Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette nefis mertebelerinin üçüncüsü olan Nefsi Mülhime'yi tafsîl eder. Mülhime «ilhâm alan, ilhâm edilen nefis» demektir. Bu kimse pişmân oldu, pişmânlıklarından artık günâhlardan sıyrılmaya başladı; bile bile günâhı kebâir işlememeye başladı. Farzları yerine getirince mülhimeye geçti. Artık o farzları yerine getiriyor; onun böyle tatlı tatlı kalbine ilhâmlar gelmeye başladı. Şems Sûresi 7-10. âyetlerinde Cenâbı Hak buyurmuştur: «Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvâyı ilhâm edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyân etmiştir.» Bu nefisin esmâsı «Hû»dur; tevhîdin manâsı «Lâ ma'bûde illâllâh»a yükselir: «Allâh'tan başka mâbûd yoktur». Mülhimede keşf kapıları açılmaya başlar; lâkin burada şeytân tehlikesi büyüktür: bir doğru, dokuz yanlış olur. Mülhime ve mutmainne dervişler için en tehlikeli iki makâmdır. Mülhimedeki kimseden günâhı kebâir çıkmaz; o dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden, düşüncesinden emin olunan kimsedir. Bu mertebenin sabit kalması, dervişin daha önce işlemiş olduğu günâhlara bir daha dönmemesine bağlıdır.
Nefsi Mülhime'nin Tarîfi: Şems 7-10
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: nefis mertebelerinin üçüncüsü Nefsi Mülhime'dir. Mülhime «ilhâm alan, ilhâm edilen nefis» demektir. Cenâbı Hak Şems Sûresi'nde buyurmuştur: «Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvâyı ilhâm edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyân etmiştir» (Şems 91/7-10). Bize lâzım olan ne? «İyilik ve kötülüklerine ilhâm edene». O nefse iyiliği ve kötülüğü Cenâbı Hak ilhâm etti. O nefse ilhâm gelmeye başladı: «Buna dokunma, buna dokun, bu harâm, bundan uzak dur, bunu yeme, burada sıkıntı var, buradan yürü, buradan git, buradan atla». Kalbine ilhâm geliyor.
Levvâmeden Mülhimeye Geçiş
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî terakkîyi tafsîl eder: bu kimse pişmân oldu; pişmânlıklarından artık günâhlardan sıyrılmaya başladı; bile bile büyük günâhı kebâir işlememeye başladı. Önceden bir namâz kılıyor, aradan namâzı kaçırıyordu, es geçiyordu. Namâzı es geçtiği için «Yâ ben yine namâzı kılmadım bugün» diyordu, «Akşam hepsini birden kılarım»; akşam da kılmıyor, ertesi gün bakıyorsun namâz kılıyor. İki gün, üç gün namâza devâm ediyor, dördüncü gün gene bırakıyor. Bu nefsi levvâmedeki hâlidir. Üç ders, beş ders gelmiş, güldür güldür zikrullâh yapıyor, altıncı ders yok. Bu hâlin sebepleri: «Yâ bizim bu ara düğün var, ya düğüne gideceğim, geleceğim, utanıyorum şimdi orada çalacağım, oynayacağım». Kardeş, ne günâh işlediysen gel; Allâh Gafûrur-Rahîmdir; tövbe et, devâm et işine yoluna.
Farzları Yerine Getirmek: Mülhimenin Eşiği
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi kudsîyi tafsîl eder: hadîsi kudsîde Cenâbı Hak buyurur: «Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz» (Buhârî, Rikâk 38). O artık farzları yerine getiriyor. Farzları yerine getirince o kimse ne yaptı? Mülhimeye geçti. Artık o farzları yerine getiriyor; onun böyle tatlı tatlı kalbine ilhâmlar gelmeye başladı. İnce ince «Bu yanlış yapma» ilhâm alır, «Bu eksik etme» ilhâm alır, «Burada sıkıntı var» ilhâm alır. Farzlara sımsıkı yapıştı o. Artık onun namâzları kaçmıyor; artık o bile bile günâhı kebâir işlemiyor; nefisle mücâdelede devâmlı uyanık hâlde.
Cüz'î İrâde ve Mücâdele Yolu
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî hakîkati tafsîl eder: bizim yolumuz mücâdele yoludur. Biz sorumluyuz; o yüzden biz mükellefiz. Mükellef olduğumuz için biz cüz'î irâdemizle, aklımızla mücâdele edeceğiz. Bizim yolumuz cüz'î irâdeyi reddeden bir yol değildir. Ahlâkın mücâdele ile güzelleşeceğine ve düzeleceğine inananlardanım. Biz dînimizi mücâdele ederek yaşarız; yoksa nefsimize bırakırsak hiç kimsenin canı namâz kılmak istemez. Biz mücâdele ederiz. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Bizim uğrumuzda cihâd edenleri elbette kendi yollarımıza ileteceğiz» (Ankebût 29/69). Bu cihâd nefisle mücâdeledir; ve mülhimedeki dervişin başlıca vazîfesidir.
Keşf Kapılarının Açılması
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: o kimse artık yavaş yavaş iyiyikötüyü öğreniyor. Onun kalbine yavaş yavaş ilhâm gelmeye başlıyor. Artık ona — eskilerin keşf dediği gibi — onun kalbinde keşf kapıları açılmaya başlar. Tahmîn kapıları açılır yâni; o yavaş yavaş keşfe doğru adım atar. Ama bunların şeytânî tarafı vardır. Bu ancak bir üstâda, bir mürşide bağlı olanlara anlatılır; bir başka yere anlatılmaz. Bir üstâdla, bir şeyhle alâkası kesilmiştir; şeytân ona başlar üflemeye. Şeytân üflemeye başlayınca bir doğru, dokuz yanlış olur; ama o bir doğruyu hevâ ve hevesinden sımsıkı tutar: «Benim kalbime ilhâm geliyor» der. Oysa dokuz tâne de yanlış geliyordur ona. O dokuz tâne yanlışı görmez; o bir tâne doğruyu tutar; şeytân onu oradan aldatır.
Şeytân Tehlikesi: Şımarmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: mülhimede o kimse kalbine keşf gelince şımarır. Şımarınca artık «Câfer abisi de hatâ yapıyordur, Hüseyin abisi de hatâ yapıyordur, semâzen Ali abisi dosdoğru semâzen başı değildir, falanca zâkir de hatâ yapıyordur, filânca da yanlış yapıyordur, yok canım bunları burada tutan kim, ya Şeyh Efendi işte bunları merhameten tutuyor, Şeyh Efendi olmasa da bunları tutmaz aslında, yoksa Şeyh Efendinin bunlarla farklı bir bağlantısı mı var ya»… Ama o bir tâne doğru onu aldatır: kalbine bir şey geldi ya bir tâne, dokuz tâne yanlışı görmez. Dervişlerin yıkıldığı yerdir bunlar. O bir tâne doğruyu herkese anlatır, meşhur eder kendini. Bu büyük bir tehlikedir. O kimse levvâmede de kalmaz; o manen emmârede de kalmaz; o hayvândan daha aşağı olur ama o bir tâneye sımsıkı yapışır.
Mülhimenin Esmâsı: Hû
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu nefsi mülhimenin esmâsı Hû esmâsıdır. Bunun zikri Hû'dur. O kimse mülhimeye geldiğinde Hû ismiyle uyanır; Hû zikriyle onu uyandırırlar. Sokakta Hû ismini duyar, orada Hû ismini duyar; çiçekler Hû der, ağaçlar Hû der, rüzgâr Hû der; denize gider, balıklar Hû der, deniz Hû der; bütün varlığın komple Hû esmâsını çektiğini söylerduyar. Zikrullâhta kulağına Hû esmâsı gelir. Gece dersini çekerken kendiliğinden «Hû Hû Hû Allâh» veya «Hû Hû Hû Hû Hû»ya kayar; yâni o kimse Hû esmâsına geçer. Bu mülhimenin işâretleri.
Hû Esmâsının Tecellîyâtı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tecellîyi tafsîl eder: zâten bunun başında o kimse esmâsını görür. Onun kalbinde «Hû Hû Hû» — tâbiri câizse guguk kuşu gibi. O istese de istemese de Hû Hû Hû. Etrâftan da bunu duymaya başlar. Yâni kendi kendine, «Lâ ilâhe illâllâh», «Lâ ilâhe illâllâh», «Lâ ilâhe illâllâh»… Ardından «Lâ ilâhe illâllâh Hû», «Lâ ilâhe illâllâh Hû», «Lâ ilâhe illâllâh Hû»… Yolda gidiyor, «Hû Hû» bir yerlerden ses geliyor; döner, yok orada duvarmış, duvardan «Hû Hû» ses geliyor. Bir silüet oluştu, bir baktı şeyhi: «Eyvâh, buradaymış ya» — gerçekmiş gibi görür onu. Bir bakar şeyhi, «Hû Hû Hû» o da başlar «Hû Hû Hû». Onun kalbine ilhâm geliyor. Başlangıç bu.
İlhâmın Misâlleri
Mustafa Özbağ Efendi muazzam misâlleri tafsîl eder: «Şimdi kapıdan Cemil girecek»; Cemil giriyor — «Cemil girdi gerçekten ya». Kalbine ilhâm geliyor. Başladı. Bunlar mülhimenin işâretleridir; aldanma, yolun yarıda kalmasın, kendini disiplin et. Bir anda evinin kapısının önüne geldi; bir anda evi geldi önüne; bir anda hanımını gördü, yemeği yakıyor; dayanamadı: «Yemek yanıyor!». O da duydu oradan: «Yâ herif burada mı ki, kurtulamadık mı adamdan? Yemek yanıyor dedi. Hayâl ettim mi yoksa ben?». Koşturdu — gerçekten yanıyormuş yemek. «Eyvâh» dedi, «Ben onun sesini duydum». Hû esmâsının tecellîyâtları bunlar. Bunları yaşamayan bilmez. Onun kalbine ilhâm geliyor; o dışarıdan da duymaya başladı artık.
Kibir Tehlikesi: Anında Yerle Yeksân
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: derviş kardeşlerine daha fazla muhabbet et; derviş kardeşlerini daha fazla sev; daha fazla onlarla hemhâl ol; kimsenin kalbini kırma; kimseyi incitme; kimseye tepeden bakma; kimseye «Kalk oradan» deme; kimseye «Git buradan» deme. Sakın ha. Anında gönlünde bir büyüklük gelir senin. Öyle ya, sen baba dervişsin artık, böyle bakarsın yıkarsın ortalığı: «Hey yavrum, biz hatâ yapsak bize söylerler, biz yanlış yapsak gece bizi uyarırlar maşallah subhânallâh». Karısına kocasına dervişlik taslar: «Sen ne diyorsun, biz bir şey yapsak gece rüyâmızda görürüz». Ona bir de keşifle berâber hafîften kerâmetler de verilir; o artık mülhimenin sonuna doğru yaklaşıyor. Cenâbı Hak onların üzerinden tecellî ettir çünki. O kimse sakın kibir deryâsına bir an da olsa düşmesin; anında yerle yeksân olur, hebâ olur.
Eminin Olunan Kimse
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kıvâmı tafsîl eder: o kimse mülhimede artık nefsini günâhı kebâirlere kapattı. Nefsini günâhı kebâirlerden temizledi; nefsi onun iyilikleri ve kötülükleri görmeye başladı; ve o kimse iyi olmaya gayret etti. Mülhimede olan kimsede günâhı kebâir görünmeyecek. O kimsenin ağzından küfür, hakaret, yanlış kelimeler, yanlış sözler çıkmayacak. Birisinin ağzından günâhı kebâir çıkıyorsa o mülhimede değil. Ona rüyâsında Hû esmâsı verilse dahî o düştü oradan. Onun ağzında, gözünde, elinde, ayağında, uzuvlarında harâm olmayacak. Onun nefsi kötülüklerden arınmış nefis olacak. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Müslümân, dilinden ve elinden müslümânların selâmette olduğu kimsedir» (Buhârî, Îmân 4-5).
Dervişlerin Kötülüklerden Arınması
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: dervişler, şeyhler, âlimler kötülüklerden arınmış nefis olacak. O elinle zulmetmeyecek; eşine vurmayacak, çocuklarına vurmayacak. Dilinle kimseye zulmetmeyecek; küfretmeyecek, hakaret etmeyecek, yalan söylemeyecek, gıybet etmeyecek, dedikodu yapmayacak, iftirâ atmayacak; diline sâhip çıkacak. Yalan yere yemîn etmeyecek; eşinin, çocuklarının, annesinin, babasının, akrabalarının arkasından gıybetini, dedikodusunu, iftirâsını yapmayacak. Derviş kardeşlerinin arkasından gıybet, iftirâ, dedikodu yapmayacak. Bilmediği, tanımadığı, görmediği kimselerin arkasından dedikodu, gıybet, iftirâ yapmayacak. O dilinden, kulağından, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden, düşüncesinden emin olunan kimsedir.
Bugünün Evliyâsı: Mülhimedeki Kimse
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kıvâmı tafsîl eder: mülhimedeki kimse bugünün evliyâsıdır. Bir kimse harâmları işlemiyorsa, namâzını kılıyorsa, dergâhta koşuşturuyorsa günün evliyâsıdır. Aramayın kardeşim — zenginlikti, fakirlikti — aramayın yeşil gözü, mavi gözü. Mülhimede olan o, çünki bir adımı kaldı. Mülhimedeki kimsenin düşmesi kadar üzüldüğüm başka bir şey yoktur dergâh hayâtımda. Beni dergâh hayâtında etlerimi lime lime eden, geceleri uykumu kaçıran, hayâtımı altüst eden şeydir bir derviş kardeşin buradan aşağıya düşmesi.
Düşme Tehlikesi: Silsile Yüzüne Bakar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hitâbı tafsîl eder: yapma. Eşine uyma, çocuklarına uyma, anne babana uyma, derviş kardeşlerine uyma. Düşme yâ. Düşme — bütün silsile senin yüzüne bakıyor, düşme. Emmâredeki emmârede zâten. Yâ sen bir üstâd eli tutmuşsun, bir dergâha girmişsin, bir tarîkata girmişsin, zikrullâh halakasına oturmuşsun — yapma be mübârek insân. Yapma. Uyma yanındakine; kim olursa olsun yanındaki, uyma. Sen hak yolcususun artık. Sen dost yolcususun artık. Sen dosta gidensin yâ; uyma. Bir tek adam sen miydin? Bir tek kadın sen miydin? Bir tek derviş sen miydin? Senden başka yok mu zannettin? Sen ne insânların emeklerini hebâ ettin?
Şehvânî Arzulardan Korunmak: Nâziât 40-41
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: bir derviş mülhimeye gelince kendisinin değildir artık; o etrâfa da zarar verir, onun düşmesi. Cenâbı Hak Nâziât Sûresi'nde buyurmuştur: «Rabbinin huzûruna çıkacağından korkup kendini şehvânî arzularından koruyana gelince, onun da varıp kalacağı yer mutlakâ cennettir» (Nâziât 79/40-41). Mülhimeyle alâkalı. Artık o kendini şehvânî arzulardan koruyor, hayvânî nefisten koruyor kendisini. Buradaki şehvânî arzular o kimsenin cinsel arzuları değildir. O artık hevâ ve hevesten kesilir; o dünyânın tantanasını, dünyânın şatâfatını istemez; o gösterişten uzaklaşır. Dünyâ ve dünyâlıkların içerisindeki gösterişten uzaklaşır.
Gece Hesâbı: Dervişin Hayâtı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıvâmı tafsîl eder: o der ki: «Ben her gece huzûrullâha çıkacağım; ben huzûrullâhta duracağım; ben huzûrullâha doğru yürüyorum». Huzûrullâha çıkacağını düşünür. Gece düzen kurulur, gece nizâm kurulur; gece ayrı bir şeydir dervişler için. O geceyi boş geçirmeyecek. «Yâ ona 'Kalk' demezlerse? Yâ ona 'Gel' demezlerse? Yâ o her gün duyduğu sesi duymazsa? Yâ her gün gördüğü pîri görmezse? Yâ her gün gördüğü peygamberlerden birisini görmezse?» O kimse bunu düşünür, bunu içinde hisseder; o yüzden dünyânın şehvetinden uzak tutar kendini. Hesâba çekileceği uzak mesele, o ayrı; derviş için her gece hesâb var. Derviş o her geceki hesâbı düşünür; her geceki hesâbı düşündüğünden kendi muhâfaza eder kendini.
Tövbe ve Sâlih Amel: Furkan 71
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Furkan Sûresi'nde buyurmuştur: «Kim tövbe edip sâlih amel işlerse şüphesiz o Allâh'a hakkıyla yönelmiştir» (Furkan 25/71). Bu mülhimenin yoludur. O kimse artık tövbe edip geri dönmüştür. Bir daha onun için geri dönüş yoktur. Levvâmede dönüyordu; şimdi artık dönmüyor. Şimdi o ne yaptı? Kendisini Allâh'a yönlendirdi. O Hakk'a yöneldi; ve Hakk'a yönelişinin tecellîyâtı sâlih amel işlemeye başladı. Yâni harâm işlemiyor artık. Harâmdan elinieteğini kesti; harâmdan dilini kesti; harâmdan gözünü kesti.
Harâmın Başlangıcı: Göz
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: harâma başlangıcın ilk adımı gözdür. Harâma bakarsan kalbine leke gelir anında. Bu nedir? Bir kadına şehvetle bakmak, bir erkeğe şehvetle bakmak, bir harâma bakmaktır. Meyhâne — bakarsın, harâma giriş yaptın sen. Bakma meyhâneye de. Hayır. Gözünü harâm olan her şeyden sakındır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Mü'mîn erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar… Mü'mîn kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar» (Nûr 24/30-31). O zamân bir kadınla göz göze gelme, bir erkekle göz göze gelme; gözünü harâmdan uzak tut. Bakma. Orasını burasını göreceğim diye uğraşma; gözünü harâmdan uzak tut. Orada içki içilen bir yer var, bakma kardeşim oraya. Açıktan harâm işleniyor bir yerde, bakma. Açıktan bir adam bir kadınla birbirlerine yumulmuşlar gidiyorlar yolda, bakma. Kendini uzaklaştıracaksın.
Gece Gördüğünü Gündüz Yaşamak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kıvâmı tafsîl eder: o Hakk'a yönelmiştir artık; kalbine onun ilhâm gelmekte; kalbine onun vâridâtlar gelmekte; o artık gece gördüğünü gündüz yaşamakta. Gece gördüğünü gündüz yaşamakta. Onun kalbe vâridât geliyor artık. O böyle bir an boşlukta kaldı, «Hû Hû Hû Hû» devâm ediyor artık; o durmaz, makine gibi seslisessiz yolda giderken. O artık her dem huzûrullâhta durmaya çalışıyor. Her dem. Aklına geldikçe, kalbine geldikçe habire esmâya vuruyor, habire zikrullâha vuruyor; önemli değil, o hep huzûrla alâkalı.
Peygamberlerle Hemhâl Olmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hâli tafsîl eder: siz bir peygamberi görseniz her gece — bu hangisi olursa olsun, muhakkak ki Muhammedi Mustafâ olsa muhteşem. Her gece bir buluşsanız, tanıtmaya başlasalar sizi: «Bu Âdem baba, bu Âdem aleyhisselâm»; görsen yüzünü, cemâlini, boyunu posunu, hayâtından bir enstantâne görsen — muhteşem. Bir gün, iki gün, üç gün, dört gün; mükemmel, bütün hayâtı kalbine geldi senin. Bütün hayâtı kalbine geldi. Artık bir müddet sonra, yıllar sonra Âdem aleyhisselâmla alâkalı bir mevzû olduğunda — film şeridi gibi var sende, geçiyor önünden. Hikmet sâhibi olma. Mülhimede başlıyorsun.
Teğâbun 16: Gücünüzce Dinleyin İtaat Edin
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Teğâbun Sûresi'nde buyurmuştur: «Gücünüzün yettiği kadar Allâh'tan korkun, emirlerini dinleyin, itâat edin. Mallarınızı emrettiği yolda harcayın. Bu sizin için daha hayırlıdır. Nefsinin cimriliğinden korunmuş kimseler, işte onlar kurtuluşa erenlerdir» (Teğâbun 64/16). Mülhimenin hâli bunlar âyeti kerîmede. Sen gücünün yettiğince O'nun emirlerini dinle, harâmdan uzak dur, itâat et Allâh'a. Burada nefisle mücâdele var çünki. Bu esnâda itâat etmemek aklına gelir; itâatsizlik gelir, disiplinsizlik gelir.
Dinleme ve İtâat Farkı
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: dinlersin, dinlemek iyidir; itâat etmediğin zamân dinlemenin bir anlamı yoktur. İnsânların ayaklarının kaydığı yerlerdir bunlar. O kimse dinler, çok güzel; sohbette de dinler şeyhini; itâat etmez. Dinlemenin arkasından gelecek olan şey itâattir. Dinledin, itâat et. Dinledin, itâat et. Duydun, itâat et. Dinleyip itâat etmezsen dinlemenin bir anlamı kalmadı. Birine diyorsun ki «Yapma» — yapıyor. Ne anlamı kaldı sana «Yapma» deyişimin? «Gitme» — gidiyor. Ne anlamı kaldı? En büyük problem itâat etmede. Ancak dinleyip itâat edenler kurtuluşa erecekler.
Mülhime ve Mutmainne: İki Tehlikeli Makâm
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: bu kimsenin kalbinde hakta vardır, bâtılda vardır; harâmda vardır, helâlde vardır; iyiliklerde vardır, kötülüklerde vardır. O kimsenin üzerinde tamâmiyetle iyilik hâkim olmamıştır daha. Kalbi tam olarak berraklaşmamıştır. Dervişler için iki tâne tehlikeli yer vardır: mülhime ve mutmainne. Dervişlerin en tehlikeli yeridir burası. Bir bakmışsın o mülhimede takılmış kalmış. Bir bakmışsın mülhimeden levvâmeye, levvâmeden mülhimeye. Orada takılmış kalmış. O kırık plak gibi orada duruyor, silkelenemiyor bir türlü. Tehlikeli yer. Bugünkü derviş kardeşler için tehlikeli yerlerden üç makâm: levvâme, mülhime, mutmainne. Dervişlerin büyük bir çoğunluğu bu üçünün arasında dolaşır. Mutmainnede olan kimse kendini şeyh görme hastalığına düşer.
Tevâzu, Sabır, Kanaat, Hüsni Zan
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir ahlâkî kıvâmı tafsîl eder: o kimse âşıklığı kendine rehber edinecek; kanaat ehli olacak; alçak gönüllü olacak; sabırlı olacak. Erkekkadın mülhimeye geldi: o güne kadar eşin laf söylemiyordu, eşin laf söylemeye başlar; o zamâna kadar bir sıkıntı görmüyordu, sıkıntı görmeye başlarsın. Sabır lâzım, azim lâzım, kanaatkârlık lâzım. O hem hatâ yaparlar, hem özür dilerler; özürlerini kabûl edeceksin. Biri yanlışlık yaptı «Özür dilerim» — «Helâli hoş olsun kardeşim, özrünü kabûl ettik, işin gücün rast gelsin». İnsânlara hüsni zan besleyeceksin. Mülhimenin ahlâkî tecellîyâtları insânlara hüsni zandır. «Yok canım, ya bu adamın vardır bir sıkıntılı işi» — sû-i zan kaydırır ayağını. Hüsni zan besle: «İyi bir kardeşimizdir; muhakkak iyidir».
Ruhbânlık Yok: Hayâtın İçerisinde Olmak
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: artık o mülhimenin sonuna doğru öyle bir hâl olur ki insânlardan, dervişlerden uzaklaşmaya başlarlar. Kendi kendine öyle bir his gelir: «Yâ şu akrabâlar gitse de Allâh'ı zikretsem» — bu hâle bile gelir. Anne, baba, eş, dost, çolukçocuk: «Bir kendimi alsam, ya şöyle bir dağa çıksam, bir kulübe yapsam, orada Allâh'ı zikretsem». Bu hâle gelir onlar. O yüzden şeyh lâzımdır o kimseye. Şeyh onu dağa çıkartmaz; şeyh ona münzevî bir hayât yaşatmaz. O kimse derse gelecek; o sohbete gelecek. Münzevîlik yok; o kenâra çekilmeyecek; hayâttan kopmayacak. Ruhbânlık yok bizde. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Onların kendiliklerinden uydurdukları ruhbânlığa gelince, onu biz yazmadık (emretmedik)» (Hadîd 57/27).
Tevhîdin Üçüncü Manâsı: Lâ Ma'bûde İllâllâh
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tevhîdî mertebeyi tafsîl eder: meselâ bir şey oldu — kelimei tevhîde devâm eder; o manâ olarak da kelimei tevhîde devâm eder. Hû esmâsına gelince onun için kelimei tevhîdin manâsı değişir. «Lâ ma'bûde illâllâh» diye onun için kelimei tevhîdin manâsı değişti: «Lâ ma'bûde illâllâh — Allâh'tan başka mâbûd yoktur» oldu. Mülhimedeki kimsenin tevhîdi budur. O kimse artık gücünün yettiğince Allâh'ın emirlerini dinler ve Allâh'tan korkar; ve malını Allâh'ın emrettiği yerlere harcar. Onun kalbine artık ilhâm geliyor. O gece görür rüyâsında: «Şuna şu kadar ver»; ertesi gün gider verir. Birisi geliyor, kalbine ilhâm gelir «Buna şunu ver»; ona verir. «Şuna duâ et»; ona duâ eder. Onun kalbi çalışıyor artık.
Önceki Günâhlara Bir Daha Dönmemek
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî kâideyi tafsîl eder: bu noktadaki olan bir derviş, nefse kötü işleri öğrenip onlardan kaçınmak, iyi işleri öğrenip onları yapmaya çalışmayı terkin eder; nefis ona ilhâm ile. İlhâmla nefse iyilikleri yapmak, kötülüklerden kaçınmak ilhâm edilir; o kimse kötülük yapmaz. O yüzden o kimse bu hâlde bir daha, daha önce işlemiş olduğu günâhlara hiç dönmez. Burası çok önemli. Mülhimeyi sâbitleyen hâl, o dervişin daha önce işlemiş olduğu günâhlara hiç dönmemesidir. Tekrar söylüyorum, işlemiş olduğu günâhlara bir daha dönmez; o mülhimede oturur. Önceden namâzı kâh kılıyordu kâh kılmıyordu — beş vakit namâzını kılıyor. Otuz Ramazân orucunu tutuyor. Önceden gıybet ediyordu, etmiyor artık. Dedikodu ediyordu, etmiyor artık. İftirâ atıyordu, atmıyor artık. Sû-i zan besliyordu, beslemiyor artık. Anneyebabaya laf söylüyordu, söylemiyor artık. Eşine hakaret ediyordu, etmiyor artık. Eşini küçük görüyordu, görmüyor artık. İnsânları küçük görüyordu, görmüyor artık. Kesinlikle o kimsede daha önce işlemiş olduğu günâhı kebâirler sıfır. Farzlarda bir tamâm yerine geliyor. O zamân mutmainneye çıkıyor. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Hû esmâsına, «Lâ ma'bûde illâllâh» tevhîdine, ve mülhimenin manevî kıvâmına yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder. Hadîsi kudsîde «Farzları yerine getirmesi Allâh'ın hoşuna giden en güzel şeydir» — mülhime budur; ve Allâh'ı sevmesi mutmainnedir.
- Kur'ânı Kerîm: Şems 91/7-10; Nâziât 79/40-41; Furkan 25/71; Teğâbun 64/16; Nûr 24/30-31; Hadîd 57/27; Ankebût 29/69.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Îmân 4-5, Müslimin tarîfi hadîsi.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikâk 38, Velîlerin makâmı hadîsi kudsîsi.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Birr ve's-Sıla.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Acâibü'l-Kalb ve Riyâzâtü'n-Nefs.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif, ilhâm bahsi.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, nefsi mülhime bahsi.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Şems 7-10 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, ilhâm ve keşf bahsi.
- İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Nefis Meratipleri, Nefsi Mülhime bölümü.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Nefsi Mülhime'nin tarîfini (Şems 7-10), levvâmeden mülhimeye geçişi, farzları yerine getirmenin önemini, cüz'î irâde ve mücâdele yolunu, keşf kapılarının açılmasını, şeytân tehlikesini, mülhimenin esmâsı Hû'yu, Hû esmâsının tecellîyâtını, kibir tehlikesini, eminin olunan kimseyi, dervişlerin kötülüklerden arınmasını, mülhimedeki kimsenin bugünün evliyâsı olduğunu, düşme tehlikesini, şehvânî arzulardan korunmayı (Nâziât 40-41), gece hesâbını, tövbe ve sâlih ameli (Furkan 71), harâmın başlangıcı gözü, gece gördüğünü gündüz yaşamayı, peygamberlerle hemhâl olmayı, dinlemeitâat farkını (Teğâbun 16), mülhime ve mutmainnenin tehlikesini, tevâzusabırkanaathüsnüzânı, ruhbânlığın yokluğunu, «Lâ ma'bûde illâllâh» tevhîdini, ve önceki günâhlara dönmemeyi tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Seri: Nefis Mertebeleri Sohbetleri