Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefis Meratipleri ·

1. Mertebe — Nefs-i Emmâre (Nefis Mertebeleri)

Bu nefsin 37 katmanı var 37 değişik nefis tecelliyatı var. Bunlar kendi içlerinde bir daha bir daha bölünüyor da bunları anahat olarak 7 emmare levvame mülhime mutlu yıllara diye mal diye. Safiye bu. ...


Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette nefis mertebelerinin birincisi olan Nefsi Emmâre'yi tafsîl eder. Bu nefis genelde Müslümân ama Müslümânlıkla hiç alâkası olmayan kimselerle alâkalıdır. «Lâ ilâhe illâllâh Muhammeden Resûlullâh» demiştir; Müslümândır, biz onun Müslümânlığına bir şey demeyiz, ama nefis olarak o bir Müslümân gibi yaşamaz. Câsiye Sûresi 23. âyeti kerîmede «Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allâh'ın da delâleti hak ettiğini bilerek saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü?» buyurulmuştur. Namâzı görmez, orucu görmez, ibâdeti görmez, harâm helâl tanımaz, hevâ ve hevesine uymuştur. Bu nefis kötülüğü emreden, halkın genelde avâmının nefsidir. Bunlar ilâhî sevgiden, ilâhî muhabbetten yoksundurlar. Hayvânî iç güdüye kendilerini kurbân etmişlerdir. Dışarıdan baktığınızda Âdem, içerden baktığınızda hayvândır. A'râf Sûresi 179. âyetinde «Onlar hayvân gibidirler, daha da şaşkındırlar» buyurulmuştur. Bu nefis sâhibi kendi hevâ ve hevesini ilâh edinir; en doğruyu o biliyordur ondan başka doğru bilen yoktur, ona Kur'ân'dan âyet söylersin inkâr eder, ona hadîsi şerîf söylersin inkâr eder. Bu nefisin tedâvîsi Lâ ilâhe illâllâh tevhîdidir; yeni derviş olmuş kimseye tavsiye edilen zikrullâh budur.

Nefsi Emmâre'nin Tarîfi: Câsiye 23

Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: nefis mertebelerinin birincisi Nefsi Emmâre'dir. Bu nefis genelde Müslümân ama Müslümânlıkla hiç alâkası olmayan kimselerle alâkalıdır. O «Lâ ilâhe illâllâh Muhammeden Resûlullâh» demiştir, Müslümândır; biz onun Müslümânlığına bir şey demeyiz, ama nefis olarak o bir Müslümân gibi yaşamaz. Cenâbı Hak Câsiye Sûresi'nde buyurmuştur: «Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allâh'ın da delâleti hak ettiğini bilerek saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü?» (Câsiye 45/23). Bu âyet Nefsi Emmâre sâhiplerinin durumunu açıkça ortaya koyar.

Hevâ ve Hevesini İlâh Edinme

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: bu nefis sâhibi kendi hevâ ve hevesini ilâh edinir. En doğruyu o biliyordur, ondan başka doğru bilen yoktur. Ona Kur'ân'dan âyet söylersin inkâr eder, ona hadîsi şerîf söylersin inkâr eder, ona doğruyu anlatmaya çalışırsın inkâr eder; seni dinlemez, asla sana paye vermez. Annenizdir, babanızdır, kocanızdır, karınızdır, çocuğunuzdur, etrâfınızda vardır. Dîn ile îmân ile alâkalı bir şey söylediğinizde reddeder. Kendince kendi kafasında kendi dînine tâbî olur. Size Müslümânım diyebilir; bizde îmân metre yok, o kimsenin îmânını ölçelim bizi ilgilendirmez. Ama Kur'ân ve Sünnet'ten ona bir şey söylediğinde reddediyorsa, kendi kafasından bir İslâm dîni oluşturduysa, o kendi hevâ ve hevesini ilâh edinmiştir.

Misâl: Hazreti Peygamber Nasıl Geçti?

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir misâl ile durumu îzâh eder: İzmir'de bir kimse şöyle dedi: «Yâ Mustafâcım, yâ yapma kardeşim. Bak Hazreti Peygamber geçiyordu, orada insânlar içiyorlardı, tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. Hazreti Peygamber onlara baktı sallallâhu aleyhi ve sellem, 'Ümmetim ne güzel keyfediyor' dedi. Dönüşte onların kavga ettiklerini gördü; kavga ettiklerini görünce 'Bu ümmetime harâm olsun' dedi. İçki o yüzden harâm oldu kardeşim. Bir duble içersen, keyfedersen harâm değil.» Bu uydurma rivâyet hevâ ve heveslerini ilâh edinen kimselerin Kur'ân ve Sünnet'in açık nasslarını çiğnemek için ürettikleri tarz misâllerdendir. Bu kimseler harâmı helâl, helâli harâm sayma çabasındadırlar.

Hayvânî Hayât: A'râf 179

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: bu nefis sâhipleri hayvânî iç güdüye kendilerini kurbân etmişlerdir. Hayvânî nefsin tecellîyâtı bunların üzerinde tamâmiyetle oturmuştur. Artık her şeyi hayvanca yaşıyorlar. Dışarıdan baktığınızda Âdem, içerden baktığınızda hayvân. Cenâbı Hak A'râf Sûresi'nde buyurmuştur: «Onlar hayvân gibidirler, daha da şaşkındırlar» (A'râf 7/179). Onlar insân görünümünde hayvândır. Bunlar dünyâya kanmışlar, dünyâya aldanmışlardır. İlâhî sevgiden, ilâhî aşktan mahrûm, tevhîdden habersiz, kendi benliklerine mahkûm olmuşlardır. Dünyânın sefâsına, şatâhâtına dalmış, manevî feyizlerden, ilâhî feyizlerden mahrûm kalmış, kendini kapatmış kilitlemiştir.

Sûreten İnsân, Sîreten Hayvân

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: bunlar haşa görüntüde insân, sûreten insân, sîreten iç âlem ve davranış biçimi olarak hayvândır. Hattâ onlar hayvândan daha aşağı mahlûkât olabilirler. A'râf Sûresi 179'da buyurulduğu gibi hayvândan daha da şaşkındırlar, hayvândan daha da aşağıdadırlar. Onlara hayvân demek hayvânlara hakâret olur. İnsân görünümünde hayvân. İnsânlık ne çekerse bunlardan çeker. Bunların işleri güçleri harâm ve kötülüktür. Bunlar îmân ettik deseler dahî o kötülüklerinden, o hayvânlıklarından aslâ vazgeçmezler. Bir kısım sufîler seyri sülûklarında dördüncü makâmı geçtikten sonra bunların hâllerini görürler; mutmainneden râzıyeye geçince. İnsân bakar ona, Allâhu Ekber, domuz sûretinde, tilki sûretinde, yılan sûretinde görünebilir.

Yûsuf 53: «Nefis Aşırı Kötülüğü Emreder»

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: Cenâbı Hak Kur'ânı Kerîm'de Hz. Yûsuf aleyhisselâmın diliyle buyurmuştur: «Nefsimi temize çıkartmıyorum; çünki nefis aşırı derecede kötülüğü emreder, ancak Rabbimin merhamet ettikleri müstesnâ» (Yûsuf 12/53). İşte «emmâre» ismi tam da bu âyetten alınmaktadır: ennefsü'lemmâre — kötülüğü çokça emreden nefis. Hz. Yûsuf gibi peygamber dahî bu nefsi temize çıkartmazken bizim için onu görmezden gelmek mümkün değildir. İçinizde harâma dâir bir duygu, harâma doğru bir sevkiyât var ise nefsi emmârenin işidir. Harâma dâir içinizdeki duygudüşünce nefsi emmâreye âiddir; ve sizi onu yapar hâle getirdiği anda gâlib geldi size. Anında. Bu öyle bir sıkıntılı nokta ki insân her dâim uyanık olmayı ister.

Hayvânlar Gibi Yaşamak: Parklar ve Bahçeler

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: bunlar hayvânlar gibi yerleriçerler, hayvânlar gibi cinsel ilişkiye girerler, herkesin önünde bunları yapmaktan sakınmazlar. Görürsünüz yollarda, bahçelerde, parklarda. Onu bir özgürlükmüş gibi görürler. Evet hayvânlar gibi özgürsünüz. Hayvânlar nasıl özgürse, özgürsünüz siz de. Neden? Onlar hayvânlar gibi yaşıyorlar. Bu nefisin kendisi kötülüğü emreder. O kimsenin iyiliğe kafası çalışmaz, hayrahasenata kafası çalışmaz. Bu halkın toplum içerisinde aşağı tabakasıdır. Kötülüklerin içerisinde, yanlışlıkların içerisinde dolaşırlar. Nerede harâm var, nerede yanlış var, nerede eksiklik var, nerede noksanlık var, oradadırlar.

Cehennem: Nâziât 37-39

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir uhrevî hakîkati tafsîl eder: nefsi emmâre sâhiplerinin âhirette gidecekleri yer cehennemdir. Cenâbı Hak buyurmuştur: «Azıp dünyâ hayâtını tercîh edenin varıp kalacağı yer cehennemdir» (Nâziât 79/37-39). Bunlar ebedî olarak cehennemde kalırlar; ebedî. Aynı şekilde A'râf Sûresi 175-176'da Bel'am bin Bâûrâ misâli verilmiştir: «Ey Muhammed onlara şu adamın hâlini anlat; biz onlara âyetlerimizi vermiştik, o onlardan sıyrılıp çıktı, şeytân onu peşine taktı, nihâyet azgınlardan oldu». Onlara âyeti kerîme söylendi mi? Evet. Hadîs anlatıldı mı? Evet. Dîn anlatıldı mı? Evet. Onlar bildikleri hâlde âyetlerden sıyrılıp çıktılar, dîni terk ettiler. Kur'ân ve Sünnet'in doğrularını terk edince şeytânın peşine takıldılar.

Bir Fiilde İki Yol: Şeytân ya da Rahmân

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir kâideyi tafsîl eder: bir fiiliyâtta, bir hareket de, bir sözde, bir davranışta, bir düşüncede, bir niyette ya şeytânın peşindesinizdir, ya da Rahmân'ın peşindesinizdir. İkisinden biridir, ortası yoktur. Yâ Kur'ân-Sünnet'e uyarsın, ya da şeytâna uyarsın; ikisinden birisidir, ortası yoktur, hiçbir zamân. Yemek yiyorsun: ya şeytâna uyarak yersin, ya Allâh'a uyarak. Besmele şerîfe çekip hamd ederek yersen Allâh'a uydun. Besmelesiz patır kütür yedin, hamd etmedin; ne yediğin, ne içtiğin belli değil; o şeytâna uydu yemeği yedi. Hamd etmedi, şükretmedi, nî'metleri vereni görmedi.

Müminlere Düşmanlık

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: bu nefis sâhipleri hak ve hakîkat noktasında duran kimselere düşmân olurlar. Nefsi emmâreye zebûn olan insânlar müminlere düşmân olur, Kur'ân'a düşmân olur, Allâh'a düşmân olur, dîn ve dînden olan şeylere düşmân olur. Bunlara laf söyler, bunları eleştirir, alaya alır. Bir adamın kafasında bir sarık görür alaya alır; nefsi emmâreye kul olmuş adam. Dîn ile alâkalı herhangi bir şeyi alaya alan küfre düşer; emmârenin işidir. Sen onu hoca görürsün, hâcı görürsün, şeyh görürsün, mürşid görürsün, âlim görürsün, allâme görürsün — değil kardeş. Kur'ân ve Sünnet ile sâbit olan bir şeyi inkâr ediyorsa, alaya alıyorsa, hafîfe alıyorsa, nefsi emmârededir, küfür ehlidir, ebedî cehennemliktir.

Dînden Para Kazanma

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: dînden para kazanırlar, nefsi emmârenin işidir. Dînen para kazanır, dervişlikten para kazanır, şeyhlikten para kazanır, hocalıktan, hâcılıktan para kazanır. Bunlar nefsi emmârenin yolundadır. Bunlar Hak dostlarının düşmânıdır, hak ve hakîkatin düşmânıdır. Bunların velîleri şeytândır, şeyhleri şeytândır, dostları şeytândır, arkadaşları şeytân veya şeytânın kulu kölesi olanlardır. Bunlar başka kimselere dostluk yapmazlar.

Kalbin İlk Hastalığı: Şehvet

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: nefsi emmârede olan bir kimsenin kalbine inen ilk hastalık şehvettir. Bakın, şehvet bir açıdan haktır: bir erkek nikâhlı karısına şehvetle yaklaşır, bir kadın nikâhlı kocasına şehvetle yaklaşır; burada şehvet onun için ibâdettir. Helâline şehevî arzularla yaklaşmak ibâdettir. Bir kadın kocası onu istiyorsa cevâb vermekle mükelleftir. Bir kadın kocasını arzu etti istedi, erkek de ona cevâb verecek. Erkek cevâb veremiyorsa diyecek «Bende bir rahatsızlık var, beş ay altı ay müsâade et, ben rahatsızlığımı tedâvî edeyim». Olmuyorsa eşine diyecek «Ben bu noktada iktidârsızım, beni boşayabilirsin». Sebep? Çünki şehevî arzularına ve isteklerine cevâb bulamayan insânın harâma düşme tehlikesi çok büyüktür. Bekâr kızı ve oğlu olanların hızla onları evlendirmeleri emredilmiştir. Bekâr bir oğlukızı olan kimse, oğlu veya kızı «Beni everin» derse onu aslâ ve aslâ öteleyemez; ötelediği her gün için günâhı kebâire girer.

Şehvetten Sonra Öfke, Kibir, Zulüm

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir nefsî silsileyi tafsîl eder: şehvetin peşinden öfke başlar. Şehvet yanında öfkeyi getirir. O kimse şehevî duygusunu tatmin edemezse öfkeli olur. Bayanı da aynı şekilde adamdan cevâb alamazsa öfkelenir. Bu öfkeden sonra nefsi emmârenin peşinden gelen kibir, çekememezlik, zulüm. Nefsi emmâredeki kimse zulüm eder. O kimsede Kur'ân ve Sünnet'in dışında tutkular olur. Bize çok mâkul görünür: adam av meraklısı; tutkulu adam, av yapacak adam. Ava meraklı olduğu kadar Kur'ân-Sünnet'e meraklı değildir. Hobiler edinmiş; dîn diyânet Allâh getire, o hobilerden dolayı.

Nefsi Emmârenin Penceresi: Göz

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tespit yapar: nefsi emmârenin en önemli dışa açılan penceresi gözdür. O kimse gözünü harâmdan uzak tutacak. Önce kalbe inen duyguları söyledim. Kalpte birincisi şehvettir; o kimse şehvetine düşkün olur. Ardından öfke devâm eder. Sonra kibir oturur kalbine, çekememezlik oturur, zulüm oturur, değişik dünyevî tutkular oturur. O göz harâma baka baka, harâmla iştiğâl ede ede o kendi kalbini karartır. Kalbi kapkara olur. Ne yazık ki onun kalbi mühürlenme noktasına gelir. En değerli şeyleri çöpe attı, en kıymetli sevgileri hebâ etti.

Evlilikte Şehvete Sınır: Acele Evlendirmek

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir içtimâî hakîkati tafsîl eder: kız dese ki babasına veya annesine «Annebabama söyle, beni evlendirsin»; baba evlendirmekle mükelleftir. Oğlan dese ki annesine babasına «Beni evlendirin»; hızla evlendirmekle mükelleftirler. Zorla evlendirmek yok, biliyorsunuz, ama «Beni everin» derse hızla evlendirilecek. Sebep: çünki nefsi emmâre insâna şehvânî duygulardan vurur ilk önce. İlk önce vurduğu yer orasıdır. Kalbi parçalar, kalbi dağıtır, kalbin içerisindeki manevî ne varsa hepsini yıkar, hepsini târumâr eder, hepsini bozar. O yüzden evlenemeyene oruç tavsiye etmiştir; dînin yarısıdır çünki. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Ey gençler topluluğu, içinizden evlenmeye gücü yetenler evlensin; çünki bu, gözü daha çok korur, ferci daha çok muhâfaza eder. Buna gücü yetmeyen ise oruç tutsun; çünki oruç onun için bir kalkandır» (Buhârî, Nikâh 2; Müslim, Nikâh 1). Bu hadîsi şerîf nefsi emmârenin şehvet sıkıntısına en muazzam çâreyi gösterir.

Pinpon Topu Gibi Salınma

Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî tahlîli tafsîl eder: bir kimse kâh emmârede, kâh levvâmede arada salınır gibi olabilir. Top bir o sahada, bir bu sahada. Yarı zamânını emmârede geçirir, yarı zamânını levvâmede. Hattâ uyandırılmaya açık bir kimse, üzerinde Allâh'ın lutfu bulunan bir kimse Lâ ilâhe illâllâh tevhîdine sımsıkı sarılırsa, ders alırsa, mürşidi kâmile bağlanırsa, hızla bu nefsten kurtulup levvâmeye, oradan da mülhimeye yükselebilir. «Hatta o böyle levvâmede bile az kalır, çok uzun durmaz» — çünki nefis bir üstâda bağlı bırakmaz insânı; kolay kolay çok zorlar. Üstâda sımsıkı bağlanırsa anında mülhimeye geçer; günâhı kebâirlerden kendini arındırırsa anında. O durmaz.

Tedâvî: Lâ İlâhe İllâllâh

Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî tedâvîyi tafsîl eder: bu nefisin tedâvîsi, bu nefisin zikri Lâ ilâhe illâllâh'tır. O kimse îmân edip farzları yerine getirip Lâ ilâhe illâllâh tevhîdine devâm edecek; zikrine devâm edecek. Onun zikrullâhtaki karşılığı budur — Lâ ilâhe illâllâh. O yüzden yeni derviş olmuş, yeni sufîliğe adım atmış bir kimseye tavsiye edilecek zikrullâh budur. Böyle bir kimseyle karşılaştığınızda ona söyleyeceğiniz şey: «Kardeş, Lâ ilâhe illâllâh'a devâm et». O çünki nefsinin zebûnu olmuştur. Durduğu makâm hayvânî bir makâmdır; insânî değildir. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni nefsi emmâreyi terketmeye, Lâ ilâhe illâllâh tevhîdine sımsıkı sarılmaya, ve mürşidi kâmilin terbiyesinde nefsini ıslâh etmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder. Bir insân nefsi emmâre, levvâme, mülhime, mutmainneye çıkıp aşağıya doğru tekrâr emmâreye düşer mi? Evet. Onun için her dâim teyakkuzda olmak; Hz. Dâvûd'a buyurulduğu gibi: «Ey Dâvûd, uyanık ol».

  • Kur'ânı Kerîm: Câsiye 45/23; A'râf 7/175-176, 179; Nâziât 79/37-39; Yûsuf 12/53; Furkân 25/43-44; Şems 91/7-10.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'r-Rikâk.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü't-Tevbe.
  • Süneni Ebû Dâvûd.
  • Süneni Tirmizî.
  • Süneni Nesâî.
  • Süneni İbn Mâce.
  • İmâm Mâlik, Muvatta.
  • İmâm Ahmed, Müsned.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Acâibü'l-Kalb ve Riyâzâtü'n-Nefs.
  • İmâm Gazzâlî, Kîmyâ-yı Saâdet.
  • İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, nefsi emmâre bahsi.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Yûsuf 53 ve Câsiye 23 tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
  • Hz. Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, nefs bahsi.
  • İbnü'l-Arabî, Fütûhâtı Mekkiyye.
  • Mustafâ Özbağ Efendi, Nefis Meratipleri, Nefsi Emmâre bölümü.

Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Nefsi Emmâre'nin tarîfini (Câsiye 23), hevâ ve hevesini ilâh edinmeyi, hayvânî hayâtı (A'râf 179), sûreten insânsîreten hayvânı, ebedî cehennemi (Nâziât 37-39), şeytân ya da Rahmân yolunu, müminlere düşmânlığı, dînden para kazanmayı, kalbin ilk hastalığı şehveti, şehvetten sonraki öfkekibirzulüm silsilesini, nefsin penceresi gözü, ve tedâvînin Lâ ilâhe illâllâh olduğunu tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Nefis Mertebeleri Sohbetleri