Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefis Meratipleri ·

6. Mertebe — Nefs-i Marziyye (Nefis Mertebeleri)

Ama bu nefs-i marziyye sahibinden hoşnut olunan razı olan nefistir yok artık onların hem razı hedo hem de hoşnutluk vardır yok artık da o kimse de o. Rıza halinin kemal hali görünmeye başlar şimdi raz...


Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette nefis mertebelerinin altıncısı olan Nefsi Marziyye'yi tafsîl eder. Marziyye sâhibinden hoşnud olunan, râzı olunan nefistir; hem râzılık hem hoşnudluk vardır. Artık o kimsede rızâ hâlinin kemâl hâli görülmeye başlar. Onun mutluluğun son aşamasında olduğu görülür; ondan mutluluk akar; o etrâfa mutluluk dağıtır. Bu rızâyı karıştırmayın: bâzı sufîler bunu kötülüklerle mücâdele etmeye gerek duymamak gibi anlamışlar — bizler onlardan değiliz. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem «Bir yerde bir kötülük görürseniz elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğuz ederek önlemeye çalışınız» (Müslim, Îmân 78) buyurmuştur. Bizler son nefesimize kadar kötülüklerle mücâdele ederiz. Marziyyedeki kimse Furkan Sûresi 63. âyetinde «Rahmân'ın kulları» olarak tarîf edilenlerdir; alçak gönüllüdürler, câhillere «Selâm» derler. Bu mertebede gaybî vâridât tecellî eder; ilmi ledün damlaları gelir. Esmâsı «Kayyûm»dur; tevhîdin manâsı «Lâ matlûbe illâllâh»a ya da fenâ'ya yükselir. Bu altının sonunda fenâ hâli yaşanır; ardından bekâya, yedinci makâma — Sâfiye/Kâmile mertebesine geçilir.

Marziyye'nin Tarîfi: Hoşnud Olunan Nefis

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Nefsi Marziyye sâhibinden hoşnud olunan, râzı olunan nefistir. Artık ondan hem râzılık hem hoşnudluk vardır. Artık o kimsede rızâ hâlinin kemâl hâli görülmeye başlar. O artık râzıyette, hoşnudlukta artık o son kademenin verdiği heyecân vardır onda. Böyle psikolojisi sanki mutluluğun son aşamasında gibidir. Onu mutsuz edecek bir şey bulunmuyor gibidir. Böyle ondan mutluluk akıyordur; o her tarafa da mutluluk dağıtıyordur. Cenâbı Hak Fecr Sûresi'nde buyurmuştur: «Sen O'ndan hoşnud, O da senden hoşnud olarak Rabbine dön» (Fecr 89/28) — bu hoşnudluğun karşılıklılığını ortaya koyar.

Etrâfa Yayılan Manevî Elektrik

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tecellîyi tafsîl eder: ona bakan mutlu olur, kendince «Â, gördü ya onu». Tuhaftır ya, etrâftaki insânlar derler: «Ne oldu, gördün de?». Yâ artık farklı bir şeydir; etrâfa farklı bir elektrik veriyor. «Vay, elektriği ne kuvvetli» — öyle deniyor. Onun gibi. Râzı olmak böyle kolay bir şey değildir; nefse ağır gelir, sıkıntılıdır râzı olması. O mutmainnede, râziyede kolay olmaz. Marziyyeye geçince — veya mardiyeye geçince, farklı yerlerde farklı lafızlar duyabilirsiniz — o kimsede artık râzı olma psikolojisinin kemâle erdiği görülür.

Rızâ Yanlış Anlaşılmamalı: Kötülüklerle Mücâdele

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî hakîkati tafsîl eder: bu rızâyı karıştırmayın. Bir yerde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurmuştur: «Bir yerde bir kötülük görürseniz elinizle, mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalben buğuz ederek önlemeye çalışınız» (Müslim, Îmân 78). Buradaki râzılığı bir kısım sufîler kötülüklerle mücâdele etmeye gerek duymamak gibi görmüşler. Bizler onlardan değiliz. Biz son nefesimize kadar kötülüklerle mücâdele ederiz; son nefesimize kadar yanlışlıklarla, eksikliklerle mücâdele ederiz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve temîz ashâbının yolu ve sünneti budur. Bizim için bir kimse kemâle erdiyse o kötülüklerle daha şedîd mücâdele etmesi gerekir. Bir mürşidi kâmil, bir velî kemâle erdiyse o kötülüklerle en ince ayrıntısına kadar mücâdele eder. «Yâ bunda bir hikmet, bunda şöyle bir şey var; biz râzıyız, dünyâyı kötülüklerle de doldurulsa» — böyle bir şey yok. Sufî son nefesine kadar kötülüklerle, nefsiyle mücâdele eder.

Cenâbı Hak'tan Râzılık ve Cenâbı Hakk'ın Râzılığı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o kimse artık Allâh'tan öylesine râzılıkta kemâle erer; Allâh da ondan râzı olmuştur artık tam anlamıyla. Onun üzerinde artık Cenâbı Hakk'ın değişik nûr tecellîyâtları olmaya başlar; değişik nûrun renkleri de tecellî etmeye başlar. O böyle etrâfındaki insânların kusurlarını affeder; artık o güzel düşünür; böyle Allâh rızâsı için sever her şeyi. Böyle nefis muhâsebesini yapar; nefis muhâsebesinde en ince ayrıntıları düşünmeye başlar. Böyle artık Cenâbı Hakk'ın sırrın sırrına kavuşur; Allâh'ın sır noktasında durur artık.

Üzerindeki Nûr Tecellîsi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tecellîyi tafsîl eder: bu hâle gelen bir kimsenin üzerindeki nûr tâbiri câizse pırıl pırıl parlar. Yüzü parlar, eli ayağı parlar, gözü parlar, hâli parlar. Artık o rüyâlarda görülmeye başlanır, hâllerde görülmeye başlanır. O kimsenin manevîyâtı artar, manevîyâtı genişler; kalbi iyice açılır, fîrâseti iyice açılır. O kimsenin üzerinde iyice açık kerâmetler görülmeye başlar — bu nefsi marziyyenin üzerinde. Onların üzerinde bir vekâr olur. Allâh için sever artık, Allâh için buğuz eder, Allâh için ister, Allâh için reddeder. O artık tâbiri câizse avâmlıktan, hâslıktan sıyrılmaya başlar.

Gaybî Vâridât ve İlhâmın Devamlılığı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o artık önemli bir noktada durmaya başlar. Gaybî vâridâtlar onun üzerinde tecellî etmeye başlar; daha ayân görmeye başlar; gaybî vukûfları, gaybî vâridâtları daha da tecellî etmeye başlar. O artık kalbi iyice harıl harıl çalışmaya başlar. O kimse artık okuma ihtiyâcı duymaz; artık onun kalbine gelir ilâhî ilimler. Bu öncesinde kesintiye uğrar — meselâ zamân zamân manevîyâtı yükseldiğinde gelir; ama bu hâlde devâmiyet kesb etmeye başlar. Konuşmaya başlayınca ardı ardına gelir, manevî bir hâle gelince ardı ardına gelir, manevî bir vâridâta girdiyse ardı ardına gelir.

Ruhâniyetlerle Konuşma

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: bu hâle gelen bir kimse ruhâniyetlerle de konuşmaya başlar. Öncesinde, marziyyeden önce zâtı âlîlerinizin ismi neydi dese belki cevâb alır, belki de cevâb almaz; onlar tanıtırlarsa kendisi tanır, onun kalbine gelirse kendisini bilir. Ama bu hâle gelen bir kimse konuşmaya başlar, sohbet etmeye başlar; diğer değişik gayb âlemine has olan varlıkları tanır, onlarla konuşmaya başlar. Meselâ şeytânı görür, şeytânla konuşur. Cinnîleri görür, cinnîlerle konuşur, onlara sorar, o da cevâb verir. Kâfir cinnîleri tanır, münâfık cinnîleri tanır, mü'mîn cinnîleri tanır, sufî cinnîleri tanır, sufî cinnîlerin şeyhlerini tanır. Burası sıkıntılı, tehlikeli yerdir; bütün yerler tehlikelidir ama burası daha tehlikelidir.

Yedi Kat Gök Aşinâlığı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o diyelim ki yoldan giderken kabirden selâm alır, kabre selâm verir, kabirdekileri görür. Yolda giderken ruhâniyetleri görür. Kâfir cinnîlerin, cinnî tâifesinin, şeytân tâifesinin dışındaki birinci kat gökteki, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beş, altı — bunlardaki varlıkların bir kısmına âşinâ olur; onların bir kısmını görür. Varlığın bu noktada değişik derecelerinde, değişik noktalardaki gaybî gibi duran bâzı şeylere vukûfiyet arz eder. Zâten o kimse beşi geçince o kurmaylığa gidiyor tâbiri câizse.

Dördüncü Makâmda Yıkılış Tehlikesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: dördüncü makâmı geçmek kolay bir şey değildir; dörtte kalmak da kolay bir şey değildir. Dervişlerin, sufîlerin yıkıldığı yerlerdir. En fazla yıkılan derviş orada yıkılır. O dördü geçince zâten sâğsâlim geçti; beşe ayak bastı mı oradan geri dönen de zâten ahmaktır, açıkça söylemek gerekirse. O böyle ucuz bulmuştur bir şeyi o zamân. Sıkıntılı bir şeydir oradan geri dönüş. Yıkılanların büyük bir çoğunluğu dörtte yıkılır; çünki o, o güne kadar görmediği rüyâları, görmediği hâlleri görmeye başlar; ufak tefek kerâmet görülür onda; kabir hâline vâkıf olur; sesleri duymaya başlar; zikrullâhta geleni gideni görmeye başlar — «Oldum» zanneder.

Türkiye'deki Şeyhlerin Hâli

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: şu anda Türkiye'deki büyük çoğunluk şeyhlerin durduğu yer dördüncü makâmdır. Durmazlar bile şeyhler dördüncü makâmda. Türkiye'deki benim diyen şeyhlerin bunları böyle konuşmak istemiyorum ama dördüncü makâmda bile değildir büyük bir çoğunluğu. Üstâdları mürşid değil zâten — onlar nereden olsunlar. Acı şeyler bunlar. O yüzden bunlar Allâh'ın lutfettiği, ikrâm ettiği kullarıdır artık.

Furkan 63: Rahmân'ın Kulları

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Furkan Sûresi'nde buyurmuştur: «Rahmân'ın kulları ki onlar yer yüzünde alçak gönüllü olarak yürürler; ve câhiller kendilerine laf atarlarsa 'Selâm' derler» (Furkan 25/63). Onlar Müslümânlara karşı gâyet alçak gönüllüdür; mü'mînlere karşı müşfîk ve şefkatlidir. Müslümânlara karşı alçak gönüllüdür, kâfirlere karşı şedîddirler. Onlara câhil bir kimse laf atarsa âyeti kerîme öyle diyor: «Onlara 'Selâm' der geçerler». Câhille kavga etmez, tartışmaz, ona «Selâm» der geçer.

Rahmân İsmi Şerîfinin Tecellîsi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o artık Rahmân'ın kulu olmuştur; yâni Rahmân ismi şerîfi onun üzerinde tecellî etmiştir. Rahmân ismi şerîfi bütün ismi şerîflerin üzerindedir. Yâni Rahmân ismi şerîfi bir kimsenin üzerinde tecellî ederse bütün sıfatsal boyutlar onun üzerinde tecellî eder. Rahmân ismi şerîfi Allâh ismi şerîfinin altındadır. Bütün ismi şerîfleri kendi ismi şerîfinin altında toplayan Rahmân ismi şerîfidir. Rahmân'ın kulu demek — burada Allâh'ın kulu demiyor — Rahmân'ın kulu. Yâni Rahmân ismi şerîfi bütün ismi şerîfleri çatısı altında topladı, şemsiyenin altında; o zâtın üzerinde de bütün bu ismi şerîfler tecellî etti. Onlar artık Rahmân'ın has kulları; iyice bu noktada velîliğe adım attılar.

İlmi Ledünün Sızıntıları

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: gaybî vâridâtlar onlara ayân olmaya başlar — dedim ya bu marziyyenin ortasına geldiğinde, oturduğunda, yerleştiğinde — ona ilmi ledünü de tanıtırlar. Bu artık velîliğin kemâline doğru gidiyor. Ortaya geldiğinde oturdu, yerleşti, düşmedi orada kaldı; ortaya geldiğinde o artık ilmi ledünden ona ufak ufak sızıntılar, ufak ufak damlalar gelmeye başlar. Bunu neden geçince? Çünki gaybî varlıklar gelirler; meselâ gösterirler «Filânca yerde böyle bir altın var, hazîne var; sen tevessül edecek misin etmeyecek misin?» — böyle imtihânlar olur. Dervişin kalbinden geçeni bilirsin: nefret ediyordur senden, senin yüzüne tebessüm eder; sen tebessüm edersin onu bildiğin hâlde.

Sabır: Asıl Sabır Budur

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: o kimse sana yalan söyler — sen «Yalan söylüyorsun» diyemezsin ona; bu zor imtihândır. Eşin, çocukların, arkadaşların, kardeşlerin, etrâfındaki insânlar — sen gerçeğihakîkati biliyorsundur, biliyormuş gibi davranamazsın. Zor şeylerdir. Hattâ şöyle der: «Bir de her şeyden haberi olduğu söyleniyor — ben şunu yaptım, haberi yok bundan» der. Sabredersin. Siz sabrı kolunuz yarıldı buna sabretmek olarak görüyorsunuz değil mi? Mideniz ağrıdı, yok başınız ağrıdı, yok bir hastalık, yok bir sıkıntı, yok yokluk — sabır olarak bunları biliyorsunuz siz. Bunlar sabır değil. Asıl sabır bunlar yâni: o kimse sizin bilmediğinizi düşünür; «İnsânın kalbinden geçeni bilirmiş — bilemedi, ben yalan söyledim, bak öylemi dedi bana, kandırıldı» — sen susarsın. Seni saf yerine koyar, salak yerine koyar, kendisi gibi görür, susarsın. Zor şeydir bu. O kimse seninle alay ediyordur; sen yedi gök semâyı seyrân ediyorsundur ama o kimse seninle alay ediyordur, susarsın.

Sabretmenin İlmi Ledünü Açması

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bu yerin hâli budur. Diyemezsin, söyleyemezsin. Bunlara sabrederse zâten ilmi ledün ona akmaya başlar. Bunlara sabretmezse ilmi ledün ona akmaz. Bir derviş kardeşinin yüzüne bunu söyleyemez, anlatamaz, aktaramaz; bunlara ne yapar, sabreder. O artık Allâh'ın velî kuludur, velîliğe doğru gidiyordur, velîdir; bir çıt kalmıştır artık.

Beşinci Esmâda Şeyhlik İcâzeti

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tarîkat hukûkunu tafsîl eder: bir kimse beşinci esmâyı aldı, kaldı orada — o kimse şeyhlik yapabilir. Sufî tarîkat âdâbına göre şeyhlik yapabilir; ona şeyh diye intisâb edilir. Mürşidi kâmil olarak intisâb edilmez. Hak esmâsını aldı, orada kaldı, devâm ediyor — ona şeyh olarak intisâb edilebilir. Bir kimse şeyh bulamazsa, mürşidi kâmil bulamazsa böyle bir kimseye gidip intisâb edebilir; bunda bir sıkıntı yok. Bu tasavvuf tarîkat âdâbının ana ilkelerindendir. Cumhûriyetle berâber tekke ve tarîkâtlar kanûnuyla berâber bunların icâzet töreni ve icâzet yazımı kalkmış; biraz korkmuşlar, ürkmüşler, sorumluluk almak istememiş Şeyh Efendiler.

Altıncı Makâmda İlmi Ledünün Akışı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: altıncı makâma gelen bir kimsenin yarıdan sonra bu hâlleri geçtikten sonra kalbine artık ilmi ledün akmaya başlar. İlmi ledün ilhâmdan farklıdır. O bunu da ayırt etmeye başlar. Yarıdan sonra ayırt etmeye başlar: «Bu ilmi ledünmüş, bu ilhâmmış» der. İlmi ledün işin artık hakîkatidir; artık direkt ilâhî vâridâtların kesintisiz, vâsıtasız geldiği yerdir. Artık o Cenâbı Hakk'ın tâbiri câizse emânına girdi.

Hadîsi Kudsî: Velî Kuluma Düşmanlık

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi kudsîyi tafsîl eder: şimdi şu ana kadar olan sohbeti de cem edecek bu dediğim şey — hadîsi kudsîde Allâh şöyle ferman buyurmuştur: «Kim benim velî kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb ilân ederim» (Buhârî, Rikâk 38). Bu artık bu makâmda geçerlidir. O artık yarıyı geçti. Bu kimse artık velî kul oldu. Altıncı esmâyı aldı — Kayyûm esmâsını aldı. Allâh'ın velî kulu artık bu. Beşinci: evliyâlık. Dört: evliyâ. Dört ve beş evliyâdır. Üç: evliyâlığa bir adımı vardır. Dört: evliyâdır. Beş: evliyâlıkta kemâle erdi. Altı: velî kul oldu o.

«Onlar İçin Korku Yoktur»: Yûnus 62-64

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: o kimse altıncı nefis merâtibine geldiğinde Allâh'ın velîsidir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Bilesiniz ki Allâh'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar îmân edenler ve takvâlı olanlardır. Onlara dünyâ hayâtında da, âhirette de müjde vardır» (Yûnus 10/62-64). Bu âyet onun üzerinde tecellî eder. Hadîsi kudsî devâm ediyor: «Kulumun bana yaklaştırdığı şeyler arasında en çok hoşuma gideni ona farz kıldığım şeyleri edâ etmesidir. Kulum bana nâfile ibâdetleriyle gelir» — artık o farzları severek edâ eder, bir mecbûriyetten değildir. Nâfilelere coşaraktan gider; mecbûriyetten değildir.

«Benimle Görür, Benimle Tutar»: Altının Hâli

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi kudsîyi tafsîl eder: hadîsi kudsî devâm ediyor: «O Benimle görür, Benimle duyar, Benimle tutar, Benimle yürür» — bu altının hâlidir. Altıda ne dedi: «Benimle görür, Benimle tutar». Yedide ne dedi: «Gören gözü olurum, tutan eli olurum, yürüyen ayağı olurum». Altıda «Benimle görür» dedi; yedide «Benimle görür» — burada ince bir perde var. Altıda «Benimle görür, Benimle tutar, Benimle yürür» — yâni kul Allâh'a yapıştı, O'nunla gördü.

Fenâ Hâli: Kayyûm Esmâsı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: artık Allâh onu sevdiğini beyân eder ona. O artık altının sonuna geliyor. O zâten Allâh'ı seviyor; artık Allâh onu sevdiğini beyân eder. O Allâh'ın kendisini sevdiğinin beyânıyla sarhoş olur, zâten kendinden geçer — fenâ hâlidir bu. Bu altının sonundadır. O fenâ hâline tutuşur. Makâmmevkî, esmâ, her şey fenâda yok olur onda. Ondan sonra geri dönecek. Nereye? Bekâya. Bunun esmâsı Kayyûm ismi şerîfidir. Fenâda Kayyûm ismi şerîfidir.

Kayyûm Esmâsı ve Kürsünün Bir Altı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî makâmı tafsîl eder: Kayyûm esmâsını aldı, manevî makâmı da kürsünün bir altı oldu. «Benimle görür, Benimle konuşur» — kürsü oldu. Bu yedinci makâm; burada ayırt ediyoruz şimdi. Yedinci makâm — o da velîlikte en kemâl noktası. Kimlerin? Zamânın kutuplarının hâli. Artık bunlar bütün makâmları geçmiş, velîleri yetiştiren makâma oturmuşlar. «Birler, üçler, beşler, yediler, kırklar» diyoruz ya — bu yedinci makâma oturan kimseler artık bunlar. Ona üstâdı Kayyûm ismi şerîfini verir; ve artık o tekrar başa döner.

Tevhîdin Beşinci Manâsı: Lâ Matlûbe İllâllâh

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî sona doğru tafsîl eder: hani tevhîdde başlangıçta «Allâh'tan başka ilâh yoktur» bunu tefekkür ediyordu ya, o tekrar başa döner: «Lâ ilâhe illâllâh — Allâh'tan başka ilâh yoktur» der. Marziyye için tevhîdin manâsı «Lâ matlûbe illâllâh»tır: «Allâh'tan başka matlûb yoktur». Fenâ oldu, Kayyûm ismini aldı, fenâda duruyor inşâallâh. O nereye gidecek? Yedinci makâma — yâni «Sâlih kullarımın içine karış» (Fecr 89/29). Fenâ'da fenâ oldu; şimdi dönüşü başladı yedinci makâma. Sâfiye makâmı veya kâmile makâmı veya mürşidi kâmil olma noktası. Ona hitâb gelecek, âyeti kerîmeyi okuyacaklar ona; manâsı ilmi ledünden kalbine gelecek. İsmiyle onu zikrederler — «Falân oğlu Falân» — ondan sonra âyeti kerîme gelir; arkadan âyeti kerîme okunurken de kalbine iner: «Sen sâlih kullarımın içine karış». O artık bekâya, yâni yedinci makâma geçiş yapar. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni kademeli olarak Marziyye'ye, Kayyûm esmâsına, fenâya, ve nihâyetinde sâfiyekâmile makâmına yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Fecr 89/27-30; Furkan 25/63; Yûnus 10/62-64; Bakara 2/255 (Kayyûm); Mâide 5/119; Tevbe 9/100; Beyyine 98/8.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikâk 38, Velîler hadîsi kudsîsi.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân 78, El, dil, kalp ile mücâdele hadîsi.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, rızâ ve sabır bahsi.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, rızâ-marziyyefenâ bahsi.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, marziyye bahsi.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Furkan 63 ve Fecr 27-30 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye, fenâ ve bekâ bahsi.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Nefis Meratipleri, Nefsi Marziyye bölümü.

Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Marziyye'nin tarîfini, etrâfa yayılan manevî elektriği, rızânın yanlış anlaşılmamasını (kötülüklerle mücâdele), Cenâbı Hak'tan râzılığı ve Cenâbı Hakk'ın râzılığını, üzerindeki nûr tecellîsini, gaybî vâridât ve ilhâmın devamlılığını, ruhâniyetlerle konuşmayı, yedi kat gök âşinâlığını, dördüncü makâmda yıkılış tehlikesini, Türkiye'deki şeyhlerin hâlini, Furkan 63 Rahmân'ın kullarını, Rahmân ismi şerîfinin tecellîsini, ilmi ledünün sızıntılarını, asıl sabrı, sabretmenin ilmi ledünü açmasını, beşinci esmâda şeyhlik icâzetini, altıncı makâmda ilmi ledünün akışını, hadîsi kudsî velî kulum bahsini, Yûnus 62-64 onlar için korku yoktur âyetini, «Benimle görür» altının hâlini, fenâ hâli ve Kayyûm esmâsını, kürsünün bir altı olan yedinci makâmı, ve «Lâ matlûbe illâllâh» tevhîdini tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Nefis Mertebeleri Sohbetleri