1. Bölüm
Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecemizi hayır etsin inşâAllah. Karınızı da mübarek eylesin. Âmîn. Bayağıdır içeridesiniz herhalde içeridesiniz. Bilmiyorsunuz. Yukarıda mahsur kalıyorduk biz. Bayağı böyle güzel kar yağıyor mâşâAllah. Herhalde yukarıdakinden gelebilirler mi? Adet süresi 28. ayeti aşağıdaki meğerlere göre nasıl anlamalı İslâm? iki kat pay olarak çevirmiş. Gönbunalı ve elmalı ise iki kat pay olarak çevirmiş. Bu iki kat pay ya da iki nasip nedir? İnsanda halk edilen nur nedir? Elmalı. Ey o bütün iman ederler. Allâh’tan korkma ve Resulüne iman edin ki sizlere rahmetinden iki nasip versin. Ve size bir nur bahşeylesin ki onunla yürüyesiniz. Her ne size mağfiret miyorsunuz. Allâh kafirur rahimdir.
Bu nurun birinisi dünyadaki hidayete vesile ve sebep olması. Allâh’u aleyhi ve ayni zamanda da bir kimsenin dünya için Allâh’ı çok severek Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem adetlerine çok severek Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri nuruyla yungulanıp o kimsenin manevi buruc etmesi. Buna bir başka açıdan bakılırsa bu iki nurdan ömürküsü de Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin maaşlardaki şefaat olarak görebilirsin. O yüzden bunun üzerinde herkes tefsirciler muhakkak bir şeyler söylemişlerdir. Tefsirciler muhakkak bununla alakalı bir şeyler söylemişlerdir. Bakmak gerek. Ama bu iki nurdan kasıt Allâh’u aleyhi ve sellem. Ben bir kimsenin Allâh ve Resulüne iman ederekten iman nuruyla nurlanması, onun hidayet nuruyla nurlanması ve eğer dünyadaysa bu iki nurda ki ben öyle görüyorum o kimsenin Allâh ve Resulünün yolunda gidip onun nuruyla nurlanıp o kimsenin Allâh’a yakınlık noktasında uruc etmesi. mirajda urucu ayırt ederler ya aslında uruc etmekte bir nevi mirac etmektir.
Ama hiçbir kimsenin miracı bir peygamberin miracı gibi değildir. O manevi uruc etmekten sonra o kimse o uruc esnasında Hz.Peygamber’in nuru olmaksızın yürüyemez. O yüzden Hz.Mevlânâ mesnevisinde o güzeller güzeline nuru önümde ardımda olmadıkça ben yolumu bulamam diye mesnevisinde o yüzden söylüyorum. Bu Hz.Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. üzerinden tecelli eden manevi kususi bir nur kususu. Allâh aleminin doğrusunu Allâh bilir. Hadi sorun bakalım. Efendim şimdi hadîs-i şerifte Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem mümin yatarlar kafir kalkarlar. Kafir yatarlar mümin kalkarlar şimdi hadîs-i şerifte. Bu nasıl tedbir olabilir? Bir kimsenin imanını muhafaza etmekle alakalı. iman eden kimse ey iman edenler iman ediniz âyet-i kerimesini her dem kendi üzerinde tecelliyat olarak bulundurması lazım.
Bu her dem kendi üzerinde tecelliyat olarak bulundurması o kimsenin günlük hayatını yaşarken kendi dairesinde iman esnaslarından dışarı çıkmamak için gayret göstermesi. O yüzden akayt alakalı meseleler insanlar arasında bilinmesi lazım. Tabi önceden akayt alakalı kususi meseleler okutulmazdı böyle bir şey söylenmezdi. Genel itibarıyla insanlar Kur’ân ve Sünnet tarihisinde durur. Belhami bir mezhepsel kaidelerine tabi olarak da devam etti. Ama sonradan normalde dördüncü beşinci yüzyıllarda İslam’ın altıncı yüzyılları doğru akayt alakalı meseleler gündeme gelince insanlar o asabın düz ondan sonra yalın. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden geldiği gibi dini meseleleri aldı ve yol yürüme noktası kalmadı.
2. Bölüm
Öyle olunca iştahatlar devreye girmeye başladı. Müteşavihlerin üzerinde değişik düşünceler devreye girmeye başladı. Böylece önce ilk etapta fiiliyatta mezhepsel iştahatlar okuştu. Ardından fiiliyattaki mezhepsel zenginlik diyemem insanlarda yetmedi. Bu seferde itikadi iştahatlar çıkmaya başladı. Bunlar ilk etapta zenginlik olarak algılanabilirdi. Ama vela ki sonradan bu itikadi yeni mezhepler bir kısım insanları sapkınlığa sapıklığa doğru büyüttü. Ve insanlar mesela mümin yatıp kafir kalkması bir ameli işlemediğinden dolayı değil. Bu esnada yattığı yerde itikadından farklı bir itikada geçti. Düşünsel olarak bu sefer kalktığında kafir olarak sabahladı. Çünkü o itikadi bir mesele de kendince hadisleri inkar etti.
Örneğin itikat noktasında kafir olarak uyandı. Ne alakası var? Ahiret mi olurmuş? Kabir azabı da yok. Bak profesörler de söylüyor şimdi dedi. Kafir olarak sabahladı. Veya Mustafa İslamoğlu soy ismi de İslamoğlu. Adam kader yok diyor biz ondan iyi mi bileceğiz. Kader yokmuş demek ki dedi o kimse. Bu sefer kader yok değilse kadere iman var. Kadere iman diyor ya Mustafa İslamoğlu Kur’ân’ın içerisindeki bir iman esası değildir dedi. Çıkıyor şimdi içine o kimse böyle inandı kafir olarak kalktı. Burada kafir olarak kalkmak bir kimsenin itikaden bozulması demek. Namaz farz adiyar namaz farz mı olurmuş ne alakası var dedi kafir olarak kalktı. Mu’min sabahladı sabahlar sabahlamaz sabah programı. Bayanların matinesi gibi bir tane de din âlimi kılıklı birisi çıktı.
Kadınlar hayız halinde de oruç da tutabilirler namaz da kılabilirler dedi. Hazreti Peygamber’in böyle bir hadisi şerif var deyince yok öyle bir hadîs. Uydurma böyle bir hadîs dedi. O kimse mü’min sabahladı kafir olarak hayatına devam ediyor. Tabi bunlar normalde itikadi bozukluklar yaklaşık 300 yıllarda baş göstermeye başladı. Bunun ilk işaret fişeğini Hazret-i Ali Radıllahu Han Hazretlerinin yanında bir dönem duran sonradan hadiciler denilen o kimseler başladılar. Onlar bu noktada ilk işaret fişeyi onlardır. Ondan sonra bu işin içerisinde farklı itikadi mezhepler çıkmaya başladı. Hala da bir sürü itikadi mezhef var. Ümmetim 73 hırkiye bölüncek 72’si delal etti birisi Naciye’dir hadisi şerifini de şimdi yok görüyorlar zaten.
Bütün herkesi delal etti kimse yok hepsi de hidayetti deyip çıkıyorlar işin içinde. Böylece insanların itikatları bozuldu. Tabi insan nefsine hoş geliyor. örtülmek noktasında bir kadının kendince böyle kaygıları tereddütleri olur mu olmaz mı yapabilir miyim yapamaz mıyım diye böyle kendi nefsiyle alıp veremediği bir şey varken televizyondan çıkıyor birisi. Ne alakası var tesettür yok diyor çok çağdaş bir kimse olarak kabul ediliyor. Kadında tamam yokmuş bak tesettürle alakalı hiçbir şey yokmuş dedi gitti. Bunun gibi mümin olsa iyi ama inkar ettiği için ne oldu bu müşrik noktasına geçti. Tafil noktasına geçti. Farkında değil nikahı da düştü. Adam bir duble içki aram değil dedi. Neymiş kıssası da şey Hazreti Peygamber savunma ve selamat ettire gidiyormuş.
3. Bölüm
Bakmış millet içiyor eğleniyor. Ne güzel demiş. Ondan sonra geri dönüşte de kavga ederlerken görmüş. Demiş bu ümmetime haram olsun görülür mü kavga ediyorlar demiş. İçip de eğlendiği mülteca haram değil hocam diyor. Ya dedim bu kıssayı nereden buldunuz? Hadi bunun melaheti yapacaksınız. Bu kıssayı mı bulup dedim. Dedim yavuz minareyi çalan kılıfını zırlanmış içkiyi içecek ya kılıfını zırlanmış. Biz de diyor kavga etmek yasak diyor. Biz içeriz kavga etmeyiz eğleniriz. O yüzden bize haram değil diyor. Geçenlerde birisi ne dedi? Şeyde o cennette var zaten dedi. Şarabın tahura neden dedi siz burada yasak durunuz ki dedi cennette içeceğimiz şey. Ben de dedim burada yasaklananları burada yasağa uyanları cennette içecekler yalnız.
Sonra dedim başka bir şarap içecekler. Nerede dedi cehennemde içecekler. Seninki de zakkum suyunu yapacaktı dedi. Buradaki yüzün suyundan da dedi zakkum ne olacak dedi. Şimdi normalde o kimse kendince böyle inandı bitti o kimse. O yüzden mümin akşamlayıp kafir sabahlıyorlar. Ya mümin akşamlayıp kafir sabahlamak. Oturun televizyonlara bakın. Etrafımızda çok televizyondaki o dediğiniz şeyleri bilmemek gelen insanlar var. Bilmeden kafir değil. Biz kimsenin küfrüne fetva veremeyiz. Bir kimse yanımızda Allâh’ı inkar ettiyse bu ayrı mesele. Kur’ân ve sünnetin dışında aykırı bir şey söylediyse. Kardeş bu söylediğin söz küfür alametidir. Sen kafirsin diyebilirsin. Peki ona inanıyorsa bizim otağımızdan anlatamadığımızdan dolayı onu getiremediğimizden dolayı.
Neden bir suçu hep üstümüze alınmıştı psikolojik bunalım yaşayalım. Ya bu insanın kendi kendisini sorumlu görmesi, disiplin etmesi açısından, iyi çalışması, gayret etmesi açısından değil mi? Ama bütün olumsuzlukları kendi üzerimize alıp da pis eşik psikolojik sendiroma kendimizi nereden atalım? İman edenler için yolu belli. Ya iman etmiyorsa ne yapayım? Neden ben sorumlu olayım? O kadar da kendimi pis eşik psikolojik sendiromun içerisinde atamam. Yok. Kâbus olur insan için. Gönül arzu eder ki herkes iman etsin, herkes imanın yaşasın. Herkes Kur’ân ve sünnet tarihisinde, belli bir hayat çerçevesinde yaşasın. Ya bu kabul görmüyorsa insanlar açısından söylenecek laf yok. O zaman bazı peygamberler gönderildi.
Hiç iman eden olmadı. o peygamberi mi sorumlu tutacağız? Bir de şimdi bu tarafı var. Veya hatta bugün gündüz de konusu oldu. Nuh’un oğlu hanımı iman etmedi. Sorumlusu Nuh muydu anlatamadı. O yüzden mi iman etmedi? Yok. Biz evet kendimize anlatmak için, yaşatmak için gayret gösteririz ama bir yere kadar. Allâh’ın bir kimse hidayet yolunu seçmiyorsa, kendince hidayete doğru kanat çırpmıyorsa kim ona hidayet ettirebilir ki? Hidayet noktasında hidayete doğru kanat çırpan bir kimse hidayete ulaşır. Eğer bir kimse hidayete doğru kanat çıkmıyorsa, hidayete sırtını döndüyse Allâh da ona sırtını döner. Bir kimse hidayeti isterse Allâh ona hidayet eder. O kimse hidayete sırtını dönerse Allâh da ona sırtını döner.
4. Bölüm
Burada Allâh ona hidayet etmediği için o hidayete sırt dönmez. O hidayeti sırt döndüğü için Allâh ona hidayet etmez. O kalbini karartmak için, katılaştırmak için, mühürlendirmek için uğraş sarf eder. O yolda yürür, şöyle söylüyor. Bu kapıdan gidersen kalbin mühürlenecek, imansız olacaksın. Bu kapıdan gidersen kalbin felaha kavuşacak, kurtulmuşlardan olacaksın. İki tane mühür var. Sen kalkar mısın şimdi? Kalbi mühürlenecek, katılaşacak, küfür ehli olacak. Kapıya giden mühürlemeni dersen, o mühür otomatik vuruyor sana. Sen buraya aitsin demiyor. Sen o kapıya gitmişsin çünkü. Öbür kapıya gittiysen, onda da hidayet mühürü var. Onda da hidayet mühürü var. Burada biz cüzi irade noktasında kendimize aitiz.
Benim kaderim hangisiyse ben ona gideceğim, bizim inancımızda yok. Ya hatta cebriye olarak, beni bu kapıya birisi gönderdi diye bizim inancımızda böyle bir şey yok. Cenâb-ı Hak bize akıl vermiş, fikir vermiş, düşünce vermiş, doğru yola indirmiş, peygamberler göndermiş. Dileyen bu peygamberlerin çizdiği benim yolumdan yürüsün diyor Hayati Kerim. Ben size doğru yolumu indirdim, dinleyen bu yoldan yürüsün diyor. Orada dilemeyen başka yoldan yürüsün demiyor. Dinleyen bu yoldan yürüsün. Cenâb-ı Hak kendi yolunun karşısındaki bir yolu yol olarak görmüyor. Çünkü o ezeli ve ebedi bir yol değil, geçici bir yol. Ama güzel söz Allâh’ın katından indirilmiş ağacın meyvaları gibidir diyor ya. Kötü söz Allâh’ın katından indirilmiş zakkum ağacının meyvaları gibi demiyor.
Demek ki kötü sözün bağlı bulunduğu bir ağaç yok, köksüz. Kötülük köksüz, kökü yok, geçici kalıcı değil. Zulüm kökü yoktur, kalıcı değildir. Küfür kökü yoktur, kökü olmayan ağaç gibidir, kalıcı değildir. Ama hidayet kalıcıdır, ebedidir. Güzel söz ebedidir. Allâh’ın zat-ı uluhiyetinden çıkmış, sudur etmiş bir şeydir. Güzel kelam Allâh’ın zat-ı uluhiyetinden çıkıp tekrar zat-ı uluhiyetine dönen şeydir. Ancak güzel sözler Allâh’a ulaşır. Güzel sözler Allâh’a ulaşır. Güzel olmayan sözler Allâh’a ulaşmaz da. Onlar geçici mecaz şehirdir. Gezegenlerin kara delikte kayboldukları gibi, kötüler ve kötülükler de ebedi değildir. Onlar da kara delikte kaybolup giderler tarihin çöpüğüne. Ama iyiler ve iyilikler her daim anılırlar.
O yüzden kötüler kötülükleriyle anılırlar, iyiler her daim iyilikleriyle anılırlar. Hiç Adem Aleyhisselâm’ın ümmetinden kimin var aklınıza gelen ismi kalan? Adem’in varamamak. İbrahim Aleyhisselâm’ın ismi duruyor o hâlâ da. İbrahim Aleyhisselâm’ın ümmetinden insanların isimleri var mı? İndiniz mi? Bir sıkıntı yok yanında yok. Yok yanında yok. O geldiğimiz değil Gökuş’tan mı geldiniz? Evet. Orada bir kalabalık vardı o saatçı ile efendim orada indik. Ha bir de saatçının oraya geçtiniz. Evet. Biz bir alete bağladık şeyi. Kimse öyle Gürcan indirdi demesin yani. Aradığında bir alet vardı, o da oturdu, ben de oturdu, ikimde de oturdu. O alet tıkır tıkır indirdi. Zenginlik böyle bir şey değil. Aklım onlardaydı da bayağı dik bir Gökuş’ta orası.
5. Bölüm
Bayağı sıkıntılı bir yolda. Dedim kendi kendime bunlar nasıl inecek. Gürcan da şey derdi. Bizim Gökuş’de bunlar iyi indiler babam. Bir yarım saat daha tutsaydık mahsur kanser tıkarırdı değil mi onlar? Onlar kalırdı efendim, estağfirullâh. Evet. Sevgi sonradan artmaz veya azalmaz ilk anda ulaşan düğüdü neyse odur aslında demiştiniz. Bu noktadan bakınca Rabbimizin yakınları arasında sevgide ilk yaratılış da mı belli olur? Kullar o ilk anın tecellisini mi yaşar? Normalde bunları tabi farklı manalar farklı anlamlar verebilir mi kimse? Ama benim kendimce bir kimse böyle herkesin kendince bir felsefesi vardır ya kendi dairesinde. Ben böyle bir görüşte aşıklığa inanamıyorum insanı. Benim kendimce kendi haleti ruhiyemi.
Ben sonradan bir kimseyi sevmek için uğraşamıyorum. Ben bunu yapamıyorum. Benim haleti ruhiyeme uygun değil. Ben bakacağım, göreceğim, seveceğim oturacağım burada bitti. Ben böyle bir şimşek çarpması oluyor ya ben sevmeyi böyle bir şimşek çarpması gibi niteler görüyorum. Bu ister erkek ister kadın ister derviş olmuyor hiç önemli değil. Benim o esnada ki şimşeyim ne kadar şiddetliyse o kadar oluyor. Bu benim kendim ceza. Bunu illa ki herkesin üzerine bir elbise gibi oturtturmak değil miydi? Kimisi aklında aa ne kadar güzeli var gözleri güzelmiş sevilesi var. Aa ne kadar güzel kulakları varmış. Adım adım seviyor. Harika yoldur. Yok benimki öyle değil. Ben önce seviyorum sonra tanıyorum. Benimki biraz böyle Allâh affetsin kendimi özellikle koymak için değil.
Benim ömrümce yaşadığım şey bu. Bu sefer de sevdiğimi tanıdıkça hayretten hayrete geçiyor. Bak ikisi de tanıyor. Birisi tanıdıkça seviyor birisi sevmiş zaten tanıdıkça hayretten hayrete geçiyor. Tanımlanacaksa tarif edilecekse ben ikinci kategori değilim. Biraz felsefem orhancı benim bir görüşte aşık olduğum var ya benim felsefem biraz o tarafa kayık. Öbür dükkünü yapamıyorum aklımı bu noktada zorlayamıyorum ben bir meseleyi. Benim aklım da geridir zaten biraz. Benim duygum öndedir. Kalbi biraz öndedir benim. Ben karmış sararmış bakamam öyle hesaplayamam ben. Alemde der diyemem hiç. Bir başkası ne söyler bunlar benim aklıma gelmez benim hesabım kitabım yoktur. Gidelim giderim ben çeker giderim.
Oturalım oturalım ben otururum orada sabaha kadar iki gün üç gün hiç önemli değil benim hesabım kitabım yoktur öyle. Bu biraz da babam öldükten sonra arkamda bekleyenin olmadığından da kaynaklanıyor. Babam ölünce biz böyle ben aileme karşı olan sorunluluklarımı yerine getiriyordum. Ben biraz free büyüdüm öyle diyelim. eve gitmedim de kimse beni arayıp sormaz nerede kaldı demezler. Ben iki gün üç gün bir hafta filan eve gitmedim zaman olurdu. Bu benim biraz da yetişme tarzımdan alakalı. Ben bir yerde yemek yiyeceksen bakarım hoşuma gittiyse karşından otururum yemek yerim orada. Yerim önemli değildir benim orası hoşuma gitmesi önemli. Bunun gibi bir şey bu. Veya bir yerden hoşlanmadıysam isterse dünyanın en yüksek en güzel yeri olsun ben bakarım hoşlanmadım içim kabul etmedi.
6. Bölüm
Yürü giderim giderim ben. Ne pişirdi önemli değil veya herhangi bir kimseye de bakarım içim ısındıysa tamam canımı bile veririm ama. Hiç mesele değil. İçim ısınmadıysa normalde ağzıyla kuş tutsa benim için şey yoktur. Özel kocasın halinde bir şey süstürsün. Bunun gibi ya normalde bu biraz benim kendi kimliğimle kişiliğimle alakalı. Şahsımla alakalı. Bu dinden bir şey değil. Bu illa herkes böyle olacak diye bir kaydı yok. O kimse koklar bakar eder bir yemek yiyecek ya bir kimse. Ben gurme mi diyorlar onlar. Koklayacak bakacak. Ondan sonra yapacak böyle şey yapacak. Benim sevdiğim şeyler değil. Ben yiyeyim tadını sonra alayım ben ağzıma. Mesele değil. Tadı sonra gelir ağzıma zaten arkadan gelir o önünde değil.
Benim bununla alakalı. O yüzden ben böyle benim nazarımda sevgi sonradan artmaz eksilmez benimle. Ben imana da bu gözle bakıyorum. Benim nazarımda iman da artık eksilmez. Ben iman ederken de öyle iman ettim. Kur’ân Sünnet ne diyorsa bitmiştir benim için. Ben hiç onun orasını burasını altına üstüne yanına sağına soluna bakmam. Kur’ân Sünnet bunu böyle demiş mi demiş bitmiştir benim için ona. Ben üzerinde bir daha tereddüt bulutu hiç dolaştırmam. Rahatımdır o yüzden hayatı rahat yaşarım. Dinimi de o yüzden rahat yaşarım ben. O yüzden arkadaşlara da derim Kur’ân Sünnet’in dışında bir şey söyledi bir de uyanın beni. İdda sahibi değilim bu noktalar. Bu benim için hayatı da kolaylaştırıyor. Ben bir iş yapacağım zamanı bir dakikada karar veririm yaparım.
Altını üstünü hiç düşünmem ben. Normalde ne iş yaptıysam bugüne kadar hesaplayıp kitaplayıp yaptığım bir iş değildir. Ben Denizli’ye Şeyh Efendi’ye ziyarete gittim gezmeye gittim bir dükkan tutuyordum. Dükkan oraya boş duruyordu ne iş yapacağım belli değildi. Herkes soruyordu ne iş yapacağımı bilmiyorum diyordum ben. Neden tuttun lazım bir iş yapmam lazım çünkü diyordum ben. Neden sıktın lazım bir iş yapmam lazım diyordum. Bir iş yapacağım ben. Denizli’ye gittim orada baktım birisi havlu satacağım diye uğraşıyor yırtıyor kendini. Biz de orada Kampucaya gittik canımız sıkıldı orada Şeyh Efendi’nin yanındaki etrafındaki kimselerden canımız sıkıldı. Müsaade isterim ben dedim efendim müsaade edersiniz.
Biz dedim Seyyid’in ağa karga olan kardeşler bir onu ziyarete giderim dedim. Ben gidi Mustafa Efendi. Biz onun oğlan kardeşine gittik ziyarete. Muhabbet ediyor şöyle yapıyor böyle yapıyor. Para olsa dedi burada dedi çok hesaplı bir de havlu var Mustafa kardeş böyle para kazanılıyor. Para olsa şöyle alınır böyle satılır. Hiç vuruma bile katmadım ben. Ertesi gün bir daha gittik o eviz. Kampucaya da kalıyoruz çünkü. Yine aynı adam orada yine. düzinesine adam 8 lira istiyorsa 6 lira istiyor. Yine havlu da uçuşur şöyle alınır böyle satılır. Biz yine yedik içtik yine gidelim. Kampucaya 3.gün bir daha geldik biz. Yine gidecek bir yer yok denizde. Bizim Seyyid’in kardeşi var orada. Onun da tezgahları orada.
7. Bölüm
Gene oraya gitti. Adam 4 liraya düştü düzinesine. Ben yine havuculuk yapacağım diye bir şey yok. Seyyid o dedi ben. Bu dedim 4 liraya düştü. 4 liraya düştü ben. Valla para varsa al dedi bana. Bursa’da kaçın satılır bu dedi. Havada karada o dedi. En kötü ihtimalle 10 liraya satılır dedi. Oğlum arada çok fark var bir şey olmasın dedim. Yok dedi. Denizde de bir sürü böyle manyak var dedi. Yapıyorlar dedi malı dedi. Para lazım alınca böyle satıyorlar. Böyle çok mu burada dedim ben çok dedim. Ama böyle yumuş çuvalların içerisinde. Tabi bende de o zaman burada saat cebi var bende. İflas etmişim. Böyle iflas ettikten sonra sadece kendimi ve çoluğumun çocuğumun geçimini düşünüyorum. Orcum var 1 milyon dolar.
Antalya’da bir müdürle iş yapıyoruz otellere. Şey yapıyor adam sarhoş kafa gece yarısı aradı beni. Kim verdi telefon onu dahi bilmiyor. Adam bana bir sipariş geçti gece yarısı. Ben siparişlerini yazdım ertesi gün fiyat verdim. Adam dedi ki aldım dediğim fiyatlara. Dedim yarısını parasını peşin isterim. Yarın gönderiyorum hesap numarası söyledim. Ertesi gün ben ona bir hesap numarası gönderdim. Olur gözüyle bakmıyorum. Adam gün dolarları gönderdi hesap numarasını. Ben yarım parasından gittim bütün malı aldım istediğimi. Aradan 10 gün geçti adama dedim malın hazır hepsini göndersem. Diğer kalan yarım parasını da gönderdim. Adam gün diğer kalan yarım parasını da gönderdi. Geceleri konuşuyoruz adamla.
Gündüz adam telefonuma bile bakmıyorum. Adam parayı gönderdi. Ben de adamın verdiği adresi malını gönderdim. Yüzde yüz kar ettim. İlk defa cebim para gördü böyle. Dedim Mustafa’ya bak bunu sen şimdi sermaye yap. Sakın ha dedim çoluğunu çocuğunu rezil etme. Ben şimdi o adam mal işliyor ben de o parayla yapıyorum gönderiyorum. Hep ama yüzde yüz para kazanıyor. Benim cebimde de para var. Hiç unutmuyorum o gün için. 7000 dolar var cebimde. Hiç kimse bilmiyor. Ben onu naylana sardım buraya saat cebine koydum içeri. Pantolonunu değiştireceğim zaman diyorum ki benden habersiz kimse pantolonuma dokunmasın evde. Onu ben büyük bir itinayla kutsal bir şeymiş gibi mahçeye sarılıp parayı o pantolondan öbür pantolona geçiriyorum.
Ölümlü kalınlık o. Ondan iş yapıyorum. O para benim cebimde gelen. Ötürüyorum aniden bir iş çıkarsa alınacak satılacak orada alıyorum çünkü. Adam benim parası yok zannediyor ya kendince böyle havadan oradan buradan atıyor ondan sonra. her delik kumaştır şudur budur alıyorum o zaman. Adam diyor ya para olsa 1000 liraya vereceğim şimdi bunu diyor. Kaç metre var burada diyorum ben 1000 metre diyor. Tak veriyorum parayı. Kalıyor şimdi. Oğlum öyle demedin mi 1000 lira demedin mi? Evet. Ya satılacaksan kalsın. Tamam hacı ağabey sattım. Ya satılacaksan kalsın gene. Yok sattım. Tamam sarmalısın. Tam orada bir tane şey gönderiyorum ben de bir defo gibi bir yer var orayı gönderiyorum. Öyle asıl kelam orada gelin 4 liraya indirin.
8. Bölüm
Seyirde saymalıdır. Seyirtaş baktı. Kırmam var mı? Ya say saymalıdır. 4 lira var. 2 liraya satacağım. Ne almayayım? Biz 4 liradan saydık bütün çuvalları. Dedim adama hepsini mi vereceksin 4 liradan? Hepsini vereceksin dedim. Hepsini daldım dedim. Benim havucu gibi başlamam da o. Bu kadar. Saydık. Çuvalları boşalttık saydık. Üzerine yazdım. Önce var. İsim lazım. Bereket lazım. Bu kadar. Adam dedi fatura. Yok ki dedim faturada. Yakalanırsa beni bilsinler dedim. Ne olacak? Ya nasıl dedi? Ne olacak dedi vergi dairesi bana dedi. Bir türlü önce ceza keseyim. Daha 10 lira daha fazla kesseyim. 28 Şubat’tan bir türlü önce ceza keseyim. Ceza kesmişti bana. 1.3 lira. Ve asıl ben ticarete başlarken de hesap kitap.
Ne zaman başlardım hiç etmedim. Dergaha girerken de öyle. Kendi kendime dedim. Bir dedim şeyhe intisap etmem lazım. Benim arkadaşımı çağırıyorlardı zikrullah. Nereye çağırıyorlardı lan seni dedim. Sen beni götürme dedim. O evi basacağım ben bu gece. Mecbur götürdü beni. Biliyor evi basacağımı. Orayı dağıtacağımı da biliyor yani. Biliyor. Götürdü beni baktım. Bir ağladım. Bir gözümü kapıyom başka yerdeyim. Açıyom başka yerdeyim. Hiç öyle bir şey yaşamadım. Dedim buraya girmek için. Ne imzalanacak seni. Dedim buraya girmek için. Ne imzalanacaksa yeter. Dedim ben imzalayayım. Ben buraya geliyorum. Ben böyle çok hesap kitap eden bir kimse değilim. Ben bazen diyorum ya arkadaşların. Tuhafına gidiyor.
Evlenmek bir dakika bile uzun diyorlar. İş kurmak bir dakika uzun. İşi kapatmak bir dakika uzun. Ben havlu bornozu bırakıyom deyince. Şey dedim bizim saytı. Saytı indir kepetini. Kapattım havlu bornozu. İçerideki mallar dedim. Çağır birisini dedim. Kim almak istiyorsa hepsini dedim. Çek para mara bir şey sat bitti. Kapattım da. İşi kapattım. Kapatmam bir kadar. Son iş yerinde satcaktım ondan. Yarım saat sürmedim. Yarım saat sürmedim. Yarım saat sürmedi. Benim için sürmedi. Karşıdaki kimse düşündü. Ona yoldan çağırdım. Erkut gel buraya dedim. Ben geldi. Dedim oğlum ben buraya satıyorum. Dedim git. Hanımın üzerine bir vergi levhası çıkar. Yarın gel buraya. Dedim buraya sattım ben sana. Bu kadar.
Erkut’un ortağı çağırdım. Acamet gel dedim ben yeri sattım. Adam balık ölür geldi. Hemen eşyaları aynı gün dükkandan çıkarırım. Benim özel eşyalarım. Dedim zaten çocuğa. Bu odanın içi bana ait dedim. Geri kalan sana ait. Odanın içini komple temizleyeceğim. Hepsi de bana ait. Ceketi aldım çektim. Bu kadar. Sabah mağazaya ortaktım. Öğrendim mağazaya ortaktaydım. Satmıştım. Ben satmadım da evraklar mevraklar. İşlemler devir teslimler. O yüzden bekledim. Ben öyle çok hesap kitap bilmem. Yapamam da canım sıkıldı benim. Burnum kanar zaten. Ben böyle bakıyorum insanlara. Bir iş yapacak günlerce. Aylarca. Evlenecek günlerce. Aylarca. Yıllarca. Diyor 6 ay sonra düğün yapacaklarmış. Bana tuhaf geliyor. 6 ay nasıl bekleyecek bu adamı.
9. Bölüm
Ben olsam beklemem diyorum içimden. Tezcanlıyım ben. Yapamıyorum öyle. Ben evleneceğim. 1 dakika sürmeli benim için. 2 dakika değil. etrafımdaki kızları, erkekleri de evlendirirken bana bıraksalar. Ben 1 dakikada evlendiririm. Bir dakika biter benim için. 1 gün Yûnus’u çıkardım ya sahneye. O gitti görüştü oğlum benim işim bitti dedim. Sen hazırsan git bugün hemen nikahınızı kılıp kıyın al götür dedim. Evde ne eşya varsa al götür kaldır çocuk. Ben böyle uzun şeyli şeylerde nefesim daralıyor dedim. O yüzden bu kocaman benimki bir hayat felsefesi. Bir seferde bitiyor benim işim. Ben baktım gördüm bitti. Baktım gördüm bitmedi bitmedi. Allâh yoluna çıkarsın. Bu kadar. Balın bıraktıklarında. Mesela Mesut da burada ya.
Mesut geldi. Şimdi onun eşine de ben dedim seni alacak olan benden istesin dedi. O da tamam dedi öyle bir ahiyetlik vardı. Bu kadar hatta Mesut demedim yüzüne ben verdim senin de sana dedim öyle değil mi? Tabii Özlem’le Gürcan’ın da bunda şey var. Dediler ki ben dedim tanımıyorum bu çocuğu. Onlar dediler ki biz kefiliz. Dikkat edin sözünüze dedim ben. Gürcan hatta dedi ki ben kendime kefil olmam Mesut’a kefil olayım dedim. Daha iyileri söyledi de kardeşimi duysun ama değil mi? Kardeşime kefil olmam ben de. Mesut’a kefil olayım dedim. Ben de bunlara dedim olan oğlum siz ikiniz kefil olduğunuzu mu dedim ben. Gözü kapalı veririm bir kimseyi verdim o zaman. Öyle demedim mi sizin ya Mesut’la bile konuşmadık değil mi?
Evet arabada konuştuk. Dedim ki böyle bir şey. Örnekleri var benim hayatımın böyle oluyor. Olmadı yok olmuyor bende. bir şey olmuyor. Bu yüzden Mesut’un hanımı bu noktada benim mani bir kızım. Hiç gözü kapalı mesela Mesut’a hemen. Mesut’la da görüştüğümüzde verdim dedim değil mi Mesut ilk görüşmeden? Sonra geri kalan prosedür uydurdu. Ben tabii görüşmeden sonra gece telefon açtım kızın annesine. Dedim ki verdim kız haberiniz olsun dedim ama siz yine dedim kendiniz aranızda konuşacaksanız konuşun. Ondan arkadan prosedürü devam etti. Benim kafam dolu bitti mesela. Benim o esnada kafam çakıyor benim bir ışık gibi bir şimşek gibi bir şey çakıyor. Ne çakıyorsa ben de bilmiyorum onu. O esnada bitiyor benim işim.
Yok bitmediyse de bitmiyoruz zaten. O esnada bitmedi değil mi bitmiyor. Benim kendimle işim böyle. Allâh bizi affetsin. Bu da mı? bunu bir din olarak bir yol olarak algılamayın siz bunu. Bu benim kendime münhasım bir şart değil. Bu noktadan bakınca Rabbimiz ile kullar arasındaki sevgi de ilk yaralı dılıç tam o belli olur. Bu biraz mahrem bir meselesi. Bu mahrem bir mesele. bunun şimdi konuşacağın mesele de siz cebriyeye düşebilirsiniz. O yüzden bu böyle açıkça anlatılacak bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu bir şey. Bu böyle açıkça anlatılacak bir mesele değil aslında. Bugün kan yağıyor ya boş ver. Ben bir ağırlıyım. Bu mesele normal bir mesele değil.
10. Bölüm
Kim sorduysa bunu ciğer devinden sokmuş. Değil mi hocam? Adamı cebriyeye sokar mı bu mesele? Sokar değil mi? Biraz girelim mi cebriyeye? Biraz girsek zarar verir mi bize? Eyvallâh. Hocadan fetvayı aldık. Allâh’ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz. Sonradan kemale ermez. Allâh’ın mutlak değişmeyen kaderi vardır. Bu perdenin arkasındaki arkasındaki gerçektir. Allâh bir sefer sevdi mi bitmiştir. Allâh’ın sevgisi suçlu. Allâh’ın sevgisi suçlu. Allâh’ın sevgisi sonradan artıp eksilme yapmaz. Bu biraz cebriyeye kokar. Bunu dışarıda konuşursanız, dışarıda bunu seslendirirseniz, dillendirirseniz taşlanırsınız. Bunu anlamayan bir kimse burada cebriyeye düşebilir. Oysa Allâh’ın bir kimseyi sevmesi, Cenâb-ı Hak’ın kendi katından bir lütfu ilahisidir.
Allâh yaptıklarından sorun değildir. Birisinin Cenâb-ı Hak kendi Azm-ı Rahmanından sevebilir. Bu sevgi ne artar ne eksilir. Allâh onu sevmiştir bir kere. Allâh onu sevmiştir. O Cenâb-ı Hak’ın cezbedici sevgisinin şemşiyesinin altında hep hayretten hayrete hep cezbe halinde yaşar. Cenâb-ı Hak’ın sevgi şemsiyesinin altında o aslında hiçbir zaman cezbeden çıkmaz. Hiçbir zaman hayretten çıkmaz o. O hep hayretten hayrete hep cezbe halinde yaşar. Bu Cenâb-ı Hak’ın sevdikleridir. Bir de kulunun Allâh sevgisinin bu noktada iki tecelliyeti var diyebiliriz. Bir, Hak’tan halkadır bunu. Anlattığımız Hak’tan halkadır. Cenâb-ı Hak’ın sevdikleri vardır. Allâh onları sevmiştir. Ben bunu bir sûfî yola girip her daim Allâh’ı zikretmek, her daim Allâh yolunda koşma çabasında bulunanların üzerindeki bir tecelliyat olarak görüyorum.
Bu benim kendi şahsi bakışım. Din değil bu yine. Öyle söylüyorum. Bir de kullar Allâh’ı seversin. Kullar Allâh’ı sevdikçe, kullar Allâh’ı sevdikçe, yaklaştıkça, yakınlaştıkça kocaman bir sevgi görürler. Bu kul Allâh’ı sever. Bu da yol mudur? Evet. Ama bu fakirin söylediği Allâh’ın bu noktada sevmesi. Bu benim söylediğim ikinci yoludur. Ara o kimse. Akıldır. Akıl ona aramasını emreder. Akıl ona araması gerektiğini söyler. O ara. Aradığını da bulur. Bulduğunu da tanır. Tanıdığını da sever. Ama sevince o da onu sever. Hadîs-i Kudsi’nin devam ediyor. Allâh onu sevince, onun canını kendisi alır diyor. Bu ikinci yol. İlk seven Rabbimiz midir? Kullar sevilen noktasında mı olursun? Bu normalde işte.
Dediğim gibi, eğer birinci kategorideki o kategoriye girenler, peygamberler o kategoridedir. Allâh onları seçmiştir ve sevmiştir. Arabiyeleri veliler de Allâh’ın seçtikleri ve sevdikleridir. O zaman aynı cenahta, aynı grupta onlar. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sorarlar. Sen bir peygambersin. Ölüm esnasında, ölümden önce ateşler içindeki uğranıyor. Ya Resulallah, sen bir peygambersin. Bu kadar cefa, bu kadar sıkıntı sana derler. Sana der ki Peygamber, cefanın sıkıntının, belanın büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere de. Hadisi kutsi çok önemlidir. Önce bela musibet kimeymiş? Peygamberlere. Ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere.
Ne kadar yakın durdu, ateşten o kadar çok kıvılcım oldu üstüne. Ben bunların bu üç ana daire, peygamberler. Biz o daire de değiliz. Biz peygamber değiliz, hiç kimse olamaz. İkinci daire ne? Veliler. Bu konuda bir iddiam yok ama onların yolunda olduğuma inanıyorum. E o yolda da kardeşler koğuşturuyor kendince. Elhamdülillah. Bakın bu sesi bir yol. Peygamberler, veliler ve velilerin etrafındaki. Hadisi kutsi açık. Veliler ve etrafındakiler. O zaman bu özel bir yol. O zaman bu özel bir yol. Üstad derviş ilişkisinde sevgi yine ilk o yaratılış anında ruhlar aleminde mi olur? Bence öyle. İlk seven üstad mıdır derviş ilk anda oluşan sevgide kalır mı? Bunda illa ki bu böyle deme noktası yok. Yanıltır bizi.
Bu dervişlerin kendi arasında, kendi denilince. İnsanların kendi konumlarında, durumlarında oluşacak olan bir şey. Ruhlar aleminden belli olan bir sevgi diye düşünüp aynı noktada kalmak kadar iyicilik mi olur? Evet. Siz bunu böyle düşünmeyin. Hayatınızı yaşayın. Daha fazlası için derviş ne yapmalıdır? Derviş kendince hep sevmeye, mücadele etmeye, gayret etmeye devam edecek. Allâh bizi onlardan eylesin. Fala mannahu la ilaha illallah. Lâ ilâhe illâllah. Muhammeden Resûlullâh, cemiyenden niyayi ve mürsemin. Elhamdulillah. Fatiha.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı