Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Arabide Fusus Okumaları ·

22. Fususul Hikem Okumaları Muhiyiddini Arabi

Bu sorular iletilmesinin programın akışında canlı olarak internetten izleyenler sorularını sormak ister se535 627 71 45 numaralı telefon numarasını. WhatsApp'tan. Sonra. WhatsApp'tan sorularını. İsim ...


Nûh Aleyhisselâm’ın Peygamberliği ve Tufan

Fusûsü’l-Hikem’in üçüncü fassı Nûh aleyhisselâm’a ayrılmıştır; bu fassta suyun hikmeti işlenir. Şît aleyhisselâm’ın ardından Adem neslinin giderek sapkınlaşmasıyla putperest bir kavme Allah, Nûh aleyhisselâm’ı gönderdi. Nûh aleyhisselâm elli yaşında peygamberlikle görevlendirilmiş; bazı rivayetlere göre 950 yıl boyunca ümmetini Hakka davet etmiş, gemiciliğin ve deniz biliminin piri olarak da anılmıştır.

Nûh aleyhisselâm’ın kendi oğlu ve bir rivayete göre hanımı imana gelmedi. Oğlu tufandan kurtulmak için bir dağa sığınmaya kalkışınca Nûh aleyhisselâm onun için şefaatte bulunmak istedi; Cenâb-ı Hak “O senin ailenden değildir, zira onun yaptığı kötü bir iştir” (Hûd, 46) buyurarak bu davayı reddetti. Buradan İslâm fıkıhçıları önemli bir hüküm çıkarmıştır: îmân etmeyen kimse, kan bağı ne denli yakın olursa olsun ailenin manevî bir ferdi sayılamaz; aile bağının kurucu unsuru îmân ve ortak değerlerdir.

Dokuz yüz elli yıllık uzun bir tebliğ döneminin sonunda Nûh aleyhisselâm beddua etti: “Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiçbir yurt edinen bırakma!” (Nûh, 26). Cenâb-ı Hak’kın “artık bundan böyle kimse iman etmeyecek” (Hûd, 36) bildirisi gelince tebliğ sona erdi ve gemi yapımına başlandı. Tufan geldiğinde gemiye yalnızca seksen kadar mü’min bindi — asrın en uzun peygamberliğinin hasadı bu kadardı.

Tenzih-Teşbih Dengesi: İbn Arabî’nin Kritik Uyarısı

İbn Arabî, sırf tenzihe takılıp kalanları ince bir eleştiriye tabi tutar: Cenâb-ı Hak’kı “hiçbir şeye benzemez” diyerek her şeyden tenzih etmek, paradoks olarak onu bir kayde, yani sınıra bağlamak demektir. Tenzihin kendisi de bir kayıttır; “bütün her şeyden tenzih ederim” dediğinizde mutlaklık kaydını O’na iliştirmiş olursunuz. Bu yüzden hakikat ehli nazarında yalnızca tenzihte kalmak edep dışıdır.

Kur’ân-ı Kerîm (İsrâ, 44; Haşr, 24) hem teşbihi hem tenzîhi hem de tesbîhi bir arada zikreder: göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tenzih, teşbih ve tazim eder. Bu üçü birlikte sağlıklı bir mârifetin temelidir. Sadece tenzihe saplanıp kalan kimse, îlâhî hükümlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını inkâr edenler gibidir; teşbihi attığı için hakikatin bütünlüğünden mahrum kalır.

İbn Arabî’ye göre arif olanlar tenzih saplantısına düşmezler. Onlar Cenâb-ı Hak’kın, kendi zuhurunu irade ederek sıfatlarına büründüğünü ve bu sıfatlar aracılığıyla tanınabilir hale geldiğini bilirler. Tenzih ile teşbihi dengeleyen bir bakış, Allah’ı hem aşkın hem içkin olarak kavrar; bu kavrayış gerçek muvahhitliğin kapısıdır.

Üç Âlemde İsimlerin Farklı Tecellîsi

Bir isim veya eşyanın ruhlar âlemindeki tecellîsi, misal âlemindeki tecellîsi ve şehâdet âlemindeki tecellîsi birbirinden farklıdır; ancak üçünde de zuhur eden Allah’tır. Bu üç mertebe üç ayrı âlemin dilini konuşur; bununla birlikte her mertebede bilinen ve tanınan yine Cenâb-ı Hak’tır.

Bunu en güzel örnekleyen rivayetlerin birisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in mirac gecesindeki süt-şarap teklifdir. Cebrail aleyhisselâm süt ve şarabı ikram edince Efendimiz sütü tercih etti; Cebrail bunun fıtrat üzere kalmak anlamına geldiğini söyledi. Misal âlemindeki süt, şehâdet âleminde ilme tevil olunmuştu; şarap ise zevk ve sefaya işaret ediyordu. Aynı şekilde hayırlı bir amelin misal âlemdeki sureti yağmur olabilir; yağmur şehâdet âleminde toprağı bereketlendiren sudur.

Dil, İşârî Tefsir ve Kelime Haznesi

İlâhî şeriatlar avamın diliyle iner; ancak onların içinde havassa ait işaretler ve hakikat ehline ait derinlikler gizlidir. Kur’ân-ı Kerîm Arap diline göre indirilmiştir (Yusuf, 2; İbrahim, 4); fakat bir yerde nüzûl ettiği toplumun avamının dili bu olsa da havassın o dili işaret düzeyinde kavrayabilmesi için farklı bir yetkinlik gerekir.

Bursa Ulu Camii’nin açılışında rivayet edilen Somuncu Baba menkıbesinde Fâtiha’ya yedi farklı mana verilmesi bu gerçeği simgeler: birinci mana herkese açık, ikinci mana okuyanlar için, dördüncü mana kalp ehlinin erişebileceği noktadır; altıncı mana gökteki meleklere, yedinci mana ise yalnızca peygamberlere ve büyük ariflere aittir. Bu, Kur’ân’ın yedi harf ve yedi kıraat üzerine indirilmesinin derin bir boyutuna işaret eder.

Ne var ki bugün İslâm dünyasında yaklaşık üç yüz yıldır yeni bir işârî tefsir kaleme alınmamış, İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân’ından bu yana bu sahada ciddi bir eser ortaya çıkmamıştır. Bunun yanı sıra toplumun kelime haznesi gün geçtikçe daralıyor; insanlar duygularını kelimelerle değil emoji ile ifade eder hale geliyorlar. Dilini kaybeden insan düşüncesini de kaybeder; bu da insanlıktan uzaklaşmanın belirtisidir.


Soru-Cevap

Soru: Her birimizin üç âlemde farklı anlamları mı vardır? Her birimizin ayrı gök ve yer ehli mi var?

Cevap: Bir eşyanın ya da ismin ruhlar âlemindeki, misal âlemindeki ve şehâdet âlemindeki tecellîleri farklıdır; ancak bu farklılık içinde zuhur eden hep aynı hakikattir. Kişinin ruhlar âlemindeki sureti şehâdet âlemindekiyle aynı olmayabilir. Bununla birlikte her üç mertebede de zuhur eden Allah’ın isim ve sıfatlarıdır. Bu üç boyutu bilmekle mükellef olmaktan ziyade, “nefsini bilen Rabbini bilir” hadisindeki derinlik bu üç mertebeye doğru giden kapıyı aralamaktadır.

Soru: Rüyada Peygamber Efendimizi farklı surette görmek mümkün müdür?

Cevap: Evet. Bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyada farklı suretlerde görebilir; bu suretlerin farklı olması rüyanın gerçekliğini zedelemez. Zira şehâdet âlemindeki suret ile ruhlar âlemindeki suret aynı olmak zorunda değildir. Hz. Peygamber’in rüyada görülmesi konusundaki hadis-i şerifler bunu destekler. Bu meselenin daha geniş boyutları metafizik bir araştırma konusudur.


Kaynaklar

Âyet: “O, senin ailenden değildir; çünkü o, sâlih olmayan bir iş yapmıştır. Bilmediğin şeyi benden isteme.” — Hûd Sûresi, 46

Âyet: “Biz Nûh’u kavmine gönderdik; o, bin yıldan elli yıl eksik bir süre aralarında kaldı.” — Ankebût Sûresi, 14

Âyet: “…ona daha iyi anlasınlar diye kavminin diliyle gönderildik.” — İbrâhîm Sûresi, 4

Âyet: “Yedi kat göklerdeki ve yerdeki her şey, Allah’ı tenzih eder.” — İsrâ Sûresi, 44

Kaynak: Nûh Fassı — tenzih-teşbih dengesi ve üç âlemdeki tecellî — Muhyiddîn İbn Arabî, Fusûsü’l-Hikem


Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 22. Fusûsü’l-Hikem Sohbeti kaydından yazıya aktarılmış ve tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video kaydı: https://www.youtube.com/watch?v=_RY4JS9gEy4

İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Ruh, Aşk, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı