Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefis Meratipleri ·

7. Mertebe — Nefs-i Sâfiye / Kâmile (Nefis Mertebeleri)

Bu nefs-i. Safiye ye bazı eserlerde nefsi. Kamile olarak geçer bu. Ama genel itibariyle nefs-i. Safiye olarak söyleriz. Ama bu bir yolculuk bir kimse. Bu nefisle mücadele de. Sufi hayata ha var ama em...


Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette nefis mertebelerinin yedincisi ve sonu olan Nefsi Sâfiye / Kâmile'yi tafsîl eder. Bâzı eserlerde nefsi kâmile olarak geçer ama genel îtibâriyle nefsi sâfiye olarak söylenir. Bu uzun bir yolculuktur — emmâreden levvâmeye, mülhimeye, mutmainneye, râzıyyeye, marziyyeye ve nihâyetinde sâfiyeye varır. Cenâbı Hak Şems Sûresi 9. âyetinde «Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir» (Şems 91/9) buyurmuştur. Sâfiye demek nefsini tamâmiyetle temizledi demektir. Onun günâhı kebâirlerle hiç işi yoktur; küçük hatâ-kusurlar olabilir, çünki hiçbir mürşidi kâmil peygamber değildir. Bu mertebenin kâidesi Ankebût Sûresi 69'daki vaaddir: «Uğrumuzda cihâd edenlere biz mutlakâ yollarımızı gösteririz». Allâh vaadinden geri dönmez. Sâfiyeye gelen kimse Cenâbı Hakk'ın sıfatlarına mazhar olmuş, ayna olmuştur. Onun zikri Yâ Kahhâr'dır. Onun seyrillâhı: kesrette vahdet, vahdette kesret. Onun iç âleminde a'yânı sâbite gibi bir sır dünyâsı oluşmuştur. Bekâya geri döndüğünde mürşidlik yapar; geri dönmeyen ise ricâlü'lgayb erenidir. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi: «Ehad ve Ahmed'e yapış, ten Ebû Cehl'inden kurtul».

Sâfiyenin Tarîfi: Şems 91/9

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Nefsi Sâfiye — bâzı eserlerde nefsi kâmile olarak geçer ama genel îtibâriyle nefsi sâfiye olarak söyleriz. Cenâbı Hak Şems Sûresi'nde buyurmuştur: «Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir; onu kötülüklere gömen de ziyân etmiştir» (Şems 91/9-10). O artık kurtuluşa ermiştir. Sâfiye demek nefsini tamâmiyetle temizledi demek. Nefsi sâfiye nefsi tertemiz; onun günâhı kebâirlerle hiç işi yok artık.

Yolculuk: Emmâreden Sâfiyeye

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî silsileyi tafsîl eder: bu bir yolculuk. Bir kimse nefisle mücâdelede sufî hayâta ya emmâreden başladı, ya levvâmeden başladı. Emmâreden başlarsa o kimse kötülüklerin içerisindeydi; her türlü harâma her türlü kötülük yapmaya müsâitti. Îmân etmişti ama îmânı kupkuru bir şekilde duruyordu; hiçbir şekilde îmânını yerine getirmiyordu. Levvâmede o kimse bir yolculuğa çıktı, emmâreden kurtulmak istiyor; günâhı kebâirlere tövbe etti, eksikliklerine tövbe etti, kendince farz ibâdetleri yerine getiriyor — ama çevre sıkıntılı, kendisi sıkıntılı, kâh dalıyor, kâh çıkıyor. Sonra mülhimeye geçti — farzlara sıkı yapıştı, harâmlardan korunuyor, ufak tefek rüyâ-seshâl görmeye başladı.

Mutmainnede Kabristan Selâmı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tecellîyi tafsîl eder: mutmainnede iş daha da değişti. Manâsı değişti, rüyâsı değişti, zikrullâhı değişti, gönlü değişti, tecellîyâtlar değişti, ortam değişti. Kabristanın yanından gidiyor: «Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh, ehli kubûr» diyor. Bütün mezârdan ses geliyor: «Ve aleyküm selâm, ehli dünyâ». Ortalık karman çorman oldu — demek bunlar diriymiş. Yâ Emir Sultân hazretlerine gitti: «Esselâmü aleyküm yâ Emir Sultân hazretleri». Bir ses: «Ve aleyküm selâm evlâd». Eyvah, iş değişti. Mutmainnede daha farklılaştı.

Râzıyyede İmâmın Farklılaşması

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: namâzda «Allâhu Ekber, uydum hâzır olan imâma» dedi. Sakın, «Uydum bu imâma» demez sufî. «Uydum bu imâma» derse o imâma uyar; sufînin imâmı ayrıdır. «Uydum hâzır olan imâma» dedi — Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oldu cumayı kıldıran. Eyvah iş karıştı. Veyâhut bir Cuma, kalbine ilhâm geldi: bugün Cuma memuru Hz. Ebû Bekir Efendimizdir; Hz. Ebû Bekir Efendimiz namâz kıldırıyor cumayı kıldırıyor — ama sen bir câmide kılıyorsun, herkes ama o Cuma manevî olarak Cuma imâmı atanmış başka bir kimsedir. Bu artık beşe geliyor: mülhime, mutmainne, râzıyyeye geldi artık. O bir câmide namâz kılarken «Uydum bu imâma» demiyor; «Uydum hâzır olan imâma» diyor.

Teşvik Rüşveti: Hırsızlık Yapmasın

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bunlar sizin bugüne kadar duymadığınız perdeler — anlatmamın sebebi teşvik etmek için. Bunlar teşvik rüşveti, rüşvet. Bunları gider bir yerde «Biz buyuz» diye, «Ben böyle namâz kılıyorum» diye anlatırsanız diliniz kopar. Hırsızlık yapmasın hiç kimse — bu işinde hırsızlığı bu. Adam bir yerde bir rüyâ dinliyor, o rüyâyı kendisi görmüş gibi anlatıyor. Bir hâl dinliyor, o hâli kendisi görmüş gibi başka yerde anlatıyor. Bu yolda en büyük hırsızlık manevî hâl hırsızlığıdır.

Mutmainneden Sonra Cenâbı Hakk'ın Yolculuğu

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî yolculuğu tafsîl eder: cenâzeye gidiyor — ooo, kabristan ayakta, muhabbet güzel. İş değişti — mutmainneden râzıyyeye geçti. Râzıyyeye geçince ruhâniyetlerle görüşüyor; melekûtlarla görüşüyor; cinnî tâifesiyle görüşüyor, konuşuyor. Ardından marziyyeye geçti — iş daha büyüdü, daha derinleşti. Ardından sâfiyeye geldi. Nefis merâtiplerinin sonu. Artık orayı bitirdiğinde onun velîliği tasdîklenecek.

Yedi Mertebenin Velîlik Tasnîfi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tasnîfi tafsîl eder: buraya kadar bütün hepsi de evliyâ mertebeleriydi. Dörtte evliyâdır o kimse. Mutmainneye geldi mi evliyâdandır; kendini muhâfaza eder, öyle ölürse direkt cennete gider. Dört, beş, altı, yedi de evliyâdandır da, yedi kurmay artık. Beşi geçti mi onu bırakmazlar. Şeyhi de ölse bırakmazlar; kim olursa olsun bırakmazlar beşi geçen bir kimseyi. Oraya kadar gelmiş, o yabana atılmaz. Onu heder etmezler — o çok büyük bir günâhı kebâir işlemedikçe, oradan geri dönmedikçe — onu heder etmezler. Onu birisi ele alır, birisi yürütür. Bu âlem boş değil.

Mürşid Peygamber Değil: Küçük Hatâlar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî hakîkati tafsîl eder: nefsi sâfiyedeki kimsenin üzerinde hatâ-kusur var mı? Var. Küçük günâhlar var mı? Var. Onu bir şeyhin üzerinde görürler dervişler — onun hatâlarını, küçük kusurlarını. Şeytân onların gözünün önüne getirir. Bilmez derviş — onu iki namâz arasında Allâh küçük günâhları affeder; iki cuma arasında biraz daha büyüklerini affeder; bir zikrullâh halakasına oturunca komplesini affeder. Derviş şöyle der: «Yâ gördün mü, koca şeyh olmuş ama bunu böyle yaptı» — bu tehlikeli yerdir derviş için. Hiçbir mürşidi kâmil peygamber değildir; hiçbir velî peygamber değildir. Masûmiyet karinesi onlar için çalışmaz. Tek masûm olan Hz. Muhammedi Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellemdir. Geçmiş peygamberlerin dahî küçük hatâları olmuştur.

Ankebût 69: Cihâd Edenlere Yol Açma

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: o uzun bir yolculuktur. Cenâbı Hak Ankebût Sûresi'nde buyurmuştur: «Uğrumuzda cihâd edenlere biz mutlakâ yollarımızı gösteririz; şüphesiz Allâh muhsinlerle berâberdir» (Ankebût 29/69). O kimse Cenâbı Hakk'ın uğrunda nefisle mücâdele etti, cihâd etti — Allâh da onun yolunu açtı. Kim Allâh yolunda mücâdele eder, cihâd eder, kim nefsini temizleme yoluna girdiyse Cenâbı Hak ona yolunu açar. Allâh yolları kapatıcı değildir; Cenâbı Hak kendi uğrunda mücâdele edenlere yolunu açar.

Yıllardan Beri Duyulan Şikâyet

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî tahlîli tafsîl eder: yıllardan beri şunu duyardım: «Benim esmâmı vermedi Abdullâh Efendi, benim makâmımı tasdîk etmedi Abdullâh Efendi». Hep gülerdim. Yâni senin kabir hâlin açıldı da Abdullâh Efendi geldi makas attı, kesti mi? Sen zikrullâhta hâl gördün de Abdullâh Efendi geldi kesti mi senin gördüğün hâli? Sen Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyordun da Abdullâh Efendi araya girdi parazit mi yaptı? Bunlar dervişlerin hâmları. Allâh yolunda kim mücâhede ederse, kimse kimsenin yolunu kesmez. Kesemez zâten. Sen otur kardeşim dergâhta, dervişliğine devâm et — kim senin yolunu kesecek?

Sahiplenme: Dergâh Sevgisi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tarîkat hakîkatini tafsîl eder: «Çavuş abimiz beni istemiyor» — sen otur abicim orada zikrullâhta âdâbınla, edebinle zikrullâhını yap, sohbetini dinle, çek git. İstemiyorsa o bıraksın gitsin. Çok basittir. «Filânca abi beni istemiyor, ben de o yüzden gelmiyorum» — iyi, sen nefsine yenilmişsin, git otur orada. O seni istemiyorsa o çeksin gitsin. «Ben seni istemiyorum» — ben de seni istemem o zamân, yürü git, Allâh yolunu açık etsin. Ne demek «Seni istemiyorum»? Senin isteğine göre mi dergâh? Mücâhede edenlerin yolunu açar Cenâbı Hak.

Sağlam Dervişin Önünde Duracak Hiç Kimse Yoktur

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tarîkat kâidesini tafsîl eder: nice zâkirler yıkılır, nice çavuşlar yıkılır, nice nakîpler yıkılır, nice nukabâlar yıkılır. Yıkılır. Sağlam bir dervişin önünde duracak hiç kimse yoktur. Bu tecrübeyle sâbittir. Bir derviş sağlam olsun, otursun oraya — vallâhi benim diyen zâkir yıkamaz onu. Benim diyen nakîpmiş, nukabâymış, su kabağıymış — yıkamaz onu. Dervişlik kadar kutsâl, dervişlik kadar liman babalığı yoktur. Zâkir yıkılır, derviş yıkılmaz; nakîbnukabâ yıkılır, derviş yıkılmaz. Neden onlar yıkılır? Onlar makâmını düşünür; onları makâm yıkar. Ama derviş zâkir ne? Herkesle tevâzû eder; o Allâh'ın ipine sımsıkı yapışır; tâbiri câizse arsız kuzular gibi emer o manevîyâtı.

İstidât ve Takdîr Yanılgısı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: hiç kimse kendince şunu demesin: «Benim istidâdım buraya kadarmış, takdîrim buraya kadarmış». Böyle bir şeye düşmeyin hiçbir zamân. Ticârette, dergâhta, eğitimde, hayâtınızı ilgilendiren bütün yönlerde — ben şuna aslâ ve aslâ kâni değilim, ben böyle düşünmem; «Benim nasîbim bu kadarmış» sözü benim için geçerli değildir. Yolumuzda cihâd edenlere yollarımızı açarız, bitti. Sen mücâdele etmeye, mücâhede etmeye, cihâd etmeye devâm edersen, Cenâbı Hak vaadetmiş, kardeşim, senin yolunu açacak.

Allâh Vaadinden Geri Dönmez

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: başka bir âyeti kerîmede der ki: «Allâh vaadinde haktır» (Âli İmrân 3/9; Ra'd 13/31; Hac 22/47; Rûm 30/6). Allâh vaadinde sâbittir. Allâh bir şeyi vaad ettiyse vadettiğinden geri dönmez. «Kim tövbe ederse tövbelerini kabûl ederim» — Allâh vaadinden dönmez; sen tövbe edersen gerçekten Allâh seni affeder. «Kim duâ ederse duâsına icâbet ederim» — Allâh vaadi haktır. Sen kendi kendine yeise düşüyorsun; kendi yaptığın duâya kendin inanmıyorsun. Yoksa sen «Yâ Rabbi» dediğinde arşı a'lâ titrer. Onun vaadi haktır. İnsânlar vaadinden döner, cinnîler vaadinden döner, gözünün gördüğügörmediği mahlûkâtın hepsi de vaadinden döner — Hz. Muhammedi Mustafâ, peygamberler, büyük velîler hâriç. Ama Allâh ve Resûlü vaadinden geri dönmez.

Şeybânı Râî Misâli

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî misâli tafsîl eder: «Uğrumuzda cihâd edenlere biz mutlakâ yollarımızı gösteririz, yolumuzu açarız ona». Hem gösterir hem açar. Onda terbiyeci mi eksik? Onda mürşid mi eksik? Onun bir ismi şerîfi Mürşid'dir. Dağdaki çobanı Şeybânı Râî'yi velî etmiş — ümmî. Eder seni de, merak etme. Senin de başına bir mürşid verir, maddî-manevî. Verir. Sen yeter ki o yolda yürü.

Sâfiyede Cenâbı Hakk'ın Sıfatlarına Mazhariyet

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: nefsi sâfiyeye ulaşan kimse artık insânî sıfatlarında kemâle ermiş, Cenâbı Hakk'ın sıfatlarına mazhar olmuş kimsedir. İnsânî sıfatlarda da kemâl noktasındadır. Aslında ayırt etmek hoş değil — «İnsânî sıfatları» ve «Cenâbı Hakk'ın sıfatları» diye — ama biz öyle diyelim. İnsânî sıfatları kemâle ermiş, yâni Allâh'ın sıfatlarında cem olmuş; Cenâbı Hakk'ın sıfatlarına bırakmış kendisini; Cenâbı Hakk'ın sıfatlarının mazharı olmuş, ayna olmuş. O artık felâha, kurtuluşa kavuşmuştur. O duvarı gördüğü gibi, bu direği gördüğü gibi, cenneti görür, arşı a'lâyı görür, Cenâbı Hakk'ın sıfatlarının tecellîyâtını görür.

Bekâya Dönüş: Mürşidlik Vazîfesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: o artık nefsi arınmış, temizlenmiş; nefsini arındırmak için değil, o okyanusun içerisinde kulaç atıyor — boyuna işi o. Üzerinden artık manevî olarak perdelerin hepsi de kalkmış. O tekrar geri döndürülmüş, eğer mürşid olacaksa. Yok mürşid olmayacaksa geri gönderilmez; o manevî hâlleri içerisinde sudûr eder gider. Yok ona mürşidlik verilecekse o geri döndürülür. Geri döndürülmesi ne? Herkes gibi yeriçer, insânî sıfatların içerisinde dolaşır. O artık bekâda oturuyor. O gitti, gördü, dolaştı, gezdi — tâbiri câizse kendince mîrâcını yaptı. Hz. Muhammedi Mustafâ gibi geri döndü; o mürşidlik yapıyor.

Geri Dönmeyenler: Ricâlü'l-Gayb Erenler

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: geri dönmedi — ondan mürşid olmaz; velîdir o, Allâh'ın ricâlü'lgayb ereni dediği erenler bunlardır. Onların velîliğini hem kendisi bilir, hem Allâh bilir; onun velîliğini halk bilmez; onun velî olduğunu — ve insânlara o bir öğretide bulunamaz. «Şurada şunu yapacaksın, burada bunu yapacaksın» — ondan öyle bir öğreti gelmez. Ricâlü'lgayb oldu o. Ama bu ricâlü'lgayblerin kendisini bilenlerden. Kimisi vardır hiç kendisini bilmez; o da velîdir. O kendisinin velî olduğunu da bilmez, insânlar da bilmez onun velî olduğunu. Onu bir tek Cenâbı Hak bilir velî olduğunu.

Meczûb Velîlerin Hâli

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: onun üzerinden kerâmet sudûr eder mi? Eder ama tanıdık insânlar bilmez, görmez onu. Adam Eskişehir'de yaşıyordur, kerâmet İstanbul'da sudûr eder. Bir işle alâkalı İstanbul'a gitmiştir; orada bir kerâmet onun üzerinde zuhûr eder; oradaki insânlar «Vay, bu insân evliyâymış» der; ertesi gün yok ama o. Bunlar kendilerinin velî olduğunu bilmezler, insânlar da bunların velî olduğunu bilmez; bunlar dîndiyânet tavsiye edemez hiç kimseye. Bunlar da Allâh'ın velî kulu mu? Evet.

Bekâda Dönen Vazîfeli Velî

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: makbûl olanı dönendir. O gitti, gördü Gökçeada'yı, geldi Çanakkale'dekilere anlatıyor: «Şöyle güzel bir yer var, şöyle güzel yerler var, şöyle insânlar var, şöyle yaşantı var, böyle hayât var» — oradan taşıyacak insânları öbür tarafa. Bu sâfiyenin bekâya döneni, kâmil olanı. Bu artık vazîfeli; bu insânlara dîn anlatacak, yol anlatacak. O yüzden o artık nefis makâmlarını bitirdi; perdeler onun gözünün önünden kalktı; kalbinden perdeler kalktı. Dördüncü makâmdaki kerâmet hastalığı kalktı; beşinci makâmdaki kabristân hastalığı kalktı. Bunlar da kalktı artık. O yol boyunca yaşamış olduğu kerâmetler, yaşamış olduğu perdeler, görmüş oldukları — hepsi de önemsizleşti.

Önemsizleşen Eski Merâklar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî olgunlaşmayı tafsîl eder: oysa dördüncü makâmda hâl görmek, kabristanlarla görüşmekkonuşmak önemli bir şeydi; şimdi önemini yitirdi. İnsânların kalbinden geçeni bilmek, ne soracağını bilmek, birisi bir şey sorarken karşıdaki kimsenin ne cevâb vereceğini bilmek — bunlar önceden önemliydi, şimdi artık önemli değil. Cinnî tâifesi nerede oturur, ne yerne içer, hangi gezegendeler, nasıl yaşıyorlar — bunlar merâk uyandıran şeylerdi; artık merâk uyandırmıyor. Birinci kat gökte kim var, ikideüçtedörttebeştealtıdayedide hangi peygamber bu göklerde sorumlu, hangi peygamber otağını kaçıncı göğe oturmuş, hangi sahâbe kaçıncı kat gökte oturuyor — bunlar merâk uyandıran şeyler, önceden bunları merâk ediyordu, şimdi artık merâk etmiyor.

Kerâmetlerin Önemini Kaybetmesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî olgunlaşmayı tafsîl eder: önceden «Vay, şu yoldan geçen kamyonu durduruvermeli, Yâ Rabbi şu kamyon dursun» — duruyordu kamyon, bu önemli şeydi; artık önemli değil. «Ya bu şimdi televizyonlarda görünüyor ya, bir şeye odaklanıyorsun, eşyâ bir yerden bir yere gidiyor — Allâh Allâh». Masanın köşesinde bardak: «Yâ Rabbi, bu bardak buraya gelir mi?» — geldi. Bunlar geçiyor. Araba konuşuyor seninle, eşyâlar konuşuyor — bunlar geçiyor. Yolda gidiyorsun, çok afedersiniz, kediler konuşuyor, köpekler konuşuyor, kuşlar konuşuyor. Bir bakıyorsun kuşun yanında başka varlıklar var, onlar yürüyor, onlar konuşuyor. Bir bakıyorsun kadir gecesi hepsi de Beytullâh'a tavâfa geliyormuş.

Kadir Gecesi: Tavâfa Gelen Varlıklar

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî müşâhedeyi tafsîl eder: sen biliyorsun artık, bekliyorsun son on gün; gözün hep tavanda, hep yukarıda. Ne zamân intikâl başlayacak diye. İntikâl çünki ikindi namâzından sonra başlıyor; tâ akşam namâzına yarım saat kala intikâl başlıyor. Arkasından askerini, bölüğünü, kumandanını, tebaasını alan gidiyor. İlk gördüğünde soruyorsun: «Nereye gidiyorsun?» — «Beytullâh'a, bugün kadir gecesi» diyorlar. «Eyvah, bugün kadir gecesiymiş» diyorsun. Her yere mesaj çekiyorsun «Bugün kadir gecesi». Millet dalga geçiyor seninle. «Ne alâkası var, kadir gecesi yarın akşam, siz gene gaza gelmişsiniz». Hâlbuki görüyorsun bölük bölük gidiyor, hepsi de tavâfa. Sabah namâzı «Allâhu Ekber», iş bitti — herkes tavâfını yaptı, herkes kendi semâsına, kendi göğüne, kendi vatanına gidiyor.

Seyrillâh: Kahhâr Esmâsı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: çünki artık yürüdü o; artık seyrillâhta bunlarla ilgilenmiyor. O direkt Cemâli, Sıfatı seyrediyor. Bunlar yoldaydı hepsi de. Onun artık kalbi zikri seyrillâh — yâni varlığın her karesinde, tamâmında O'nun sıfatlarını seyrediyor. Her şey O'nun sıfatı artık. Her şey. Onun seyrillâh zikri Yâ Kahhâr. Zikri Yâ Kahhâr. Dersi ne onun? Yâ Kahhâr. O Yâ Kahhâr ismi şerîfine ne yapıyor? Devâm ediyor.

Kesret-Vahdet Cem Olmuş

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: kâh kesrette vahdet yaşıyor — yâni çoklukta teklik yaşıyor. Kâh teklikte çokluk yaşıyor. Tâbiri câizse bir tarafı kesrette vahdet, bir tarafı vahdette kesret. Her ikisini de kendisinde cem etmiş, toplamış. O kesretten de konuşsa vahdeti konuşuyor; vahdetten de konuşsa kesreti konuşuyor. Onun için ayrım kalmamış: kesrette vahdet, vahdette kesret. O böyle deniz dalgası gibi bir kesret vuruyor, bir vahdet vuruyor.

A'yânı Sâbite: İç Sır Dünyâsı

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: içinde onun bir de sır dünyâsı oluşuyor. Onun iç âleminde bir sır dünyâsı var öyle söyleyelim. O sır dünyâsında tecellîyâtlar tâbiri câizse o sır dünyâsına düşüyor — her ne düşecekse. İçi onun bu manâda sırlar âlemi gibi. Hani Arabî'de bir tâbir var ya: bütün rûhların, bütün varlığın kendisince manevî vücûd bulduğu yer — ne diyorduk biz ona? A'yânı sâbite. O kimsenin kalbinde sır dediğimiz şey, o şahsın a'yânı sâbitesi gibi. O velînin a'yânı sâbitesi gibi o sır olan yer. Bütün her şey orada dönüyor; bütün onun olmuşuolacağı ne varsa onun kendi o sır denilen a'yânı sâbitesinde dönüyor. Onun bütün zâtsal ve sıfatsal tecellîyâtlar onun o a'yânı sâbitesine geliyor, hepsi de.

Kutuplar Seviyesindeki Yedi Velî

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: benim bu söylediğim, böyle kutup seviyesindeki kimseler bu anlattığım şey. Bu anlattıklarım yedi tânedir. Bunlar kutup seviyesindedir; bunların a'yânı sâbitesi var dediğim şey, kutup seviyesinde olan kimselerde vardır. Onların konuşması, uyuması, yürümesi, içmesi, kalkması, sevmesi, nefret etmesi — hepsi de o a'yânı sâbiteden bağlantılıdır. Kendi a'yânı sâbitelerinden, kendi sırlarından dışarı çıkmaları mümkün değildir. Allâh cümlemizi bu kullarla berâber olanlardan eylesin, bu kullardan eylesin. O Fâtihai şerîfede «Sırâta'llezîne en'amte aleyhim» (En'am ettiğin, ihsân ettiğin var ya, sonunda 'Bizi onlarla berâber eyle' denilen kullar) — bu kullardır.

Mevlânâ'dan: Nefsin Hilesi

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Mesnevî hakîkatini tafsîl eder: Hz. Mevlânâ Mesnevî-i Şerîf'te buyurur: «Nefsin her ânda hîlesi var; her hîlesinde yüzlerce firavun, firavuna uyanlarla boğulmuş». Yâni bu nefsi terbiye etmezsen, bu nefisle yakapaça olmazsan, bu nefsi alt etmekle uğraşmazsan, bu nefsi terbiye yoluna sokmazsan, bu nefisle cihâd noktasında durmazsan — Hz. Pîr diyor ki: bu nefsin her ânında hîlesi vardır, her hîlesinde yüzlerce firavun vardır, firavuna uyanlarla boğulmuş. Bunların hepsi de ne olmuş? Firavuna uyanlarla boğulmuş — firavun gibi bu nefsine uyan kimse. Firavunu dışarıda arama; terbiye etmezsen firavun senin içinde.

«Mûsâ'nın Allâh'ına ve Mûsâ'ya Kaç»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Mesnevî hakîkatini tafsîl eder: Hz. Mevlânâ buyurur: «Mûsâ'nın Allâh'ına ve Mûsâ'ya kaç». Sen bu nefisten kurtulmak istiyorsan sen Mûsâ'ya ve Allâh'a kaç. Eğer sen Allâh'a koşmazsan, eğer Allâh'a kaçmazsan, eğer Allâh'a doğru yürümezsen, sen firavundan başka bir şey değilsin. Adının ne olduğu önemli değil, sıfatının ne olduğu önemli. Cinsinin ne olduğu önemli değil, senden çıkan fiiliyât önemli. Eğer Allâh'a koşup gerçekten uyarıcılara, yâni peygambere uymazsan, senin boğulman mukadderâttır.

«Ehad ve Ahmed'e Yapış»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Mesnevî hakîkatini tafsîl eder: Hz. Mevlânâ buyurur: «Ehad ve Ahmed'e yapış ey kardeş, ten Ebû Cehl'inden kurtul». Ehad: Allâh. Sen Allâh'a, Ahmed'e ve peygambere yapış. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Size iki şey bıraktım; kim bunlara sımsıkı yapışırsa kurtuluşa erer: birisi Allâh'ın kitâbı Kur'ân, öbürkü de benim sünnetimdir» (Muvatta, Kader 3; Hâkim). Hz. Mevlânâ Celâleddini Rûmî hazretleri söylüyor sekiz yüz kırk yıl önce: «Ehad ve Ahmed'e yapış, ten Ebû Cehl'inden kurtul». Ten Ebû Cehl'i: sen kendi varlığından kurtul, varlığından geç, hiçliğe doğru yürü. Şu topraktan ve sudan yaratılmış olan vücûdunu geç. Bu vücûdu Kur'ân ve Sünnet'e sâbitle.

Zâriyât 50-52: Allâh'a Koşun

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Zâriyât Sûresi'nde buyurmuştur: «Ey insânlar, Allâh'a koşun. Şüphesiz ben Allâh tarafından sizlere gönderilen apaçık bir uyarıcıyım. Allâh ile berâber başkasını ilâh edinmeyin; şüphesiz ben Allâh tarafından size gönderilmiş olan apaçık bir uyarıcıyım. Evet işte böyle, onlardan önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki ona 'sihirbaz' veya 'deli' dememiş olsunlar» (Zâriyât 51/50-52). Bu uyarıcı kim? Hz. Muhammedi Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem. Bu uyarıcılar kim? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden giden O'nun halîfeleri. Biz o apaçık Kur'ân ve Sünnet'i tebliğ eden, nasîhat eden o uyarıcılara biz uymak zorundayız. Hiçbir peygamber yoktur ki kendi ümmetleri onları sihirbazlıkla, delilikle yaftalamamış olsun. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Sâfiye/Kâmile makâmına, Kahhâr esmâsına, kesrette vahdetvahdette kesret hâline, ve nihâyetinde mürşidi kâmile yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.

  • Kur'ânı Kerîm: Şems 91/9-10; Ankebût 29/69; Zâriyât 51/50-52; Âli İmrân 3/9; Ra'd 13/31; Hac 22/47; Rûm 30/6; Fâtiha 1/7.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikâk.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr.
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta, Kader 3, Kur'ân ve Sünnet hadîsi.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Hâkim, el-Müstedrek.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, sâfiye ve fenâ-bekâ bahsi.
  • İmâm Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye, sâfiye ve kâmil insân bahsi.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, sâfiye bahsi.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Şems 9 ve Ankebût 69 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, Mûsâ-Firavun bahsi ve nefsin hîleleri.
  • İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye, a'yânı sâbite ve insânı kâmil bahsi.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Nefis Meratipleri, Nefsi Sâfiye bölümü.

Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Sâfiyenin tarîfini (Şems 9), emmâreden sâfiyeye yolculuğu, mutmainnede kabristan selâmını, râzıyyede imâmın farklılaşmasını, manevî hâl hırsızlığının yasaklılığını, mutmainneden sonraki yolculuğu, yedi mertebenin velîlik tasnîfini, mürşidin peygamber olmadığını, Ankebût 69 cihâd edenlere yol açma vaadini, dervişlerin hâmlarını, sahiplenme dergâh sevgisini, sağlam dervişin önünde durulmazlığını, istidâttakdîr yanılgısını, Allâh'ın vaadinden geri dönmediğini, Şeybânı Râî misâlini, sâfiyede Cenâbı Hakk'ın sıfatlarına mazhariyeti, bekâya dönüş ve mürşidlik vazîfesini, ricâlü'lgayb erenleri, meczûb velîlerin hâlini, bekâda dönen vazîfeli velîyi, önemsizleşen eski merâkları, kerâmetlerin önemini kaybetmesini, kadir gecesi tavâfa gelen varlıkları, Kahhâr esmâsı seyrillâhı, kesretvahdet cem'ini, a'yânı sâbite iç sır dünyâsını, kutuplar seviyesindeki yedi velîyi, Mevlânâ'dan nefsin hîlesini, Mûsâ'nın Allâh'ına ve Mûsâ'ya kaçmayı, Ehad ve Ahmed'e yapışmayı, ve Zâriyât 50-52 Allâh'a koşma emrini tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Nefis Mertebeleri Sohbetleri