? Evde kılacaksın namazı, vaktinde kılacaksın.
Allah’a dua ettiğinde beklenti içinde olmak doğru mu diye sorulabilir. Evet doğrudur; Allah duayı kabul eder. O bütün duaları kabul eder. Ama bir şey daha ekle: “Ya Rabbi, bu duamı tecellî ettir; icra edilmesini nasip eyle.” Çünkü bazen dua kabul olur ama tecellî beklenir; ikisini birden iste. Rabbim dualarımızı tecellî ettirsin. Âmîn.
Kaynakça
Âyet: “Rabbin onları ve Allah’tan başka taptıklarını topladığı gün…” — Furkân Sûresi, 17-18. âyetler
Âyet: “Ey îman edenler, Allah’ı çokça zikredin.” — Ahzâb Sûresi, 41. âyet
Âyet: “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.” — Ra’d Sûresi, 28. âyet
Âyet: “Kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse biz ona bir şeytanı musallat ederiz; artık o onun yakın arkadaşı olur.” — Zuhruf Sûresi, 36. âyet
Âyet: “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” — Haşr Sûresi, 19. âyet
Hadîs-i Şerîf: “Allah’ı zikreden diridir, Allah’ı zikretmeyen ölü gibidir.” — Buhârî, el-Edebü’l-Müfred; İbn Ebî Şeybe
Hadîs-i Şerîf: “Allah’ın içinde zikredildiği ev mamurdur yıkıntı dahi olsa. İçinde zikrullah yapılmayan ev yıkıntıdır mamur dahi olsa.” — Buhârî, Edeb bölümü rivâyetleri
Hadîs-i Şerîf: “Kim Allah’ı zikretmekten yüz çevirirse Allah da onu kendine unutturur.” — Ahmed b. Hanbel, Müsned
Hadîs-i Şerîf: Nakdî işlemlerde vekâlet gerekliliğine dair rivâyet. — Abdullah b. Ömer’den naklen
Mesnevî: “Zikirsiz insan cansız cesettir; zikirle dirilen gönül ise Hakk’ın nefesiyle konuşur.” — Hz. Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mesnevî
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Tecellî, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı