Cihâd-ı Ekber: Nefisle Mücâdele Mürşid-i Kâmile İntisâbın Zarûreti Nefsin İnce Oyunları, ve Üstâda Bağlılık Sûfînin Edebi: Her Yerde, Her Hâlde Hak, ve Hakikati Konuşmak
Kaynaklar
Nefsin İnce Oyunları, ve Üstâda Bağlılık Sûfînin Edebi: Her Yerde, Her Hâlde Hak, ve Hakikati Konuşmak
Kaynaklar
Hak, ve Hakikati Konuşmak
Kaynaklar
Bu en büyük cihâd, târih boyunca insanların imtihân alanı olmuştur. Hz. Âdem’den itibâren nefisteki mücâdele, hep müminlerin önüne konmuştur. İnsanlar gün gelmiş nefislerini öne geçirmişler, dinlerini küçültmüşlerdir; gün gelmiş dinlerini öne geçirmişler, nefislerini küçültmüşlerdir. İşte tasavvuf, ve tarîkat bu mânâda şerîat bize hep nefis terbiyesini, ve nefisle mücâdeleyi emreder.
Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri Hakkında
Cihâd-ı Ekber: Nefisle Mücâdele
Mürşid-i Kâmile İntisâbın Zarûreti
Nefsin İnce Oyunları ve Üstâda Bağlılık
Sûfînin Edebi: Her Yerde, Her Hâlde
Hak ve Hakikati Konuşmak
Nefsin ince oyunları, nefsin ince tezgâhları, nefsin ince giriş-çıkışları — ancak, ve, ancak bir üstâdın ferâsetiyle, bir mürşid-i kâmilin ferâsetiyle anlaşılır, ve anlamı olur. Hz. Abdülkādir Geylânî buyurmuştur: “Bir kimsenin üstâdı yoksa, onun üstâdı şeytandır.” Muhakkak nefisle mücâdelede bir üstâdın terbiyesinden faydalanması gerektiğini beyân etmiştir.
Eğer bir kimse mürşid-i kâmilin terbiyesini almıyorsa, edebini, ve âdâbını almıyorsa, asla, ve asla o nefis terbiyesinde ince noktalara ulaşamayacak, ince perdelere geçemeyecektir. Çünkü nefis ona bâzı şeyleri çok iyi yaptığını gösterecek; kendisini çok faziletli, çok himmetli, çok kıymetli gösterecek; bâzı noktalarda gerçekten ermiş olarak gösterecek — nefis onu aldatacaktır.
Bugüne kadar bir üstâda intisâb etmeden, o üstâdın eğitimini, ve öğretimini almadan nefis mücâdelesinin içinden çıkan kimseler hemen hemen yok denecek kadar azdır. O yüzden insanlara muhakkak bir Peygamber vârisi velînin eğitimine tâbî tutulmaları istenmiştir.
Eğer bir kimse üstâdının edep, ve âdâb dâiresine uymuyorsa, kendi nefsinin çizgisini bulmuştur. Kendi nefsinin çizgisine uyan kimse, görüntüde üstâda tâbîymiş gibi olur; ama asla, ve asla üstâda tâbî olmamış olur. Bu mânâda o kimsenin her hâliyle üstâdına intisâb etmesi, her hâliyle üstâdının ahlâkıyla hâllenmeyi kendisine düstûr edinmesi gerekir.
Yapamıyorsa, ve üstâdına karşı muhabbeti yoksa, kendi içerisinde gizli bir muhâlefeti varsa, ve o muhâlefetini susturamıyorsa — o kimsenin yolda durmasının bir anlamı yoktur. O kimse helâlliğini alıp kendisine bir yol biçmeli; muhâlefet edemeyeceği bir kimseye bağlanmalı. Ama insanın nefsi, hakîkate hep muhâlefet eder — bu da unutulmaması gerekir.
Sûfî, dilinden, gözünden, elinden, ayağından, kalbinden — neresinden ne çıkacaksa — hepsi Kur’ân, ve Sünnet dâiresinde olmalı, hepsi edep, ve âdâb dâiresinde olmalıdır. Eğer edep, ve âdâb dâiresinde olmadıkça, Kur’ân, ve Sünnet dâiresinde olmadıkça, o kimse üstâdının çizgisinde değildir.
Sûfî evinde, işinde, çarşıda, sokakta — kendisini tanıyan tanımayan — her nerede yaşıyorsa orada edep, ve âdâbını muhâfaza etmelidir. İnsanlar arasında güneş gibi olmalı; insanlara yumuşaklıkla, hilimle davranmalı; insanları kaynaştırmalıdır.
Nefisle mücâdelede kendini kaybetmiş kimseler — insanlara bağırıp çağıranlar, gösterişe düşenler, kibire düşenler, kendini bir şey zannedenler — ne yazık ki nefisleriyle olan mücâdeleyi kaybetmişlerdir. İşte sûfîlik, bu nefisle mücâdele etme yoludur; bu nefiste savaşma yoludur.
Hakîkati savunamıyorsanız, sûfîlik noktasında bayağı sıkıntılı bir dâiredesiniz demektir. Hakkı, ve hakîkati konuşmak, hakkı, ve hakîkati haykırmak — dervişin en önemli, sûfînin en önemli ölçüsü olmalıdır. Hak, ve hakîkat noktasında sûfînin önünde hiçbir engel olmamalıdır.
Eğer hak, ve hakîkatten saparsa, o kimse hidâyete erişemeyecektir. Kibir varsa, o kibirliyle asla cennete gidemezsin. Cenâb-ı Hak, hakîkati gönlüyle kabûl edemeyenlere hidâyet eder, muhâfaza eder — yeter ki kendisini hak, ve hakîkate devâm ettirsin.
Hadîs: Cihâd-ı ekber — Beyhakî, ez-Zühd: “Küçük cihattan büyük cihâda dönüyoruz.” (Nefisle mücâdeleyi en büyük cihâd olarak tanımlayan rivâyet)
Hadîs: Üstâdı olmayan — Hz. Abdülkādir Geylânî’ye nisbet edilen söz: “Bir kimsenin mürşidi yoksa, onun mürşidi şeytandır.”
Kur’ân-ı Kerîm: Şems Sûresi, 91/9-10 — “Nefsini arındıran felâha ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.”
Hadîs: Kibrin tehlikesi — Müslim, Sahîh, “Îmân”, 147: “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.”
Kaynaklar
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin “296. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri” başlıklı sohbetinden derlenmiştir.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı