Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette nefis mertebelerinin ikincisi olan Nefsi Levvâme'yi tafsîl eder. Levvâme âyeti kerîmedeki karşılığı şudur: Kıyâmet Sûresi 2. âyetinde «Kendini kınayan nefse yemin ederim ki mutlakâ diriltileceksiniz» (Kıyâmet 75/2). Levvâme «levm eden, kendisini kınayan kimse» demektir. Bir hatâ işliyor kınıyor kendisini, bir yanlışlık yapıyor kendi kendisini kınıyor: «Tüh, ben bunu neden yaptım» diyor. Devâmlı hem yapıyor hem yapıp ettiklerinden dolayı kendisini kınıyor; yapmaktan geri durmuyor yalnız. Bir kötülük yapıyor pişman oluyor, yanlışlık yapıyor pişman oluyor; eşine zulmediyor pişman oluyor, çocuklarına zulüm ediyor pişman oluyor, annesine babasına küfrediyor hakaret ediyor pişman oluyor. Levm eden pişman olan kimse. Onun kalbinde az da olsa îmân nûru var; böyle parlamaya başlamış. Bu nefsin karşılığında zikrullâhı «Yâ Allâh»tır — Lafzai Celâl. Levvâmedeki bir kimseye Lafzai Celâl telkîn edilir; derler ki sen sayısız «Allâh, Allâh» diyeceksin. Tevhîdin manâsı «Lâ ilâhe illâllâh»tan «Lâ maksûde illâllâh»a yükselir: «Benim maksûdum Allâh'tan başka bir şey değil».
Nefsi Levvâme'nin Tarîfi: Kıyâmet 75/2
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: nefis mertebelerinin ikincisi Nefsi Levvâme'dir. Levvâme âyeti kerîmedeki karşılığı şudur: Cenâbı Hak Kıyâmet Sûresi'nde buyurmuştur: «Hayır, kendini kınayan nefse yemin ederim ki mutlakâ diriltileceksiniz» (Kıyâmet 75/2). Levvâme «levm eden, kendisini kınayan kimse» demektir. Cenâbı Hak bu nefse Kur'ânı Kerîm'de yemîn etmiştir; ki bu mertebenin manevî kıymetini ortaya koyar. Bu mertebede kalbe îmân nûru bir parça inmiştir; ve insân yaptığı kötülüklerin yanlış olduğunu fark etmeye başlamıştır.
Levvâme: Hatâ Yapıp Pişmân Olan Kimse
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: levvâmedeki kimse bir hatâ işliyor kınıyor kendisini, bir yanlışlık yapıyor kendi kendisini kınıyor: «Tüh, ben bunu neden yaptım» diyor. Devâmlı hem yapıyor hem yapıp ettiklerinden dolayı kendisini kınıyor; yapmaktan geri durmuyor yalnız. Lingo lingo şişeler kadehleri vuruyor, sabah oluyor «İçmeyeceğim ya» diyor, «Tamâm arkadaşlar, bundan sonra ben gelmeyeceğim, yarın akşama yokum» diyor; akşam üstü beş buçukaltı telefon açıyor: «Bilader gidiyoruz, ya ben içmeyeceğim dedim de» — «Tamâm yâ, bu akşam söz verirsin, yarın içmezsin bir daha.» Bir daha gidiyor ama levm ediyor, hep pişmân.
Pişmân Olmanın Manevî Önemi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: bir kötülük yapıyor pişmân oluyor, yanlışlık yapıyor pişmân oluyor; eşine zulmediyor pişmân oluyor, çocuklarına zulüm ediyor pişmân oluyor, annesine babasına küfrediyor hakaret ediyor pişmân oluyor, arkadaşlarına kötülük yapıyor hakaret ediyor pişmân oluyor. Levm eden pişmân olan kimse. Onun kalbinde az da olsa îmân nûru var; böyle parlamaya başlamış. Pişmân oluyor — çünki o pişmân olmak çok önemli. Sufîler için çok önemlidir bir kimsenin yaptıklarına pişmân olması: geri döner, tövbe eder, «Pişmânım» der. Bu sufîler için çok önemlidir.
Eşler Arasında Tövbe ve Affetmek
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir içtimâî hakîkati tafsîl eder: eşler arasında da pişmânlığın önemli olması gerekir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur ki eşler bir noktada tövbe eder geri dönerlerse aleyhlerine yol aramayın. Bir erkek hatâ yaptı, hatâsını anladı, eşine döndü: «Özür dilerim, hakkını helâl et, burada hatâ yaptım» dedi — kadın onu kabûl edecek. Allâh kabûl ediyor çünki. Bir kadın hatâ yaptı, yanlışlık yaptı, döndü eşine: «Özür dilerim, hakkını helâl et, böyle yapmamam lâzımdı» — onu kabûl edecek. Allâh'ın ahlâkı bu. Cenâbı Hak buyurmuştur: kim tövbe eder geri dönerse Allâh onu affeder. Hadîsi şerîfte: «Pişmânlık tövbedir» (İbn Mâce, Zühd 30; Ahmed bin Hanbel, Müsned).
Dervişler ve Hatâya Tövbe
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tarîkat edebini tafsîl eder: dervişler hatâ yaparlar, eksiklik yaparlar, noksanlık yaparlar; döner üstâdından özür diler: «Özür dilerim, ben burada bir yanlışlık yaptım, hatâ yaptım, hakkınızı helâl edin» — «Helâl olsun, yoluna devâm et». Herkes hatâ yapar: ya zâkirine karşı, ya da başındaki çavuşuna karşı, semâzen başına karşı, ya da semâzen başı semâzene hatâ yaptı. Dönüp özür dilemek erdemliliktir, büyüklüktür. «Çavuş hatâ yapmaz, zâkir hatâ yapmaz, şeyh hatâ yapmaz» diye bir kâide yok; herkes hatâ yapar. Hatâ yapanların en iyisi hatâsına tövbe eden, günâhına tövbe eden dönenlerdir. Onlar da hiç günâh işlememiş gibidir. Hadîsi şerîfte buyurulmuştur: «Günâhtan tövbe eden, hiç günâh işlememiş gibidir» (İbn Mâce, Zühd 30).
İmân Nûrunun Tecellîyâtı: Pinpon Topu Hâli
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: o kimsenin kalbine ince ince latîf nûr kırıntıları geliyor. İnce ince onun vicdânı çalışmaya başlıyor. Biraz içinde îmân nûru var; îmân nûrunun tecellîyâtına göre kalbinin bir kısmı, bir küçük yeribüyük yeri durma göre nûrlanır. O böyle kâh iyilikler yapar, kâh kötülük yapar. Böyle arada pinpon topu gibi: kâh levvâmede, kâh emmârede. Bir taraf masanın emmâre, bir taraf levvâme; top bir o sahada, bir bu sahada. Levvâme ile emmâre arasında gidiyor geliyor. Kâh namâzı terk ediyor, terk ettiğinden pişmân oluyor, namâzı kılıyor. Bir vakit, iki vakit, üç vakit kılmıyor; ondan sonra hepsini birden kılıyor, pişmân oluyor: «Yâ benim namâzı kılmam lâzım» diyor.
Aile İçi Sürtüşme ve Sabır
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir aile edebini tafsîl eder: o içindeki küçücük îmân nûru var ya, onun az da olsa o îmân nûru onun hatâ yaptığını, kusur işlediğini, yanlışlık yaptığını fark ettirir. «Yâ benim bu lafı söylememem lâzımdı, ama söyledim. Yâ ben anneme ne yapmaya bağırdım? Şimdi neden sesimi yükselttim? Âyeti kerîmede 'Öf bile demeyiniz' diyor; ben durup durduğum yerde annemle kavga ettim». Cenâbı Hak âyeti kerîmede buyurmuştur: «Onlara 'Öf' bile deme, onları azarlama» (İsrâ 17/23). «Susup geçeydim. Yâ ben ne yapmaya babamla atıştım? Yâ ben ne yapmaya hanım bir laf söyledi, ben on laf söyledim ona?» Dervişlik susup geçmektir.
Levvâmenin Zikri: Lafzai Celâl «Yâ Allâh»
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî kâideyi tafsîl eder: bu nefsin karşılığında zikrullâhı «Yâ Allâh»tır — Lafzai Celâl. Levvâmedeki bir kimseye Lafzai Celâl telkîn edilir; derler ki sen sayısız «Allâh, Allâh» diyeceksin. Bâzı dervişler rüyâlarında görür bunu. Yeni derviş olur meselâ; rüyâsında mezâr taşlarının «Allâh» dediğini duydum, ağaçların «Allâh» dediğini duydum, etrâftaki her şeyden «Allâh» dediğini duydum, «Allâh» ismini duydum, Allâh ismi şerîfi bana söylendi, «Sen Allâh de» dendi gibi rüyâ görür. Bunun gibi.
Mürşidi Kâmile Bağlanma: Mülhimeye Hızla Geçiş
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: bir kimse yolun başında veyâhut bir müddet sonra tövbe etti, geri döndü, hemen o «Allâh» esmâsını alır; bir şekilde rüyâsında görür, hâlinde görür. Görmese dahî bir kimse bir üstâda gidip bağlandı mı, o kimse emmârede değildir. Hattâ levvâmede bile az kalır, çok uzun durmaz. Nefis çünki bir üstâda bağlı bırakmaz insânı; kolay kolay çok zorlar insânı. Bu hemen hemen o dervişlerin büyük bir kısmı üstâda sımsıkı bağlanırlarsa anında mülhimeye geçerler — ben çoğunu öyle görürüm. Yâni o kimse ders alır, mülhimeye geçer; hele günâhı kebâirlerden kendini arındırsın, anında, sımsıkı yapışsın, mülhimeye geçer; o durmaz.
Tevhîdin İkinci Manâsı: «Lâ Maksûde İllâllâh»
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir tevhîdî mertebeyi tafsîl eder: levvâmede tevhîde manâ verirken «Lâ maksûde illâllâh» olarak manâ verilir. Önce «Lâ ilâhe illâllâh»tı: «Allâh'tan başka ilâh yoktur»; onu çekiyordu, vereceği manâda «Allâh'tan başka ilâh yoktur»tı. Artık o «Allâh» ismi şerîfini söylerken tevhîdde manâ îtibâriyle «Lâ maksûde illâllâh»: «Benim maksûdum Allâh'tan başka bir şey değil; benim maksûdum Allâh». Manâ verirken bu manâyı verecek ama onun ismi şerîfi «Yâ Allâh»tır. Levvâmenin ismi şerîfi budur. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni Lafzai Celâl ile zikre, tövbeye, ve mülhimeye yükselmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Kıyâmet 75/2; İsrâ 17/23; Bakara 2/222; Tevbe 9/118; Tahrîm 66/8.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Edeb.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü't-Tevbe.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce, Zühd 30, Pişmânlık tövbedir hadîsi.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Tövbe bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, nefsi levvâme bahsi.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Kıyâmet 2 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, nefs ve tövbe bahsi.
- İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Nefis Meratipleri, Nefsi Levvâme bölümü.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Nefsi Levvâme'nin tarîfini (Kıyâmet 75/2), levvâmenin pişmânlık hâlini, pişmân olmanın manevî önemini, eşler arasında tövbeyi, dervişlerin hatâya tövbesini, pinpon topu gibi salınmayı, aile içi sürtüşme ve sabrı, levvâmenin zikri Lafzai Celâl «Yâ Allâh»ı, mürşidi kâmile bağlanmayı ve mülhimeye geçişi, ve tevhîdin «Lâ maksûde illâllâh» manâsını tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Nefis Mertebeleri Sohbetleri