Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

506. Dergah Sohbeti — Bilgi Dereceleri, Dilin Afatı, Ahlak ve Kurban Adabı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 506. Dergah Sohbeti — Bilgi Dereceleri, Dilin Afatı,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Allâh’ın rızasını bulduk, ovanım yama olsun. Allâhumme salli ala Seyyidina ve Nebiyyina Muhammed. Selamun aleyküm. Allâh, gecenizi, gündüzünüzü, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Hadi bakalım, minnet gelinceye kadar sorun. Üç beş dakika. Tamam, aramak için geldim. Ben seni seviyorum. İçimde gizli sırlar var dedim. Eee, İzmit’te mi dedim? Ne dedim? Dışarı çıkmaya çalışıyor. Dışarı çıkmaya çalışıyor, ben bastırıyorum dedim. Demek ki daha baskın devam ediyor. Allâh hayır versin inşâAllah. Âmîn. Üç tane. Üç tane. Mikrofonu verin. Çünkü soru anlaşılmayınca cevap da anlaşılmıyormuş. Babacım şimdi az önce gelirken bonzai krizine girmiş birini gördük yolda da. ablalar dedi ki, biz dedi bonzai içenlere diyoruz ki, bonzai içenizi esir için.

Şimdi bu noktada zararı fazla olan bir şeyi zararın azını seçebilir mi? Seçebilir. Daha az zararlı diye bunu seçebilir mi? Seçebilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Normalde o kimseyi tedavi etme noktasında çok zarardan az zararı götürmek de kârız. Bir de bu Biblü resim, bunlarla alakalı soracağım. Bu tam bir siman olması lazım şey. tam bir mesela insan şey mi olmadı? Direkt insan sureti olması lazım. bütün vücuduyla mı? Mesela bana bir böyle semazen hediye ettiler, Biblü. Şimdi mesela buna girer o zaman. Yüzü belli mi değil. Yüzü belli. Yüzü belli derken kaşı gözü burnu belli. Tabii kaşı gözü burnu belli. Eğer bütünse öyle evet onun gibi. Sıkıntı var. Bu bütün canlılar için mi geçerli yok sadece insan sureti.

Bütün canlılar için geçerli. Bir de şey soracağım. Bunu yapmak bunu böyle mamul hale getirmek caiz değil. evde bulundurmak? Evde bulunursa oraya rahmet melekleri girmiyor. Yapmak ayrı, bulundurmak ayrı hükmü. Bunu mesela fotoğraflarımız oluyor, şeylerimiz oluyor. Ana olarak saklanıyor. Bunların evin bir köşesinde saklamak da aynı hüküme girer mi? Öyle bir his yok. Bir de iskat diye bir şey. Devir iskat, ölenin arkasında. Ölenin arkasında yapılan harcama diye. Bununla alakalı biraz böyle bir bakmıştım da. Diyanet falan önce buna fetva vermiş. Sonra bu fetvadan dönmüş bazı cemaatler bu noktada bunun olması gerektiğini söylüyorlar da. Mahmud Efendi’nin cemaatı olması gerektiğini söylüyorlar. Evet, en çok onlar çatışıyor zaten.

Ama bu konuda çok. İsim söyleyeceğiz artık bundan sonra. Önceden böyle bir kavga tartışma çıkmasın. Cemaatler arasında, tarikatlar arasında bir problem olmasın diye. Ben hiç şahıs, isim kullanmazdım. Ama öyle şeyler var ki artık mecbur kalıyoruz yani. İsim belirtmeye. Çünkü kimin yaptığı belli değil. İnsanlar bilmiyorlar kimin ne yaptığını. İsim söyleyeceğiz. Mahmud Efendi’nin cemaatı devir iskat konusunda çok üzerinde duruyorlar. Devir iskat yapıyorlar. Bu sizin fikrinizi sormak istiyorum. Uygun bir şey mi yoksa? bu eğer böyle bir hadîs-i şerif var. Sahabeden bir kadın geliyor. Diyor ki ya Resulallah ben babamın adına kurban kesebilir miyim? Evet diyor. Yine başka bir kadın geliyor. Babamın tutamadığı oruçlar vardı.


2. Bölüm

Ben onları tutabilir miyim? Diyor, evet diyor. Bunun gibi mesela bir evlat..veyahut da bir er, bir anne baba, bir kimse..bir günlük, iki günlük hastalığı müddedince..oruçunu tutamamış olsa..namazını kılamamış olsa..bununla alakalı kendi malı da olsa..dese ki ben hastalığımdan dolayı on günlük orucumu tutamadım..benim malımdan on günlük oruç için fidyesini veririm. Buna normalde nasıl oruca fidye var bu sefer..şey yapıp iştahat edilebilirler kıyasla. on günlük namazı için de fidye dense..bunu makul göreceğiz. Çünkü zemininde bir hadîs-i şerif var. Zemininde bir hadîs-i şerif olduğuna göre..kıyas yaparaktan böyle bir sonuca ulaşabilirler. Ama bugün toplumda uygulanan şekil bu şekil değil. Adam bir ömür boyu namaz kılmamış, bir ömür boyu oruç tutmamış..öldükten sonra devir-i iskat, selamünaleyküm.

Para bir yerlerde kaldı. Buna pek ben sıcak bakmıyorum. Bu iskat sadece ölürken, öldükten sonra mı? Öldükten sonra olandı işte. Teşekkür ederim. Buyur. Cenâb-ı Hak âyet-i kerimdesinde, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Diyor. Allâh yaratmış olduğu bütün varlıklara..kendi istidatınca bilgi yüklüyor. Burada gerçek anlamda bilenler kim? Bilmeyenler kim? Bilgi bu noktada, ilmel yöken noktasında bakacak olursak, bütün varlığın üzerinde kendine ait, kendi özünde, kendi dairesinde bir bilgisi vardır. bu böyle bilginin biz doğalı diyebiliriz, fıtri olanı diyebiliriz. Çünkü normalde bir arı ne yapacağını biliyor, bir böcek ne yapacağını biliyor kendince. Veyahut da bir çocuk doğar doğmaz anne memesine gideceğini biliyor kendince.

Biz bunu fıtri bilgi olarak diyebiliriz. Bunun bir çıt üstü var. O kimsenin kendince hiçbir yerden ilim almaksızın etrafı gözlemleyerekten, gözeterekten bir bilgi sahip olması. Biz de bunu bir kimsenin kendi doğallığında etrafı gözeterekten, gözlemleyerekten bir bilgi sahip olması olarak nitelendirebiliriz. bekler güneşin doğmasına bakar, güneş doğar ardından batar, der ki güneş doğup batıyormuş. ardından battığında bakar yıldız, der ki bu yıldız da böyleymiş. bu normalde o kimsenin etrafındaki tabiat olaylarını, etrafındaki dönen hadiselere bakaraktan bilgi sahip olması. Bu manada İbrahim aleyhisselamın kısası da buna örnek ne kadar teşkil eder edebilir. ilk defa gece dışarı çıkıyor, gece dışarı çıkınca bakıyor ki ay böyle pas parlak kendince diyor ki bu benim Rabbim olmalı herhalde.

Ardından sabah olup da güneşi görünce diyor ki yok hayır, bu ondan daha parlak, bu çıkınca diyor o kayboldu. Benim Rabbim bu olmalı o zaman diyor. Ardından o da batınca ben batanları sevmem diyor, benim Rabbim bu olamaz diyor. Bu o kimsenin kendi kendisine akletmesi, kendi kendisine düşünmesi, kendi kendine fikir etmesi, kendi kendine etrafındaki olaylara bakaraktan kendince bu bilgi edilmesi. Bu da normalde bir kimsenin bu manada kendi çabasıyla etrafındaki olayları analiz ederekten bilgi sahip olması. Biz bunun üstünde bir bilgi sahibi daha var, bilgi var. O da dini meselelerde veyahut da dünya ile alakalı veya başka bir meselelerde birisinin eğitimine, birisinin öğrenimine, birisinin öğretisine tabi olunarak bilgi edilmesi. burada bizim en çok üzerinde durduğumuz konulardan birisi bu.


3. Bölüm

Bu birisinin eğitimine ve öğretimine tabi tutularaktan bilgi edilmenin de kendi içerisinde bilgilenmenin de yolları var. Bunun birincisi vahiy. Cenab-ı Hakk’ın peygamberlerine vahyetmesi. Bu en önemli, en kutsal, en kıymetli bilgi edilme yolu vahiyden kaynaklanıyor. Vahiyin de kendi içerisinde dereceleri var. Bir Cebrail aleyhisselamın direkt bir peygambere Cenab-ı Hakk’ın kendi varlığını, birliğini ve emirlerini vahyetmesi, ona iletmesi. Bunun bir alt kategorisi, biz onun o kimsenin gönlüne, kalbine yuvah edilmesi. Cenab-ı Hakk’ın Meryem’e vahyetmesi gibi, Cenab-ı Hakk’ın Musa’nın annesine vahyetmesi gibi. Bu da direkt kuluyla, Rabbisinin arasında kalbî bir bilgi edilme vahiyin ikinci kategorisi.

Üçüncü kategorisi bilgi edilme de rüya. O yüzden normalde rüya da Peygamberlerin 46 cüzünden bir cüzdür hadîs-i şerifi bilgi edilme de bu noktada vahiyin en alt kategorisi olarak söylenebilir. Ve burada hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu dediğimizde bu üç bilgi adımını derecesine göre bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını. bu noktada bir çıt önde bilgiye sahip olan kimsenin o bilmeyenden bir çıt fazla bilenin daha kıymetli, daha önemli olduğunun göstergesi. Hikmet Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından bir sıfattır, sahibi Allâh’tır bu manada. Ama hikmete ne olduğunu söyleyecek olursak genel olarak insanlar şeri olarak veya kelamcılar, ehli fıkıhçılar, ehli din sahipleri veya ehli ulema bir şeyi bir eşyayı yerli yerinde kullanmak, bir bilgiyi yerli yerinde kullanmak, bir şeyi yerli yerinde kullanmak, yerli yerinde onu tanzim etmek olarak nitelendirmişler.

O yüzden yarım bardak suyu yarım bardak daha küçük bir bardağın içerisinde koyup yerli yerinde kullanmak hikmet örneği. Veyahut da bir kimsenin bir eşyayı, hikmetin çünkü farklı boyutları var, eşya üzerinde bakacak olursak eşyayı yerli yerinde kullanmak, fikri noktada bakacak olursak fikri yerli yerinde kullanmak, maksadına, amacına uygun bir şekilde onu tanzim edip orada onu kullanmak olarak algılayabiliriz. Harabat ehli dış görünüşüyle sanki Kur’ân ve Sünnet’i yaşamıyormuş gibi görünüp iç aleminde Allâh’la dost olan kimsedir. Bunlar zaman içerisinde böyle peşmurda bir şekilde yürümüşler. Bugünün harabat ehli çok iyi giyiniyor. Bunu böyle kıyafetsel anlamda algılarlarsa, şekilsel olarak algılanırsa işin içinden çıkılmaz. siz bakıyorsunuz onun kılına, kıyafetine, tavır ve davranışlarına, hareketlerine.

Üzerinde haram yok ama böyle çok dindar bir görüntüsü de yok. Bu muhteşem bir şahısında sûfî açısından. dışında hiç böyle dindar görüntüsü olmayıp ama dini en ince noktasında yaşamaya çalışan hem ahlaki olarak hem de akdevi olarak, en hakikat noktasında yaşamaya çalışan kimse. Bunu hadîs-i şerife vuracak olursak, mesela bir kimse bir topluluğa girdi, geldi, oturdu, o topluluktan çıktı gitti, hiç kimse onun oraya gelmesinden ve gitmesinden bir değişiklik olmalı. Cennetteki birini görmek istiyorsanız ona bakın. Harabat ehli fazla önde görülmeyen, öne çıkmayan ama hem akde noktasında, fikri noktada hem de dini yaşama noktasında ince eyleyip sık dokuyan kimse. bu böyle harabat demince yırtık pırtık dolaştırmışlar önceden veya ne bileyim böyle çok iyi kıyafetlerle gezmemişler.


4. Bölüm

Ama şimdi düşünebiliyor musun? Birisi jilet gibi giyiniyor örneğin. ultra bir kıyafet seçimi var. böyle bizim gibi bir kocaman sakalı da yok. Başında sarı yok, haydârisi yok. Ama o kimse böyle namazında titiz örneğin. Orucunda titiz, zikrinde titiz, derslerinde titiz, dini hayatında titiz. hiç umulmadık bir noktada titiz mi titiz davranıyor. Benim nazarımda harabat ehli o. İnsanlar ona baktıklarında böyle dinin nişanelerini görmüyorlar. Ama davranış biçimine, incelediğinde muhteşem bir davranış biçimi var. Bugün için harabat ehli o. tabi biz onu normalde harabat deyince kelime anlamıyla yıkıntı, tecmurda tamir edilmemiş bir yer çıkıyor harabatta. Ama bunu böyle algılarsak eğer o zaman yırtık pırtık zaten böyle algılayanlar çok olmuş.

Gitmişler tabi önceden böyle eski elbise, her zaman eski elbise giymek horhakir görünmeye sebepti. Onlarda geçmiş dönemlerde eski elbiseler giymişler. İnsanlar ona horhakir görmüş. Ne bileyim böyle yıkık dökük yerlerde yaşamışlar. Şehrin kenarlarında yaşamışlar. Onlar çok böyle onları kale almamış insanlar. Kale almayınca da ne bileyim onlarla irtibat kurmamışlar. Şimdi mesela birisi saçlarına bir erkek düşünün şimdi. Saçlarını arkadan topuz yapmış. ne bileyim kendince muhafaza kar bir kıyafeti yok. Ama muhteşem dini bir algısı ve yaşantısı var. Toplumun içerisinde yürürken hiç kimse onun dindar olduğuna dair bir hükme varamayabilir. Ama o çok ince perdeden dinini yaşıyor. Veya ta tersi olarak da o kimse yine üzerinde dini bir kılık kıyafeti görüntüsü yok. çok ultra kıyafeti de yok ama o kimse dinde çok ince.

Haravat ehli demek. Dinden taviz vermek, dini hayatından taviz vermek, akidevi noktadan taviz vermek demek değil. Haravat ehli, çah eski zamanda dışına ehemmiyet vermeyip içini süslemişler. Bu zamanda da dışı da içi de süslü kimse olabilir. Bunu böyle bir kazığa bağlamak. Bu böyle olur demek biraz havesli. bu böyle belki de bugüne kadar haravatla alakalı en enteresan tarifi dinliyorlar şimdi. Haravat dediğinde pecmürde, virane, yıkıntı, onun üzerinde kılık kıyafeti olarak hırpani bir kıyafeti var. Ama o kimseden hikmet pınarları doğuyor. Bence oradaki haravat o kimse böyle dışının süsüne ehemmiyet vermeden içini süsleyen kimse. Veya ta her şeyi de süslü, içi de dışı da süslü. Dışı süslü olunca herkes bakıyor bu diyor bundan ne kadar derviş olur, bu ne diyor, ne olacak ki bundan diyor.

Mesela hani bizim arkadaşları da bir şeye benzetemez der ya şalvarları yok, cübbeleri yok. Ne bileyim bol kendilerinden yarım metre önde giden bir şalvar giymiyorlar, yarım metre arkadan yarım metre önden giden. Ne bileyim kocaman cübbeleri yok, kafalarında kavukları, sarıkları yok. Bir şeye benzetemiyorlar zaten arkadaşlar açına söylüyorlar. Zaten benzetmiyorlar bir şeye de ama arkadaşlar da öyle duruyorlar ya böyle dışarıda cübbeli dolaşmıyorlar ne bileyim sarıklı dolaşmıyorlar, şalvarlı dolaşmıyorlar. Ellerinde 99’luk tespit tespit çeke çeke gitmiyorlar. Öyle olunca da bunların nesi derviş deyip de kale olmuyorlar ya, onun gibi. Evet. Dilin afatı birinci derecede haram işlememek, gıybet etmemek, dedikodu etmemek, iftira etmemek.


5. Bölüm

Bu noktada bir kimsenin dilinden bütün Müslümanların emin olması, eleştirmemek insanları, yüzüne karşı da eleştirmemek, arkasından eleştirirse gıybet ediyor zaten, yüzüne karşı eleştirmek de haram. Dili bu noktada her türlü haramdan korumak, muhafaza etmek. Ama bunun birinci derecedeki en büyük günah kebali gıybet, dedikodu iftira, dilden haram çıkmak, küfür, hakaret, dilden hiç haram çıkmayacak. Bunlara dikkat etmek. Bugün, bugünkü Müslümanların veya dünkü Müslümanların da, bir önceki Müslümanların da demek ki en büyük handikapları bu olmuş. Kur’ân-ı Kerim bizim dilimizle alakalı çok bize ikaz etmiş. Yalan, gıybet, iftira, dedikodu. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu konuda çok ikaz etmiş.

Ehli sûfî, ehli âlimler hep ikaz etmişler dille alakalı. Ben dili korumanın namazdan daha önemli olduğunu düşünenler derim. bugünün Müslümanı da dilden kaybediyor. Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinde, senin ambarımda neden bu hidayet toplanmaz bilir misin? Ambarında bir delik vardır der. Ben bugün için o ambardaki deliğin dille alakalı olduğuna inanıyorum. Başka bir beyette de senin ambarında fare vardır der. O farenin dille alakalı olduğunu düşünüyorum. Bir kimse bugün için kaybettiği en önemli unsur dili. Yani. Beytullah’ta böyle durdum baktım bütün herkes namaz kılıyor. Harıl harıl. Herkes oruç tutuyor, oruçlu. Tavaf ediyorlar fırıl fırıl. Tavaf ediyorlar. Tavaf ediyorlar. Ve Müslümanların büyük bir çoğunluğu zekat veriyorlar.

Muhteşem. Hacca baktığınızda dolup taşıyor ortalık. Adım atacak yer yok. Adım atacak yer yok. Gidenler görmüşlerdir böyle. İzdiham her tarafta. Ben yaklaşık uzun zamandan beri Ömre’ye gitmemiştim. Bu sene Ömre’ye canavar nasip etti gittik. Bu sene Ömre’de de adım atacak yer yok. namazdan bir saat önce içeri girmeniz mümkün değil. Türlü yollar bulmanız lazım. Biz birkaç sefer cenazenin peşine takılaraktan gittik. Oradan cenazelerin girdiği bir yer tespit etmişler. Hacamet dedi ki biz daha önce böyle girdik. Cenazenin peşine cenaze o zaman karışmıyorlar dedi. Ben ilk önce tereddüt ettim. Dedim yok yapacak bir şey yok. Biz Cevdet, Hacamet biz takıldık bir cenazenin peşine geçtik. Dedim bugün cenaze namazı kılmamız vacip oldu biz artık dedim.

Bu cenazenin arkasından giderekten içeri girdik diye. Dolu hepsi de. Ama içime geleni söyleyeyim. dedim ki en zor kısmı, en zor kısmı ahlak. Ahlak. En zor kısmı ahlak. Bana diyorlar bir tavsiye edin bunun dilini tut diyorum bakıyor benim gözümün içine. Diyorum dilinden bir haram çıkmasın. Tavsiye mi istiyorsun? Evet dilini tut ve dilini zikralıştır. Eğer dilini zikralıştırsa dilini koruyacak. Dilini zikralıştırmadığından dilini koruyamıyor. Ama namazı kılıyor sıkıntı yok. Ezan okunmazdan önce kollarımızı sığıyoruz, bir güzel abdest alıyoruz. Muhteşem. Abdest alan Müslüman caminin bahçesinde abdest alan Müslüman hemen yanındaki kimseyi görünce duydun mu ya filan canın olmuş eşşe dönme. Ya abdest alırken konuşmak zaten caiz değil.


6. Bölüm

Bıraktım. Konuştum. Gıybet bari etme. Müslüman cuma kılıyor, cuma da oturuyor. Arkada veyahut yanlarda böyle polit bürolar var ya onlar senatör gibi. senatör onlar. Ya caminin arkasında oturuyorlar ya da yanlarına geçirip böyle ondan sonra yayılıp kaykılıp ve arkada sandaleleri oturuyorlar ya. hutbede yanındakıyla gıybet ediyor. Hutbede konuşmak caiz değil, haram. Hutbeyi dinlemek cumanın vaciplerinden ve iki rekat namaza bedel hutbeyi dinlemek. Hutbe esnasında konuşulmaması ve hutbede namazda oturur gibi oturulması gerekiyor. Bıraktık. Gıybet ediyor Müslümanlar. Cumalda ve hutbe zamanında. İftira ediyor. Dedikodu yapıyor. Bu her yerde var ama. Bu aynı şey bizim tekkede de geçerli sohbet var.

Konuşuyorlar, gıybet ediyorlar, dedikodu ediyorlar. Dili korumuyor. Ve bütün ibadet edenlerin farz ibadetlerle alakalı hiçbir sıkıntı yok Ümmet-i Muhammed’de. Ve Ümmet-i Muhammed o farz ibadetlere dikkat ettiği kadar ahlakına dikkat etmiş olsa kurtulacak. işte parmağının yüzsüğünün altına su değip değmediğini defallarca kontrol edeceği kadar dilini kontrol altına almış olsa kurtulacak. Sakalının dibine su değdi mi değmedi mi diye, sakalı hilalliyeceğim diye. Neredeyse derisinin yüzünü, derisini yüzecek noktada hilalliyen Müslüman, haramlara bu kadar dikkatli değil. Haramların içinde, diline bu kadar dikkatli değil. Diline bu kadar dikkatli değil. Elinde bu kadar dikkatli değil. Haramların içinde diline bu kadar dikkatli değil.

Diline bu kadar dikkatli değil. Eşine, çocuklarına, etrafına, ahlakına bu kadar dikkatli değil. Ama bütün Ümmet-i Muhammed namaza çok dikkatli. Birbirlerine namazda ikaz ediyorlar, irşad ediyorlar, namazın ehemmiyetini anlatıyorlar. Çok güzel. Sakalın ehemmiyetini anlatıyorlar, cübbenin, sarının, şalvarının ehemmiyetini anlatılıyor. Harika. Yazıyorlar camilere, çorapla mescide, çorapsız camiye girmeyin. Tabi ayağında çorap yoksa camiye girmeyin, yürü git. Ya da cebinde çorap taşı. Çorap taşı, camiye girme adablarından birisi oldu. Yanında cebinde çorap taşıyacağım. Eğer çorabın yoksa camiye girilmez. Evet. Hatta bundan sonra fotoğraflarını çekip böyle yayınlayacağım. Camiye girme adablarından birisi.

Çorapsız girilmez. Demek velev ki birisi böyle dizinin kapağının altıyla göbek dilini örten bir tane don giymiş olsa veya pantolon giyser veya ne diyorlar ona şimdi? Kapri giymiş olsa, üstü de çıplak olsa almayacaklar camiye. Çorapsızı almayacağına göre onu hiç almasın artık. Onun üzerinde falina da yok. Üzerinde gömlek de yok, tişört de yok. Ya hiç giremez camiye. Sebep? Camiye girme adabı da böyle. Bunlara çok titiziz. Ama ahlakımıza titiz değiliz. Evimizin temizliğine titiz olduğumuz kadar ahlakımızın temizliğine titiz değiliz. Üzerimizdeki elbisenin temiz olmasına dikkat ettiğimiz kadar ahlakımızın temizliğine titiz değiliz. Üzerimizdeki elbisenin temiz olmasına dikkat ettiğimiz kadar ahlakımızın temiz olmasına dikkatli değiliz.


7. Bölüm

Üzerimizdeki elbisenin ütülü olmasına dikkat ettiğimiz kadar ahlakımıza dikkatli değiliz. Ve bu ahlaki kuralların içerisinde en büyüğü de dil. Dile hiç dikkatli değiliz. Koca Yûnus ne güzel söylemiş. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Ele geleni yiyor Müslüman şimdi. Her yerde her şeyi yiyor. Müslümanlar her yerde her şeyi diyor. Her yerde her şeyi diyor. Söylüyor ve her yerde her şeyi de biliyor. Bilmeyen yok. Herkes öylesini biliyor ki. İhtiyat çok hiçbir şeye. Alimmiş, amirmiş, hakimmiş, ulemaymış. o İmam-ı Azam’mış, İmam-ı Şafi’miş. Kim ki ya haşa? Ya Buhari Müslüm kim ki yani? Eee şimdiki o zırta boz hadislerin hepsini birden inkar ediyor.

Kim ki onlar? İmam-ı Azam kim ki? Adam şimdi diyor ki ya İmam-ı Azam kim ki diyor? İmam-ı Azam kim ki? Adam şimdi diyor ki ya İmam-ı Azam kim ki diyor? Bizim Molla’larımız ondan daha fazla âlim şimdi diyor. Mahmud Efendi’nin cemaati söylüyor bunu. şimdi ismi FETÖ olan cemaat büntesipleri de aynı şeyi söylüyor. Bunlar hepsi de aynı şeyi söylüyorlar. birisi öyle söylüyor birisi de öyle söyleyince aman o bizden onu söylemeyelim o şimdi terörist oldu. Şimdi söyleyelim nasıl olsa önceden tırsıyorduk biraz başımıza bir bela musibet açar bir çorap örer diye konuşmuyorduk önceden. Şimdi konuşuyor millet. Önceden kimse konuşmuyordu. Siyasetçisi, bürokratı ondan sonra normal vatandaşı, ticaret erbabı, amiri memuru konuşmuyorlardı.

Korkuyorlardı. Onlar da konuşanları zaten tatlı bir şekilde tehdit ediyorlardı. Veya acı bir şekilde tehdit ediyorlardı bir şekilde tehdit ediyorlardı. İnsanlar da susuyorlardı. Şimdi baktım bizim konuştuğumuz zaman susanlar şimdi konuşmuşlar bülbül kesiliyorlar şimdi. Bizim de kaderimiz böyle zaten. Biz 28 Şubat’ta direndik hiç kimse yoktu yanımızda. Lan oldu bitti aa herkes bülbül kesildi. Sanki dersleri iptal eden zakirler bunlar değildi. Sanki dersleri iptal eden dervişler bunlar değildi. Sanki 28 Şubat’tan dolayı bizden ayrılan kimseler bunlar değildi. Her biri böyle baba yiğit kabağı böyle cihatçı birer derviş haline gelmişler. Lan dünkü dersleri iptal edenler değil misiniz siz? Ben şeyhimin yanında oturuyordum hepiniz tespih tanesi gibi sıraya girdiniz.

Bütün bulunduğunuz yerlerde kadın erkek çoluk çombalak bütün dersleri iptal ettiniz. İptal ederekten direnmediniz. Direnmeyerekten dolaylı bir şekilde 28 Şubat’a destek çıkar. Siz değil miydiniz? Aynı şey şimdi bu tırnak içerisinde söylüyorum. Devlet çünkü FETO diyor. Devlet böyle bir isim koydu. Yoksa bir kimseye böyle isim koymak dinen caiz değil. birisi mesela Ahmet ismi, Ahmo diyemezsiniz ona. Onun kabul etmesi lazım. Mustafa’ya Muso diyemezsiniz örneğin. Dinen bu caiz değil. Bir kimseye hoşuna gitmeyecek lakap takmak, hoşuna gitmeyecek bir isim takmak dinen caiz değil. Bu haram. Tırnak içerisinde o yüzden söylüyorum. Devlet böyle nitelendirdi şimdi. Böyle isimlendirdi. Açılımı ne oldu şimdi onun FETO’nun?


8. Bölüm

Fetullahçı terör örgütü oldu. FETÖ. FETÖ mü FOTÖ mü? FETÖ. FETÖ. FETÖ orijinali FETÖ. Herkes FETÖ dedi. Ha orijinali ne? FETÖ. FETÖ dedi. O’yla söyledi. O’yla söyledi Cumhurbaşkanı. O zaman o’yla söylemekte caiz oluyor. Cumhur o’yla söylemiş ya şimdi. Devlet. Tırnak içerisinde o yüzden söylüyorum. Tırnak içerisinde. Devlet. Neydi? Bir de paralel. Devlet yapılanması. Paralel devlet yapılanması. PDY. Bir de oradan o da devletin literatürüne girdi değil mi? PDY. Devlet bunu böyle söylüyor. O yüzden devlet bunu böyle nitelendiriyor. Benim tabi nitelendirmem darbe günü farklı bir şeydi. Ben darbe yapanlara yezidi dedim. Çıktım işin içinde. Ben çünkü normalde devlet buna ne diyecek ne demeyecek. Devti birini beklemek hiç hoşuma gitmez benim.

Ben yezidi dedim. Çıktım işin içerisinde. Şimdi normalde bir kimseye çünkü ben tabi darbe yapan ve yiyenlere yezidi dedim. Birisi bayi diyebilir bunlara isyancı manasında. Hain diyebilir buna. Bununla bir sıkıntı yok. Öyle denmesinde bir sıkıntı yok. Darbecilere hain demek, bayi demek, yezidi demek. Bunlar normalde şey olarak sıkıntı değil. Topluca. Ama tabi devlet şimdi buna FETÖ. FETÖ de değil mi? FETÖ dedi ya şimdi. Kayıplara da öyle geçmiş. komple şahıs adı yok. Bu şimdi komple bu grubun adına FETÖ terör örgütü dedi. şimdi bunlar hakkında da hiç kimse konuşmuyordu. Biz konuşuyorduk kelaynak kuşu gibi. Gelen giden siyasetçilere söyledik. Canları sıkıldı bize. Tatlı tatlı bize haber gönderdiler.

Tekkiye elinizden alacağız falan diye. Ben de buyurun gelin alın dedim. Bu şey değil. Hiç kimse konuşmuyordu. Ürküyordu, korkuyordu herkes. Herkes korkuyordu. Konuşmuyordu kimse. E şimdi konuşmaya başladılar. Şimdi söylemeye başladılar. Hakkı bu hakikati konuşmak. İyi güzeli konuşmak. Yer yerinde konuşmak. Allâh bizi yesin. Meseleyi dağıtmayayım şunlara bakayım. Derviş zakirine hangi noktalarda tabi olmalıdır? Zıt düşürdüğünde ne yapılmalıdır? Dervişin zakirine zıt düşünülmesi düşünülemez. Sebep? Çünkü biz zakirimiz, bizde zakirlik dergahla alakalıdır. Ders, sohbet, bu noktada dergahın kendi içerisindeki hizmetiyle alakalıdır. Bunun dışında bir şey yoktur bizde. Biz bu noktada ders yaptıran kardeşe Kur’ân Sünnet dairesinde dergahına adab edilmiştir.

Dersle alakalı, dergahla alakalı tabi oluruz. O da Kur’ân ve Sünnetin dışında, dergahın adabının erkanının dışında bizden bir şey istemez. İsterse sorarız. Deriz ki abi abla bu ne iş? Ya böyle olacak. Hayır ama yok. Bunda bir haram yok mu? Veya bu meselede dergahın adabının erkanının dışında değil mi? Çünkü Hadîs-i Şerif’te tabiyet, tabi olma, maruftadır buyurdu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Şimdi bu mesele daha ehemmiyetli oldu. Tabi olmanın veya bu noktada bir kimseye dinlemenin Kur’ân ve Sünnet ile sınırlı olması daha da ehemmiyet kazandı. Sebep bakın terör örgütleri çıkıyor. Devlete karşı isyan edenler çıkıyor. Bu millete silah çekenler çıkıyor. Bu milletin bombalayanlar çıkıyor.


9. Bölüm

Veya bu milletin başına çorap örmeye çalışan örgütler çıkıyor. o küçük sapmalar ileride büyük sapmalara sebep veriyor. Küçük sapkınlıklar ileride büyük sapkınlıklara sebebiyet veriyor. Ha o zaman kardeş biz Kur’ân ve Sünnet dairesinde dinimizi yaşamaya çalışıyoruz. Herkesin tabili ve itaatı Kur’ân ve Sünnet dairesinde olacak. Haramlarla çizili örülü olacak. Hiçbir zakir ve zakire kardeşimiz derviş kardeşlerden kendi nefsine ait, kendi işine ait Kur’ân ve Sünnet’in dışında dergahı ilgilendirmeyen bir mesele de kendisine tabi et beklemesin. Hiçbir zakir ve zakire kardeş de etrafına Kur’ân’ın Sünnet’in dışında, imamların iştahadının dışında, dergahın adaf ve erkanının dışında bir şey istemesin onlardan.

Burası çok önemli. Çünkü küçücük bir sapma ileride kocaman bir sapmaya sebep oluyor. bunu Sufileri eleştire Sufiler, Sufiler kendi kendilerine o kadar artık böyle bu konuda alınganlaşmışlardı ki ödümüz kopuyordu bizim. Ulan bir böyle çizgi dışı bir şey olacak da yine eleştireye tabi tutulacağız millet laf söyleyecek diye bu FETÖ kurtardı Sufileri. Ulan bir baktık deşifre oluyor ya yalan doğru yanlış basından izlediğimiz kadarıyla yok alçıdan el öptürmeler, yok dudağını sildiği peçeteyi yemeler okuyoruz şimdi. Ulan diyoruz bunlar böyle Sufilikte böyle çizgi dışı duran yapılanmalar vardır. Benim dervişliğimi yeni zamanlarında yeni yıllarda bir kısım böyle şeyler görürdük biz. Bizim dergahta değil.

Ben şeyhimden görmedim Allâh rahmet eylesin. Ama yok abdest suyunu içenleri biliyorum, abdest suyunu böyle yalayanları biliyorum. Yok ayağının altını öpenleri biliyorum. yok cübbesini öpenleri biliyorum. Ondan sonra elini böyle koltuğun üzerine koyup herkes sırayla öpüp geçiyor, öpüp geçiyor, öpüp geçiyor. Onu biliyorum. Her öpenin yastığının altına, minderinin altına bir harçlık bıraktığını gördüm bunlara hep. Veya ayakta durup şalvarın cebi ne kadar derinse bu dizi ne kadar şalvarın cebi. Cuma mübarek herkes geliyor elini öpüyor cebine bir şey bırakıyor, elini öpüyor cebine bir şey bırakıyor. Bir müddet sonra cep şiş böyle. Ta dizi ne kadar cep var şalvarında. Dedim ki asla şalvar diktirmeyeceğim kendime.

Sonra halifesine sordum. MâşâAllah dedim sizin cumalar çok bereketi dedim ben. Hamdolsun dedi. O da böyle bir an önce halif olmak için can atıyor. Şeye posta oturmak için can atıyor. Böyle elimi omuzuna koydum bu post sana kalmaz dedim. Rengi değişti adamın post sana kalmaz deyince. Neden dedi? Dedim böyle cebi dolduruyor olsa burada dedim ben. Bu şeyh dedim kesin oğlunu bırakır arkaya dedim. Bunun babası da şeyh miydi evet dedim ben. Bunun babası da şeyh miydi onun babası da şeyh miydi evet. Dedim tamam bunlar adabı oturtturmuşlar bak dedim halifeye. Bunlar sırayla dedim ben o dom bile değişmiyordur dedim ben. Dedim o dom dedim babasının giydiği dom mu? Nereden bildin Mustafa efendi dedi. Beni keramet gösteriyor zannediyor.


10. Bölüm

Lan ne kerameti? Dedim o dom elden ele geçiyor işte. Bir de bereket var diyorlar onu dolduruyorlar boyuna cebi. Dedim sen asla buraya şeyh olmazsın. Dedim oğluyla küs ama merak etme barışır yakında dedim. Ama dedi vasiyet etti bize dedi cenazeme bile gelmesin diye dedi. Sen merak etme dedim ben yakında duyarsın. Affeder bir de peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona görev verdi der dedim. Gider elini öpmek zorunda kalırsın dedim. Ya da terk edersin dergahı seni de zındık ederler dedim. Sen dedim dergahı terk edersen dedim rahat edemezsin. Aradan üç ay geçmedi Allâh söyletecek ya. Tekrar toplantıya gittim de Mustafa efendi dedi bana ders verir misin? Ne oldu dedim ben böyle böyle senin dediğin gibi oldu dedim.

Ben sana ders öğren dedim ben. Neden dedim bozarsın sen bizi dedim. Tabii böylesi bozar insanı. Bu fakir gördü bunları hep. Ben üstadımdan görmedim böyle şeyler. Allâh için. Ama böyle başka yerlerde görürdüm bu tip şeyler. Davet ederlerdi giderdim bakardım Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bizim taviyetimiz Kur’ân sünnet dairesinde. Aynı şeyi kadın kardeşlere söylüyorum. Eşlerinize Kur’ân sünnet dairesinde tavisiniz. Eşleriniz sizden haram bir şey istediğinde yapmayın. Boşuyorsa boşasın. Senden haram bir şey istiyor yapma. Genelde de haram istekler cinsellikle alakalı. Bugünün sapkınlıklarından birisi. Erkekler eşlerini eşlerinin üzerinde cinsel haramları istiyorlar. Ve cinsel haramı adalıyorlar.

İstemeyecek kadınlar. O yüzden çocuklarınızı evlendirirken, çocuklarınızı evlendirirken Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine tabi olun. Dindar olanını seçiniz dedi kadın erkek. Dindar olanını seçin. Bilhassa güzel ahlaklı olanları seçin. Temiz ahlaklı olanları seçin. Bu konuda kadınlar çok büyük ızdırap içindeler. O yüzden bir kadın da kocasından haram bir şey istemeyecek. Erkek de karısından haram bir şey istemeyecek. Anne baba çocuklarından haram bir şey istemeyecek. Çocuklar da anne babalarından haram bir şey istemeyecek. Elinin altındakilerden haram bir şey istemeyecek. Çocuklar da anne babalarından haram bir şey istemeyecek. Elinin altındakilerden haram bir şey istemeyecek hiç kimse.

Çünkü elinin altında ya o. Sen ondan haram bir şey istersen onu zulmetmiş oluyorsun. Allâh zalimlerden intikamını alır. Mazlumun intikamını zalimden alır. İster bu zakir olsun, ister şeyh olsun, ister koca olsun, ister karı olsun, ister anne baba olsun, ister çocuk olsun, ister müdür olsun, ister amir olsun. Adı, lakabı, cinsi, cibilleti, makamı ne olursa olsun kim zulmediyorsa Allâh onun intikamını alır. Kim zulmediyorsa ve bir şey yıkılıyorsa herkes kendine baksın. Bak yıkılmaz görünen, kimsenin ulaşamayacağı, kimsenin böyle deviremeyeceği gibi görünen bir cemaat şu anda terör örgütü oldu. Ve Türkiye’nin yüzde doksan beşi düşman oldu. Ve bütün millet ayağa kalktı. Bütün millet. Bütün millet.


11. Bölüm

Herkesin yobaz, pısırık, tembel, eğitimsiz, öğrenimsiz, cahil, cüheyle, makarnacı, korkak, ürkek, şöyle böyle dedikleri millet ayağa kalktı, tükürmedi bile. Tükürmedi bile. Tükürse okyanusu boğacak. Sadece bir kalktı böyle bir baktı ne oluyor diye yetti. Sildi süpürdü attı kenara. Zulmetmek yok. Bakın zulmetmek yok. Ne dersen seni bir gün de al aşağı eder. İbret alemlik. Herkes ders alsın. Herkes. Siyasetçisi, bürokratçısı, şeyhi, dervişi, zakiri, eş, çoluk, çocuk, kadın, erkek, belediyeler, devleti yönetenler, hükümeti yönetenler, dergahlar yönetenler, şeyhler, âlimler, ulemalar, profesörler, ilahiyatçılar, diyanetçiler, bütün herkes ders alsın. Allâh öyle bir tokat vurur ki yerle yeksan eder.

Cenâb-ı Hak gönülleri öyle çevirir ki bütün dostlar düşman olur. Cenâb-ı Hak bir anda Yemen’den bir nefes verir. Bütün herkes sana düşman olur. Bütün herkes düşman olur. Dağıldığını görürsün. Yerle yeksan olduğunu da görürsün. Tanrı var olduğunu görürsün. Bir anda böyle gözünün önünde eriyip yıkıldığını görürsün. Bir anda bitti. Dört saatte bitti, dört saatte. Dört saatte kırk senelik emek bitti. Bitti. Dört saat yetti. Bitti. Şimdi birisinin kalkıp da dışarıda bu fetö, terör örgütünün desteklemesi, bir laf söylemesi, övmesi mümkün mü? Değil. Kaşçak yer arıyorlar bakın her tarafa. Bir gecede cezaları doldu taştı. Koyacak ceza varıyor Türkiye şimdi. Bu darbeci terör örgütünü koyacak ceza varıyor.

Yok. Ne yapacaklar şimdi? İçeridekinleri salacaklar, siz iyiymişsiniz diyecekler. İçeridekinleri diyecekler ya tamam, siz ufak tefek bir şeyler çalmışsınız ya. Ulan bunlar trilyon götürmüş, katrilyon götürmüş, milyon dolar götürmüş. Adam iki tane baklava çocuk yedi diye Antep’te dokuz yıl ceza yedi. Şu memlekete bakın. Antep’te iki dilim baklava için çocuklar dokuz yıl ceza yedi. Bunların valisi, kaymakamı, belediyesi, amiri, memuru götürmüş de götürmüş. E biz bangır bangır bağırıyorduk sizden ücret istemeyenlerin peşine gidin. E yok. Biz bir de tehdit altında söyledik onları. Diyanetçisi tehdit ediyor, ilahiyatçısı tehdit ediyor, cemaatçısı tehdit ediyor, tarikatçısı tehdit ediyor. Şikayet ediyorlar polise.

Gelip araştırıyor içinizde. Para alıyor mu, almıyor mu, ücret alıyor mu, almıyor mu? Bunun parasını kim ödüyor, şunun parasını kim ödüyor? Bu pilavın parası nereden geliyor? Yok, bu çay neden bedava dağıtılıyor? Yok canım, belediyeden siz para alıyorsunuzdur. O Mümtazer var ya, o da öyle yazdı zaman gazetesinden. Dedi ki, AK Parti bütün tarikatlara yardım ediyor. Ben de kendisine mektup yazdım. Ben mektup yazdım. Dedim bütün tarikatları sen altında tutuyorsun. Eğer elinde bir belge varsa herhangi bir tarikatın AK Parti’den para aldığını, hükümetten para aldığını ona açıkla dedim. Herkesi sen altında bulunduruyorsun sen. Zulm ediyorsun böyle söyleyerekten dedim. Cevap yok, bir daha yazdım. Yine cevap yok, bir daha yazdım.


12. Bölüm

Yine cevap yok. Bu sefer Twitter’da yazdım. Yine cevap yok. O da ahmakmış demek ki işte. Öyle demiş ya, hepsi de öyle diyorlar ya. darbe gecesi anladım ki bunlar darbeciymiş. Öbür kide çıktı ya, ne dedi? Bana ahmak diyebilir misiniz? Bana ahmak diyebilirsiniz dedi. Hepsi de aynı kategoride olduğundan hepsini de ahmak diyebiliriz demek ki. Tabii. Ona da dedim. Dedim hükümet, parti sadece dedim cemaate çalışıyor. Halkın içerisinde dedim rahatsızlık var. Yapmayın. Ondan sonra işaret fişanı patlattı. tek keyf onlardan olmak lazım diye. Bizim içimizden bir tane abi de yazdı bunu Facebook’ta. Bu lan tarınç bunu ondan sonra dillendiriyor diye. Ben de gelsin alsın kim alacaksa dedim. Nasıl alacaklarsa dedim.

Kim alacaksa gelsin alsın. Tek kez burada dedim. Neden? Hoşuna gitmedi. Tabii geçen Yusuf’a söyledim. Vietnam sorumlusu diye Yusuf’un gözleri açıldı bizim. Şimdi de söyleyeyim artık Vietnam sorumlusu olduğunu. Oranın abisi. Tabii onu da götürmeleri lazım şimdi. Bütün abileri götürüyorlar yani. Yetmez. Alacak götürmeleri lazım. Yetmez. Alacak götürecek. Abi o da. Alacak götürecek. Rabbim muhafaza eylesin inşâAllah. Evet. O yüzden bizim tabiyetimiz, bizim birbirimize olan bağımız Kur’ân ve sünnet dairesindedir. Kur’ân ve sünnet dairesinin dairesini geçmemeye gayret gösterir inşâAllah. Bir kimseyi yüzüne karşı övmenin ne gibi sıkıntıları olabilir? Hadîs-i şeriflerde belini kırdınız, boynunu vurduğunuz gibi tabirler kullanılıyor.

Hakkınızı helal edin. O yüzden bir kimsenin yüzüne karşı övmek İslam ahlakında yok. Hatta birisi diyor sizi yüzünüze karşı överse onun yüzünü diyor bir avuç toprak atın. Toprak atmak da kalmadı da. O yüzden bir kimseyi yüzüne karşı övmeyin, met etmeyin. Bir kimsenin arkasından iyiliğinin, hayrının, cömertliğinin veya bu noktadaki kendisinin güzelliğinin ahlak olarak anlatılmasında söylenmesinde bir beyiş yok. Bizde böyle enteresan bir şey var. İyilik gördüğü, iyi gördüğü kimseye arkasından met etmek. Bizim insanımız böyle yaparaktan aslında iyiliği artıracak. İyiliği artıracak. İyi insanların arkadan met edilmeleri. İyi insadan arkalarından övülmeleri. Onların iyiliklerinin anlatılmaları sünnet.

Bakın iyiliklerinin anlatılması sünnet. Ya filanca kardeş Allâh razı olsun ya. Şöyle iyi insandır. Bana şöyle bir iyiliği dokundu. Bana şöyle bir cömertlik yaptı. Bana şöyle bir iyilik yaptı. Allâh ondan razı olsun. Buna sebep oldu. Allâh ondan razı olsun. Bu sünnet, bunu terk ettik biz. Bu bize zul geliyor. Birisi bize bir iyilik yapmış, o iyiliği dillendirmek bize zul geliyor. Kibirleniyoruz aslında. Farkında değiliz. Sen Allâh için iyiliklerin artması için onun arkasından onun iyiliğini anlatacaksın. Met edeceksin ki insanlar öyle iyi olmaya gayret etsin. Yüzüne karşı bir kimsenin iyiliğini söylemek yalakalıktan başka bir şey değil. Bu yalakalık. Bir kimsenin yüzüne karşı övmek yalakalık.


13. Bölüm

Arkasından söyleyecek, kimle söyleyecekse. Nasihatsa yüzüne nasihat edecek. Eleştirmek değil, nasihat. Ya ben senin yüzüne karşı övmek yalakalıktan başka bir şey değil. Bu yalakalık. Ben Hüseyin abiyi seviyorum aslında da Hüseyin abi bak onu sevdiğim için söylüyorum. Arkasından konuşuyorum. Ya bir de şöyle yapmasa. Lan oğlum nasihat edeceksen git Hüseyin abine selamünaleyküm aleyküm selâm. Abi hakkını helal et. Böyle bir hadîs-i şerif var. Anlasın o da. Hadisle söyle, ayetle söyle. İmanların iştah adıyla söyle. Yine onun yüzüne Hüseyin abi sen böyle yapıyorsun yapma deme hakkın yok yine. Ona nasihat edeceksin. Hadisle, ayetle hatta diyeceksin ya abi böyle bir hadîs okudum ya. Bana açıklar mısın abi bunu?

Ama yüze karşı met etmek yok. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Zaman gazetesi doğrultumu ile daha önce Kutub-i Sidd’i aldık fakat içerisinde FETÖ’nün kitabından alıntı var. Bu darbe olaylarından sonra içimize silmeyen şeyler oldu. Bu kitap serisini ne yapmamızı tavsiye edersiniz. Demek siz bir de zaman gazetesini aldınız yani. Hem bu dergaha geldiniz gittiniz hem bir de gazeteyi aldınız demek. Daha önce kim almadı ki? Biz almadık kardeşim. Daha önce kim desteklemedik ki? Biz desteklemedik kardeşim. Daha önce kim yurtlarına gitmedi ki? Hiç gitmedim. Daha önce sohbetlerine gitmeyen mi var? Ben varım gitmedim. Ne alakası var? Şimdi tutturmuşlar böyle söylüyorlar. Daha önce yardım etmeyen mi vardı?

Ben vardım etmedim hiç. Derviş olduğundan beri hiçbir cemaatın dersine, hiçbir cemaatın zikrine gitmemiş adamım. Ne alakası var? Derviş olduktan sonra bir tane şeyhe dahil dönüp bakmamış adamım. Derviş olduktan sonra bir tane şeyhe dahil dönüp bakmamış adamım. Böyle konuşmak istemem ama kapıma kadar geldiler ders verelim sana diye. Halifelik verelim diye. Şimdi de öyle,, öyle değil mi kim desteklemedik? Hayır ben desteklemedim diyorum kalıyor şimdi. Ne alakası var? Biz tabi kelaynak kuşu gibi kaldık o zaman. Abiler hesap soracaktı bize. Hesap veriyorlar seni. Ömer Göngüt İslam İlmali kitabını bir arkadaş tavsiye etti. Bu yazar hakkında pek bilgim yok. Bizi bu konuda aydınlatır mısınız? Ömer Öngül kitaplarını tavsiye eder misiniz?

Etmeyiz, kitaplarını da okumayız. İlmahal okuyacaksanız gidin Ömer Nasuh bilmenin ilmahalini okuyun, gidin Guduri’yi okuyun, gidin ondan sonra emanet ehliyet okuyun iki cilt, hatta gidin en güzeli dört cilt, el hidaye alın okuyun. Bu bize yeter. Bir kardeşimiz abdest alırken ve namaz kılarken sürekli vesveseye kapılıp zorlanıyor. Bir abdest alması 10-15 dakikayı buluyor. İyi 10-15 dakika ise daha uzun olanlar da var. Ancak yanında birisi durunca çabuk alabiliyor. Aynı şekilde namazda da böyle. Bir duayı sürekli tekrarlıyor ve ötekine geçemiyor. Bu nedenle yalnızken yatsı namazını ancak 45 dakikada kılabiliyor. Bu konuyla ilgili düşünceleri nedir öğrenmek istiyorum. Doktor senin işin bu. Doktor senin işin bu.


14. Bölüm

Doktor hükmetsin. Al şeyi. Tekşisinle doktor söyle bakalım. Babacım obsesif kompsesif rahatsızlık. Obsesif kompsesif anlamıyor mu? Obsesif kompsesif anlayan var mı? Elini kaldırsın. O zaman Türkçe söyleyeyim. Obsesif kompsesif anlayan var. Dur, ellerinizi kaldırın şuradan. Arkadan dur. Bir, iki, ikincisi kim? Kaldır elini oradan. Birisi daha. Üç. Kalkın bir tanıyın bakayım sizi. Doktor musunuz siz yoksa? Efendim? Anlamadım hiçbir şey. Asterix diye bir çizgi filmden. Ha, asterix. Gülüşmeler Muhteşem bir dergaz ya. Yok bu yetti tamam. Yok bu yetti. Durun bir kendime geleyim. Allâh sizi yiyesin ya. Ben yapmayacağım başka bir şey söyleyeceğim. Bu da Sûfî adamıdır. Evet doktor. Babacım Türkçesi saplantı ve zorlantı hastalığı dediğimiz bizim.

Saplantıdan kasıt bir düşünceye, bir fikre, bir bu noktada fiiliyata bağlı kalmak, körü körüne bağlı kalmak ve onun dışına çıkamamak. Bu fikri boyutu. Zorlantı da bunun fiiliyata dökülmüş hali. mesela abdest alırken ya aslında yıkayamadım. Kuru kaldı, kuru kaldı, kuru kaldı diye düşünüp daha sonra onu sürekli yıkaması gibi bir şey. O kol on beş dakika da anca yıkanıyor dolayısıyla. Anca ikna olabiliyor veya kapıyı ben kitlemedim. Kitlemedim, kitlemedim. Bu düşünce, saplantı boyutu. Zorlantı fiile girmiş hali gidip sürekli kapıyı kontrol etmesi. Yarım saat, bir saat çıkamıyor evden. Gibi bir rahatsızlık babacığım. Tedavisi. Tedavisi normalde psikoterapi yapılır bunlara. İlaçlar çok etkilemez bunları.

Fikirsel manada bir disiplin gerekir. normalde kapıyı kitlemedim, ya kitlemişimdir deyip çıkmak gerekir. Bu noktada sizin tarzınıza yakın babacığım. sizin tarzınız da böyle zaten. O yüzden sohbetlere devam etsinler. Evet bu kardeş sohbetlere devam edecekmiş. Abdestle alakalı o normalde kolum yıkanmadı diye düşünüyorsa yıkanmış diyecek. başıma ben su değdirdim mi değdirmişimdir diyecek. Ondan sonra yok yüzüğümün altına su değdi mi diyecek, değmiştir diyecek. Namaz üç mü kıldım, dört mü kıldım, dört kılmışımdır diyecek. Meseleyi bitirecek. Malum Kurban Bayramı yaklaştığından kurban alırken ve keserken, kestirirken dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir? Bir de bazı cemaatlerde Süleyman Efendi gibi verdiğimiz paraya göre hisseli kesimler yapılıp etlerini veriyorlar.

Ancak geçen yılda başımıza geldiği gibi kelle, deri ve ayakları kendilerine alıp yurttaki öğrencilerin masraflarını karşılamak için satıyorlar. Ama hisseye daha girerken bunun bilgisini bize veriyorlar. Kesim parası veya başka herhangi bir ücret almıyorlar. Kelle almak istersek parayla alabiliyoruz. Burada herhangi bir rıza durulur söz konusu mudur? Böyle cemaatlerde kesilen kurbanlarda herhangi sıkıntılı bir durum var mıdır? Bir, kurbanla alakalı bir şeyin kurban sahibinin onu parayla satması caiz değildir. Bir kimse kurbanın derisini, ayağını, kellesini satamaz. Derisini, kellesini, ayağını kesim parası karşılığı olarak da bırakamaz. İki, kişileri kurban alacaklar. 400 bin lira ödeyecek, hissesiz kurban alacaklar. örneğin, küçük baş 700 lira, büyük baş hissesi 600 lira atıyorum.


15. Bölüm

Bu uygun değil. Sizin büyük baş mıydı? Evet, 30 kilo et. Al bakalım. Karşılığı. Bu uygun değil. Hisseli kurban kesecek olanlar, hissedarların birbirlerini tanımaları gerekir. Tanımasalar da, birisi sırf et için o kurbana niyet ederse, diğer hisselilerin de kurbanları bozulur. Eğer diğer hissedarlara kurban kesmek farz değilse, onlara yeniden kurban kesmek farz olur. Bir kimse etinden dolayı kurban kesmez, et için kurban kesmez yani. Kurban fi sebilillah, hanefilerce zekat veren kimselere vacip bir ibadettir. Herkes ama büyük baş, ama küçük baş olarak kurbanının başında bulunmak kurbanın sünnetlerindendir. Yapabilirse kendisinin boğazlaması kurbanın sünnetlerindendir. Bayanların kurban kesmek farzı, kurban kesmek farzı, kurban kesmek farzı, kurban kesmek farzı, kurban kesmek farzı, kurban kesmek farzı.

Bayanların kurban kesilirken, kendi kurbanlarının başlarında beklemesi kurbanın sünnetlerindendir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, ölce sene bir tek kendi kurbanını boğazlamadı. Ondan önceki seneler kurbanlarını kendisi boğazladı. Hz. Ayşe annemiz için de kurban boğazlanırken, ey Ayşe kurbanının başında bekle kurban kesilirken diye buyurdu. O yüzden kadınların da kurban kesiyorlarsa kurbanlarının başında beklemeleri kurbanın sünnetlerinden. Erkeklerin kendi kurbanlarını boğazlamaları kurbanın sünnetlerinden. Kardeşler kurban kesim yeri ayarlıyorlar. Telefonikte ayarlıyorsunuz gene orada yukarıdan. Ayarlanıyor. O yüzden kardeşler hem orada kendi kurbanlarının başında durup hem de kendi kurbanlarını kesmeyi öğrensinler.

Yûnus elinde de ayarlanacakmış. O yüzden kurbanlarınızın başında durun. Kurbanlarınızı kendiniz kesin. Hali vakti yerinde olmayanlar orada kasaplık eğitimi yapsınlar. Yüzmeyi, parçalamayı öğrensinler. Allâh’ın izniyle bir dahaki seneye de kasap olarak hadca gitsinler. E şimdi elhamdülillah bu sene bayağı kasap olarak hadca giden kaç kişi? On altı kişi dergahtan mı bizim? Beşi dışarıdan on biri dergahtan bak kasap olarak gidiyor. Seneye inşâAllah hali vakti yerinde olmayanlar bu noktada kasap olarak birkaç yıl böyle iyice alıştırsınlar. Masad tutmayı öğrensinler. Kurban kesmeyi, parçalamayı öğrensinler. Hiç olmazsa kasap olarak haçlarını yerine getirsinler. Haç menakıslarını tamamını yapabiliyorlar.

Geçen sene çünkü bizatihi şahit oldum. Ben kasap olarak gitmedim ama Arkadaşların hepsi de haç menakısların hepsini de yerine getirdiler. Zaten en önemli şey Arafat’a çıkmak. Arafat’a çıkıyorlar. Ondan sonra şeytanı taşlıyorlar. Hiç sıkıntı yok bunda. Şeytan taşlandıktan sonra kesin başlıyor çünkü. Geri kalan ve mesajları bittiğinde diğer günlerde de şeytanı taşlayarak da hiçbir sıkıntı yok. Haç menakıslarını yerine getiriyorlar. Çünkü bizatihi bizle beraber onlar da görevlerini ifa ettiler. Hep beraber ifa ettik. Geçen sene Müzdelife’de beraber şeyde Arafat’ta beraberdik. Müzdelife’de beraberdik. Hep beraber gittik. Şeytan taşladık. Ondan sonra şeytan taşladıktan sonra onlar mezbaneye döndüler.


16. Bölüm

Biz de otele döndük. Ertesi gün biz oteldekiler olarak şeytan taşlamaya gittik. Onlar da orada mesajları bitince vardiyalı çalışıyor çünkü şeytanı taşlıyorlar. Bir sıkıntısı yok. O yüzden kurbanla alakalı kardeşler kendileri kesip yüzmeyi parçalamayı öğrensinler. Hiç olmazsa oradan hacca da giderler inşâAllah. O yüzden bayramın birinci kurban bayramının birinci günü derviş kardeşler orada burada dolaşmasınlar. Kendi kurbanlıklarını alsınlar. Kurbanlığı olmasa dahi. Gitsin kurban kesim yerlerine. Orada hizmet etsinler. Orada çalışsınlar. Hem kurban kesmeyi öğrensinler. Boş geçmeyin. Öğrenin. Birkaç yıl iki üç yıl gitseniz gayet iyi öğrenirsiniz. Hiç olmazsa sınavla alıyorlar çünkü imtihan ediyorlar.

İmtihan ederken orada yüzünüz kara çıkmaz. Haccınızı yapar gelirsiniz inşâAllah. Kasaplar bir para vermiyorlar değil mi haç için? Vermiyorlar. Bu büyük bir kolaylık. bu noktada durumu iyi olmayanlar. Allâh bizi onlardan eylesin. Haccını, ömresini, farzlarını yerine getirenlerden eylesin inşâAllah. Evet o yüzden kurbanlıklardan herhangi bir şeyin satılması veya kurban kesim ücreti karşılı olarak derinin bırakılması caiz değil durum bu. Hakkınızı helal edin. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha. Âmîn. Destûr. Lâ ilâhe illâllah. ilahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. İlahe illallah, luh. ilahe illallah, lahu ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, lahu ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. ilahe illallah, luh. lâ ilâhe illâllah.

Lül ilahe illallah, lül ilahe illallah. Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh’ım Allâh!

Alânım olayım seni, dünün gibi dün seni der. Alânım olayım seni. Allâh. Ey Allâh senden gayrı yok ilah. Günahı âlim affeyle. Ey rahmeti bol Allâh. Ey rahmeti bol Allâh. Ey rahmeti bol Allâh. Ey rahmeti bol Allâh. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Nedir derdin dermanın vel aşkın Muhammed’in Ey rahmeti bul Allâh Ya Allâh, bul Allâh Ey rahmeti bul Allâh Ya Allâh, bul Allâh Ey rahmeti bul Allâh Ey Allâh derdi yürekte kalırlar. Bakışın bir dolu var, derdi yürekte kalırlar. Gönüntü önünden kalırlar. Şaka kuran mızır, gören göndeyinden kalırlar. Şaka kuran mızır, Düzgün bir dar durudur, çarşı bir aç dönüdür. Düzgün bir dar durudur, saçı bir aç dönüdür. Gören canını unutur, Fahri alen sen misin? Gören canını unutur, Fahri alen sen misin?


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Şeyh, Aşk, Rızâ, Dervîş, Kutub. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı