Cihâd: Cihâd Kavramı ve Nefisle Mücâdelenin Önemi
Cenâb-ı Hakk’a hamd, Resûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne salât ve selâm olsun. Cihâd etmek isteyen bir adam Resûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne geldi. Resûlullâh ona sordu: ‘Anan baban sağ mı?’ Adam ‘Evet’ dedi. Bunun üzerine Resûlullâh buyurdu ki: ‘O ikisinde cihâd et.’ Cihâd, dînin içerisinde olmazsa olmaz en önemli ibâdetlerden birisidir. Bunun değişik veçheleri, değişik noktaları, değişik dâireleri ve tecelliyâtları vardır.
Cihâdın Farklı Boyutları
Müslümanlara karşı silahlı mücâdele eden kimselere karşı silahla mücâdele edilir. Buna cihâdın içerisinde kıtâl denir. Savaş meydanına çıkıp cenk etmek, silahlı insanlarla mücâdele etmektir. Herhangi bir ülke veya insanlar Müslümanlara karşı savaş açmışsa o Müslümanların onlarla cihâd etmeleri farz-ı ayn olur. Müslümanların kendi içlerinde İslâm hukukuyla hukuklanmadıkları takdirde, İslâm hukukunu yerine getirmek için mücâdele etmeleri de cihâd olur.
Sizinle mücâdele eden silahlı mücâdeleyi seçtiyse siz de onlarla silahlı mücâdeleye girersiniz. Eğer sizinle mücâdele edenler silahlı mücâdele etmiyorlarsa sizin onlara silah çekmeniz uygun ve câiz değildir.
Cihâd-ı Ekber: Nefisle Mücâdele
Bir de insanın kendi içinde haramları seven, haramlara muhabbet besleyen, haramlara koşan nefisle cihâd vardır. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buna cihâd-ı ekber demiştir. Bu, insanın kendi nefsi dâiresinde, birinci derecede etrafındaki elinden, gözünden, kulağından, dilinden, ayağından çıkacak olan haramları engellemektir. Ondan sonra etrafında yapmakla mükellef olduğu farzları, amelleri, ibâdetleri yerine getirmektir.
Bu, düşman karşısında can verip can almaktan daha önemlidir. Neden? Çünkü bir sefer olursunuz, mesele biter. Ama bir insanın kendisini haramlar çizgisinden uzak tutup ibâdetleri yerine getirme çizgisinde ömrünün sonuna kadar, son nefese kadar mücâdele etmesi… Bu yüzden cihâd-ı ekber olarak değerlendirilmiştir. Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunu çok önemsemiştir.
Anne-Babaya Hizmetin Fazîleti
Hazreti Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, anne-babaya karşı olan muâmeleyi, anne-babaya karşı olan vazîfeyi, düşmanla yakapaça olmaktan daha önemli bir noktaya koymuştur. Diyor ki: ‘Anne-babana karşı sen cihâda devam et. Onlara hizmette, onlara itâatte, onlara tavır ve davranışlarında eksik davranma. Onlara karşı olan davranış ölçülerini Kur’ân ve sünnet ölçüsünde devam ettir.’
İnsanın anne-babasına karşı Kur’ân ve sünnet dâiresindeki davranış biçimi, anne-babası ölünceye kadar devam eder. İnsanın eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, komşularına, alışveriş ettiği insanlara karşı olan hukuku ölünceye kadar devam eder. Nefisle olan cihâdın en önemli noktası budur.
Nefis Terbiyesi Olmadan Cihâd Olmaz
Siz nefsinizde olan probleminiz hâlâ varsa, savaş esnâsında bir ganîde malına el koyabilirsiniz. Dışarıda savaş esnâsında hukuka uymayabilirsiniz. Nefsinize uyarak birisinin malına, canına, ırzına tecâvüz edebilirsiniz. Veya savaşırken haddi aşabilirsiniz. Çünkü nefisle olan mücâdelelerinizde belli bir noktaya gitmemişsiniz.
Sahâbelerden birisi ölüm esnâsındadır. Hazret-i Peygamber’e sorulur: ‘Ne oldu?’ Sahâbe der ki: ‘Şehît oldu.’ Resûlullâh ‘Hayır olmadı’ der. Sahâbe bulduktan sonra sorarlar: ‘Ne için savaştın?’ O der ki: ‘Bu müşrikler geldi, bizim hurma bahçelerimize el koyarlar diye savaştım.’ Ve ölür. Saddak yâ Resûlallâh derler. O kimsenin kalbine îmân yerleşmemiş. O kimse içinden mal sevgisini yitirememiş, bitirememiş, yenememiş. O malı için cihâd etmiş, Allâh için cihâd etmemiş.
Dîn Yalnızca Allâh İçindir
Dîn Allâh içindir. Mal için, mülk için, makam için, anne için, baba için, eş için, çocuk için, arkadaş için, şeyh için, hoca için, âlim için, patron için değildir. Dîn Allâh içindir. Bir kimse üstâdı için, hocası için namaz kılmaz, zikretmez. Allâh için yapar. Bir kadın kocası için ibâdet etmez. Allâh için yapar. Bir erkek kadın için ibâdet etmez. Allâh için yapar.
Çocuğum olsun diye zikredilmez, Allâh için zikredilir. İşim düzelsin diye zikredilmez, Allâh için zikredilir. Borcum ödensin diye zikredilmez, Allâh için zikredilir. Zikir Allâh içindir. İbâdet Allâh içindir. Îmân Allâh içindir. İslâm Allâh içindir.
Hicret ve Niyet
Hicret eden bir kimse, bir kadın için hicret etti. Müşrik bir adam, Müslüman kadın Mekke’den Medîne’ye hicret edince arkasından hicret etti. Sahâbeler sordular: ‘Yâ Resûlallâh, onun da hicret sevâbı olacak mı?’ Hazret-i Peygamber buyurdu ki: ‘Dünyâ için hicret eden dünyâyı bulur. Kadın için hicret eden kadını bulur. Allâh için hicret edenler Allâh’ı bulur.’
İlim için hicret eden ilim bulur. Aşk için hicret eden aşk bulur. Mal için hicret eden mal bulur. Hicret ettiğini bulur insan. Ticâret için seyâhate çıkan rahatlar. Cenâb-ı Hak ona bereket verir. Peygamber mesleğidir seyâhate çıkıp ticâret yapmak. Ama onun gidişi nedir? Ticâret içindir, mal içindir. Nefisle alâkalı mücâdele bu noktada öne çıkar. O kimse her şeyini, hicretini de Allâh için yapacak.
Anne-Baba Hizmetinde Cennet Kapısı
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh Hazretleri, Resûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: ‘Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün.’ ‘Kimin burnu sürtülsün yâ Resûlallâh?’ diye sorulunca şu açıklamada bulundu: ‘Kendi yanında anne ve babasına veya sadece birine ihtiyarlık ulaşıp da onlara hizmet etmeyerek cenneti kazanamayan kimsenin burnu sürtülsün.’
Demek ki anne-babamız yanımızdaysa ve yanımızda ihtiyarlıyorsa, biz cenneti kazanamıyorsak, Hazret-i Peygamber ‘Burnu sürtülsün’ diyor. Annesiyle babasıyla ilgilenmeyen bir kimsenin burnu sürtülüyor. Normal hayatın içerisinde onun ayağı dökeziyor. Cenâb-ı Hak, o anne-babasına olan davranışını başka bir noktadan ona tecellî ettiriyor.
Huzurevi Meselesi ve Modern Hayat
İslâm dünyâsı dünyâ birleşince, sekülerleştikten sonra, yaşlıların huzur evleri çıktı. Devlet sosyal devlettir. İslâm’da devlet vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hürmet eden, vatandaşını insânî ölçülerin en yükseğinde hizmet veren devlet anlayışıdır. Bir İslâm devlet sisteminde köprü altlarında yaşayan insanlar göremezsiniz. Bankların üzerinde yatan yaşlıları göremezsiniz.
Biz ne zaman dünyâ birleştik, dünyevîleştik? Kendi hayat standartımızı, ev kültürümüzü, hayat kültürümüzü de dünyâ birleştirdik. Şimdi hepimizde iki oda bir salonlar, üç oda bir salonlar, anne-babanın oturacağı bir oda yok. Önceden bir bahçenin içindeydi herkes. Şimdi bir bahçe kalmadı. Bunun sorumluluğu herkese ait. Anneler, babalar, çocuklar… Hepimiz sorumluyuz bunda.
Biz annelerimizle, babalarımızla, çocuklarımızla, eşlerimizle bir çatının altında yaşamayı beceremedik. Çünkü çocuklarımız gitti okullarda ayrı eğitim aldı. Sokakta ayrı eğitim aldı. Televizyonlardan ayrı eğitim aldı. Eve geldi, evde de İslâmî bir eğitim almadı. Hepimiz çarpık bir sistemin içerisinde çarpık yetiştik.
Sûfîler Topluluğu Olarak Vazîfelerimiz
Biz yeniden bu işi, bu kısır döngüyü tersine döndürmeliyiz. Kur’ân ve sünnete çevirmeliyiz. Anne ve baba olabiliyorsa, makul dâirede üzerimize düşen vazîfelerimizi yerine getirmeye gayret etmeliyiz. Büyükler, anne-babalar, evli erkek çocukları olanlar: Çocuklarınızın hürriyetini kısıtlamak, geline karışmak, gelinle hırlaşmak, didişmek annelik-babalık değildir.
Çocuklar da yetişiksiz. O zaman biz yeniden işi ele almalıyız. Sûfîler topluluğu olarak bu kısır döngüyü Kur’ân ve sünnete çevirmeliyiz. Eğer biz bu döngüyü çevirirsek inşâallâh o rahmânî herkes bundan memnun kalacaktır.
Nefis Muhâsebesi: Kendimizi Hesâba Çekelim
Dişimiz kırılıyorsa bir yerde, burnumuz kışıyorsa bir tarafta, biz bir yerlerde bir hata yapmışızdır. Tövbe ederiz. Kendi kendimizi hesâba çekeriz. Kime karşı yanlış davrandık? Kimin nâmusuna laf söyledik? Kimin şerefine çürtük attık? Kime iftirâ attık? Kime büyüklükten bulunduk? Kimin adına hürmet etmedik?
Belânın, musîbetin çoğu peygamberlere, ondan sonra velîlere, ondan sonra velîlerin etrafındaki insanlara gelir. Ama biz kendimizi o noktada görürsek, kendimizi hata-yanlış-kusur noktasında hesâba çekmek değil, kendimizi o yakınlıktan dolayı belâya-musîbete gelmiş gibi görürüz. Bu dervîşlerin vartasıdır. O zaman hiç kimse kendi nefsini hesâba çekmez.
Ölmeden önce kendinizi hesâba çekiniz. Yatmadan önce kendinizi hesâba çekin. Kafanıza yastığı koymazdan önce hesâba çekin. O gününüzü, geçmiş hayatınızı bir hesâba çekin. Helâlleşecek kimseleriniz varsa gidin helâlleşin. Maddî-mânevî birine zarar verdiyseniz gidin helâlleşin.
Müslümanları Tekfîr Etmeme
Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh diyen bir kimseyi kâfir ilân etmek, bir insanın hakkı değildir. Bir kimse bunun fetvâsını veremez. Bir kimse dil ile Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh dediyse, Müslümanlık gerekmektedir ki kimsenin onun üzerine kâfirliğine hükmetmesi, münâfıklığına hükmetmesi hakkı yoktur.
Münâfıklığın alâmetlerini sıralayabilirsiniz: Söylediğinde yalan söyler, emânete ihânet eder gibi… Ama bir Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh diyen bir kimsenin yüzüne ‘Münâfıksın’ diyemezsiniz. Bu zamanın Selefî-Vahhabî tâifesi dâhil, hemen birisini müşrik ilân edip çıkarlar, kâfir ilân edip çıkarlar.
Birisini kâfir ilân ettiğinizde onun malı size helâl olmuş oluyor, onun hanımı câriye edilebilir oluyor. Böyle bir mantık var mı? Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri çok hiddetleniyor: Bir kimse Müslüman olduğunu söylediğinde onun Müslümanlığını kabul etmemek insanın hakkı değildir.
Yeni Müslümanlara ve Aile Bireylerine Yaklaşım
Yüz elli yıldan beri bu topraklarda İslâm öğretilmiyor. Kur’ân, sünnet ve onların desturları anlatılmıyor. Yeni namaza başlayan, zikre giren, derse giren kardeşler: Evlerinizdeki eşlerinizi, çocuklarınızı, babalarınızı, akrabalarınızı hemen müşriklikle, kâfirlikle itham etmeyin!
Hemen birisi iki kelime öğreniyor, iki kelime öğrendikten sonra ya gidiyor eşini müşrik yapıyor, ya gidiyor annesini-babasını müşrik ediyor. Dur yâ, daha dün bir bugün iki! Sen de bilmiyordun, onlar da bilmiyorlar. Onlarla savaşacağına, o şekilde didişeceğine, onlara tebliğ ile alâkadâr olsana. Tatlı tatlı anlat annene, babana, eşine, çocuklarına.
Sa’d İbn Vakkâs Hazretleri ve Dört Âyet
Sa’d ibn Vakkâs radıyallâhu anh anlatır: ‘Benimle ilgili Kur’ân-ı Kerîm’den dört âyet indi.’ Birincisi: Annesi, ‘Muhammed’den ayrılıp eski dînine dönünceye kadar ne yer ne içerim’ diye yemin etmişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şu âyeti indirdi: ‘Eğer annen ve baban hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşmaya seni zorlarsa onlara itâat etme. Ama onlarla dünyâda iyi geçin.’ (Lokman, 15)
Anne-baban bakın, müşrik de olsa kâfir de olsa ne yapacaksın? Onlarla iyi geçineceksin. Annen olan, çünkü yok. Onlarla geçimini kötüleştiremezsin. Sen onlarla iyi geçineceksin, onlarla temasını düzgün tutacaksın ki bu noktada o kimselerin gönülleri İslâm’a kaynaşın.
Ganîmet ve Vasiyet Meseleleri
İkincisi: Ganîmet mallarıyla ilgili soru. ‘Yâ Resûlallâh, bunu bana bağışla’ dedi. Bunun üzerine şu âyet indi: ‘Resûlüm, savaştan ganîmetler hakkında sana soru sorarlar.’ (Enfâl, 1) Savaş ganîmeti malına elini uzatmak yoktur. Dergâhta vazîfe alanlar, kendi vazîfelerinin üzerinden geçinmek, kendine bir pay edinmek, kendine bir şeyi kolaylaştırmak yoktur.
Üçüncüsü: ‘Hasta olduğumda Resûlullâh bana geldi. Ona dedim ki: Yâ Resûlallâh, ben malımı taksim etmek istiyorum, yarısını tasadduk etmek üzere vasiyet edeyim mi?’ Resûlullâh ‘Hayır’ dedi. ‘Üçte birine vasiyet edeyim’ dedim. Resûlullâh sükût edip bunu tasvip etti. Bu olaydan sonra vasiyetle ilgili üçte bir miktarı câiz oldu.
Dördüncüsü: ‘İçki harâm kılınmazdan önce bir cemaatte içki içtim. Onlardan bir adam devenin çene kemiğiyle burnuma vurdu ve burnum kırıldı. Resûlullâh’a gidip durumumu arz ettim. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak şarabı harâm kılan âyeti indirdi.’ (Bakara, 219)
Tebliğ Âdâbı ve Tebliğcide Aranan Özellikler
Sûfî, her hâliyle insanlara dîni sevdiren bir kimse olmalıdır. İnsanlar size baktıklarında, Kur’ân ve sünnet dâiresindeki hayat tarzınızdan, hayatı algılayışınızdan, dîni yaşayışınızdan ve dîni anlatışınızdan dîne karşı sempati duymalı, sıcaklık duymalıdır.
Her şeyi tembih etmek zorunda değilsiniz insanlara. Yavaş yavaş, yumuşak yumuşak anlatın. Müslümanların dahi anlamakta güçlük çektiği mevzûlara girmek zorunda değilsiniz. Boş tartışmalara girmek zorunda değilsiniz. Anlamsız savaşlarla, anlamsız demagojilerle insanlara bir şey söylemeye çalışmayın.
Tebliğcide Bulunması Gereken Vasıflar
- Konuşması düzgün, kibar ve naif olacak
- Kaba sırt kullanmayacak
- Temiz, bakımlı olacak; saçı başı, üstü başı dağınık olmayacak
- Derli toplu olacak, kötü kokulu olmayacak
- İnsanlardan bir şeyler almak isteyenlerden, her yer arayanlardan tebliğci olmaz
- İnsanlara sert, kaba davrananlardan, baskınlık kuranlardan tebliğci olmaz
- Gittiği yerde gözüne, kalbine sâhip çıkan bir kimse olacak
Hazreti Mevlânâ Celâleddin Rûmî Hazretleri’nin tespitini aslâ unutmayın: ‘Bir kimse bir topluluğa kıyâfetiyle girer, kıyâfetiyle ağırlanır, fikirleriyle uğurlanır.’ Zıtlaşaraktan, inatlaşaraktan, kavga ederekten, sesinizi yükselterekten, dövüşerekten dîn anlatılmaz. Böyle bir dîn anlatımı Muhammed Mustafâ sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnetinde yoktur.
Dergâhta Hizmet Ahlâkı
Dergâhta hizmet edenler, kadınlar-erkekler: Gözler sizin üzerinizdedir. Sizin hata yapma şansınız olmayacak. Kardeşlerinize karşı ‘Burayı kaldırın, bunu buradan alın’ deme hakkına sâhip değilsiniz. Alacaksınız, kaldıracaksınız. ‘Bu neden böyle oldu?’ deme hakkına sâhip değilsiniz. Gidip kendiniz yapacaksınız.
Hizmet etmek için dergâha geldik. Hükmetmek için değil, ahkâm kesmek için değil. İnsanların yaralarına merhem olmak için, yara açmak için değil. İnsanların çıbanlarını tedavi etmek için, çıbanları çoğaltmak için değil. Birisi gelmiş bir derdini anlatmış, onu bir başkasına aktarma. Çıbanı çoğaltma, sivilceyi çıban etme.
Ümmetin Durumu ve Mescid-i Aksâ
Mescid-i Aksâ İsrail’in postalları altında inliyor. Mescid-i Aksâ basılıp Kur’ân-ı Kerîmler yere atılıp çiğneniyor. Bir Selâhaddin Eyyûbî gibi lâzım. Bizans’ı fetheden asker ‘Ne güzel asker’, orayı fetheden kumandan ‘Ne güzel kumandan’ denmiştir. Buna mazhar olmak isteyenler kendilerini o hedefe yönlendirmişler, güçlerini toplayanlar oraya odaklanmışlardır.
Selâhaddin Eyyûbî çok gülmezdi. Yanındakilere der ki: ‘Kudüs kâfirlerin elinde inlerken benim gülmemi nasıl beklersin?’ Biz oradan buraya geldik. Müslümanlar kendi kıblegâhına bugünküler sâhip değiller. Adam istediğini yapıyor, yapacağını yapıyor.
Hazreti Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri fitneleri anlatırken buyuruyor: Sahâbî soruyor, ‘Yâ Resûlallâh, Müslümanlar o zaman kalabalık olmayacaklar mı?’ ‘Kalabalıklar, ama denizin üzerinde köpük misâli hiçbir ağırlıktan olmayacak.’ Biz hâlâ saç boyası câiz mi değil mi, tırnak boyası câiz mi değil mi diye tartışıyoruz. Dînin anasını-danasını bırakmışız, yavru meselelerle uğraşıyoruz.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîf Referansları
- Anne-babaya hizmet cihâddır hadîsi – Buhârî, Cihâd 138; Müslim, Birr 5 (Ebû Hüreyre rivâyeti)
- Burnu sürtülsün hadîsi – Müslim, Birr 9, Hadîs No: 2551 (Ebû Hüreyre rivâyeti)
- Cihâd-ı Ekber hadîsi – Beyhakî, ez-Zühd, Hadîs No: 373; Hatîb el-Bağdâdî, Târih-i Bağdâd
- Hicret hadîsi (Dünyâ için hicret eden…) – Buhârî, Bed’ül-Vahy 1; Müslim, İmâre 155
- Ganîmet malı için savaşanın şehît olmaması – Buhârî, Cihâd 15; Müslim, Îmân 149
- Belânın büyüğü peygamberlere gelir hadîsi – Tirmizî, Zühd 57, Hadîs No: 2398; İbn Mâce, Fiten 23
- Denizin üzerinde köpük misâli hadîsi – Ebû Dâvûd, Melâhim 5, Hadîs No: 4297
- Ölümden önce kendini hesâba çek – Tirmizî, Kıyâmet 25 (Ömer b. Hattâb rivâyeti)
- Vasiyet hadîsi (üçte bir) – Buhârî, Vesâyâ 2-3; Müslim, Vasiyet 5-8 (Sa’d ibn Ebî Vakkâs rivâyeti)
- Âhir zamanda insanlar ceddim Muhammedî diyecekler hadîsi – Tirmizî, Fiten 31
Âyet-i Kerîme Referansları
- İsrâ Sûresi, 17/23-24 – Anne-babaya ihsân, ‘Of bile deme’ emri
- Tevbe Sûresi, 9/113 – Müşriklerin âfından sonra akraba da olsa af dilemenin yasaklanması
- Lokman Sûresi, 31/15 – Müşrik anne-babaya bile dünyâda iyi davranma emri
- Enfâl Sûresi, 8/1 – Ganîmet malları hakkında hüküm
- Bakara Sûresi, 2/219 – İçkinin harâm kılınması
Fıkıh ve Tasavvuf Kaynakları
- İbn Abbâs (r.a.) tefsîri – İsrâ 23-24 âyetlerinin Tevbe 113 ile nesih meselesi
- Sa’d ibn Ebî Vakkâs (r.a.) ile ilgili dört âyet rivâyeti – Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe
- Mevlânâ Celâleddin Rûmî – Kıyâfetiyle girilir, fikirleriyle uğurlanır sözü
- Selâhaddin Eyyûbî – Kudüs fethi öncesi tutumu ve başkomutanlık anlayışı
- İslâm’da cihâdın kısımları – Kıtâl, nefis cihâdı, tebliğ cihâdı (İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd)
- İslâm devlet anlayışında sosyal devlet kavramı – Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc
- Tebliğ âdâbı ve tebliğci vasıfları – İmâm Gazâlî, İhyâü Ulûmiddîn, Kitâbü’l-Emr bi’l-Ma’rûf
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
Ek kaynaklar:
- Kur’ân-ı Kerîm, Ankebût 29/69; Hac 22/78; Tevbe 9/41: cihad, gayret, Allah yolunda mücadele ve nefisle mücahedeye işaret eden genel çerçeve.
- Kur’ân-ı Kerîm, Şems 91/7-10; Nâziât 79/40-41: nefsin arındırılması, hevadan sakınma ve kurtuluş ilişkisi.
- Kur’ân-ı Kerîm, İsrâ 17/23-24; Lokmân 31/14-15; Ahkâf 46/15: anne-babaya hizmet, dua ve evlat sorumluluğu.
- Kur’ân-ı Kerîm, Nahl 16/125; Tâhâ 20/43-44: hikmetle, güzel öğütle ve yumuşak sözle tebliğ ilkesi.
- Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 3/104, 3/159: iyiliği emretme, kötülükten sakındırma, şefkatli üslup ve istişare.
- Buhârî, “Edeb”, 1; Müslim, “Birr”, 1: anne-babaya iyiliğin fazileti ve önceliği.
- Buhârî, “Cihâd”, 1; Müslim, “İmâre”, 135: cihad, niyet, itaat ve Allah yolunda gayret rivayetleri.
- Tirmizî, “Fezâilü’l-Cihâd”, 2; İbn Mâce, “Cihâd”, 1: cihadın fazileti ve müminin mücadele ahlakı.
- Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, “cihâd-ı ekber” rivayeti değerlendirmeleri: nefisle mücadelenin tasavvuf literatüründeki kullanımı.
- Tirmizî, “Zühd”, 61; İbn Mâce, “Zühd”, 31: nefsini hesaba çekme, hevaya uymama ve ahiret hazırlığı rivayetleri.
- Müslim, “Îmân”, 95; Tirmizî, “Birr”, 15: nasihat, din kardeşliği ve mümine karşı sorumluluk rivayetleri.
- Gazzâlî, İhyâ’u Ulûmi’d-Dîn, “Riyâzetü’n-Nefs”, “Âdâbü’l-Ulfet”, “Emir bi’l-Ma‘rûf ve Nehiy ani’l-Münker” bölümleri.
- Kuşeyrî, er-Risâletü’l-Kuşeyriyye, “Mücâhede”, “Nefs”, “Sohbet” ve “Edeb” bahisleri.
- Serrâc, el-Lüma‘, “Mücâhede”, “Edeb” ve “Müridlerin Halleri” bölümleri: nefis terbiyesi ve sûfî hizmet anlayışı.
- Hücvirî, Keşfü’l-Mahcûb, “Nefs”, “Mücâhede” ve “Sohbet” bahisleri: nefisle mücadele ve mürid terbiyesi.
- Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, “Ana-Babaya İyilik”, “Mücâhede”, “Nasihat”, “Yumuşak Huyluluk” ve “Güzel Ahlâk” bölümleri.
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cihad”, “Nefis”, “Mücâhede”, “Ana Baba”, “Tebliğ”, “Emir bi’l-Ma‘rûf Nehiy ani’l-Münker” maddeleri.
- Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “c-h-d”, “n-f-s”, “b-r-r”, “n-ṣ-ḥ” kökleri: cihad, nefis, iyilik ve nasihat kavramlarının dil temeli.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Muhabbet, Hamd, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı