Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #75 — Mesnevî 1920. Beyt: Beytullâh’ı Tavâf, Hz. Muhammed’in Nûrâniyeti ve Sevgi-Eylem Birliği

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #75 — Mesnevî 1920. Beyt: Beytullâh’ı Tavâf, Hz.…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 1920. Beyt: «Hz. Pîr Diyor ki» — İnsan-Hayvan Ayrımının İzâhı

beyt okumuşuz 1921’den devam ediyoruz İnsanoğlu perinin namesini işitmez. Çünkü perilerin sırlarına yabancıdır Gerçi perinin namesi de bu alemdedir. Ama gönül namesi her iki sesten de yüksektir. Zira peri de insan da mahpustur İkisi de bu bilgisizlik ve gaflet zindanındadır Peri dediği malum cinliler Tabi bazıları peri ismini kullanır Bazıları cin ismini kullanır. Ama genelde cinni dediğimizde hepsini de içine alır. Ama velakin peri cinlilerin dişisine denir Herkes insandır. Ama normalde dişisine kadın deriz ya Bu da onun gibi, hepsi de cinlidir. Ama velakin dişisine peri denir. O yüzden genel olarak eski Türkler peri ismini kullanırlar Tabi bu cinlilerin varlığı da malum Kur’ân’la ve sünnetle sabit Bu normalde gözle görülebilen, elde tutulabilen varlıklar değillerdir.

Normalde Hakkında

O yüzden sadece vahye dayalı bir bilgi söz konusu insanlarda Ehli Sufi ve peygamberlerde öyle değil. Ama insanlar açısından cinni taifesinin varlığı vahye dayalı Vahyi Kur’ân-ı Kerîm’de meşhur cin suresi de var. O yüzden biz cinni taifesinin varlığını eğer ki manevi bir hal yoksa manevi bir o kimsede perde yok ise vahyi ile sabit Normalde tabi akıl perestler için cinni taifesi yok hükmünde Neden? Onlar çünkü akli olarak bir delil isterler vahyin haricinde gözle görecekler, elde tutacaklar Koşu cinni taifesini de görseler akılları kalmaz onların da. Ama normalde akli olarak öyle bir şey düşünürler kendilerince akli olarak ispat edilmesinin gerekirler Biz tabi Müslümanlar için herhangi bir yoruma gerek kalmaksızın Kur’ân-ı Kerîm’de var olduğundan dolayı âyet olduğundan dolayı Biz cinnilerin varlığına kesin iman ederiz Cinni yok derse bir kimse o da küfür ehli olur böyle cin min yok böyle uyduruyorsunuz filan öyle bilgi işler çıkıyor ya Öyle bir kimse derse de bu normalde küfür olur çünkü ayetle sabittir Bazı böyle kendisini Müslüman alim gibi gösteren veya araştırmacı gibi gösterenlerin böyle azda olsa çıkıyorlar böyle onlar işte bu âyet-i kerimi ondan sonra kendince farklı farklı yorumlamaya çalışıyor Farklı farklı yorumlamaya çalışıp cinni taifesinin âyet muhkem olmasına rağmen olmadığına oradan farklı manalar çıkarmak gerektiği gibi saçma sapan şeyler söylüyorlar Bu son zamanlarda ne yazık ki böyle saçma sapan konuşanlar ayetleri eğip bükenler ayetlere farklı manalar vermeye çalışanlar Böyle Diyanet’te de var bu normal ilahiyatçılarda da var Bunları önceden Müslüman Müslümana taş atmasın.

Müslüman Müslümana laf söylemesin diye susuyordum ama bu iş çığırdan çıkıyor artık böyle şeyden zivaneden çıktı hesabı Mesela Cuma hutbesini dinliyorsun bugün Cuma hutbesinde normalde namaz sizi kötülüklerden aldı koyar Allâh’ı zikir en büyük iştir ayeti kerimesini Allâh’ı zikir demiyor namaz en büyük zikirdir diyor çarpıt diyor böyle kendi kendime dedim ki ne hale geldik o zikir kelimesini kullanmak istemiyorlar dahi artık böyle çarpıtmanın son hattesine geliyorlar Bu ahir zaman elhamdülillah o yüzden normalde cinlilerle de alakalı böyle saçma sapan konuşanlar var ayetle sabit olduğu için ve muhkem âyet dediğimiz müteşâbih değil bu muhkem âyet olduğundan üzerinde neden muhkem olduğunu özellikle söylüyorum Kendi kendilerinin üzerinde bir oynamaya yapmasına biz böyle anladık biz bunu böyle idrak ettik bu doğru değil muhkemlerin üzerinde böyle değilir müteşabihlerin üzerinde bunu yapabilirler onu da tartışmak yasaklanmış zaten kalbi eğri olan kalbi gevşek olanlar müteşabihlerin üzerinde tartışırlar diyor.

O yüzden muhkem âyet bunun üzerinde tartışılacak bir şey yok. Hazret-iPir cinlilerin de insanların da bu alemde biz sufice bunu konuşacak olursak arabi açısından şehadet aleminde mevcut bu alemin varlıkları bu şehadet aleminin içerisinde bir sürü tabi varlık var. Cinliler de normalde yedi kavimdir ayrı ayrı her kavmin içerisinde ayrı ayrı kavimler vardır. Bunları kitaplarda okumanız mümkün değil. Onlar normalde birçok cinni tayfesi var. O tayfalar da kavim kavimdir. Onların içerisinde de böyle aynı işte insanlar nasıl kimisi Türk, Kürt, Laz, Çerkez diyoruz ya bu tip hepsi de insan mı insan. Cinni tayfesi de öyle mesela şeytan da cinni tayfesi ama onların da içerisinde kavim kavim. Farklı farklı.

O kavimlerin Müslüman olanları var Müslüman olmayanları var. Müslüman olanların içerisinde gerçekten ehli sufi olanlar var olmayanlar var. Böyle onlar da farklı farklı böyle hayat standartında. Ama normalde bu şehadet aleminin yaratılış fıtratı vardır. Onların yaratılış fıtratı ile insanların yaratılış fıtratı veya diğer varlıkların yaratılış fıtratları yaratımı olarak aynıdır, yaratılış olarak farklıdır. bunu yaratıma Allâh yarattı, bunun yaratılış fıtratı ayrıdır. Bunun üstündekini de Allâh yarattı, bunun da yaratılış fıtratı ayrıdır. İşlevleri de ayrıdır. Eşyanın hakikati dediğimiz bunun işlevi ayrıdır, bunun işlevi ayrı, içindekinin işlevi ayrı. Yaratan bir tane yaratılış fıtratları farklı.

Bu da cinni tayfesi de aynı bu alemin bir varlığı aynı alemin varlıklarıyız. İnsanlar da cinni tayfesi de öbür bazı varlıklar var. O varlıklar da bu alemin şehadet aleminin varlıkları. Melekler de şehadet aleminin varlıkları. normalde bu hepsi de bu varlık aleminde tecelli eden şeyler. Şimdi böyle olunca normalde hepsi de aynı şehadet aleminin varlıkları. biz aynı şehadet aleminin varlığı olmamıza rağmen melekleri göremiyoruz. Örneğin cinni tayfesini göremiyoruz. Cinni tayfesinden olan şeytanı göremiyoruz. Veyahut da diğer başka varlıklar var, o varlıkları göremiyoruz. Ama biz aynı şehadet aleminin varlıklarıyız halbuki. Tabiri caizse burasını böyle bütün varlık olarak düşünün. İçerisinde birçok var olmuş olan mahlukat var, yaratılan mahlukları.

Ama biz görmüyoruz insan olarak. Hz.


Cin ve Mü’minin Ev İçinde Manevî Etkilenmeler — «Cinni Yakalayabilirim Düşüncesi»

Piri de onu diyor. normalde diyor ki insanoğlu perinin namesini işitmez. Çünkü perilerin sırlarına yabancıdır. biz normalde bir cinni tayfesinin konuşmalarına aşina değiliz. Konuşmalarına aşina olmamamızın sebebi biz onların sırlarına vakıf değiliz. Oysa cinni tayfesi sır mı değil. Gayp mı o da değil. Ama biz onlara vakıf değiliz. Vakıf olanlar oluyor mu? Evet. Bak vakıf olanlar oluyor mu? Evet. Biz vakıf mıyız? Değiliz örneğin. Vakıf olmayan için ne olmuş oldu? O bir gayp hâlemi oldu onun için. O bilmeyen bir şey oldu, sır oldu. Vakıf olan için sır değil. Hz. Piri de diyor ki insanlar büyük bir çoğunluğu bu perilerin sırlarına yabancıdır. Gerçi perinin de namesi bu âleme aittir. onların da konuşmaları, onların da sözleri normalde bu âleme aittir.

Mesela ben böyle bakıyorum şimdi birinin mutfak penceresinden iki tane kumru. Birbirleriyle gagalışıyorlar, ötüyorlar birbirlerine böyle şey yapıyorlar. Dedim ki kendi lisanıyla konuşuyor mu? Konuşuyor. Ondan sonra baktım dedim ki erkeklerin işine bak dedim ya hep tripiyor dedim. Hep dişilerin etrafında dolanıyor boyuna dedim. O da o daldan o dala koşuyor. Ya ne koşuyorsun, ne koşturturuyorsun dedim arkandan. Ellerine mi koşturturma işte. Koşuyor arkandan. O yok naz ediyor o da. O gidiyor bir de cik yapıyor arkaya. gel peşimden. O garibim de ne yapsın? O da onun peşinden gidiyor. Ben de ona diyorum gitme. Öyle gitme ya. Gitme diyor mu gelecek senin yanına. Öyle bana bakıyor böyle böyle. Ne bakıyorsun dedim böyle böyle.

Sözümü dinle gitme. Dur durduğun yerde dedim. Durdu. Dişi geldi bu sefer yanına. Demedim mi sana dedim. O duyuyor duymuyor. Bilmiyorum artık. Sonuçta ben konuşuyorum. Şimdi onlar kendi aralarında konuşuyor mu? Konuşuyor. Şimdi kendi arasın desen ki dışarıda bunlar kendi aralarında konuşuyor. Kafayı mı yedin ya ne alakası var da. Oysa onların da bir nameleri var mı? Konuşma dilleri var mı? Var. Bütün hemcinslerin kendi aralarında konuşma dilleri var. Ama bizde o kulak yok duyalım. Öyle ya. Otur bakalım sordum sarı çiçeğe. Annen baban var mıdır? Çiçek dedi ki derviş baba. Annen baban topraktır. Şimdi biz bunu ilahi olarak dinliyoruz. Harika söylüyoruz. Kardeş sen bir sarı çiçekle konuştun mu? Hayır.

Sen ne yaptın? Papağan gibi boyuna sordum sarı çiçeğe diyorsun. Git bir papatyalar konuş bakalım. Bir bahçende veya terasında bir gül ek. Gülle konuş bakalım. Veya bir karanfil ek. Karanfil ile konuş. Veya bir bitki ek. Git onunla konuş. Bak düzgün çık. Ona göre beni mahcup etme. Neye ihtiyacın varsa söyle. Suysa su, topraksa toprak, gübreyse gübre. İlaçsa ilaç söyle. Tamam o da söylesin. Onun olsana İdirden Fatih’i ara. Fatih bunların ilaçlanması lazım. Böceklenmişler. Bak böcekler böyle. Onlar da tam teşkilat sanki Bursa’ya ilaçlayacaklar. Öyle geliyorlar. Allâh razı olsun. Sonra mahalledekiler diyorlar buraya da ilaç diye ver. Tamam mahallenin ilaç mekanizması bizde olacak. Fatih hazır mı ilaçlarken?

Geldi deme zamanı. Tamam. Ne yapsınlar? Onlar da benim gibi deli baş bir adamla iletişmişler. Uğraşıyorlar. Şimdi bu alemin hepsi de çiçeği de böceği de kuşu da atı da devesi de bu aleme mi ait? Evet. Hepsinin de kendine ait bir lisanı bir konuşması var mı? Anlaşması var mı? Var. Biz duyuyor muyuz? Duyuyoruz. Peki. Duyduğumuz halde duyduklarımızı anlıyor muyuz? Hayır. Hayır. Çünkü biz perilerin cinlilerin sırrına aşına değiliz. Aşına olanlar olmuş mu? Olmuş. Sahabeden örnekler var. Ebu Eyyubi el-Ensari’den şöyle rivayet edilmiştir. Bir hurmalık vardı. Bu hadîs-i şerife dikkat edin. Tirmizî de bu. Bir hurmalık vardı. Bir cin gelir ve ondan alırdı. Bundan Peygamber sallallâhu aleyhi ve selleme yakındım.

Dikkat edin. Eyyubi el-Ensari hurmalıktan bir cin gelip hurmalıyor. Eyyubi el-Ensari bunu biliyor. Cinliği de görüyor. Cin muhabbeti açılınca rahmetli babam aklıma geliyor. Anlattım mı size babamın cin hikayesi? Babam gecezi gündüzü belli olmayan bir insan. Bir bakmışım bir buçuk ikide çıkmış gitmiş evden bizim yakın bir bahçe var. Bize öyle diyor. Bahçeye gezmeye gidiyor. Artık bahçe nasıl bir bahçe neyse bildiğimiz yer bahçe. Tabi babama nereye gidiyorsun nereye geliyorsun? Ne zaman geleceksin ne zaman gideceksin? Mümkün değil öyle bir soru. Çok canımı sıkılır bizim öyle sorulara. Babandan kalma bize miras. Kimse nereye gidiyorsun nereye geliyorsun? Ne zaman geleceksin ne zaman gideceksin?

Kimse sormayacak bize. Özbah hali. Babam da bir gece öyle gitmiş. Ondan sonra bakmış bahçenin orada bir tane koyun. Bizim orada mahallede de koyunları olanlar var. O koyunları olanlar da dedemin Allâh affetsin çobanları. Baba dedemin. çoban Sülman aga var çoban İsmi aga var çoban Hüsi aga var. Onların koyunları var. Orada da bahçeye yakın çoban Sülman aga’nın koyunları var. Demiş bizim Sülman aga’nın koyunları halde kuzusundan birisi yakalamış onu. onu Sülman aga’ya teslim edecek. Tabi Süleyman demiyorlar bunlar Sülman aga. Dedi ağaçlılar. Tabi koyun böyle tutmuş sımsıkı koyun keçi oluyor bu sefer. Keçi olunca babam diyor ki bu normal değil. Bizi anlatıyor onu. Keçiye sımsıkı tutmuş. Ulan demiş az önce meliyordun şimdi demiş keçi gibi bağırıyorsun bundan sonra.

Keçi anında babamın anlattığı genç bir kız oluyor ne olursun bırak beni diyor. Bizde Adem’den kalmak kadına karşı bir zafiyet var ya bu bir anda gaflete dalıyor bırakıyor. Babam hiç bıçaksız destersiz dolaşmaz. Sonradan aklına geliyor ulan diyor bu cinni. Ulan bunu yakalayayım da diyor her gün bana bir sarı lira getirsin. Koşuyor arkasından o da gel gel diyormuş ona. Biz de her gel gel diyene gidiyoruz ya. Adem aleyhisselamı da gel gel dedi hava gitti. tuhaf karşılamıyor mu babamın gitmesine? O giderim o gel o giderim anlıyor bunun cinni olduğunu iyice. Sövmeye başlamış yakalarsam seni diye en senden kesicem anasını avradını cinnesini de babamda meşhur böyle şey. E tabi yakalayamıyor. Babamın pişmanlığına baksa o anasını avradını bilmem ne yaptığımı cinnesini yakalasaydım her gün bir sarı lira getirirdi bana diyor.

Biz böyle dinliyoruz hayretle. o yüzden birisi kimse kimse bizi cinne falan korkutmaya çalışmasın. Cinnini kesip de veya kesmeye çalışıp her gün bir sarı lira getirticem diyen babanın oğluyum ben. Biz böyle bahçeye giderken ulan ben mi yakalasam acaba? Her gün bir sarı lira gelecek kolay bir şey mi? Biz böyle ben böyle gece beni kaldırıyorlar hadi maydanoz sulanacak diye. Ben evin ırgatıyım. Ahmet Özbör’e hiç kaldırmamı isterdir. Ben gece saat iki üç gece maydanoz sulanıyor çünkü gündüz sular akmıyor sular kesintiye uğruyor gece sulanıyor.


«Bölük Bölük Beytullâh’ı Tavâf Ederler» — Hac İbadetinin Manevî Mertebeleri

Ben kalkıyorum cinni yakalayabilirim düşüncesiyle. Yaşım 14-15. Yakalarsam ben yakalarsam kesin bir sarı lira alacağım her gün. Ama yakalayamadık. Velhasıl şimdi cinni tayfesi görünür görünmez değil. Bakın görünür görünmez değil. Bizim sonradan acaba babamın peşinden koştuğu Rapunzel miydi değil miydi? Bende bir sürü deli sorular var. Eyyüb el Ensar’ın da hurmalığı var. Hurmalıktan cinni geliyor her gün oradan hurmalıyor. Bunun üzerine peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem’e yakınıyor Eyyüb el Ensar Hazretleri. komşumuz şu anda İstanbul surlarının dibinde şehit olan Eyyüb el Ensar’ı. Git ve onu gördüğü zaman Bismillah de ve ona peygambere tabi ol diye söyle. Eyyüb el Ensar’ı böyle diyor git onu yakala, Bismillah de ve ona peygambere tabi ol diye söyle diyor.

Tebliğ ediyor cinniye. Sonra cinni yakaladı Eyyüb el Ensar’ı. Fakat bir daha gelmeyeceğini yemin etmesi üzerine bıraktı. Arkasından Eyyüb el Ensar Hazretleri peygambere sallâllâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve Resulü Ekrem ona esirini ne yaptın diye sordu. Öyleye yakaladın esir aldın ne yaptın? Ebu Eyyüb dedi ki cin bir daha gelmeyeceğine yemin etti dedi. Resulü Ekrem o cin yalan söyledi ve esasen o yalan söylemeye alışıktır dedi. Bakın buranın altını çizin. böyle cinciler mincileri, fırıkçılar, muskacılar var ya hepsi de cincilerin, cinlerin yalancısı. Çünkü cinliler yalan söylerler. Kafirlerinde öyle bir yalan vardır. Ama arada bir tane doğru söylerler. Mesela gidersiniz siz bir cinci hocanın yanına ya sudan bakar ya başka bir şeyden başlar vurmaya bir şeyle böyle.

Bir de adını söyler onun gel buraya emrediyorum sana filan. Boş muhabbet. Ona ise gelir seninle alakalı söyler şu su var, bu su var, şu oldu, bu oldu. Cinliler çünkü bin kusur sene filan 1300-1400 yıl yaşayanlar var. Mesela sahabeleri gören cinliler var şu anda. öyle yaşlı cinliler var. Ama büyük bir çoğunluğu kafirlerin hepsi de yalancıdır. Arada bir doğru söylerler. Ebu Eyüp cinni tekrar yakaladı. Babam rahmetli bak yakalayamadı ikinciyi. Ve bir daha gelmeyeceğine dair yemin etmesi üzerine onu tekrar serbest bıraktı. Sonra Ebu Eyüp Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve Resûlullâh tekrar esirine ne yaptın diye sordu. Ebu Eyüp bir daha gelmemeye ikinci kez yemin etti dedi. Ve daha sonra cini üçüncü kez yakaladı.

Ve ona dedi ki seni Resûlullâh’a götürmeden bırakmayacağım. Seni ona götürmeden bırakmayacağım dedi. Bunun üzerinde cin şu mukavelede bulundu. Ben sana bir şey söyleyeceğim. Ayet-el Kürsü’yü oku. Evin de bunu oku. Ne şeytan ne de başkası sana yaklaşamaz. Ayet-el Kürsü. Ebu Eyüp Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e tekrar geldi ve Resûlullâh Ekrem esirine ne yaptın diye sordu. Ebu Eyüp cinin söylediğini Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e bildirdi. Resûlullâh Ekrem dedi ki bu sefer doğru söylemiş fakat kendisi yalancıdır. Demek ki buradan da bir işaret var. Evinize Ayet-el Kürsü okursanız, malınızın üzerine Ayet-el Kürsü okursanız, paranızın üzerine Ayet-el Kürsü okursanız, ne cinli taifesi ne şeytan ona dokunamaz.

Şimdi bazen bunları böyle korkutmamak için susarım. Her şeyinizin üzerine Ayet-el Kürsü okuyun. Kendi üzerinize de okuyun. Sabahleyin kalktınız, namazı kıldınız, yedi tane Ayet-el Kürsü, hadiste sabit. Sağına, soluna, önüne, arkana, yukarı, aşağı, yedincisini de içine çeksen okuduktan sonra. O gün şeytanın ve cinli taifenin musallatından muhafaza olursunuz. Hadiste sabit. Sabahleyin kalktınız, namazı kıldınız, normalde zaten şeyde, namaz tespiattan önce okuyorsunuz, namaz tespiattan önce. Ama ayrıca oturacaksınız, yedi tane sağınıza, solunuza, altınıza, üstünüze şeytanın ve kafir cinlilerin musallatından muhafaza olursunuz. Koruma duası bunlar. Koruma ayetleri. Veya da bir yere gideceksiniz, muhakkak böyle sıkıntılı bir şey.

Üzerinize Ayet-el Kürsü okuyarak giden. Korunursunuz Allâh’ın izniyle. Yine, bir şey, bir şey, bir şey, bir şey, bir şey, bir şey, bu hadîs-i şerîfi Rudani’den aldım. Ama Rudani nereden nakletti? Bakmadım ona. Bu Rudani yeterli diye durdum. Tirmizî’de mi, İbni Maci’de mi, nerede geçiyor? Ona bakmadım. İbni Ebu Leyla’dan, o da babasından, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e evlerine dadanın cinler hakkında sordular. Dadanıyorlar. Evlerinizde cinlerden birini görürseniz şöyle deyin, hadîs-i şerîf, Nuh’a verdiğiniz söz hakkı için, Süleyman’a verdiğiniz söz hakkı için, Allâh aşkına ant veriyorum, eziyet vermeyin ve görünmeyin. Tekrar dönüp gelirlerse, öldürün. Demek ki cinli taifesi diyor, öldürülüyormuş mu?

Öldürülüyormuş. Bununla alakalı bir de mahkeme var. Bir böyle zatın birisi, bir hayvanı öldürüyor. Öldürünce gece mahkeme kuruluyor. Mahkeme kurulunca diyorlar ki, bu öldürülen cinliydi, sen bunu zulmederekten öldürdün. Öyle olunca, Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hadisini söylüyor. Bu hadîs söylüyor. O laat. Diyor ki, biz zararlı hayvanları öldürülmeye, Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem müsaade etti, bu da zararlı hayvan görüntüsünde geldi. O yüzden ben de bunu öldürdüm. Şerhan, ben bundan sorumlu değilim diye böyle bir vaka var. Normalde. O zaman cinli taifesi, bakın, öldürün dediğine göre, demek ki sahâbe bunu görüyor. Sahâbe bunu görüyor. Görünüyor mu cinli taifesi?

Görünüyor. Konuşuluyor mu? Evet. Ama bu büyük bir kısmının böyle konuştukları, yaptıkları, ettirdikleri şey doğru değil. Gerçekten bir cinli taifesiyle, eğer bir insan o normalde irtibata girmek istiyorsa, o normalde belli şeyleri yapması lazım, 40 gün, pehliz edecek bir şeyler okuyacak filan bir sürü şeyleri var onların, o zaman bir irtibata girebilir. Veyahut da işte, mesela belli esmaların hüldamları vardır. Onlar cinli değildir. Onlarla irtibata girmek için belli şeyler yapmak gerekir. Bir de sufilerin manevi hallerinde vardır bu. Normalde, اَمَّرُ الْاِلَيْوَ مَمُ الْهُمَ مُتْمَعِنَّ رَادِيَيَةِ geçince, 5. esmaya geçince, artık o böyle varlıklar ona tanıttırılmaya başlar. سَيْرِ سُلُوكُ وَارِسَةٍ Seyr-i Süluk’u onun 5. esmaya kadarsa göstermezler. 5. esten sonra doğru gidecekse, o normalde varlıklar ona tanıtırılır.

Böyle söylüyor mu bunları size ders olması açısından. Bilhassa Kadir geceleri bununla alakalıdır. Kadir gecesinde çünkü bütün şehadet âleminin varlıkları Beytullah’ı tavaf ederler. Onlara müsaade edilir o zaman için. Bir tek Kadir gecesinde müsaade edilir. Kadir gecesinde müsaade edildiğinden o bütün şehadet âleminin varlıkları Kadir gecesi Beytullah’ı tavaf ederler.


Hz. Muhammed Mustafâ’nın Nûrâniyeti — Yaratılışın Sırrı ve Tasavvufî Tefsîr

Bölük bölük, hepsinin başında komutanları veya padişahları, sultanları, imamları, şehirleri, adına ne dersiniz, her grubun ayrı şeyi vardır, başında bir amiri vardır, hepsinin ayrı ayrı sancağı, bayrağı var, sancaktarları var. Böyle tabiri caizse kimisi attı, kimisi yaya, Beytullah’ı tavafa gelirler. Kadir gecesi. O yüzden Ramazan’ın son 10 günü önemlidir. Son 10 günün içerisinde Kadir gecesini, manada tam hakikat olarak bu gece Kadir gecesi diyebileceğiniz gün, buna aşina olduğunuz gün. Buna aşina olduğunuz zaman o gün Kadir gecesidir. Akşam namazı vaktinde, Kadir gecesi akşam namazı vaktinde, ezan okunur, okunmaz, onlar başlarlar Beytullah’ı tavaf etmeye, ziyaret etmeye. Akşam namazı okunur, okunmaz bakın.

Akşam namazı Allâhu Ekber okundu, eğer perden açıksa bakmışsın, ondan sonra melekler, cinniler, Müslüman cinniler, bir sürü daha varlıklar Beytullah’ı tavaf etmeye başlamışlar. Bu hali 5. Esma’nın sonunda yakalarsınız. Seer-i sülükünüz varsa, bunu görürseniz size de işaret olsun. Sizin önünüz açık, nefsinizi uymayın ama. Nefsinizi uymayın. Aa benim önüm açıldı filan. Nefsinizi uymayın. Sabredin, yolunuza devam edin. Tevhazı elden bırakmayın. Görünürlermiş mi? Görünürlermiş. O yüzden normalde evet. Hazret-iPir diyor ki, insanların normalde perinin namazını işitmez. Çünkü onun sırrına yabancıdır. Yabancı olmayan ne yapar? Perinin namazını işitir mi? Evet. Onu yakalar mı? Evet. Hatta öldürün emri var.

Zarar veriyorsa onu da öldürür mü? Evet. Bu emri biliyorum ben şimdi. Örneğin, öldürün emri var mı? Var. Sana zarar vermeye kalkarsa, öldürme hakkın olur senin. Zarar vermiyor. Herhangi bir sıkıntı yok. Hiçbir cana kıyamazsın. Cinli de olsa. İsterse kafir olsun. Sana zarar vermiyor. Konuşma, irtibata girme, muhabbete girme. Görürseniz konuşmak isterler, muhabbet etmek isterler. Böyle kendilerince bilgi vermek isterler. Dalma o tarafa. Yolunu keserler senin. Sufilik yolunu keserler. Varteye düşersin. Tatlı gelir sana. Oturur. Ne oturursun sen zikrullâh yapıyon, tık gelir. Onur geliyor yanına der. Bakarsın onur kapının önünde. Örnek. Tamam ya. Söylediği doğru. Şeyhimiz yalancıdır dedi ama demek ki onun bunlar yalancı.

Benimki doğru. Nasıl yol kesiliyor bak. Aradan üç dört. Oğuna tatlı gelir. Her şeyi bırakır. Devam. La la ilâhe illallah. Tık geldi gene. Erdoğan geliyor. Tekirdağ’dan çıktı yola. La la ilâhe illallah. Lan geliyo mu ya? Selamun aleyküm aleyküm selâm. Erdoğan napıyon niye misiniz? Bursa’ya geliyodum. At telefonu ailinde. Tamam ya oldu. Erdin sen. Seyri sulhüke giden yol böyle kesilir. Adam şeyhiyle onu teyit etmeyi unutur. Oldu ya. Şunu demez. Benim şeyhim var. O söylerse ben doğruluğuna inanırım. Şeyhini seviyorsa, şeyhine aşıksa böyle söyler. Şeyhine böyle bağlı değilse oldu. Başlar devam eder. Ondan sonra gider, böyle onu gönderir o. Kalbi gevşek olana gider. Şeyh efendi iyi de bazı halleri yok ya.

Öbürkünün de kalbi gevşek ya. Aaa ne oldu ya? Ya sorma. Ravuta da şöyle şöyle oldu. Senin hakkında da böyle ha senin de durumun bu. İkisi kanka oldular. İkisi beraber uçacaklar. İkiyken üç, üçken dört oldu. Tabii. Bir bakmışsın aaa bunlar bir bayrak kaldırırlar dergahta. Nasıl ifsat etti? Böyle ifsat etti. Adamın yolunda bozar. Bir bakmışsın adam ohooo. Yedi cihanı dolaşır dedikoduyla. Bunlar tecrübe. Tecrübe. Kim sana söylüyor? Hamdolsun söyleniyor. Allâh. Bak açık açık söyle. Ben sana cevap vereyim. Hamdolsun söyleniyor. Haa iyi. İyi. Aaa söyleyen kim? Cinni. He sana söylenmiş ama cinnilerden söylenmiş yazıyormuş şimdi. Tabii sana uygun değil ya o yüzden sen cinni dedin. Hadi Allâh yolunu açık etsin senin dersini aldım.

E sonra? O cinni taifesi onun tabii ahli dengesini de bozuyor. Aaa bir bakmışsın psikiyatre gitmiş hapatıyor. Ne oldu? Gitti kafa. Ona diyor çünkü bu akşam bin tane şundan çekiyor. Tak çekiyor. Senin bir işin var olması için beş bin tane bundan çek diyor. Tak çekiyor. Koruma da yok ya. Kafa gidiyor. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Gerçi perinin namesi de bu alemdedir. Ama gönül namesi her iki sesten de yüksektir. Zira peri de insan da mahpustur. İkisi de bu bilgisizlik ve gaflet zindanındadır. İnsanlar da cinniler de bu alemde yaşıyorlar. Ama normalde bu varlık aleminde onca varlıklar yaşıyor. O varlıkların biz hayatına, lisanına yabancı olduğumuz için biz onların seslerini namelerini işitmiyoruz.

Halbuki cinler de bu alemdeki mahlukat cümlesinden oldukları cihetle bize pek yabancı olmamaları lazım. Ama normalde yine de öyle olmasına rağmen biz onları işitmiyoruz. Ama bir Peygamberin, bir Nebinin gönül namesi, bir Veli’nin gönül namesi ise bu cinnilerin, perilerin, insanların sesinden ve nefesinden ayrıdır. Bakın Peygamberler de şehadet aleminde yaşarlar, Veliler de şehadet aleminde yaşarlar. Bütün insanlar, cinniler, şeytan, diğer varlıklar hepsi de bu şehadet aleminde yaşarlar. Ama içlerinde nefesi makbul olan, nefesi makbul olan, kıymetli olan Peygamberlerin nefesi ve Peygamberlerin gönül nameleridir. İkincisi Velilerin gönül nameleridir. Sen Sufiysen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kulağını tıkarsın.

Sufiysen, üstadına kulağını hazreti Peygamber’e verir, diğerlerine kulağını tıkarsın. Sufiysen, üstadına kulağını verir, diğerlerine kulağını tıkarsın. Çünkü ancak normalde gönül namesi dinleyeceksen bu iki yerden gönül namesini dinlersin. Ama normalde Peygamberler ve Veliler, Velileri duymak ancak kalbe gelen ilham ile olur. Asıl kalbe gelen ilham ile olur. Evet, Peygamberler kendi zamanlarında hadîsleri ve Kur’ân-ı Kerîm’i veya kendilerine indirilen mukaddes kitapları okumuşlardır. Herkes kulayla onu dinler, duyar onu. Asıl ama onun manası harflerde değildir. Manası gönüldedir. O yüzden bir üstad konuşur, üstadın konuştuğu normalde gönle konuştuğudur asıl olan. Duyarsın ama gönül kulağını aç.

Gönül kulağını aç da onun gönlündeki nâmeyi dinle. Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini dinleyeceksen gönül kulağını aç, gönül kulağıyla onun kalbindeki gönlündeki nâmeyi dinle. Asıl dinlenecek olan yer orasıdır. Çünkü normalde diğer insanlar ve mahlukat sınırlıdır. Peygamberler sınırlı değildir. Hz. Muhammed Mustafa sınırlı değildir. O sadece şehadet âleminin içinde dolaşmaz. Büyük veliler, büyük pir efendiler şehadet âlemin içinde dolaşmazlar. Bir tek orası değildir mekanları. O yüzden bu manada sınırı tam net açık olan, sınırsızlık noktasına yakın olan Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Biz onu Allâh’la eşdeğerde tutmamak için sınırsızlığa yakın deriz.

Çünkü varlığın tamamı onun kendi nuraniyetinden yaratılmıştır. Hâlâ da onun nuraniyetinden yaratılır.


«Mübârek Yazmış Atmış Kenara» — Velîlerin Te’lîfâtı ve Modern İhmâl Eleştirisi

O yüzden Hz. Muhammed Mustafa bu manada nuraniyet noktasında varlığın içerisinde varlığın tamamını kaplar. Böyle olunca zamanın kutupları da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir alt derecesinde olup, onlar da normalde Hz. Muhammed Mustafa gibi olmasa da onlar da bir sınırla tabi tutulmazlar. En azından şehadet âlemin sınırına tabi tutulmazlar. O yüzden geri kalan hepsinde insanın da sınırı vardır. İnsan mesela eğer ki o veliler sınıfında değilse o şehadet âlemiyle sınırlıdır. Şehadet âleminin dışına çıkamaz. Ancak zamanın kutupları şehadet âleminin dışına çıkar. Çıkmaya müsaade edilir onlarla. Cinni taifesi şehadet âleminin dışına da çıkamaz. Onlar tam hapustur. Bakın bütün yaratılmış olan varlıkların hepsi de tabiri caizse hapistir.

Hepsi de hapis hayatı yaşar. Kendi sınırlarının dışına çıkamaz. Bir melek kendi sınırının dışına çıkamaz. Büyük melekler de olsa onlar kendi sınırlarının dışına çıkamaz. Örnek Cebrâîl aleyhisselâm’dır. Miraç hadisesinde belli bir sınıra kadar gitmiştir. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve selleme demiştir ki Ya Resulallah bundan sonra sen kendin gideceksin bu yolu. Benim sınırım buraya kadar. Bakın Cebrâîl aleyhisselamın sınırı melekut âleminin en yüce noktasıdır ki onun da sınırı oradadır. Melekut âleminin. O zaman Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şehadet âleminden çıkıp melekut âlemini de geçmiştir. Melekut âleminin son sınırı olan Cebrâîl aleyhisselamın oraya kadar gitmiş.

Oradan da melekut âleminin ötesine. Melekut âleminin ötesine geçmiştir. Bu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sınırının olmadığını gösterir. Bu manada. melekutun da üstünde bir haldir. Bunu kitaplarda okuyamazsınız. Bu seri sulik ilmi bu. Kitab-ı ilim değil bu. O yazılılardan değil. Bu ancak Hz. Muhammed Mustafa’da fena olanların ulaşacağı bir ilimdir. Başkasının ilmi değildir o. O yüzden insanların tamamı sınırlıdır. Şehadet âlemiyle sınırlıdır. Ölümü de sınırlıdır. Kabri de sınırlıdır. Kabir hayatı da sınırlıdır. Dünya hayatı da sınırlıdır. Mana olarak da sınırlıdır. Mana olarak da sınırlıdır. O sınırı geçemez. Ancak zamanın kutupları geçer o sınırı. Başkası değil.

O yüzden Hz. Piri diyor ki o sınır hepsi de hapistir. Mapustur diyor. Bakın dikkat edin. Mapustur diyor. Bunu Hz. Bunu idrak eden zamanın kutbudur ancak. Hz. Piri bunu koymuş ve bu sınırı açın bütün bakın hiçbirisine bakmadım. Bütün mesnevî şarihlerine bakın. Hiçbirisi de bunu böyle şerh edemez. Biraz şatatvari oluyor ama neden? Çünkü seyri sulukları yok. Seyri sulukları olmuş olsaydı başka türlü edebilirlerdi. Bakın gidin açın bakın. Kaçıncı beytmiş? 120, 121, 122. 121, 122, 123. Hepsi mapustur. Bütün insanlar mapustur şehadet aleminin içinde. Peygamberler hariç. Zamanın büyük velileri kutupları hariç. Geçmiş veliler kutupları da hariç. Evet mapustur. Mapus olduklarına dair Âyet-i Kerîme’yi söylüyor şimdi Cenab-ı Pir.

Rahman Suresinden Ya Maşeral Cin Ayetini oku. Tenfüzu tes tatîunun manasını iyice bil. Rahman Sûresi âyet 33. Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yerin çevresinden çıkabilirseniz çıkın. Siz buradan çıkamazsınız. Ancak büyük bir kuvvetle çıkabilirsiniz. Cinliler ve insanlar topluluğu. Siz göklerin ve yerin çevresinden çıkabilirsiniz çıkın. Hadi çıkın. Hadi şehadet aleminden dışarı çıkın. Cenâb-ı Hak tabiri caizse şatat yapıyor. Hadi diyor madem siz ilahlınız var neyseniz neyseniz tanrılığınız var. Uçuyorsunuz kaçıyorsunuz. Dünyaları siz yaratıyorsunuz. Küçük dağları siz deviriyorsunuz. Basit bir şey. Hadi diyor benim bu çizdiğim sınırdan dışarı çıkın. Çıkamazsınız. Ya kim çıkarmış? Ancak büyük bir kuvvetle çıkabilirsiniz.

Büyük bir kuvvet kim? Allâh. Kimi çıkardı? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i çıkardı. Ve velilerini mürşidlerini çıkardı. Sebep? Sebep neden çıkardı? Hazinesini gösterdi. Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğinin yüceliğini gösterdi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüceliğini kendi velilerine kendi dostlarına gösterdi. Dedi ki ey velilerim, ey dostlarım, ey benim has kullarım. Muhammed Mustafa’yı ben böyle sevdim. Ona sınır koymadım. Ona sınır koymadım. O şehadet alemini de, melekut alemini de geçti. Lef-i muhafuzu da geçti. Kürsü’ü de geçti. Kalemi de geçti. Hepsini de geçti. Bizce meçhul, aklımızın alamayacağı bir hale büründü. İki yay arası kadar. Mesafeye geldi.

İki yay arası kadar. Burayı da bilmiyoruz ne olduğunu. Ama biz şuna iman ediyoruz. Cenâb-ı Hak, peygamberini miras da öyle bir hale soktu. Öyle bir şey yaşattı. Hiç varlık olarak, hiç kimsenin, hiçbir şeyin erişemeyeceği bir noktaya getirdi onu. İki yay mesafesi kadar kendine yaklaştırdı. Bu ne demek? Varlığın tamamı etle, varlığın tamamı etle bütün varlığın üzerine geçirdi. Üzerine getirdi. Ben o yüzden diyorum sınırsızlığa yakın. Sınırsız dersem Allâh’la iş derdi suçamak. Haşa. Ama bu manada gönül olarak Allâh’a hiçbir şeyin geçmesi mümkün değil. Ama desem ki böyle sınırsızlık noktasında böyle atbaşı derler ya, böyle desem ki Allâh Resûlü bir adım geride. Biz bir adım bile çok onda. Özür dilerim.

Rabbim beni affetsin. Bir an diyelim. Kün diyecek kadar bir an. Çünkü varlık tamamı etle onu nuraniyetin üzerinde yürüyor. Öyle olunca biz böyle bir gün, bir saat, on dakika, on saniye, bir saniye uzun. Uzun. Çünkü varlık hala da onu nuraniyetin üzerinde yürümüyor. Biz öyle bir peygamber ümmetiyiz. Cenâb-ı Hak diyor ki hadi nereye çıkabiliyorsanız çıkın. Çıkamazsınız. Mahpusunuz ancak diyor büyük bir kuvvetle siz çıkabilirsiniz. O da kim? Allâh. En büyük kuvvet o. El kuvvet olan O’dur. Onun haricinde çıkmaları mümkün değil. Mahpus. Rabbim bizi kendi dairesinde bizim insani dairede hür olanlardan eylesin. Haklarınızı helal edin. Biraz gecikiyoruz böyle kendimizce. O yüzden de hakkınızı helal edin. 1925. beytten önümüzdeki hafta devam edeceğiz.

Biraz da böyle işin doğrusu bazı bu beytleri ben şerh etmekte miyim de okuma noktasında böyle nasıl dile getiririz.


«Gerçek Seven Yediğinden Yedirir» — Sevgi-Eylem Birliği; Hz. Peygamber Sevgisinin Tatbîki

Çünkü mübarek yazmış atmış kenara oraya. arkadan gelenler patinaç çeksin diye yapmaz muhakkak. Ama sırrı konuşmuş. o sırrı açmayı da anlayanlara bırakmış herhalde. Biz de anladığımızı söylemiyoruz. Allâh bizi affetsin. Anlamaya çalışıyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz anlayabildiklerimizi. Rabbim cümlemizi affetsin. Hakkınızı helal edin. El Fâtihâ. Âmîn. Selamun Aleykum. Âmîn. Soru alamıyoruz. Burada hakkınızı helal edin. Vakit olarak sıkıntımız var saat on buçuk. Senin soracağın da kısa değildir gene. Sor hadi. Bunu üstadımıza sorulmuş olsaydı üstadımız şöyle derdi. Ona örnek verirdi. Hazreti Ömer Radıllahu Anni Hazretleriyle Peygamber Salallahu Aleyhi Vessellem Hazretleri karşılaşıyor ya. Diyor ki ya Ömer ben kısaca geçeyim.

Ya Ömer beni nasıl seversin diyor. Ona diyor ki karımdan, eşimden, anamdan, babamdan, çolumdan, çocuğumdan, malımdan fazla severim olmadı ya Ömer. Kemal’i ermemişsin diyor. Ondan sonra birer adım ayrılıyorlar. Hazreti Ömer Efendimiz dönüyor geriye. Seni nefsimden de fazla severim ya Resulallah deyince iste şimdi kemal’i erdin diyor. Bizim yolumuz sevginin üzerine kuruludur. O yüzden eskiler şeddar yolu derler. aşırı sevme. Bizim yolumuz aşırı sevmenin üzerine kuruludur. O yüzden bir kimse Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerini ve üstadını sever ve itaat ederse evet o zaman gönülden çıkan nameleri dinler. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Selamun aleyküm hakkınızı helal edin.

Böyle de söylemek istemiyoruz. Şundan dolayı sanki böyle birisi öyle dediydi. Şeyh Efendi için. Ya kendisini sevdirmeye çalışıyor dedi. Ben de dedim ki sen öyle anladın bak dedim. O dedim kendisini söylemiyor dedim aslında. Bu hangi mürşid-i kâmil olursa olsun sen ancak böyle seversen bu olur. Hazreti Ömer Efendimiz’den örnekleyerekten söylüyor. Ve atı diyor ya bir sahâbe den bir kimse cennette beraber olamamaktan korkuyorum. Öyle deyince bak ona çok ibadet et demiyor. Kişi sevdiğiyle diyor. Sevdiğiyle. O yüzden kişi sevdiğiyle der. Seviyorsa sevdiğiyle ise o zaman onun yaşadığını sevdiğiyle berabersin. O nereye giderse sen de gidecek misin onunla beraber? Sevmek öyle bir şey çünkü. Sen onu sevdin o seni sevdi.

Seven sevilir çünkü. Seven sevilir. Sevdi o zaman sevilecek. Sevilince o zaman bizde bir ateş sözü var ya anca beraber kanca beraber diyor değil mi? O zaman nereye giderse beraber gidecek mi? Gidecek seviyon sen takılmışsın onun peşine. O nereye gidiyor sen de oraya gidiyorsun. Daha doğrusu o götürüyor seni. Tutmuş elinden o nereye gidiyorsa sen oraya gideceksin. O ne yiyorsa ondan yiyeceksin. Sevmek öyle bir şey ya. Şimdi gerçek seven yedinden yedirir, içtinden içirir, giydinden giydirir doğru mu? O zaman kimi sevdin? Hazreti Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Çok sevdin her şeyden fazla sevdin. Yedinden yedirecek mi? İçtinden içirecek mi? Gittiği yere de seni götürecek mi?


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1920. Beyt — İnsan-Hayvan Ayrımı: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1920. beyit civarı; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi; «insan-hayvan ayrımı» — Tîn 95/4 (en güzel sûrette); Hicr 15/29 (rûhumdan üfledim); A’râf 7/179 (hayvândan da aşağı); modern okuma — Bediuzzaman, Sözler 23. Söz.
  • Cin ve Manevî Etkilenmeler: Cin sûresi (72/1-28); A’râf 7/27; Cin’in evlerde tasallut etmesi — Buhârî, Edeb 122 (6259); Müslim, Selâm 91 (2225); «cinden korunma» — Felâk 113/4-5; Nâs 114/4-6; Ayetü’l-Kürsî (Bakara 2/255); modern cin tartışması — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «cin yakalama» tâbiri — sufî tâbiri.
  • Beytullâh’ı Tavâf ve Hac İbadeti: Hac âyetleri — Bakara 2/196-203; Âl-i İmrân 3/96-97; Hac 22/26-37; «her ümmet’e tavâf» — Hac 22/29; Beytullâh’ın yedi tavâfı — Buhârî, Hac 56-77; Müslim, Hac 121-127 (1218); Hac’ın manevî mertebeleri — Mevlânâ, Mesnevî; sufî tasvîri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern Hac âdâbı — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hz. Muhammed’in Nûrâniyeti (Hakîkat-ı Muhammediyye): Hz. Muhammed’in nûrânî yaratılışı — Ahzâb 33/45-46 («sirâcen münîrâ»); Ahkâf 46/29; «Nûr-i Muhammedî» — Hadîs «evvelü mâ halekallâhu nûrî» — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/265; «Hakîkat-ı Muhammediyye» — İbn Arabî, Fütûhât 2/170; Sühreverdî-i Maktûl, Hikmetü’l-İşrâk; «Allâh nûrundan ilk nûr Muhammed’in nûrudur» — Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ; modern okuma — Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb.
  • Velîlerin Te’lîfâtı ve Modern İhmâl: «kütüb-i sûfiyye»nin önemi — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; modern Müslüman okuma kıtlığı — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; «mübârek yazmış atmış kenara» — sufî kitapların ihmâli — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; «velîlerin eserlerinden alınacak ilim» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Gerçek Seven Yediğinden Yedirir» — Sevgi-Eylem Birliği: «el-mer’ü mea men ahabbe» — Buhârî, Edeb 96 (6168); Müslim, Birr 165 (2640); «gerçek sevgi tatbîk ile sâbit» — Bakara 2/177; «yâ Eyyühe’llezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn?» (Saff 61/2-3); «sevdiğinden yedirme» — İnsân 76/8-9; Hadîs «en büyük cömertlik vermektir» — Tirmizî, Birr 47 (1969); «Hz. Peygamber sevgisi» — Tirmizî, Menâkıb 8 (3733); Müslim, Îmân 70-71 (44); «sevgi-eylem ayrılmaz» — Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema (riyâ).
  • Karabaş Silsilesi ve Hz. Peygamber Sevgisi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş Hz. Peygamber sevgisi tedrîsi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Kalb, Şeyh, Silsile, Muhabbet, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı